Trump’la Washington’da görüşme kesinleşti.. İki liderin Washington’da görüşmesine benim itirazım var…

43

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD başkanı Donald Trump dün gece telefonla görüştü. Adetten olduğu üzere, taraflar, sonrasında, görüşmede neler konuştuklarını herkesle paylaşmış bulunuyorlar.

Bizdeki iletişim başkanlığı şu açıklamayı yaptı:

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump arasında bu akşam gerçekleşen görüşmede ikili meselelerin yanı sıra bölgesel gelişmeler ele alındı.

İki lider, ABD Başkanı Trump’ın daveti üzerine 13 Kasım’da Washington’da görüşeceklerini yeniden teyit etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin, ‘ABD Başkanı Trump ile ikili ilişkilerimizi ve bölgemizdeki meseleleri ele aldığımız verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. (Trump ile) Terörle mücadele ve ülkelerimiz arasındaki ticari hedefler başta olmak üzere birçok konuda atacağımız adımları değerlendirdik’ dedi.”

Trump’ın Twitter hesabından attığı konuya ilişkin mesajı Hürriyet internet sitesinden aktarıyorum:

“Erdoğan ile ‘çok iyi bir telefon görüşmesi’ gerçekleştirdiğini vurgulayan Trump, ‘Erdoğan bana, çatışma esnasında kaçtıkları belirtilen, aralarında terörist Ebubekir el-Bağdadi’nin eşi ve kız kardeşinin de bulunduğu birçok DEAŞ üyesinin yakalandığını söyledi’ ifadelerini kullandı.

Reklam

Trump, görüşmede ayrıca Suriye sınırı, terörizmin ortadan kaldırılması, YPG/PKK ve diğer konuların ele alındığını belirterek, ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı gelecek Çarşamba 13 Kasım’da Beyaz Saray’da görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum’ değerlendirmesinde bulundu.”

Verimli bir görüşme olduğu kesin. Pek çok konu görüşülmüş olduğuna göre uzun da sürmüş olmalı.

Görüşmesine görüşsünler, ama…

İyi de, böylesine kapsamlı ve verimli bir telefon görüşmesi yapılmış olduğuna göre, Washington’da bir de yüz yüze konuşma gereği neden duyuluyor?

Medyamızda, hatta özellikle AK Parti’nin itibar ettiği gazetelerin muteber köşelerinde, günlerden beri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’la neden görüşmemesi gerektiğine dair yazılar çıkıyor. Öyle yazılar o tür gazetelerde bugün de var. 

Gerekçelerine katılmadığım yazılar bunlar. 

Sorunlu dönemlerde ülkeler en üst temsilcilerinin görüşmesiyle sorunlarını çözebilirler.

Türkiye ile ABD arasında şu sıralarda birikmiş sorunlar var ve ben Erdoğan-Trump görüşmesinden yanayım.

Reklam

Buna rağmen “Madem telefonla görüşüldü, neden bir de Washington’a gitme ihtiyacı duyuluyor?” sorumun anlamı ne?

Telefon görüşmesi yeterli sayılsa, yeterli olmadıysa bir-iki telefon görüşmesi daha yapılsa iyi olur; Washington’a yüz yüze görüşmeye gitmek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Amerikalıların sürprizlerine açık hale getirir.

Şu son iki aylık süreyi Amerikan haber televizyonlarını izleyerek geçirdiğim için, Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı ABD’deki havanın pek de sıcak olmadığını biliyorum. Suriye’ye askeri müdahale konusu gündeme girdiği ilk günden başlayarak bugüne kadar Amerikan medyasında tek bir olumlu haber çıkmadı; ekranlarda Türkiye’nin tezleri hiç savunulmadı. Buna karşılık, aleyhte haber ve yorumlarla Amerikan kamuoyu Türkiye ve Erdoğan aleyhine kışkırtıldı.

Türkiye’den cumhurbaşkanı düzeyindeki ziyareti Trump’tan fazla Türkiye’ye karşı kişiler bekliyor olabilir.

Ya emri vaki yapılırsa?

Dahası da var.

ABD ile Türkiye arasında şu sırada en ciddi görüş ayrılığı PYD/YPG örgütünün niteliği konusunda. Türkiye’nin ABD tarafından da ‘terör örgütü’ olarak bilinen PKK ile doğrudan irtibatlayıp ‘terör örgütü’ ilan ettiği PYD/YPG yapılanması ABD tarafından ‘müttefik’ olarak tanınıyor. O görüşte olanlardan biri de Trump’ın kendisi. Ara sıra aleyhlerinde konuşsa bile, ikide bir “Keşke konuşsanız” teklifinde bulunduğu Mazlum Kabani kod adlı PYD temsilcisini vize verilmesi talimatıyla Washington’a davet eden de o.

Hani, Trump ile Erdoğan Beyaz Saray’da görüşürken yan odada onun da hazır tutulması ve emri vaki yapılması gibi bir senaryoyu hayli iddialı bulsam bile, Erdoğan görüşmesinden bir-iki gün önce veya birkaç gün sonra Kobani’nin Beyaz Saray’da görünmesi hiç de imkansız değil.

Böyle emri vakileri sevebilecek bir mizacı var Trump’ın.

Okuyan üzerinde şok etkisi bırakan şu nezaketsiz mektubu yazan kişinin ne yapacağı hiç belli olmaz. 

Unutmayalım ki, o mektubuna Kobani’nin kendisine gönderdiği mektubu da iliştirmişti Trump.

“Yan odada Kobani var, görüşmez misiniz?” diye sormaya cesaret edemese bile, yüz yüze konuşurken bu konuda ısrarcı olmayı deneyebilir gibime geliyor.

Trump’ın kendisi Kongre’de azil soruşturmasına muhatap ve köşeye sıkışmış durumda. Ziyareti, haftalardır Türkiye karşıtı görüşleriyle kendi kamuoylarını Erdoğan aleyhine şartlandırmış karşıt görüştekilerle birlikte kendisinden yana siyasileri de etkilemek üzere fırsat haline bile getirebilir Trump.

Diyeceklerimi dedim, bu yazıyı daha fazla uzatmak istemiyorum.

ΩΩΩΩ

43 YORUMLAR

  1. Dün burada Kurani KERIM’in tevsirini yazan yorumcu, arkadaş Lütfen
    İdia etmeyin,
    arapça ile Türkçeyi karıştirarak KURANI KERIM tevsiri yapmişlar, arapcasın’da ziynet yaziyor.Arapça ziynet bir kaç anlamda kullanıliyor.
    Ayni hateyi Ayetel Kürsüdede yapmışlar.Hayydir Kayyûmdur Arapcasının aynisini yazmışlar.
    Oysakı anlami,ALLH tektir ebedi ve ezelidir.

    Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.

    O children of Adam! wear your beautiful apparel at every time and place of prayer: eat and drink:but do not waste by excess, for Allah does not love the wasters.

  2. Sn C.B. Erdoğan şiir okumayı bilen biri ( https://www.youtube.com/watch?v=au0jX-h3rVQ ). Beyaz Saraya gittiğinde aşağıdaki dizeleri Leonard Cohen’vari bir şekilde okusun. O da Trump’a bir surpriz yapmış olabilir…

    *******
    Everybody knows terror is highly thickheaded
    As violence a popular tool for them indeed

    Everybody knows it ain’t like in the movies
    Such a terror consists merely of stingy bees

    It takes human lives with no discrimination
    Thousands of children were lost of this nation

    Everybody knows it must stop with all derivations
    And this includes all of its political associations

    Everybody knows terror does matter a lot
    It is the fear of influence that is politically hot

    Everybody knows terror is an unforgivable sin
    Not because the victim may be your next of kin

    Everybody knows there is a Day of judgement
    No deal for a tricky or political engagement

    Everybody knows sponsorship is a senseless act
    No different from being a terrorist as a matter of fact

    Everybody knows it is a dead cause of ethnicity
    It is to a bloody nature, it lost its authenticity

    Everybody knows my terrorist can be your friend
    Everybody knows it, tell me who cares at the end

    Everybody knows sincerity has died long ago
    What has survived as a killer, selfishness and ego

    Terror must be stopped by all means, please!…
    Everybody knows life should be lived in peace

    …….
    Ha bu aşağıdaki de dilimize uyarlaması. Bernar Bey buralardaysa bir zahmet eksikliklerini gideriversin….

    Herkes biliyor ki terör oldukça kalın kafalı
    Şiddettir çünkü, yegane silahları, yöntem hatalı

    Herkes bilir bu iş korku filmelerindeki gibi değil
    Bir eşek arısından oluşan bir terör tipi değil…

    Bu gerçekten terör, katleder ayırdetmeksizin
    Binlercesi kaybedildi; çocuklarınız bunlar sizin

    Terör durdurulmalı, bütün türevleriyle,
    Herkes biliyor, o birçok siyasi ilişkileriyle!…

    Herkes biliyor terör çok ciddi bir mesele
    Etkisi yayılırsa korkunç, gel verelim el ele…..

    Herkes bilir terör affedilmez günah, peki niçin?
    Sanmayın ki bir akrabanız katledileceği için…

    Herkes bilir ahirette kaçış yok, o denli günah!
    Siyasi oyunlarla devreye giremez hiçbir cenah…
    ….
    …..
    Herkes bilir benim için terörist senin dostunsa,
    Terörizme prim verilir beyim, zafer onunsa.!.
    ….
    Herkes biliyor biz sizle aynı cephede savaştık,
    Bakın sayenizde bugün biz de kana bulaştık!..

    Herkes biliyor samimiyet öldü çok zaman önce,
    Bencillik ve ego aklımızda hep katil kim denince…

    Terör durdurulmalı, lütfen hemen ve behemahal,
    Herkes biliyor hayat huzurla yaşanası bir hal!…
    …..
    *******

  3. Hamza bey,merhaba!
    Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. A’raf suresi 31.ayet.
    Parantez içindeki açıklama ayet mealinde var.Aynı ayetin diyanet meali şöyle:
    Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.
    Ayet mealinde,”ziynetinizi takın”,güzel ve temiz elbise giyin manası verilmiş.
    Ziynetin farklı manaları var.Güzellik,hüsn ü cemal, iman süsü,süslü ,elbise,yeryüzünü süsleyen herşey,mal,zenginlik,çocuk,hakimiyet,ay-yıldız gibi yeryüzünü süsleyen gök cisimleri,dünya hayatı,saltanat,takı,kadının namahreme gestermesi caiz olmayan vücut organları, gibi maddi-manevi anlamları var.Bu konuda,” Türkiye Diyanet Vakfı yayınlarından olan İslam Ansiklopedisi” nde genişçe açıklama yapılmış.Saygılar.

    • turgut bey merhaba. zaten ayet meali dediğiniz ayetin tercümesidir. fakat parantez içindeki bölüm ayetin kendisi değil, tercümanın açıklayıcı notudur. tabii ki tercümana göredir. Yani tercüman onun öyle olduğunu düşünüyor. Benim birinci itirazım buna. yani tercümanların kendince ayete anlam yüklemelerine karşıyım.
      – Kuşkusuz ki, ziynet kelimesi pekçok anlama gelir. sizin dediğiniz, yani tercümanın bu anlama gelir dediği anlama da gelebilir. Fakat başka anlama da gelebilir. Tercümanın en doğru değerlendirmeyi yaptığını kimse iddia edemez. Nitekim, bir dönem kayseri ilahiyat fakültesi dekanı, “ziynetinizi gizleyin” cümlesinden kadınların mahrem yerlerini anlamış. Ben yanlış yorumladığını düşünüyorum ama esas sıkıntı, tercümanın ayete müdahil olmasıdır. dekan öyle anlar, bir başkası başka şekilde anlar. fakat tercüman müdahil olduğunda, herkes tercüman gibi anlar. ya da çoğu kişi tercüman gibi anlar. bu da, eğer birisi yanlış anlamışsa, çok kişinin yanlış anlaması anlamına gelir.
      – İkinci sıkıntı ise, ayetlerin ve/veya dini uygulamaların, hadislerin vb. şablon olarak her olaya uygulanmaya çalışılması, heryerde olur olmaz kullanılmasıdır.
      – Bu durum bir taraftan dinin yanlış anlaşılmasına neden olurken, diğer taraftan da, konunun yanlış değerlendirilmesine neden olmaktadır.
      – Bu nedenle de, bir olay değerlendirilirken, dini referans vermek yerine, kendi düşüncelerimizin mantığını, gerekçesini açıklamaya çalışırsak daha doğru olur diye düşünüyorum.
      – Dini referansları, kendi yorumumuzu üstün, doğru hale getirmek için bir baskı aracı olarak kullandığımızda, hem dine, hem de yaşama zarar veriyoruz.

  4. Buraya “DİN” konusund yorum yazan, bazi iyi neyetli, yorumcular! Lütfen Dini konuları sizde erdoğanın trolleri gibi her ortamda tartışmaya açmayın. “ÇÜNKÜ” çok hate yapiyorsunuz! Yalnış anlaşılmasın o hatalar sizden değil yalnış tercümelerden kaynalanan hatalar.
    Zaten AKP fazlasi ile Dini kullanarak gençleri dinden uzaklaştırdı! Hemde bu işe Diyanetide ortak ederek.
    Bu nedenlerden dolayı bırakın isteyen kendisi araştırsın.
    Burası, Diyanetin sitesi değil ve geneldede Siyaset tartışiliyor.
    Sağlıcakla kalın

  5. Bağdadi intihar edinceye kadar. Bizim emniyet kuvetleri her gün 50 beta 100 lerce bebek hamile,hasta,polis,subay,ev hanimi! Terörist yakaliyirdu.
    Bağdadının intiharindan bunlar bıçak gibi kesilde ve hemen iştli teröristler yakalamaya başladılar!
    Merak bu ya bende bunu araştırdım.
    Bu konuda bayağı ingilizce yazılara rastladım, yalniz çevri yapmak zor ve zaman alacağı içın yazmadım.
    Bugün, yazılıp çizilenlerden pek suya sabuna dokunmayacak haberi buraya kopiledim.

    ××××××
    DW Türkçe’nin aktardığı habere göre Alman haber ajansı dpa, ABD özel kuvvetlerinin operasyonunda öldürüldüğü açıklanan IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi’nin aile fertlerinin yakalanmasıyla ilgili ayrıntılara ulaştı.

    Bir Türk yetkiliye dayandırılan haberde Bağdadi’nin ilk eşi Esma Feysi Muhammed el Kubeysi’nin 2 Haziran 2018’de beraberindeki on IŞİD zanlısı ile birlikte Hatay’da yakalandığı kaydedildi.

    Grubun içinde bir erkek, dört kadın ve altı çocuğun bulunduğu, Esma’nın kimliğinin kısa süre içinde tespit edildiği ve Bağdadi’nin yönetim çevresiyle ilgili pek çok bilgi verdiği belirtiliyor. Yakalananlar arasında Bağdadi’nin kızının da bulunduğu, kızının kimliğinin gen testiyle de teyit edildiği kaydedildi. Bağdadi’ye ait DNA’nın Irak’tan temin edildiği, Bağdadi’nin kızının ismini Leyla Cebir olarak bildirdiği belirtildi. Yakalananların Türkiye’deki bir geri gönderme merkezinde tutulduğu da verilen bilgiler arasında.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün yaptığı açıklamada, Bağdadi’nin öldürülmesi konusunun ABD tarafından iletişim kampanyasına dönüştürüldüğünü belirterek “Biz de hanımını yakaladık ama bakın biz bir yaygara yapmadık. Bakın ilk defa şimdi bugün açıklıyorum” demişti. Erdoğan, daha önce Bağdadi’nin kız kardeşi ve eniştesinin de Suriye’de yakalandığını hatırlatarak “çalışmaların en güçlü şekilde sürdürüldüğünü ve sürdürülmeye devam edeceğini” kaydetmişti. Erdoğan, Bağdadi’nin eşinin ne zaman ve nerede yakalandığı ile ilgili ayrıntı vermemişti.

    “Türkiye kontrolündeki bölgelerde yüzlerce IŞİD’li var”

    Türkiye Salı günü de Bağdadi’nin kız kardeşi, kız kardeşinin eşi ve gelininin Suriye’nin kuzeyinde yakalandığını açıklamış, Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de bu kişilerin yakalandığını doğrulamıştı. Ailenin bir yıldır bir konteyner kampında kaldığı bilgisini paylaşan Gözlemevi, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye destekli milislerin kontrolündeki bölgelerde halen yüzlerce IŞİD üyesi ile ailelerinin yaşadığını öne sürmüştü. Gözlemevi, Türkiye’den önümüzdeki haftalarda yeni yakalama haberleri geleceği tahminini de dile getirmişti.

    IŞİD’in öldürülen lideri Bağdadi’nin en az iki eşi olduğu biliniyor. IŞİD uzmanı yazar William McCants’a göre Bağdadi’nin ilk eşi Esma, aynı zamanda Bağdadi’nin dayısının kızı. İkinci eşi İsra’nın ise Bağdadi ile muhtemelen ABD’nin Irak’a girdiği 2003 yılı sonrasında evlendiği tahmin ediliyor.
    ×××××

    • Bu arada Doğumhanelerde biraz olsun rahatlar.
      24 saat polislerin doğum hanelerin õnünde doğacak “TERÖRİSTLERI”yakalamya azda olsa ara verdikleri için.

    • kelebek etkisi diye birşey olsaydı, dünyada reisin etkileyebileceği hiçbirşey kalmaz, böylece türkiye de batmazdı.
      – her söylenilen hikayeye inanma.

  6. mim rumuzluya cevcap:Sorunla ilgili ,kur an ayetlerinden teseddür bahsini araştırınız.Google ye tesddürle ilgili ayetler yazın,karşınıza çıkar.Saygılar.

    • Ben yıllardır araştırdım ve bir sonuca vardım zaten. Kuran’a göre kadınların başını örtmesi gerekmez. İnsanlar edepli giyinmeli, kadınlar fazladan ziynetlerini (göğüsler ve kalçalar) çok fazla belli etmemeli. Örtünme bahsi bundan ibarettir. Başı açık, midi şortlu ve göğüs dekoltesi aşırı olmayan bir kadın kıyafeti Kuran’a uygundur. Tabi ki bir de sosyoloji ilmi ve psikoloji var. Yani plajdaki, şehirdeki ve köydeki kıyafetler aynı olamaz.

  7. YPG liderinin mektubunun da ek yapıldığı Trump’ın hakaretamiz mektubundan sonra ABD’ye ziyarette bulunmak doğru değildir. Esasen daha önce söz konusu mektup geldiğinde diplomatik usullere göre iade edilmeliydi. Tabi ki bunları söylüyoruz ama bir anlamı da yok. Zira Erdoğan liderliğinde Türkiye çok basitleşti, ciddiye alınmayacak ve saygı duyulmayacak bir hale geldi.

    Ben Erdoğan’a daha az kızıyorum. Esas kızdığım ekonomideki ve dış politikadaki bunca hatalarına rağmen onu desteklemeye devam eden dinci ve dinbaz seçmenleridir. Ben bu seçmenlere neden CHP’ye oy vermediniz diye kızmıyorum. Fakat “M.Kemal’e zerre muhabbeti olan cenazeme gelmesin” ve “Yunan kazansaydı daha iyiydi” diyen Kadir Mısıroğlu’na övgüler düzen bir siyasi lidere oy vermek ile Kurtuluş Savaşına karşı çıkan zihniyet arasında bir fark yoktur. Bunun anlamı “Keşke Sevr anlaşması uygulansaydı fakat Padişah ve Halifelik devam etseydi, benim seccademi serecek bir yerim olsun yeter” demektir.

    Bu gerici ve dinci-dinbaz zihniyeti tarihin çöplüğüne gömmek için bize fırsat tanıdığı için Sayın Erdoğan’a da teşekkür ediyorum. Belki de Atatürk’ün vefatıyla yarım kalan devrimleri tamamlamak için çalışan gizli bir kahraman da olabilir. Nitekim Sayın H.Gayret’in de gizli bir laik kahraman olduğuna dair kuvvetli şüphelerim var.

    • Yarım kalan devrim derken neyi kastediyorsunuz?

      Küresel kraliyetçiler “syon” kelimesini çok seviyorlar. Türkiye yıllardır tepeden inme darbelerle, koalisyonlarla idare edildi.

      Gerçek sol kesim tasfiye edilirken, tahterevallinin diğer ucundaki küresel kraliyetçilerin sopası gibi görünen sahte solcu fırka var. İlk okullara kadar yabancı dille eğitimi sokarak, YÖK denen kurumla ülkenin bilim ve teknikte gelişmesine set çekildi. Gençler kendi dillerinde okusalar bile çok yakın tarihte yaşamış edebiyatçıların yazdıkları eserleri anlayamayacak hale getirildi. Atalarımızın bıraktığı tarihi abideler, ihmal ettirildi, yıkıma terk edildi.

      Ulusal duyguları zayıf, maddiyata, mevkiye düşkün cemiyet üyeleri sadece sulandırılmış İngilizce eğitimi yaygınlaştırdıkları için bir yerlere getirildi.

      Sahte solcu fırkanın önemli isimlerinden bir tanesi, göreve geldiği günden beri soralım bakalım kaç tane alkollü yer açmış, kaç tane heykel, müze yapmış. Diğer taraftan şehirde kaç tane kütüphane var?

      İlk okullara kadar asıl adı “NGO” hükümet dışı kuruluş olan STK’lar girmiş. Bu gizli cemiyetlerin, yarı gizli (görünüşte şeffaf ama gayeleri, bazı faaliyetleri gizli) derneklerin, bunların gençlik kollarının ilk okullarda ne işi var?

      Eğitimde STK adı verilen koltuk değneklerine ihtiyaç var mı? Türkiye o kadar aciz bir devlet haline mi geldi?

      • Yarım kalan devrim derken neyi kastediyorum. Kendini solcu-sosyalist sanan bazı küçük burjuva faşistlerinden bahsetmiyorum. Kendini Atatürkçü sanan bazı dangalaklardan da bahsetmiyorum. Kendini dindar sanan gerici ve ahlaksız sözde müslümanlardan ise hiç bahsetmiyorum. Sağ ve sol laik ve gerçek Atatürkçülerin birlikte hareket ederek, geleneksel ve modern dincilerin defterini dürmesini kast ediyorum. Mustafa Kemal Cumhuriyeti kurduktan sonra gerçekten ülkemize faydalı birkaçı hariç yüzlerce yabancı okulu kapatmıştır. Mason localarını kapatmıştır. Kapitülasyonları kaldırmıştır. Kuran’ın Türkçe mealini hazırlatarak tüm ülkeye dağıtmıştır. Büyük bir kalkınma ve modernleşme hamlesi başlatmıştır. Bu konunun devamı bir yorum yazısına sığmaz kısacası işte bu devrimlerden ve onların geliştirilmesinden bahsediyorum. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir”

        • Türkiye için konuşmak gerekirse Müslümanların defteri zaten dürüldü. Bir yazar bu durumu Müslümanlığın sadece Orta Doğu coğrafyasına hapsedilmesi olarak ifade etmişti.

          Ne yabancı okulları kapatmaktan mı bahsediyorsunuz? Çok komik.

          Kalkınmadan bahsediyorsunuz ama bir ülkenin eğitim sistemi 250 kelimelik sulandırılmış İngilizce ile yapılıyorsa o ülke bilim ve teknikte muasır medeniyetlerin fevkine çıkabilir mi? Eğitim sisteminde 6000 – 7000 kelime öğrenen çocukların bunun neredeyse 10 katı kadar kelime hazinesine sahip akranlarıyla yarışabilme şansı var mıdır?

          Allah insana aklın yanında bir uzuv daha vermiş ; beyin. Biyolojik beyni bir donanıma benzetebilir. Bunda 10 milyar beyin hücresi var. En fazla kafasını çalıştıran bile bu uzvun %5’in kullanıyor. Peki neden % 95 fazlalık var. Yaratan öyle yaratmış ki bundan sonra yüz bin sene insanların bu yazılım kısmı geliştikçe, donanım kısmı ihtiyacı karşılasın.

          Yazılım, donanım duruyor; ama bir taraftan kültür gelişiyor. Edebiyatından tut da bilimine kadar. Bütün bunlar insan ilişkileri vs. vs. hepsi- geliştikçe, donanımın daha büyük kısmı kullanılıyor.

          Makine sağlam, çok dehşet bir makine.

          İlk öğretim Türkçe kitaplarına baktığınızda “link” “exit” “hard disc” “part time” “chat” “online” “star” “e-mail” “center” gibi kelimeler var.

          Bu neye benziyor biliyor musunuz? Şimdi gidiyorsun bilgisayarcılar hanından, en üstün bilgisayarı alıyorsun. Eve geliyorsun, fakat herif sana yazılımı vermeyi unutmuş.

          İki satır yukarıdaki yabancı yazılar çıkıyor, bitiyor iş. İşte bu en dehşeti. Yazılım yok! İşletim sistemi bile yok!

          İşte bizim gittikçe zayıflayan eğitim sistemimizle yetişen nesillerin durumu üzerinde yazılım olmayan bir donanıma benziyor.

          İşin acı tarafı üniversitelerde mühendislik okuyan öğrenciler ile dersi anlatan hoca arasındaki iletişimin neredeyse parmak ingilizcesine indirgenmiş olmasıdır. Ümit Besen’in bir parçasında olduğu gibi öğrenciler parmaklarına “I love you” gibi kelimeler yazsalar belki daha iyi iletişim kurabilirler. Üniversitelerde eğitimin zayıfladığını sadece bizim gibi dışarıdan bazı dersleri inceleyen insanlar değil, Prof. Dr. Duran Leblebici gibi İTÜ’de binlerce öğrenci yetiştiren hocalar da söylüyorlar.

          • Sayın Erdem yazdıklarınızın birçoğuna katılıyorum. Fakat yazdıklarınız benim yazıma bir cevap olmamış. Ben modern dincilerden değilim, o nedenle çoğunlukta olan geleneksel dincileri ağır bir şekilde eleştirme hakkını kendimde görüyorum. (Ayrıca Prof. Duran Leblebici çok değerli bir insan ve hocadır.)

  8. 17 yıldır ülkeyi yöneteceksin.
    Kabul edelim yada etmeyelim Dünya’ nın bir numarası ABD’nin nasıl yönetildiğini anlamayacaksın.
    ABD başkanını mutlak güç sahibi sanacaksın.

      • ABD Başkanı ile Allah’ı kıyaslamak müşriklik alametidir. Kıyaslama sonucunda Allah hepsinden büyüktür sonucuna varmak sizi kurtarmaz. Allah hiçbir şey ile kıyaslanmamalı, aman dikkat.

        • Hayır, benim burada ifade etmek istediğim “mutlak güç sahibi” sadece Cenab-ı Allah’a atfedilebilecek bir sıfattır.

          Allah-u Teala ve Tekaddes Hazretlerinden başka kimse mutlak güç sahibi değildir.

          Al-i İmran Suresi 62. ayete bakabilirsiniz.

          • Söylenmek istenen şeydeki inceliği anlayamamışsınız. Örneğin bazı insanlar için ‘yaratıcı’ sıfatı da kullanılır ve bunda bir mahsur yoktur. Fakat anlaşılan siz hemen buna da itiraz edip sadece Allah’ın yaratıcı olduğunu hatırlatacaksınız. Oysa bu yaptığınız farkında olmadan Allah ile kullarını kıyaslamaktır. İleri sürdüğünüz mazeret ‘kıyaslama gerçeğini’ ortadan kaldırmıyor.

  9. fehmi bey, çok çok gereksiz bir yazı olmuş.
    – Görüşse ne olur görüşmese ne olur.
    – Türkiye açısından bir zararı ya da yararı var mı? daha doğrusu, türkiyenin durumunu değiştirecek bir gelişme olabilir mi?
    – Ülkeye adalet mi gelir?, krizden mi kurtuluruz? ekonomik kriz nedeniyle intiharlar azalır mı? ıspanaktan zehirlenme vakaları son mu bulur? şarbonlu inekleri türk halkına yedirmekten vaz mı geçerler?
    – Yemek şirketinin verdiği yemekten artık askerler zehirlenmez mi?
    – İşe gitmeden maaş alan, ne idüğü belirsiz tiplere haydarpaşa gar ihalesini vermekten vaz mı geçerler?
    – Milletin malını iç etmeleri son mu bulur?
    – gitmezse ülkeye özgürlük mü gelir?
    – bunlar “terör örgütü ile görüşen de, görüştüğümüzü iddia eden de şerefsizdir” dedikten sonra, pkk ile görüştükleri ortaya çıkan adamlar. O zaman, pkk ile görüştükleri ortaya çıkınca birşey değişti mi ki kobani ile görüştükleri ortaya çıkınca birşey değişsin. Ya da kobani ile görüşmezlerse ne değişir?
    – Bu ülke halkı daha mı ahlaklı olur? beyinlerini kullanmayı öğrenir mi? Karakter sahibi mi olur?
    – Hiçbir işimize yaramayan s400’ler için 2.5 milyar dolar para bayılmayı bile alkışlayan insanlar daha bir adam mı olurlar?
    – Gitmesi ya da gitmemesi neyi değiştirir anlamıyorum?
    – bu millet, “soyuyorsa beni soyuyor” diye donunu çıkarmaya teşne bir millet.
    – Pkk ile görüşürler, millet alkışlar. pkk ile çözüm sürecini sonlandırırlar, millet yine alkışlar. milletin orasına korlar, millet gene alkışlar. insanlara şarbonlu et yedirirler, bu millet yine alkışlar.
    – Tanzim satış kuyruğuna girecek kadar fakirleşirler, millet yine alkışlar.
    – sizinki “Tanzim satış kuyruğu olmasaydı iyi olurdu” demek kadar anlamsız. Nasıl olsa, herşeyi alkışlayan bir millet var.
    – durum buyken, yani akp mhp kliğinin her yaptığı bu vatanın bu halkın aleyhine iken ve bu millet de, mhp-akpliler ne yaparsa yapsın alkışlıyorsa, erdoğan amerikaya gitse ne olur, gitmese ne olur.
    – Hakikaten birşey farkedeceğini düşünecek kadar naif misiniz?

  10. bence trump sayın erdoğandan şunu isteyecek beni burada yahudi lobisi ve diğerleri çok bunaltılar, şu an dünyada mazlumun yanında kalan ve tek şerefli millet olan ve onun şerefli lideri erdoğanın ülkesine siyasi sığınma talebinde bulunuyorum. beni kendinle götür. diyecektir.

  11. İslamda kılık kıyafet hakkında
    İslâm, insanı diğer canlılardan ayıran temel vasıflardan birisi olan “giyinme” ile ilgili de temel adap kaidelerini belirlemiştir.
    Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).
    Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.
    Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.A’râf suresi,26-27-31.ayetler.
    Müfessirlerin beyanına göre ayette geçen ziynetten maksat, güzel ve temiz elbiselerdir.
    Bu ayetlerin ışığında İslâmî bir elbisenin temel vasıfları şunlardır:1-Örtücü olması(kadın ve erkeğin teseddürü bahsinde var.İnceleyin.)2-Elbise helâl olacak .Hem giyilmesi helal, hem de helal yolla elde edilmiş olacak.Erkeklerin ipek elbise giymesi haramdır,kadınlara helaldir.Altın takı kadınlara helal,erkeklere haramdır.3-Elbise güzel olacak, giyene yakışacaktır.
    Yâni çok dar, çok bol, çok kısa, çok uzun ve pejmürde bir şekilde olmayacaktır. 4- Temiz olacaktır.5-En güzel elbise takva elbisesidir.Yani,Allaha karşı gelmekten sakınmadır.İşte Allah c.c. ün giyim kuşam konusundaki ölçüleri bunlardır.
    Allah ın giyim kuşam ölçüleri işte bunlar.Bazıların inatla direttikleri ;erkekler şalvar,cübbe sarık giyecek,sakal uzatacak ve sakal sünnet üzerine olacak dayatmaları Allah ın ölçülerinde yoktur..Allah c.c. böyle bir emir vermemiştir.Eski çağlarda erkeklerin sarık,cübbe,şalvar giyip sakal uzatmaları karizma içindi.O zamanki erkekler bunlarla karizma elde edeceklerini sanırlardı.Müslümanın karizmaya ihtiyacı olmaz.Müslüman, Allah a kul olmakla meşgul olmalıdır.Karizma peşinde koşup, sükse yapmak Allah ın ölçülerine terstir.Ayrıca erkekler şapka ve türevlerini giyemez şeklinde Allah ın bir emri yoktur.Erkekler isterlerse şapka ve türevlerini giyebilirler.
    Elbisede aranılacak temel şart; soğuktan koruyucu olması, sıcak iklimlerde vücudu rahatlatıcı olmasıdır.Kadınların erkek elbisesi giymesi caiz olmadığı gibi, erkeklerin de kadın kıyafetini giymesi caiz değildir. Yâni erkek erkek gibi, kadın da kadın gibi giyinecektir. Bu hususta son yıllardaki karmakarışıklık, fıtrattan sapma olur.
    Kıyafetler kibre sevk edici olmamalıdır. Övünmek için, gösteriş için elbise giymek; elbisenin şeklini kibri hatırlatacak şekilde yapmak caiz değildir.
    İslam, imkânı olanlar için israfa kaçmadan “güzel giyinmeyi” teşvik etmektedir.
    Allah-u Teâlâ, verdiği nimetlerin eserini kulu üzerinde görmeyi sever. Bu bakımdan imkânı olan insanların, israfa girmeden güzel elbiseler giymeleri gerekir. Böylece onun imkân sahibi olduğu bilinir, ihtiyaç sahipleri kendisine müracaat eder. Tabi aslı olan; zenginin alçakgönüllü olması, bu zenginliğin kendisine Allah’ın bir lütfu olduğunu bilmesi ve muhtaçların kendisine gelmesini beklemeden, onları bizzat kendisinin aramasıdır.
    İnsan için yeme içme ne kadar zarûrî bir ihtiyaç ise giyinmek ve toplum içinde güzel bir görünüme sâhip olmak da o derece önemlidir. Vücûd, ancak giyim kuşam yoluyla hâricî tesirlerden korunur, ayıplardan kurtulur ve güzelliğini kemâle erdirir.
    Çevre ve iklim şartlarına karşı korunma duygusu, insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da mevcuttur. Aradaki bâriz fark, insanın aklını şuurlu bir şekilde kullanarak toplum içinde namus, şeref ve haysiyetini muhâfaza kabiliyetine sâhip olmasıdır. Bu ise hayâ duygusunun bir gereği olarak avret sayılan yerlerin örtülmesiyle mümkündür. A’râf suresi,26.ayette buyrulan takva (Allah a karşı gelmekten sakınma)elbisesi dikkat çekilmekle birlikte takvâ hâlini elde etmenin, insanı mânevî âfetlerden muhâfaza edeceği haber verilmiştir.
    Geniş ve rahat elbise giyilmesinin insan sağlığı açısından da oldukça önemli olduğu konunun uzmanları tarafından belirtilmektedir. Vücudu sıkıca saran jean ve strech tipi elbiselerin kan dolaşımını yavaşlatması ve eklemlerin rahat hareket etmesini engellemesi sebebiyle çeşitli sağlık problemlerine yol açtığı bilinmektedir.
    Bazı özel kürk çeşitleri için akıl almaz uygulamalar yapılmakta ve çok yüksek meblağlar harcanmaktadır. Örneğin tamâmen süs ve tezyînât için yapılan vizon ve astragan gibi pahalı deri mâmülleri bunlardan sadece birkaçıdır. Fransızca bir isim olan vizon, bildiğimiz “sansar”dır. Bu hayvanın derisi kürk yapımında pahalı süs eşyâsı olarak kullanılır. Astragan ise henüz doğmamış koyun ve keçi yavruları, ana karnındayken boğazlanarak elde edilen deridir. Bu şekildeki bir kürk için asgarî sekiz-on yavrulayacak hayvanın kesilmesi gerekmektedir. Aşırı israf ve gösterişin âyet ve hadislerle yasaklanmış olması sebebiyle bu tür hususlarda ihtiyatlı davranmak uhrevî selâmet için daha evlâdır. Zaten;haramlardan kaçınmak,helal olanlarda aşırıya kaçmamak,her helal ve yararlı işte ölçülü olmak Allah nın emridir.Bu konuda birçok ayetler vardır.Allah ın bu emri,dünya ve ahiret ile ilgili her iyi işlerde her kapıyı açan anahtardır.Anahtar bir kapıyı açar.Ama Allah ın bu emri ,helal ve hayırlı her kapıyı açar.

    Konu ile ilgili hadisler:
    “Kim dünyada şöhret elbisesi giyerse, Allah Teâlâ ona kıyâmet gününde mezellet elbisesi giydirir.” (İbn-i Mâce, Libâs, 24)
    “Allâh, büyüklük taslayarak elbisesinin eteklerini yerde sürüyen kimsenin kıyâmet gününde yüzüne bakmaz.” (Buhârî, Libâs, 1, 5)
    “İsraf etmemek ve kibre kapılmamak şartıyla yiyiniz, içiniz, tasadduk ediniz ve giyininiz.” (Buhârî, Libâs, 1)
    İbn-i Mesut rivayet olunuan bir hadis: “Peygamber;
    «– Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kişi cennete giremeyecektir.» dedi. Kendisine:
    – İnsan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını ister, denilince ;
    «– Allah güzeldir, güzel olanı sever. Kibir ise hakkı beğenmemek, şımarmak ve insanları küçümsemektir.» dedi. (Müslim, İmân, 147)
    «– Allah sana mal mülk ihsan etmişse O’nun nimetinin ve ikrâmının eseri üzerinde görünsün.» buyurdu.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 14)
    Üzerinde insan veya hayvan resmi bulunan elbiselerin giyilmesine de müsâade edilmemiştir. Peygamber, sûret ve köpek bulunan evlere meleklerin girmeyeceğini bildirdiği ve resimli örtülerin kaldırılmasını istediği bilinmektedir. (Ebû Dâvûd, Libâs, 45)
    Vahşi hayvanların tabaklanmamış derilerinden yapılan kürk ve diğer giyim eşyalarının kullanılması da yasaklanmıştır. (Tirmizî, Libâs, 32; Dârimî, Edâhî, 19) Âlimlerimiz muhtelif hadislerden hareketle domuz derisi hâriç tabaklanıp temizlendikten sonra diğer hayvanların derilerini kullanmakta bir beis olmadığını bildirmişlerdir. , “Tabaklanarak kullanılır hâle getirilen her türlü deri temizdir. (Tirmizi, Libâs, 7)
    “İsmid” denen sürme çekmenin görmeyi kuvvetlendireceğini ve kirpikleri besleyeceğini bildirilmiş ve bu tavsiye edilmiştir. (Ebû Dâvûd, Libâs, 13)
    Saygılar.

    • Yazınızın konuyla alakası yok ama mademki yazmışsınız bu vesileye sorayım. Kadınların saçının tek teli gözükmeyecek şekilde başını örtmesi gerektiği iddiası sizce Kuran kaynaklı mıdır yoksa bir Arap geleneği midir?

      • turgut bey merhaba:
        – sayın mim sormuş. ben de bir soru sorayım.
        yazınızda “Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.A’râf suresi,26-27-31.ayetler.” bir bölüm var. burdaki, parentez içindeki bölümü tercüman mı yazdı yoksa siz mi yazdınız.
        – Benim anladığım kadarıyla, bu bölümler aslında ayette yok. tercümanın yorumu ya da sizin yorumunuz.
        – Yanlış mı düşünüyorum.
        – Yani, ben “güzel ve temiz giyinin” yerine, altınlarınızı, mücevherlerinizi takın yazabilirim.
        – Ziynet derken, altın ve mücevherlerin kastedilmesi mümkün değil mi?
        – Yani demem o ki; tercümanlar, kendi yorumlarını kuran ayeti gibi veriyorlar. Ya da, başka türlü izah etmek gerekirse, Kuranın tecümesini okuyanlar, tercümanın yorumunu ayet gibi anlıyorlar.
        – mesela kayserili bir profesör, ziynetten, kadınların göğsünü anlamıştı.
        – Nasıl böyle bir sonuca vardığını anlamaya çalışıyorum o profesörün de, muhtemelen arapçası yetersizdi meallerden kuranı okumuştur diye düşündüm.

        • Bence herkes Kuran’ın yorumsuz güzel bir mealini kendisi okumalı. Herkesin anlayabildiği kendisine yetecektir. Kuran böyle diyor fakat ruhban sınıfı “olmaaaz, biz olmadan anlayamazsınız” diyor. Bence sadece din adamlığı ile geçinmek yasaklanmalı, zurnanın zırt dediği yer burası.

          • İnsanların yazdığı robotik alanında yabancı dille yazılmış bir kitabı ele alalım. Bunu 100 tane o dili bilen kişiye okutalım. Kitabı okuyan kişiler mekanik, elektronik, fizik, matematik vs.. gibi temel bilimlerde yıllarca ders almadıkça anlatılanlardan bir şey anlamayacaktır.

            Ana dili Arapça olan bir Müslümandan Kur’an-ı Kerim’in nasıl bir kitap olduğunu anlatmasını isteyebilirsiniz.

            Allah’ın verdiği akılla beraber, mantıklarını doğru kullanan dünya çapında matematik profesörlerinin bile Müslüman olması Kur’an-ı Kerim’in Allah (c.c) tarafından gönderilen mucize bir kitap olduğunu ispat ediyor.

            Bu insanlar, Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini bizim anladığımızdan çok daha iyi anlayıp, izah ediyorlar.

            Arapça zengin bir dildir. Örnek verecek olursak, namazı “ikame” ediniz buyruluyor.

            Allah’ın sözünde çelişki yoktur, o haktır, onda batıl olmaz. Ama insanların sözlerinde çelişki olur. Kur’an ayetleri birbirini yalanlamaz, birbiriyle çelişmez, insanların Kur’an ile ilgili cahil oldukları şey, onların akıllarının noksanlığından ileri gelmektedir.

            İnsanların kelamı ile Allah’ın kelamı arasındaki fark o kadar barizdir ki, insanların sözleri şişelerde görünen yıldızların küçük yansımalarına benzerken Allah’ın kelamı ise gerçek yıldızları temsil eder.

            Allah’ın kelamı melek gibi “zihayat”tır. Beşerin kelamı ise beşerin hevesatını uyandırmak için “sehhar nefisler”le söylenen ısırıcı sözlerdir.

            Allah’ın ayetleri iman hakikatlerinin birer membaı, iman esaslarının birer madeni, Doğrudan Rahman’ın Arşından gelen, kâinatın fevkinde ve haricinde insana bakıp inen “ilim, kudret ve iradeyi” içine alan hitab-ı ezelîdir.

            Kur’an-ı Hâkim, bütün hakikatlerini kainat çarşısında açıp teşhir ettiği halde, herkes, her millet, her memleket onun cevherlerinden, hakikatlerinden almaktadır.

            Bu kadar ülfet, bu kadar zaman geçmesi Kur’ân’ın kıymetli hakikatlerine, güzel üsluplarına zarar verememiştir, onu ihtiyarlatmamıştır, kurutmamıştır, güzelliğini söndürmemiştir.

            İşte bu durum tek başına Kur’an’ın mucize olduğunu, yani Allah’ın kelâmı olduğunu göstermektedir.

          • Sayım Erdem’in yorumuna …
            Kuran’ı öven pek güzel ifadelerinize katılıyorum, elinize sağlık. Fakat sizde bir alınganlık huyu var galiba. Ben Kuran’ı eleştirmedim ki O’nu öven bir yazı ile cevap vermişsiniz.

  12. FETÖ ile çalışan aydınların sorumsuzluğu

    Ergün Yıldırım’ın 6 Kasım 2019 tarihli
    köşe yazısını aşağıya alıntıladım.Nazlı
    Ilıcak ve yazıda adı geçen diğer kişiler
    hakkında ben de Ergün Yıldırım gibi düşünüyorum.Yazı şöyle:

    “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararıyla Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak serbest bırakıldılar. Anayasal düzeni, TBMM’yi ve T.C. Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek ve terör örgütüne üye olmamakla beraber örgüt adına suç işlemek iddiası ile dava açılmıştı. Yerel mahkeme, 2017 yılında tüm sanıklar hakkında müebbet hapis cezası vermişti. Mehmet Altan, Ahmet Altan, Ali Bulaç, Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay ve Mümtazer Türköne gibi aydınlar bu yelpazede yer alıyordu . Sonra yargılamalar sürecinde serbest bırakıldılar (Mümtaz’er Türköne hala içerde). Üst mahkeme, yerel mahkemenin kararlarını onaylamadı.

    Bu yargılanmalar FETÖ yapılanmasının medya ayağı olarak değerlendirilen bir yaklaşımla yapılmakta. Çünkü Ahmet Altan hariç, diğer aydınların hepsi de Gülen yapısının gazetelerinde ve televizyonlarında 15 Temmuz darbesine kadar yer aldı. Bu aydınlar, bütün yazı hayatları boyunca Türkiye’de liberal ve demokratik bir siyasal düzen için mücadele ettiler. Bu vasıflarıyla öne çıktılar. Hatta 28 Şubat darbesi döneminin olağanüstü baskı dönemlerinde de bu liberal demokrat tutumlarını sürdürdüler. Muhafazakârların haklarını savundular. Özgürlük ve insan haklarının yanında yer aldılar. Başörtüsünü ve dışlanan Milli Görüş’ün partileri yanında yer alanlar oldu. Örneğin Nazlı Ilıcak Fazilet Partisi milletvekili oldu ve Meclis’te ilk başörtülü vekil olan Merve Kavakçı’yı savundu. Altanlar, her zaman demokrasi bağlamında İslami kesimin özgürlüklerini dile getirdiler.

    Ancak aynı aydınlar, 2013 yılında ortaya çıkan yeni durumda pek iyi bir sınav veremediler. Gülen yapısının mahrem boyutları dışa vurmaya başladığı bu tarihlerde, FETÖ medyası yanında yer aldılar. Gülenciler, Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı Tevhit-Selam terör örgütü lideri olarak gösterip tutuklamaya yöneldiler. İslami kesimde bir çok yazar ve aydın da bu sözde örgüte dahil edilmişti. Arkasından Gülen yapısının meşru hükümete karşı zehir zemberek bir muhalefeti medyada temsil edildi. Hatta meşru başbakanı yargılamayla tehdit eden, AB’yi ve NATO’yu müdahaleye davet eden bir propaganda yürütüldü. Bu süreçte bu aydınlar ne yaptı? Yerel mahkemenin iddia ettiği gibi davranmadılar. Ancak bir demokrat liberal aydın tutumunu da almadılar. Tam tersine, FETÖ’nün medyasındaki zehirli propagandayla bütünleşen bir söylem içine yerleştiler. Bu aydınlar, yazılarında meşru seçilmiş hükümeti yerinden etmeye yönelik tehdit dilini kullandılar.

    Gülen yapısının mahrem yüzü ortaya çıktığı ve meşru hükümeti çeşitli tehditlerle yerinden etmeye yönelik propagandasının üretildiği zamanlarda bu aydınlar, demokraside bu tür söylemlerin yerinin olmadığını söyleyemediler. Ak Parti iktidarını meşru bir dille eleştiren platformlara yönelmediler. Kendi özerkliklerini koruyarak yeni bir meşru muhalefet alanı da üretmediler. Bunun yerine artık demokrasi ile kavgaya yönelen, meşru bir biçimde seçilen Başbakan Erdoğan’ı tehdit ile yerinden etmeye yönelik zehirli propagandanın içindeki yerlerini korumayı tercih ettiler.

    Evet! Yerel mahkemenin TBMM’yi, Anayasal düzeni ve T.C.Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme iddiası oldukça tartışmalı bir iddia. Çünkü bu aydınlar hayatları boyunca her zaman şiddet ve cebire dayalı değişim taleplerinden uzak durmuşlar. FETÖ ile organik bir medya ilişkisi içinde de olduklarını söylemek de pek mümkün değil. Ayrıca FETÖ’cü medyacıların en önemli isimleri yurtdışına kaçırıldı. Ama bu aydınların büyük bir mesuliyeti var. O da meşru hükümeti devirmek üzere propaganda yapan, terör örgütü düzmecesini hazırlayan bir yapı içinde yazmaya ve konumlarını sürdürmeye devam etmeleridir. Bu tutum ne demokratlıkla, ne liberallikle ne de aydın tutumu ile bağdaşır. Bundan dolayı söz konusu aydınların hukuktan daha fazla millete ve kamuoyuna karşı kendi tutumları hakkında öz eleştiride bulunma sorumlulukları var.

    Kamuoyunda kendilerine karşı hukuk bağlamında haksızlık yapıldığı tutumunu öne çıkararak mesuliyetlerinden kurtulmazlar. Ali Bulaç da, Mehmet Altan da, Mümtazer Türköne de Şahin Alpay da neden meşru hükümeti tehdit eden, başbakanı terör örgütü lideri gösteren ve sonunda da darbeye girişen bir yapının içinde farklı bir tutum almadılar? Onlardan ayrılmadılar? Kamuoyuna bir açıklama ve öz eleştiri yapma sorumlulukları bulunmaktadır. Darbeye giden süreçte üretilen söylemle beraberlik ve bütünleşme sorumluluklarını açıklamak zorundadırlar.”

    • Yazının başlığı şöyle:”FETÖ ile çalışan aydınların sorumsuzluğu”

      Ben kendi notumu yazı ile başlık arasına düşmüşüm yanlışlıkla.

      • Bekir Bey ,
        ” Cemaat devlete sızmış buna kargalar bile güler ” Hüseyin Çelik ,
        ” F.Gülen bu ülkenin yetiştirdiği bir kıymettir ” Bekir Bozdağ ,
        Ve FETÖ yü kutsayan çok sayıda AKP liler , yani Siyasi Ayak .
        Bunlara bir şey oluyor mu ? Oldu mu ? Nerede siyasi ayak ? Mecliste araştırma önergesi verildi bu bile İktidar tarafından reddedildi. Şimdi biz bu melaneti onu bunu kayırarak nasıl yokedeceğiz ? Herkese eşit olması gereken hukuk var mı bizde? Boşver yandaş palavracı yazarları . Doğruya doğru diyin . FETÖ beleası onu bunu kayırarak olmaz. Topyekün ciddi bir mücadeleyle olur . Bülent Arınç neyin nesi ? Hala yüksek bilmem ne üyesi . Bırakın Allah aşkına . Samimiyet nerede bu mücadelede ?? Ben göremiyorum bir samimiyet.

        • Siyasi ayak denen yapıya dokunulmazsa , devlete olan güven sarsılır. NOKTA .
          Medya ayağı ve siyasi ayak birlikte yargılansaydı , belki bu işler çözülürdü. FETÖ belası ile gelinen nokta toplumda statü ve gücü elinde olan FETÖ cüler FETÖ’den muaf , gücü bulunmayan normal halk tipi FETÖ cüler FETÖ^’den işlem yapılanlar. FETÖ ile bir mücadele verilmesi gerekiyor. Topyekün bir mücadele . Fetö okuluna gidip bakan olan da var memlekette , çocuğunu Fetö okuluna verdi diye işinden olan da . Burada bir gariplik var. Gerçi temcit pilavı gibi artık bu konular sıktı ama. Bu memlekette artık tek tip ve herkese aynı davranan bir hukuk olmadıkça bu işlerin çözülmesi imkansız.

        • Siyasi ayak derken Hakan Şükür’ü,İdris Bal’ı,İ.İşbilen’i
          unutmayın bir sakıncası yoksa!

          Asıl siyasi ayağı görmezden gelliyorsunuz.

          • Topu topu 3 kişi mi Bekir Bey bu siyasi ayak ? İşte zaten sorun burada , FETÖ nüm tek dokunulmaz ayağı SİYASİ AYAĞI .

          • CHP nin genel başkanını bir video ile değiştiren FETÖ varken , AKP içinde en az 50-60 vekili FETÖ nün belirlediği söylenen bir siyaset pisliği piyasasında FETÖ nun siyaset ayağı sadece saydığınız 3 kişi mi Bekir Bey ? Bu saöimiyetsizlik işte mücadeleye gölge düşürüyor .

    • Öyle bir pişkinlik yapılıyor ki gülmek ile ağlamak arasında gidip geliyor insanlar. Bir hükümet seçildi diye hakkındaki yolsuzlukları ortaya çıkartmak neden suç olsun, neden demokrasi düşmanlığı olsun. Tam tersine takdir edilecek bir davranıştır. 17-25 yolsuzluk operasyonlarına karşı kişilerin aldığı tavrın, FETÖ mensubu sayılmak veya sayılmamak için bir milat ilan edilmesi tarihe geçmiş bir ahlaksızlık garabetidir. Bence iddia edilen yolsuzluklar yapılmıştır, ben bu kanaatteyim. Şimdi ben bunu dedim diye demokrasi düşmanı mı oluyorum, Hükümeti yıkmaya çalışmak suçunu mu işliyorum. Yahu yolsuzluk yapan hükümet yıkılmalıdır (gitmelidir), bunun neresi yanlış.

  13. Trump eşittir Ali cengiz oyunu… Sinsi oyunlar oynanıyor. Mazlum kobani ile Erdoğan yüz yüze gelmese bile yakınlarda dinlenme cihazından bile dinleye bilir veya gizli kamera ile toplantıya ortak olabilir. Hep demişimdir: ABD ve Rusya’ya asla ve asla güvenilmez.

  14. Fehmi bey! eli mahküm Trump’ın emirlerini yerine getirmek zorunda,
    Yoksa Trump canına okur.

    Bunların Lobilere falan kulp hazırlamaları lazım. Bu işler öyle telefola falan halledilecek işler değil.

    Diğer konuda 2020 deki ABD de normal bizdede bilindiği gibi Erdoğanın vazifesi sadece seçım olduğundan dolayı erken seçımlerde kimleri kullanacaklarını falan baş başa görüşmeleri lazım öyle telefonla görüşüp trumpin başını gizli servislerle belaya sokmaması için mecburen gitmesi lazım.

    Ayni zamandada Erdoğan Trumpla görüşmeye geleceği zaman iki uçakla gelmesi gerek! Birisi huvuz ve kendisi diğerinde Korumaları, çünkü bu sefer dövevcekleri gösterici sayısı öncekinden daha fazla olacak benziyor.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız