Adalet herkese lazım.. Ekonomi için de yararlı bir kural bu…

31

Dünün en önemli haberi, ‘Yeni Ekonomi Planı’ (YEP) adıyla açıklanan, ülkemizin ekonomik sıkıntılarıyla baş etmek üzere devlet adına neler yapılacağının ayrıntılarıyla yer aldığı hükümet planının açıklanmasıydı hiç kuşkusuz.

Ancak, Yargıtay 16. Ceza Dairesi‘nin, CHP milletvekili Enis Berberoğlu‘nun 16 aydır tutulduğu cezaevinden tahliyesini getiren kararı o açıklamaya baskın çıktı.

Yargıtay, anayasanın milletvekili dokunulmazlığının her seçimde yenilendiğine dair açık hükmünü yerine getirmekle, yine anayasada yer alan devletin niteliğiyle ilgili ‘hukukun üstünlüğü’ kavramını pekiştirmiş oldu.

Bir ülkeyi ayakta tutan ilkedir devletin ‘hukukun üstünlüğü’ niteliği…

Adalet mülkün temeli, zulüm ise fesadıdır

Roma hukukunda ‘Justitia est fundamentum regnorum’ diye ifade edilmiş, Hz. Ömer tarafından ‘el-adlü esasül mülk’ biçiminde söylenmiş (cümlenin diğer yarısı ‘ve’z zulmü fesadül mülk’tür, yani ‘zulüm devleti fesada uğratır’) bizim dilimizde ‘adalet mülkün temelidir’ diye formülleşen ilke…

Ekonomiyi de olumsuz etkiler adaletin yara alması…

Herhalde hepimiz eğitim hayatımızın bir döneminde “Berlin’de hakimler var” diye biten öyküyü dinlemiş, okuma meraklılarımız pek çok yerde aynı öyküyle karşılaşmışızdır. Alman köylüsünün toprağına göz dikmiş imparatora verdiği cevapla ülkesi yargısına güvenini güçlünün yüzüne karşı haykırmasını anlatır o öykü.

Bizim de kendi tarihimizden, mermerlere zarar verdiği için elini kestirdiği Rum ustanın şikayetine bakan mahkeme tarafından suçlu bulunan Fatih Sultan Mehmet‘in elinin kesilmesine hükmedildiği öykümüz vardır.

Dediği dedik bilinen, ağzından çıkan kanun sayılan Sultan‘a kendisinden de üstün başka bir güç (yargı) bulunduğunu hatırlatan öykü…

“Adalet herkese lazım” diye popülerleştirilen inanç da önemlidir.

Son yıllarda yapılan kamuoyu yoklamalarında kurumlara güven içerisinde yargıya yönelik kanaat hiç iç açıcı değil. Bunda en sonuncusu 28 Şubat döneminde yaşanmış darbelerin yargıyı cezalandırma aracı olarak kullanması örneğine ek olarak, yakın dönemde ortaya çıkan yargının aynı amaçlarla kullanılmak üzere bir örgüt tarafından ele geçirildiği bilgisinin de etkisi var.

Yargı mensuplarının bile içinde yer aldıkları kuruma fazla güven duymayacağı görüntüsünün mutlaka kırılması gerekiyor.

Bunu kıracak olanlar da yine yargı kurumu içerisinde yer alanlar…

Fikir ve basın özgürlüğü

Kararında, Yargıtay, aslında Enis Berberoğlu‘nun mahkumiyetini onaylamış oldu; tahliye edilmesi, yüksek mahkemenin onun son seçimde de milletvekili seçilmesini yeniden dokunulmazlık kazanması için yeterli görmesi sayesindedir.

Milletvekili dokunulmazlığı, özellikle fikir özgürlüğü kapsamına giren konularda, demokrasinin olmazsa olmaz şartlarındandır.

Berberoğlu‘nun yargılandığı dava da, aslına bakılırsa, ona atfedilen ‘casusluk’ veya ‘gizli kalması gereken bilgileri açıklamak’ gibi suçlamalar yerine ‘gazetecilik faaliyeti’ olarak ele alınabilirdi. (‘Gizli kalması gereken bilgileri saklamak’ gazetecilerin veya milletvekillerinin değil, o bilgilere sahip ve koruması gereken devlet görevlilerinin işidir.)

Bu da bizim cezaevlerinde bulunan ve mesleği ‘gazetecilik’ olan başka tutukluları hatırlamamıza sebep oluyor.

Tabii bir de tutuklu yargılanan siyasileri…

Medyada bazıları “Dünyanın her yerinde bunu yapanlar yargılanır ve ağır cezalara çarptırılır” diye konuya yaklaşıyorlar, ama bu yaklaşım bir gerçeği değiştirmiyor: Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde cezaevlerinde mesleği ‘gazetecilik’ olan insanlar bulunmuyor.

Gazeteciler gazetecilik faaliyeti yüzünden yargılanmıyor demokratik ülkelerde… İddianamelerde yazdıkları yazılar, TV’lerde yaptıkları yorumlar yer almıyor…

Siyasiler de siyasi faaliyet içerisine giren konulardan dolayı yargı önüne götürülmüyorlar…

Çeşitli sebeplerle yargılanmaları gerekenler ise mahkumiyetleri kesinleşene kadar tutuksuz yargılanıyorlar…

Demokratik ülkeler gazetecilerine ve siyasilerine cezaevlerini layık gören ülkelere ‘demokratik ülke’ gözüyle bakmıyorlar da…

Ekonomi de zarar görüyor

Türkiye’nin son zamanlarda haklı olan pek çok davada haklı olarak görülmemesi daha çok bu sebeptendir.

Ekonomimiz de bu yüzden kırılgan hale geldi.

Ülkemize bakıp olumlu özelliklerini görerek kalkınma hamlesini destekleyen, kişi veya kurum olarak kazançlı çıkma gayesiyle kredi vermede ve yatırım yapmada yarışanların hevesi şimdilerde neden kaçtı dersiniz?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın Almanya’ya ve ardından BM toplantısına katılmak üzere ABD’ye yapacağı ziyaretler öncesinde gerçekleşti Yargıtay‘ın Enis Berberoğlu‘nu tahliye etme kararı. Eminim, bu karar, Cumhurbaşkanı’nın iki ülke ziyaretinin daha verimli geçmesini sağlayacaktır.

Keşke mahkemeler, cezaevinde bulunan gazeteci ve siyasetçilerin tutuksuz yargılanma taleplerini de yeniden gözden geçirme ihtiyacı duysalar.

Toplumun yargıya güvenini artıracak hoşluklara ihtiyaç var.

ΩΩΩΩ

31 YORUMLAR

  1. Vicdanlarda adalet, eğitimde, her işte terbiye, dürüstlük yok ki, adalet ola.
    Hakkaniyet (hak adına) konuşma yok ki, adalet ola, dürüstlük, yalandan uzak durma yok
    ki, adalet ola, “hep bana, bana” diye konuşma çok ki, adalet ola, yağcı yalaka çok ki,
    adalet ola, rüşvetten şikayet edenlerden, fırsat eline geçtiğinde, rüşvet veren ve alan çok
    ki, adalet ola. Memlektte “ayna” yok ki, bakan, gerçekleri gören ve doğru davranan ola.
    Kalite kalmamış ki, vasıf buluna. Başkası için istediğini, kendisi için istiyen yok ki, adalet
    ola. Laf, laf, laf. Netice, ” her millet layık olduğu (kalite) ile idare olunur”.
    Cavit Çağlar, ” yolsuzluktan, devleti zarara uğratmaktan hapse mahkum
    edilmişti. Bir tanıdık geldi. Aleyhine ver-yansın ediyor, çok da ileri gidiyordu. Sordum:
    ” AYNI ŞARTLARA SEN SAHİP OLSA İDİN, sen bu işi yapmaz mı idin ?” “NİYE YAPMIYAYIM”
    , demez mi ?” Ha… defol , dedim, kovdum.
    KALİTE BU, süte su kattıran eğitim bu. KAÇ kişinin konuşmıya hakkı var.
    Kendi, şahsi geçmişimize dönüp, bakalım. Geçmiş iktidarlara da. Zulm ile abad OLUNMAZ.
    Şair, “……. bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde”, diyor.
    Mes’ele, sadece AKP mes’elesi değil. Yaranın özü derinlerde. Çok şükür, Osmanlı gitti,
    (Arablar, dünya kurtuldu). Deniz bitti. Hep birlikte daha çok çekeceklerimiz var. Bekleyelim,
    görelim. HAK’kın sillesi pektir..
    Ne maroken koltuğa, nede sırça saraya
    ……… evler yıkan paraya (mevkie- makama)
    ……………..
    (Av. Zeki Savcı)

  2. Sayın Akgül’ün yorumuna ek olarak biz akademisyenlere veya başka mağdurlara sahip çıkıp yardım eden niye yok. Lanet olsun darbeye darbecilere. Bin yıl namaz kılsanız bin kere hacca gitseniz bir mağduriyete sebep olmuşsanız kurtarır mı? Yazacak çok şey var ama “İyyake na’büdü ve iyyake nesteıyn”

  3. “Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde cezaevlerinde mesleği ‘gazetecilik’ olan insanlar bulunmuyor.”
    Bu cümle yazanın içinden. İnsan şaşırmadan edemiyor ya da ben anlayamıyorum.
    Bu demokratik ülkelerdeki gazetecilerin hepsi aziz midir, hepsi hepsi masum (günah işlemekten korunmuş insanlar) mudur, hiç biri hataen veya kasten hiç bir yasak fiili işlemezler ve bu yüzden yargı ile yolları kesişmez mi, vs… Cümle; gazetecilik mesleğinden dolayı ceza evinde yatan şeklinde değil de, mesleği gazeteci olan hiç kimse ceza evinde bulunmuyor, şeklinde söylenmiş. Fehmi abi bunu hataen yazmamıştır değil mi? Öyleyse onlar tanrının en iyi, en dürüst, en masum ve günahsız insanları olmalılar. Yanlış meslek seçmişiz bizler…
    Ben bıktım bu gazeteci ve basın mensubu güzellemelerinden, basının 4. kuvvet(erk) oluşu hikayelerinden.
    Tutuksuz yargılanmak herkesin hakkıdır, gazeteci olsun veya olmasın.
    “Devletin sırlarını korumak devleti yönetenlerin görevidir” demişsiniz..? Devletin sırlarını korumak, onların sır olduğunu bildiğinizde her devlet vatandaşının görevidir. Kanunları herkes bilir kabul edilir. Hatta bir devletin sırlarını başka devlet vatandaşları ifşa ederse ve imkan elde edilirse onları da casusluktan o devlet yargılar. Bu her zaman böyle olagelmiştir.

  4. beta ayakkabı da korkordato ilan etmiş. bunlar bilinenler. bilinmeyenler ve küçük işletmelerin durumu hiç hesapta yok. batan firmalar diğer firmaları da batırıyor. dün yazdığım gibi. bunlar sonbahar yağmurları. bir de bu işin kış bölümü var.

    • Aynes’ten Hotiç’e,Beta’dan Yeşil Kundura’ya,Keskinoğlu’ndan Başarı Tekstil’e,Park Bravo’dan Dizayn Grup’a kadar çok sayıda önemli firma yazık ki konkordatoya gitti.Sırada yüzlerce firma olduğu iddia ediliyor.Bu firmaların bazıları kötü yönetildiğinden batmış olabilir ama hepsi de böyle değillerdi elbet.On binler kış öncesi işinden oldu.Yazık,çok yazık.

  5. Milletimiz referandum ile herşeyi bir kişinin iki dudağı arasına emanet etmiştir.
    Artık dayısı olan çıkıyor, olmayan yatmaya devam ediyor.
    Adalet Bakanı açıklama yapmış, Berberoğlu nun tahliyesi ile ilgili.
    Bu yargının işidir, biz karışmayız…
    Güldüm…
    Ama ağzımla değil.

  6. “Toplumun yargıya güvenini artıracak hoşluklara ihtiyaç var.”
    Sayın Koru ,
    Acaba neden darbe girişimiyle hiç alakası olmayan,asla darbeyi yahut terörist faaliyetleri desteklememiş olan ancak iki yıldır öğretmenlikten atılmış ve hiç bir şekilde çalışma imkanı bulamayan biz memurlara değinmiyorsunuz?
    Yoksa mesleki bir “Koru”ma mı bu yaptığınız?Adalet herkese lazım değil mi?

    • Allah yardımcınız olsun Sn.Akgül .
      İnşallah tez zamanda bu derdiniz ortadan kalkar. Ancak hayat devam ediyor. Bir işler peşinde koşmak şart. Rızık Allah’tandır. FETÖ ile dibine kadar ilgili olan kişiler görevine devam ederken veya parayla işini görürken , garibanların zarar görmesi gerçekten çok üzücü . Allah tüm masıum , bu örgütle ilgisi olmayan mağdurların sıkıntılarını giderir inş. Hayırlı cumalar.

    • Sn Akgül, Erdoganin teröristlerle hiç bir sorunu yokiki eğer siz terörist olsa idiniz işinizden olmazdiniz.
      Onun sorunu ülkeye ve insanlık yararina hızmet edenlerle.
      Eğitimici, Doktor, Bilim adami, Polis, Asker, Hakim,Savcı, prf, Hamile kadinlar, Bebekler, Yalaka olmayan Gazeyeci ve yazarlar, şu an yazmaktan başim dönmeye başladi.
      Yazamadiklarimi da siz eklersiniz.
      Allah mahsunlarin hakkini zalimlerden öğle bir çıkarirki,o zaman iş işten geçmiş olur.
      Allah CC herzaman mazlumun yanindadır ve zalimin zülmune destek verenlerde iyice açiğa cikdiklari zaman yaptiklarinin cezasini öğle bir cekerlerki.
      Kimseler dönüp onlara acimaz hatta bakmaz bile.

  7. Berberoğlu tahliye olduğunda dolar geriledi. Bir de hukukun üstünlüğü tesis edilse aslında “dış güçler” diye birşey olmadığı ülkeyi batıranın akp olduğu net olarak ortaya çıkar.
    hukuku katlederek, demokrasiyi katlederek, bu ülkeye yaptığı kötülükler çok net görünür.
    Berberoğlunın serbest bırakılması ile dolar geriliyorsa, akp iktidardan gitse birden bire nasıl ekonomideki bozulmanın tersine dönmeye başladığını görürüz.
    – Sonuç itibariyle çözüm: öncelikle akpnin iktidardan gitmesi.
    – Demokrasinin tesisi.
    – Hukukun üstünlüğünün tesisi
    – Denge ve denetleme mekanizmasının tesisi
    – Özgürlüklerin sağlanması
    – devletin yandaşlardan kurtarılması.
    – bu aşamalardan sonra da, tüketime, şatafata, israfa yönelik ekonomiden, üretime, sadeliğe ve kaynakların verimli kullanımına yönelik bir ekonomi politikası uygulanması durumunda, bunun da “ülkede barış, dünyada barış” ilkesi çerçevesinde yürütülecek dış politika ile desteklenmesi durumunda kısa süre içinde (benim tahminim yine de en az 5 yıl), ülke krizden çıkar.
    (not: ülkenin 5 yıl sonra krizden çıkabileceğini söylerken, kuşkusuz 5 yıl beklenmeyecek. Akpnin iktidardan inmesi ile müthiş bir iyileşme olacak. hukukun üstünlüğü, demokrasinin tesisi, denge ve denetleme mekanizmasının tesisi, özgürlüklerin tesisi bile çok ciddi rahatlamalar sağlıyacaktır. Mesela dolar bu gelişmelerden sonra 4 tl gibi bir duruma düşebilir. iflaslar azalıp, ekonominin yönü hemen yukarı doğru dönecektir. Ancak saman bile ithal eden bir ekonominin birden bire düze çıkması mümkün değil. önce insanlarda güvenin tesisi, ardından da insanların yatırım yapması vb. gerekirdi, bir dönerci açmak için bile (boş uygun yer bulunması, yerin tadilatı, gerekli izinlerin alınması vb.) birkaç ayın gerektiği hesap edilirse, tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine geçişin zaman alması gayet normaldir. )

      • vicdan ve utanma duygusu olmayan adamlar olayı ancak bu kadar anlar. çünkü anlama kabiliyeti olan insanın vicdanı da utanma duygusu da olur.
        -yani ahlakın zeka ile çok yakın ilişkisi var.
        – ha keza dini anlayış şeklinin de…

        • Aklı başında olan herkes bu yazının manasını benim gibi anlar ama, dediğin gibi aklı ve vicdanı olmayanlar bir durumu ancak bu kadar çarpıtarak anlatabilir. Bu da bir beceri ama her becerinin sonucu olumlu olmayabiliyor maalesef.

  8. Yine insanlığın yarasına bastınız.
    Güçlüler hukuk ve adalet istemezler.
    Biryerde müebbet hapis cezasına tahliye
    aynı yerde çocuklar çok yaşlılar veya iddianamesi hazırlanmamis tutuklular.
    Enis bey tahliye edilirken aynı durumda hatta daha masumlar tahliye edilmiyor.
    Çünkü onların güçlü savunucuları yok.
    Dünyada hiçbiryerde tam adalet sağlanamaması bize sadece mahkemesi Kübra var dedirtir.
    Zannediyormusunuz her yerde ünlü avukatlar hukuk bilgisi en çok olanlardır.
    SADECE derin bağlantıları olan hukuk büroları ve hukuk bilgisi iyi avukatlardan oluşur.
    Hukuk fakültesineden dersleri izlerken yarın adalet dağıtacak öğrencileri izleyin.
    O zaman gelecekteki adaletin nasıl tecelli edeceğini belki anlayabilirsiniz.
    Özellinkleri güç sahipleri herkes için adalet istemezler.
    Ancak güçleriniye kaybettikileri anlarda basvuracaklari argümanlar.
    Oysa bu evrensel argüman herkes tarafından içsellesseyedi insanlık adalet eder çok daha erken kavuşmuş olurdu.
    Herşey adalet ile ayakta durabilir.
    Adaleti zamanın şartlarına göre en iyi tesis edebilenler Roma ve Ottoman lar gibi uzun süre yaşayabilmektir.
    Komünizm ne kadar sürdüğünü biliyorsunuz.
    Devletleri şirketleri ve aileleri hatta bireyleri ayakta tutan en önemli şey adalettir.
    Adalet yoksa haksızlık vardır.
    Adam kayırma .
    Hırsızlık.
    irtikap aldatma.
    Yalan.
    Rüşvet
    İsraf.
    lüks.
    gösteriş.
    mafya.
    illegal organizasyonlar.
    Adalet olmadığı yerde masumlara zulüm vardır.
    Ama gerçek suçlular özgürdür.
    Adalet olmadığı yer bataklıktan farksızdır ve oradan bütün köpücükler herkese yayılır.
    Bu bataklığı yalancılar ve sahtekarlar kurutamaz.
    Bu batakligi ancak doğrular ve dürüstler çoğunluğa ulaştığında kurutulabilir
    Halklar sonsuza kadar kendi gibi düşünen ve yaşayan insanlarca yönetilecektir.
    Kısaca kendimiden başka kimseden şikayet etmeyede hakkımız yok aslında.
    Zayıfların ezilenlerin tek tesellisi mahkemeiçin Kübraya kalıyor.
    Kendini güçlü görenler ve ezenler sadece kendilerinden güçlülerce karşılaştıklarında mahkemeyi kubrayi hatırlarlar.
    .

  9. Enis beyin suçu kesinleşti ama milletvekili seçildiği için ceza infazı milletvekilliği süresi sonuna ertelendi ve tahliye edildi. Milletvekilliği süresi sonunda ülkede kalmış olursa cezası uygulanacak. Mecliste cezası okunursa milletvekilliği düşer ve tekrar cezaevine gönderilir diyen bir görüş de var. Bakalım süreç içinde olayların seyrini izleyeceğiz. Umarım yeni meclis adalet sistemini iyileştirmek ve temizleyip düzenlemek için hızlı çalışır.
    Yeni ekonomik program da tahliyeye paralel açıklandı. Kısa dönemde enflasyonun yükseleceği, işsizliğin artacağı, büyümenin düşeceği , tasarrufun artırılacağı yani kısaca acı reçete uygulanacağı açıkça belirtilen program ilk aşamada sakin karşılandı,ilgili çevrelerce olumlu ve gerçekçi bulunduğu basında yorumlanmakta. Umuyoruz ki kısa sürede hedeflerine ulaşıp dengeyi sağlar ve ardından iyileşme başlar.

    • Necip Bey , MİT tırlarıyla ilgili , Tuğrul Türkeş’te , MHP de iken ( AKP ye geçmeden önce )
      ” MİT tırları Türkmenlere değil , İŞİD’e silah taşıyordu ” diye televizyonlarda söyledi. Akabinde de AKP den vekil oldu . Ama kendisine devletin gizli sırlarını ifşa ettiği için herhangi bir soruşturma açılmadı . Bu durum HUKUK açısından , eğer Enis Berberoğlunun hapis cezası doğru idiyse , aynı suçu işleyen Tuğrul Türkeş neden ceza almadı ? Böyle kişiye göre değişken hukuk olur mu ? Tuğrul Türkeş CHP li , Enis Berberoğlu AKP li olsaydı içeri atılan kim olurdu ? Eskiden beri sahibine göre kişneyen hukuk bu ülkeyi batırdı , ekonomiyi de çökertti , ama siyasetçiler hala akıllanmadı .

      • Bakın Musa bey devlet işleri çiçek, böcek, hava güzel, dostluk, barış, laylaylom diye söylenip düşünülecek işler değil. Tüm devletlerin menfaatleri icabı yaptıkları kirli işler var, ve bizim devletimiz de bundan muaf değil, olamaz ve olmamalı çünkü aksi takdirde maalesef hiçbir varlık gösteremeyeceği gibi aksine varlığı tehlikeye düşer. Nitekim eskiden bu işlerle gerektiği şekilde ilgilenemediği için bu devletin dünyada hükmü yoktu, bugün diplomaside, siyasette ve benzeri alanlarda olduğu gibi bu alanda da gerektiğinde gereğini yapabildiği için biraz meydana çıktı ve hesaba katılır oldu. Bu yüzden olayın perde arkasını vatandaş bilemez, sadece devlet yetkililerinin gereğini ve doğru yaptığını düşünür ve inanır. Hiçbir devlet bu tür işlerini açıklayan kim olursa olsun müsamaha gösteremez, gereğini yapar. Bu meselelerin doğrusu, aslı ancak aradan en az 50 yıl geçtikten sonra belki bilinir veya açıklanır. Ortalıkta hangi işin nasıl yapıldığı, ne yapıldığı, niçin yapıldığı açıkça konuşulmaz. Eğer devletin iş yapma biçimini etkileyecek bazı bilgiler iç veya dış kaynaklı olarak açığa dökülüyorsa, bunda karşı bir amaç vardır ve devlet gerekli tedbirleri alır. Bu kadar basit.

        • Hocam , ben gazeteciler devletin gizli işlerine karışsın demiyorum ki . Dediğim şu : Aynı 2 vakada A şahsı hapse atılırken , B şahsı devlet sırrı olduğu halde bu ifşa ettiği bilgi soruşturmaya bile uğramıyor . Bu da Hukukun ne kadar güvenilir ! olduğunun da delili oluyor zaten . Bu kadar basit .

          • Musa bey sizin gönderdiğiniz videoda Türkeş bu tırdaki silahlar daeşe gidiyordu demiyor, 10 merminin 8 i satılıyor, 2 si elime geçiyor diyor yani giden mühimmatın çoğu Türkmenlerin eline tam geçemediğinden bahisle o manada Türkmenlere gitmiyor diyor. Yani Türkmenlere yeterli silah verilmiyor, böyle gönderildiği açıkça söylenirse de Türkmenlerin kırımına sebep olunur diyor. Türkmenlere gitmiyor, ulaşmıyor demek başka bir şey, Türkiye terör örgütü daeşe silah gönderiyor demek başka birşey.

  10. Adalet
    Hakimlerin hükmettiği yargıdan adalet beklenmez. Yargı hakemlerden oluşmalı ve yargı üstünlüğü hakem kararlarına dayanmalıdır.
    Yargıda farklı muamele adalet değildir. Yazara ayrı, siyasetçiye ayrı hukuk uygulanamaz. Yargılama tutuksuz yapılmalıdır. Mahkûm olduktan sonra cezası çektirmelidir. Kaçarsa ceza diyete dönüşmeli, nereye giderse orası diyetini ödemeli veya iade etmelidir. İnfaza direnen cezası ne olursa olsun öldürülebilmelidir.

  11. “Gizli kalması gereken bilgileri saklamak’ gazetecilerin veya milletvekillerinin değil, o bilgilere sahip ve koruması gereken devlet görevlilerinin işidir”. Ancak, ceza saklamamak değil gizli kalması gerekeni ifşa etmeğe kesilmiş ve çok ta ağır bir ceza. Bu dava ve suçlamalar şimdiki hukuk öğrencilerine gelecekte epeyce bir ders malzemesi olur herhalde…. Neyin suç neyin olmadığı konularının ciddiyetle gözden geçirilip revize edilmesine ihtiyaç var anlaşılan. Bir takım hukukçular kafaya koyduktan sonra mutlaka cezalandırmak için bahane bulabilecek kadar nasıl ki yaratıcı bir düşünce gücüne sahipler, aynı şekilde diğer bazılarının tahliyeler için de bütün yaratıcı zekalarını kullanmaları gerekir. Ve bu hapisteki kişi milletvekili veya gazeteci olsun veya olmasın her çeşit meslek grubu için geçerli olmalı….

    Eleştiri konusu olan sorunlu hukuk sisteminde tahliyeleri mümkün kılacak birtakım açıklıklar mutlaka bulunur-Türk milleti zekidir! Bu konuda zeki olmanın aynı zamanda Allah rızasına ulaşmaya da vesile olacağına inancım tam. Suçsuz bir insanı kurtarmak için, görevini tam yapmak ibadet kadar önemlidir. Tabi bu durum Allah rızasının ve ibadetin ne olduğunu bilenler, başka bir deyişle Allah’ın farkında olanlar için geçerli bir şey. Allah’ın gerçek anlamda farkında olanlar adaletsizlik yapamaz şüphesiz, buna alet de olamaz!

  12. Yargının elinde iyi bir mesned oluştu; anayasanın, milletvekili dokunulmazlığının her seçimde yenilendiğine dair hükmünü kullanıp, Enis Berberoğlu’nun tahliyesiyle rahip Brunson’un da serbest bırakılmasına zemin bulmasına dair…Basında sıkça dile getirilmeye başlandı da.

    Duyduğu illiyet bağından mıdır nedir, gazeteci ve yazarlar, hukukun öncelikle kendilerinden olana, ikinci olarak da siyasilere, öncelikle uygulanmasını hoş görürler.

    Koru’da, iki vasfı bir arda bulunduran -gazeteci/yazar ve siyasetçi- Berberoğlu’nun tahliyesine sevincinden olsa gerek, pembe tablo çizmeye erkence davranıyor..ama diğer tutuklu siyasilerin isimlerini bile anmadan…Peki ama, neden haklarında iddianame bile hazırlanmamış on binlerce tutuklu yargılananlar için kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Hukuk öncelikle seçkin ve elitlere mi lazım?

    Adalet hepimize lazım. Yanı başımızda, yakınımızda veya uzağımızda işlenegelen hukuksuzluk ve adaletsizlikten doğan zararlar, sadece muhatap olan kişilerle sınırlı kalmıyor, toplumun her kesimini etkiliyor. ..maddi olsun manevi olsun.
    En bariz örneği de yaşadığımız ekonomik sıkıntılar. Maddi olarak fakirleşmenin yanında manen de mutsuz bir toplum ile yüz yüzeyiz.

    Adalet, gecikmeden gel(sin).

  13. Hapishanelerin kütüphanelerinde okumak için kitap isteyen tutuklulara kütüphane görevlisinin;
    “istediğiniz kitap burada yok ama yazarı burada, yazarını verelim” esprisinin senelerdir yapıldığı ülkemizin yöneticileri İnşallah duyarlar çağrınızı.

  14. Keşke mahkemeler kanunda yasak olan hamile ve yeni doğum yapmiş kadinlari Bir kişinin kininden dolayi ondan korkupda bebekleri ile birlikte hapiste tutmasalar.

    Keşke MAHKEMELER yeni doktor olmuş ve kanunen devlette çalişma zorunluğu olan doktorlaride sakincalıdır diye meslaklerini yapmalarina engel olmasalar.

    Keşke mahkemeler ve siradan vatandaşlar devleti SOYANLARA dur diye bilseler.

    Keske mahkemeler DARBEYI önliyen
    pilotlari ve subaylara TERÖRIST iftirasi atanlari dinlemeseler.

    Keşke mahkemeler insanlari kanunlarla koruya bilseler.

    Aşagidaki link Turkiyede açılırmı bilmiyorum, fakat tamda Fehmi beyin adaletin ekonomiye etkisinin önemini vurgulamasinin değişik bir delili gibi.
    6 ah sucsuz yere hapiste yatip çiktiktan sonra başina gelenler den dolayi ülkeden kacabilmek için kacakçilara 9000 dolar ödemiş. Bu olayda gösteriyorki TC nin dolarları sadece uçan Saraylara, kapatilan magazalar, 50,000 dolara alinan çantalar, ve dişardan adam kaçirmak için verilen ruşvetlere gitmemş Süriyeli insan kacakcilarinda gitmiş.

    Günde en az 15 kişi kaçırsalar, nerden baksan 150,000 dolar ediyor.
    150,000×800= 120,000,000 bu rakam minimum hesap.
    Suriyede İdlib de zafer kazanmişiz! Biz onlarin içişlerine karişmasaydik bu kadar başimiza iş açilmazdı.
    Ama Olsun Türk usulu Başkanlık rejimi kurduk ya.
    Fehmi bey zaten bizim başkanin seçimlerden zaferle çıkması için her yilda seçim olduğuna gire başkanın dişari ile surekli kavgali olması şart yoksa millet açlığını nasıl unutupda ona oy verecek.
    Seçmenler inin en iyi uyku ilaci çakma duşmanlardir.

    http://www.tr724.com/silivriden-stuttgarta-bir-kacisin-hikayesi/

      • Bende kopilerim

        Silivri’den Stuttgart’a kaçış…
        Silivri cezaevinden tahliye edildikten sonra zorlu Meriç yolculuğuyla Almanya’ya ulaşarak iltica eden bir siyasi muhalifin öyküsü Alman taz.de’de yayınlandı.

        Silivri’den Stuttgart’a

        10 dakika durmadan koştu Ulaş. Meriç’in kıyısına ulaştıklarında kalbi yerinden çıkacaktı. Bilal plastik botu şişirdi; yağmurun toprağı sürükleyerek çamurlu bir akıntıya dönüştürdüğü hırçın nehrin üzerine bıraktı.

        Ekim ayının serin bir sonbahar akşamında Ulaş, Silivri Cezaevi’nin kapısından çıktı. Kendisinden birkaç yaş büyük abisi onu kapıda kucaklamadan önce uzun uzun süzdü. İçeride geçirdiği altı ayda en az 10 kilo kaybetmiş kardeşinin kırlaşmış saçlarına, çökmüş yüzüne baktı. Kardeşi, 38 yaşında bir bebeğe benziyordu.

        Ulaş, elbette üç yaşındaki kızına kavuşacağı için mutluydu. Ancak yol boyunca ne gözyaşlarına ne de korkularına hakim olabildi. Zira neden tutuklandığını bilmediği gibi, hangi gerekçeyle tahliye edildiğini de bilmiyordu. Bir gece yeniden evinden alınmaması için hiçbir neden yoktu.

        Suç: Cenaze ve 1 Mayıs’a katılmak

        „Terör örgütü üyesi olmak“, özellikle 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından, pek çok muhalife isnat edilen popüler bir suçlamaydı. Ulaş, Alman gazeteci Meşale Tolu ile aynı dosyada yargılanıyordu.

        Kendi kaderine dair tek bildiği, iddianamesinde yer alan o cümlelerdi: “Valilikçe yasak getirilmiş olmasına rağmen Taksim Meydanı’nda yapılması planlanan 1 Mayıs İşçi Bayramı törenine katılmak için Beşiktaş’ta bulunmak; Rojava’da, IŞİD’e karşı savaşırken öldürülen sosyalist gençlerden birinin evinin yakınlarından kalkan cenazesine katılmak.“

        İddianamede atılı iki suça dair fotoğraflar da konmuştu dosyaya. Ulaş’ın fotoğrafları… Birkaç metrekarelik hücresinde soruşturma dosyasını incelerken şöyle sormuştu kendi kendine: “Tüm dünyada kutlanan bir bayrama ve aynı mahallede oturduğun birinin cenazesine katılmak neden tutuklanma gerekçesi olsun ki?“

        Polisten, patrona talimat: O teröristi işe almayacaksın

        İlk özgür gecesini minik kızına sarılarak geçirdi. Ona aylardır tutulduğu yerle ilgili en güzel yalanları söyledi. Ertesi gün cezaevine girmeden önce çalıştığı iş yerine gitti. Ulaş’ın işi, kendisine tahsis edilen arabayla marketleri gezerek içecek ve cips pazarlamaktı.

        Kendisini kapıda karşılayan arkadaşlarına kısaca cezaevindeki altı ayda neler yaşadığını anlattı. Arkadaşları onu gördüklerine mutlu olsalar da Ulaş yüzlerindeki tedirginliği fark etti. Belli ki söyleyecek şeyleri vardı: “Kısa bir süre önce polisler geldi buraya. Patronla konuştular. ‘Ulaş geri gelirse işe almayacaksın. Terörist o’ dediler.“

        Ulaş arkadaşlarının yanından ayrıldı, kendini ara sokaklara vurdu. Tam bir sigara yakmıştı ki, yanında gri renkli bir Volkswagen marka araba belirdi.

        Açık camdan seslenen dört kişiden biri, “Tanıdın mı beni Ulaş, ben Ahmet“ dedi. Sesi de, arabayı da tanımıştı Ulaş. Altı ay önce bir gece evine yapılan baskının ardından emniyet müdürlüğüne götürüldüğünde, sorgusunu bu adam yapmıştı. Kendisine ajanlık teklif etmiş, mahallesinde yaşayan sosyalistlerin isimlerini vermesini istemişti.

        ”Kurtuldun mu sandın”

        Dört polis aşağı inip, bellerindeki silahları göstererek Ulaş’tan, arabaya binmesini istediler. “Cezaevinden çıkınca kurtuldun mu sandın lan!“ diye bağırdı içlerinden bir tanesi.

        Arabanın arka koltuğunda küfürler tehditlere, tehditler yumruklara karıştı. Ulaş da kızına edilen küfüre yumrukla karşılık verdi. Ağzı ve burnu kan içinde, yol kenarına bıraktılar Ulaş’ı. Yığılıp kaldığı kaldırımda ağladı… Cezaevinden çıkarken “Sonunda bitti“ diye düşündüğü hikaye aslında yeni başlıyordu.

        O gece minik kızının kokusuna sığınmak istedi ancak tutuklanarak büyük korku yaşattığı eski eşinden bunu isteyemezdi. Birkaç birayla birlikte otel odasında aldı soluğu. Kaç sigara içti, ne kadar süre ağladı, kendi de bilmiyor.

        Ertesi gün kendini yollara attı. Bir iş bulmalı, kendine ait bir ev kurmalı, hayatını yeniden düzene sokmalıydı. Sosyal güvenlik kurumuna gidip bazı evrak işlerini halletti. Binadan dışarı çıkıp yürümeye başladığında yanında Ford Connect marka bir araba durdu. Bu defa arabadaki polislerin arasında Ahmet yoktu. “Amma gezdin bugün ha!“ dedi bir tanesi. Yine işbirliği teklif ettiler, isim istediler, tehdit ettiler… Rahat bırakmayacaklardı; bitmeyecekti açık cezaevindeki eziyet. O gün Türkiye’yi terk etmeye, Almanya’ya gitmeye karar verdi. Ama nasıl olacaktı? Tahliyesine karar veren mahkeme, aynı zamanda yurt dışına çıkışını da yasaklamıştı.

        “İnsan kaçakçıları…“ dedi kendi kendine. Yol, yordam bilmeden İstanbul’un, Suriyeli nüfusunun yoğun olduğu, insan kaçakçılarıyla meşhur Aksaray semtinin yolunu tuttu. Sordu soruşturdu, 30’lu yaşlarında, zayıf, kısa boylu, Mardinli bir kaçakçı olan Bilal’i buldu. Hızlı konuşan, konuşurken sürekli etrafına bakınan Bilal güven vermeyen bir tipti; ondan kurtuluncaya kadarki ana kadar da hiç güven vermeyecekti. Pek fazla seçeneği bulunmayan Ulaş, Yunanistan-Türkiye sınırındaki Meriç nehri üzerinden her hafta 12 kişiyi kaçırdığını söyleyen Bilal ile 2500 dolara anlaştı.

        Kasım ayında bir gün, Bilal’den ”Üç gün sonra sınırdan geçeceği” haberini aldı. Ulaş heyecanlandı, korkuyordu. “Daha ne kadar kötü olabilir ki“ diye sordu kendine. Ya yakalanacaktı ya da Meriç’in asi sularında boğulacaktı.

        Meriç: Geriye kalan iki kapıdan biri

        Selanik’teki Makedonya Üniversitesi’nde görev yapan ve sığınmacılar üzerine çalışmalar yürüten sosyolog Prof. Neşe Özgen, Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışanlar için artık yalnızca iki kapı bulunduğunu belirtiyor: Meriç’ten birkaç sabit nokta üzerinden geçiş, ya da adalar rotasıyla Midilli kuzeyi ile Samos ve Kos çıkışı. Özgen sözlerine şöyle devam ediyor: “Türkiye ile AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması ile şebekelerin yolu, Balkan rotasında büyük oranda kesildi. Diğer yerlerin de çıkış emniyeti için kapandığını gördük.“

        2018’in ilk altı ayında Meriç üzerinden Yunanistan’a geçmek isteyenlerin sayısı 10 bini aştı. Ancak akıntının çok hızlı ve güçlü olması, can kayıplarının da artmasına neden oluyor. Asi Meriç Nehri’nden Yunanistan’a geçmeye çalışırken hayatını kaybedenlerin sayılarına dair resmi bir kayıt yok. Haberlere yansımış ölümlerin sayısıysa, aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu 30 kişiden fazla.

        Kaçak yollarla sınırı geçmeye çalışanların sayılarına dair de bilgi veren Özgen “Biz genellikle tutulan resmi sayıları dört veya beş katıyla çarparak konuşuruz. Şimdilerde sadece ülkelerindeki savaşlardan kaçmaya çalışan sığınmacılardan değil, gönüllü ya da gönülsüz sürgünlükten, bir başka ülkede daha iyi şartlarda bir hayat arayanların sayılarından da söz ediyoruz“ ifadelerini kullanıyor.

        ”Ya özgürlük ya ölüm”

        Büyük gün gelip çattığında Ulaş, rehberi Bilal ve beraberindeki dört kişiyle İstanbul’dan yola çıktı. Geçiş yapacakları Yunanistan’a sınırı olan Edirne kentine uzanan yaklaşık üç saatlik araba yolculuğunda kader birliği yaptığı insanlarla tanıştı; “Gülen Cemaati’ne mensup iki kişi, ülkesindeki savaştan kaçmış bir Suriyeli ve PKK üyesi olduğu gerekçesiyle 3 yıl hapis cezası almış Türkiyeli bir Kürt.“ Yolculuk sırasında arka koltukta oturan Ulaş’ın gözü sık sık arabanın geniş bagajında duran, havası sönük plastik bota gidiyordu; “O bot, bu gece ya özgürlük olacak benim için ya da ölüm.“ diye düşündü.

        Sınır köyü Tayakadın’a vardıklarında saat gece yarısını çoktan geçmişti. Bilal’in koyduğu kurallara göre yolcular yanlarına yalnızca küçük bir poşet alabilirdi; en fazla bir tişört, bir çift çorap… Fazlasını taşımaya ne zaman, ne de imkan vardı. Ulaş poşete bir paket sigara bir de çakmak koymuştu.

        Arabadan inip, sınır hattına doğru uzun ve zorlu bir yürüyüş yaptılar. Sağanak yağmur eşliğinde, devriyelere yakalanma korkusuyla kah pirinç tarlalarının içinde boğuştular, kah balçığa dönüşmüş toprakla mücadele ettiler. Sınırı geçecekleri yere varmalarıysa yürüyerek tam bir buçuk saat sürdü.

        Askeri devriyeyi bir süre izleyen Bilal, birkaç dakikalık sessizliğin ardından fitili ateşledi: “Konuşmak yok. Geride kalmak yok. Ben durana kadar koşacaksınız.“

        10 dakika durmadan koştu Ulaş… O 10 dakika, 6 aylık tutukluluğundan daha uzun geldi. Meriç’in kıyısına ulaştıklarında kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Kaçakçı Bilal, plastik botu hızlıca şişirdi; yağmurun toprağı sürükleyerek çamurlu bir akıntıya dönüştürdüğü hırçın nehrin üzerine bıraktı. Beş kaçak, bottaki yerini aldı. Bilal ile birlikte iki kişi 30-40 metre enindeki hırçın nehrin karşı kıyısına geçmek için küreklere asıldılar. Birkaç kez devrilme tehlikesi atlattılar. 15 dakikalık savaşın ardından Yunanistan’ın, Nea Vyssa Köyü’nün kıyısındaydılar. Ulaş, “Bir sigara yakmak artık benim için özgürlük demek“ dediği sırada paketi Meriç’in sularına düşürdüğünü fark etti.

        Yunan polisine gözükmeden sığınacak bir yer bulmaları gerekiyordu. Köye yakın, amatör bir futbol takımının sahasındaki soyunma odasında tedirgin ama umutlu bir uyku çektiler.

        Yunanistan’da gözaltı

        Ertesi gün Bilal, yolcuları trene bindirerek Atina’daki bir başka kaçakçıya gönderdi. Ancak başkente varmaya üç durak kala derin bir uykuda olan Ulaş, hiç bilmediği bir dilde duyduğu sesle irkildi. Başında iki polis duruyordu. Bir umutla çıktığı yolculuk, Suriyeli, Afgan, Pakistanlı 50 kişinin kaldığı ufacık bir hücrede son bulmuştu.

        Üç gün aç ve susuz, yatak olmayan bir koğuşta yattı. Sonrasında polis, tercüman eşliğinde ifadesini aldı. Polislere siyasi gerekçelerle yargılandığını, hapse atıldığını ve Almanya’ya iltica etmek istediğini söyledi. İfadesinin ardından da serbest bırakıldı.

        Ulaş, Bilal’in ismini verdiği bir diğer insan kaçakçısı olan Baran’ı buldu. Bir Suriye Kürdü olan Baran az çok Türkçe konuşabiliyordu. Uzun boylu, yanağında bir kesik izi bulunan Baran, bir Yunan vatandaşı kadar rahat hareket ediyordu. Ulaş’a seçeneklerini sundu: “Almanya’ya ya karayoluyla gideceksin, ya da uçakla. Karayolu ile gidersen tehlikeleri var. TIR’ın altında gönderebilirim seni ama daha önce o yöntemle ölen çok oldu. Otobüslerin bagajlarındaki gizli bölmelerle de gönderebilirim ancak onda da Arnavut veya Sırp mafyasıyla başın belaya girebilir. Uçak biraz pahalıdır ama neredeyse garantidir.“

        Suriyeli Baran, bir Yunanistan vatandaşının kimliği için Ulaş’ın 6500 dolarını aldı. Türkiye’den binbir zorlukla Atina’ya varan genç adam, bu yöntemle pasaporta ihtiyaç duymadan uçakla Almanya’ya gidebilecekti. Özgürlük, kimlikteki Yunan’a mümkün olduğunca benzemekten geçiyordu.

        Ulaş, saç modelini kimlikteki adam gibi yaptı, sakallarını kesti, havaalanındaki görevlilerin dikkatini çekmemek için resimdekine benzer bir yüz ifadesi takındı. Sorunsuzca bindiği uçak havalandı, Ulaş Almanya’ya iniş yaptı. Artık özgürdü Ulaş. Havaalanı çıkışına dek yeni hayatının hayalini kurarak yürüdü. Ta ki, kimlik kontrolü yapıldığını görene dek.

        ”Silivri buraya göre cennetmiş”

        Kimliğini görmek isteyen görevliye, adını dahi bilmediği adamın kartını uzattı. Kalbi yerinden çıkacaktı, fark ettirmemek için etrafına bakındı. Görevli önce Ulaş’a, sonra kimliğe baktı… Sonra bir kez daha… Kimlik kartını bir cihaza okuttu ve işte dünyayı, Ulaş’ın başından aşağıya yıkan o uyarı sesi duyuldu. 6500 dolar ödediği kimlik için çalıntı kaydı vardı. Görevli, polisleri çağırdı. Ulaş’ı alıp bir odaya götürdüler. Ne İngilizce ne de Almanca biliyordu ve ağzından yalnızca şu üç kelime döküldü: “Kurdisch, Türkei, Politik.“

        Tam bitti derken kendini yeni bir hücrede buldu. Talihsizliğini düşünerek uykuya daldı. Sabah, polislerce uyandırıldı. Mahkemeye çıkarıldı. Havaalanındaki görevliye kendi kimliği yerine bir Yunanistan vatandaşının kimliğini gösterdiği için suç işlediği hükmü verildi. Silivri’nin kapısından özgürlüğe çıktığını sanan Ulaş’ın hikayesi, Almanya’da bir kez daha cezaevinde son buluyordu.

        Bir buçuk ay tanımadığı, dillerini konuşamadığı bir İtalyan ve bir Almanla hücresini paylaştı. “İğrenç kokusu burnumdan gitmiyor“ dediği salamları yemeyi reddetti; köpek mamasına benzettiği bir kepçe soslu makarnadan başka bir şey yemedi. En çok sigarayı ve sıcak çayı özledi. Günde 23 saat hücrede kapalı kaldı ve bir saat çıkarıldığı avluda yalnızca hareket etmiş olmak için donarak yürüdü. Attığı her voltada şu cümleyi tekrarladı kendine: “Silivri buraya göre cennetmiş.“

        Bir buçuk ay sonra yeniden hakim karşısındaydı. Stuttgart’ın, Neuffen Köyü’nde, eski bir fabrikadan bozma mülteci kampına gönderildi. Ulaş’a göre ”Türkiye’den kaçan Gülen Cemaati mensuplarının kısa sürede almaya hak kazandığı” ehliyet, oturum ve çalışma izni gibi haklara kendisi bir türlü sahip olamadı. Alman yetkililer başvurularına henüz bir yanıt vermiş değil. Ulaş bugün kamp yetkililerince verilen 320 avro ile “Açık cezaevi“ olarak tanımladığı yerde hayata tutunmaya çalışıyor.

        Devletten aldığı parayla günde iki öğün yemek yiyebiliyor Ulaş: Sabah kahvaltısı ve diğer yarısını akşam yediği öğlen yemeği… Yemeklerini, kaldığı kamptaki mutfakta hazırlıyor. Bütçesinin ancak yettiği yemeklerse Türkiye mutfağının klasiklerinden menemen, patates kızarması ya da haşlanmış patates, bir de makarna oluyor.

        Alman göç idaresinin verilerine göre 2018 yılı içerisinde Almanya’ya iltica talebinde bulunan Türkiyelilerin sayısı geçen yıla göre yüzde 28 oranında artış gösterdi. 2018’in ilk altı ayında 4 bin 329 Türkiyeli, Almanya’da iltica talebinde bulundu. Nisan ayına dek başvurusu kabul edilen Türkiyeli sayısıysa yalnızca 42.

        Avukatının yaptığı oturum ve çalışma izni başvurularının yıllarca sürebileceğini söylediği Ulaş, şimdilerde günlerini Almanca çalışarak geçiriyor. Kampın bulunduğu köyde, kulaklıklarını takarak uzun yürüyüşlere çıkan genç adam, Almanca kelimeler ezberliyor.

        Ailesi, korktukları için Ulaş ile iletişim kurmaktan çekiniyor. Neuffen Köyü’nde, çokça vakit geçirdiği iki arkadaşı var. Biri, Türkiye’nin Erzincan kentinden yıllar önce Almanya’ya göçmüş, Kürt kökenli Elif abla… Diğeriyse köyün yerlilerinden Uli. Elif ile sohbetlerinde sık sık kopmak zorunda kaldığı memleketi hakkında konuşup hasret gideriyor. Uli’den de özgür bir insan olarak yaşamanın hayallerini kurduğu Almanya’nın kültürünü öğrenmeye çalışıyor…

        • İnsan muhalif de olsa erdemli olmalı, yalan konuşulduğu vakit mağdurluk biter.. Bunun gibi iki hikaye daha okusam ceza evine girenlerin hakettiğini düşünürüm ki sonuna kadar okumadım. Polisin işi gücü yok şartlı tahliye olmuş birini sokak arasında sıkıştıracak, arabaya alıcak silah gösterip, arka koltukta yumruylayacak, 3 yaşındaki kızına küfredecek… Nurdan hanım siz inanıyormusunuz bu kopyala yapıştır yaptıklarınıza? Bende muhalifim hükümetin çoğu kararına ama muhalifliğimiz vatana, millete karşı duyduğumuz muhabbetten, bağlılıktan. Size acizane tavsiyem bu yazıların altına olması muhtemel şeyleri yorum olarak yazmanız. Almanlar da salak değildir heralde o kadar kurgudan anlıycaklardır diye umit ediyorum.

          • Yunan sahte kimliği gösterdiğin anda işin biter. Mağdursan yalancı duruma niçin düşüyorsun ? Emrolunduğun gibi dosdoğru olsana. Gerisi Allah Kerim .

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here