Moral bozukluğu yalnızca futbolda değil medyada da hissediliyor

28
Reklam

İkinci yarı öncesinde aradığım yakınım, penaltı kararı ve 3-0 sonrasında maçı izlemeyi bıraktığını söyledi. Morali bozulmuş. Eminim Amsterdam’da yapılan Hollanda-Türkiye milli maçını pek çok seyirci, aynı gerekçeyle, henüz sona ermemişken izlemekten vazgeçmiştir.

Maç 6-1 gibi büyükçe bir hezimetle sona erdi.

Dünya kupası yolunda iyi bir noktada olmaktan uzaklaştık. Elenmenin arefesindeyiz.

Avrupa kupasında olduğu gibi…

Fatura teknik direktöre çıkartılıyor. Vaktiyle -2002’de- Türkiye’ye dünya üçüncülüğü, son yıllarda teknik direktörlüğünü yaptığı takıma süper lig birincilikleri yaşatmış Şenol Güneş’in istifası isteniyor.

Sorunumuz onun istifasıyla bitmiş olacak mı?

O halde şu soruları sorabilirim: Neden mahalle takımlarına kadar hemen her takım sahaya yarıdan fazlası yabancı oyuncularla çıkıyor? Süper lig takımlarından ilk 11’de tek Türk oyuncu bulunmadan sahaya çıkanlara ne diyeceğiz?

Bu sorular futbolda ciddi bir kaynak sorunumuz bulunduğunu vurgulamak için…

Reklam

Voleybol ve basketbolda elde edilen başarılar bize bunu düşündürmeliydi. Bu iki spor alanındaki oyuncular nedeni irdelenmeyi hak edecek kadar moralli.

Futboldaki sorun ise teknik direktör değiştirmekle ortadan kalkmayacak kadar ciddi.

Sahaya çoğu Avrupa liglerinde forma giyen oyuncuları çıkarıyoruz, onlar da ellerinden geleni yapmaya çabalıyorlar; ancak karşılarına kendileri kadar güçlü oyunculara sahip moralli bir takım çıktığında -dün akşam olduğu gibi- dökülüyorlar. Daha güçsüz takımlar karşısında bile zorlanılıyor.

Günümüzde futbol pahalı ayaklar tarafından keyif alarak oynandığında izleyene de keyif veriyor. Alınan skordan rahatsızlık duyulmasının en önemli sebebi de, bizim oyuncularda sahaya da yansıdığı için hemen sezilen keyif azlığı. Oyuncularımız sahada kendileri keyiflenemediği için oynadıkları futbol izleyenlere de keyif veremiyor.

Sorunun temelinde oyuncuların moralsizliğinin yattığı belli.

Hollanda takımı, maç sonu açıklamalarından da öğreniyoruz, sahaya bu sonucu almak üzere çıktı ve her attıkları golle yaşadıkları keyif yeni gollere zemin hazırlamış oldu.

Ülkemizdeki kasvetli hava herkes gibi futbolcuları da etkiliyor besbelli.

Bir ay sonra -8 Ekim günü- Norveç’le Türkiye’de yapılacak milli maç için moral depolamanın yolu aranmalı.

Reklam

ΩΩΩΩ

İktidar medyasından ufaktan sıyrılmaya çalışanlar var

İktidarlar için yolun sonuna yaklaşıldığını ölçmenin birden fazla yolu var. Bizde bu konuda sağlam bir kanaate en kestirmeden varmanın yolu, medyaya bakmak… 

Görevleri ‘iktidarın her yaptığını doğru kabul edip yazı ve yorumlarla onları desteklemek’ olarak tanımlanmış medya mensupları, bu tanıma aykırı tavır sergilemeye başladıklarında, ‘zil çaldı’ diyebiliyoruz.

Zil güçlü biçimde çalmaya başladı.

Medyamız, biliyoruz, büyük çapta iktidarla senkronize yayın yapıyor. Bunu sağlamak üzere satmayan gazeteler ve izlenmeyen kanallar için milyonlarca liralık kaynak feda ediliyor. Hemen her alanda öne çıkartılan ‘tekli’ yapı medyada ‘tek seslilik’ olarak kendini belli ediyor. Her kafadan aynı ses çıkarsa bunun kitleleri etkileyeceğine inanılıyor.

Şimdilerde aykırı sesler çıkmaya başladı tek sesli olması beklenen medyadan…

Şu satırlar bugün en iktidar yanlısı medya grubunun gazetesindeki en muteber sayılan bir kalemin köşesinde karşıma çıktı: “Ben de AK Parti medyası gibi CHP’yi her gün yerin dibine batırmasını, amaçsızca dümdüz yermesini bilirim ama bunun faydası yok…”

Dikkat edilirse, yazar, kendisini -ve tabii gazetesini de- ‘AK Parti medyası’ dediği grubun dışında tutuyor. Dahası, ‘AK parti medyası’ diye yaftalandırdığı gazeteler ile TV kanallarını ‘her gün CHP’yi yerin dibine batırmak ve amaçsızca dümdüz yermek’ ile suçluyor.

Oysa o gazeteyi izleyenler, bunu yazanın da şimdiye kadar hemen her gün tam da suçladığı türden yazılarla okur ve izleyici karşısına çıktığını biliyor.

Neden böyle yapıyor?

Aslında bu sorunun cevabı yazının bütününden çıkartılabiliyor. 

Medya, yanlış kullanıldığında, daha doğrusu kendisinden beklenen mesleki etik sınırları dışına taşması teşvik ve tahrik edildiğinde, bunu yapanların beklediğinin tam tersine sonuçlara yol açan bir uğraş dalı.

‘AKP medyası’ diye bilinenler bugün en büyük zararı AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na vermeye başladı. Ara sıra manşetlerine ve köşelerine göz atanlar, birkaç dakikalığına da olsa ekranlarına takılanlar, oralarda karşılarına çıkanlar yüzünden iktidara bakışlarında değişim yaşıyorlar.

Bu durum bir yandan çoğu iktidar yanlısı olan medyayı güvenilirlik skalasında en aşağılara yerleştirdiği gibi, bir yandan da okur ve izleyicilerin kanaatlerini olumsuz etkiliyor. Ortaya çıkan tablodan, ‘medya mensubu’ olarak onun içerisinde görünenler de nasibini alıyor.

Araya mesafe koymaya çalışarak kendilerini o tablo içerisinde görünmekten kurtarmaya çalışanlar çıkmaya başlaması bu sebeple sürpriz değil.

İktidar cephesi için sürpriz olabilir ama…

Mesleklerini evrensel ölçülerde sürdürmeye çalışanları meslek dışına itmekten zevk alıp üstelik o duruma düşürdüklerini ‘medeni ölü’ ilan edenlerin şimdilerde sergilemekte oldukları telaşı zevkle izliyorum.

O kervana şimdilik -benim takip edebildiğim gazetelerde- bu kişi katıldı.

Arkası gelecektir.

ΩΩΩΩΩ

Reklam

28 YORUMLAR

  1. “H. Gayret
    9 Eylül 2021 At 01:56
    Yorumunuz onaylanmayı bekliyor
    Baran, sayın korunun gıyabında ahmet bey münasebetsiz bir şekilde soruyor:
    “gül şu an yonetimde olsaydı aynı yazıları yazarmiydi.” diye…
    Yine sen de sayın yazar hakkında “Ne şiş yansın ne kebap türü yazılar.” yazıyor diyerek aynı seviyede(ya da seviyesizlikte!) bir ithamda bulunup;
    “Benim şahitliğim böyle.” demişsin!
    Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda görüyorum;
    her halükarda yaşça ve donanım/bilgi birikim yönünden sizlerden katbekat üstün seviyedeki bir entellektüele böylesine pişkince ve arsızca sataşmak en azından ayıptır, saygısızlıktır!
    Sayın yazar kimsenin uşağı da değildir, avukatı da…
    Kendi zaviyesinden kendi gündemini yazmaktadır, kendisine değilse de emeğine bari saygı duyalım!
    Ahmetin sorunsalına gelecek olursak:
    “gül şu an yonetimde olsaydı aynı yazıları yazarmiydi.”
    Niye yazsın ki?
    Yazmasına gerek kalır mıydı?
    O zaman yazabileceği şeyleri de şimdi yazmıyordur, noolmuş???
    Sayın yazar ne der bilmem ama bence kendisine bir özür borçlusunuz!
    Yoksa beğenmediğiniz yazılarını okumazsınız olur biter…”

  2. “HAYRETİ MÛCİP
    8 Eylül 2021 At 09:25
    Maşallah Fehmi Beye yakışmıyor da hep size yakışıyor Ahmet Bey !”
    Mucib bey, bırakın da ahmet beyin bu türden incilerine baran arkadaş pay biçe dursun;
    siz asıl matrakçıbaşının rakılı eşekli paşalı fıkrasına ne diyorsunuz?
    Sayın ali namlu eminim çok beğenmiştir ama benim için bu konuda asıl sizin ve enderin görüşleri önemli:))))

  3. Ahmed bey “Halk bir çok bilet kesti, biletlerini yolculara teker teker gönderiyor. Yolculuk başladı biletini alanlara hayırlı yolculuklar……” buyurmuşsunuz, elhak öyledir!
    Yalnız “kaptan” yine aynı galiba, değişen bişey olmaz yani, ne dersin?
    Haa bir de;
    yirmi yıldır durakta gözü yaşlı bekleşen zevat da yine aynı kalacak gibi görünüyor:)))

    • Yolcu kalmayınca kaptan da aracını terketmek zorunda kalır.
      Durakta uzun zamandır bekleyenler treni çoktan kaçırdılar artık durağa yeni katılanlar dikkat çekmektedir.
      Ortam sanki 2000 binli yılları andırıyor.
      Hiç kimsenin beklemediği Sürpriz bir çıkış mutlaka olacaktır.

  4. İktidarın irtifa kaybettiği, destek medyasından anlaşılıyor. Akrasifleşmeler, kızgınlıklar, yön değiştirenler baya önceden hissediliyordu ama son zamanlarda çok bariz bir şekilde görülebiliyor. Sürekli izlediğim tartışma programlarında, son zamanlarda katılımcıların hal ve hareketlerinden gayet açık bir şekilde öfkeli oldukları ve çok çabuk sinirlendikleri görülüyor, halbu ki daha önceleri tam tersi bir görünüm vardı. Bizim bazı siyasetçilerimiz ve medyamız rüzgara göre çok çabuk yön değiştirebiliyor. Artık rüzgarın tersten estiğini hissedenler çark etmeye başladı. Rüzgarın yönü belli olunca ilk onlar ilk safta yer almak için büyük çaba harcayacaklardır.
    İktidar da bu çözülmeyi önlemek için medya düzenlemesine gidiyor. Bu düzenleme mutlaka ters etki yaratacaktır. Bazıları bavulunu çoktan toplamaya başlamış görünüyor, bazıları da toplamaya devam ediyor. Halk bir çok bilet kesti, biletlerini yolculara teker teker gönderiyor. Yolculuk başladı biletini alanlara hayırlı yolculuklar……

  5. SAYFA NUMARASI DA MI?
    Birileri bir kitap yazmış!!!
    Ülkesini hukuksuzluk girdabına sokup, felakete sürükleyen, tarihi bir şahsın yazdığı kitap üzerine eleştirmenler “kitapta tek doru sayfa numaraları” değerlendirmesinde bulunmuşlardı.
    Eleştirmenlere naçizane tavsiyem, sayfa numaralarına da dikkat etmeleri.

  6. FUTBOL ALEMİNİN ÜLKE İÇİ SOSYOLOJİK DURUMLA İLGİSİ
    ÇOK ZAYIFTIR. TOPLUM FUTBOL İÇİ REALİTEYİ BİLEMEZ GÖREMEZ. FUTBOL İNSANLARI TOPLUMDA AYRIŞIR EKONOMİK SOSYOLOJİK VE HATA SİYASİ DURUMLARI ALGILAMAZ

    • Bu düşünce bana çok makul göründü, eğer futbolcular siyasetten etkileniyorsa pozitif etkileniyorlardir mutlaka. Hele de milli takım oyuncuları, yerli ve milli söylemi onları uçurumaya yeter.

  7. YARISI MI?
    Daha önce açıklanan Orta Vadeli Planda(OVP) 2023 hedefi olarak;
    – İhracat 500 milyar dolar,
    – Kişi başına milli gelir 25.000 dolar idi.
    Geçen gün açıklanan yeninin de yenisi, ultra, mega yeni, yani en yeni OVP de 2023 hedefi olarak;
    – İhracat 242 milyar dolar,
    – Kişi başına milli gelir 10.713 dolar olarak revize edilmiş.
    Daha önceki sallamasyonun, pardon hedefin yarısı bile değil.
    Trol kardeşlerim! Yoksa ben mi yanlış hesapladım?
    Yumurtanın sarısı gitti hedefin yarısı.
    Tabii ki, yeni hedefler de revizeye muhtaç.
    Yani yersen.

    • Zafer havaalanındaki garanti ve gerçekleşmelere göre, yarısının da altı, hedefi 12den vurma bile sayılır.
      Tabii ki, olmayacak iş, ama gerçekleşir ise.

    • Sevgili YK, burada herkes özgürce düşüncesini yazıyor. Çoğu zaman yönetimi desteklediğim için laf bana da geliyor diye düşünüyorum.
      500 milyar hedefi 15 temmuzdan önce idi ve o HAIN darbe çok şey kaybettirdi.
      Hedef belirlersin tutar veya yaklaşırsın 15 Temmuz pandemi bunlar mücbir sebep durumları .

  8. Bu gün günlerden ne
    iktidarın değişmesine ne kadar kaldı
    peki medeni ölüler dirilecek hürriyetin yayın yönetmeni olacak mı
    yoksa 2001 öncesi, 1980 öncesi veya 1970 yıllarına geri mi döneceğiz.
    Ben söyleyeyim, emin olun o yılları mumla arayacağız.
    Milli takım yenildi= ak parti kötü ise veleybol takımları başarılı yahut olimpiyat takımları madalya sayısında cumhuriyet rekorunu kırdı ak parti iyi diyebilir miyiz. Bu espri ile ak partinin yerine geleceklerin en akıllısının mantığını size göstermeye çalışıyorum. Başınıza geleceklere hazır olun.

  9. BENİM ADAYIM başlıklı evvelsi günkü yazımı bu sitede paylaşmıştım.
    Yazımda Erdoğan Cumhurbaşkanı adayı olmadığı taktirde Diyanet reisini aday olarak önermiştim.
    Sözcü gazetesinden Deniz ZEYREK in bugünkü yazısının başlığı “Ali Erbaş Cumhurbaşkanı mı olmak istiyor?”
    Benim yazımdaki en önemli gerekçelerlerden biri Diyanet reisinin kendi alanı dışında sosyal medya düzenlemelerine varıncaya iktidarın işine yarayacak şekilde görüşler bildirmesi idi.
    Ne diyelim?
    Aklın yolu bir.

      • Fehmi Koru gibi saraydan bilgi alabilen ve insanların rencide olması bir yana alınganlığa neden olmamaları konusunda aşırı hassas biri bile “emanetçi” tavsiyesinde bulunuyor ise;
        – Bu iş bitmiştir.
        – Uzatmanın uzatmaları oynanıyordur.

  10. Toplum için huzur şerbetteki şeker gibidir;yayılan huzur genel ahengi tesis eder ve her alanda etkisini gösterir.

    Toplumdaki moral bozukluğunun her alanı etkilediği gibi futbola da yansıdığını uzun zamandır ben de düşünüyorum. Çok değil daha beş altı ay öncesine kadar aynı A milli futbol takımına övgüler düzüyorduk. Son dünya şampiyonu Fransa’yı uzun zaman sonra yenen ilk takım olduğumuz gibi,o maçın rövanşında da yenilmemiş ve Avrupa kupası finallerine zorlanmadan katılmıştık,takım güzel de oynuyordu. Aynı takım dün 6 gol yediği Hollanda’ya 4 gol birden atmış,Norveç gibi güçlü bir takımı sahasında 3-0 yenmişti. O tarihten sonra ise sürekli bir geriye gidiş var. Her şeyden öte takım oynamıyor,irtibatlar kopuk,mücadele azmi,hırsı,oyun sevgisi görünmüyor. Şenol Güneş’in 2002’deki takımı,birkaç sene öncesi Beşiktaş’taki kurduğu takım saat gibi tıkır tıkır işliyordu. İş kesinlikle moral ile alakalı…Çok uzun yıllar önce okuduğum bir kişisel gelişim kitabının yazarı verdiği çokça örnekten birisi olarak da NBA’da Boston Celtics’in daha zayıf kadroyla şampiyon olduğu bir seneyi oyunculara yüklenen inanç aşılamasına bağlıyordu;diyordu ki takıma verilen inanç hırsı oyuncuların performansını daha en başta yüzde kırk yukarıya taşır ve başarıyı getirir.

    Bir konu da şu;sporda bile bir başarı olduğunda siyasiler hemen ondan nemalanmaya çalışıyor, görüntü karesinin içine kendilerini sokuyorlar. Belki bu bile takımı olumsuz etkileyen, huzursuzlandıran bir faktör,bırakın oyuncu oyunuyla baş başa kalsın…

    Son zamanlarda iyiden iyiye kendini göstermeye başladı ki,siyasetin uzantısı olan türlü aksaklıklardan kaynaklı içe atılan huzursuzluk gitgide toplumun geneline yayılıyor;hayatın her alanının huzursuzluk etkileşiminden uzak kalması da mümkün değil. Toplumun huzura ve o huzuru tesis edecek kadrolara ihtiyacı var. Bunun sağlanması için de toplumun en başta tüm siyasi partiler olmak üzere kendisiyle dürüstçe hesaplaşıp,arınmaya ve temizlenmeye ihtiyacı var. Toplumun,insanını ayırt etmeden,ötekileştirmeden,art niyetsiz olarak hepsini kabullenip,sevgi ve hoşgörü ikliminde onları birleştirme gayreti gösterme niyetini taşıyan siyasetçi değişimine ihtiyacı var…

    Başta söylediğimi bir daha tekrar edeyim:Toplum için huzur şerbetteki şeker gibidir,yayılan huzur toplumun genel ahengini tesis eder ve her alanda etkisini gösterir. Toplumun huzur ahengi sağlansın,dün yenilen milli takımın aynı kadroyla çok büyük başarılara imza atacağından ben bir kuşku duymuyorum.

  11. Gelin bizde bugün CHP’yi.. yerin dibine batıralım, yerden yere vuralım, hatta kimin CB adayı olamayacağını bile..
    K.K. aday olmazsa CHP de neler olacağını herkes söylüyor zaten. Bizde,
    Aday gösterilmeyecekleri sıralayalım: Muharrem İnce, Sarıgül, Livaneli, Cem uzan zaten olamaz, Ekmeleddin, Çiller, daha kimleer kimler.😊
    Bu demektir ki, bunun dışındakiler! 🤔🤔🤔
    Ha birde medeni ölüler! Varmış. Medyadaymış!
    Araştıralım bakiimm..
    Siyasette ki medeni ölüler kimler?

  12. Sn Koruya şunu sormak lazım acaba arkadaşı gül şu an yonetimde olsaydı yani TaC a cikmamis veya çıkarılmamış olsaydı aynı yazıları yazarmiydi.
    Bu düşünmek lazim.

    • Bence kesinlikle yazmazdı, ak partililerin yaptığı gibi tevil ile durumu kurtaran yazılar yazardı ki; hali hazirda tüm yaptığı da bundan ibaret zaten. Ne şiş yansın ne kebap türü yazılar. Buna rağmen hem şişi hem de kebabı yaktığı çok olmuştur üstadın. Benim şahitliğim böyle.

      • Baran, sayın korunun gıyabında ahmet bey münasebetsiz bir şekilde soruyor:
        “gül şu an yonetimde olsaydı aynı yazıları yazarmiydi.” diye…
        Yine sen de sayın yazar hakkında “Ne şiş yansın ne kebap türü yazılar.” yazıyor diyerek aynı seviyede(ya da seviyesizlikte!) bir ithamda bulunup;
        “Benim şahitliğim böyle.” demişsin!
        Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda görüyorum;
        her halükarda yaşça ve donanım/bilgi birikim yönünden sizlerden katbekat üstün seviyedeki bir entellektüele böylesine pişkince ve arsızca sataşmak en azından ayıptır, saygısızlıktır!
        Sayın yazar kimsenin uşağı da değildir, avukatı da…
        Kendi zaviyesinden kendi gündemini yazmaktadır, kendisine değilse de emeğine bari saygı duyalım!
        Ahmetin sorunsalına gelecek olursak:
        “gül şu an yonetimde olsaydı aynı yazıları yazarmiydi.”
        Niye yazsın ki?
        Yazmasına gerek kalır mıydı?
        O zaman yazabileceği şeyleri de şimdi yazmıyordur, noolmuş???
        niye yazsın ki?
        Sayın yazar ne der bilmem ama bence kendisine bir özür borçlusunuz!
        Yoksa beğenmediğiniz yazılarını okumazsınız olur biter…

  13. Çankaya’daki bir akşam sofrasında , yemeğin sonlarına doğru içkinin yarar ve zararı hakkında bir tartışma çıkmış , uzadıkça uzamış.
    Durumu sessizce izleyen Atatürk , nihayet tartışmayı bitirmek için müdahil olmuş ve şöyle bir soru ortaya atmış ,
    – Arkadaşlar , önüne bir kova içki ve bir kova su konan eşek hangisini içer ?
    Haliyle herkes ‘suyu içer ‘ diye cevap vermiş .
    Atatürk ‘Peki neden suyu içer ‘ diye sorusunu devam ettirince yine bir tartışma başlamış , her kafadan bir ses çıkıyor , bir türlü sonu gelmiyor !
    Atatürk yine araya girmiş ve kendi cevabını vermiş,
    – Eşekliğinden içer !
    Bu anektodun Dikmen sırtlarında devam eden ve daha da enteresan olan bölümü de var , onu daha sonra yine bir vesileyle anlatırız .
    Dün akşamki milli futbol karşılaşmamızda 6-1 lik yenilginin sebeplerini , nedenlerini düşünürken aklıma bu anektod geldi !
    Başka ne olabilir ki !
    Selamlar , iyi günler

  14. ””Ülkemizdeki kasvetli hava herkes gibi futbolcuları da etkiliyor besbelli.!”’
    Sn Koru bu tür yorumlar sizin gibi ciddi ve dürüst bir gazeteciye yakışmıyor.

    2002 de dünya üçüncüsü olurken durumumuz çok mu iyiydi. Falcao gibi bir oyuncuya yıllık 9 milyon euro ver gençlerini oynatma sonra bi halt olmuyoruz diyelim. Olaya temelinden bakmak lazım futbol için elimizde her türlü genç yetenek var ama bunlardan faydalanamıyoruz. Bunlar ayrı ayrı incelenmesi gereken konular AMA GÜNÜMÜZ SİYASETİYLE HİÇBİR İLGİSİ YOK VE KARIŞTIRMAYIN.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız