Yenilenen seçimle ilgili benim aklımın almadığı ciddi bir konu var. Onu sizlerle de paylaşmak istedim…

82
Süleyman Bey Muammer Karaca'nın kendisini hicvettiği 'Demirel'e Söylerim' oyununu izliyor.. Kahkahalarla...

AK Parti sözcüleri 31 Mart seçiminde oylarının çalındığı iddialarında ısrarlı. Bir gencin “Seçim neden yenileniyor?” sorusuna “Oyları çaldılar çünkü” cevabını veren, şimdilerde “Oylarımız iç edildi” diyerek iddiasını sürdürüyor. Namaz çıkışında “Hırsızlara oy vermeyin” çağrısı da yapıldı.

“İç ettiler” ithamında bulunan AK Parti’nin İstanbul büyükşehir belediye başkan adayı… “Hırsızlara oy vermeyin” çağrısı yapan da AK Parti’nin genel başkanı…

Arkasında bakanlıklar, başbakanlık ve TBMM başkanlığı bulunan Binali Yıldırım‘ın “İç ettiler” iddiasını önemsemek gerekir. “Hırsızlara oy vermeyin” diyen ise Cumhurbaşkanı; doğal olarak onun sözünün de bir ağırlığı var…

‘Çalınma’ konusunda bu kadar ısrarcı olununca, onlardan aldıkları işaretle yazı yazan ve yorumda bulunanlar da, günlerden beri, YSK kararını aynı iddiayı yansıtır biçimde yazılarına ve yorumlarına malzeme yapıyorlar.

Çok ciddi bir iddia bu…

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) seçimi 23 Haziran’da yeniletme kararını bu iddia üzerine oturtmamış olsa bile, AK Parti’nin yetkili ve etkili isimlerinin ısrarcı tavırları konunun üzerinde düşünmeyi gerektiriyor.

Suç varsa suçlu nerede?

Ben de düşündüm. Düşündüklerimi aşağıda özetliyorum.

‘Hırsızlık’, ilkelinden en gelişmişine bütün hukuk sistemlerinde ‘suç’ sayılan bir cürüm. ’10 Emir’de de “Hırsızlık yapmayacaksın” diye bir madde var. Bizde bazen bir kilo baklava çalan çocukların birkaç yıl hapis cezasına çarptırıldıkları ara sıra gazetelere haber oluyor.

İddiaya göre, bu defa çalınan birkaç kilo baklava değil, İstanbul halkının sandık başına gitme zahmetine katlandıkları oyları çalındı. YSK’nın seçimi yenileme kararı yüzünden pek çok İstanbullu yaz tatili programını değiştirmek zorunda kalacak.

Daha da önemlisi, 15 milyondan fazla insanın yaşadığı ülkemizin en büyük kenti birkaç ay ‘kayyum’ ile yönetilecek ve bunun müsebbibi de YSK’nın seçimi yenileme kararı. O kararın temelinde ise AK Parti sözcülerinin ‘hırsızlık’ gerekçesine dayalı resmi itirazları bulunuyor.

Olayın ciddiliği tartışılmaz.

Ciddi ciddi tartışmaya hazırım, ama denklemde bir boşluk hissetmemek de imkansız. Boşluk şu: Suç varsa, birileri bir suç işlemişse, o birilerinin kim olduğunun tespit edilmesi ve suç işleyenlerin cezalandırılmaları gerekmez mi?

Sınav sorularını çalarak kendileriyle birlikte yarışan diğer adayların hakkını yedikleri iddiasıyla haklarında gözaltı işlemi yapılmış, tutuklanmış, yargılanmakta olan, bir bölümü cezalara da çarptırılmış insanlar var.

Ha sınav sorusunu çalmak, ha oyları… İkisi arasında bir mukayese yapmak gerekirse, millet iradesini sakatlama yönüyle oy çalmanın çok daha vahim bir suç olması gerekir. İddia doğruysa, birileri sandığa düşen oyları çaldıkları için İstanbul belediye başkansız kaldı, oy verenler de bir kez daha sandığa gitmek zorunda bırakıldı.

İyi de bu suçu işleyen ‘birileri’ kim?

Bu soruya da ‘başka birilerinin’ cevap vermesi gerekmiyor mu?

Suç varsa, oyların kullanıldığı sandıkların başında işlenmiş olmalı o suç. Sandıklar, o sandıkların güvenliğinden sorumlu olanlar ve onları görevlendirenler belli. Hangi sandıkta oy çalındıysa o sandığın görevlilerinden hesap sormak, yasaya aykırı bir görevlendirme söz konusuysa görevlendirenleri hesaba çekmek neden akıllara gelmiyor?

‘Çalma’ fiiliyle, doğrudan suçlanmasa bile, CHP ilişkilendiriliyor. “Hırsızlara oy vermeyin” çağrısının muhatabı CHP’den başkası olamaz. “Çaldılar” veya “İç ettiler” ithamlarını yetkili ve etkili ağızlardan işittiğimde, benim aklıma yalnızca “Bunu yapsa yapsa CHP yapmıştır” düşüncesi geliyor.

CHP çalmışsa oylarımızı neden CHP hakkında bir işlem yapılmıyor?

‘Suç’ varsa ‘suçlu’ da olmalı, ‘suçlu’nun olduğu yerde de ‘ceza’ gündeme gelmelidir.

Mantık bunu gerektirir.

Oysa şimdi bunun tam tersi söz konusu: ‘Suç’ atfı yapılıyor, ‘suçlu’ da ima yoluyla belirleniyor, ancak ‘ceza’ vermek için herhangi bir hareket görülmüyor.

Yoksa ithamlar yersiz mi? Ortada bir ‘suç’ ve dolayısıyla ‘suçlu’ yok da biz boşu boşuna mı yazın ortasında bir kez daha sandık başına gitmek zorunda bırakılıyoruz?

Bu durumun da bir hukuki sonucu olması gerekir ama. Birine ağır bir suç atfetmek veya olmayan bir suçtan dolayı ilgisiz birilerini (bu olayda bir kez daha sandık başına gitmek zorunda bırakılan seçmenleri ve yenilenen seçim kampanyası için yeniden külfet altına giren adaylar ile partilerini) cezalandırmak da suç olmalı.

Günlerdir bunları düşünüp duruyorum işte ve işin içinden çıkamıyorum.

Muhalefet partilerinden biri -bu durumdan en fazla etkilenen CHP ve Saadet Partisi mesela- konuya açıklık kazandırmak üzere suç duyurusunda bulunamazlar mı?

Kabahat askıda mı yoksa yine?

Uzun yıllar önce, Demokrat Parti döneminde, muhalif tiyatro eserleriyle seyirci karşısına çıkan Muammer Karaca‘nın sahneye taşıdığı oyunların birinin adı ‘Kabahat Askıda’ idi.

[Bir diğerinin adı da ‘Etnan Bey Duymasın’dı. Menderes de gidip en ön sıradan kahkalarla izlemişti kendisini hicveden oyunu. Demirel’in kendisiyle ilgili muhalif oyunu izlerken attığı kahkahalar için yazının başındaki fotoğrafa bir kez daha bakabilirsiniz.]

Şimdi de kabahat, hatta suç, hatta cürüm iddiası var, ama sanki askı suçlanıyor…

ΩΩΩΩ

82 YORUMLAR

  1. 1979 da üniversiteye kaydoldum.o günden beri yazılarını okurum.ne yani sen şimdi akp adayının kazanmasını değilde chp adayının kazanmasını mı istiyorsun.Olabilirde ayarlarının bu derece bozjlması garip.ama tutarlı bir açıklamanız vardır tabi kendinize öyle değil mi.yoksa aynaya bakmak yıkıcı etkiler bırakabilir insanın üzerinde!

  2. Sandık başkanları aday listelerini ilçe seçim kurullarına gönderen yasa gereği “mülki amir”dir. İlçe seçim kurulları da kura ile yedekleri ile birlikte sandık başkanlarını belirler.

    Yani devlet memuru olmayan bazı sandık görevlilerinin oluşmasının nedeni İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan mülki amirdir. Adalet Bakanlığı ise bu işlemleri denetlemekle sorumludur. Kısacası oluşan bu durumun sorumlusu Yürütme’dir (Hükümet).

    Buna göre bazı kişilerce iddia edildiği gibi ortada ‘büyük bir organizasyon’ varsa bunu Hükümet’ten başkası yapmış olamaz. Nitekim YSK’nın 7 üyesi diğer gerekçelerden vazetse bile bunların seçim sonucunu etkilemediğini fakat ‘söz konusu gerekçe’ ile birlikte değerlendirildiğinde iptal sonucuna vardıklarını belirtmişlerdir.

    Görünen o ki AKP eskiden eleştirdiği vesayet rejimi metodlarını benimsemiş hatta daha da geliştirerek devam ettirmektedir. Fakat şu bir gerçektir ki, 28 Şubat rejimi de haddini aşan başka tür rejimler de çok uzun sürmez.

  3. Fehmi abi merhaba.
    Ben de sizi anlamakta zorluk çekiyorum. O kişiler hakkında ysk suç duyurusunda bulundu. Sonucu beklemeniz gerekmez mi? Soruşturma sonucu bir ceza davasına dönüşür ya da dönüşmez. Şimdilik bilemeyiz. Soruşturma sonunda bir suçlu da bulunma bulunamayabilir. Ancak akp nin belgeleri olsun ysk nin gerekçeli kararı olsun bir çok yolsuzluk yanlışlık vs den bahsediyor. Yanı ortada bir mevta var. Cinayet işlenmiş. Katil mükemmel plan yapmış olabilir. Savcı belki katili bulamayabilir. Siz bir de bunu düşünün bence. Selamlar

  4. CHP nin 40 çeşit seçim hileleri var.Fetö ile kolkola gezen de bunlar.Sende bunları aklamya çalışıyorsun.Madem çalınmadı yani oylar kaydırlmadıysa niçin fark 13 bine düştü ve neden CHP tüm sandıkların sayılmasına karşı çıktı? Oysa sandıkların %10 u sayılmıştı.YSK çalındı demez, oy kaybını anlatıyor ama işine gelen çalma yok diyor.Neden iş bankasının elemanları görevli diğer kamu bankaları değilde? İşbankasıkimin ortağı? CIA-FETÖ-CHP-MOSSAD el birliği ile seçimi sabota ettiler.Bunu görmeyen kördür.Hala çalma yok diyorsanız, ysk nın 300 bin kayıp oy bahsine baakın. Minareyi çalan kılıfını iyi hazırlamış.Daha seçim sabahı ingilizler seçimi chp kazandı diye yayın yaparken hileyi ifşa etmişti.Başka ne diyelim. İnadına RTE demekten başka çıkar yok.

    • “İnadına RTE demekten başka çıkar yok.” diye bitiyor yazı. Doğruya doğru: Şimdilerde çıkar RTE demekten geçiyor gerçekten. Ben ve başka insanlar da “AK Parti artık çıkarcıların partisi durumunda” derken bunu söylüyoruz zaten. Bazıları hem nemalanıp hem bu nemalanma işlerinin üstünü vatan millet sakarya muhabbetleriyle kapatmaya çalışırken, olanı olduğu gibi söyleyenlerde de bir mertlik bulmak gerek.

  5. Seçimde hile yapıldığından ve YSK kararının yerindeliğinden çok emin görünenler, nedense bir “FETÖ” referansı vermeden yapamıyorlar.

    Olayı çözmüşler yani!

    Onlar olayı çözmüşler de, Bakanların En Soylusu çözememiş. Ne sorgulanan var, ne tutuklanan.

    Ne diyelim? H. Gayret alsın bu arkadaşlardan birini, o bakanın yerine geçirsin. Baksana, adamlar cin gibi, hemen çözmüşler işi!

    Gelip yine yazarı tarafgir olmakla itham edenlere de (kendilerinin tarafgir olmamalarından alıyorlar bu hakkı elbette!), ismini şimdi hatırlayamadığım bir arkadaş en yerinde karşılığı vermiş:

    “Daha AK Parti ileri sürdüğü iddialarıyla verilen karara karşı çıkıp muhalefet şerhi düşmüş olan YSK Başkanı ve diğer üç asil YSK üyesini ikna edememişken, yazarın YSK kararına katılmasını nasıl bekleyebiliyor sunuz?”

    Hizmetlerinden pek bir memnun kalıp görev süresini ali-cengiz oyunuyla uzattığınız kurumun başındaki insan karara çıkıyor diğer üç daimi üye ile. . .

    Ortada hırsızlık var ama hırsız yok. . .

    Ortada “FETÖ” var ama sorgulanan yok. . .

    Ne var?

    “Tarafsız” (!) yorumcular var.

    Başka ne var?

    İçişleri Bakanı ve devletin koca emiyet ve savcılık teşkilatının beceremediğini becerip olayı çözmüş cin gibi Fehmi Koru okurları var. . .

  6. Ortada çalma çırpma yok diyor sayın Koru özetle. Benim gördüğüm karşı taraf önceden güzel lobi ve çok iyi organize olmuş. Bir çok koldan atak yapmış; geçersiz oy sayılma kriteri sandık başında oy çokluğuyla kendi seçmeni lehine evrilmiş, yaşlılara eksik oy pusulaları verilmiş, sandık başkanları muhalif kanattan özellikle atanmış ki AKP alyhine kararlar özellikle çok kolaylaşmış ve sayım döküm cetvellerini giren memurlar CHP lehine cesaretlendirilmiş, hasılı çalma olayı organize bir olay gibi görünüyor. İBB ye gelir gelmez verilerin kopyalanması eyleminin amacını açıkladı mı İmamoğlu neden kimse bunu sorgulamıyor?! Bir diğer görünen ise İmamoğlu kaybedecek. Seçimi kazanalım da nasıl kazanırsak kazanalım, isterse memleket krizlerden kriz görsün mü CHP nin hırsı değil; ekonomik kriz o kadar derinleşsin de millet AKP den vazgeçsin, uluslarası alanda Türkiye öyle rezil rüsva olsun ki bize muhalif olarak malzeme versin, İstanbul havaalanını arılar basmış, rüzgar şiddetli esmiş:))) Akdeniz de 200 savaş gemisi varmış şu an, Ankara fırtınaya hazırlanıyor, Akdenize 2. sondaj gemisini de gönderecek.. bunların derdi bu bence iyi görmek lazım..

  7. Anadolu Ajansı, Numan Kurtulmuş’un Üsküdar Belediyesi Boğaziçi Yaşam Merkezi’nde düzenlenen sahur programında yaptığı konuşmayı servis etmiş abonelerine. Şu sözler Kurtulmuş’a ait:

    “23 Haziran’ı bir geçelim, ondan sonra gerekirse siyasi bakımdan tövbe istiğfar ederek yanlışlarımızdan kurtulacağız.”

    Bu ifadeyi paylaşan Saadet Parti’nin tanınan ismlerinden Ali Aktaş, hak ettiği ağır cevabı yapıştırmış Numan Kurtulmuş’a. . .

    Parti genel başkanı linç girişimine maruz kalır, gazeteciler tehdit edilir dövülürken, bütün muhalefet partileri terör örgütleriyle işbirliği içinde gösterilirken susan Binali Yıldırım, attığı tivitte şöyle söylüyor:

    “Son günlerde CHP adayına yönelik protesto haberlerine rastlıyorum. Bu tür davranışları doğru bulmuyorum. İstanbul demek hoşgörü demek, İstanbul demek barış demek.”

    Yeniden seçim (ve belki bu sefer kazanma) umudu doğunca, hoşgörü ve barış havarisi kesilmek gelmiş aklına (“getirilmiş” demek daha doğru!) Binali’nin.

    Sorsanız, “saygın devlet adamı”. . .

    AK Parti Şirketi artık bu karşımızda duran, parti bile değil.

  8. İstanbul seçimlerine itiraz sürecinin özeti

    1. Sandık birleştirme cetvelleri kontrol edilip hatalar düzeltilirken, CHP ve AKP için farklı sonuçlar çıkar. Zira kura ile belirlenen parti sıralaması … , VP, CHP, AKP, DSP, … şeklinde oluşmuştur. Aşağı veya yukarı kaydırmalarda farklı sonuçlar oluşur. Bu cetvel sorunları önemli değildir, zira CHP ve AKP’nin (tabi ki YSK’nın) elinde tüm sandıkların sonuçları mevcuttur.
    2. Geçersiz oyların tamamı sayılmıştır, (300-400 bin kadar). Parti logolarına vurulan mühürler görülmediği için geçersiz sayılan oylar tekrar sayımda geçerli sayılmıştır. Seçimde parti logosuna mühür basanlar, Binali beye oy veren seçmenler arasında Ekrem beye oy verenlerden daha fazla olduğu için fark azalmıştır.
    3. Bazı ilçe ve sandıklarda ise oyların tamamı sayılmıştır. Bunların sonucunda değişen bir şey olmadığı görülmüştür.
    4. Ak Parti bu şekilde normal itirazlarından bir sonuç alamamış ve mazbata mecburen Ekrem İmamoğlu’na verilmiştir.

    5. Bunun üzerine Ak Parti olağanüstü hukuksuzluk başvurusu yapmıştır. Gerekçesi ise usul hukukuna uyulmadığıdır. Bunlar : a) Bazı sandık başkanlarının devlet memuru olmayışı, b) Bazı birleştirme cetvellerinde imza veya mühür olmayışı, c) Kısıtlı seçmenlerin oy kullanması.
    6.a. YSK’nın incelemesinde bazı sandık başkanlarının devlet memuru olmadığı belirlenmiştir.
    6.b. İmzasız veya mühürsüz bazı birleştirme cetvelleri olduğu fakat sandık sonuçları ile bir farkı olmadığı görülmüştür.
    6.c. Oy kullanan kısıtlı seçmen sayısının 706 olduğu tespit edilmiştir.
    7. Elde edilen bu sonuçlar karşısında YSK’nın 7 üyesi, örneğin “108 adet imzasız birleştirme cetvelindeki sonuçlar hernekadar seçim sonucu üzerinde müessir değilse de bunlar bazı sandık başkanlarının devlet memuru olmayışı ile birlikte değerlendirilmiştir” gibi absürt ifadelere başvurmak zorunda kalmışlardır.

    Kısacası YSK’nın gerekçeli kararında somut tek delil, oy kullanan kısıtlı seçmenlerdir. Bunların da sayısı kendilerinin de belirttiği gibi 706 olup seçim sonucu üzerinde müessir (etkili) değildir. Zaten karara muhalefet şerhi koyan 4 üye de bu hususları gayet güzel açıklamışlardır.

    Peki neden böyle olmuştur ? El cevap : Miadı dolan parti hukuk duvarına…… …

    • Selamlar
      Kararların hepsi sizce absürt. Küçük büyük tüm deliller hepsi bir partinin aleyhine. Ben mesela şunu çözemiyorum. Istanbul ysk başkanı yargıç hanimefedi kanunsuz bir şekilde 754 sandık başkanı atadi ve secim biter bitmez emekliliğini istedi. Selamlar

      • Daha seçimin ertesi günü uyardım burdan; tüm sınır kapıları tutulsun diye! Erken emeklilik isteyen veya uzun süreli rapor almış olup yurtdışına uçak bileti olanların hemen banka hesapları incelensin diye..! Sakalımız yok ki..:)

      • Sandık başkanlarını İl/ilçe YSK belirlemiyor. Mülki amirin kendisine gönderdiği listeden kura ile seçiyor. Yani İstanbul Valisi ve ilçe kaymakamları sandık başkan aday listelerini gönderiyor. Bir tezgah varsa onlar yapmışlardır, ne diye devlet memuru olmayan kişileri de listeye dahil etmişler ?

  9. Erdoğan, son 25 yildir hep kendisini zirvede tutyor….peki bunu nasil becere biliyor? Çok kolay! Cemaatlar ve Tariktlar vasitasi ile….helki son 17 yilda tarikatlar yonca gibi Türkiyeyi sarmiş…. Peki bu tarikatlar ne iş yapiyorlar? Liderleri (Sehleri) kimlerden oluşuyor? Bu şehlerin vazifeleri nelerdir? Neden her tarikat kendilerini gerçek Müsluman olduğunu savunurken diğerlerini sahte olduklarini idda ediyorlar?
    Erdoğan Istanbul B.Başkani olduğu zaman Gülen Cemaat-i Refah Partisine mesafeli olmasina rağmen Erdoğan onlarla fotografta ayni karede yer albilmek için kirk takla atiyordu…. peki onlari sevdiğindemi? Hayir şimdi ne kadar seviyorsa o zamanda onlara karşi ayniidi, fakat menfaati gereği onlari seviyormuş gibi davranarak medyalarini ve oy potansiyelerini kullanmakti.
    O zaman! aynisini diğer cematlar ve tarikatlar içinde yapiyordu, çünkü onlarin oylari onun icin her zaman cantada keklikti ve halende öğle….
    100 tane Şehi elinde tutmasi demek onun için miliyonlarca oy demektir.
    Havuzu tamamlayincaya kadar Gülen cemaatine yatirim yapti…. o arada gülen cemaatini milletin ve diğer tarikatlarin gözünde şeytanlaştirdi ve yatirim yaptiklari ile birlikte butun malkarina el koyarken hayatlarinide kararti…Diğer taraftan tarikatlar vasitasi ile kendi saltanatini garantiler garantilemez Partisindeki beyinleri tipki Gulen cemaatine yaptiği gibi onlarada aynisini yapip pasiveye etti.

    Belki akillara! Millet aptalmi ona inansin? sorusu gelebilir. Millet ona inasada inamasada Şehleri ne derse onu yaparlar.
    Cünkü bu şehlerin görevleri! DİN adi altinda dinsizliği Ana Baba yerine Şehlerine sevgiyi saygiyi ve itaat etmeyi ve kendilerinin yalnişlarini kabul etmeyenleri babasida olsa hiç güzünün yaşina bakmadan etkisiz hale getirmeyi arti aileleri ve toplumu bölüp parçalamayı öğretip milleti koyun gibi yonetilmesini sağlamak.
    Bu bir Erdoğan politikasıdir ve %50 + oyda bunlarin oylaridir.
    Dün burada bir babanin çığlıklarına hepimiz şahit olduk…maalesef gençlerimiź bu tip sahtakarlarin tuzağina devletin desdeklediği sahtekarlar düşünlüyor…
    Bu tip olaylar hemen hemen her ailede yaşanir hale gelmiş, buda Memleketin ve milletin ne halde olduğnu gözler önüne seriyor.

    Not: Allah rizasi için hizmet eden
    “Furkan vakfi” gibi Cemaatlari ve Tarikatlarri Tenzeh edip ayricada başarilariniin devamini ALLAHTAN dilerim kendilerinden Allah sonsuzadek razi olsun.AMIN.

    • fettoşun himmet mimmet tezgahının diğer tarkatçılarda olmadığını, 2020 tl alan bir garibin 1010 tlsini kendini sgkya yazdırran tezgahha getirip vermediğini nereden biliyoz? şu imamoğlunun babası gerçekten imamsa bu tezgahları içerden mutlaka haber almış olabilir mi? bir müridimsi kafasına ip bağlayıp ucunu da şıhının eline verir sabahtan akşama kadar ne yer ne içer nerede çalışır bu adamlar? yoksa bankamatikçiler bunlaradamı bulaşmış? Allahım yardımet. şu çılgın sorular beynimi kemiriyor. karnım açlıktan zil çalıyor. parayok , iş yok. ne yapsam? hangi belediye bu alşam iftar veriyor acaba?

  10. Meselenin çalma çırpma ile alakası olmadığını YSK’nın gerekçeli kararından öğreniyoruz. YSK diyor ki 754 sandıkta kamu görevlisi olmayan şahıslar sandık başkanlığı yapmış, bu durum kanuna aykırıdır ve seçimin selahiyetine olumsuz etki edebilir bundan ötürü iptal ettim seçimleri. İşin ilginç yanı bu söz konusu sandıklar için itiraz bile söz konusu değil.Bu sandıkların 750’sinde Ak Partili üyeler görev yapmış. Şerh düşen üyeler, bu sandıkların sayımlarının hatasız olduğunu ve iptali gerektirecek bir durum olmadığını yazmışlar. Ne hikmetse diğer üyeler bu dala tutunarak iptale hükmetmişler. İlçe seçim kurulları da -haklı olarak-seçimde görev almak isteyen yeteri kadar kamu görevlisi bulamadıkları için özel okullardan ve bankalardan eleman görevlendirdiklerini söylemişler. Uzun lafın kısası zorlama bir sebeple meşru bir seçim iptal edildi. Ülkeye de İstanbul’a da yazık edildi. Binali Bey de seçildiği halde aynı sıkıntı yaşanmış olsaydı benzer bir tepki verirdim.Adalet herkese lazım.

  11. Gündemin oldukça sıcak olduğu birgün, doktoralı, masterlı kocaman etiketleri olan universitelerimizden mezun olmuş, her biri onar onbeşer yıllık meslek tecrübesi de olan bir grup zevat gündeme dair hararetle tartışıyorlar, Vatan Millet Sakarya, “uğruna ölünmezse vatan vatan mıdır”gibi dine imana ait kavramlar da havalarda uçuşuyor. Ben de grubun dış çeperinde bir köşede cuhela takımından biri olarak konuşulanları dinliyorum. Konuşmalarda mukaddesata ait kavramların yerli yerinde kullanılmadığından mülhem şu soruyu soruverdim:
    ALLAH mı daha kutsaldır, Vatan mı daha kutsaldır?
    Birden tartışma kesildi, bir süre sessizlik oldu ve herkes birbirlerinin yüzlerine baktıktan sonra yaşça en büyük olan sözü alıp şöyle dedi:
    “Soru yanlış, mantıksız bir soru, ikisini birbirinden ayiramazsin ki”
    Aslında her biri bu soruya farklı yönlerden doğru cevaplar verebilecek donanımda insanlardı. Ama gelen cevap böyleydi.

    • Baran bey! Merak etmeyin yukardaki sorunuzun cevabini bugün Fehmi beye ders verenler hemen yazarlar.
      O zaman bizde öğrenıriz, vatan millet sakaryami olur ne olur bekleyip görelim.
      Sizin sorunuz sanki Akil yaşta değil baştadir lafini dogrulamiş gibi bir soru olmuş

      Cevap da diploma da değil, baştadir.”
      Esa Ilim onlara o soruyu sormaktir:)))

      • Nurdan abla, Bu soru gerçektende mantıksız bir soru. Çünkü ALLAH cc hiçbir şeyle kıyas edilemez. Böyle bir soruyu sorduran şey fili durum. Bahsettiğim tartışmanın devamında küçük bir müdahaleyle insanlar doğru noktaya geldiler ve öncesinde yaptıkları anlamsız tartışmaya geri dönüp düzeltmeler yaptılar.

        Esasında insanlar teoride bildikleri temel kavramları duyguların araya karişmasıyla hayata uygularken dalginlikla yerlerini karıştırıyorlar ve büyük mantık hataları yapıyorlar. Aynı insanlar, kavramları kendi disiplini içinde doğru tanımlayabiliyorlar.

        Oylar çalındı diyenler akıllarının yarısını reislerine armağan ettiklerinden, kalan yarısınıda reislerini haklı çıkarmak için kullanıyorlar ve mantık hataları yaparak komik durumlara düşüyorlar.

        Oylarimiz çalındı diyen reis de esasında şunu diyor; ‘ey milletim, oylariniza sahip çıkamadım, çaldırdım. Çalan hırsızlar da benim gorevlendirdiğim YSK. Yani hırsızlığın sorumlusu benim ve kendimi size şikayet ediyorum’ diyerek bizi güldürüyor.
        Peki neden böyle yapıyor? Çünkü temel mantık prensiplerine göre düşünme yeteneği olmayan, en alt seviyeden insanlara göre siyaset yapıyor da ondan.
        Peki bu üst tabakadan eğitimli insanlara ne oluyor da mantık becerisi olmayan insanlar gibi davranıyorlar?

    • Aynı soruyu kudüste, son 2000 yılı tanrının vaadettiği vatan topraklarını aramakla geçirmiş; örgülü saçları ve başlarında kippaları, siyah fötr şapkalarıyla ağlama duvarı önünde inleşen müminlere de bi soraydın keşke baran..! Kim bilir sana ne cevap verirlerdi..:)))

  12. GÖRÜNMEZ EL HÜKMÜNÜ İCRA EDİYOR.
    Herkesin bir hesabi var kendince.
    Toplum her şeyi hisseder aslında.
    Gerçekler işlerine gelmeyince tevil aranır ,bulmakta da zorlanılmaz.
    Toplumun sahip olduğu genetik hastalıklar vardır.
    Bu hastalıklardan kurtulmak çok zaman alır.(seleksiyonla)
    Her devletin bir kurucu iktidarı vardır.
    Devletin gen kodları kurucu iktidar tarafından (milli ve gayri milli)kodlanır.
    Fani kurucuların yerine varisleri emaneti devam ettirir.
    Başlangıçta kurucular bir şekilde(legal veya illegal) gücü ellerine geçirdiklerinde yaptıkları bundan sonra legal olmuş olur.
    Kurucu iradenin kodları değiştirilmedikçe devlete sahip olduğunu sanan her şey ya bu kodlarla şifrelenir veya
    bir şekilde sistem dışına itilir.
    Ben bunu her yerde ve özellikle ülkemizde her siyasi olayı bu perspektiften değerlendiririm.
    Bana göre her siyasi olay gibi basit görünen İBB seçim yenileme kararı da bir senaryonun parçası.
    Siyasal İslamin sahneye çıkması sonra ehlileştirilmesi (devletle zimmi ittifak)bazı önemli görevler için istihdam edilmek üzere önünün açılması.
    Görevinin tamamlandığına karar verildiği an sahne dışına bir şekilde çıkarılacağını tahmin ediyorum.
    Her şey o kadar basit değil denebilir,doğrudur .
    Herkesin de bir hesabı var şüphesiz.
    ELİ GÜÇLÜ OLAN VAR,ÇOK GÜÇLÜ OLAN VAR ,GÜÇSÜZ OLAN VAR.
    Eli güçsüz olanlar arkadan bir rüzgar eser yelkenleri şişirir beklentisi ile kendini avutmak zorundadır.
    Toplum her zaman güçlüden yanadır.
    Benim için değişen bir şey olmayacak der.
    Belgesellerde, liderlik için dövüşülür ken otlayan sürü sonuçta kimin kazanacağı konusunda kaygı duymaz.
    Kazanana itaatte kusur edilmez.
    Uzun yıllar iktidarda kalabilen partiler devletin kodlarını isteyerek veya istemeyerek içselleştirmek zorunda kalırlar.
    Ne kadar uzun iktidarda kalırsa o kadar mutasyona uğrar.
    Ya devletin kodlarını değiştirecek yada kendi değişecektir.(Devletin kodları çok yavaşta olsa günün şartlarına göre değişir ,asla değişmez değildir)
    Hangisinin değiştiğini sizlere bırakıyorum.
    Partilerin iktidara gelmeden ve geldikten sonra ve iktidarda kaldıkları süre boyunca değişimlerini bir ağacın büyümesi gibi anlık göremezsiniz ama arada sırada ağacın fotoğrafını çekmiş olduğunuzda bunu herkes görür.
    Belli zaman dilimlerinde neler söylenmiş neler yapılmış sonra bunların tam tersi söylemler ve icraatlar hangi güç tarafından yaptırılmış ve yaptırılmaktadır.
    Burada uzun yıllar iktidarda kalan ve iktidarla kader birliği içinde olanları kısmen ve tamamen iktidarı kaybetme tehlikesi durumunda göbek bağları kesilip gıdasız kalacakların feryat etmesinden doğal ne olabilir.
    Bunu geçmişte de görmüştük uzun yıllar iktidarda kalan partilerin devletleştiğini iktidarı devrederken çok sancılar çekildiğini görmüştük(CHP devlet partisin den hükumeti devir alanlar DP,AP ,ANAP ve AKP)
    Şimdi CHP nın yerini sanki AKP(Devlet partisine benzemeye çalışıyor) almış görünüyor.
    Devlet imkanlarından beslenenlerin, AKP iktidarını devretmekte ayak sürüteceği görülüyor.
    Onun için ileri demokratik ülkelerde iki dönemden fazla iktidar olmanın yoluna engeller konuyor.
    AKP kaybettiği seçimi bir şekilde tekrarlatıyor(genel seçim ve İBB)
    Burada da istediği sonucu elde ederse bundan sonra iktidar devri çok daha zor olacağa benziyor.
    Ben devletin her şeye hakim olduğuna inanıyorum.
    Endişeye mahal yok.
    Her şey kontrol altında.
    Zamanı gelince hükmünü icra eder.
    Belki istenen;Siyasal İslamın da iktidarını gördünüz .(Bundan sonra kimi denemek istersiniz)
    ARTIK BİR KARAR VERİN EY HALKIM.

  13. Normalde, ” Fiilsiz suç olmaz, suçsuz ceza olmaz” veya ” Suç failsiz ve cezasız olmaz” .Şimdilerde şöyle bir yargılama sistemi gelişti:
    Suç var, suçlu yok,
    Suçlu var, cezası yok,
    Suçlu var, suçu yok,
    Suçu yok, cezası var.

  14. Fehmi bey, gerek partilerin ve gerekse YSK nın suç duyuruları ile savcılıklardaki soruşturmaların devam ettiğini bildiğiniz halde, makalenizdeki “…… ‘Suç’ atfı yapılıyor, ‘suçlu’ da ima yoluyla belirleniyor, ancak ‘ceza’ vermek için herhangi bir hareket görülmüyor….” demek ne demek.
    Benim aklıma bazı şeyler geliyor, biraz karmaşık, hem de emin değilim, ama açıklamaya çalışayım:
    Ne kadar mesnetsiz olursa olsun kendi beklentilerine, tarzına, siyasi görüşüne uygun bir söz / iddia / yargı olsun da yalandan olsun diye düşünen, bu düşünce sistemi içerisinde başkaları ile birlikte kendini de kandıran, her an yeni kandırılmalara hazır, yani kandırıcılarının işini son derece kolaylaştıran, bu düşünce sistemi ile uzlaşmayan başka hiçbir doğrunun bu düşünce sistemi içinde yer alamadığı, kananın da kandırıcının da birbirlerinden razı olduğu bir topluluk. Böyle fertler vardır, ama böyle bir topluluk olamaz diyebilirsiniz.
    Başka ülkelerde / milletlerde var mıdır bilemem ama Türkiye’de maalesef var. İslâmî inanç ve uygulama tercihlerinden tutun da sosyal statü, giyim kuşam, yeme içme tercihlerinde kadar manipüle edilmiş, bir gün yaşam tarzlarının sınırlandırılacağı yönünde sürekli korkular pompalanan, daha akla gelmedik bir sürü tekniklerle bir arada kalmaları sağlanan, dağılmaları önlenen, öyle ki başka bir partiye oy vermeyi asla düşünmeyecek hale getirilmiş bir topluluk. Sayısı ise topluluk terimi ile izah edilemeyecek kadar çok.
    İyi de Fehmi beyin bu topluluğa şirin görünmek gibi bir derdinin olduğunu düşünmüyorum.
    O halde ne?
    Bir yazarın okur kitlesi belli bir sayıyı aşınca, artık okur sayısını artırmak için çaba göstermek yerine, sahip olduğu çizgiyi daha iyi anlatmaya odaklanmalı değil midir?
    O halde ne?
    Tayyip Erdoğan nefreti. Fehmi beye ne kazandırır? Ne kaybettiririr?
    O halde ne?
    Bulamadım doğrusu….

    • Fehmi beyde Tayyip Erdoğan nefreti görmedik bugüne kadar. Fakat siz ve benzeri düşüncede olanlar, Şia gibi Erdoğan’ı ‘masum’ ilan etmişseniz biz ne yapalım ?

      • yani feto yu kadt ediyorsundur mim.cunku ona ibadet derecesine bağlı olanlar var . darbeden, soru hırsızlıgindan,islama aykiri emir ve yasaklarina uymalarindan şia nin imamlari masum görmelerine daha cok benziyor.fakat mim in dusman olduğu (cemaat saiki ile) şahsa bağlı olanlar dini refaransla olmadığını kendiside biliyor(mim yani kendisi imamına be yaparsa yapsın (vahye uymazsa bile) itaat ve adamligini yapmaktadir

        • İster cemaat başkanı, ister parti başkanı olsun farketmez. Her kim ki bir başkanı hatasız (masum) ilan ederse, o kişi Şia’ya benzetilebilir.

          • burda sizinle anlaşiyorum.dogru her kim ehlusunnete göre peygamberden başka ne kadar salih,alim olursa olsun masumiyet(gunahtan ari, cennetlik) verilimez.peki İslam dünyasında şia zaten bidat ehli de kendisini ehlisunne gorenlerin hocalarini, şeyhlerini liderlerini le yusel gorenler(israrla gormediklerini soylerler fakat pratikleri ise tersi),gunahtan masum vahiy aldığını ruyalalarda Resulullahtan direktif aldığını soyleyen şarlatanlara ne dersin mim?ehlusunne itikadı mutavatir hadis olan 73 firka hadisinde kurtulan cemaat olarak Resulullah sav ,”benim ve ashabimin yolunda(itikadinda,inancinda,din ve ibadet anlayışında)olanlar diye buyrulan cemaattir.dini ni vahiyden alır,delille hareket eder bidat ehlinden fark nasslari resulullah,ashab ve onlarin ogrencileri olan butun muslumanlarca taninan,kabul edilen dört mezhep imami gibi alimlerin kuran,sunnet ve din anlayışı sahibi olanlardir.itikad konularinda mota mot ayni olanlardır.nasslara bakışı,usulu, metodolojisi ayni olanlardir

  15. Gizli Oy
    Kooperatif yöneticisi iken biri hem kooperatife hem de devlete karşı suç işlemişti. Ben de dilekçe yazıp savcılığa şikayet ettim. Sonuna bir cümle ekledim, “Şahsen ben davacı değilim.” dedim.
    Savcı “İddiasına sahip çıkmayan birinin dilekçesini yürürlüğe koyamam.” dedi, haklıydı.
    Hukukta bir kural vardır, insanlar beyanlarından sorumlu değiller. Yanlış veya yalan olabilir. Sorumluluk yoksa, değeri de yoktur. Yargı tedbir de olsa sokakta söylenenlere değil, iki kişinin sorumlu şehadetlerine göre karar verir.
    O halde gizli oy, sorumluluğun olmadığı oy olduğu için hukuk ilminin temel kurallarına aykırıdır. Oy vermek gizli de çalmak aleni mi? “Hırsızdır” diyen iddiasını ispat etmek zorundadır. CHP kimi kastettiğini öğrenmek için tespit davasını açabilir. Ondan sonra da iftira davası açılabilir.

    • Sayın Karagülle, Yeni Akit’ten Ali Karahasanoğlu’nun konya ilişkin yazısından bir bölüm şöyle:

      “… Bunun için de YSK, suç duyurusunu zaten yapmıştır..

      O yargılama da, şu an için savcılık aşamasında olup, yakında ceza davasına dönüşeceği kesindir..”

      • Sandık başkanları aday listelerini İlçe seçim kurullarına ‘Mülki amir’ gönderiyor. Demek ki YSK, Mülki amir yani onu atayan Hükümet hakkında suç duyurusunda bulunmuş … Hükümet ya mülki amirler hakkında soruşturma izni vermeyecektir yada birkaçı yargılanıp beraat edecektir. Yani senaryo ve filmin sonu şimdiden belli !

  16. Eski türkiyede iktidar demek yolsuzluklar demekti. O yüzden siyasetçiler de yaptıklarından dolayı hem hesap vermezler hem de utanmazlardı. Hatta fotoğrafta görüldüğü gibi arsızca gülerlerdi. Ya da “Verdiysem ben verdim noolmuş?” veya “cavit zengin adamdır, yolsuzluğa falan tenezzül etmez” gibi yüzsüzce ifadeler duyardık kendilerinden. Genellikle bu tür yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları da kendi aralarındaki kimi anlaşmazlık ve paylaşım sorunlarından dolayı ortalığa saçılır sonra yine elbirliğiyle ortalık süpürülüp temizlenirdi ama asla bir yargılama ve cezalandırma olmazdı. Yeni türkiyenin kimi uygulamalarına ayak uyduramayan geçen yüzyıldan kalma kafalar için yapabileceğimiz pek bişey yok; lakin eski hastalıkları/sorumsuzlukları bugünün siyasetçisinden de beklemesinler. İşini iyi yapamayan belediye reisi, emanete ihanet eden başbakan ya da altın saatle dolaşan kro bakanlar; anında kapıya konuyor artık..! İtirazı olan..?

  17. TBMM’de yaklaşık 3 bin kişinin davet edildiği iftar yemeğinde konuklara iftar tabağı, mercimek çorbası, zeytinyağlı taze enginar, kıymalı su böreği, kaşık salata, hünkârbeğendi, güllaç ve demirhindi şerbeti ikram edildi. TBMM Başkanlığı’nca iftar yemeğine katılan erkek milletvekillerine kravat, kadın vekillere ise fular hediye edildi.

    Asgari ücretin 2 bin lira ve milyonlarca işsizin bulunduğu ülkemizde bu iftar yemeği için yapacağım dua şudur : ‘Allah kabul etmesin’

      • Milletin adamı, milletin sarayında, kendi milletine kendi bütçesiyle iftar vermişse; bunda ayıplanacak ne var ki..? Allah topunuza akıl fikir versin emi..! Milletin iktidarında yapılmış mega projelerden de utanmadan istifade etmeye devam edin ama..:)

    • Devletin temsil makamında “itibardan tasarruf olmaz”! Yılda 1-2 sefer yapılıyor canıım, n’olucak! Üstelik, daveti bir-iki tabakla geçiştirmek sünnete uygun olur, o da laik bir ülkede hoş gözükmez diyenlere uymak zorunda Başkan ve devlet erkanı….

      Biraz olsun teselli arayışında, acaba “açık büfe” miydi diye meraklandım, hiç değilse! Yoksa, bu kadar yiyecek peşpeşe her masaya getirildiyse ve bunları kişi başına yemek zorunluluğu varsa, iskemle o kadar ağırlığı nasıl kaldırabilir ki?

      …..
      Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
      Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

      Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
      Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
      Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
      Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay…

      Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
      Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
      …..

      Not: Bu şiir Tevfik Fikret’in. Yakın bir geçmişte okuduğuma göre, İttihat ve Terakkicilerden önce ümitlenerek destekleyen, sonra da yönetime geldiklerinde icraatlarını vaadedildiği gibi bulamayıp hayal kırıklığına uğrayan Tevfik Fikret, ve; sisteme hakim olduktan sonra har vurum harman savuran israfa şatafata girişen İttihad ve Terakkiciler… Yani o günlerden, bu günlere bir arpa boyu gelişme yok!…

      “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinte anca bu kadar olabiliyor….

  18. Hey gidi eski Ramazanlar hey. Kavuklu Kel Hasan ve çırağı İsmail Dümbüllü ne güzel tuluat (doğaçlama) yaparlardı.

    – Ağacın üzerinde ne işin var in Ali
    – Sen ağaca bin dedin ben de bin Ali
    – Ben sana sandığa bin dedim ah Ali
    – Sandık çalınmış nasıl binsin bu Ali
    – Sandığı ben çaldım be Ali
    – Yahu oyun oynama gariptir Ali
    – Bu sandık başka hadi bin Ali

    Bu arada şehrin genç ve münevver imamı gelir.

    -Bre densizler bu sandığı camiden çalmışsınız !
    -Aman efendim ödünç almıştık.
    -Muradınız nedir sandıktan ?
    -İstanbul’a şehremini seçilecek
    -Bre gafiller sandıktan ne istersiniz ?
    -Şimdi diyeceğim, sandığa gir Ali
    -E sonra ne olacak ?
    -Sandık açılınca içinden çık Ali.

    Bu arada toplanan halk da konuşmalara şahit olmaktadır. İmam Efendi ve halk bunları defeder ve sandığı camiye götürürler. İmam Efendi Cuma günü “ Sandığa gizlenen fitnelerden uzak durun, caminin sandığı camiye, şehreminin sandığı şehremine aittir ” diye vazeder.

      • Caminin müezzini camide bira içilmediğini söyledi. Adamı uzak bir camiye sürgün ettiler. Pekala bunu sen de biliyorsun. Ayrıca Gezi Parkı olaylarının 1. fazı samimiydi, daha sonra anarşistler gelince ilk grup ayrıldı. Bu samimi Gezi’cilere de helal olsun, amaç hasıl oldu. Taksimin göbeğine ‘Topçu Kışlası AVM’si’ yapılamadı. Hadi sıkıysa yapın da görelim.

  19. O geçmiş dönemin siyasilerini hicveden oyunlarda, siyasilerin (varsa) menfaat aşırmalarına (hırsızlıklarına demek kabaca olurdu da:)) değinilir ve onlarda buna kahkahayla güler miydiler; belki o oyunları, kayıtları varsa internet ortamında izlemekle bunu öğrenebiliriz.

    Günümüzde bu tarz oyunlar sahne alsa ve bu gösterilere günümüz siyaset insanları davet edilse tepkileri nasıl olurdu? Sorusunu sormak gereksiz kalır; çünkü buna kimsenin -taraftarların bile- tahammül edemeyeceğini yaşananlardan anlıyoruz. Belki, Bahçeli(!) ile Kılıçtaroğlu bunu bir nebze gülümsemeyle karşılayabilirler.

    İBB seçiminde oyların çalınması veya iç edilmesi meselesinde ortada bir suç ve suçlu da olmadığına göre -bir yargı kurumu olarak YSK zaten gerekçesini oyların çalınması üzerine oturtmamıştı- Koru’nun da belirttiği gibi, CHP-İYİ Parti ittifakı, onları ‘’hırsızlıkla’’ suçlayan AK Parti yetkililerine dava açmalılar diye düşündüğümüzde, aklımıza ilk gelen; ‘ülkede yargı mı var’ veya ‘dava açsalar ne olacak ki’ soruları üşüşmüyor da değil.

    Fakat biz bu sorularla kafamızı meşgul etsek bile seçimin tarafı olan ve ülkeyi yönetmeye talip olan diğer iki parti –CHP ile İYİ Parti- bizim bu aklımıza takılana bakmadan, haklarındaki iddiayı yargıya taşımalı, ’’biz oy çalmadık, oy hırsızlığı da yapmadık’’ iddialarını ispata çalışmalı, Yargıyı çalıştırmalı değiller mi?

    Yapmadılar işte.

    Öyleyse aklımıza gelen de şu oluyor: ‘’Alan razı satan razı’’.

    Biri ”yavuz hırsız’’… Diğeri ise ”mağdur’’ rolüne yatıyor.

    Ve 23 Haziranda yenilenecek seçime, Millet ittifakı tarafı ”mağdur edilmişlik” üzerinden gidecek olmayı sevdi galiba. ‘’
    ”Mağduriyet edebiyatı’’ ülkemiz siyasetinde pirim yapmaya devam ediyor da…

    Cumhur ittifakı cenahı da ”(…) daha da bastırmaya’’ devam edecek gibi gözüküyor.

    Günümüzde siyaset adamlarını hicveden oyunları yazmaya ve gösterime sunmaya cesaret edebilecek birileri var mıdır bilmiyorum lakin aynı türden hicivleri YSK ve -367’den bu tarafa- diğer yargı kurumu üyeleri için de yazmaya çokça malzeme birikti de… Benden söylemesi.

    Bunu deneyenler var mıdır? Denemelerini, eserlerinin hoşgörüyle karşılanacağı, o iklimin oluşacağı bir döneme saklıyorlardır belki de.

  20. sayın koru sizin yaptığınız, yangına benzinle gitmek’tir.Tamam anlaşılıyor bu son secimlerde(Başkanlık,istanbul,ankara) nerede durdugunuz fakat o kadar tarafgir olmussunuz ki(fanatik fakat farkında ama sanki değilmiş gibi davranmanız) karşı tezlere kapalisiniz.dillendirirken bile laf koymalarinizdan belli oluyor zaten.29 binden 15 bin haksizlikla( hırsızlık vb ne olursa olsun önemli mi ki ) olması gereken yerde olmadığı tesbit edilmiş ve gereken yapilarak fark 14 binlere gerilemiştir.bunu butun taraflar ellerinde hesap makineleriyle de olsa kabul etmislerdir.Bu görüldükten sonra haklı olarak oylarin kalan yuzde 91 ninde sayılması istenirken muhalefet(siz dahil bütün muhalifler) bunu engelledi(tehditler vesair her türlü argümanlar la).gerekce de muhaliflerin bile usulsuzlikleri kabul ettikleri yerler var.(bu bile yeterli degil mi) Kurullarin oluşumunda sinsice,organize işler olduğu sabit ne yani tesadufen mi olmuş?mesala farkin bircok katı oyun akıbeti bilinmiyor,mesala chp lehine gecersiz oyların haksizlikla(icini siz doldurun bu haksizliklarin adini) chp ye verildigi fakat bunun tersi durumu bırakın hakkettigi yasal oylarin geçersiz sayılması bile yeterli degil mi birşey yapıldığı konusunda(hırsızlık,istismar vb)…oylarin sisteme gitilirken sinsice kaydirmalar mesala yıldırımın 286 oyunun ” 0″ girildiği o kadar somut ornek var ki ne yapilacak..hatta chp nin resmi sitesinde bunlar sabitte fakat tarafgil olanlar bunlari görmüyor.en razla sizingibilerin bunu gormemesi cok üzücü..bari bu haksizliklari da yazsanız (arkadaslariniz da dahil buna) inanirliginiz,samimiyetiniz ortaya cikar……

  21. “Çalma olayı” varsa cezalandırılması lazım. İster sorular çalınmış ister oylar çalınmış olsun. Ancak siyasilerin çalıp çırpmadan ötürü birbirlerini şikayetle cezalandırdıkları görülmüş müdür? Pek sanmam! Üniversitelerin birinde siyasetçilerin çocuklarının askerlik kayıtlarını inceleyen bir tez çalışması yapılmış olsun ve bu durum “seçimden seçime oy dilendikleri milletin çocuklarının askerlik durumlarıyla karşılaştırılsın, kimbilir nasıl bir tablo ortaya çıkacaktır? Son dönemlerde yeni yapılan havaalanındaki alışveriş yiyecek içecek merkezlerinin Başkanın oğluna ve uygun görülen bir partizana verildiği söz konusuydu. Bizim siyasetçilerimizin “nefs”i açlıkları yurtdışındaki emsallerini bastırır. Seçmen olarak bunun hesabını sorsan, muhtemelen “Ben yemeyeceğim de başkasına yedireceğim, öyle miii?” türü refleks gösterirler. İşin doğrusunun nasıl olması gerektiğini bilmemeleri mümkün mü? Ülkenin geri kalmasında ve ortaya çıkan her yamuklukta en önemli faktör dönüp dolaşıp “nefs kontrolü”ne takılıyor. Bireysel nefs, partizan nefs! bunlar müslüman! bile bile lades!

    • A.babacan bakanken kuzeni askerde şehit olmuştu; allah rahmet eylesin:( sn. H.k.nın araştırması için bu örnek uygun bir veri olabilir belki… Bir de yapılmasın edilmesin dediğin havaalanındaki bilmem ne lokantasının ya da pidecisinin hissedarlarından sana ne acaba? Koskoca havaalanı için israf oluyor yapılmasın diyorsun; sonra da gelip burdan ona buna iftira atıyorsun..!

      • Bir kişi Başkan olduğunda çocukları / damatları iş hayatına devam edebilir tabi ki. Fakat devlet ile ‘ticari iş’ yapamazlar. Ancak bilim-teknolojiye dayalı bir şirket sahibi iseler o zaman olabilir. (Küçük damatın durumu gibi)

        • fetonun hem islam itikadi açısından hemde yaşadığımız bu topraklarin degerlerine düşman safında ve suçları da sabit..darbe ile soru hirsizliklariyla v.b kriminal olaylarla bu sabit zaten kendileride kah kaçarak kah sinsice gizlenerek bunun doğru olduğunu percinlemekteler
          burda veya baska yerde bu topraklar hakkinda söz söyleme hakları yok.Bulunduklari hristiyanlara, Yahudilere islam dusmanlarina yardim etmeleri onlari sevindirmeleri de yeterlidir.c.baskan düşmanlığı,muhalufligi degil dine verdikleri zarar,degerlerle savasmalari dan dolayı meşru değillerdir.kur’ana, sünnete,icmaya dönüp tevbe edinceye kadar durum bu

      • “Bir gül ile bahar olmaz” derler Sn H.Gayret! İyi bir veri örneği olarak “Babacan farkı” da genel bir araştırmaya dahil edilmeli tabi. Sonuçtan ümitlisiniz galiba! Bir ülke geri kalmışsa en önemli sebeplerden biri siyasiler. Yönetim tamamen onların sorumluluğu (doğru-dürüst ve yetenekli insan mı yok). Nefsen aç insanların cirit attığı bir görev alanı olmasın siyaset. Üst düzey siyasiler özellikle hassasiyet içinde olmalılar. Yakınları için torpil, iltimas, fırsatçılık gibi algılanacak işlerden bilhassa uzak durmalılar. Ancak, makamlar liyakata bakmadan tanıdıklara, hısım-akrabaya veriliyor gibi bir manzara var. Daha kötüsü de bu tür yolsuzluklar Kuran’daki “hısım-akrabaya yardım, onlara bakma” sorumluluğuna sığınılarak bir de savunuluyor! Bu da dini istismar oluyor tabi..

        Yeni Havaalanından açılmışken, okumuşsundur herhalde. Aşırı rüzgardan uçaklar inememiş. ÇET raporu da bu bölgede yılın 100 günü kuvvetli rüzgarlı olacağının bilindiği için yer seçimi açısından uygunsuzluk kararı bildirmiş. Savunmak için THY’nin başındaki kişi Bilal Ekşi, son iki yıllık istatistikleri veriyor (o kadar olur, normaldir demeğe getiriyor). İstatislere baktım son 2 yılda eski Havaalanında inişler rüzgar limitinden sadece 22 gün etkilenmiş. Yenisinde bir yılda 100 değil de 50 gün iniş engeli sorun olsa yeter. Rüzgar-enerji hattı olacak bir bölgeye Havaalanı mı yapmış olduk (yine liyakat sorunu mu var işin içinde?). THY son yıllarda zarar ediyor (açıklanan son durum 1,3 milyar TL zarar). Turist sezonu çok iyi ise sebebi nedir? Rüzgarlı havalarda inişler sorunlu olmağa devam ederse n’olucak, zarar daha artmaz mı?

        Not: İftira atan biri olarak beni mi buldun? İftira atıyorsun derken iftira atma. Ben ülkenin iyi yönetilmesini istiyorum. Buna hakkım var. Ülkenin kalkınmağa çalıştığı bir dönemde önceliksiz yapılan her iş İSRAFtır. Kıt kaynaklarımızı carcur etmektir. Yapılacaksa, ihtiyaç varsa İstanbul yerine daha içeriye, mesela Mevlana şehri Konya’ya da düşünülebilirdi demiştim bir zamanlar (İstanbul dışında da ekonomik canlılık olmasın mı? hep İstanbul hep İstanbul!)

        • Farkını bilmem ama şehidimiz erkut babacanın ailesine de bi sor bakalım; eski bakan arayıp da bi “başınız sağolsun” demiş mi kendilerine..? Sonuçtan ümitli olmak da ne kelime..!

          • Yahu senin verdiğin örnek üzerinden gidiyoruz. Sana da hiç yaranılmıyor. Madem ayıplanacak bir durum var eski Bakan’ı niye parmakla gösteriyon. Sade vatandaşların verdiği şehit sayısıyla siyasilerin ailelerinden çıkan şehit sayıları mukaseye edilsin, siyasilerin şehit sayısı fazlaysa, yani haklıysan AK P’ye tekrardan oy vermeye başlayacağım, söz. Ama, önce bir tez çalışması yapılsın. Ümitsizim. Ümitli bi durum olsaydı AK P bu çalışmayı yıllar önce yaptırırdı, herhalde…

            THY neden milyonlarca dolar zarar ediyor? “İsraf” modasına onlarda mı uymaya başladı? Bilet acentalarında çalışan bir tanıdıktan yolsuzluk olduğunu da duymuştum ? N’olucak şu AK P’nin hali? Niye bu hale düşürdüler kendilerini? -bu benim oy verdiğim partiydi!… Bazen duvarları yumruklayacağım geliyor, anlıyor musun H.Gayret?!

  22. Oyların çalındığı iddiası iftar sofralarında, cami çıkışlarında da yapılıyor. Bu iddiaların doğru olup olmadığı da milyonlarca ailede konuşuluyordur. Eski bir eğitimci olarak ilk aklıma gelen Türkiye’de bu ortamı yaşayan çocuklar ve gençler. Her çocuktan ve gençten, sorunun istismar edilen inançta değil istismar eden de olduğunu ayırdetmesini bekleyemeyiz.

    Bizdeki politikacılarla ramazanda seçim yapmamak iyi olacak galiba…

  23. Aslında ortada ne suç ve dolayısıyla ne de suçlu var, olsa anında infaz edilirdi ! Amaç öyle bir algı yaratıp oyları toplamaktır ! Ancak dolaylı yoldan da olsa burda suçlanan insanlar bence sandık kurullarıdır ve onun devamında da bu kurulları teşkil edenlerdir .Ne hazindir ki ülkemizde milletin gözünün içine baka baka ve hukuku da katlederek bir oyun oynanıyor; inanın ben bu milletin bir mensubu olarak UTANIYORUM!

    • Yargısız infaz gerçekten de utanılacak bir durumdur sayın namlı; o yüzden ysk nın söz konusu personellerle ilgili savcılığa yaptığı suç duyurusunun sonuçlanmasını beklemek en iyisi..:)

    • Korkma sönmez! Burda becerip de yapamadığın işi hiç boşuna öbür tarafa havale etme, pişman olursun..:) alışmışsınız her işi bi başkasına havale etmeye; hakkını aramayan hem haksız hem şerefsizdir..!

  24. hırsızlar için suç atfı bile yapmadan resmi gazetede isim listesi yayınlayıp ceza verebilirdik aslında, KHK ile kolay çözüm. Ama OHAL bitti işte, o yüzden böyle dolambaçlı hale geldi konu

    • Türkeş
      23 Mayıs 2019 at 21:25
      Yıllarca soru çaldılar….askeri sınavlarda, polislik sınavlarında, kpss sınavlarında, öğrencilerine verdiklerinde rüyalarımızda gördük dediler…hizmet için herşeyi mübah gördüler… bacıların başlarını açtırdılar hizmet için dediler… bank asya yatırmak için faizle başka bankalarda para çektiler… uhud da okçu tepesini terketmeyin dediler…mit kumpasını kurdular..gezi de çadırları açtırdılar ortalık karışsın diye…ergenekonda binlerce kişiyi tasviye edip kendi elemanlarını soktular…hukuğun içine edip refarandumda kendi savcı ve hakimlerini yerleştirdiler herşey hizmet için… üniversite sınavında başarısız olan öğrencilerini katiplik mübaşirlik sınavlarında soru çalarak yerleştirdiler herşey dava için herşeyi mübah gördüler…enson darbeye kalkıştılar… biz yapmadık biz bombalamadık hepsi havuz medyasının oyunları dediler, tiyatro dediler…bahar gelecek kirazlar açacak , şimdide herşey iyi olacak deyip elemanlarına umut zehiri aşılayıp dururlar…Onlar kendileri için hizmetleri için seçimde iyi çalmışlar aman dikkat yine iyi çalacağız diyorlar…Hizmetleri için elleri titremeden zamanında Hdp ye oy verenlerden başka birşey beklenmez…

      • Bu yazdıklarınızın çoğunda Erdoğan da onlara destek veriyordu. Yani Erdoğan bu tarz yöntemlere alışıktır … Birilerinin yaptığı yanlışlar sizi haklı çıkarmaz. Siz nerede haklısınız onu söyleyin !

  25. Fehmi bey! Aslinda YSK yi lağv edip yetkilerini direk Erdoğana devretseler, inanin Erdoğan 15 dakika içerisinde suçluları bulup aninda yargiya teslim eder.
    YSK ye baksaniz ya? Seçimlerden 2 ay sonraseçimleri iptal etmesine rağmen halen daha suçlulari bulamadılar… fakat AKP genel başkani buldu ve “Hırsızlara oy vermeyin” çağrisini yapti.
    Tıpkı 15 Temmuz gecesinde yaptiği çağrı ile! daha darbe devam ederken darbecilerin kim olduğunu aciklayip 20 günlük erlerin boğazini kesenleri sokağa dökerken diğer taraftan savicilara iki saat içerisinde binlerce insani yakalatip hapise tıktiran kahraman başkan işini her zaman sağlama alir.
    Aslinda İstabul seçimlerindeki yolsuzluk zaten belli, zarftaki 4 pusuladan 3 akpeye çıkiyor bir tanesi nasil olurda Imamoğluna çıkar? Muhakak sandik başkanları büyü yapmişlardir.
    Allahtan YSK hakimlerinden 7 tanesi AKP liydide seçimi iptal ettiler yoksa diğer dört hakim 10 sende araştirsalar erdoğanin binde biri olup da suçluyu bulamaz’dilar.

    Bakalım YSK darbesi kimler için Allahin bir lütf-u olacak.

  26. Ali İhsan Karahasanoğlu’nun yazısı acaba sorunuza cevap olur mu sayın Koru?

    Diyorlar ki: “Çalınan ne, hırsız nerede?”

    GİRİŞ25.05.2019
    İki aday arasındaki oy farkının, 29 binden 13 bine kadar inmesine rağmen..

    Bunu bir hırsızlık olarak görmeyenler..

    Oy farkının 16 bin azalmasını bir çalma olarak görmeyenler..

    YSK kararını önlerine alıp, “Hani bunun neresinde hırsızlık var? Hani bu kararın neresinde, oy çalındığından bahsediliyor” diye ahkam kesiyorlar..

    O zaman biz bu arkadaşlara hatırlatalım..

    Türk Ceza Kanunu’nun hırsızlık suçunu düzenleyen maddesinde bile, eylemin tanımı yapılırken, “çalma” kelimesi geçmez..

    Tanım yapılırken bile, “hırsızlık” ifadesi geçmez..

    Maddenin metnini de vereyim, siz okuyun:

    “Madde 141- Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”

    Evet, Türk Ceza Kanunu’nun “hırsızlık” başlıklı 141. maddesinin metni, aynen böyle..

    Başlık dışında.. Madde metninde ne “hırsızlık” kelimesi geçiyor.

    Ne de “çalma” kelimesi..

    Ama takmışlar kafaya..

    “Hırsız nerde? Çalınan oy nerde? Çalan nerde?” diye, taramalı tüfek gibi ardı ardına sorularla, kendilerini haklı çıkaracaklarını sanıyorlar..

    Hemen söyleyelim..

    YSK kararını açın..

    Kararın metni içinde, bir arama yapın..

    Arama yapacağınız kelime şu olacak..

    “Bulunmadı!”

    Türk Ceza Kanunu’ndaki hırsızlığın tanımında ne deniyordu?

    “Bulunduğu yerden alma.”

    Bir şey, bulunduğu yerden alınınca ne olur?

    Tekrar aradığınızda, bulunamaz..

    Biz de..

    “Bulunmadı” kelimesini arayacağız..

    Arıyoruz..

    Kelimenin değişik hallerini de dikkate alarak söyleyelim..

    YSK kararında, 211 değişik yerde “Bulunmadı” kelimesi geçiyor..

    Evet, bunların büyük kısmı, “Seçmen imzasının bulunmadığı” şeklindeki ifadeler olup, hırsızlık olduğuna, bir şeyin kaybedildiği anlamına gelmiyor..

    Ama, aşağıda somut örneklerini verdiğim cümlelerde, hep bir “kaybolma”dan, hep bir “çalınma”dan bahsediliyor..

    Buyrun birlikte okuyalım:

    “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerine ait geçersiz oyların torbada bulunmadığı..”

    “Ancak 20 adet oy pusulasının bulunmadığının görüldüğü..”

    “Sandık seçmen listesinin bulunmadığı..”

    “Sandık sonuç tutanaklarının hiçbirinin bulunmadığı..”

    “Seçim torbalarının içinde bulunması gereken geçersiz oy pusulalarının torba içerisinde bulunmadığı..”

    “Yukarıda dökümü gösterildiği şekilde, 18 adet sandıkta sayım döküm cetvelinin hiç bulunmadığı..”

    “90 adet sandıkta ise sayım döküm cetvellerinde sandık kurulu imzalarının bulunmadığı görülmüştür.”

    “Bazı sandıklarda; oy pusulasının zarftan çıkmadığı, geçersiz oy pusulalarının torbada bulunmadığı..”

    “Kadıköy 3. İlçe Seçim Kurulunun 3329 nolu sandığında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait 4 oy pusulasının torbada bulunmadığı hususuna ilişkin 2019/58 sayı, 06/04/2019 tarihli tutanağın düzenlendiği..”

    “Sarıyer 1. İlçe Seçim Kurulunun 1007, 1039, 1050, 1113, 1121, 1230, 1283, 1285, 1293, 1310 nolu sandıklarında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerine ait geçersiz oyların torbada bulunmadığı, 2019/36 nolu 04/04/2019 tarihli kararı ile tespit edildiği..”

    “Gaziosmanpaşa 1. İlçe Seçim Kurulunun 1027 ve 1319 numaralı sandıklarında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait 1 adet geçersiz oy pusulasının torbada bulunmadığı hususuna ilişkin tutanak düzenlendiği..”

    Daha devam etmemi ister misiniz?

    Yeterlidir sanırım..

    Hani aynı eylemi başka kelimelerle ifade edildiği bölümler de var.

    Mesela, oy sayım döküm cetveli ile sandık sonuç tutanağındaki rakamlar birbirini tutmadığı için, “uyumlu olmadığı” ifadesi kullanılmış..

    “Uyumlu değil” ne demek?

    “Arada fark var” demek.

    “Fark var” ne demek?

    “Birisinden birisinde, kayıp var” demek..

    Daha devam edeyim mi, “Hırsız nerde? Çalma nerde, hırsızlar hakkında açılan soruşturma nerde” diyen arkadaşlar..

    Daha anlatayım mı; “Hırsızlık sandık başında.. Çalma da oy pusulalarında..”

    Şunu da hatırlatayım..

    Nasıl ki Türk Ceza Kanunu’nun hırsızlık tanımında bile, “Çalma” kelimesi geçmiyorsa..

    YSK kararında da “Çalma” kelimesini aramanın bir anlamı yok..

    Daha ötesini söyleyeyim..

    Hırsızların cezaevine atıldığı nice ceza mahkemesi kararında bile, kanundaki tanıma riayet edilerek, ne “Hırsız” ifadesi geçer, ne de “Çalma” ifadesi..

    Bu gerçeğe rağmen, kimseyi hapse atma yetkisi olmayan, sadece seçim hukuku ile ilgili kararlar almakla görevli Yüksek Seçim Kurulu kararında, niye “Hırsızlık”kelimesini arıyorlar?

    Niye “Çalma”yı arıyorlar?

    Niye “Hırsızın ne ceza aldığı” sorusunu soruyorlar?

    Bunların hepsi, ceza mahkemelerinin işi..

    Yüksek seçim Kurulu, kaybolan oyları, sonuç tutanaklarını, seçmen listelerini ve diğer zorunlu evrakı tespit eder, sonucu değiştirecek boyutta görürse, seçimin yenilenmesine karar verir..

    Sonrası..

    Yani “Hırsız nerde, çalınan nerde” sorularının muhatabı ise, ceza mahkemeleridir..

    Ki…

    Bunun için de YSK, suç duyurusunu zaten yapmıştır..

    O yargılama da, şu an için savcılık aşamasında olup, yakında ceza davasına dönüşeceği kesindir..

    Başka nasıl olabilir?

    YSK kararında var..

    108 sandık için tek tek tespit yaptırılmış..

    Büyükşehirde olan eksiklikler..

    Bir maddi hatadan kaynaklı olsa..

    Bir cehaletten kaynaklı olsa..

    İlçe belediye başkanlığı seçimlerinde de olması gerekir. Belediye meclisi oy pusulalarında da olması gerekir..

    Ama, o seçimlere bakıyorsunuz..

    Oy sayım döküm cetveli tutulmuş.

    Ama büyükşehirde tutulmamış.

    İlçe belediye başkanlığında cetveller hem mühürlü, hem de imzalı..

    Ama büyükşehirde, ne mühür var, ne de imza..

    Affedersiniz, ne demiştiniz: “Hırsız nerde?”

    Hırsız nerde öyle mi?

    Ben söyleyeyim, “Hırsız; her sayımda oyu azalan kimse, o..”

    Ne diyor kanun: “Bir yarar sağlamak..”

    Yarar sağlamış mı?

    Sağlamış..

    Başkanlık koltuğuna 19 günlüğüne de olsa oturmuş.

    Daha neyi, nerde arıyorsunuz?

    YENİ AKİT GAZETESİ

    • Slm,
      Şerh koyan ysk üyeleri farklı şeyler yazdı, onları da yazmanızı beklerdim. Ortadaki kelime oyunu üzerinde durmayacağım. Savcılık soruşturmasından da birşey çıkmayacak. Kimi usulsüzlükler olmuş, bunlar ama seçimi iptal ettirecek nitelik ve nicelik içermiyor.

    • Ceza mahkemeleri YSK’nın suç duyurusunu henüz ceza davasına dönüştürmeden kimileri “oylar çalındı”, “hırsızlara oy vermeyin” demekle hükmü kesinleştirmiş olmuyor mu?
      Yani yazarımız bu soruları sormakta haklı! E biz de haklıyız.

    • Örnek verdiğiniz yazar, Yeni Akit okurları ve kimi yazarları tarafından da genellikle sevilmeyen bir insan. Bunun nedeni de yukarıdaki makaleden belli. Zerre kadar Allah korkusu olmayan, kalemi ile ahlaka ve vicdanlara karşı suikastler tertipleyebilen tetikçi bir yazar.
      Dürüst muhafazakar yazarlar YSK’nın gerekçeli kararını eleştiriyor.

      • Söyleyin o yazara boşuna oruç tutmasın namaz kilmasin. Bizzat hırsız Ekrem imamoglu diyor ya. Yaptığı bütün ibadetleri Ekrem imamoglu sevap defterine yazılmıştır. Hem dünyası hem de Ahiretine yazık oldu. Ekrem imamoglu her ne kadar CHP adayı olarak resmi olarak görünse de aslında bütün İstanbul’un adayıdır. Her geçen gün daha çok seviliyor. Sizler karaladikca o değer kazaniyor.
        Selam ve dua ile…

  27. Biz hukuk devletinde yaşıyoruz. Kamera kayıtları var diyorlar, oylar çalındı diyorlar, hile yapıldı diyorlar. Eğer gerçekten bir suç varsa ve suçlu ortadaysa kolundan tutup tutuklayacaksiniz. Yoksa bu halkı iftiralarla kandıramazsiniz.
    Gerek Ak parti yöneticileri olsun gerekse Devlet bahçeli olsun: İstanbul ciddi bir iştir. Muhalefete bırakmayız diyorlar. Madem ülkede öyle bir ciddi tehdit varsa Merhum Mustafa Kemal 3 aylığına bütün yetkileri eline aldı kurtuluş savaşını kazandı. O zaman sadece İstanbul değil, Bütün ülkeyi 3 ay değil 3 yıllığına bütün yetkileri Cumhurbaşkanına ve Sayın Devlet Bahceli’ye verelim. Şunu da sormadan edemem: Sayın Recep Tayyip Erdoğan büyüksehir belediye başkanı olurken çok mu tecrubeliydi?
    Selam ve dua ile….

  28. 1) Eğer Binali Yıldırım seçimi az bir farkla (mesela 3 bin oy) kazansaydı ve CHP bu sonuca itiraz etseydi YSK asla seçimi yenileme kararı almazdı. İtirazı kabul bile etmezdi. Binali de “Atı alan Üsküdar’ı geçti” derdi sırıtarak.
    2) Kimin hırsız olduğunu tarih mutlaka yazacaktır. Para sayma makinesi, dolar balyaları, Man Adası vs. Bütün bunların iç yüzü bir gün mutlaka ortaya çıkacak. Ben şahsen hırsızlara oy vermiyorum. Hırsızlıkla, yolsuzlukla suçlananların hırsız ve yolsuz olduklarına inanıyorum. Suçlananlar sadece bağırıp çağırıyorlar, pişkin oldukları için şimdi de hasımlarını hırsızlıkla suçluyorlar. Hesap sorulmaması için güç ve iktidar onlarda olmalı. Eğer iktidardan düşerlerse hesap vereceklerini biliyorlar. Bunu “Acırsanız acınacak hâle gelirsiniz!” şeklinde ifade ediyorlar.
    3) Bin odalı saray bir âbidedir. Her şeyin ne olduğunu şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde ortaya koyan devâsa bir anıt. Kibarca ifade edelim: Bu ülkedeki her yanlışın simgesidir saray. Vaktiyle “Her işimiz A’den Z’ye bozuktur” şeklinde özetlenen sistemsizliğin ve yamukluğun vücut bulmuş hâlidir.
    4) Başka şeylerin de gerçeğini öğreneceğiz. Mesela Fetö ile ilgili bütün gerçeklerin. Fetö’ye 2002’ye kadar kim ne verdi, 2002-2012 arası kim ne verdi. Fetö darbe yapmaya, erken doğuma zorlandı mı? Fetö ile mücadele ayaklarıyla kel âlaka neler yapıldı vs.
    5) Kemal Bey halim selim bir insan. Fıtratında kin, nefret ve sertlik yok. Bu, normalde ve Türkiye için iyi bir şey ama normal zamanlarda yaşamıyoruz. Kemal Bey’den bazı beklentilerimiz var.
    6) İskele davetine Kemal Bey icabet etmemeli ve o fotoğraf karesinde yer almamalıydı. İyi Parti davete icabet etmedi. HDP davet edilmedi. Cumhurbaşkanı, Meclis başkanı, Kemal Bey, Devlet Bey ve dört önemsiz adamla birlikte sekiz kişi poz verdiler. Bu fotoğraf kızgın demirin soğuduğu anlamına geliyormuş.
    7) Kemal Bey’in hatalarından biri Fetö darbe girişiminden sonra Saray’a gitmesidir. Siz niye beyefendinin ayağına gidiyorsunuz Kemal Bey! O sizin ayağınıza gelsin. Madem beka sorunu var beyefendi kibrinden arınsın ve size el uzatsın.
    8) CeHaPe çöptür, pisliktir… TC’yi kuranlar ayyaştır, dinsizdir… Millete dinini yasak ettiler, camileri ahır ve genelev yaptılar… Bu ülkede kimlerin demiri kızdırdığı belli. Kemal Bey bir kere yumruk yemişti. Bir kere yumurta atmışlardı. Soylu bakan “Sen bittin Kılıçdaroğlu” demişti. Yenikapı mitinginde yuhalanmış, şehit cenazesinde linç girişimine maruz kalmıştı. Kendisi meydanlardan “Bay Kemaallll…” diye paylanmıştı. Yandaş medyanın, kepaze yazarların ve trollerin hakaretleri de var… Hâl böyle iken “Seyrek Bıyıklı Asabi Şahsiyet” ile aynı fotoğraf karesinde görünmenin anlamı nedir?
    9) Kemal Bey yumuşak tabiatlı bir insan. Ama yine de yapılması gereken şey belli: Kemal Bey kîninin, öcünün davacısı olmalı… Bir süreliğine. Ne sarayda, ne iskelede ne şurda ne burda… Hiçbir yerde o zat ile birlikte görünmemeli… Türkiye normalleşene kadar. Türkiye normalleşince Kemal Bey fabrika ayarlarına dönebilir.
    10) Kemal Bey “Sözkonusu vatansa gerisi teferruattır, dedim o yüzden saraya gittim” diyor… Yanlış! Ülke savaşa girse, Ruslar memleketi işgal etse, Yecüc ve Mecüc insanlığa saldırsa, uzaylılar dünyayı istila etse bile o saraya gitmemek, Bay Receb’in huzuruna çıkmamak gerekir.
    11) Kenan Evren’in bir kuruş çalması çırpması yoktu. Eğer bir kuruş çalması çırpması olaydı muhalifleri o kuruşu (habbeyi) kubbe yaparlardı. Tarih bunu yazdı. Tarih başka şeyler de yazacaktır.
    12) Hırsızlara oy vermeyin! Zaten vermiyoruz. Kimin hırlı kimin hırsız olduğunu gayet iyi biliyoruz.
    13) Kurulacak yeni partinin özlem ve heyecanı içinde herkes. Trenden atılanlar daha fazla oyalanmamalı. Ve unutmamalı: İktidar sahiplerinde oyun çoktur. İktidarı ve saltanatı yitirmemek için her yola başvuracaklardır. Hatta trenden attıklarını yeniden partiye davet bile edebilirler. Aman dikkat. Bu adamlardan millete gına geldi. Kendilerini yeterli gördüler ve azdılar. (Alak-6,7) Şimdi uzatmaları oynuyorlar. Milletin kendilerine yol vereceklerini anladılar. Millet “Yol gidenindir peşinden ağlayamam, yüreğim ahır değil her öküzü bağlayamam!” noktasına geldi.
    14) Başta Abdullah Gül olmak üzere iktidar tarafından dışlanmış ama milletin nezdinde saygınlığı ve itibarı olan, çalması çırpması olmayan siyasetçilerden milletin beklentisi yeni bir kanal açmaları. Maşeri vicdanı zorlayan basınç o kanala akacak ve iktidarı silip süpürecektir inşallah.
    15) “Gerçeği söylemeye cesareti olanlar bedel almayı göze almalıdır!” derler. Kınayanların kınamasına aldırmadan, “Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz, bu yol ki Hak yoludur dönme bilmeyiz yürürüz!” kararlılığı içinde harekete geçmelerini bekliyoruz dışlanmış dürüst siyasetçilerin.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız