Türkiye ilgi odağı.. Haberler olumsuz ve bu da rahatsız ediyor.. Oysa, tabloyu tersine çevirmek elimizde…

42

Türkiye bugün dünyada hakkında en çok haber ve değerlendirme yazısı çıkan ülkeler listesinde ilk sıralarda yer alıyor. Yalnız Türkiye’nin yakın ilişkide olduğu veya sorunlar yaşadığı ülkelerin medyasından gelmiyor bu ilgi, insanlarının haritadaki yerimizi bildiklerini sanmadığım ülkelerin gazete ve televizyonlarında bile adımız geçiyor.

Google arama motorunun haber bölümüne, birkaç yıl önce, ‘Turkey’ ve ‘Erdogan’ sözcüklerini verdim, bu iki sözcüğün içinde geçtiği haber ve yazılarla ilgili uyarıda bulunulması için; her gün bu yüzden uyarı bombardımanına muhatap oluyorum.

Aynı durum Apple’ın yeni başlattığı ‘News’ bölümü için de söz konusu. Ona da aynı sözcükleri takip ettiğimi bildirdiğim için her gün ABD’de çıkmış haberleri karşıma getiriyor program; gün boyu yenileniyor ve her seferinde yeni yazılarla karşılaşıyorum.

Dünyanın öndegelen yayın kurumları ya süreli temsilcilikler açmış ya da bir -hatta birden fazla- muhabirini özel görevle ülkemize göndermiş bulunuyor. Haberler ilk elden yazılıyor, değerlendirme yazılarında çeşitli kaynaklardan elde edilmiş bilgilere görüşülen yetkin kişilerden alınmış görüşler de eşlik ediyor.

Benzer bir durum on yıl kadar önce de yaşanmıştı ülkemizde. Önceleri biraz şaşkınlık vardı o dönemde çıkan haber ve değerlendirmelerde; küçük bir çocuğun kendisinden beklenmedik bir başarı göstermesi karşısında duyulana benzer bir şaşkınlık. Sonraları daha olgun yaklaşımlar hakim olmuştu yayınlara.

İyi mi, yoksa kötü mü medyanın bu ilgisi?

Haber ve yazılar lehimizde ise iyi elbette. Nitekim on yıl ve daha önce çıkan haberler ve değerlendirmelerde rastlanılan ‘Türkiye övgüsü’ bizim medya tarafından da okurlara iletiliyor, TV haberlerine konu oluyordu.

Kendimizle bizler de övünüyorduk.

Reklam

Pasaportumuzun dünyada itibar gördüğü günlerdi o günler…

Son zamanlarda çok daha değişik bir durum söz konusu.

Artık gazetelerimizde haber olamayan, televizyon kanallarının yayınlarında yansıtmadığı, tartışma programlarında konu edilmeyen, buna karşılık ‘sözcü’ konumundaki kişilerin ara sıra yalanlamalarına muhatap olan bir yabancı medya ilgisiyle karşı karşıyayız.

Tabii aleyhteki haberler ülkemiz için pek iyi olmuyor.

Biz ne kadar dışarıya karşı her şeyi pespembe göstermeye çalışırsak çalışalım, parasını hangi ülkede yatırıma dönüştüreceğine karar verme durumunda olan yabancı ülkelerin iş insanları kendi medyalarında çıkan yayınlardan olumsuz etkileniyorlar.

Dünya ülkelerini çeşitli alanlarda değerlendirip not veren kuruluşlar da, bunu dayandırdıkları bilgileri bizim gazeteler ve televizyonlardan değil, yabancı dillerde yayın yapan medya organlarından alıyorlar.

O sıralamalarda, Türkiye, listelerin en aşağısındaki sıralardan birinde yer alıyor son yıllarda.

Herhalde farkındasınızdır; listelerdeki durumumuz hatırlatıldığında, sinirli ifadelerle hatırlatana karşı saldırıya geçiliyor.

Reklam

Bugünün iç içe geçmiş dünyasında olan biteni saklamak mümkün değil. Geçmişte, bayağı eski dönemlerde, içeride ne yaparsanız yapın dışarının bundan haberdar olabilmesi ve duyduğuna tepki vermesi zaman alabiliyordu. Bugün ise durum farklı. Bazen az önce meydana gelmiş bir olayı, daha bizim kanallara haber olmadan önce, bir yabancı TV kanalından öğrenmek bile mümkün olabiliyor.

Tartışma programı yalnız bizim kanallarda yok, yabancı kanallardaki tartışmalara da konu oluyor ülkemiz. Burada görüş çeşitliliği ortadan kalkmış olsa bile, yabancı kanallar ifade edilmeyen görüşlere de imkan sağlıyorlar programlarında.

Daha da ilginç bir gelişme oldu: Dört yabancı ajans bir TV kanalından Türkçe yayın yapmak için birleşiverdi. Bizim kanallardan farklı olarak, o ortak kanalda, görüş sahiplerine herhangi bir kısıtlama uygulanmayacağı anlaşılıyor.

Bazıları bundan nem kapmış görünüyor. Oysa bunun TRT-World ile a-haber‘in İngilizce yayın yapan kanalının dış dünyayı etkilemek için gösterdiği çabalardan farkı yok. Tek fark, burada bazılarına ısrarla verilmeyen imkanın, kısıtlanan ve yerlerinden edilenlere yabancılar tarafından sağlanmasıdır.

Üzüleceksek böyle bir duruma düştüğümüz için üzülmeliyiz.

Olumluya çevirebiliriz

Türkiye’nin son zamanlarda yeniden artan ilgiyi olumluya çevirmesi her zaman mümkün. Ülkeye yönelik eleştiriler birkaç başlıktan kaynaklanıyor ve onların varlığından zaten hepimiz haberdarız. Yanlışlardan vazgeçmek ve on küsur yıl önce yapılan bizleri övücü haberlerde öne çıkan özelliklerimize yeniden sarılmak görüntüyü birdenbire değiştirmeye yetecektir.

Yeter ki, o yönde bir irade oluşabilsin.

Olur mu? Oluşur mu?

En iyisi bu soruya ben değil de sizler cevap veriniz.

ΩΩΩΩ

[Bu yazının İngilizce tercümesi için link:]

42 YORUMLAR

  1. Yazınin başligini görünce yine selahattin demirtaş a özgürlük fetöcü ve pkk lı vekiller tutuksuz yargilansin der dedim ama bu sefer dolayli yoldan söyledi neyse nasil olsa ayda bir yaziyor bunlari yine yazar direk..

  2. Daha önce de dile getirmiştim: Erdoğan, prensipleri ve etik değerler kılavuzu olan bir lider değil. Alabildiğine fırsatçı (oportünist), alabildiğine pragmatist. Tüm siyasi aklı, sadece kendisi için arzu edilir amaca erişilmesine odaklı, ve bununla sınırlı.

    23 Haziran seçimi öncesi, bunun çok çarpıcı bir diğer örneğine tanık olacağımız kuvvetle muhtemel. İşaretleri şimdiden gelmeye başladı.

    31 Mart öncesi, “Zillet ittifakı”, “Bunlar teröristlerle iş kotarıyor” türünden son derece saldırgan bir dille kampanya yürütmüştü Erdoğan. O düşmanca dil, konu HDP ve Kürtlere gelince, tavan yapıyordu. O dile yaslanan kampanyanın en öne çıkan ismi, kuşkusuz Bakanların En Soylu olanı idi.

    Bir ay sonra, her şey tepeden tırnağa değişecek. Yandaş A. Selvi de bunu söylüyor zaten son yazısında Erdoğan’ın yeni seçim stratejisinin ne olacağını bizlere anlatırken.

    Erdoğan hissedilir biçimde geri çekilecek, Binali Yıldırım hissedilir biçimde öne doğru kayacak. Muhtemelen Soylu’yu tatile gönderecekler. Çünkü, muhafazakar Kürtleri sandığa götürebilmek, Erdoğan’ın yeni seçim stratejisinin iki temel ayağı: Küskün AK Parti seçmenleri ile İstanbul’da yaşayan muhafazakar Kürtler kampayanın odağı.

    Bu söylediklerimi, inkar edilemez açıklıkta, buradaki AK Parti seçmeni okurlar ve yorumcular da gözleyecekler.

    Yine Erdoğan’ı destekleyecek bu arkadaşlar muhtemelen. Ama, şunu yapamayacaklar: Beka ve dava iddiasında ısrarcı olmak bir yana, bundan vaz geçmek durumundalar. AK Parti’nin geçmiş hizmetleri, seçimlerde CHP’lilerin oyları çalmış oldukları argümanı, geçer akçe. Bu ikisine yaslanabilirler -yeni seçim stratejisinin dayanağı olduğu üzere.

    Yapamayacakları bir diğer şey, samimiyetsizliğe pirim vermeyen insanlar olduklarını ileri sürmek olacak. Çünkü, çok bağıra çağıra seslendirdikeri “beka”, “dava” iddialarını bir kenara bırakıp bu ibretle gözleyeceğimiz yeni ve çok farkklı dile nasıl gelinmiş olduğunu bize değil kendilerine bile izah edemeyeceklerini onlar da biliyorlar.

    Samimiyetsizlik, “beka” ve “dava” sözcüklerinin içini boşaltarak bunları seçim kazanmanın araçları durumuna düşürmek, çok iddialı oldukları vatan severlik söylemi ile uyum içinde değil.

    Bahçeli ve Erdoğan’ın giderek ciddileşen bir samimiyet ve inandırıcılık sorunu var. “Çaldılar!” iddiasını ikna edici kılma sorununa, şimdi iki seçim öncesindeki kampanyanın çok farklı içeriğinin çelişkisini de açıklama sorunu ekleniyor.

    Yeni seçim kampanyası, inandırıcılık sorununu daha da derinleştirecek.

    Ahlaki üstünlüğünü yitirmiş, inandırıcılığını kendi eliyle aşındırmış bir siyasi liderin hem 23 Haziran hem de sonrasında işi zor -tutkulu taraftarları için de öyle.

  3. yandaş bir kanalı suriyeli göçmenlerle birlikte bayram hediyesi olarak esede gönderelim hemen. 6 aya kalmaz esedin yerinde yeller esmesse esma esed türkiyeye turist olarak gelsin. tırramp tc devlet bşk nın bayramını tebrik etsin. şeker kutusunda f 35 maketi göndersin. amin. (ramazan ayı duam).

  4. Fatih Kemal Türk (Erol M. bey) seviyorum sizi.
    Bahsettiğiniz görüş birliği ile ilgili olarak; syria konusunda ulusalcı kemalist kanatda onlarla beraber..

  5. Türkiye’de bir süredir Erdoğan + Bahçeli (Siyasal İslamcılar + Avrasyacılar) ittifakı ülkeyi yönetiyor. Fakat buna karşı olanlar da (muhalifler) var. Kabaca ; Cumhur İttifakı %50, Millet İttifakı %40, HDP %10.

    Türkiye’de olduğu gibi başka ülkelerde ve Batı’da da durum aynıdır, herkes aynı görüşte değildir. Fakat öyle konular olur ki %90’a varan görüş birliği oluşabilir. Örneğin Türkiye’de PKK’nın bir terör örgütü olduğu hususunda %90 görüş birliği vardır. Benzer şekilde Batı ülkeleri de PKK’yı terörist ilan etmiştir. (Rusya ise PKK’yı terör örgütü kabul etmez)

    Barış süreci döneminde resmi tabelalardan T.C. ibaresinin kaldırılması ve Sayın Öcalan demeye kadar uzanan birçok ‘açılım’ yapılmıştır. O açılımı yapan da halen Cumhurbaşkanıdır. Buna göre Batı’lı ülkeleri değerlendirirken duygusallık veya cahillik yapanlar ayak takımından başka bir şey değildir.

    Ülkeler arası ilişkiler iş hayatına benzer, herkes kendi menfaatini kollar. Medeni ülkeler genellikle oyunu kurallarına göre oynar, bu onların ahlaklı olduğu anlamına gelmez. Az gelişmiş ülkeler genellikle kurnazlık yapmaya çalışır, bu da onların ahlaksız olduğu anlamına gelmez. Toplumların ahlaki ortalaması birbirine çok yakındır. Gelişmiş ülkeler ile az gelişmiş ülkeler arasındaki fark ‘akılcılık’ farkıdır.

    Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini dikkate almayan hiçbir dış politika başarılı olamaz. Buradan İsrail’e açık çek verilmesi gerektiği sonucu çıkmaz. Örneğin AB ile Rusya ve Çin bu konuda dengeli bir politika izler. Son 10 yılda Türkiye’nin izlediği Siyasal İslamcı politikalar ise hayati sorunlara yol açmıştır. Böyle giderse ufukta bir BEKA sorunu gözükmektedir.

    – Siyasal İslamcılık, Kuran’ın gösterdiği yolda siyaset yapmak değildir. Rivayet ve uydurma hadisler, mezhep imamları, içtihadlar ve putperest dönemlerden kalan gelenekler ile oluşan ‘kültürel dinin’ siyasetidir ve her İslam ülkesinde farklıdır. Öyle ki farklı Siyasal İslam politikaları birbirlerini düşman ilan ederler. Kuran’da belirtildiği gibi Allah, aklını kullanmayanlar üzerine pislik yağdırır. Yaşadığımız ‘pislik’ bunun bir kanıtıdır.
    – Örneğin Batı’da (ABD) Evanjelist oluşumlar da Siyasal Hristiyan bir oluşumdur. Fakat aya ayak basan ABD devletinde bu tip oluşumlar devleti ele geçiremez. Ateşi ancak kendi cürmü kadar yer yakabilir. Daha ileriye gidemezler.
    – Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeklerin farkındaydı ve elinden geleni (doğrusuyla yanlışıyla) yaptı. Bugün geldiğimiz durum içler acısıdır. Fakat bunda ‘geleneksel dinciler’ kadar, kendilerini ilerici-çağdaş ilan eden bazı ‘modern dincilerin’ de rolü büyüktür.

    • Ruşen Çakır, ne zaman Erdoğan ve AK Parti’nin siyasal serüvenini değerlendirse hafta içi yaptığı kısa değerlendirme konuşmalarında, bu ikisinin içine bulunduğu ideolojik-siyasal krizden söz ederken, çok sık olarak, bunun “siyasal İslam”ın krizi olduğunu söylüyor. Erdoğan ve AK Parti’nin bu açıdan bir kriz içinde olduğu kuşkusuz (benim açımdan kirizinin yakında tükenişle son bulacağı da açık).

      Peki ama, şimdi krize düşmüş bu iktidarın siyasal serüvenini “Siyasal İslam”ın iktidarı ve krizi ile eşitlemek hangi noktaya kadar doğru?

      Uzmanı olmadığım, ama hayli zamandır yakından izlemeye çalıştığım bir tema “siyasal İslam”. Diğer ülkelerde olduğu gibi, bizde de bu topraklara ait bir söylemi (discourse), bir entelektüel dağarcığı, düşünsel birikimi var.

      O söyleme ve zaman içinde birikmiş külliyata bakıldığında, AK Parti ve Erdoğan’ın “siyasal İslam” çerçevesinde bir hayli eğreti durduğunu görüyoruz bence. AK Parti ve lider kadro, siyasal İslam’a ait bir söylem ve iddia ile gelmedi iktidara. Programı ve izlediği ekonomik-siyasal politikalar, pekala liberal kapitalizmle son derece uyumlu idi. Zaten bu nedenle hayli övgü ve desteğe mazhar oldu yurt dışından ve ülkenin seküler sermaye çevrelerinden.

      Erdoğan’ın partiyi ele geçirerek, onu (başkanlık döneminde tavan yapan) bir lider partisine dönüştürdüğü dönemde de, kendi içinde tutarlı bir söylemi olmadı Erdoğan ve partisinin. Tamamen pragmatik kaygılarla, ulusalcı-Kemalist çevrelere de uyarladı dilini, dindarlık kavraması yüzeysel kitlelere de göz kırpmaya devam etti simgesel jestlerle.

      Bütün bu süreçte benim açımdan dikkate değer olan, Türkiye’deki siyasal İslamcı geleneğin, Erdoğan ve AK Parti’nin “siyasal İslam”ın temsiliyetini bu denli kolayca almasına rıza göstermesi, suskun kalmasıydı. Tam da bu nedenle, şimdi Türkiye’deki siyasal İslamcılık, Erdoğan ve AK Parti’nin krizini kendi krizi ve çöküşü olarak yaşamak zorunda kalıyor. Kendisini Erdoğan ve AK Parti serüveninden ayrı bir yerde tutamadı siyasal İslamcı kanaat önderleri ve kadrolar.

      Bunun biren çok nedeni olduğunu düşünüyorum ben. Bunlardan herhale en başta geleni, siyasal İslamcılığın ve siyasal İslam’ın bizdeki temel beslenme kaynaklarının sorunlu oluşu. Gannuşi ve Begoviç gibi çağdaşımız olan entelektüel kapasitesi yüksek simalarla dişe dokunur bir tanışıklığı bile yok pek çok siyasal İslamcımızın.

      İkinci bir neden, onyıllarca dindar-muhafazakar yığınların mağduriyetinin yaratmış olduğu konfor. Sürekli muhalif, sürekli hak, hukuk, adalet talep eden, kendisine yönelik ilgi ve teveccühü buradan devşiren bir akım oldu bizdeki siyasal İslam. Batı’nın ve bizdeki “Batıcılar”ın “demokrasi” ve “insan hakları” konusunda iki yüzlülüğe varan söylemi ve iddiaları, siyasal İslamcılar açısından, kolayca karşı çıkılır, düşünsel ve ahlaki olarak itiraz edilebilir şeyler oldu. Siyasal İslam’ın bir konforu da buradan geldi.

      Erdoğan ve AK Parti deneyimi ile (buna kısmen Gülen Cemaati de eklenmeli) birlikte, siyasal İslam’ın, karşı çıktığı ve itiraz ettiği şeylerin yerine koyabileceği bir şey olmadığı açığa çıktı. Siyasal İslamcı arkadaşlar ve çevreler, bunun üzerine ciddi ciddi kafa yormalılar.

      “Demokrasi” ve seküler hukuka ve hukuk düzenine dayalı bir sisteme haklı nedenlerle itiraz etmek, bir tür kolaycılığa ve entelektüel sığlığa sürükledi Türkiye siyasal İslamcı geleneği. Öylesine ki, bunca yaşanmışlıktan sonra, şimdi, söylemlerinin ayrılmaz bir parçası olan “hak, hukuk, adalet” prensiplerini, Batılı demokrasi ve hukuk devleti önermelerinin alternatifi olarak nasıl hayata geçirecekleri sorusu karşısında hayli güç bir konumdalar.

      Özetle, Erdoğan ve AK Parti, siyasal İslamcı değildi. Böyle göründü ve böyle anlaşıldı ise, bu, Türkiye siyasal İslamcılığının derin zaafları, entelektüel sığlığı, beslenme kaynaklarının sorunlu oluşu nedeniyle oldu.

      Sonuçta, siyasal İslamcılar, hiç istemedikleri halde, kendi elleriyle, parıltısını yitirmiş Batılı demokrasi ve hukuk devleti söylemine, bunu dillendiregelmiş olanların kendi başlarına beceremiyecekleri bir küllerinden yeniden doğma, ahlaki ve söylemsel üatünlük hali bahştmiş oldular.

  6. Linkini verdiğim bu “HABERIN” kaynaği Kardeş Esat!!!!
    Benim anlayamadiğim bir şey ben ne zaman buraya bir haber yazsam yalniz siz değil o haberden muhakak bir hoşlanmayan çikiyor ve doğruluğunu Isbatlamami istiyor.
    Kaynağı olmadan bir kelime dahi yazmam.
    Bana göre Ha uydurma haber yazmişsın ha iftira atmişsin, ikiside ayni. “Iftira” atanlari ve iftirayi alkişlayanlarin akibetlerine her zaman şahit oluyoruz.

    “mübarek Ramazan ayında birlikte namaz kılmak, Allah’tan af dilemek”

    Allahdan hangi yüzle af diliyecekler?
    Zehirledikleri, nehir ve deniz kiyilarina vuran çocukların, katillerimi yoksa Ramazanda iftar sofralarinda iftarlarini IFTIRA VE YALANLA, acip, Devletin malini har vurup harman savuranlarimi, ALLAH AFMI EDECEK?
    Tabii bunlari köydeki mehmet ağa yaparsa kul hakki oldğu için onun tövbesini kabul etmeyip af etmez.
    Yalniz, devletin zirvesindeki makamlari işgal edenlerin kariyerleri sayesinde onlari af eder, nasil olsa her felaketin sonunda bizi aldattilar Allahim ve milletim beni af etsin
    Diyerek cennet anahtarlarini dağitmaya devam ediyorlar.
    Hem Allah onlara 15 Temmuzlar gibi lütuflarde veriyor ya…
    15 Temmuz olmasaidi hic başkan olabilirmiydi? YSK ye emir verbilirmidi?
    Seçimi kazanani kendi memuri gibi işten atabilirmiidiler? Daha buna benzer bir cok benifitlere 15 Temmuz Allahin lütfu sayesinde sahip oldular.

    Sahi mubarek Ramazan ayinda kimlerin şeytanlari bağlaniyor? Benim bu konuda kafam çok karişik.
    Bunuda sizden rica etsek yazarmisiniz?

    • Nurdan hanım, internette verilen bilgilerde yanlış olan yok mu demek istiyorsunuz? Bir süre önce “Fake News-Yalan Haber” konusunda burada bir çok yorum yapıldı, unuttunuz mu? “Doğruysa” ihtiyaten kullanılmış bir giriş, sadece sizin yorumunuz için yapılmış bir şey değil. Zaten vaktim yoktu, o linke girip bakamadan aceleyle yazdm o yorumu

      Af konusu da Allahın bileceği birşey. Af dilersin. Millet buna şahit olur. Daha önce de yazdım. Maide suresi 32- de belirtilmiş; tek bir insanın ölümdem kurtulması dahi çok önemli. Olan olmuş, ölen ölmüş ama, zararın neresinden dönersen dön kardır. Değindiğiniz diğer konulara daha önce çok defa girildi.

      Şeytanların bağlanması işi ise yeni. Meslek katagorim din alanı değil, ancak kafa karışıklığınızın giderilmesine muhakeme yoluyla yardımcı olabilirim. Bu konu müslüman olup ta şeytana uyanlar, başka bir deyişle, “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde olanlar için Allah’ın ilave bir inayeti (yardımı). Bu nedenle günah/günahkarların “Ramazan” ayı ortalaması diğer aylara kıyasla istatistiki olarak daha düşüktür. Bunu böyle anlayın. Aksi taktirde, iman sarsılmasına yol açabilen bir durumla karşı karşıyasınız demektir.

      Müslüman olmayanların bu avantajı yoktur. Onlar şeytana uyarak (Ramazanmış değilmiş) günahkarlıklarına aynı hızla devam ederler. Mesela, İsrail Ramazana girişte bombalı bir kutlama yaptı. Bunu çeşitli bahanelerle ve orantısız bir şekilde herzaman yapıyor (malum, cennetin dereceleri olduğu gibi, cehennem azabının da dereceleri var). Bilmem anlatabildim mi? Kafa karışıklığı durumun bu noktada nasıl?

    • Sadece KHK’lılar mı, sayın Cemal? Hapishaneler, Gülen Cemaati kurumlarıyla (okullar, dersaneler, bankalar, vs.) ilişkisi olmak, Cemat’e gönül vermiş olmak gibi soruşturma konusu bile olmaması gereken sudan gerekçelerle içeri atılmış onbinlerce insanla dolu. EYT’lilerin haklı taleplerine dönüp bakan yok. Ekonomi dibe vurmuş, işsizlik tavan yapmış, enflasyon almış başını gitmiş, iktidarın tek derdi bir yolunu bulup İBB’ti elde tutmak. Yargıdan belediyelere, ülkede çürümemiş kurum yok gibi. Tarımsal üretim yerlerde sürünüyor, saman gibi en akla hayale gelmez şeyleri bile ithal ediyoruz. Medyanın tek işlevi manipülasyon. Dış siyasetteki gerçekler gizleniyor halktan -çok, ama çok kötü yönetiliyor dış politikamız.

      Hükümetin başında bir dediği bir dediğini tutmayan, siyaset dili hangi güçlerle ittifak kurmuşsa ona göre ve seçim kazanma olanaklarına göre değişen, ilkesiz olduğu için de inandırıcılığı erezyona uğrayan, samimiyeti kendi seçmenlerinin kimilerince bile sorgulanan bir liderle yönetiliyor bu ülke. İşine geldiği için Erdoğan’ın vazgeçmek istemediği kültürel-kimliksel kutuplaşma, Gülen Cemaati’nin sıradan sempatizanlarını, Kürtleri topyekün şeytanlaştırma ülkeye kan kaybettiriyor.

      Kendisinin çok arzu ettiği başkanlık sisteminin sonuçlarını üzerinden sadece bir yıl geçmişken açık seçik görüyoruz: Olmuyor, hiçbir zaman da olmayacak.

      Bu şekilde yol alamayacağımız açık. Acilen, demokratik bir restorasyona, iç barışımızı sağlamaya, devlete ve devlet kurumlarına çeki düzen kazandırmaya ihtiyacımız var. CHP ve HDP, Gülen Cemaati dahil, tüm toplumsal kesimler, ülkemizin yaşadığı deneyimlerden kendisine ilişkin dersler çıkarmalı.

      Denkleme yeni bir kitle partisinin dahil olması gerekiyor. . .

    • Cemalim son ihracat rakamlarından senin haberin yok galiba; son aylarda sürekli bir artış var sanki geçen yıllara göre… Ayrıca 15 yıl önce ihracat kaçmış şimdi kaç, bi de ona bak; sonra konuş..! İhracatın ithalatı karşılama oranı 15 yıl önce kaçmış şimdi kaç; turiz gelirlerimiz 15 yıl önce kaç dolarmış şimdi kaç? Haa, son yıllarda artan gençbeyin göçü ve sakatat ihracatından, kelle paçadan bahsediyorsan o başka konu..:)

      • Sıkıntı yok, H. Gayret biladerim. Aha böyle tane tane, karşılaştırmalı rakamlar vererek anlatıp bizi aydınlatırsan, bencileyin “Mösyö” dahil, hepimiz anlar ikna oluruz.

        Sıkıntı, bir sokak ropörtajından tanıdığımız, onca yıl gidip oyunu ampüle basmış yaşlı teyzemizin homur homur olması, hatta, “Erdoğan her işin . . . nu çıkardı” diye söylenmesi.

        Rakamlara takla attırmak o teyzemde pek işe yaramaz gibi.

        “Yahu git işine be adam! Ben senin o rakamlarına değil, filenin kaça dolduğuna bakarım” diye tersleyebilir yani 🙂

  7. El ne der korkusu
    Türkiye hakkında yazı yazanlar, nereden aldıkları bilgilere dayanıyorlar? Haber toplayanları kim finanse ediyor? Gelen haberleri kim derliyor?
    İki kaynak var dünyayı sömüren; Sermaye ve dünyayı yöneten silah. Dünyanın takdirini kazanmak demek dünyanın istediğini yapmak demektir. AK Parti’yi Erbakan’a karşı kullanmak için onu yükselttiler. Erbakan gidince görevleri betti. Şimdi onu göndermek istiyorlar.
    Bunun Türkiye’de olanlarla hiçbir ilgisi yok. İstanbul seçimlerinde kimler hile yapmadı? Halk Partisi mi? AK Parti mi? Seçimi yapan iktidar değil midir? Kendi kendisine mi hile yaptı? Hayır, Sermaye yaptı. Şimdi de kötülüyor.
    Allah’a inanan kimseler, el ne der diye davranmazlar. Allah ne der diye davranırlar. Genellikle ekseriyet yanılır. Hele çağımızda yanılma değil, kulağını tıkayan biz bile farkına varmadan yalan haberlerin etkisinde kalıyoruz.
    İyi görünmek derdinde olmamalıyız, iyi olmalıyız.

  8. 2017 yılında yapılan bu söyleşide, Ümit Özdağ ve Koray Aydın’ın desteğiyle İYİ Parti’yi kurma hazırlıkları içinde olan Meral Akşener’le ilgili görüşlerini ifade ediyor.
    O sıralarda bu partiyle CHP’nin ittifakı da konuşulmakta. Proje hazırlanmış, Okyanus Ötesi’nden gelmiş ve ufak ufak dillendiriliyor. Ama nedendir bilinmez, Canan Hanım, Meral Akşener için ağzına geleni söylüyor:
    “Kişisel olarak ben, Meral Akşener’in geçmişte namussuz ve aktif siyaset yaptığı, devlet yöneticiliği yaptığı dönemlerdeki duruşunu unutmayanlardanım. Meral Akşener gibi geçmişin kirli siyasetçilerinden Türkiye’nin merkez sağını dolduracak gibi çok umut vadeden cümleler kurmayı da siyasetçi olarak her şeyden önce kendime yakıştıramıyorum.”
    Oh maşallah. Ağzından bal damlıyor âdeta.
    Canan Hanım sözlerinin devamında “Siyasi dengeler toplumu Meral Akşenerlerden medet umar hâle getirdi. Ama ben yanlış kişilerden, yanlış işlerden doğru sonuçlar çıkmayacağına inananlardanım” dedikten kısa süre sonra CHP ile İYİ Parti arasındaki ittifakın temelleri atıldı. Canan Hanım da bu ittifakı bir güzel yalayıp yuttu.
    Şimdi çıkardıkları ortak İstanbul adayının gölgesi ve eş başkanı olarak gayet mesut.
    Ama bu durumda kaçınılmaz olarak İYİ Parti Genel Başkanını “Namussuz Meral Akşener” diye tanımladıktan sonra yaptıkları ittifak yüzünden bizim de bazı sorularımız var kendisine:(alıntı F;uat Uğur)

    • Havuzun iftira ve pisliklerine kimi inandiracağinizi zannediyorsunuz?
      Canan hanim nerede söylemiş?
      ” yazinin devami” diyiyor ne devami var nede kaynaği.
      Mesala Bahçelinin 17/25 te durduğu saat ve kankasi ile birbirlerine söyledikleri her yerde hazir nezir karşimiza çikiyorda nedense Cananin söylediklerini hiç bir yerde göremiyoruz.

      Bir. kerece yazinin şekli kalitesi aynen kahvelerde ayaş ayaş konuşa erkeklerin ve bu yazarin ağzindan çikmiş. Bir kadin bu şekilde konuşmaz.
      .

  9. Çok önemli bir konuya değindiniz.

    Yaşadığım ülkeden bir örnek vereyim. Bu ülkenin liderleri defalarca nazilikle suçlandı. Suçlanan politikacılar bir süre sonra kendi ülkelerinin çıkarlarını düşünerek normal politik gündeme dönebiliyorlar. Ama seçmenler bu suçlamaları çabuk unutmuyor ve bu durum politikacıların Türkiye’ye yaklaşımını olumsuz etkiliyor. Son zamanlarda Türkiye’nin çıkarlarını desteklemekten ziyade karşı çıkmak politikacılar için daha avantajlı (örnek:Gümrük Birliği).

    Türkiye’ye gelen turist sayısındaki artışın önemli nedeni ülkedeki ucuzluk (turistler için). Son yıllardaki bazı tutuklamalar olmasaydı Türkiye’ye gelen turist sayısı milyonlarca daha yüksek olurdu.

    • Demek ki türkiye dünyanın en pahalı ülkesi değilmiş hüseyin bey..? Bangladeş çok daha ucuzdur belki ama ne yapalım, bizden bu kadar..!

  10. Youtube üzerinden yayına başlayan +90 kanalı, DW önderliğinde kuruldu. Kanala ortak olan kurumlar ve ülkeleri şöyle: 

    Almanya : Deutche Welle
    
BBC : İngiltere
    France24 : Fransa
    VOA : Amerika Birleşik Devletleri

    4 ülke devlet kanallarının birleşerek türkiye’de özgürlük mottosuyla ülke egemenliği ve huzuruna kastetme emareleri çizen ve bunun farkında olan ama üç kuruş paraya ülkelerini satan gazeteci müsveddelerini barındıran nato kanalı… dünyada 4 lü bir şekilde kurulan başka bir yayın kuruluşu var mı bilmem… bu sıralar YouTube da zorla seyrettirilen silinmeyen reklamları … Demokrasiyi körükleyecekler anlaşılan….

    Kayseride çarşı iznine çıkan Mehmetçiklere bomba yüklü araçla saldırı düzenleyen Pkk nın eylemini Alman Deutche Welle nasıl yorumlamıştı hatırlayalım…”Suriye savaşının yeni cephesi: Türkiye” başlıklı haberini “Uzmanlara göre Suriye iç savaşı Türkiye’ye sıçradı” başlığıyla twitter üzerinden paylaştı ve sitesindeki “Türkiye iç savaşa sürükleniyor” temalı ve içerisinde bolca uzmanlar kalıbına yer verilen haberine yönlendirdi……..Uzmanlar kim…..pkk siteleri.,,Aktif Haber…..Öte yandan 4 bin 500 PKK’lıya ev sahipliği yapan Almanya’nın yayın organı DW 2015 yazında başlayan ve PKK’lı hainlerin açtıkları hendeklere gömüldüğü mücadele sürerken 11 Ağustos 2015’te “Türkiye iç savaşa sürükleniyor” başlığı ile haber yaparak aynı ümidi dillendirmişti….Muhalif kimliği nedeniyle Türkiye’de kendini tehdit altında hisseden birçok kişi Berlin’e yerleşti.” Verdikleri örnekler malum…

  11. Bu yıl yaşanan turist akınına bakılırsa ülkemizin yıldızı daha da yükseliyor sanki. Bilmem hangi yabancı basın organı veya ülke kralı/başbakanı türkiyeye gitmeyin diye kendi vatandaşlarını tehdit etse de veya irandaki molla rejimi gibi yüksek oranlı haraca bağlasa da insanlar oluk oluk, ılgıt ılgıt türkiyeye akıyor:) nihayet, it ürür kervan yürür..!

    • Turist gelse ne olur ki,turizmden elde edilen gelir gene tam takır kuru bakır. Turizm gelirinde kayda değer bir artış yok. Bize turistin fakiri her şey dahil otellerde tatil yapmak için geliyor.

    • Asıl övgüye değer olan, kendi insanlarına dış ülkelere turist olarak gitme olanaklarını yaratmış ülkeler arasında olabilmek.

      Kaldı ki, ne dişe dokunur tarihi yerleri ne de doğru dürüst sahilleri ve plajları olan, iki ay güneş görüp sonra bütün yıl kar ve yağmura teslim olan, Konya ilimiz kadar yüzölçümüne sahip Hollanda’nın turizm gelirleri ile bizimkini bir karşılaştırın bakalım, rakamlar ne söylüyor.

      Hollandalılar yüzbinler olarak tatil için bizim ülkemize gelirken diğer Akdeniz ülkeleriyle karşılaştırılamayacak kadar ucuz konaklama vb. giderler yüzünden, bizde yüzbinler onların ülkesine gidip en dandik işleri yapmaya çoktan razı.

      Bunlunla mı övünüyoruz?

      • Hollandada yaşayan sensin, ona da artık kendin cevap verirsin..:) şu eceme de o kadar uzaktan hatta taylanddan filan türkiyenin gerçeklerine nasıl vakıf olabildiğini bi açıklayıver de uğraştırma beni..:) göremiyormuş; gel antalyaya gösteriim uçakları ecaanım..!

      • Biz göremiyoruz, çünkü birer H. Gayret değiliz. Hani derler ya “Bakar kör”, aha işte o guruba giren talihsiz insanlarız 🙁

        Amma ve lakin, karamsarlığa da yer olmamalı bence. O’nu yakalayabilmemiz için bir fırın ekmek yememiz gerekmiyor.

        Midenize girecek sancılarla baş etmeyi göze alabiliyorsanız, günde bir öğün de olsa A-Haber izleyin, bir de buna Star’dan Ahmet Kekeç’in köşe yazılarını ekleyin, vallahi H. Gayret’i geçmekle kalmaz ona tur bile bindirebilirsiniz.

      • Sn Ecem! H Gayret AKP harikalar dünyasında yaşıyor.
        Henüz Yeryüzundr AKP harikalar dünyasına laik bir kara parçası bulunamadıği için onlar sadece Alemler dünyasında yaşamak zorunda kaliyorlar.

        • Nurdan abla sen bari şu “bakar kör”ün 4-5 harfli tazelerinin laflarına uymasaydın; kendi çalıp kendi oynuyor işte… Sonuçta taa amerikalardan sen de her gün bi yığın çöpü üzerimize boca ediyorsun; sana hiç o kadar uzaktan türkiyenin içini nasıl görüyorsun diye soran oldu mu? Ki ben senden çok daha yakınındayım memleketin de bu ecem sultana nooluyor acaba? Dünyadan haberi yok, laf söyledi bal kabağı…

          • H Gayret! ne güzel tartişiyoruz, size göre iyi olan bir başkasina göre iyi olmaya bilir. Insanlarin değişik görüşte olmalari zengilik ve güzeliktir. tıpkı elin parmaklari gibi.
            Biz her görüşten insanlarla medenice tartişiyoruz.
            Zaman gelir alkişlariz zaman gelir eleştirirz, bu demek değilki birbirimizin kötlülüğünu istiyoruz.
            Hayir hiç kimse birbirinin kötulüğünü istemez. Namazda dua ederken bütün insanliğin selameti ve refahi için dua ediyoruz! Yanılıyormuyum?

            Benim için sizin yeriniz babbaşka.
            Sizsiz bu sitenin tadi olmiyor.
            Yakinda Metin Akpinar ve Zeki Alasya Bernar bey ve sizi kiskanirsalar, bunada şaşirmamak gerek.
            InşAllah kisa zamanda ülkemiz insanlaride sizin gibi mutlu ve umutlu olur.
            Esenlikle kalin.

  12. Valla öncelikle ne yapacaksak onu kendi menfeatimiz için, kendi iyiliğimiz için, kendi ihtiyacımızdan dolayı yapmalıyız. Yani yapılacak iyi olan şey, başkalarının takdirini kazanmamız adına değil, önce kendi gereklerimizden dolayı yapılmalı…

    Eğer bu mantıkla, bu gaye ile hareket edersek, zaten bu hal içimizde olacağı gibi dışarıya da olumlu yansımış olur..değilse, göstermelik yapılan icraatlar kalıcı olmuyor, netice de vermiyor.

    ”Aman el alem ne der”..”sonra madara olmayalım”..”başkalarına ayıp olmasın”..böyle yapmaz isek destek alamayız” gibi düşünce anaforundan çıkıp ”rasyonel olan budur..gerçeklik bize en iyi olanı yapmamızı cevaz veriyor” gibi insanımıza en iyi olanı yaşatma inancı içerisinde olunmalı ki, bu bizim dış çevremizi de olumlu etkileyecek, en azından komşularımıza da olumlu katkı sunacaktır.

    Nitekim on yıllar önce böyleydi ve gerek yakın çevremizden gerek uzak diyarlardan hep övgüyle anılır takdir edilir, örnek alınır olduk.

    Uzun sürmedi, kalıcı da olmadı…

    Model ülke olmaktan hızla uzaklaştık, tam tersi bir vaziyete girmiş olduk.

    Ne bunu ”model ülke olmayı” bize yaftalayanlar samimiydi ne de biz o rolü üzerimize almakta samimi idik.

    Çıkarlar, çıkarlar, çıkarlar…

    Desinler, olduğumuzdan farklı olmaya çalışalım ki…gibi yaklaşımlar netice vermiyor ya da kısa sürüyor.

    Netice de vermedi…

    ”Bir arpa boyu yol kat edemedik” bile.

    Bu hiç birimiz için iyi olmadı.

    Suriye, Irak için…

    Rusya, İran için…

    AB, ABD için bile…

    Bizim içinse, hiç iyi olmadı.

    Tersine çevrilemez de değil yani…

  13. Her şey bi yana da Türkiye’de Dünyada eşi benzeri olmayan bir cihaz icat edilmiş. Adı da “secmen sima”, seçmenin yüzüne tutuyorsun kime oy vereceğini gösteriyor. İstanbul seçimlerinin iptal edilmesinin bir nedeni de Ak partiye oy verecek olan kişilere buyuksehir oy pusulası verilmemiş.
    Gerçekten oylar çalınmış veya hile yapılmış olsaydı aradaki fark 13-14 bin mi olacaktı. Nasıl bu kadar az farkla hile yapılabilir ki… Eğer imamoglu %65’e %35 kazanmış olsaydı o zaman hile veya şaibe karışmış diyebilirdik.
    Selam ve dua ile…
    Hayırlı Ramazanlar

    • Cumhur ittifakı her seçimi ve referandumu bikaç oy farkla kazanıyordu ve her seferinde hile hurda var diye aya karşı uluşuyordunuz nusretcan, şimdi de böyle mi olduk..?

  14. 1) Dört yabancı ajansın ortak Türkçe yayın yapmak için Youtube çatısı altında işbirliği yapması çok memnuniyet verici bir gelişmedir. Devamı gelmelidir. Ortak gazete de çıkarmalılar bence.
    2) Yerli ve Milli medyanın bu rezil hâli Yabancı ve Gayr-ı Milli medya için bir fırsattır. Milli medya haysiyetli kalemleri bünyesinde barındırmıyor. Çok ta iyi yapıyor. Rezil ola ola çöpe dönüşecek ve yok olup gidecekler. Bu fırsat iyi değerlendirilmeli. Yazılarına hasret kaldığımız usta yazarlar, yazacak yer bulamadıkları için internetten yayın yapan özgür ve muhalif sesler bir çatı altında toplanırsa yüksek bir tiraj elde edilir.
    3) Bu fırsatı Burak Akbay da değerlendirebilir. Korkusuz’u yeni transferlerle güçlendirebilir ve yeni bir gazete kurup özgür ve muhalif sesleri yeni bir çatı altında toplayabilir.
    4) Sputnik, Independent, BBC, Deutsche Welle, Şarkul Avsat… Devamı gelmeli. Yerli ve Milli olan ne varsa tiksinerek kafamızı çeviriyoruz. Yabancı ve Gayr-ı Milli basın istiyoruz.
    5) Yerli, Milli ve Hükümete yakın dedikleri gazetelerin hepsi birbirinden kepaze… Yandaş yazarlar için “karikatür” demişler. Çok kibarca ifade etmişler. Yalan bunlarda, yalakalık bunlarda… Meslek ahlaksızlığı, fikir namussuzluğu bunlarda… Ne ararsan var bunlarda…
    6) Hükümete yakın gazetelerden Takvim gazetesinin yazarı Mevlüt Yüksel… Şengül Hablemitoğlu ile hayali bir röportaj yapıyor. Hablemitoğlu Twitter’dan açıklama yapıyor. Röportajı kabul etmedim, gazeteye konuşmadım, o sözleri söylemedim diyor. Hayali röportajı yazan Mevlüt Yüksel’e de “Ne ilginç adamsın sen!” diyor Şengül Hanım. Yanlış. İlginç bir adam değil o zat. Yalancı ve müfteri bir adam. Tam yandaş medyanın aradığı özellikler.
    7) İçişleri Bakanı bir şeyler geveledi… 23 Haziran İstanbul seçimleri sonrası ortalığın karışacağına dair imada mı bulundu ben mi nem kaptım, tam emin olamadım… Bunların sağı solu belli olmaz. Bir ayarlama yapmış olabilirler. “Sonuç belli, çıkıntılık yapmayın, kuzu kuzu boyun eğin” demek istemiş olabilir soylu bakan.
    8) Bu kafanın yanlışlardan vazgeçmesi, ülkeye “artan ilgiyi” olumluya çevirmesi bana mümkün görünmüyor. Medya için gözümüz yabancılarda. Siyasette ise gözümüz yeni partide. Bu kafalardan tamamen kurtulmamız lazım. İnşallah tez zamanda yok olup giderler, ülke nefes alır ve 2020’li yıllar verimli geçer.
    9) Hür tefekkür, düşünce ve ifade hürriyeti, demokrasi… Asla böyle değerleri yoktur. Hiç olmamıştır. Memleket diye bir dertleri de yoktur. Tek dertleri saltanat ve iktidardır. Sözleri de kalmadı. Bakalım neler pişiriyorlar 23 Haziran ve sonrası için.

  15. Birleşen dört yabancı haber ajansı kimlermiş, işin bağlantısı verilseydi iyi olurdu… Evet, maalesef, Türkiye hakkında çıkan haberler olumsuz. Ülkemiz kötü şöhret yaptı, oldukça. “On küsur yıl önce yapılan bizleri övücü haberlerde öne çıkan özelliklerimize yeniden sarılmak görüntüyü birdenbire değiştirmeye yetecektir” konusu da göründüğü gibi kolay değil. Diyelim öyle olsun. Peki bunu yapacak olan kim? Bu iş “Başkanlık” sistemine geçilmiş olmakla, Sn Erdoğan’ın tükürdüğünü yaladığı anlamına gelmez mi? Bu iş çok zor!

    Belki bir çıkış yolu olabilir. Mesela, diyorum…. Sn Erdoğan, kendi yerine iktidarın ülke-yararlı icraatlerinin devamını sağlamak amacıyla gençten birini atayıp, şahsi ve ailevi nedenlerden dolayı istifa edeceğini ilan edebilir mi? Bunu yapsa AK P için belki bir silkelenme ve kurtuluş olabilir. Ülke için de yeni bir dönem başlamış olabilir. Sn Başkan da bunca yıldır siyasi/metal/mental yorgunluğunu üstünden atarak biraz olsun dinlenir, huzur bulur… Ancak, AK P o’nsuz yapabilecek mi, yoksa “boş bir çuval gibi” dalgalanarak yeri mi boylayacak? Tabi bir de Sn Erdoğan “Artık yeter yahu, koltuk ülke geleceğinden daha mı önemli” noktasına gelebilecek mi sorusu var? Neresinden bakarsak bakalım zor sorular bunlar (akıl*iman sentezi açısından zor değil, çok kolay, ayrı mesele!)….

  16. Dünya lideri! Cuma “NAMAZI”nı Kardeşi Esatla birlikte kılmak ıçın Şama gidiyormuş…!!!! 9 senecik önce
    gerçekleştiremediği arzusunu şimdi gercekleştireceğinin müjdesini gene Kardeş Esat verdi.
    Gelmiş geçmiş liderler arasinda önüne gelene Meydan okuyan ve sonunda 180° keskin dönüşleri ile ün salan DÜNYADA reis kadar popiler bir lider daha bulamassiniz.
    Eeey Tabiki böyle bir DÜNYA LIDERI OLDUĞ bir ülke dünya basınin gündemini meşgul eder.
    Fehmi beye inamiyorsaniz! google
    DIKTATÖR yazin aninda Türkey kelimesi geliyor.

    Kardeş Esadin müşdesinin linki.

    ttps://syrianobserver.com/
    : We Met With Hakan Fidan in Tehran and We Are Ready to Meet Erdogan – The Syrian Esadın

    https://syrianobserver.com/EN/news/50523/assad-we-met-with-hakan-fidan-in-tehran-and-we-are-ready-to-meet-erdogan.html

    • Doğruysa, gayet isabetli bir adım olur! Bir araya geldiklerinde yapabilecekleri en iyi şey de şu mübarek Ramazan ayında birlikte namaz kılmak, Allah’tan af dilemek ve bu lüzumsuz savaşta hayatını kaybetmiş olan binlerce masum insan için dua etmek olur.

      180 derece dönüşler ülke siyasetinde nasıl olsa olağan hale geldi. Bahçeli ile birbirlerine nasıl horazlanıyorlardı, ama vakit geldi kol kola girebildiler. Niçin? “Söz konusu vatan ise, gerisi teferruattır!” onun için. Ayrıca, daha sonra da Orhan Veli ne demiş: “Neler yapmadık şu vatan için; kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik”… 180 derece dönüş verilen o kadar şehidin yanısıra nedir ki?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız