Üniversitelerle oyun oynuyoruz; oysa bildiğimiz anlamda üniversitelerin dönemi bitiyor…

35
Bir süre sonra bu görüntü hayal olabilir..

Suzanne Heywood şu günlerde İngiltere’de bayağı ilgi gören bir kitabın yazarı. Kitapta, son 20 yıl boyunca Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi kökenli başbakanlara en yakınlarında bulunarak danışmanlık yapmış ve genç sayılacak bir yaşta kanserden hayatını kaybetmiş eşini anlatıyor. 

[Kitabın ismi: “What does Jeremy think?” (Jeremy olsa ne düşünürdü?

Jeremy Heywood’un vefatıyla ilgili Londra’daki anma toplantısına altı eski başbakan katılıp ona olan gönül borçlarını dile getirmiş… [Biri, “Jeremy’in krizlere ihtiyacı yoktu, ama krizlerin Jeremy’e ihtiyacı vardı” demiş… Hepsi dönemlerinde karşılaştıkları krizleri Jeremy’nin bulduğu formüllerle zararsız atlattıklarını özellikle belirtmişler.

Kitap eksenli bir mülakatta yazarın kendisiyle ilgili anlattıkları benim daha fazla dikkatimi çekti.

Yazarın maceraperest bir ailesi olduğu anlaşılıyor. 

Ünlü seyyah Kaptan Cook’un 200 yıl önce çıktığı deniz yolculuğunu yeniden yaşamak isteyen babası büyük sayılmayacak bir tekneye eşini ve biri kız diğeri erkek iki çocuğunu doldurarak denize açılmış. Suzanne o sırada yedi yaşındaymış… 

Seyahat Suzanne için tam dokuz yıl sürmüş. 16 yaşındaki Suzanne’ı kendisinden dört yaş küçük kardeşiyle birlikte Yeni Zelanda’da bırakan anne-baba, yedi yıl daha sürecek seyahatlerine devam etmişler. 

O güne kadar okul yüzü görmeyen genç kız ulaşabildiği bütün üniversitelere durumunu açıklayarak başvurmuş. Yalnızca Oxford Üniversitesi cevap vermiş ve mülakata çağırmış. Suzanne Hanım Oxford’ta okumuş, doktorasını da orada yapmış. Sonrasında en gözde firmalarda çalışma imkanı bulmuş… 

Reklam

Herhalde Oxford Üniversitesi’nin bir gün bile düzenli eğitim görmemiş birini kabul etmesi sizin de ilginizi çekmiştir. Mülakatta o ayrıntı yok, ama Suzanne’ın yıllar sürmüş seyahatleri boyunca kitaplar okuyarak kendisini geliştirdiğini düşünebiliriz. Yine de kendisinden diploma sorulmaması, görüştüğü tek bir profesörün onu öğrenci olmaya layık görmesiyle üniversiteye kabul edilmesi hayli alışılmadık bir durum. 

Hiç değilse bizim ülkemiz için…

Üniversiteler değişecek

Edindiğim bu bilgi, içinden geçtiğimiz şu olağanüstü günlerde üniversite eğitimi üzerinde düşünmeye beni sevk etti. 

Üniversiteler, ilkokuldan lise sona kadar süren temel eğitimden farklı olarak, insanın bilgiyle yüklendiği bilim yuvaları değil. Mühendislik ve tıp gibi hazır kalıp bilgilerle donanmak gereken bölümleri dışarıda bırakırsak, hemen her alanda alınan üniversite öğrenimi insanları hayata hazırlamayı öncelemek zorunda. 

Kalıpları kırma mekanı gençler için üniversiteler… 

Öyle değilse de öyle olmak zorunda. 

‘Mekan’ dedim, ama şu sırada tabi tutulduğumuz zorunlu tecrit halindeyken yaşayarak öğrendiğimiz gibi, eğitim almak için bir mekana ihtiyaç bulunmuyor. Girişinde nizamiyesi bulunan, içinde kalabalık dersler verilebilecek sınıfları olan, öğretim üyelerinin 9-5 saatleri arasında varlıklarını gösterdikleri bir mekanı gerektirmiyor eğitim. 

Reklam

Gerektirdiği düşünüldüğü için yapılmış yerleşkeler günümüzde bomboş duruyor, buna karşılık öğrenciler derslerini kendi seçtikleri mekanlarda, evleri veya ofislerinin sıcak atmosferinde, bilgisayar/tablet/cep telefonu üzerinden alıyorlar. 

Dünyanın her tarafında durum böyle. 

İsimleri büyük dünya üniversitelerinin bazıları öğrencilerinin aldığı derslere öğrenci olmayanların erişebilmesine de imkan sağlıyor. 

Bir yönüyle ders kitabına da ihtiyaç duyulmadığını düşünebiliriz. İnternet üzerinden kolaylıkla erişilebilen kocaman bir bilgi deryası var; herhangi bir kitabı aynı gün içerisinde edinmek de mümkün bugün. 

Arkamıza yaslanıp birlikte düşünelim: Hangi konulara ilgi duyuyorsak o konuların en bilinen isimlerinin bağlı oldukları üniversitelerde verdikleri konuya ilişkin dersleri bulunduğumuz ilde evimizden ayrılmadan hoca karşımızdaymışcasına izleyebiliriz. Anadolu üniversitelerinde okuyanlar büyük kentlerin üniversitelerinin derslerini bu yolla takip edebilirler. 

Evet, kampüste eğitim görmenin sosyalleşme açısından yararı büyük, ancak salgın hepimize bunun aynı zamanda zarara yol açtığını da göstermedi mi? Ayrıca sosyalleşme için de pek çok sosyal medya programı bulunuyor. En son devreye giren bir programla insanlar görüşmeler, çekişmeler, kavgalar bile yapabiliyor; hem de sesli olarak…

Bir süre sonra, eminim, üniversite eğitimi, geleneksel sınırlarından taşacak ve farklı bir mahiyet kazanacak. 

Türkiye’de Oxford’un, Sorbonne’un, Harvard’ın derslerini online takip etmiş insanlar o üniversitelerden aldıkları derslerden başarıyla geçtiklerini ispatlayacakları belgelere sahip olabilecekler. 

O belgeler, onlara, yalnız Türkiye’de değil dünyanın başka ülkelerinde de bugünkünden daha kolay iş bulma imkanı sağlayabilecek. 

Suzanne Hanım gibi kendilerini kurum-dışı ama iyi yetiştirmiş olanların da önleri açık olacak.

Paralı eğitim mi? 

Vakıf üniversiteleri ve özel üniversiteler pahalıya mal olmuş kampüslere sahip olmaları gerekmediği için en iyi hocaların peşinde koşacak ve onlara verdikleri ücretler kadar bir masrafı öğrencilerine yansıtacak. Pek çoğu salgın yüzünden düştükleri ekonomik darboğazdan bu yönde pratik kararlar alarak çıkabilecek. 

“Hayır, biz bildiğimizden şaşmayız” diyen ülkeler ile aynı kısır davranışı benimseyen kurumlara Allah kolaylık versin.

Bir üniversiteyi ele geçirmek üzere yola çıkıp bütün üniversiteleri elden kaçırmak da var.

ΩΩΩΩ

35 YORUMLAR

  1. Şehitlerimizle ilgili en makul ihtimal:
    Bir gün önceki müjdenin rehinelerin sağ olarak kurtarılması olduğu kabul edildiğinde;
    Operasyonun silahlı müdahale seçeneği üzerine olması durumunda ciddi risk taşıdığı ortadadır. Yani daha önce bu risk nedeniyle açıklama, operasyon yönüyle risk taşıdığı gibi, olumsuz sonuç itibariyle siyasi olarak ta göze alınamayacak çok büyük bir risktir.
    Bu açıklamalar doğrultusunda benim tahminim şudur:
    Terör örgütü ile istihbari görüşmeler sonucunda rehine vatandaşlarımızın teslimi konusunda anlaşmaya varıldı. Ancak örgüt içi ciddi görüş ayrılıkları nedeniyle, teslime kesinlikle karşı çıkan grup tarafından rehine vatandaşlarımız katledildi. Bunun istihbaratı üzerine kapsamlı operasyon icra edildi.

  2. Boğaziçi Üniversitesinin bahçesi de pek güzelmiş denize nazır. USNews Best Global Universities klasmanındaki sırası 197. Melih Bulu siyasete bulaşmış biri olduğu için herhalde bu kategorideki sıralamayı aklından geçirerek rektörlüğünde 4 yıl içinde boğaziçini ilk 100 üniversite arasına sokmayı hedef edindi. Bunu başaracağını iddia eden kişi güvenilirliğini yitirmiştir. Teorik olrak bu mümkün mü? belki mümkündür ancak astarı yüzünden pahalıya gelir. O kadar parayı ona hiç kimse veremez. Bu vaadi siyasilerin vaadlerine benziyor. Ay’a gitme hedefi de Türkiye için öncelikli makul bir hedef olamaz. Sn Erdoğan’ın Ay’a gitme teklifi, hocası Erbakan’nın “fabrika yapan fabrika” teklifinden çok daha işe yazamaz bir projedir

    Fehmi Beyin yazısının asıl konusu önemli ancak bir güne sığacak bir konu olmaktan çok uzak. Kısaca bir giriş yapmak gerekirse, Türkiye eğitim kalitesindeki açığını içinde yaşadığımız internet çağında önemli ölçüde kapatamazsa bir daha asla kapatamaz. Büyük fırsatlar var. Her seviyede her türlü bilgiye ulaşabilmenin çok kolaylaştığı bir dönemdeyiz. Seçimli ve sistemik olmak şartıyla tabii…. Türkiye’nin temel ihtiyaçlarına göre… Devamı bir başka bahara diyelim.

  3. Şehitler var! Corona tedbirleri var.
    Bunlar’ın AKP için önemi yok..

    Korona tedbirleri herkes için geçerli ve yasak! AKP’ye serbest
    Çünkü Erdoğan, pandemi tedbirlerini hiçe sayıldığı salon’un ‘lebalep dolu’olduğu ile övüniyor.

    Rize 7. Olağan İl Kongresi’nde konuşma yapmış ve salgın zamanında kongrenin doluluğu ile övününce . Sosyal medya eleştirilerin hedefi oluyor.

    Orda birisi şöyle bir yorum yaziyor!
    Şehitler, ve korona tedbirleri AKP Genel başanı için önemli değil.
    O yasak ve Şehitlerin sorumluluğu sıradan vatandaşlar ve küçük esnafa ait.

    Dişarda ne zaman sıkışsalar hemen içeriyi karıştırark duyulmasını önliyorlar.
    Şu an Hollanda ve bir kaç ülke gizli servisleri erdoğanın neler yaptırdığını ve amacını rapor ederek dünyayi bilgilendiriyorlar.
    Merak ediyorum,o raporlar Türk kamu oyunda yayınlansa! Acaba! Bu sefer erdoğan kimler’ın “yatak odama kadar girmiş beni dinlemişler” d iyerek hayatlarını karartacak.

  4. Devletin:

    – Valisine “İt”
    -Uzman Çavuşuna “Militan”
    -Polisine “Katil”
    -Cumhurbaşkanına “Diktatör” dediler ama

    Bir tek:

    -“Pkk terör örgütüdür.”
    -“Fetulla Gülen vatan haini bir domuzdur.” Diyemediler.

  5. ARTI GERÇEK YALANI:
    Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından 10 Şubat’ta Irak’ın kuzeyindeki Gare bölgesine düzenlenen harekatta, PKK’nin alıkoyduğu asker, polis ve MİT mensubu 13 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerden Mardin Mazıdağı nüfusuna kayıtlı olan polis memuru Vedat Kaya’nın, Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ihraç edildiği ortaya çıktı.
    Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre 2015 yılından bu yana PKK’nin elinde olan Kaya’nın 26 Nisan 2017’de önce görevden uzaklaştırıldığı, 8 Temmuz 2018’de ise Resmi Gazetede yayınlanan 701 Nolu Kanun Hükmünde Kararnameyle (KHK) ihraç edildiği ortaya çıktı.
    YUKARIDA BELİRTİLEN HABER ARTI GERÇEK SİTESİNDE YAYINLAŞMIŞ OLUP NURDAN HANIM İLGİLİ LİNK İ BU SİTEYE KOYMUŞTUR.
    8 TEMMUZ 2018 TARİHLİ RESMİ GAZETE DE YAYINLANAN KHK İNCELENMİŞ OLUP VEDAT KAYA İSMİNE RASTLANMAMIŞTIR.
    BU SİTE VE BU İFTİRAYI ATAN UTANMAZLAR ZERRE DERECE TURKLÜKLE İLGİSİ OLMAYIP BU ACILI GÜNDE ZİHİN BULANDIRAN YALANCILARDIR.
    BOYLESİ BİNLERCE YALAN SOSYAL MEDYADA GERÇEKMİŞ GİBİ YAYINLANIP ALGI OPERASYONU YAPILMAKTADIR.
    BUNDAN SONRAKİ TÜM YAZILARI BU MANTIKLA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

  6. Tabi tabi size Alemdaroğlu lazım.
    Tabi herşey tefaruat ABD ajnalığı esas
    Yeni Gezi çıkar buradan çadırları da yakın.
    Devrim de çıkar CAn dündar gibi ajanarınıza da laın iyi yalan söyler.

    • Bu troller hem utanmaz hem ahlaksiz. Sahi bunca zamandır iktidardasınız, ne yaptınız Alemdaroğlu’na, Kemal Gürüz’e ve diğer 28 Şubat’çılara. Onları yargılayan hakimleri tutukladınız değil mi? Utanmaz olduğunuzu biliyoruz. Bir de bize buradan aptal muamelesi yapıyorsunuz. Ne aşağılık bir varlık bu iktidar yalakalığı. Hem Alemdaroğlu ve ekibi ile işbirliği yap, hem de bunu sömürmeye devam et. Allah sizi daha rezil etsin.

  7. Ne üniversiteden, ne eğitimden, ne kültürden, ne sanattan, ne de insanlıktan anlamayan bir iktidar bu. Bu düzende toplum olarak refaha, huzura, ve barışa ulaşma şansımız yok. İktidar topluma boş hedefler sunuyor. Uzaya adam göndermek, aya sert araç çarpmak gibi. Halbuki toplum boş hedeflerle oyalanmak yerine kendi mutluluğuna katkı verecek hedeflere yönelmeli. Uzaya adam göndermek hedef olamaz. Uzay programı başlatacaksanız öncelikli hedefiniz bilimsel ilerleme olmalı. Bu hedefe giden yol ise eğitimin kalitesini artırmakla mümkün. Halbuki ne YÖK’ün, ne üniversitelerin, ne MEB’in böyle bir hedef ve planı var. Varsa yoksa küçük hesaplar. Rektör senden mi olsun benden mi? Rektörü seçmek Cumhurbaşkanının hakkı gibi saçma kavgalar.

    Oturup yeni bir yol çizmek zorundayız. Bu iktidar ömrünü çoktan tamamladı ve bir şey yapma kabiliyeti olmadığını bütün rakamlarla görüyoruz. Şu durumda yapılması gereken yeni bir siyaset ve politika çalışması olmalı. Yeni partiler bilimde ve eğitimde politikalarını çok net bir şekilde ve takvime dayalı olarak açıklamalılar. Açıklanan politikalar kıyasıya toplumda tartışılmalı ve yapılabilecekler ortaya açık ve net olarak konmalı.

    Yoksa benden oy yok.

  8. El Hayayi Wel Iman! Ar damarlarınız zaten çatlamış utanma diye bir yüzde kalmamış!
    Vijdan’ınızdan zerre kadar eser kalmış ise aşağıdakı kopilediğim habere kulp takmadan cevap verin.

    ×××××××××
    Gara’da TSK’nın düzenlediği operasyonda PKK tarafından infaz edildiği açıklanan polis memuru Vedat Kaya’nın 2015’te kaçırıldıktan sonra 2017’de açığa alındığı, 8 Temmuz 2018’de ise görevinden KHK’yla ihraç edildiği ortaya çıktı.

    Gara bölgesinde hayatını kaybeden 13 kişiden biri olan polis memur Vedat Kaya’nın PKK’nın elindeyken mesleğinden KHK ile ihraç edildiği ortaya çıktı.

    2015 yılında görev yaptığı İstanbul’dan memleketi Mardin’e giden polis Vedat Kaya, Muş’ta kardeşinin düğün konvoyuyla memleketine döndüğü sırada Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yol kontrolü yapan PKK grubu tarafından alıkonulmuştu.

    Vedat Kaya’yla ilgili ortaya yeni bir bilgi çıktı. Buna göre polis memur Kaya, kaçırıldıktan iki yıl sonra 26 Nisan 2017’de görevden uzaklaştırıldı. Kaya, 8 Temmuz 2018’deki 701 numaralı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile de görevinden ihraç edildi.

    Vedat Kaya 14 Şubat 2021 tarihinde yıllardır alıkonulduğu mağarada öldürüldü. Malatya’da ailesi tarafından teşhis edilen Kaya, Mardin’de defnedilecek.

    Vedat Kaya, KHK’de 7405 numaralı sırada yer alıyor.

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’sa esirken ihraç edip terörist ilan ettikleri Kaya’yı siyasi çıkarları için kullanmaktan çekinmedi.

    • SON DAKİKA HABERİ: Emniyet Genel Müdürlüğü’nden, “Şehit edilen polis memuru Vedat Kaya’nın, PKK tarafından kaçırıldıktan sonra KHK ile ihraç edildiği” yönündeki iddialara yönelik bir açıklama geldi. Açıklamada, “Bazı sosyal medya platformlarında yer alan, “şehit edilen polis memuru Vedat Kaya’nın, PKK tarafından kaçırıldıktan sonra KHK ile ihraç edildiği” yönündeki haberler kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır.” denildi.
      Nurdan hanım KHK nameyi eğer bulup buraya yazmazsanız İFTİRACISINIZ , PKK NIN OYUNCAĞI VE YANDAŞISINIZ.
      Yazıklar olsun böyle yalan dolan ile şerefsizlere kahpelere destek oluyorsunuz.
      BU sosyal medya yalanları yetti artık bu kahpelik bu vatansızlık , bunu yapanlara destekleyenlere lanet olsun allah kahretsin .

      • Ahmet bey! özellikle son 10 sene içinde her hangi bir olayı başından sonuna kadar detaylıca takip ettığiniz oldu mu? hiç bir olayı teferruatlıca takip etmediğiniz anlaşılıyor yazdıklarınızdan.

  9. Yazarın kurduğu bu platform da yazıdaki “internet üzerinden öğretime erişim kolaylığı” konusunun benzeri bir örnek niteliğinde.Eskiden yazarları fildişi kulelerindeki esrarengiz fikir labaratuarlarında fikir damıtan (benzetme bana değil,yanlış hatırlamıyorsam Necip Fazıl’a ait) erişilmez dehalar olarak görme eğilimindeydik.Şimdi ise okur yazar ilişkisine bizler de yazarak dahil edilmiş haldeyiz.Yazarak öğrenme çabasını da burada yaşamaktayız.Hatta içimizde öğrenciliği aşmış öyle arkadaşlarımız var ki,arada bir değişik isim veya başlıklarla sanki ilk defa böyle bir yazı okumuşlarcasına “Fehmi Bey,sizi kırk senedir takip ediyorum bugünkü gibi çuvalladığınız bir yazınızı okumadım,çok değiştiniz,kalbimi kırıyorsunuz!” minvalinde yazılarla yazara yön bile çizmeye çalışıyorlar.

    İnternetin başlı başına bir üniversite olma niteliği de var.Allah öğrenme kabiliyetimizi artırsın,bu dünyada “yok;yok!” desek sezadır.Niyet hayır,akıbet hayır.
    Ne zaman Fussilet suresi 53.ayeti “Zamanı geldiğinde insana mesajlarımızı (evrenin) uçsuz bucaksız ufuklarında ve kendi öz benliklerinde (bulduklarıyla) tam olarak anlatacağız ki bu (vahy)in tartışılmaz bir gerçek olduğu, apaçık ortaya çıksın. Rabbinin her şeye tanık olduğu(nu bilmeleri onlara) hala yetmez mi?” okusam,ayette geçen bu anlatma işinin en önemli mecralarından birinin internet dünyası olabileceği gayri ihtiyari aklıma düşüveriyor.

    Bu dünyada “yok;yok!” dedim de, bilmediğini bilmeyenlere “bilmediğini bilme”yi öğretme de eksikliği olabilir.
    Herşeyi bildiklerini sananlara internetin, bir “bilmediklerini öğretme” programı geliştirmesi mümkün olur mu ki acaba?

  10. 1-Bu Suzanne Hanım hikayesi ,ne yalan söyleyeyim benim hiç ilgimi çekmedi; bunun gibi çok çok enteresan hayatı olan nice insanlarımız vardır.
    2- Ben dünkü yazıda bahsi geçen rahmetli Kadir Topbaş ile ilgili bir konuya temas etmek istiyorum.Her şeyden önce Allah rahmet eylesin , mekanı cennet olsun. Ancak ben neden Fatih camii bahçesine defnedildiğini anlayamadım , daha doğrusu oldukça yadırgadım.Zaman zaman buna benzer bazı özel kişilerin özel mekanlara defnedildiği oluyor . Böyle bir uygulama bana göre ne devlet ciddiyeti ve ne de dini yönden uygun değildir ve doğrusu yakışmıyor ! Umarım son olur ama pek zannetmiyorum !
    Herkese selamlar saygılar

    • cami bahçesine defin ne kadar basit bir konu gibi geliyor değilmi?
      önce bir muktedirin lalasını sonra halasını dayısını derken..
      her neyse konuya dönelim. bir rahmetli gömülmüş o mesele değil’i anlatacam.
      yllar sonra bahçe doldu veya oraya gömülmek bir dini iyi bildiğini zannedenler grubu tarafından ”prestij” haline getirildi diyelim.
      en yüksek makamlardan olur almayı ve hatta yüksek bağışları da geçtim,
      geçen birisi tv’de: benaslında ölülerin üstü açık camiye gömülmesini, bizim ölüleri unutmadan hergün onları anmalıyız mealinde bir laf! etti (hemde bir inanç! öncelli kanalda!).
      yani işi cıvıtmayı bilen Allah iyiki bu günleri bizden önce görüyorda..
      yoksa ispanyol italyan vb gibi bizdede aileler cenazelerini önce cami yaptırır, sonra bu camiyi ben yaptırdım der maaile kapnın girişine gömdürürler!
      çaresi:devlet bu işleri organize eder, kanun var nizam var. herkes te kanunlara uyar. ben bu kanunu tanımıyom! içinde güzel bir örnek oldu umarım.

  11. Üniversite eğitimi nedir?
    tahtaya yazılanı defterine geçirmek mi? internette aylık limitsiz abone olursan bol sıfırlı bir ödeme mi? otobosta indirim kartı ile ucuz seyahat, açılırsa inşallah olmayan kültür merkezlerinde indirimli tiyatro bale klasik müzik ve benzeri etkinlikleri izleyebilmk mi?
    ya da, babasının on aylık maaşının tamamını verirse ancak okuya bileceği paralı üniversite?
    belkide en sonuncusudur nerden bilelim? daha yaşamadık ki.. diyecektim.. burada kestim.
    ÖZET VE SONUÇ: -üniversite, orta ve lise okulunda öğrenmen gerekenleri öğreneceğin yer değildir.
    -seçtiğin, kazandığın mesleği (mühendis, mimar, tıp, hukuk) dip noktasına kadar, kitap alabilirsen, internete ekonomik ve kolay erişebilrsen! öğrenmek, stajını yapma imkanına ulaşabilmek ve birgün önce ülkene snra tüm insanlığa faydalı bir birey olmanın basmağıdır.
    -okulun tabelasına, rektöründen dekanının ismine, fakülte sayısına bakılarak iş bulunabilecek bir yer hiç değildir!
    Bu kafa değişmediği sürece, çınaraltında aylak aylak vakit geçirenler, nargileci tütün içilen yerlerden şikayet edilirken, milyonlarca lira para harcanarak zararlı! olduğu anlatıldığı söylenen! işlerle 4 yıl zamanını harcayanların
    aşı bulmak, kanser çaresi üretmek,
    uzay aracı yapmak, dron geliştirmek,
    yerine; siyaset yapyorum diye hergün tv’ye çıkıp birbiriyle didişenleri izlemeye devam ederiz.

    • yeni dünyaya hazırlığınız var mı? mesela dünyanın gündeminde dikey tarım var. Türkiye’de de iki üç firma bu yeni nesil topraksız tarıma projelerini hayata geçirmeye başladılar. gene bu gün Dünya gazetesinde bir firma topraksız tamamen suda sebze üretimi için 1 milyon metre karelik alanda dikey tarım projesini anlatıyor. bu tür projelerin her şehirde yaygınlaşmasını ön görmek mümkün. hali hazırdaki projeler üç-beş seneye kadar tam faliyete geçeceği söyleniyor. 10 seneye kadar da büyük şehirlerin tamamında faliyete geçer sanırım. hala ülke nüfusunun % 25-30’u tarımla geçimini sağlıyor. bu insanlar boşa düşünce, tarım yapamaz hale gelince nerede istihdam etmeyi düşünüyorsunuz?

  12. Bir zamanlar mevcut iktadar da dahil 12 Eylül eseri YÖK’ü kapatma vaatleri verirlerdi. Ama iktidara gelen her parti kapatmayı bırakın bilimsel açıdan daha da işlevsiz hale getirdiler. Rektörleri atamak iktidarların çok hoşuna gitti. Yükseköğretim önemli aşamalardan biri olmasına rağmen kimse ülke yararına bir yapılanmaya gitmesine katkı sağlamadı. Akademisyen cübbesinin düğmesiz oluşu birilerini rahatsız etti. Bazı siyasiler akademisyenlere hep tepeden bakmıştır, gerçi bazıları bunu hak ediyor ama onlar zaten ciddi bir çalışması ve yayını bile olmayan, oralara getirilmiş kimselerdir.
    Eğitim konusunda hep şikayet edilir, gelişmiş ülkelere özenilir ama ne hikmetse onların eğitim modeli incelenip faydalı yönleri tercih edilmez. Beğenmediğimiz birçok ülkede bile rektör ve diğer üst yönetici seçimi çok daha hakkaniyetlidir. Neden bilimsel olarak çok geri kaldığımızın açıklaması bunlardır. Projelere milyon liralar verilir, ne buldun diye sorulmaz. Problem o kadar çok ve büyük ki hangisini yazayım. Bizden/bizden değil anlayışı bitmediği sürece bir arpa boyu yol alamayız. Bu tür uyarı yapıp iyi şeyler isteyenler muhalif ve devamında hainliğe varan yaftalama ile… Yazık çok yazık…

  13. Terör örgütünün elinde rehine olarak bulunan polis asker ve kamu görevlisi olan 13 vatandaşımızın katledilişini derin bir üzüntü ile öğrendik.
    Bu vatandaşlarımız aynı zamanda sivil durumundadır. Zira rehinedirler.
    Şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır ve metanet diliyorum.

    • 13 kişinin kaçırıldığını öldürüldüklerinde öğrendik. Yetkililerde hiç bir devlet ciddiyeti olmadığı için insanların kaçırıldığını ancak öldürüldüklerinde öğreniyoruz. Kayıp bir sürü insanın da yıllarca neden kayıp olduklarını öğrenemiyorsunuz. Kaç kayıp var onu da bilmiyorsunuz.

      Bir devlet üniversitesi dekanı çıkıp bir gecede birilerini yok edeceklerini söylüyor. İktidarın azmettirmesi ile siyasetçiler gazeteciler sokak ortasında dövülüyor tehdit ediliyor. Saldırganlar affediliyor salıveriliyor. Buradan anlıyorsunuz burada işlerin nasıl yürüdüğünü. Bu kadar güvenden, güvenlikten, hukuktan uzak bir ülkede yaşadığınızı zannediyorsunuz. Buna yaşamak denirse.

  14. Ahmet bey bu yazdıkların olabilir. fakat CB eğitimde kendi yapamadıklarını anlattı. Demekki atamalarında sürekli akraba damat evlat dordurması yapılan rektörlerle eğitim olmuyor ve ülkenin kıymetinin artmasına yönelik bir faaliyet görülmüyor. Desteklenerek boğaziçine fark atabilecek Şehir üniversitesini kapatıp yok edeceksiniz. Ardından uluslarlararası başarısı olan bir bilim adamına boğaziçinde kadro bulamadık diye dertleneceksiniz. Size inandırıcı geliyor mu? Madem başarılı bir adam başarısını devam ettirmekte boğaziçine niye ihtiyaç duysunki. Bırak adamlar kilise üğniversitesi gibi olmak istiyorlarsa 207 içinde bir tane kalsın.

    • Her kaçırılıp öldürülen şehit mi oluyor? Hangi kanunda yazıyor o? O zaman yıllardır çocuklarının akibetini soran cumartesi annelerine de bu müjdeyi verin de bitsin çileleri. Burada kaç kişi kaçırıldı, ortadan kaybedildi, kim ne oldu bilme imkanımız yok. Karartma uyguluyor yetkililer her alanda.

      İnsanlar öldürüldüklerinde kaçırıldıklarını öğreniyoruz. Şimdiye kadar yetkililer neden açıklamadılar bu bilgiyi? Ne zamandan beri kayıptılar? Şu anda kaçırılmış kaç kişi var? Açıklayın yetkililer. Hesap verin. Burada bir sorumlu yok mu hesap verecek.

  15. Sayın yazar bir üniversiteye atanan rektörü üniversiteyi ele geçirmek olarak algılıyor sunuz.Ya atanan kişi faydalı işler yapacak ise neden ona şans tanımıyoruz?Daha önce çalıştığı üniversitede başarılı olup olmadığını sorgulamiyorsunuz?Bogazicinin son yıllarda dünya sıralamasında dip yaptığını 4–5 kat geri gittiğine çare olarak atandiysa o rektör. Bu gözle neden bakmiyorsunuz.Sunu hatırlıyorum SSCB dağıldığı zaman RUS proflar ıssız kalıp yurt dışına çıkmak istediler ve bizim de üniversitelerimize gelmek için müracaat ettiler.Zamanin YOK ve hocaları bunların alınmasına sırf ıssız kalmamak adına izin vermediler oysa onlar gittikleri batı universitelerine çok büyük katkı sağladılar.Bizde İSTEMEZUKCU kafa her daim görev başında.
    Ya atanan rektor başarılı olacak ise ve sıralamayı yükseltecek ve eski saygın yerine ulaştıracak ise????

      • İnsanı yaptığı işten değerlendirirsiniz .Eski rektörlük görevinde başarılı mı değil mi onu sorgulayın .Sırf AKP li diye adamı asmayın.Eğer daha önceki görevinde başarısız ise şöyle şöyle hataları var almış üniversiteyi dibe vurdurmuş dersiniz.Ama kafatascı zihniyet İSTEMEZÜK en kolayı bu . İşte bundan kaybediyoruz. biz uğraştığımız konular bunlar

        • Ahmet, sana laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor.
          ATAMA REKTÖR İSTEMİYORUZ; SEÇİLMİŞ REKTÖR OLMALI.

          Demokrasi gereği budur diğer Türü Tek adam rejimidir.
          bu demokrasi için evrensel kuraldır.

          Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, rektörün atanması yerine seçilmesi gerektiğini belirterek, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yapılan düzenlemeyle rektörlük seçimlerini ortadan kaldıran ve anti-demokratik olduğunu düşündükleri uygulamaların bir parçası olan bu eylemi eleştirdiler. Öğretim üyeleri, 1980 darbesinden bu yana Türkiye’de bir üniversite dışında atanan ilk rektör olduğunu belirtti. Rektör, AKP’nin siyasi bir hareketi olarak gördükleri atamaya öfkelenen öğrenciler tarafından protesto edildi.

          “Melih Bulu bizim rektörümüz değil.” sloganlarıyla birlikte “Bunu akademik özgürlüğü, bilimsel özerkliği ve üniversitemizin demokratik değerlerini açıkça ihlal ettiği için kabul etmiyoruz” dediler

          • İş yapmaz rektörü sectigin zaman demokratmi oluyorsun.Peki seçilmiş başkana neden itiraz ediyorsun bu demokrasi degilmi.Cevir kazı yanmasın misali işine gelince demokrasi gelmeyince teokrasi oylemi

        • Ahmet bey !
          ” Af yolunu tut, ÖRFÜ emret, cahillere kulak asma” Araf suresi 199. ayet.
          Örf ve âdet sadece toplumsal ve ahlaki alanda değil, kamu ve hukukta da dikkate alınır. Medeni Kanunda da hüküm vardır.
          Savaşta “bile” işgal ettiğin yerlerde kalıcı olup hüsn-ü kabul görmek istiyorsan, oraların örf ve adetine saygılı olacaksın. Durmadan, ilgili ilgisiz Osmanlı’yı referans gösteriyorsunuz. Osmanlı dediğimi yapmış. Osmanlı’yı zerre kadar anlamamışsınız. “Bile” sözcüğünü tırnak içine aldım. Çünkü burası işgal edilen bir yer mi? diyeceğinizi düşündüğüm için. Zira herşeyi tersinden anlamakta sizin gibilerin üzerine yok.
          Boğaziçi köklü bir kurum. Gelenek ve görenekleri var. Bunlara saygılı olunmalı. Neoldum delisi olunmamalı.
          Bu şekilde devam mümkün değil.
          Bu şekilde giderse, bir süre sonra samimi inananlar da bir yere gelemez. İnançlar en kötü nasıl kullanılabilirin en güzel örnekleri veriliyor.

    • gittikçe düşen değil düşürülen eğitim kalitesi bir kader değil, bir tercihtir.
      “eğitim seviyesi yükseldikçe oylarımız düşüyor” saptaması akp liler tarafından dile getirilmiştir. oy dağılımında açıkça görülebildiği gibi düşük eğitimli seçmenden daha çok oy alıyor. bunların büyük kısmı anadolu oyları, bu oylar örgütlenmiş imamların başarısıdır. sayın erdoğanı yeni zamanın müceddidi, ortadoğuyu kurtaracak kişi, dinin yeni fatihi olarak vaazediyorlar.
      melih bulu 4 yıl içinde boğaziçini ilk 100 üniversite arasında yer alacağını söyleyerek kapanan esnaf olmadığını söylemek gibi gerçeklerden ne kadar kopuk olduğunu göstermiştir. böyle bir zihniyetle türkiyenin uçtuğunu iddia eden ama rakamlara bakarsak çakılan pek çok veri gibi, aya gitmekle heyecanlanan rektörler uçuyoruz üniversitemizi de uçuruyoruz diye sevinirler ama makale ve atıf verileri çakılmaya devam eder.
      olsun, kırmızı plakalarla gezdirdiğimiz, devlet yardımlarıyla beslediğimiz, maaşlarını tıkır tıkır ödediğimiz hdp var ya, iktidarın yanlışlarını görmezden gelelim, eleştirenleri de hdp üzerinden terörize edelim olur biter değil mi ahmet bey?
      şehit edilen 13 canımızdaan çoğu 6 yıldır örgütün elindeydi ve kurtarılmayı bekliyordu.
      söyleyecek bir sözünüz yok mu?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız