AK Parti zoru başarabilecek mi? HDP’li seçmene açılayım derken kendi seçmenini kaçırma tehlikesi var da…

31

AK Parti 23 Haziran’da yapılacak tekrar seçimin kampanyasını başlattı.

Galiba kampanyada Ali İhsan Yavuz’un söylemleri ön planda olacak.

Dört bir yandan şu sıralarda seçmene ulaşan “YSK neden yalnız büyükşehir seçimini iptal etti?” sorusuna cevap verme amaçlı mesajlar, sandık sonucunu Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) taşıma sürecinde kamuoyu önüne ‘AK Parti genel başkan yardımcısı’ unvanıyla çıkan Ali İhsan Yavuz’un ağzından işitilenlerin bire bir kopyası çünkü.

O açıklamalar AK Parti’nin kendi tabanını bile tatminde yetersiz kalmıştı.

Tekrar seçim için uygun görülen altı haftalık hazırlık ve kampanya süresinin bir haftasını geride bırakmak üzereyiz. Taraflar bu süreyi henüz kendilerinden beklendiği cevvaliyette değerlendirmiş sayılmazlar. İki tarafın hedefinde, doğal olarak, ilk seçimde kendi adaylarına oy vermiş seçmeni korumak yanında, o zaman sandığa gitmeyenleri bu defa buna zorlamak ve daha da önemlisi karşı tarafın seçmenlerini kendi yanlarına çekmek var.

2015 genel seçimlerinde AK Parti altı aylık arayı iyi değerlendirebilmişti; herhalde aynı başarıyı bu defa altı hafta içerisinde gerçekleştirebileceği düşünülüyor.

Ali İhsan Yavuz’un söylemi bunun için yeterli olabilecek mi bakalım?

‘Beka söylemi’ ve HDP seçmeni

İktidar cephesi 31 Mart seçimine giden süreçte en büyük ağırlığı ‘beka’ kavramına vermişti. Etkisi olmadı mı o kavramın kullanımının? Oldu. Özellikle de AK Parti’nin çekirdek seçmen kitlesini sandık başına götürmede, eski seçmenlerinden gönlü kırık olanların başka partilerin adayları yerine MHP adaylarına oy vermesinde ‘beka’ kavramı etkiliydi.

Bu defa İstanbul’daki kampanyada ‘beka’ sözcüğü fazla kullanılmayacakmış…

Kavramın kullanılmasının geri plana atılması, büyük ihtimalle, HDP’li seçmen kitlesinden bir bölümünü AK Parti adayına oy verir hale getirme niyetiyle ilgili. Önceki seçimde ‘beka’ kavramı HDP’nin ‘tehdit’ olarak gösterilmesi ile ilintilendirilerek kullanılmıştı; eh bu defa, HDP seçmeni oyu devşirilmesi gereken kitle olarak görüldüğüne göre, sözcüğün rafa kaldırılmasını doğal karşılamak gerekir.

Hatta HDP’li kitlenin hoşuna gidecek -hiç değilse ‘söylem’ düzeyinde- bazı çıkışlar da bekleniyor iktidar cephesinden…

İstanbul’da ‘HDP’li’ diye tanımlanan seçmen kitlesinin yüzde 12 civarında olduğu biliniyor. Çoğunluğu Millet İttifakı adayına gitti bu oyların. Kendilerine özgü sebeplerden CHP’li birine oy vermeye eli varmayan HDP seçmenleri de sandığa gitmedi.

Sandığa gitmeyenler ile planlanan hoşa gidecek çıkışlarla tavır değiştirmesi beklenen HDP’li seçmenler tekrar seçimde iktidar cephesinin ilk hedefi.

Acaba ilk seçimde tepe tepe kullanılan ‘beka’ söyleminin etkisinde kalarak AK Parti adayına oy vermiş olanlar bu yeni tavrı nasıl karşılayacak? HDP’den oy çekme amaçlı bir kampanya önceki seçimde AK Parti’ye oy vermiş seçmenin hiç değilse bir bölümünün iştahını kaçırmayacak mı?

Unutmayalım bu hızlı dönüşü kendi kitlesine kabul ettirebilmesi için yalnızca beş haftası kaldı iktidar cephesinin…

Ali İhsan Yavuz söylemi ve AK Parti

Tabii bir de seçimin tekrarının gerekçesini tam içselleştirememiş AK Parti seçmeninin verebileceği tepkiyi de hesaba katmak gerekiyor.

Bu da Ali İhsan Yavuz söyleminin ne denli ikna edici olduğuna bağlı.

Seçimin iptali için çabalarken, AK Parti genel başkan yardımcısının ağzından, sandıklarda ‘organize işler’ döndüğünü, sayım yapılırken pusulaların bir partiden diğerine kaydırıldığını, tutanakların İmamoğlu’nu önde gösterecek biçimde doldurulduğunu işitmişti kamuoyu.

Ancak, YSK’ya üç valizle yapılan başvuruda bu iddiaların hiçbiri yer almadı.

Onların yerine, YSK veya il seçim kurulunun görev alanına giren konulardaki usulsüzlüklerin itiraz gerekçesi haline getirildiğini öğrendik. YSK da, ilk gelen haberlere göre, seçimin tekrarı kararını o tür usulsüzlüklere dayandırmış…

YSK’nın yedi asli üyesinden dördü karara karşı çıkmış; AK Parti’nin istediği yönde karar ancak yedek üyelerle alınabilmiş…

İstanbul seçimini yenileme kararına gerekçe yapılan usulsüzlüklerin aynı zarf içerisinde kullanılan diğer üç oyun belirlediği sonuçların iptalini neden getirmediği ise tam bir muamma.

“Muamma değil, onlara itiraz edilmediği için karar böyle çıktı” açıklaması ise, YSK’nın anayasa ve yasalardan aldığı yetkileri en geniş biçimde kullandığı bilindiğinden pek inandırıcı olamıyor.

AK Partili seçmenin kafa karışıklığı bu kadar sıkışık bir takvimde Ali İhsan Yavuz söylemi ile giderilebilecek mi acaba?

Görebildiğim şu: 23 Haziran için yürütülecek seçim kampanyasını, AK Parti, kendi tabanını ikna çalışmalarıyla geçirmek zorunda; sonucu, bu yüzden, Millet İttifakı’nın -ve tabii CHP’nin- aynı süreyi nasıl değerlendireceği belirleyecek…

O konu üzerinde de düşüneceğim.

Bugünü AK Parti’ye ayırdım.

ΩΩΩΩ

31 YORUMLAR

  1. Reis kazanamayacağı seçimi iptal ettirmez. Seçimlerden neden iptal oldu fark az olduğu için… Reis bu farkı kapatabileceğini düşündüğü için seçimleri yeniletiyor. Reis 1 kasımda başardığını bu seçimde de başaracak gibi duruyor.

    • Evet, kesinlikle var böyle bir olasılık.

      Peki, 23 Haziran seçimlerinin sonucu her ne olursa olsun, erken olacağı mutlak kaçınılmazlık olan seçimlerde hem kendisinin hem partisinin çok ağır bir yenilgi almasını nasıl engelleyecek Reis?

      Bence artık bırakın vasat-altı bir siyaset stratejistinden bir siyaset dahisi çıkarma çabalarını (ki yandaşları kadar, belki ondan çok, muhaliflerini sarmalına almış bir hastalık hali bu).

      Neredeyse her şeye kadir gibi görüp ürküyorsunuz Erdoğan’dan, öteden beri içine yuvarlandığı, giderek derinleşen ve yakında sonunu getirecek siyasal-ideolojik krizini göremiyorsunuz.

      “Reis 1 kasımda başardığını bu seçimde de başaracak görünüyor”muş?

      Niye? Neye göre?

      Öngörünüzün okunmaya ve not etmeye değer olabilmesi için, bu soruların yanıtlarını da yazmanız beklenirdi.

      Var mı elinizde böyle düşünmenizi teşvik eden bir kamuoyu araştırması?

      31 Mart’tan bu yana, Reis beka sorununu unuttu, halkın geçim derdini unuttu, İstanbul’la yatıp İstanbul’la kalkıyor. Herkes gibi hayli AK Parti seçmeni de görüyor bunu.

      İmamoğlu daha tanınır bir siyasi figür şimdilerde, üstelik hem kendisi, hem seçmen tabanı moralli.

      DSP, TKP, bağımsız sosyalist adaylara gitmiş oyların (50.000’in üzerinde) hatırı sayılır bir bölümünü alabilir İmamoğlu. Buna, “Nasıl olsa yine Erdoğan kazanacak” diye düşünüp sandığa gitmemiş 120.000 dolayında muhlif seçmenin potansiyelini de ekleyelim.

      Abartılmasını benim de yanlış bulduğum bu tür faktörler, az da olsa, ibrenin İmamoğlu’ndan yana olduğuna işart ediyor. (İmamoğlu kazanacak demiyorum, akla yakın bir tespitte bulunmaya çalışıyorum.)

      İmamoğlu, kısmen, 31 Mart’ta olduğundan biraz daha avantajlı gidiyor 23 Haziran seçimine.

      Hal bu iken, hangi somut verilere ya da çözümlemeye dayanarak Reis yine başaracak gibi duruyor” diyorsunuz?

      • Aynen öyle, Abdullah Bey. Önünde aylar ve aylar vardı 31 Mart öncesi. Üstelik, anketler sayesinde işlerin yolunda gitmediğinin de fazlasıyla farkındaydı aylardır. Beceremedi olası sonucu değiştirmeyi, İmamoğlu ipi göğüsledi.

        Erdoğan’ın seçimin iptali için bastırmış olması, bizim bilmediğimiz onun bildiği bir sihirli değneği olduğu için değil.

        Kaybetmeye daha yakın olduğunu o da biliyor. Partisini bir arada tutabilmek için bu riski alıyor. İnsanlar, seçimlerin milletvekillerinden medyaya kadar nasıl bir dağınıklığa yol açtığını, yayılan huzursuzluğu görmüyorlar mı?

        Bu moral bozukluğu ve güvensizlik içinde, üstelik İstanbul’un para musluklarından da yoksun kalarak partisini bir arada tutamaz Erdoğan uzun süre.

        Bunu gördüğü için, adeta kumar oynarcasına, riski göze aldı.

        Olan budur.

  2. Türkiye düşmanları dört koldan hayasızca saldırılarına devam ederken onların entrikalarına bel bağlamış mankurtlar da kendilerine belki düşebilecek olan bir kemik parçası için uluşup durmaktalar. Biyandan devlet büyüklerimize iftiralar eşliğinde sövüp sayarken öbür yandan da milletimizin maddi manevi değerleri üzerinde arsızca tepinerek gözü dönmüş bişekilde milli irademize karşı kin kusmaktalar. İstanbulu alan silivriyi, orayı alan da fetöcü teröristleri salıverir giderler beklentisiyle şeytanla dahi her türlü ittifaka girişebilen bu şer şebekesi tüm sinsiliklerine rağmen işte kağşamış dudakları ve çipil gözleriyle bir e.şafak ikonası gibi önümüzde duruyor. Her fırsatta ülkemiz aleyhine olabileceğini düşündükleri ne varsa veya önlerindeki yal kabına boca edilmiş ne menem bir pislik bulmuşlarsa onu civanmert türk milletinin yüzüne çalabilmek için yırtınıp duran bu zavallılar sürüsü için ne desek boş! Yalnız şu kadarını hatırlatmadan geçmiyelim: martın sonu mu baharın ardı mı, her ne zaman gelecekse o beklenen salih zat; bu sefer elde bayrak değil başkaca çıkılacak er meydanına, haberiniz ola…

  3. “mim 11 Mayıs 2019 at 16:14” den “H.K. 10 Mayıs 2019 at 23:22”ye

    Haluk’un hazin hikayesi, deizm, yolsuzluk-rüşvet işeri….

    Tevfik Fikret gibi bir Osmanlı’nın oğlu olan Haluk’un yurt dışına (Glasgow ve sanırım makina mühendisliği) öğrenimi için gidip sonradan ABD’ye geçip sonunda papaz olduğu İstanbul’da duyulunca o devirde ülkede şok etkisi yapıyor, infial uyandırıyor. Bizdeki muhafazakar ilericiler, ileri gidip eleştirip veryansın ediyorlar. Bundan haber alan Haluk ta bu durumdan ürküyor. Ülkeye dönmemesinin bir sebebi de bu olabilir. Toplum tarafından hoş karşılanmıyor; kötü örnek olmakla itham ediliyor. Sonradan kendini savunmasında «ne yapayım oldu bir kere, hristiyan olmakla kötü bir insan değilim, bunun yerine çalan çırpan kötü bir insan olsaydım daha mı iyi olurdu» şeklinde cevaplar veriyor.

    Bu ibretlik olayda asıl konu Haluk’un yurt dışına giderken müslümanlığın ne olduğunu öğrenemeden gitmiş olması. Tanrı kavramına sahip biri mutlaka. Belki babasının «deizm» tavrından etkilenmiş ki o zamanların Osmanlı’sında zaten «deizm » gibi bir tanım/kavram yok. Olsa olsa, hani sekülerler arasında vardır ya… «Yahu benim kalbim temiz, git işine ben vicdan sahibi biriyim, bu yeter! dindarlık neymiş, neymiş oruç, neymiş namaz!» grubu içersinde Tevfik Fikret. Mehmet Akif’le bir çatışması da var, ona neticede «Molla Sırat» diyor. O şiirindeki ifadelerden kendisinin «Deizm»e kaydığı çok açık. Kendi bileceği iş. Ancak, Kuran’ının muhtevasını bilseydi, o dönemde de kötü örneklere bakarak «pire için yorgan yakma»zdı. Yorgan yakma işinde oğlu Haluk daha da ileri gitmiş. Bunlar kültürel-dini kayıplarımız. Şahsen üzülüyor insan.

    «Bilemeyiz» dediğin konuyu bilmen için Kur’an’ı anlaman gerek. «Şirk» koşmak Allah’ın affetmeyeceği bir konu. « Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz (Nisa 116)». Zaten Haluk’un hristiyan olmasıyla toplumda infial uyandıran da aslında buna dayanıyor. Pire için yorgan yakamazsın! Pireleri yok etmenin başka yolları var. Bugün siyasetteki, belediyelerdeki yolsuzluk ve rüşvet konusunu kabullenemeyiz (kafiyeliyorumlar falan epey bi şeyler yazıldı bu konuda. Düşüncem çok nettir. Misal en yenisi, bknz: http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2019/05/06/belediye-baskanlarina-acik-mektup/ H.K. 11 Mayıs 2019 at 09:37). Kuran’a göre, Allah “Kul hakkı”nı da affetmiyor. Rüşvet ve yolsuzluk işleri, nihai analizde “kul hakkına” girer. Hristiyan olarak “Şirk” yoluna sapkınlık ile Müslüman olarak “kul hakkı”na sapkınlığın ağırlığı nedir diye soruyorsan fetva verecek değilim (tartışılabilir bir konu). Ancak, her ikisinden de uzak durmak en iyisi. Allah rızasına göre olan da budur.

    • Ergenekon muhbiri tuncay güney de papaz olmak istemiş ama nasip işte bir haham yamağı olarak sığınabilmişti kanadaya. Fetihten önce yıllarca istanbulda meyhanecilik yapmış bir osmanlı/hafızımız vardır; kale içerden düşermiş, troyada öğrenmiştik… Bugün alıp besledikleri kuş yarın kuzgun mu çıkar şahin mi ömrü olan görecektir inşallah! Yani her gördüğün sakallıyı papaz ya da imam sanmayasın sayın h.k.

      • Her gördüğün sakallıyı papaz ya da imam sananlar “ezberine” hareket edenler Sn H. Gayret. Benim adıma hiç tasalanmayın… Bazen düşünüyorum da TC kurulalı beri sendeleye sendeleye epey vakit kaybettik gibime geliyor. Darbe darbe üstüne! Yani şu darbeci askerlere de “akıl*iman sentezi” balans ayarı gerek ki bu şekilde bileşke kuvveti dosdoğru yoldan sapmasın ve herhangi bir duraklama olmasın! Hepsi boş ve hepsi vakit kaybı!

  4. Fatih Kemal Bey’in, benim duraksamadan katıldığım can alıcı cümlesinden yola çıkarak, onun son yorum metnine paralel bir metin yazmak istiyorum -kendimi tekrar etmenin olumsuz yanını göze alarak. Şu söyleniyor o can alıcı cümlede:

    “Kısacası sevenleri tarafından Erdoğan’a verilen oylar aslında yeni vesayet rejimine verilmiş oluyor. Buna göre Erdoğan’a seçim kaybettirmeden ‘yeni vesayet rejiminden’ kurtulamayız.”

    AYNEN! diyerek heyecanla katılıyorum Fatih Bey’in bu tespitine.

    Barış sürecine kadar olan dönem, Cumhuriyet’in kaybedeni olan iki toplumsal aktörün nihayet tarih sahnesine çıkışı, kökleri İttihatçılığa kadar uzanan vesayetçi zihniyetin, başta ordu ve yargı kurumları olmak üzere, bürokratik-seküler azınlık vesayetinin gücünün kırıldığı dönemdi: dindar yığınlar ve Kürtler.

    İttihatçı devlet oligarşisinin vesayeti sürekli yeniden üreten ideolojik aygıtının bizlere “gerici tehlike” (dindarlar) ve “bölücü tehlike” (Kürtler) olarak yutturuduğu geniş halk yığınları, Cumhuriyet tarihinde ilk defa, hem meşru ve hem de mağdur halk yığınları olarak, kamusal ve siyasal alanda hem görünür olmak istediler, hem de binbir oyunla ve baskı yöntemleriyle kendilerinden çalınmış toplumsal-siyasal haklarını talep ettiler. AK Parti, bu meşru hak ve adalet talebinin siyasal aygıtı, dindarların ve Kürtlerin siyasal gücü idi. Sağduyulu, Kemalizm ve vesayeti gizleyen devletçi Türk milliyetçiliğinin zokasını yutmamış sol demokratlar ve liberaller, hem dindarların ve Kürtlerin taleplerini meşru gördükleri için, hem de tarihsel olarak dindarların Türkiye’yi özgürleştiren ve demokratikleştiren ana motor olduğunu bildikleri için, seküler mahalledeki tüm aşağılamalara, düşmanlıklara rağmen, tereddüt etmeden AK Parti’nin savunucusu oldular -bunlardan birisi de benim.

    Türkiye’nin özgrleşmesinin ve demokratikleşmesinin önünün alınabilmesi için, gücü seçimlerde aldığı oydan çok daha fazla, Kürtlerden aldığı kitlesel desteğe ve devlet bürokrasisinde kadrolaşmaya aday Gülen Cemaati’ne yasanan AK Parti’nin bu iki güçlü ittifakının tarumar edilmesi, AK Parti’nin üzerinde yükseldiği iki ana direğin tarumar edilmesi gerekiyordu vesayetçi karşı devrimin başarıya ulaşabilmesi için.

    Avrasyacı-ulusalcı klikler ve Erkenekon, güce doymak bilmez iki liderin (Gülen ve Erdoğan) zaaflarından yararlanarak ilkin bu ikisini birbirine düşürdüler. Üzerinde yükseldiği iki taşıyıcı sütündan birini kaybetmiş olan Erdoğan, kendi çıkarını vesayetçi kliklerle ittifak kurmakta gördü. Geleneksel rolünü oynamak üzere PKK sahneye davet edildi. Erdoğan dilini 180 derece değiştirdi, PKK ile birlikte barış sürecini torpilledi. Ergenekoncular çıktı, yerlerini Gülenciler aldı.

    Vesayet odaklarının çok acımasız olacağını daha önceden ilan ettikleri “rövanş”ı izledik hep birlikte. 15 Temmuz da alabildiğine araçsallaştırılıp sömürülerek, sözde FETÖ ile mücadele retoriği altında, vesayetin karşı-devrimine ayak diretecek tüm potansiyel sivil-demokratik odaklar hallaç pamuğu gibi atıldı: Gülen cemaati ile ilintisi olsun olmasın, dindarların, Kürtlerin, demokratların tüm aydınları, gazetecileri, demokratik kitle örgütleri dağıtıldı: En büyük bedel, vesayetçi kliklerin en nefret ettikleri Ahmet Altan, Ali Bulaç, Mümtazer Türköne, Alparslan Kutul gibi erdemli aydınlara ve cemaat liderlerine ödetildi.

    AK Parti, tüm kurucu kadrolarından arındırıldı. İl ve ilçe örgütlerinde dindarlar tasfiye oldular; bunların yerine, Erdoğan’ın her arzsusuna evet diyen pek çoğu seküler fırsatçı ve yiyici tipler getirildi. Bütün dindar kanaat önderleri, onlarla birlikte hareket eden Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu, Yıldıray Oğur, Alper Görmüş gibi gerçek demokratlar medyadan tasfiye edildiler.

    Vesayetin, Ergenekon’un, Perinçekçilerin, her türlü ulusalcı-Avrasyacı güç odağının, devletçi-MHP liderliğinin karşı devrimi, olan biten her şeyden pekala haberi olan, her adımını bilerek ve isteyrek atan Erdoğan liderliğindeki AK Parti eliyle gerçekleştirildi.

    Bu nedenle, sayın Türk’ün söylediği çok, pek çok doğru:

    “Sevenleri tarafından Erdoğan’a verilen oylar aslında yeni vesayet rejimine verilmiş oluyor. Buna göre Erdoğan’a seçim kaybettirmeden ‘yeni vesayet rejiminden’ kurtulamayız.”

    Dindar arkadaşlarıma bir kez daha seslenmek isterim: Erdoğan eliyle güçten düşürülüyorsunuz.

    Ne Karamollaoğlu, ne Saadet Partisi’nin milletvekilleri ve parti liderleri, ne sayın Koru, ne ben, ne bugün Karar Gazetesi’nde bir araya gelen dindar yazar ve entellektüeller hiç, ama hiç değişmedik. Bütün bu yaşanan süreçler boyunca neredeysek hep oradaydık.

    Dindarların ve Kürtlerin haklarına ve hukukuna sahip çıkmak, vesayetçi güç odaklarına, Ergenekonculara karşı direnmek istedik, hala bunu istiyoruz, bunun çabasını gösteriyoruz.

    Erdoğan aşkınız yüzünden, onun hemen arkasında oynanan oyunu, olan biteni görmüyor, görmek istemiyorsunuz. Kendi insanlarınıza, Abdullah Gül’e hakaret ediyorsunuz. Gelip buralarda onyılların F. Koru’suna saydırıyorsunuz. Saadet Partisi liderinden en bayağı ifadelerle alay ediliyor, suskunlukla karşılıyorsunuz. Saadet Partisi’nin FETÖ ve PKK ile iş tuttuğu söyleniyor, inanıyorsunuz.

    Bunu yaptığınız sürece, buna izin verdiğiniz sürece dindarlar kaybedecek. Abdullah Gül’ü itibarsızlaştırma operasyonlarına göz yumduğunuz, bunların parçası haline geldiğiniz sürece, hem siz, hem sağduyulu demokratlar kaybedecek.

    Ortada gerçekler apaçık ortada iken, bir Türk ırkçısı olduğunu söyleyen, sizlerden “molla”, benden “ölü sevici”, “mösyö” olarak söz eden H. Gayret gibilerin Reisçi’liğinin sahteliğine inanmaya devam ettiğiniz sürece, yakında siyaset sahnesinden silinip gidecek Erdoğan ve vesayetçilerin zırhı AK Parti çöktüğünde, ortada kalacaksınız.

    Abdullah Gül’ün moral destek vereceği yeni kitle partisine destek olun. Saadet Partili’lerin kardeşleriniz olduğunu görün. Mahallesine lanetler okuyup, Türkiye’yi vesayet kıskacından kurtarıp aydınlığa götürecek olanın sizler olduğunu düşünerek sizlerin saflarında yer alan sol demokratların inancına ve umuduna ihanet etmeyin.

    Ülkeyi CHP’ye, Kürtleri PKK’ya mahkum etmeyin. . . Toplumsal gücünüzü ve kazanımlarınızı elde tutmak için kendi partinizi inşa etmek, bu yolla CHP’yi ulusalcılardan, M. Kemal’in askerlerinden, Kürtleri PKK vesayetinden kurtarmak gibi tarihi ve ahlaki bir sorumluluk taşıyorsunuz.

    Dindarların gerçek kitle partisini kurun, Saadetli kardeşlerinizle, sağduyulu demokratlarla güç birliği içinde vesayetin karşı-devrimine dur deyin artık.

    CHP’nin gerçek bir dönüşüm yaşayabilmesi de, HDP’nin PKK vesayetini kırabilmesi de sizlerin siyasal gücünü temsil edecek bir kitle partisi ile mümkün.

    Bu sorumluluğu görmenizi ümit ediyorum.

    • Hem Bernar beyin bu yorumuna, hem de Fatih Kemal Türk beyin18.06’daki yorumlarına 👏👏👏👏👏. Duygularıma tercüman olmuşlar, kendilerine teşekkür ederim. Emeklerine sağlık…

    • CHP’nin vesayetinden farklı bir vesayet mi çıkmıştı? Yine çıkmayacağının bir garantisi var mı? Ne kadar ibret aldılar. Onu bir kanıtlasınlar, önce!

  5. Her şey bir yana, Erdoğan yeni vesayet rejiminin ördüğü duvarların dışına çıkamayacak hale gelmiştir. 31 Mart sonrası ortamı yumuşatmak ve belki Millet İttifakı’na zeytin dalı uzatmak için ‘Türkiye İttifakı’ diyecek olmuş fakat hemen yeni vesayet rejiminin TBMM’deki temsilcisi Bahçeli tarafından azarlanmıştır. Erdoğan da geri adım atmak zorunda kalmıştır.

    Yeni vesayet rejimi nedir ? 15 Temmuz operasyonu ile TSK’dan ve Devletin kurumlarından Batı yanlısı güçler tasfiye edilmiştir, (Atlantikçi Kemalistler ve Gülen Cemaati). Bunlar Türkiye’nin menfaatinin her şeye rağmen Batı kampı ile birlikte hareket etmekten geçtiğine inanıyorlardı. Fakat Gülen Cemaati’nin paralel devlet yapılanması birçok kesimi haklı olarak rahatsız ettiği için bu tasfiyenin yapılabilmesi mümkün olmuştur. ABD (CIA’nın bir kanadı) bu süreçte ‘Batı yanlısı’ güçleri desteklememiş hatta karşı darbenin hazırlandığı konusunda uyarmamıştır. Bu sayede bir taşla üç kuş vurdukları görülüyor.
    1. Türkiye’nin zayıflatılması,
    2. Türk Devletinin NATO’dan çıkmak isteyen güçlere teslim edilmesi,
    3. Vatikan’ın da rahatsız olduğu Türk Okulları’nın Türkler tarafından kapatılması.

    Şimdi devlete ağırlıklı olarak hakim gibi görünen güç ise Avrasyacı’lardır. Bunlar Türkiye’nin menfaatinin Batı’dan kopmak ve NATO’dan çıkmak olduğuna inanıyorlar. Görüldüğü kadarıyla Erdoğan NATO’dan çıkmak taraflısı değil. Fakat geçmişte iç ve dış politikada o kadar çok hata yaptı ki artık eline düştüğü Avrasyacı’lara rest çekemiyor.

    Başkanlık Sistemi’ni Erdoğan olamayacağı için rafa kaldırmışken Bahçeli birden destekleriz dedi ! Bahçeli bu şekilde Erdoğan’ı kendisine bağlamış oldu. Zira %50+1 oy gereken bu sistemde ittifaklar kaçınılmazdı. Halbuki Parlamenter sistem devam etseydi Erdoğan’ın manevra alanı geniş olurdu. Gerekirse IYI Parti veya CHP ile veya her ikisiyle birlikte milli koalisyonlar kurabilirdi. Böylece Erdoğan 15 Temmuz gecesi anlaşmaları dışında resmen Bahçeli’ye (Avrasyacı derin devlete) bağlanmış oldu.

    Kısacası sevenleri tarafından Erdoğan’a verilen oylar aslında yeni vesayet rejimine verilmiş oluyor. Buna göre Erdoğan’a seçim kaybettirmeden ‘yeni vesayet rejiminden’ kurtulamayız. CHP’ye oy vermek muhazakar seçmenin birçoğu için çok zor oluyor, bunda da haklılar. Fakat CHP Cumhuriyeti kuran partidir ve genlerinde var olan sağduyu ile vasat kadrolar elinde dahi Türkiye aleyhine önemli hatalar yapmaz. Ayrıca Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi siyasetçilerine bakılınca CHP’de bir öze dönüş hareketi görülüyor.

    Diğer yandan her kesimden insanımızın güven duyduğu A. Gül , A. Babacan ve benzeri siyasetçiler yakında siyaset alanına çıkacak. TSK ve derin devlet yapılanmasında ise ne Atlantikçi ne de Avrasyacı denilmeyen ve ortada duran Ulusalcı kanat da ortanın sağında veya ortanın solundaki sağduyulu siyasi partileri destekleyecektir.

    Kısacası baharın gelmesi yakındır. Önemli olan şudur ki ; devleti ele geçirmek isteyen hiçbir güce taviz verilmemelidir. Türk Devleti, Türk Milleti’nin ortak malıdır, ortak idaresidir. Hukuk, liyakat ve akılcılık bir devlet için Beka niteliğindedir.

  6. Önemli değil
    Seçim, partilere yeni oy kazandırmak için yapılmıyor, seçim kullanılan oyların doğru sayılmamış olmasından dolayıdır. Yüksek Seçim Kurulu’nun kararındaki hukuki hata buradadır. Seçimi Yüksek Seçim Kurulu yapmalıdır. Neden devlet görevlisi olmayanları sandık başkanı yapmıştır? Demek ki seçimi becermelidir. Yüksek Seçim Kurulu başarısızlığını ifade ediyor. O halde çekilmesi gerekir. Bu yasalarımızda mümkün değildir. Yüksek Seçim Kurulu eksik ve yanlışlara bakmalıdır. Eksiktir. Çünkü tüm İstanbul’un seçimini iptal etmesi gerekirken yalnız başkanlık seçimini iptal etti. Hatalıdır. Yüksek Seçim Kurulu’nun hatası tüm İstanbullulara çektirilemez.
    Ama Yüksek Seçim Kurulu’nun kararıdır. Onun yerini alacak başka karar mercii yoktur. Büyük sadakatle uymamız gerekir. Seçim bitinceye kadar tartışmamız gerekir. Yargı kararlarına saygılı olmamız gerekir.
    Siyasiler çıkmazdadırlar. İstanbullular çıkmazdadır. Örnek olarak ben ne yapacağım? Yıldırım’a versem Sermaye’nin oyununa geleceğim, İmamoğlu’na verirsem ülke çıkmaza gerecektir. Türkiye için çok kötü bir durum vardır. Tek çıkar yol. İki aday istifa etmeli ve iki parti ortak adayda anlaşmalı. İstanbul bu seçimde tek adayla seçime girmelidir.
    Binali kazanırsa hile yapıldı baskı, yapıldı denecek. İmamoğlu kazanırsa devlet başkanı yenilmiş olacak. Türkiye için her ikisi de iyi olmayacak. Bununla beraber fazla önemli değildir. Türkiye devleti güçlüdür. Bunu biraz sonra unutur. Seçimde hile olmasını isterim. Ondan ötesi kim kazanırsa kazansın değişmez. Halkım gereken dersi verdi. Onlar oyunu anlamıyorlar. Kendi bitecekler.

  7. Facebook da bi mesaj gördüm bizi köylü atmış. Filozoflara taş çıkarır….”Binali babamızın oğlu değil.. imamoğlu kandavalımız değil. Fakat imamoğluna tebrikler Yunandan Amerikadan israilden geliyorsa, ysk nın kararını not alıyorlarsa…Binalinin tebriği Bosnadan Filistinden Katardan geliyorsa bir müslümanın oturup düşünmesi zaman kaybıdır”…

    • Geçmişte Erdoğan’a ABD ve AB’den de (Yunanistan dahil) tebrik mesajları gelmişti. İsrail de şahsına değilse de bir ‘cesaret madalyası’nı Erdoğan’a vermişti. Çözüm sürecinde Erdoğan vatan hainliği mi yapmıştı ? Daha sonra Mavi Marmara olayı için İsrail ile onların istediği şekilde anlaşma yapılmadı mı ?
      Binali Bey ise İBB Başkan adayı falan değildir, Erdoğan’ın İstanbul belediyesi kahya adayıdır. Geçin bunları, yemezler.

      • Bizim köylü filozofa anlat kardaşım. Se nin mim in o nun lam elif i öyle işte.. iyi ki yemedin şu ramazan ramazan orucu bozardın, hayırlı ramazanlar.

  8. Merhaba.Siyasiler gerçekten kendilerini çok ama çok akıllı biz milleti kurnaz geçinen saflar olarak görüyorlar.Yahu tamam balık hafızalıyız da bu kadar değil.Tamam salağın aptalız da bu kadar değil.Ne MHP LİSİ NE HDP LİSİ NE AKP LİSİ NE CHP Lİ NE SAADETLİSİ NE BBP LİSİ ve diğerlerine ay veren bu MİLLET SALAK DEĞİLDİR ARKADAŞLAR…HER NE KADAR ŞARK KURNAZLIĞI BİZANS OYUNLARI OYNASA DA SİYASİLER, BU MİLLET APTAL YADA SALAK DE-ĞİL-DİR!İki ay önceHdp li seçmen kesinlikle AKP ye oy vermeyecek eeee öcalanla görüşüldü o bir şeyler dedi belki bir daha çözüm süreci olur yine ilçeler de hendekler kazılır pkk kurtarılmış bölgeler ilan edip T.C.DEVLETİYLE savaşır(israil,abd adına)asker mecbur vatan toprağını savunur;kan akar kısacası olan oradaki GARİBAN HALKA VE GARİBAN ASKERLERE OLUR.ölen teröristin pkk için de israil içinde abd için de zerre önemi yoktur.BU TEKRAR OLSUN DİYEMİ HDP ye oy veren kardeşlerimiz AKP ye oy verecekler heee yani bu siyasiler gerçekten bizi ne sanıyorlar!Yada MHP YE OY VERMİŞ MİLLETE VE ÖZELLİKLE ASKERE VE POLİSE SIRF DEVLET BAHÇELİ DEDİ DİYE HDP İLE İTTİFAK YAPAN AKP YE nasıl oy verir,verecektir;veya verebileceğini dünüşürsünüz.Hangi Şehit yakını gaziyi HDP ile birlikte olan AKP ye oy vermeye ikna edebilecek.Bahçeli mi Erdoğan mı?ikisi de EDEMEZ.BEKA meselesi ne oldu HDP ye oy veren kardeşlerimiz AKP YE OY VERİNCE ORTADAN KALKACAK HERHALDE.Çünkü D.Bahçeli devlet eliyle öcalanın yeni hamlesine bu kadar sessiz kalmazdı.Seçim zamanı Erdoğanın kürdistanı tanımasını es geçmesi gibi bunu da es geçti.Yoksa’ŞU ANLIK KANKASI’ ile yeni bir filmmi çeviriyorlar.Bu MİLLET saftır evet ama salak değildir,aptal değildir..BUNU TÜM SİYASİLERE DİYORUZ BİZ MİLLETİZ AMA APTAL YADA SALAK DEĞİLİZ.Aslın da gördük ki herşey rant için,çıkarları için yani tamamen DUYGUSAL.Hani aşk vardı ya o ölmüş ölmüş kimin nereye gittiği ne yaptığı belli değil.ALLAH GARİBANI KORUSUN.Zengine hiç bir şey olmuyor.Elektirk faturaları yine cep yakıyor,pazar market bakkal yine cep yakıyor.Garibanın bir şey alacak hali kalmadı zenginin yada siyasilerin UMURUNDA MI.YOOOOOOKKKKKKKKKKKKKKKK.Bey efendiler koltuklarını makamlarını zenginliklerini kaybetmesinde gariban ölmüş,sefilmiş,açmış KİMİN UMRUNDAAAA.BU MİLLET SALAK DEĞİLDİR HER ÇEKİLDİĞİ YERE GİDECEK KADAR ….

  9. yazar seçerken dini konularda ehli sünneti esas alan görüş sahipleri seçilmelidir. bu konudaki tartışmalar bilimsel mahfillerde yapılabilir. ancak her satırından ben bilirim dökülen, çok sathi anlamsız aşağılayıcı ve suçlayıcı ifadelerle farklı fikir denmez yazılara yer verilmesi sorumluluğa muciptir. hukuk ve hukuk usulü bilmeden dini konularda ahkam kesmek…anayasa hükmünde disiplin suçlarını aramak gibi birşey kuran ayetlerini referans vererek hüküm kurmak. kemal gözler ilahiyatçılar hukuk okumuş olmalı derken ne kadar haklı

  10. Akla ve vicdana uygun olan şudur : Eğer YSK, CHP ve IYI Parti’nin ‘seçimlerin tamamının yenilenmesi gerekir’ itirazını red ederse böylesi ahlaksız bir seçime katılmamak gerekir. Millet İttifakı red kararı çıkarsa tekrar YSK’ya başvurup seçimlerin tamamının yenilenmesini bir kere daha istemelidir, öyle ki sağır sultan bile duysun. “Ey AKP, Ey MHP dürüst bir seçimden neden kaçıyorsunuz ? ” diye sorulmalıdır.

    Vesayet rejimine karşıyız dediniz, yeni bir vesayet rejimi kurdunuz.
    Yolsuzluklara karşıyız dediniz altın yumurtlayan tavuğu (İstanbul Belediyesini) vermezük diyorsunuz.
    Beka deyip HDP’yi terörist ilan ettiniz, şimdi Öcalan ile pazarlık yapıyorsunuz.
    Yunan kazansaydı daha iyi diyen Kadir Mısıroğlu’na övgüler düzüyorsunuz.

    CHP geçmişte hatalar yapmış olabilir, yapmıştır da. Fakat tek adam Erdoğan’ın hatalarını art arda dizsek aya merdiven olur. İstanbula ihanet edenlere destek olmak hem kendinize ihanettir hem de dinen caiz değildir.

    Fatih Hoca

  11. Kıvırma üstadı AKP ve lideri yarın Apo ya temenna çakarlarsa şaşırmam.
    Olmadı bizi kandırdılar deyip işin içinden sıyrılıverirler.
    Bu arada Soner Yalçın ın son iki yazısı tavsiyemdir.
    45 gün sonra YSK nın 7 lisi Fetöcü ilan edilirse şaşırmayın.

  12. Seçimlerin iptal edilerek tekrarlanmasını pek çok AK Partili’den daha ısrarlı bir biçimde talep etmiş olan Bahçeli, gerçekten Binali Bey’in 23 Haziran seçimlerini kazanmasını istiyor mu?

    Bu soru karşısında tereddüte düşmemiz için, ortada pek bir neden yokmuş görünüyor. “Çok istemiyor olabilir de. . .” desek, son zamanlarda daha da çekici hale gelen komplo teorilerine doğru yelken açmış oluruz. Dolayısıyla, 23 Haziran’a ilişkin her değerlendirmeye, Bahçeli’nin seçimi kazanmayı çok istediği önermesinin mutlak doğruluğu üzerinden girişmek zorundayız.

    Cumhur İttifakı, 23 Haziran akşamı gülümseyen tarafın kendisi olmasını istiyorsa, yapması gereken şey çok açık: Seçim gününe kadar olan zamanı, söyleminde hiçbir değişikliğe gitmeden geçirmek. Yani, olanca gücüyle, içerideki ve dışarıdaki kötücül güçlerin iktidarı düşürme operasyonuları çektikleri söylemini devam ettirmek. Dolayısıyla, Hasan Günay Bey’den ayrılıyorum bu noktada. Cumhur İttifakı’nın söylemsel düzeyde HDP’ye ufaktan ufaktan selam göndermesi, hem ciddi bir getirisi olmayacak bir şey, hem de 31 Mart’ta Binali Bey’e oy vermiş seçmeninin zihnini ve duygu dünyasını allak bullak edecek çok riskli bir adım olur.

    Cumhur İttifakı’nın kültürel kimliğe dayalı seçim stratejisi devam etmek zorunda.

    Peki ama neden böyle?

    Çünkü, karmaşık olmayan bir matematik ve mantık hesabı, böyle düşünmemizi zorunlu kılıyor.

    31 Mart seçimlerinde oyunu İmamoğlu’na verenler, yine öyle yapacaklar 23 Haziran’da. Fikir değiştirmeleri için ortada hiçbir neden yok.

    31 Mart seçimlerinde oyunu Binali Bey’e verenler, yine öyle yapacaklar 23 Haziran’da. Bu kadar kısa bir süre içinde fikir değiştirmeleri için ortada hiçbir neden yok.

    Bu açıdan, Fehmi Bey’den ayrılıyorum. 31 Mart seçimlerinde Binali Bey’e vermiş seçmenler, bunu, kutuplaşmanın doğrudan ürünü olan KİMLİK taraftarlığı dolayısıyla yaptılar. Ne ekonomideki kötü gidiş, ne de bir başka şey kararlarını etkilemedi, gittiler ve Binali Bey’e oy verdiler.

    YSK’nın seçimi iptal etme gerekçesinin inandırıclığını sorgulamak gibi bir dertleri yok AK Partili seçmenlerin. “Acaba İmamoğlu’na haksızlık yapıldı ve kul hakkına girildi mi?” tereddütü ile farklı haber kaynaklarına bakıp bir sonuca varmak gibi bir endişe de taşımıyorlar. AK Partili seçmen, Erdoğan’dan bin kat daha fazla inanıyor seçimde partisi aleyhine bir numara çekilmiş olduğuna. İçinden baktığı kültürel kimlik, onu samimiyetle buna inanmasını mümkün kılıyor. Her ne olursa olsun, İmamoğlu’nun (yani CHP’nin, yani Kılıçdaroğlu’nun, yani ‘vakti zamanında kendilerine olmadık haksızlıkları ve aşağılamaları yapmış olanların’, yani ‘Gülen ve PKK ile kol kola girenlerin’) kazanmasını istemiyorlar.

    Tek bir cümleyle tekrarlayalım: 23 Haziran gününe kadar ne İmamoğlu’na oy vermiş olanlar, ne de Binali Bey’e oy vermiş olanlar fikirlerini ve tercihlerini değiştirecekler.

    Böyle bir durumda, Erdoğan’ın seçim stratejisini nasıl kurması beklenir?

    Elbette ki, Saadet Partisi’ne yönelik saldırgan dilden vaz geçmek dışında, stratejisini değiştirmeden seçime gitmesi beklenir. BÜTÜN GÜCÜNÜ VE DİKKATİNİ 470.000 SEÇMEN ÜZERİNDE YOĞUNLAŞTIRACAK CUMHUR İTTİFAKI.

    Kabaca 470.000 olarak hesaplanan bu seçmenler, 24 Haziran’da Cumhur İttifakı’nı desteklemişken, 31 Mart günü sandığa gitmemiş, gitse de geçersiz oy vermiş olan Cumhur İttifakı seçmeni. Erdoğan ve AK Parti, ne yapıp edip bunların üçte birini sandığa gidip kendisine oy vermeye ikna etmek zorunda. Eşzamanlı olarak, 31 Mart günü kendisine oy vermiş olan seçmenlerini de elde tutmak zorunda.

    Bu ikisini birden başarabilir mi, Cumhur İttifakı?

    Bilemiyoruz. Ama, bir şey çok açık: Seçimi, 31 Mart günü sandığa gitmeye gönülsüz davranmış Cumhur İttifakı seçmeni belirleyecek.

    Erdoğan, kendisine 31 Mart’da oy vermemiş her 3 küskün seçmeninden bir tanesinin gönlünü kazanabilir mi? Nasıl yapacak bunu?

    “Ekonomi düzelecek, geçim sıkıntısı hafifleyecek” diyemez, çünkü bunu dedi, buna rağmen o seçmenler sandığa gitmedi.

    “Biz gidersek çakallar gelecek” argümanı ve korkutmacası, ikna olacakkları ikna etti zaten. Sandığa gitmemiş olanlar, bu korkutmacaya pirim vermemiş olanlar. İki ay sonra neden korksunlar ve bu korkuyla sandığa gitsinler?”

    “Beka sorunu var” argümanının ikna gücü şimdi daha zayıf. Çünkü Erdoğan haftalardır İstanbul dışında hçbir şey söylemiyor, beka sorunu gündelik yaşamda işitilmez oldu.

    Erdoğan 39 ilçede de miting yapacakmış. Bunda da yeni bir şey yok. 31 Mart öncesi de tüm devlet ve medya gücüyle yapabileceği her şeyi yaptı.

    HDP seçmenine yönelik stratejisini değiştirip bunların hatırı sayılır bir kısmını İmamoğlu’na oy vermekten uzak tutablir mi? Bunu başarabilmesi için, çok ciddi jestler yapması gerekir Erdoğan’ın. Ama, o jestleri yaparsa, belik her 3 HDP seçmeninden birini sandıktan uzak tutabilir, ama her 3 Cumhur İttifakı seçmeninden 2 tanesinin oyunu kaybeder. Zaten Erdoğan’ın bir samimyet ve inandırıcılık aşınması söz konusu kendi seçmeninde. HDP konusunda gözlenir bir söylem değişikliğine giderse, İmamoğlu yüzbinleri bulan farkla seçimi önde tamamlar.

    İmamoğlu, ele geçirdiği avantajını kaybetmek istemiyorsa, CHP içindeki ve seküler kesimdeki ulusalcı ve Mç Kemal’in askeri piranaları kendisinen uzak tutmanın bir yolunu mutlaka bulmak zorunda. Muharrem İnce ile Cuma namazı ile camiye gitmek, sanatçıların sosyal medya üzerinden giriştikleri kampanya, Barolar Birliği’nin ekranlarda boy göstermesi, İmamoğlu’na kaybettiriyor. Beyaz Türkler ve Erdoğan’ın coşkulu düşmanları etrafında ne kadar boy gösterirlerse, İmamoğlu parıltısı o oranda sönükleşmeye başlar.

    Erdoğan’ın işi çok zor, İmamoğlu’nun işi zor.

    Şimdilik durum böyle.

  13. yazılarınızı okudum kendinize göre yorum yapmışsınız Fehmi Abi bende kendime göre bir yorum yapim . 30 yıldır AKP düşüncesine yakın bir düşüncem vardi ama son zamanlarda AKP’ye gerçekten anlıyamıyorum anlaşılır bir yanını bulamıyorum . Kaderin acı cilvesiki başka düşüncelerime yakın bir yerde bulamıyorum . Yalnız bazı güzel gelişmeler var. İstambulda partiler aday gösterirken sevindirici gelişmeler gördüm. Hiç kimse bir zamanların o ünlü savcılarını o ünlü rektörlerini türküyeyi yön vermek isteyen profösörlerini ünüversite kapıları ikna odaları kuranları aday gösteremedi . Eski cumhurbaşkanımız hani diyor ya bir arpa boyu yol alamadık ben diyorum ki bu konuda ufak bir gelişme var çok şükür. CHP’nin adaya bak hele soy ismine söylemlerine Türkiye adına az da olsa sevindirici ama bir eski AKP li olarak AKP nin bügünkü söylemlerine gerçekten çok üzgünüm ama istambul demek Türkiye demek. İstambula hayırlı birisi gelir inşallah.Herkese teşekkürler

  14. Ak Parti Kürt seçmene dönük ne kadar hamle yaparsa yapsın netice alabileceğini sanmıyorum.Ak Parti’ye oy veren muhafazakar Kürtler zaten karar değiştirmez ama sol görüşlü Kürt seçmeni ikna edecek dili de duruşu da yok Ak Parti’nin. YSK’nın kararının inandırıcılığı toplum nezdinde pek yok, sıkı Ak Partililerden bile eleştiriler duyuyorum. Bu haliyle İmamoğlu daha avantajlı görünüyor.

  15. 23 Haziran seçimi tam manasıyla bir turnusol işlevi görecek..kimin kiminle aşık attığına, halkın gözünden kaçırılan perde gerisindeki ilişkilere…

    Şöyle ki; artık YSK kararının (!) sorgulanmasının bir gerçeği değiştirmeyeceğini biliyoruz. Dananın kuyruğu koptu ve 23 Haziranda yeniden seçim yapılacak.

    Şimdi yeni ittifaklar üzerine konuşmak ve bunun üzerinden halkın gözünü açmak daha elzem duruyor.

    Şu an itibariyle yeni bir ittifak bloku gelişiyor; AK Parti, MHP, HDP ittifakı..kısa adı ne olur, onun üzerinde durmayayım.

    YSK kararı öncesi Öcalan sahne aldı..8 yıl aradan sonra.

    Ölüm oruçları ve SDG üzerinden, Türkiye’nin hassasiyetleri göz önünde bulundurulsun gibi bir girizgah olarak yapılan basın açıklaması akabinde, HDP yetkilileri, seçimde alacakları pozisyonu yetkili kurullarında görüşeceklerini söylediler ve bu, farklı bir ittifakta (zımni) yer almak için bir açık kapı pozisyonu.

    AK Partinin bu yeni durumda tabanını ikna etme sorunu aynı zamanda HDP için de geçerli olacak ve HDP seçmeni ”iki ay gibi bir aradan sonra ne oldu da tam tersi oy kullanmamızı istiyorsunuz” sorusunu yöneltecek; eğer Öcalan aşkına bu soruyu sormayacaklarsa o başka.

    HDP, Kürtler üzerine kur(g)ulu siyasetinde samimiyse bir önceki seçimde aldığı, kendi deyimiyle ”stratejik pozisyonu” üzerinde durmalı; değilse Öcalan ve PKK ile olan organik bağını ortaya koymuş olacak.

    Bu ne demek: HDP asla bir Türkiye partisi olamayacak ancak bir sistem partisi olarak kalabilecek. (Selahattin Demirtaş hala içeride…) Böyle kalmasını -bir sistem partisi olarak kalmasını- ondan (HDP’den) isteyen kimdir sorusu, karşımıza Öcalan’ı çıkarıyor. Böyleyse, Öcalan’da sistemin sıkıştığı yerde aynen Bahçeli’nin işlevini gören bir eleman. Aksini iddia edenlere; Öcalan’ı idam sehpasından alan Bahçeli’nin, onun (Öcalan’ın) basın açıklamasına ve yeni gelişmelere bir tepkisinin olduğunu duyanınız oldu mu? diye sormalıyım.

    AK Parti ve HDP’nin olduğu kadar MHP’nin de kurgulanan bu ittifak ilişkisini tabanına anlatabilmesi imkansız.
    Peki, oluşumu kurgulanan bu yeni ittifak, halkı ne zannediyor ki, ondan buna rağmen oy isteyecek. Bu ittifak çalışması, (HDP ittifak içerisindeki gizliliğini korumaya çalışsa bile) ters teper ve İstanbul’u CHP’ye kazandırmış olur.

    Millet İttifakına destek veren Akşener’i soranlarınızı duyar gibiyim. O da Gül’ün adaylığını ”veto” eden diğer bir eleman değil miydi?..şimdiyse Bahçeli’nin AK Partideki benzer işlevini CHP içerisinde icra ediyor.

    Erdoğan, karşına sürülen Öcalan’lı ittifakın kendisine kaybettireceğini göremiyor mu? Elbette görüyor ama içerisine alınmış olduğu çemberi aşamıyor yada hapsedildiği surları…

    2004 MGK kararında finale mi geliniyor ne?..hani içerisinde ”… ve AK Partiyi bitirme planı” olan.

    Perinçek ne yapıyordur dersiniz? Bence dudakları kulağında..sağ gösterip sol, sol gösterip sağ vurmanın hazzını yaşıyordur.

    Çünkü ”Türkiye’de yükselme trendinde olan Siyasal İslam, özelde muhafazakar kesim törpülenmiş oldu.

    Ona -muhafazakar kesime- eline tutuşturulan -içi boşaltılmış, gerektiğinde muhafazakar oyları sisteme konsolide etmek olarak kalan dini söylemler- kaldı. Bir pamuk şekeri gibi…

    İmamoğlu’nun popülaritesi de bayağı arttı bu arada. İstanbul’u alan CHP, İmamoğlu ile iktidara yürüme hazırlıklarına başlar artık. Turnusol ile ortaya çıkan muktedirlerin ”çemberi” içerisinde…

    Peki ya Kılıçtaroğlu?

    Boynu bükükleeer…

  16. internette dolaşan bir video var.ödeme için veznedara 20 tl veriliyor.veznedar uzun bir incelemeden sonra 20 tl nin 5 tlsi sahte değiştir diyerek geri iade ediyor.
    kim veya kimler akıl ettiyse çok iyi kurgulamış.
    bekanın bir takım kişilerin sefasının sürmesi anlamına geldiği,
    İstanbulu almak için iç ve dış dünyanın bütün güçleri ile işbirliği yapılacağı belli oldu.
    hdp öcalan bunun yanın da çok basit kalır.
    hdp ye öcalana zeytin dalı uzatılirsa devlet bey ne diyecek bakalım.
    bence bunada bir kılıf bulur.önceki sözlerini nasıl unuttuysa bunu da unutur.bir takım rakamlarla bağdaştırıp klasik arabası ile turlamalara devam eder.
    ha birde anketler kötü gelip puan farkı açılırsa da seçim yapılırmı.
    herkes game of thrones sonunu merak ediyor dizinin sonu seçimlerden önce belli olacak
    bizler şimdi istanbul daki bizans oyunlarının sonunu merak edeceğiz.

  17. Akp nin tabsnını ikna etmek gibi bir derdi olduğunü düşünmüyirum. Zira akp dün söylediğının tam tersini söylüyor ve yapıyor taban gene destekliyor. Hatta bir gün önce söylediğı ertesi gün tam tersini söylüyor her ikisinede alkış kıtamet. Akp tabanı erdoğana tapıyor kimisi onu peygamber kimisi tanrı olarak görüyor. Bu nedenle bırakın hdp yi israille ittifak yapsa taban bunda bir hikmet oldugünu düşünüp destekleyecektir.

  18. Cumhur ittifakı bozulmasın diye hdp seçmeni sandığa gitmeme ihtimali olabilir. Selahattin demirbaş veya sırrı Süreyya Önder ve İbrahim bakulen serbest bırakılabilir. Hdp tam olarak Ak partiyi destekleyeceğiz demezler. Zaten sandığa gitmemeleri yeterli görünüyor. Bu fikir daha mantıklı görünüyor. Başka türlü Ak parti seçmeni kendini aldatılmış sayarlar.
    SAYGILAR SEVGİLER

  19. Bakalım! Bu sitenin AKP li siyasi düşünce mucubi FILOZOFLARİ Fehmi beyın, bugün-kü fikrine nasil bir tepki verecekler.
    Benimkide merak işye….

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here