Doğru ve güzelin çeşitli tarifleri var. Siyasetin dili buna uygun olmayınca iş zorlaşıyor…

26

Dünyada her şey ‘iyi-kötü’ ayrımında olduğu kadar keskin değildir. ‘Doğru’ ve ‘güzel’ gibi kavramlara yüklenen anlam insandan insana değişebilir. Kimisine ‘doğru’ gelen onlardan başkasına o kadar da ‘doğru’ görünmeyebilir. ‘Güzel’ sözcüğünün akla düşürdüğü de kolayca ölçüye vurulamaz.

Bazılarımız çirkini bile sevebilir.

Konu üzerinde beni düşündüren işin siyasete bakan yüzü.

Siyasi hayatta fikirler birbirinden ayrıldığı için demokrasi ile yönetilen ülkelerde birden fazla parti bulunuyor. İşin doğası da bu zaten. İnsanlar arasında var olan fikri farklılıkları göz önünde tutarsak işin doğasının bu olduğunu fazla zahmet etmeksizin anlarız. Herkesi tek bir çatı altında toplayamadığımız gibi, bütün vatandaşları aynı partinin çatısı altında buluşturamayız da.

Yukarıda okuduklarınız size malumun ilamı gibi göründüyse yanlışta değilsiniz. Gerçekten de şu ana kadar yazdıklarım atalarımız olan Adem-Havva ikilisinin dünyaya ayak bastıkları ilk güne ait bir gerçekliktir.

İnsanlar farklı farklıdır ve bu durum siyasi hayata da aynen yansır.

Siyasi hayatta doğru tek değildir

Öyleyse neden iktidar ve muhalefet sözcüleri sanki tek doğru kendilerine aitmiş ve karşı taraf mahza yanlışı, kötüyü ve çirkini temsil edermiş gibi davranıyor, konuşuyor ve bunun herkes tarafından kabul edilmesini arzu ettiğini belli ediyor?

Basit görünen bu soru aslında Türkiye’nin bugünkü açmazlarının sebebini daha çarpıcı biçimde anlamama yarıyor.

Türkiye’de siyasi hayat çok-partili özellik kazandığından beri iktidarların biri geliyor, diğeri gidiyor. En uzun süreli iktidarı AK Partili yıllarda gördük. Daha önceleri 10 yılı aşan süreyle devamlı iktidar olmuş bir parti yok ülkemizde.

Değişmeyen tek şey, iktidarlarla muhalefet olanların birbirlerine bakış tarzları. Her biri diğerinin olmamasını arzuluyor gibi davranıyor, üslubunu da buna göre ayarlıyor. İktidarlar muhalif tek bir kişi, grup, örgüt, parti olmasa ülkenin daha müreffeh olacağı düşüncesine sahip olduğu hissini veriyor tavrıyla ve uygulamalarıyla; muhalefet ise ülkenin başına gelen en büyük belanın o günkü iktidar olduğuna inandığını belli eden bir söylemi ülke gündemine dayıyor.

Olağanüstülükler biraz da bu sebeple yaşandı Türkiye’de.

Eline iktidar olma fırsatı geçiren siyasi görüş, geçmiş iktidarlara yönelttiği ne kadar eleştiri varsa, hatta biraz daha fazlasını, kendi döneminde yapma hakkına sahip olduğu görüntüsünü verebiliyor.

O görüntüyü verdiğini bile tam anlayamadan.

Geçmişten bugüne…

Bu tavırların halkı yanlarına çekme arzusuyla ilgili olduğunu elbette ben de biliyorum. Kendi fikirlerini, politikalarını, icraatlarını veya yapacaklarını anlatmayla kendilerinden uzakta duran insanları yanlarına çekmeleri zor, hatta imkansız siyasi partilerin; karşılarında yer alanları kötülemeleri de gerekli. Ancak, kötüleme yok etmeyi arzulamaya, hatta yok etmeye kadar varmalı mı?

İşin gerçeği şu: Bugünlerin temelleri çok önceleri atıldı.

Çok-partili hayatın ilk örneklerinin verildiği Demokrat Parti (DP) döneminde zamanın iktidarı zamanın muhalefetinin çetin yıpratıcı kampanyalarının hedefiydi. Buna karşılık, DP de muhalefete karşı anlayışlı davranmadı. Muhaliflerini hapse atabildi, hep muhalif politikacıya oy veren bir ili ilçe haline getirebildi, iktidara karşı çıkanları siyaseten yargılayacak özel Meclis komisyonları kurmaya kadar işi vardırabildi.

Muhalefetin lideri de ‘‘Sizi ben bile kurtaramam’’ tehditleri savurabildi iktidara karşı; darbe olduğunda da askerlerin güdümündeki hükümetlerde yer alabildi.

Hep ‘herkes benim doğrularımı kabul etmeli’, ‘ben güzelim, o çirkin’ yaklaşımı yüzünden…

Oysa doğru ve çirkin gibi kavramlar görecelidir ve insandan insana değişir.

Zaten bu yüzden, yani fikirler farklılaştığı için, birden fazla siyasi parti ve her partinin de hitap ettiği bir kitle bulunur demokrasilerde.

Karşı tarafı ‘bütün kötülüklerin anası’ olarak görmek ve göstermek o taraftan da benzer bir tepki almayı getiriyor kaçınılmaz olarak…

Siyasi hayatın içerisinde yer alanlar birbirlerini kötüleyeyim derken aslında uğraş alanlarını çirkinleştirdiklerinin farkına varmıyorlar.

Bu anlayışı yıkmak şart.

İşin tuhaf tarafı şu: Aslında bunu yapmak o kadar da zor değil.

Hiç uzağa gitmeye gerek yok; çok yakın geçmişe kadar AK Parti ile MHP sözcülerinin birbirleri, görüşleri, liderleri hakkında sarf ettikleri cümleler ile bugünkü samimi birliktelikleri bunun aslında istenirse yapılabileceğini gösteriyor.

Elbette istenirse…

Ben de işte ‘‘İstenmeli’’ demek için bu yazıyı yazdım.

ΩΩΩΩ

26 YORUMLAR

  1. Siyasetteki çatışmalı ortam halkımızın lehine sonuçlar doğurduğu müddetçe bence sorun yok:) hatta birbiriyle sürekli uzlaşan siyesetçiler yerine; sonuçta halkımıza yariicaksa sürekli birbiriyle savaşan siyasetçileri tercih ederim! Haa, dışarıya karşı yekvücut olunsun; ona kimsenin bi itirazı olmaz heralde???

  2. İslami Parti
    Sermaye, toplulukları gruplara ayırır, çatıştırır ve ikisini de etkisiz ve güçsüz hale getirir, kendisi yönetir. 1960’ta bunu keşfeden Akevler, Milli Görüş Partilerinin CHP ile koalisyon yapmasını, MHP ile seçim ittifakı yapmasını destekledi. Böylece yalnız Türkiye değil dünya değişti.
    MHP birden niye değişti? Milli Görüş’le başlayan bu uzlaşma barış politikasına ordumuz da katıldı. Batı, Ergenekon’la ordumuza saldırmış 15 Temmuz’da ordumuz ağır saldırılara uğramıştır. AK Parti’yi iktidarda tutmak için MHP’den bunu talep etmiş ve MHP de buna katılmıştır.
    MHP’nin bu davranışı milletçe uygun görülmüş ve MHP oylarını artırmıştır. Bu seçimde daha da artırması muhtemeldir.
    Erdoğan hata yapıyor, Gülen’i muhatap alıyor. Oysa Gülen’e kendisi değil bir başkan yardımcısı cevap vermelidir. Başka bir hatası da CHP’ye cevap vermesidir. “Bizim iç ve dış siyasetimiz budur. Halkımız bu siyasetimizi kabul ediyorsa hizmetimize devam edeceğiz. Beğenmiyorsa onlar devam eder” demelidir. Kendisini savunma ihtiyacını bile duymamalıdır. Muhalefeti kötüleme zaten manasızdır.
    Kılıçdaroğlu’nun da hatası benzerdir. Ne yapacağını anlatmalı, halkı siyasetine göre organize etmeli. Ondan sonra da “Biz iktidarda olursak şunları yapacağız.” demeli. “Bugünkü iktidarı beğeniyorsanız ona oy verin. Eğer bizim programımızı beğeniyorsanız bize oy verin.” demeli. Yerel yönetimde yapacaklarını anlatmalı ve onları yapmalı.
    Gerçek particiliği yalnız Erbakan yaptı. Erbakan Sermaye’ye karşı şiddetli saldırılarda bulundu ama hiç Demirel’i veya Özal’ı veya Türkeş’i eleştirdiği oldu mu? “Biz kendilerine değil zihniyetlerine karşıyız.” dedi. Saadet Akevler ile çalışan Erbakan ile %22’lere varan oylar aldı. Ondan kopan AK Parti %50’ye varan oylar aldı. Saadet Partisi CHP ile çalıştığı halde aldığı oy binde birdir.
    Tek çıkar yol Adil Düzen Partisi’nin kurulmasıdır. Gerçek İslami bir partiye şiddetle ihtiyaç vardır.

    • Dine dayalı siyaset de devlet de çıkmaz yol. Bunu tüm dünya anladı ve uzaklaştı bundan. Erdoğan da Mısır’da Mursi iktidara geldiğinde ziyaret etti ve laikliği tavsiye etti kendilerine. Bugün sadece müslüman ülkelerde dine dayalı devletler var (İran ve Suudi Arabistan gibi) onların da durumu ortada. Bu konuda niye ısrarlı olunduğunu anlamak zor. Sonuçta devlet belli bir düzenin sağlayıcısı. İnsanları zorla müslüman yapamayacağımıza göre tepelerine böyle bir düzen koymanın anlamı da yok. Kimse inancından dolayı ayırımcılığa uğramasın önemli olan budur.

  3. Buyrun 10 puanlık siyaset sorusu:
    MHP ye dün oy verenlerle bugün oy verenler aynı insanlar mı?
    Dünkü Bahçeli mi doğru söylüyordu bugünkü Bahçeli mi?
    Siyaesetçiler hızlıca kıvırırken sayın halkımızın da aynı kıvraklıkta kıvırması ne anlama geliyor.
    Sakın bana balık hafızalıyız filan demeyin.
    Böyle saçma açıklama mı olur?

  4. Siyasetin iyisi,doğrusu,güzeli ile Allah ın iyisi,doğrusu,güzeli her zaman aynı mı?
    Bunu soracağımız tek yer var vicdanımız.
    Vicdanımızın sesi aslında Allah ın sesidir.
    Dinlemesini bilene tabi.
    AKP dini başarı ile kullanabilenlerin partisi.
    İnsanlarımız da bir o kadar saf ve iyi niyetli olduğu için daha uzun yıllar iktidarda kalacak gibi.
    İşte bir örnek:
    İnsanlarımız o kadar saf ki Ergenekon davası hakkında mütaalasını veren savcı böyle bir örgütün varlığı ile ilgili delil bulunamamıştır diyor ve insanımız inanıyor.
    Oysa başımızdaki şahıs Baykala sen bu örgütün avukatı isen ben de savcısıyım demişti.
    Ve o zaman da sayın halkımız inanmıştı.
    Şimdi Sayın Koru ya soralım:
    Ergenekon diye bir örgüt var mı yok mu?
    Vaktiyle yazdığı onca Ergenekon yazısı neyin nesiydi?

    • “Vicdanımızın sesi aslında Allah’ın sesidir” bir hüküm müdür hocam. Vicdanın inanca paralel gelişen bir husus olduğunu zannediyorum. Aynı meselede farklı inanan insanların vicdanlari da farklı ses verir gibi geliyor bana. İnançlı birinin vicdanıyla inançsız birinin vicdani aynı sesi verirmi mesela. Allah’a inanmayan birinin vicdan rahatlığını nereye koyacağız. Gibi sorular geldi aklima. Yazdığınız cümle genel bir hüküm ise yazdığım soruların cevablari nedir? Cevaplar uzun olduğundan buraya yazmamayabilirsiniz, yerini söylerseniz ben bulurum. Teşekkürler.

      • Kendini kurufasulye gibi nimetten saymışın. İnançlı olunca kendini hemen peygamber zannetmişin. Keşke biraz kafanı çalıştırsaydın. Eğer dünyadaki duruma bakarsan aslında tersini iddia etmek daha mümkün. Yani inançsızlar daha vicdanlı, inançlılar ise daha vicdansız. Ölen bebekler için “fetöcüydü” diyenler senin din kardeşlerin.

        • Noktanın yorumu seni biraz aşar hamza, iyisi mi eski yorumlarından bikaçını paylaş ya da dövizkuru falan yaz, ne biliim dolar krizi geliyo baak:)))

    • Vicdan denilen kavramın literatürdeki karşılığı “süperego”dur. Adamınbiri belki de enelhak diyordur da haberi yoktur ya da vardır:)

  5. Sayın Koru .
    Yazınız bir emri bil maruf nahyi anil münker ilahi hatırlatması. Ancak siyaseten doğru görülmüyor ki topluma önder olması, yol göstermesi gereken siyasiler o yönde yol almaya devam ediyorlar. Amcam çocukluklarında alevi köylerinden insanların cuma namazina geldiğinde bir takım cahillerin alaycı tavırları ile karşılaştıklarını ve camiye gelmeyi terk ettiklerini anlatmıştı. Bunun vebalini kim nasıl ödeyecek Allah alem.

  6. Türkiye cumhuriyetinde muhalefet hiç bu kadar karalanamamisti. Ak parti seçim kazanmak için her şeyi mubah görmektedir. Feto ile yatıp kalkanları çok iyi biliyoruz. CHP ve iyi partiyi Feto, hdpyi de ypgpkk olarak karalıyor. Ak parti ak sütten çıkmış ak kaşık gibi gösteriyor kendini. En ufak eleştiriyi hazmedemiyorlar. Bu yüzden seçimler adaletli yapılmıyor maalesef. Devletin bu maddi imkanlarını kendi seçim propagandalarinda kullanmaktan kacmiyorlar. Karalamakla kalp kırmakla tehditlerle demokrasi olmaz. Özgür irade denen bir şey vardı ne yazık ki artık yok hükmündedir. Bütün bunlar Turkiyenin gelişmesini engellemekten illeri gidemiyor. Önce hayvancılık öldü şimdi de tarım öldü. Soğan bu yüzden zam rekoru kırdı. Tek temennim her parti birbirine saygı duyması ortamı yumuşatmali halkın refahı için bunu yapmak zorundalar.
    SAYGILAR SEVGİLER

    • Adaletli yapılmıyor dediğin seçimlere niye katılıp aday gösterip oy kullanıyorsun o zaman nusret? Madem beğenmiyorsun neden boykot etmiyorsunuz da dişediş gözegöz son anına kadar seçimlere asılıyor muhalefet? Meşru sisteme göre hem yarışıp sonra da sandıktan çıkan milli iradeyi neden karalıyorsun, neden ona kulp takmaya çalışıyorsun? Çok biliyorsanız parti kurun, siyasette başarı onun bunun gönlüne girmeye çalışmakla değil halkımızın gönlüne girmekle kazanılabilir. Okej? Çifte standardı nerde görsem tanırım:)

  7. Namaza meyli olmıyanın ezanda kulağı OLMAZ, olmamalı. İlgin olmıyan
    konuda, niye ukalalık, hatta küstahlık ediyorsun. Adam duyurusunu, bırak da istediği,
    DÜNYAnın ANLADIĞI, yaptığı gibi yapsın. Dananın kuyruğu bu küstahlıkda, bu gibi
    haksız ve yersiz müdahalelerde yatıyor.
    İşte, Türkiyedeki, hatta Dünyadaki tartışmaların, sürtüşmelerin kaynağı
    kendinin ilgilenmediği konularda, karşının inanışına, yaşayışına MÜDAHALE ve
    TAHDİT (sınır) koyma gayreti ve emperyalist hergeleliği. Tahakküm siyaseti.
    Mesele burada; çatışma buradan kaynaklanıyor. (çok uzağa kalmadan ABD’de
    SİYAH- Beyaz kapışması, hesaplaşmasını da yakınlarda seyredecektir, Dünya).
    Tayyip’ten önce bu Uslubu takınan ve Uyguluyanlar, şimdi sıra RTE’a gelince
    YIRTINIP duruyorlar. Kabulleneceksin. Ne demişler : “Men dakka, dukka”.
    Hiçbir Firavun, Stalin, Hitler, Çavuşesku, şeddat ebedi payidar OLAMAMIŞTIR,
    getirdiği baskı sistemi de.
    Koru gerçeği dillendiriyor, fakat, çok eksiği ile. Evet, ” bu günlerin
    temeli çok önceden atıldı”. Çok önceden atıldı, ama, Demokrat Parti ile değil.
    Islahat, Tanzimat, Meşrutiyet Dönemlerinde ATILDI.
    DÖNMELERİN, İngilizlerin, AB ve ABD’lilerin ayak oyunları ile
    gayrimüslim tebaa ve Batilı Hayata alıştırılış Aydın geçinen KARANLIK İnsanların
    namert, hileli oyunları ile, Milletin uyutulması ve aldatılması ile atılmıştır.
    İngiliz ağzı ile Hakıki Sıki YÖNETİMLERİN gölgesinde YALAN SÖYLİYEN tarih
    okuyan NAMERT tarihçilerin, Batı uşağı Aydınların döneminde atılmıştır.
    Bu gidişatı, ikicikliği ortadan kaldırmak o kadar zor değil.
    Koru’nun dediği gibi, ” İSTENİRSE ” SAMİMİ ve AÇIK-MERT Yürekli,
    gerçekten HERKES İÇİN Özgürlükçü olunursa ! Teferruatı, Koru, yazısında açıklıyor.

  8. Ak parti bunu gayet güzel yapıyor işte. Bir tek CHPyi karşıda tutuyor ve kötü adam olarak sabah akşam yumrukluyor. Diğer her kesimle kol kola girebiliyor. Sonra da söylemini hızlıca değiştirebiliyor. Bu sayede 18 yıldır iktidarda ve devam ediyor. Bravo doğrusu. CHP ve türevleri de bunu yapıyor aslında (DYP SHP iktidarı yada DSP MHP iktidarı gibi). Ancak Ak parti kadar başarılı değiller. Şartlar müsait olunca onlar da başarılı olacaktır. CHP illa iktidar olacağım diye bir gayret içinde olmamalı, zaten öyle de değil. Ancak muhalefet görevini doğru dürüst yerine getirmeli. Türkçe ezan isteği gibi değil (ki normal bir ülkede bu da gayet normal bir istek, bu ülkede bir kesim Türkçe ezan duymak istiyor, namaz kılmasa da :-), ama muhalefet iktidarın eksiklerini ve yanlışlarını ortaya koyabilmeli. Bunu yapmasına izin verilmediğine inanmıyorum. Açık bir şekilde beceriksizler bu konuda. İngiltere’de gölge bakanları var muhalefetin. Böyle ciddi çalışan bir muhalefet gördünüz mü bizde hiç? Yok elbette. Armut piş ağzıma düş diye bekliyorlar. Daha çok beklerler.

    • Dileyenler YouTube’dan , Saadettin Kaynak’ın sesinden Türkçe Ezan dinleyebilir. Bu konu 1950 de bir daha açılmamak üzere kapandı . Delili mi ? Artık Türkçe ezan isteyeni CHP den bile kovuyorlar . CHP dahi konuyu kavramış , hatadan vazgeçmiş durumda.Ayrıca namaz kalmadığı halde Türkçe Ezan duymak isteyenler , aslında Ezan-ı Muhammediyeyi duymak istemeyenler. Çan sesine bu kadar müsamahakar olunan bir memlekette , ezandan rahatsız olanları Allah ıslah etsin demekten başka ne denebilir ? Zaten siyasilerin malzeme bulmakta zorlanmadığı bir konu değil mi ? Bu saçma tartışma . Bazıları MARS a gitti beyefendi , hala 1930 da saat durmuş , yazık çok yazık , İşte AKP bu yüzden hep kazanıyor . Milletin damarına basıldı mı , ölümü ( CHP nin temsil ettiği zihniyeti ) görüp maalesef sıtmaya hep razı oldu , olmaya devam ediyor . Keşke bunu bilse muhalefet ve taraftarları . Bırakın insanlar özgürce yaşasın . Devlet ve parti eliyle dine müdahale olmasın , yaşam tarzlarına kimse katılmasın . Ama maalesef CHP travması öyle bir yer etmiş ki milletin beyninde AKP den kurtulmak istese de CHP ve zihniyetinin varlığı bunu engelliyor . Ne kötü kısır bir çevrimdir bu .

      • Konunun kapanmadığı belli. 2018’de bile Meclis’te dile getiriliyor. Asıl olan özgürlükse isteyen dinini istediği yaşayabilmeli. Bir mahalle örneğin camisinde Türkçe ezan okunması için referandum yapabilmeli. Bütün camiler Türkçe okuyacak derseniz o dayatma olur. Tersi de tabii 🙂 Cami etrafındaki mahalle karar vermeli. Hatta cami kalksın da diyebilmeli cemaat. Ne dersiniz? Fazla mı serbest?

        • Fazla serbest değil de sanki biraz masraflı gibi serbest fıkra:) yani referandum falan, belki internet üzerinden bi plebisit olabilir belki! Ya da herkese birer mp3 çalar versek ve herkes dilediği gibi dinlese şu mübarek ezanı, nasıl olur? Ne o fazla mı basit? Maazallah referandumda brexit gibi olmadık bi sonuç çıkar uğramayız da, benden söylemesi… İsteyen hangi dilde ne halt yerse yesin ama sonra gelip diyanetten bizim sanskritçe ezan okuyan müezzinimize yabancı dil tazminatı da ödensin diye tutturmasın kimse:)

        • İyi niyetten uzak bir yaklaşım. Maksat namaz koşmaksa zaten camiler boş . Dinin sarsılmaz temelleri referanduma sunulmuyor beyefendi , kimseye zorla müslüman ol demiyor dinin kitabı . “ senin dinin sana , benim dinim bana “ diyerek herkesi zaten serbest bırakıyor . Zaten ezandan rahatsız kesimlerin olduğu yerlerde cami sayısı da çok az . Allah’ın dini prygamber tarafından insanlara anlatılmış . Anlayan anlar , işine gelmeyen , Hristiyan , deist , Budist , Hinduist , şintoist veya adını sayamadığımız hangi dine inanmak isterse inanabilir . Kim karışır ?

          • Ezbere ateizm işte bu musa bey! Adam hem aile kurumuna karşı, gitmiş hemcinsiyle evlenmiş hem de gelip çocuk edinmek istiyorum deyince işte böyle garip garip talepler de ortaya çıkabiliyor:))) şair eski yorumcu h.k. olsaydı şimdi bi formül atardı ortaya: akıl + küfür = iman sentezi gibi bişey:))) tövbe tövbe…

        • Kuram-ı Kerim’de Kafirun suresinin son ayetinin Türkçe mealini okuyun hocam . Ayrıca konuyu kapanmadı sanıp açan Öztürk Yılmaz şu an CHP den ihraç edilmiş durumda . Maksat üzüm yemek olsa eyvallah , direk bağcıyı dövmeye çalışan zavallılar .İlaveten bilimsel bir konu bilimadamları tarafından sonuca bağlanıp teferanfum yapılmazken , bu din o kadar ucuz mu ? Kaide , kural ve akideleri belirli değilimi ki ? Böyle saçma bir talepte bulunma gafletinde bulunuyor bir takım zevat ? Bence siz semtinizde bi rederandum yapın , bakın kaç kişi sizinle aynı görüşte ? Pilot bölge sizin mahalle olsun . Sonucu bildir bakalım .

          • Bizim semtteki yobazlar bu konuda referandum yapalım diyeni çarmıha gererler. Kalsın canım. Ben güzel güzel Arapça ezan dinlemeye devam ederim. Ama Türkçe ezan isteyenleri de anlayabiliyorum, namaz kılmasalar bile. Ayrıca onların verdikleri vergilerle istihdam edilen müezzin ve imamdan istedikleri dilde ezan dinlemek için referandum yapmalarını da sonuna kadar destekliyorum. Demokrasi anlayışım bunu gerektiriyor.

    • Allah muhafaza bizim muhalefetin bir de ciddi ciddi siyaset yaptığını düşünmek bile istemiyorum! Onlar böyle sirk çadırı gibi kalsın bence:)

  9. Siyasiler , kendilerine oy veren taraftarlarını (Seçmen diyemiyorum artık ) zaten diğer tarafa çamur atarak birarada tutup konsolide ediyor . Yani tek suçlu siyasiler değil , seçmenlerin bu zaafını çok iyi kullanıyorlar . “ Ben aklımı kiraya vermedim “ diye öğünen siyasetçi tipolojisi , aslında kendi taraftarlarının akıllarının pek ala kiralanabileceğini bilerek siyaset üretiyor . Bu çok açık ve net . Aynı şekilde aklını kiraya verme hadisesi ana muhalefetin taraftarları İçin de geçerli . Gerçekten , iktidar partisi “ aya 4 şeritli yol yapacaz “ dese inanacak büyük bir kitle olduğu gibi , iktidar bu aya giden 4 şeritli yolu yapsa bile yine kendi partisinden (ana muhalefet ) başka kimseye oy vermeyen ciddi bir taraftar ! var , ben bu tür insanlara seçmen diyemiyorum . Uzun lafın kısası , elimizdeki kumaş kalitesi bu , siyasiler her zaman siyaset mühendisliği yaparlar , çünkü işleri bu adamların , toplumun buna pirim vermemesiyle ancak bu işler düzelir. Para etmeyecek malı pazara götürsen satılır mı ? Satılmaz . Bizim siyaset pazarında 5 para etmez mallar kapış kapış gidiyor . Satan ne yapsın ? Alıcı çok .

  10. Yıllardır gördüğümüz hep aynı artarak devam eden bir seviyesizlik herkesin herkese her şeyi söyleyebilmesi ve bunu yaparkende hiç utanmamaları siyasi liderlerin birbirlerini en ağır sözlerle hakaretlerle aşağılaması ama ertesi gün hiçbirşey yokmuş gibi davranması yada menfaat durumunda sarım gürüm olmaları siyasilerimiz şöylemi düşünüyor acaba ne kadar kaba kırıcı kötü söz söylersek o kadar Reyting(oy) toplarız nasıl olsa millet bundan hoşlanıyor …. Hayır bıktık bu çirkinliklerden kendi namıma artık hiçbirisini dinleyemiyorum yeter yahu bu kadar pervasızlık olmaz çok kötü örnek oluyorsunuz sonrada çocuklardan gençlerden iyilik bekliyorsunuz nasıl olacak bu.? Ayıp denen bir şey var günah denen bir şey var ahlak denen bir şey var adab denen bir şey var .Bak Allah’ın elçisi ne buyuruyor” Eğer utanmıyorsan dilediğini yap “ Bak Yüce Allah ne buyuruyor” Kullarıma söyle (insanlara karşı) en güzel sözü söylesinler .çünkü şeytan aralarını bozar ,Çünkü Şeytan İnsanın apaçık bir düşmanıdır.”” İSRA SURESİ 53.Ayet

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here