Aday olarak düşünülenler kentlerimiz için en uygun kişiler mi? Kuşkuluyum…

18

CNN-Türk‘te yayınlanan ‘Gece Görüşü’ programında çok önemli bilgiler paylaşıldı” diye başlıyor haber. ‘Çok önemli bilgi’ denilen, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun İYİ Parti genel başkanı Meral Akşener‘le görüşeceği, bu arada Mansur Yavaş‘ın da Kılıçdaroğlu‘ndan randevu talep ettiği bilgileriymiş…

Mansur Yavaş CHP ile İYİ Parti’nin Ankara için düşündükleri ortak belediye başkanı adayı…

İki partinin bu isim üzerinde uzlaştığı, ancak Yavaş‘ın hangi parti adına seçime gireceğinin henüz belli olmadığı söyleniyor.

CHP “Geçen seçimde adayımızdı, yine bizden aday olsun”, İYİ Parti ise “Bize yakın biri, seçime bizim adımıza katılsın” diyormuş…

Aynı programda, Mansur Yavaş‘ın adaylık konusu işinin uzaması durumunda partiler ve aday yönünden yıpranmanın devam edeceği görüşünde olduğu da dile getirilmiş…

İyi ama, iki partinin başkente aday olarak düşündükleri kişi, kendisini göreve layık gören liderlerle randevusuz görüşemiyor mu?

Kılıçdaroğlu ile Akşener böylesine önemli bir konuda şimdiye kadar hiç fikir alış-verişinde bulunmamışlar mı yani? Kendileri olmasa bile kurmayları?

Benzer bir durum İstanbul için de söz konusu. Yalnız muhalefet partileri değil iktidar partisi de “Benim adayım bu” diye İstanbulluların önüne bir isim sürmedi şimdiye kadar. “Bu kenti ben herkesten daha iyi yönetirim” deyip seçmenden destek isteyen tek bir Allah’ın kulu da çıkmıyor…

En şerefli hizmet görevi belediye başkanlığıdır

Siyaseti dışarıdan izlemeyi, siyasilerin hareketlerini anlamlandırmaya çalışmayı içinde yer almaktan daha fazla keyif verici bulurum. Bu sebeple iki kez adaylık teklifini kabul etmedim.

Eğer siyaseti düşünseydim, tercihimi milletvekili olmaktan değil, doğduğum ve büyüdüğüm ya da içinde yaşadığım kente hizmet etmekten yana kullanırdım.

Halka hizmetin en iyi yerine getirildiği görev belediye başkanlığıdır.

Uzun yıllar yaşadığım Ankara’yı biraz da siyaseti izlemek eskisi kadar keyif vermediği için terk ettim.

Şimdilerde ise belediye başkanlığı konusunda partilerin davranış tarzları beni rahatsız etmekte.

İstanbul, Ankara ve İzmir ülkemizin en çok nüfusu barındıran üç büyük kenti. Bu kentlerin her birine belediye başkanı olarak hizmet vermek herhalde en gurur verici görevlerdendir. Bu sebeple de, şu andaki görevi ve konumu ne olursa olsun, bu üç kentten birinde yaşayıp da yöneticisi olmak isteyecek -ve bu görevi başarıyla yerine getirecek- çok sayıda kişi olması gerekir.

Oysa birkaç isim dışında hiç kimse “Ben bu işe layığım ve adayım” diye ortaya atılmıyor. Mansur Yavaş Ankara’dan, Muharrem İnce de İstanbul’dan aday olmak istiyor, işte o kadar…

AK Parti İstanbul için eski bakan, eski başbakan ve şimdi TBMM başkanı Binali Yıldırım‘ı aday göstermeyi planlıyor; içinden “Ben bu işi daha iyi yaparım” hissi geçen başkaları seslerini yükseltemiyor.

Önceki başkanları İstanbul ve Ankara’nın –Kadir Topbaş ile Melih Gökçek– partileri tarafından ‘metal yorgunu oldukları’ gerekçesiyle istifaya zorlanmıştı; İzmir’in başkanı Aziz Kocaoğlu da partisi tarafından yeniden aday gösterilmeyecek gibi…

Türkiye kalabalık bir ülke, nüfusumuz 80 milyonun üzerinde. Halkın çoğunluğu gençlerden oluşuyor. 200 küsur üniversitede milyonlarca gencimiz eğitim görüyor; kaliteli insanlarımızın sayısı da az değil.

Nüfusu 20 milyona yaklaşan İstanbul’dan aday bulamıyor partiler ve AK Parti Ankara’dan (Binali Yıldırım), CHP de Yalova’dan (Muharrem İnce) aday ithal etmeyi düşünüyor.

Siz bunda bir gariplik görmüyor musunuz?

Ben görüyorum.

‘Kaht-ı rical’ dönemi hiç bitmeyecek gibi

Her seçim bir yarıştır ve yarışın sonucu yalnızca adaylar belirlendikten sonra sandığa yansıyan oyla belli olmaz. Aday belirleme süreciyle başlaması gerekir yarışın; her parti kendisine yakın insanlardan göreve layık olduğunu düşünenler -veya kendisinin düşündüğü- arasından en uygununu belirleyerek kente verdiği değeri gösterir.

Eskiden durum böyleydi.

‘Kaht-ı rical’ deyimini eski dile ünsiyeti olmayanlar da bilir. ‘Adam kıtlığı’ demektir. Geçmişte, o günlerin kısıtlı şartlarında bile, belli başlı görevlere getirilecek birden fazla insan bulunabilirken bu deyim kullanılırdı, fazla aday çıkmadığı için…

Şimdi ise hem kalabalığımız arttı, hem de yetenekli insan sayımız fazla, ancak yine de belli görevler için düşünülen isimler çok kısıtlı.

İstanbul’a yöneticiyi dışarıdan ithal etmeye kararlı görünüyor partiler.

Daha göreve başlamadan ‘yorgun’ görüntü veren başkanlarla dev sorunu bulunan kentlere iyilik yapılmış olmayacak.

İzmir, Ankara ve İstanbul kişiliğimin oluşmasında önemli roller oynamış üç büyük kentimiz. Herbirinde oralı olduğumu düşündürecek kadar yaşadım, üçüyle de ilişkimi sürdürüyorum.

Bu üç kentimizin başında görmeyi arzu ettiğim belediye başkanı tipiyle partilerin aday olarak düşündükleri isimler tam uyuşmuyor.

Galiba siyasetin bizde geldiği yer üzerinde biraz daha düşünmem gerekecek.

ΩΩΩΩ

18 YORUMLAR

  1. Ankara’da yaşayan genc bir seçmen olarak söylüyorum. Iktidar partisinin Ankara’dan bir aday bulamayıp Kayseri’den bir belediye başkanı ithal etmesi tam bir zillet. Hem de bakanlik yapmasına rağmen. 16 yıllık iktidar partisi koca Başkentten aday bulamadı mi! Sayin Koru hiç değinmemiş ama.

  2. Halk tek kişiye endeksli ise gerisi için sadece tek kişinin memnuniyeti kalır.
    Her şey halkta başlar halkta biter.
    Halk nasılsa kendine en çok benzeyeni tercih eder.
    Gerçekten adıl değilsek,yakınımız yüksek kademelere gelip onlardan bekletimiz (kişisel menfeat) olduğunda şer düzeni inşa edilmiştir.
    Herkes eline geçirdiği hortumun çapının küçüklüğünden yakınıyor aslında.
    Ölüm sonrası için uygun fetvacı ve fetva bulunmakta hiç kimse zorluk çekilmez.
    Herkes yararını maksimize etmek için kendi durumuna en uygun yolu bulur.
    Her şey bizim bakış açımızla ilgili.
    Sadece kendimizi iyi kandırıyoruz.
    Başkalarını da iyi kandırdığımız dan eminiz.
    Sonuçta bir tiyatroda gibiyiz.

  3. Çok kabiliyetli olabilirsiniz çok da güzel fikirleriniz vardır.Ancak bizde belediye başkanlığı sadece belediye başkanlığı değildir;başka birçok şeyin aslında sadece o şeyler olmadığı gibi.Belediye başkanı seçilirseniz partinizin il yahut ilçe başkanıyla aranızın iyi olması gerekir,kötüyse vay halinize! Bu iyi olmaktan maksat nedir herhalde tahmin ediyorsunuzdur.Ayrıca belediyeyle sürekli iş yapan partili iş adamlarını da üzmemeniz gerekir.Partinizin belediye meclis üyeleriyle de takışmamalısınız.Şehrinizin milletvekillerini de unutmayalım:Onların da birtakım ricalarını geri çevirmemelisiniz.Şimdi bunca çember ortasında başkanlık vazifenizi bihakkın yerine getirebilmeniz epeyce güçtür.Bir icraatiniz il başkanını üzer ondan vazgeçseniz vekil bey tavır yapar vs. Sözün özü birileri durumdan vazife çıkarıp işinize ikide birde karışmazsa ne ala! Sanırım Batı’da olmayıp bizde olan bu.

  4. ‘Kaht-ı rical’ ve ”Galiba siyasetin bizde geldiği yer üzerinde biraz daha düşünmem gerekecek.”

    Evet Sn. Koru; aslında adam kıtlığı yok ve fakat var olan ”adamlar” da siyasetin geldiği bu yere/düzeye kendilerini yakıştıramıyorlar. Ya da siyasetin bu hali içerisinde eriyip gideceğini düşündüğünden olsa gerek ilgili kuruma talip olmuyorlar.

    Uğruna maddi ve manevi ne varsa harcanan/heba edilen ve bu yolla makam ve güç sahibi olunan siyaset kurumu geldiği yer hasebiyle maalesef itibar edilir olmaktan çıkmış durumda.

    Koca koca adamlar; bir de inancını alet ederek; yalan, gıybet, haset, yolsuzluk; imkanları kendi siyasi ikbali ve siyasi görüşü için harcamaktan çekinmeyen, yandaş siyasetiyle menfaat sağlayan, ötekileştiren v.b. icraatlar(!) ile iştigal ediyorlar.

    Kendi yaşadığı belde hasebiyle duayen bir siyasetçi şunu söylemişti: Siyasette başarılı olmak istiyorsan; yalan, hile, entrika ve ayak oyunlarını bilecek/becereceksin!

    ”Galiba siyasetin bizde geldiği yer üzerinde biraz daha düşünmem gerekecek.” diyorsunuz ya Sn. Koru..evet, bunda haklısınız.

    Koca ülke de ”adam” kıtlığı mı var. Sanmıyorum. Kesinlikle inanmam, çünkü; bu eşyanın tabiatına (fıtrata) aykırı.

  5. İSTANBUL ADAYI
    Ordu, MHP ve Erdoğan İstanbul belediye başkanlığı adaylığına Numan Kurtulmuş’u, Sermaye ve faizciler ise Binali Yıldırım’ı istiyorlar. Kararsızlık buradan geliyor.
    İstanbul belediye başkanı demek geleceğin cumhurbaşkanı demektir. İstanbul’un elinde çok büyük imkanlar vardır. Türkiye’nin beşte biri İstanbul’dadır. İstanbul iş adamları belediye ile iyi geçinmek zorundalar. Partiye hakim olur ve sonunda başkan parti başkanı ve devlet başkanı olur.
    AK Parti’nin belki de Türkiye’nin kaderi İstanbul adayına bağlıdır.
    İstanbul’u kazanma veya kaybetmeye gelinirse bıçak sırtında, parti kadar aday kadar seçim stratejisi de önemlidir. Ortaklık sistemini savunacak parti kazanır. İkisi de savunursa yahut ikisi de savunmazsa büyük ihtimalle AK Parti kazanır. Çünkü şimdi onun elinde.
    Ben ortaklığı savunan başkan olursa ona oy vereceğim. Yoksa bağımsız aday çıkarsa ona oy vereceğim. Yoksa sandık başına gittiğim zaman elim ne tarafa giderse ona oy vereceğim.

  6. Bugüne kadar Belediye Başkanlığı görevini lakıyla yerine getiren sadece 3 isim verebilirim: Kadir Topbaş (İstanbul Büyükşehir Belediye) Yılmaz Büyükerşen (Eskişehir Büyükşehir Belediye) ve Osman Baydemir (Diyarbakır Büyükşehir Belediye) başkanları. Her biri ayrı partinin belediye başkanıydı. Görevlerini hakkıyla yerine getirdiler. Şimdi Ne Binali Yıldırım İstanbul’da iyi hizmet verir ne de Nihat Zeybekçi İzmir’e iyi hizmet verir. Siyasette başarılı olabilirler ama belediyecilikte hiç de sanmıyorum. Bu yüzden belediye başkanlığa halk tarafından sevilen insan değil; halka iyi hizmet yapacak adaylar lazım.
    SAYGILAR SEVGİLER

  7. Bizde becerikli ve iş yapanların yeri Silivri.
    Yoğurt yemesini dahi beceremeyenlerin yeride Türküyenin can damarlarini oluşturan kurumlarinda idareci ve bakan olmak.

    Yalniz yığdı öldür hakkını yeme diye bir laf var, onlar ış beceremiyor fakat yalan söylemede uzmanlaşmiş ustalar vede bu konuda hiç kimse onların eline su dökemez.
    Zaten onlarin gayesi iş yapmak değıl oy toplayıp saltanatlarını sururmek.

    Bir yabancılara bakiyorum birde bize, gerçekten biz gittikçe cahilleşiyoruz.

    Yalancı ve beceriksız siyasetciler ne yaparsalar yapsınlar onlari korumak için kendi babamız ve anamizı dahi onlar için gözümuzü kirpmadan harcayabilecek bir toplum olmuşuz.

      • Kürşat bey! Türkiye demekle Silivri gibi karanlık bir rol oyanayan KONAKLAMA merkezi önce beş yıldızlı otel göevı yaparak bağrindan DÜNYA ve ÜMMET LIDERLIĞININ yolunu açan ve daha sonra bu ülkenin ne kadar BİLIM ADAMLARI,DOKTOR, POLIS, SAVICI,GENRAL, AKADEMISYENLER, BEBEKLER, ve cevabı uzatmamak için mesleklerini yazamadığim diğer maslekten olanlarla birlikte kendinden olmayanlarin hayatini ve ÜLKEYİ ceheneme çevirenlerın….. CENNETI OLAN BIR ÜLKENIN önceki ismi.
        Yeni ismi TAYYIP CUMHURIYETİ T.C
        Ama ben genede eski ismini yazmayı tercih etmistim..

      • Kürşat bey! Türkiye AKP ve Reiscilerin ülkesi.
        Sizinde haberiniz vardir herhalde?
        onlardan olmayanlar vatan haini ve TERÖRIST olduğu için bizim ülke diyemiyoruz…
        Bizim yazsam,Allah muafaza sonra F Korunun sitesini çokrrtirler.
        Size nlatabilmek için…
        Diğer cevabimda ayrintilari ile yazdim.

        • nurdan hanım merhaba!
          cep telefonlarında otomatik düzeltmeyi kapatırsanız yazım garabetine uğramazsınız. hem iphonelarda, hem de diğer telefonlarda yazım ayarlarında otomatik düzeltme seçeneği var. bu seçenek kapatıldığında “goz” diye yazdığınızda “göz”e çevirmez.
          – nasıl düzeltilebileceğine googledan bakabilirsiniz. googleda bu konuyla ilgili bilgiler mevcut.
          Aynı durum bilgisayarlar için de geçerli. otomatik düzeltme seçeneğini kaldırdığınızda yazdığınız kelime değişmez.
          saygiılarımla.

          • Hamza bey merhaba! Bilgileriniz için
            teşekür ederım.
            Benim telefonum Samsung ve özellikle otomatik düzeltmeyi kapatiyorum çünkü o zaman bu gibi hatalar daha fazla oliyor, buna rağmen genede tıpkı(Türküye) gibi bazı cümlelerin yazılimları gönder tuşuna tıkladikdan sonra otomatik olarak değişiyor.
            Bunu ben telefon şirketinin teknisiyenlerine sordum, sık sık klevyedeki karekterler değisince maalesef benim telefonun serisinde böyle değşimler oliyormuş.
            Malum millet I phone alsin diye Google gibi ABD şirketleri bu gibi uşkagatçiliği yapiyorlar.
            Çünkü Samsunglarin pili en az 10 saat dayaniyor.I phone larinki çok az.
            Benim yazdiklarim telefondan silmesem silinmediği için bu hatayı tesbit edebildim
            Bizim millet insanlarla dalga geçmek için bahane ariyor.
            Bende onlari biraz daha mutlu etmek için anlamazliktan gelerek cevap veriyorum.
            Sağ olsun Nüsret bey gereken cevabi zaten yazmıştı.
            Insan önce kendi yazilarindaki hatalari görse belki insanlarla dalga geçmeden hicap duyar.
            Neyise siz epeydir yorum yazmiyordunuz bende merak ediyordum bu vesile ile sizdende haber almis oldum.
            Sağlikli ve mutlu olmaniz dileklerimle,
            esenlikle kalin.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here