Hukukçuların her kararı hukuki olmayabiliyor.. 2007’de yaşananları unutmuş olamayız.. Unutanlara Abdullah Gül hatırlattı…

61

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) verdiği karar hukuki mi?

Hukukçuların verdiği her karar hukukun sınırları içerisinde olmalı, ama gerçek durumun hep öyle olmadığını da biliyoruz.

Nereden mi?

2007 yılında süresi dolan cumhurbaşkanının yerine yenisini seçmek gerektiğinde, daha önce Cumhuriyet başsavcılığı görevinde bulunmuş bir hukukçu, “Seçilebilmek için Meclis’te 367 üyenin hazır bulunması gerekir” fetvasını vermiş, CHP de konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştı.

AK Parti’nin kendi içinden birini cumhurbaşkanı seçtirememesi için…

Anayasa Mahkemesi de, “Evet, seçime geçilebilmesi için Meclis’te 367 milletvekilinin hazır bulunması gerekir” kararını vermişti.

Daha önceleri cumhurbaşkanı seçiminde böyle bir şart aranmadığı ve Turgut Özal, Süleyman Demirel ile Ahmet Necdet Sezer 367 milletvekilinden daha az katılımlı oturumlarda seçildikleri halde……

Meclis’teki mevcudu 367 rakamına ulaşmıyordu AK Parti’nin; CHP’li ve MHP’li milletvekilleri de 367 bulunamasın diye oturumlara katılmıyordu 2007’de. Bu sebeple, AK Parti, ülkeyi erken seçime götürmeye ve cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini sağlayacak anayasa değişikliğine gitmeye mecbur kaldı.

367 fetvasını veren bir hukukçuydu, karara bağlayan da Anayasa Mahkemesi’ydi…

Ancak 367 fetvası ve kararının hukukla bir ilgisi bulunmuyordu.

Sözün kısası, hukukçuların verdiği kararlar her zaman hukuka uygun olmayabiliyor.

Unutanlara, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün attığı bir Twitle olayı hatırlattı. Mesajının sonuna “Bir arpa boyu bile yol alamamışız” notunu da düşerek…

İki olay arasındaki benzerlikler

Uzun sayılabilecek yıllar öncesine (2007) ait 367 kararı ile YSK’nın İstanbul belediye başkanlığı seçimini yenileme kararı arasında benzerlikler var mı?

YSK, kararını, sandık başkan ve üyelerinin usulüne uygun oluşturulmadığına, devlet memuru olmayan kişilerin de sandık kurullarında görevlendirildiklerine dayandırıyor.

Bu durum seçimin iptali için en önemli gerekçe.

İyi ama, daha önce yapılmış bütün seçimler ve referandumlarda sandık kurulları iptal kararının dayandırıldığı biçimde oluşturulmamış mıydı? ‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ referandumu, genel seçim ve cumhurbaşkanı seçimi için gittiğimiz sandık başında şimdi sakıncalı bulunan kişiler yer almış değil miydi?

Dahası: İstanbul büyükşehir belediye başkanı ile birlikte yaşadığımız ilçenin belediye başkanı ve belediye meclis üyeleri için de aynı sandıklarda tek bir zarf içerisine attığımız pusulalarla oy kullanmıştık. Üç ayrı oyu aynı sandık kurulları saymış ve tutanağa bağlamıştı.

Belediye başkanı seçimini iptal için geçerli olan usulsüzlük neden diğer oylarla belirlenmiş seçimlerin de iptaline yol açmıyor?

2007’de cumhurbaşkanı AK Parti’den seçilmesin diye daha önceki cumhurbaşkanı seçimlerinde söz konusu edilmemiş bir kural icadı ile İstanbul belediye başkanlığı seçimi iptali kararının gerekçesi arasında bayağı bir benzerlik bulunduğu ortada.

Anayasa Mahkemesi kararları da YSK kararları gibi kesin, yani temyizi mümkün olmayan kararlar. “367 milletvekili bulunmadan seçim yapılamaz” kararı hukuksuz olsa da bağlayıcılık kazanmıştı 2007’de; YSK’nin seçim iptali kararı da mecburen seçimin 23 Haziran’da tekrarlanmasıyla sonuçlanacak…

Bizde tarih çok sık tekerrür ediyor.

Seçimlerin tekrarı iktidarlara yarıyor, bu gerçeği de unutmayalım.

Türkiye fazla uzak olmayan bir tarihte (2015’te) genel seçimin aynı yıl içerisinde tekrarlandığı bir olay yaşamıştı. O yılın 7 Haziran günü yapılan seçimde AK Parti’nin oyu yüzde 42’ye düşmüş, o oyla çıkarabildiği milletvekili sayısı da tek başına hükümet kurmasını imkansız kılmıştı.

Aynı yılın 1 Kasım günü tekrarlanan seçimde AK Parti oyunu yüzde 49,5’a çıkarmayı başardı.

Normalde anayasa açısından hükümetin Meclis’te temsil edilen bütün partilerden bakanlarca oluşturulması gerektiği halde, AK Parti bu şartı görmezden gelmiş ve iki seçim arasında geçen altı ay içerisinde, kendisini terk etmiş seçmenleri iktidar gücünü kullanarak geri kazanmayı başarmıştı.

İktidar gücünü hafife almamak gerekiyor.

Muhalefet mağduriyetini ve haklılığını oyunu artıracak özellikler olarak görüyor günümüzde, bu belli; ancak iktidarın da halkın üzerinde kanaat değiştirici etkisi olduğu muhakkak.

Öyle olduğu için seçim yenileniyor zaten…

Sanatçılar konuşuyor da siyasiler konuşmayacak mı?

İki gözlemimi burada paylaşmak istiyorum:

2007’de Anayasa Mahkemesi kararına yol açan süreçte hak mücadelesi verenler ile bugün yaşanan olayda oluşan taraflar yer değiştirmiş durumda. 367 fetvasını Anayasa Mahkemesi’ne CHP götürmüştü, AK Parti hak ve hukuk mücadelesi vermişti 2007’de. Şimdi ise YSK’ya AK Parti başvurdu, CHP mağduriyet mücadelesi veriyor.

Ya kalemler?

Herkes iki olayda kendisinin nerede yer aldığını elbette biliyor.

İkinci gözlemim ise ABD ile ilgili. Dün, CNN International bir değerlendirme habere yer verdi. Haberin başlığı şu: “Trump (2020 yılında yapılacak) seçimde yenildiği taktirde yenilgiyi kabul edecek mi?” İlginç değil mi?

Hadi bir merakımı da buraya not olarak kaydedeyim: AK Parti’nin kuruluş ve yükseliş dönemlerinde yer almış, halka dönük yazılı ve sözlü açıklamalarla partilerinin demokrasi ve hukukun üstünlüğü anlayışını savunmuş isimler -onlar kendilerini bilirler- bu son gelişme hakkında ne düşünüyorlar acaba?

Merakımızı giderecek açıklamalar yapmayı düşünmezler mi?

ΩΩΩΩ

61 YORUMLAR

  1. İBB seçimlerinde usulsüzlük, hırsızlık, kanunsuzluk (ne derseniz diyin) her türlü dalavere olduğu kesin.
    Neticede tekrar sayımlarda ne hikmetse Cumhur İttifakı (C.İ.) oyları arttı, Millet İttifakı (M.İ.) oyları düştü.
    Aradaki fark o kadar az ki, Ak Parti’nin seçimin yenilenmesi yönündeki talebi hukuki olarak yerindedir, bu anlamda kınanamaz.

    Ancak;
    Aşağıdaki maddeler izaha muhtaçtır ve Ak Parti’nin kamera önündeki konuşanlarından bu anlamda bir açıklama duyamadım:
    1. Neden ilçe belediye başkanlıkları için seçimin tekrarlanmasını istemiyorsunuz? Bir zarfın içinde sadece Büyükşehir oyları mı değiştirildi? Sırf bu karar bile 367 hukuk katli olayı ile eşdeğer durumdadır.
    2. Kazandıkları her seçim sonrasında muhalefet tarafından yapılan usulsüzlük itirazlarına “atı alan Üsküdar’ı geçti” şeklinde dalga geçmek acaba vicdanlarda nasıl iz bıraktı?
    3. Yine Ak Parti devletluları tarafından sonuçlar henüz açıklanmadan “ülkemizde yapılan seçimler dünyanın en güvenli seçimleridir. Bizim seçimlerde hiçbir şekilde hile olmaz” anlamında yapılan açıklamaları hepimiz hatırlıyoruz, Whatsapp veya Youtube video arşivinde düzinelerce kanıtı var. Şimdi ise tam tersi açıklamalar yapılıyor ve 10 bavul dolusu seçimde hile yapıldığına dair kanıt gözlerimize sokuluyor. Ben bir Ak Parti seçmeni olarak bunu nasıl kabul edeceğim, hangisine inanacağım? Hani prensipler, hani samimiyet?
    Bunları da geçtim, açık açık yalan söyleniyor.

    İşte bu sebeplerden dolayı, İstanbul’da bulunan hemen hemen bütün tanıdıklarım şimdiye kadar Ak Parti’ye oy verdikleri halde sırf mağdur edildiği için İmaoğlu’na oy vereceklerini söylüyor.
    Korkarım bu çözülme belediye seçimleri ile sınırlı olmayacak, genel seçimlere de sirayet edecek.
    Yapılan eleştirilere cevap vermek yerine, yapılan en güçlü karşı argüman bunların PKK ile aynı cephede oldukları oldu hep. Bu bir yere kadar etkili de oldu, korkarım bu da artık etkisini yitirdi.

    • Yaşadığımız süreçleri böylesine sorgulayıcı bir yaklaşımla değerlendiren bir AK Parti seçmenine, 23 Haziran seçiminde Binali Bey’e oy vermeyi düşünmüş olsaydı bile, çok gerçek bir saygı duyardım.

      Bu yorum sayfalarının en büyük eksikliği, Erdoğan ve AK Parti taraftarlığını entelektüel bir içerikle dile getirebilen arkadaşlarımızın yokluğu. Yorum metninizin bu açıdan örnek ve teşvik edici olmasını diliyorum, Bahadır Bey.

    • Kardeş zarfların içindeki oy pusularını karıştırıp onu al ötekini koy diye bi hile çeşidi yok; hazır kıta il ilçe seçim kurullarındaki mutemetler ibb sonuçlarını ysk nın sistemine kaydederken çevirmişler dolapları:) en çok oy alan yıldırımın oylarını sürekli imamefendiye yazarak murdarlanmış bir ibb seçimi var ortada… Belli ki yine “yılanın başını koparmaya” çalışmışlar; 15temmuzda marmarise giden suikast timindeki haşhaşinin de dediği gibi…

      • H.Gayret Bey,

        Yazımın başında da dediğim gibi iddia edilen üçkağıt, oy kaydırma vs olmuştur. Buna yürekten inanıyorum. Beni üzen, oy verdiğim partinin yöneticilerinin tutarsızlıklarıdır. Seçim öncesindeki söylemler ile seçimden sonra yapılan açıklamalar taban tabana zıt.
        Bu tutarsızlıklar şimdiye kadar Ak Parti’ye kerhen oy verenlerin kararlarını etkileyecektir maalesef. Daha önce aynı yanlışı Refah Partisi (ve Fazilet Partisi) yaptı, halkın verdiği tek krediyi çöpe attılar.

        İlçelerde seçimin neden yenilenmediği konusunu Sn.Cumhurbaşkanımız açıkladı. “Murdar” edilen oyların sayısı, ilçelerde seçimin sonucunu değiştirmeye yetmiyormuş, bu yüzden böyle bir karar çıkmış. Bu hukuken ve teknik açıdan doğru olabilir, ama ben vicdanıma anlatamıyorum. İmkanım olsaydı Sn.Cumhurbaşkanı’na şu soruyu sormak isterdim: Ak Parti ilçe Belediye Başkanlığı seçimlerini de kazandığı fark kadar oy farkı ile kaybetmiş olsaydı, seçimin yenilenmesi talebi sadece büyükşehir ile sınırlı olur muydu?

  2. Millet İttifakı demiş ki :

    “Hodri meydan. Tamamı yenilenecek bir seçime biz hazırız. Ey AKP dürüst bir seçimden neden kaçıyorsun ? ”

    Not : İ.B.B. Başkanlığına vekaleten İstanbul Valisi atanmış. Bu zat “ Vasiyetimdir ; M.Kemâl’e zerre muhabbeti olan cenâzeme gelmesin.” diyen Kadir Mısıroğlu’nun cenaze törenine birçok üst düzey AKP’li ile birlikte katılanlar arasındadır. Hala daha AKP’ye oy verecek ülkücü varsa başlarına Tanrı Dağı yıkılsın.

    • Kardeşim kendimi bildim bileli türk ırkçısıyım(takvada en üstün halk olduğumuza inanırım:) ibb seçimlerinde canıgönülden binali yıldırıma oy veriyoruz! Hatta öyle ki imamefendiye oy verenlerdense “istanbulda katolik külahı görmektense osmanlı sarığını yeğ tutarız” diyen ortodoksları görmek isterim ki onlar benim kardeşimizdir. Tanrı dağını da kimsecikler yıkamaz, ama nereye kaçarsanız kaçın; inlerinize gireceez inlerinize!!!

      • İ.B.B. de bankamatik olarak çalışıyorsun galiba. Ben sol partilere oy verirken de merkez veya sağ partilere oy verirken de milliyetçiydim. Binali Yıldırım Erdoğan ne derse onu yapar, belediye başkan adayı değil belediye başkan kahyası adayıdır.
        İnlerinize girecez muhabbeti ise çok komik olmuş. Tanrı dağına in mi diyorsun ?

      • H.Gayret Bey, Türk ırkçılığı tarifinize acizane yürekten katılıyorum, maalesef ben de aynı hisleri besliyorum :)))

        Yalnız oy verme olayını biraz ayrı tutmak lazım, hele hele belediyelerde.
        Bu noktada da Fatih Kemal Bey’e hak veriyorum, çalışana oy vermek lazım.
        Aksi olsaydı, Tayyip Bey 1994’te belediye başkanı seçilebilir miydi?
        Genel seçimlerde SHP’ye, DYP’ye, ANAP’a oy veren seçmenlerin bir kısmının oyunu alarak seçildi.

        İBB seçimlerine dönersek, (ben Bursa’da yaşıyorum ama sık sık İstanbul’a giden biriyim) Ak Parti’nin İBB yönetiminde başarısız olduğunu düşünmüyorum (Bursa ile karşılaştırdığımda). Genel politikaların etkisi olduğunu düşünüyorum. Mesela soğan ve patatesi stokçular bu hale getirmişti güya, ama öyle olmadığı çıktı.

    • Bu da evvelki gün konuyla ilgili burada paylaştığım yorumum: “Aslında sabık şehremini imamzade ekrem efendinin ilk icraatı olan dini yayınlar fuarını engellemesini ben de takdir etmiştim; öyle ki sultanahmette böylesine bir vandallığa artık dur demenin vakti gelmişti ki işte o da hülagünün öküzüne nasipmiş ama maalesef akim kalmış oldu. Ayrıca bu engel, fuarı yeni çamlıca camisinin avlusuna taşımak gibi daha güzel bir fikre de vesile olmuştu hani. Çünkü her sezon yayınevi standlarının önünden geçerken ansızın püsküllünün kolumdan tutup çekiştirmesinden ve karalamış olduğu beş para etmez yahudilik ve düşmanı kitaplarını 3-5 liraya kakalamaya çalışmasından gına gelmişti artık. Nihayet çamlıcada belki rahat ederiz demiştik ama oraya da çıktı geldi tabutuyla. Yılanın sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş..! Neyse, ramazan günü: allah taksiratını küsuratını affetsin… Koru okurları ve yorumcularına da allahtan uzun ömürler dilerim..:)”

  3. bu seçimlerden önce ve seçimler süresince de hep aynı şeyleri yazdım. demokrasi taleple başlar. kimsenin talep etmediği, sormadığı, düşünmediği, konuşmadığı yerde demokrasi olmaz. tebaanın olduğu, cemaat üyelerinin olduğu yerde demokrasi olmaz. bu nedenle herşeyden önce konuşmak gerekiyor. bu işin başlangıcı konuşmak.
    – bu ülkeye demokrasi gelecekse, şu ya da bu partinin seçimi kazanması ile değil, ülke insanlarının konuşması ile gelecek. temeli bu.
    – son dönemde ise, konuşmanın daha bir önem kazandığını vurguladım. artık herkes bu süreçte yapacakları ile, konuşmaları ile, veya konuşmaması ile, ülkenin bir bataklıktan çıkmasına veya bataklığa iyice saplanması sürecine destek olacak.
    – bu anlamda herkesin, konuşması, yazması, soru sorması, düşüncelerini belirtmesi çok çok önemli.
    – Ancak, özellikle, kanaat önderi pozisyonunda olan insanların konuşmaları çok çok daha fazla önemli.
    – Bu noktada, sayın gülün, sayın davutoğlunun, sayın yeteroğlunun ve daha nicelerinin konuşmaları, ülkenin demokrasi mücadelesi, haksızlıklara karşı durması, bataklıktan çıkması çabasına çok önemli katkı demektir.
    – Yani herbir konuşma, deyim yerindeyse, karanlığa yakılan bir ışıktır.
    – sayın gülü, sayın davutoğlunu, sayın yeteroğlunu, imamoğlunu ziyaret eden koç ailesini ve daha ismini burda sayamadığım, seslerini çıkaran herkesi, ülkeye yaptıkları katkıları nedeniyle tebrik eder, bu ülkede yaşayan sıradan bir vatandaş olarak, şükranlarımı sunarım.
    – çünkü bu ülkedeki herhangi bir olumsuzluğu en fazla hissedenlerden birisi benim. gülün tuzu bana göre kurudur. konuşmasa da yaşamını iyi bir şekilde geçirir. hatta belki konuşmasa daha iyi geçirir. fakat bu insanlar, sorumluluk hissedip konuşuyorlar.
    – gülün, davutoğlunun ve diğerlerinin konuşmalarının değerini bilmek gerekir.

  4. 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 27 Nisan 2007 tarihli Genelkurmay Başkanlığı İnternet sitesinde yayınlanan ve sonradan kendisine sorulduğunda Yaşar Büyükanıt’ın bildiriyi bizzat kendisinin kaleme aldığını söylediği ve “E-muhtıra” olarak AK Partinin nitelediği girişim ile ilgili şu ana kadar ne yapılmıştır? 367 kararını alan Anayasa Mahkemesinin bir daha böyle bir karar almaması için ve o kararı alan Mahkeme üyelerine karşı 2007 Temmuz genel seçimleriyle TBMM çoğunluğunu elde eden AK Parti+MHP şimdiye kadar ne yapmıştır? İstanbul BBB seçimlerini yenileme kararı alan YSK üyeleri sizce aldıkları bu kararın hukuki olmadığını bilmiyorlar mı? Türkiye, bir projeler ülkesidir. Zamanında bir proje olarak RTE’yi getiren irade şimdi de onu kendi eliyle götürmektedir. RTE’nin de yapacağı bir şey yoktur. Yeni proje Ekrem İmamoğlu’dur. Bildiğim bir şey varsa o da şudur: Askeri ve sivil bürokrasi her zaman parelel yönetilmiştir. 23 Haziran İstanbul seçimlerinden sonra bir darbe ihtimali çok yüksektir. Independet muhabiri Robert Fisk’in 15 Temmuz Darbe girişimi ardında yazdığı yazı yerli yerinde durmaktadır.

    • Zamanında bir proje olarak RTE’yi getirmiş o irade. Aynı irade şimdi de RTE’yi kendi eliyle götürmekteymiş ve RTE’nin yapabileceği hiçbir şey yokmuş. O iradenin yeni projesinin adı da E. İmamoğlu imiş. Bunları söyleyen siz, bunları söyledikten hemen sonra şunu yazan yine siz: “23 Haziran İstanbul seçimlerinden sonra bir darbe ihtimali çok yüksektir.”

      Her şeyi tereyağından kıl çeker gibi beceren ve her şeye muktedir olan iradenin eylemlerini birer birer sıralıyorsunuz. Sonra, her nasıl oluyorsa, o her şeye muktedir irade, birden tıkanıp kalıyor ve planladığını ancak askeri bir darbe ile başarabiliyor!

      Tutarsızlığınızın farkında mısınız?

      Darbeye neden ihtiyaç duysun ki o sözünü ettğiniz ‘irade’?

      İki televizyon kanalını ondan alıp öbürüne verse, arşivlerden çok ses getirecek iki yolsuzluk dosyasını alıp ortalığa yaysa, askeri bir darbenin aksine, iktidarı, iktidar destekçilerini dahi iktidarın gitmesi gerektiğine ikna ederek iş başından uzaklaştırır. Neden darbe gibi bir yola baş vursun ki?

  5. 23 Haziran İstanbul seçimlerinin siyasal açıdan önemi şu şekilde özetlenebilir bence:

    Seçimi tekrar İmamoğlu kazanırsa, Erdoğan ve AK Parti’nin krizi daha da derinleşir, MHP ile olan ittifakı çöker, yeni parti kurulur, kimilerine şaşırtıcı gelecek çoklukta AK Parti milletvekili yeni kurulan partiye katılır, doğrudan erken seçimlere gidilir ve AK Parti dağılır.

    Eğer seçimi Binali Bey önde tamamlarsa, yukarıdaki olaylar dizisi göreli bir gecikmeyle yaşanır.

    İstanbul seçiminin sonucu her ne olursa olsun, AK Parti ve lideri Erdoğan kaybetmeye yazgılıdır, bu yazgısından kaçması mümkün değildir ve o yazgı en geç bir, bir buçuk yıl içinde tecelli edecektir.

    Dolayısıyla, söz konusu seçimin sonuçlarının önemini fazla abartmamak gerekir.

    Bu öngörüde bulunmak için bir AK Parti/Erdoğan muhalifi olmak gerekmiyor. Yaşanacak olanları, siyasal-toplumsal süreçleri izleyip çözümleme çabası gösteren AK Parti taraftarları da pekala görüyorlar.

    Elbette insanların başlarını kuma gömme, “4,5 yıllık kemiksiz iktidar dönemi”nden söz etme hakları var. Tıpkı benim bütün mantıksal göstergelere ve somut puan durumuna rağmen Beşiktaş’ın şampiyon olacağına inanmaya hakkım olduğu gibi : )

    İnsanlarımız, fanatik AK Parti taraftarları ile fanatik Beşiktaş taraftarlarına anlayışla, makul düzeyde bir alaycılığın da gizlendiği babacan, sevecen bir gülümseyişle yaklaşsınlar. Beklentim ve talebim bu.

    Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin lutfen:

    AK Partililer ve Beşiktaşlılar olarak çok şey mi istiyoruz? : )

    • Birisi çıksa ve şunu söylese, ne karşılık verirdin merak ediyorum: “Demek ki, AK Partililerle CHP’liler, iddia edildiğinin aksine, birbirlerinden çok da farklı değillermiş, bakın ahlaksızlık ortak paydasında pekala buluşabiliyorlar!”

      367 de ahlaksızlıktı, YSK’nın aldığı karar da ahlaksızlık. Bir ahlaksızlığı bir başkasının ahlaksızlığını hatırlatarak makul ya da meşru göstermeye çalışmak da bir başka ahlaksızlık.

      • Ben bugün olana ahlaksızlık olarak görmüyorum.
        Her seçimde olan binde 1,2 usulsuzluklar bu seçimde fark binde 1 olduğu için iptal edildi.Bu basit nedeni görmemekte direnenler CHP yi bile aklayacak ne güzel.

        Asıl ahlaksız olan pusuya yatmış ne içerde,ne dışarıda olduğu belli olamyan çatı adat tayfası ve Tayyip i yıkmak için şeytanlabile ortaklık kumaya çalışan pensilvenya taraftarları.

    • Yanlış hatırlıyorsunuz. A.Gül eski bir Refah Partili olarak Saadet Partisi tarafından çatı aday olarak önerildi. Fakat CHP ve İYİ Parti kendi adaylarıyla seçime girmek istedi.

        • Devletin tehlikeye girdiği bir dönemde Cumhuriyeti kuran partinin çatı adayı olmak yanlış bir şey değil. Ekmeleddin İhsanoğlu da bu milli sorumluluğu yerine getirmişti. (CHP parti meclisi kendi adayı ile seçime girmeye karar verdi)

  6. ben fenerbahçeliyim!
    – Biraz önce, galatasaray divan kurulunda, divan kurulu üyesi hayri kozak’ın konuşmasını dinledim. bir fenerbahçeli olarak, ben de, 24 haziranda, herşeyin güzel olmasını temenni ediyor, imamoğluna destekleri nedeniyle, gs’nin şampiyonluğunu da destekliyorum.
    – ülke belada ise, takım farklılığı hikaye.

  7. YSK’nın İstanbul seçimlerini iptal ederek tekrarlanması kararının 23 Haziran’daki seçimlerde AK Partili seçmen üzerinde dikkate değer bir etkisi olacağı kanısında değilim. Yani, bu kez CHP’nin eline geçmiş görünen ‘mağduriyet’ argümanının, İmamoğlu’nun elinde, kimi AK Parti seçmenlerinden de oy alabilmesini olanaklı kılacak bir silaha dönüşebilceğini hiç sanmıyorum. Yılları bulan kutuplaştırma siyasetinin ve buna paralel yürüyen medya bombardımanının etkisinin böylesi gelişmeler sonucunda ve böylesine kısa bir sürede değişebileceğini düşünmek bana naif bir yaklaşım olarak görünüyor. “Halkımız mağdur olanı gözetir seçimlerde” türü söylenceler, bana, sekülerlerin iyimserliğe olan ihtiyaçlarından kaynaklanan, ayakları yere basmayan bir tutum olarak görünüyor.

    Bence, şu ya da bu şekilde olağanüstü bir olay veya gelişme yaşanmazsa, seçim tıpkı 31 Mart seçimlerinde olduğu gibi, yine ortada ve yine kıl payı diyebileceğimiz bir farkla kazanacak iki adaydan bir tanesi.

    Ben, AK Parti seçmeninin fire vermeden bir önceki seçimdeki katılımla sandığa gideceği kanısındayım. Hatta, AK Parti oylarında göreli bir artış bile mümkün görünüyor bana. Millet İttifakı’nın gerçekçiliğe basan yegane iyimserlik kaynağı, eğer ikna edebilirlerse, DSP’lilerden, İmamoğlu leyhine çekilen TKP ve bağımsız sosyalist adaylardan alabileceği oylarla (DSP dahil bunların toplamı 45.500 dolayında), “Nasıl olsa yine Erdoğan kazanır” düşüncesiyle 31 Mart’ta sandığa gitmemiş olan CHP seçmenleri.

    Uzun sözün kısası, CHP’liler, Cumhur İttifakı seçmeninden oy geleceğini,ya da, AK Parti seçmeninin “haksızlık oldu” vb. ahlaki ve vicdani nedenlerle sandığa gitmeyeceğini beklemesinler. Seçim sonuçlarını belirleyecek olan şey, yine her bir ittifakın kendi seçmenini seçim günü sandığa götürebilme becerisi olacak.

    Seçim yorgunluğu ve bıkkınlığı, Erdoğan ve partisinin ekonomiyi, halkın geçim sıkıntısını bütünüyle boşlayıp haftalardır biricik kaygısının İstanbul olup çıkmış bir görüntü veriyor olmasının kendi seçmeninde uyandırabileceği duygusal tepki, İmamoğlu taraftarlarının iyimserlik devşirebilecekleri yegane potansiyel faktörler.

    İmamoğlu’nun oylarının azalmasına neden olabilecek bir durum yok ortada. Onun asıl ve göreli avantajı burada. O veya CHP bir hata yapmazsa, ipi önde göğüslemeye daha yakın.

    Daha fazlasını söyleyebilmek, iki adaydan biri leyhine kazanma şansı oranını artırabilmek için, Haziran’ın ortasına kadar beklemek gerekiyor.

    • İmamefendinin oyları tekrar sayılan sandıklarda düştüğüne göre tekrar seçimde çok daha fazlası düşecektir. Hatta arttırabileceğinden daha fazlasını baştan kaybetmiş olarak seçime gidiyor da diyebiliriz. Ortada bir mağduriyet yok ki zaten kim kimi gözetecek..? Vaktiyle aynı makamda oturan başkan koç üniversitesi kurulurken 6bin ağaç kesilmesin diye karşı çıktığından dolayı hapse atılmıştı da bir allahın kulu ağzını açıp da tüsiada ve koç holdinge senden büyük allah var diye haykıramamıştı. Şimdi herkesler olmuş bir adalet savaşçısı, özgürlük havarisi! Sonra mahkeme yoluyla devletbaşkanımız o kampüs arazisini devletimize geri kazandırdı da, şimdi devlete kirasını ödüyor o koçlar..:) papucumun dreyfüsçüleri! Mağdurmuş, pöhhh…

      • İnisiyatifi ve kontrolü hepten yitirmiş liderinin sürüklenip duran AK Parti teknesini hangi sığınağa ve nasıl götüreceğini bilemez oluşuna bakıp topyekün umutsuzluğa kapılıp fi tarihindeki kesilen ağaçlardan bilmem nelerden umut devşirmek gibi hoşluklara girişme bence.

        Bak ben Beşiktaşlıyım, hala umudumu koruyorum. Tüm gayretinle örnek al beni, önümüzdeki 45 günü bir ızdırap olarak yaşamaktan kurtul. Bir öneri kutusu olarak gelen bu kıyağımın değerini bil, hayatta para kutuları dışında kutucuklar da olabileceğine inan ve sevildiğini bil : )

  8. O zaman anayasa mahkemesi üyelerine hakaret eden ve sizi Kızılay da YÜRÜTMEZLER DİYE TEHDİT EDEN OLDUMU ?????olmadı şimdi oldu.CHP.nin aman itiraz etmeyin diye bir yalvarmadığı kaldı o telaş neyin tezahürüydü ?Şİmdi olan ise oyların sadece % 10 un sayılmasıyla ardaki küçük farkın % 50 azalması yani yarıya düşmesi ve CHP.nin o garip telaşı ,normal insanların normal olan akılları ve vicdanları için hiçte normal değil

    • Farkın azalmasının nedeni parti logolarına vurulan mühürlerin gözükmemesi ve boş oy muamelesi yapılması. Bu işi Binali’ye oy verenler daha çok yapmış, İmamoğlu’na oy verenler daha az yapmış. Zaten YSK kararında oylar çalındı v.s. diye bir şey yok. Sandık kurulu başkanlarının bir kısmının devlet memuru olmaması nedeniyle seçim usul hatası gerekçesiyle iptal edildi.
      Tehdit meselesine gelince, o zaman Erdoğan kendisini güçlü hissetmiyordu da ondan tehdit etmedi. Şimdiki duruma baksana. Tehdit etmediği kişi veya kurum kaldı mı ? Ayrıca CHP’nin yanlışları AKP’yi haklı kılmaz.

  9. nurdan hanım merhaba!
    – dünkü yazınızı çok geç gördüm. bu nedenle bugün yazıyorum.
    – Dünkü yazıma gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederim. Önemli bir konuyu, başka önemli konularla birlikte yazdığım için birazcık güme gitti diye düşünüyordum.
    – Herkes, istanbulun ak parti açısından önemini biliyordu. Olayın siyasi bir yönünün olmasının (istanbulu kaybeden türkiyeyi de kaybeder) ötesinde, istanbul; rant kapısı, bedava kazanç kapısı, yolsuzluk kapısı olması açısından da önemliydi. çünkü, ülkemizde insanlar siyaseti zaten bu rant için yapıyorlar ve bu rant sayesinde havuz medyası olabiliyor, bu rant sayesinde yandaş işadamları olabiliyor, bu rant sayesinde troller beslenebiliyor. Bu nedenle de istanbul kaybını akpnin sindirmesinin çok zor olduğunu ve akpnin burayı kaybetmek istemeyeceğini de herkes biliyordu.
    – Bununla birlikte, yenilenecek bir seçimde, akpnin, normal şartlarda, istanbulu almasının mümkün olmadığını, aradaki farkın daha da artacağını ve cumhurbaşkanının tartışmaya açılabileceğini hemen herkes biliyordu.
    – Bunu kuşkusuz akp ve mhpliler de biliyordu ki zaten sokak ropörtajlarında pekçok akp seçmeni, yenilenecek seçimde imamoğluna oy kullanacağını da açıkladılar.
    – Öyleyse akpnin, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma ihtimali güçlü iken, neden seçimlerin yenilenmesi için çabaladığı sorusu ortaya çıkıyordu.
    – Birçok kişi, rantın önemi açısından yaklaştı soruna. Ancak bu soruyu tam açıklamıyor. çünkü istanbulu kazanmak isterken, elindeki diğer rantları da kaybetme riski çok yüksek. akp, ancak, seçimi kazanma ihtimalini, yani, seçimi kazanacak kadar hile yapabileceğine ikna olması durumunda böyle bir riske girerdi ki dünkü ilk yorumumda da zaten bu ihtimal üzerinde ağırlıklı durmuştum.
    – Bazı kişilerde, bu durumu ergenekonun akpyi bitirme planı olarak okudu. onlara göre senaryo şöyleydi: mhp, akpyi istanbul seçimlerinin yenilenmesine zorlayacak. akp seçime girecek ve istanbulu kaybedecek. ya da bu süreç içinde ergenekoncular daha fazla kazanç elde edecekler.
    – Erdoğanın sıkıştığı doğru. ergenekonculara muhtaçlığı da doğru. Ancak yine de, bu açıklama yeterince ikna edici değildi. arada boşluklar vardı. mesela, erdoğan, seçimin yenilenmesi için herşeyin yapılması için uğraşılmasını, “kesinlikle birşeyler oldu ancak ne olduğunu bilemiyorum” türü saçmalıklara kadar bu işin akp tarafından uzatılmasını engelleyebilirdi. tam tersine, seçimin yenilenmesi doğrultusunda açıklamalar yaptı. yani mhp ya da ergenekon, seçimin yenilenmesi için vargücü ile çalışabilirdi ama erdoğan akplileri engelleyebilirdi ve eğer engelleseydi seçimin yenilenmesi kararı çıkmazdı. ergenekon bu kararı çıkarmayı başaramazdı.
    – sonra dün, imamoğlunun konuşmasını dinlediğimde aradaki boşluğun açıklamasını buldum. İmamoğlu konuşmasında, vaatlerini gerçekleştireceğini, sadece 47 gün gecikme yaşanacağını söyledi.
    – O zaman seçimlerin yenilenmesinin esas nedeninin zaman kazanmak olduğu düşüncesi kafama dank etti. Öyleya, akp ve mhp seçimlerin yenilenmesini isteselerdi durumu bu kadar niye uzatsınlar. 1 aydan uzun süre seçimlerin tartışılması akpnin çıkarına ters. çünkü haksızlık algısı bu tartışmalarla daha da büyüyecekti. buna rağmen seçimlerin iptal edilmesini ve yenilenme kararını uzattılar.
    – yani, akp ve mhp yangından mal kaçırma derdinde. Evet bu mal ibbdeki yolsuzluklar ama, yeni yolsuzluk yapmaktan ziyade, yapılmış olan yolsuzlukların üzerlerinin örtülmesi ve/veya, yarım kalan yolsuzlukların tamamlanması için süreye ihtiyaç vardı. bu nedenle seçimler 1 aydan fazla süre oyalandıktan sonra, yenilenmesi kararı çıkarıldı. çünkü yapılan yolsuzluk belgelendiğinde birilerinin canının yanma ihtimali ortaya çıkacaktı.
    – Zannediyorum, ibb’de neler döndüğünü ekrem imamoğlu da biliyor. Zannediyorum, bu nedenle de, ilk yaptığı işlerden biri, ibb’nin uzmanlar tarafından incelenmesi ve evrakların kopyalarının alınması idi. ve akpnin de ilk engellemesi burdan geldi. fehmi beyin de bilme ihtimali var. ancak elde kesin belgeler olmadan ve bir güç olmadan bunları hiçkimse dile getiremez.
    – Dün, ekrem imamoğlu, birşey daha söyledi. tahmin ediyorum, pekçok kişi dikkat etmemiştir. Evden helalleşerek çıktığını söyledi. belki fehmi bey göçmen olduğu için bu sözün anlamını bilmeyebilir, ancak helalleşerek ayrılmanın bizde birtek anlamı var; ölümü göze almak, “dönemeyebilirim” demektir.
    – İmamoğlunun bu açıklaması da, imamoğlunun ibbde dönen yolsuzluklar konusunda bilgisi olduğu intibaını oluşturdu bende. zaten isparkın bile zarar ettirilmesinin başarıldığı biryerdeki yolsuzluğun boyutuna sınır çizmek biraz zor. sülün osman bile, sadece para alarak zarar etmeyi beceremezdi.
    – Dün, ibbden vakıflara aktarılan rantın tutarının 6 milyar lira olduğuna dair haberler okumuştum. 6 milyar lira, 6 tllik kur üzerinden 1 milyar dolar ediyor.
    – Korkunç ötesi bir rakam. bu 6 tlik kur üzerinden. aktarılan dönemdeki kur üzerinden hesaplandığında kaç dolar olmuş olur bilemiyorum. belki 1.5 milyar dolar, belki daha az veya fazla. yani böylesine büyük bir pasta.
    – Vakıflar denilence de gariban cübbelinin de vakfı var ve bu vakıf da ibbden nemalanıyordur. Tahminimi söylüyorum. en azından ibbnin bir ihalesinin cübbelinin damadına verildiği haberi vardı. Ancak 1 milyar doların cübbeli gibi gariban din bezirganlarının cebine gideceğini kimse kabul etmez.

    • Bence ikisi de geçerli. i) Tarihi yolsuzlukların ortaya çıkmaması için canhıraş bir çaba içindeler ve bunun için zaman lazımdı, doğru. ii) Yenilenecek seçimi ne yapıp edip kazanacaklardır. Derin devlet de Erdoğan’la devam etmeyi düşünüyorsa buna destek verecektir. Zira seçime katılmayan seçmen sayısı iki milyon kadar. Bir kısmını sandığa çekmek için iş vaatleri, menfaat ilişkileri olacak. Bu ahlaksız oyunu geçersiz kılmanın tek yolu vatandaşın aklını kullanması ve vicdanının sesini dinlemesi.
      Bu oyunu bozmanın bir yolu da, A.Gül ve A.Babacan’ın çıkıp İstanbul’da yolsuzlukların önlenmesi ve yaşanabilir bir şehir olması için Ekrem İmamoğlu’nun desteklenecek bir şahsiyet olduğunu açıkça beyan etmeleridir. Fakat yaparlar mı bilmem.

      • sayın mim!
        – tabii ki gönülleri istanbulu almak. gönül isterki (akplilerin gönlü), istanbulda muhalefete hiç oy çıkmasın, bütün oyları akp alsın. %100 oyla akp adayı kazansın. Bu işin ayrı kısmı. ve tabii ki, 23 haziranda seçimi almak için daha fazla hile için uğraşacaklar.
        – Ancak, bütün hilelerine rağmen seçimi alamamaları gibi bir ihtimal var ve eğer yenilenen istanbul seçiminde, fark, imamoğlu lehine artarsa bu sefer cumhurbaşkanının meşruluğu da tartışılır.
        – diğer taraftan, seçmen tercihinin, an itibariyle, imamoğlu lehine artması gibi bir gerçeklik var. yani geçmişte yaptıkları hilelerden daha fazla hileye ihtiyaçları olacak. Bu nedenle de, istanbul seçiminin yenilenmesi kararı çıkarttırmak büyük bir risk. bu riski göze aldılar, çünkü istanbul seçiminin yenilenmesi kararı çıkarılarak zaman kazanılmasa, cumhurbaşkanlığının tehlikeye girmesinden daha büyük bir riske gireceklerdi. O risk de, yolsuzlukların belgelenmesi riski diye düşünüyorum.

        • şu an t24’te şirin payzın ile imamoğlunun röportajını dinliyorum. benim söylediklerimi teyit eder açıklamalar var imamoğlundan. dinlemenizi tavsiye ederim.

    • Rüyandamı gördün Hamza bey,yenilenecek seçimde Binali beyin kaybedeceğini ?normalde 100-150 bin oy farkla kazanacak,çünkü yeniden sayılan oyların neticesinde kapanan fark doğru orantı yapıldığında çıkacak sonuç budur.

      • Kemal bey! Hamza beye sorduğunuz soruya,AKP li millet vekili seçimlerin iptal edildiği gece cevap vermiş.
        M vekilinin twitter yazısı
        ××××××××
        “AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, YSK kararı sonrası resmi Twitter hesabından açıklama yaptı. Yeneroğlu, Ebu Hanife’nin “Hukukun sesini kısarsanız, Hz. Allah da sizin nefesinizi, iflâhınızı kısar” sözünü hatırlatarak “Tuttuğumuz oruç bizi kurtarmayabilir” dedi.”
        Bu millet vekilinin öz gecmisini okumanizinizide tavsiye ederim.
        Almanyada büyümüş ve orada hukuk
        Okumuş.

    • Evet, Hamza bey! Yazdıklarinizi tahmin olarak yazmişsınız! Fakat, tahimin değil %100 doğru olduğunuda ben yazayim yazinizdaki eksik kısmı tamamlanmiş olsun..

  10. Sadece İ.B.B. Başkanlığı için (1/4) seçim yapılamaz. Seçimin tamamı yenilenmelidir. CHP ve İYİ Parti bu konuda YSK’ya resmen başvurmuştur. Eğer YSK bu talebi red ederse CHP ve müttefikleri şunu yapmalıdır.

    1. Yeni bir dilekçe vermelidir. Böylece YSK ’nın tarafgirliği iyice ortaya çıkartılmalıdır. Haberlere konu olmalıdır.
    2. “Boykot” veya “Biz seçime bu şartlarda katılmıyoruz” ve benzeri olumsuz ifadeleri ağızlarına almamalıdır.
    3. “Hodri meydan. Tamamı yenilenecek bir seçime biz hazırız. Ey AKP dürüst bir seçimden neden kaçıyorsun ? ” demelidir. Yani savunmada değil hücumda bulunmalıdır.

  11. KAMUOYUNU YÖNLENDİRME SANATI.
    Halk asla CHP ye oy vermem derken, AKP nın zafer sarhoşluğu sonunda geldiği nokta.
    CHP ye oy vermemeye yeminli vatandaşı bu hukuksuzluk karşısında zorla CHP ye oy vermeye sebep olanlara ne demeli?
    Şimdi halk nasıl yönlendirilir işte canlı örneği.
    Aklından CHP lı bir adaya oy verdiğini rüyasında görse kabus gördüğüne inanan halk gidip kuzu kuzu CHP lı adaya oy verecek işte.
    Toplum mühendisliği olmaz diyenler buna ne diyecek.
    Toplum mühendisliğine inanmayanlar aslında toplum mühendislerinin isteklerini canı gönülden yaparlar da farkında bile olmazlar.
    Birde onlarda güç ellerinde iken yapmıştı bahanesi var ya bu düşünce kıyamete kadar güç el değiştirdikçe devam etsin demek istiyorlar galiba.
    Şikayet ettikleri fiilleri işleyenler yarın devran dönebileceğini düşünmüyorlar mi?
    Kıyamete kadar güç elinde olacağına inansalar bile , adaletten alıkoyması seni kurtarır mı acaba?
    Zayıflar adalet ister gerçekleşmez.
    Güçlüler adalet isterse gerçekleşir.
    Gerçek adalet zayıfların istediği,güçlülerin yerine getirdiği adalettir.

    • “halk asla chp’ye oy vermez” sözü toplum mühendisliğinin en etkili örneklerinden bir tanesidir. dolayısı ile, bu argümanı kullanan kişi, toplum mühendisleri tarafından neyi, nasıl düşüneceği belirlenmiş kişidir. bu tür yönlendirmelerin kölesi olmamak lazım.

  12. Öyle ya da böyle bu İstanbul seçimini elimize yüzümüze bulaştırmayı başardık. Bundan sonraki seçimler hakkaniyetle yapılsa bile 31Mart tarihe bir kara leke olarak geçti bile. Ak Parti 7 Haziran faciasını kasımda telafi ettiği gibi 23 Haziran’da da 31 Mart’ı telafi edeceğini umuyor olmalı. Ancak unutulmamalı ki şartlar aynı değil.Özellikle ekonomik koşulların giderek ağırlaşması vatandaşın seçime bakışını değiştirecektir.Cebi tutuşan vatandaş ne dış güç dinler ne beka.Üç beş bin oy alan partilerin de İmamoğlu lehine çekilmesi işleri zorlaştıracaktır.Her ne olursa olsun hayırlısı olsun ülkem adına.

  13. Zamanında sana yapılan haksızlığın benzerini yada aynısını, sen güçlü oldugunda karşındakine yapıyorsan ikiniz arasında bir fark yoktur. Bu davranış zaten islami de değildir…

  14. Bu alınan karar zaten hukukla bağdaşmıyor. Bunu hukukta ileri gelen kişilerde (Ersan Şen,Adem Sözüer…) dile getirdi. Asıl önemli olan nokta Akp bunu neden istedi ? Neden bu kadar hukuksuz olan bir kararı dile getirdi ? oy kaybetme, diğer yapılan seçimlere şaibe getirme, gelecek seçimlerde güven kaybı gibi etmenleri neden düşünmedi ? Düşünmüş olduğu aşikar o zaman bu risklere rağmen neden diretti ? Bu İstanbul pastası tüm bu riskleri alabilecek kadar büyük, aldığı karar bunu gösteriyor.
    Akp bu kararıyla millet gözünde çok oy kaybetmiş ve dağılma sürecini hızlandırmıştır. Siyasi tarihimizde Akp’nin bu kararı onun yapmış olduğu en büyük hatalar arasında yer alacaktır.
    Diğer taraftan Binali Yıldırım ın yerinde olsam seçime girmek istemiyorum der. Yıllarca siyasi tarihte yer edinirdim. Çünkü bu dünya inançlar ölçüsünde değerlendirildiğinde sadece yüzeyden ibaret değil. Yaptıklarımız kadar yapmadıklarımız da önemli.
    Emek verip yorumumu okuyan herkese teşekkür ederim.

    • Asıl emek ve zaman harcamış olan sizsiniz, sayın Gündüz. Bunun için size teşekkür etmesi gereken, bu yorumlar mahallesinin sakinleri olarak bizleriz. Şu ya da bu kör tarafgirlikten uzak kalınarak, adalet ve hakkaniyet gibi prensipler dikkate alınarak dile getirilen yorumlar, siyasi aidiyetimiz her ne olursa olsun, herhalde hepimizi iyimser kılan, daha sık görmek istediğimiz yorumlar. Saygı ve selamlar.

  15. Sermaye’nin Oyunu
    Sermaye bundan 500 yıl önce temsili ekseriyet sistemini sömürü aracı olarak kabul etmiştir. Dolarını kullanarak ekseriyetin oyunu her zaman, almış günümüze kadar gelmiştir. Bugün Türkiye’de ve Amerika’da Dolar ekseriyeti elde edemiyor. Artık demokrasiye son verme kararını almıştır. Sermaye ABD’de seçimi kaybetse de “yerinde kal” diyecek ve seçimi kaybeden bir iktidar Sermaye’nin emrinde olacaktır.
    Türkiye’de de Erdoğan seçimi kaybetse de “yerinde otur” diyecek böylece onun gücü ile iktidarda kalacak ve onun emrine alacaktır. Belediye başkanlığında bunun provasını yapıyor. Eğer halk istemediği halde Binali Yıldırım’ı başkanlığa oturtursa benzer uygulamayı cumhurbaşkanlığında yapacaktır.
    Buna halkımız ne diyecek o çok önemli. Şimdi değil de cumhurbaşkanı seçiminde ordu ne diyecek o önemli. Erdoğan böyle bir cumhurbaşkanlığını kabul edecek mi, bu daha da önemli.
    Biz ortaklık düzeni üzerinde çalışanların yapacakları bunlarla fazla ilgilenmemektir. İnsanlık er ya da geç kanla veya kansız ortaklık sistemine geçecektir. Kimsenin bunda şüphesi olmasın. Hazırlığımıza devam edelim. Allah bize yardım edecektir.

  16. 2007’de 367 krizinde AKP haklıydı, onu destekledim. (Seçimlerde AKP’ye oy verdim)
    2019’da İ.B.B. krizinde CHP haklı ve onu destekliyorum. (Seçimde CHP’ye oy verdim).

    Seçmen olduğum günden beri sol, sağ ve merkez partilere oy verdim. O devirde hangi partiyi ve liderini daha uygun gördüysem ona göre oy kullandım. Oy verdiğim partiyi de %100 savunmadım, hatalı gördüklerimi eleştirdim. Hatalar devam ettiğinde oy verdiğim partiyi değiştirdim.

    Futbol takımı taraftarı, mezhepçi dinciler veya ideolojik takıntısı olanlar gibi siyasi parti veya siyasi lider tutanları anlayamıyorum.

    İç politika, dış politika, ekonomi, eğitim, çevrecilik (tabiatı korumak), bilim-teknoloji … Siyasi partileri ve liderlerini bu temel kriterler üzerinden tartışalım.

    Memleket meselelerini taraftarlık üzerinden tartışmak aklen boş iş olduğu gibi dinen de (Kuran’a göre) caiz değildir.

  17. “…Hadi bir merakımı da buraya not olarak kaydedeyim: AK Parti’nin kuruluş ve yükseliş dönemlerinde yer almış, halka dönük yazılı ve sözlü açıklamalarla partilerinin demokrasi ve hukukun üstünlüğü anlayışını savunmuş isimler -onlar kendilerini bilirler- bu son gelişme hakkında ne düşünüyorlar acaba?…”

    Sayın KORU, AK Partinin Kuruluş ve Yükseliş Dönemlerinden bahsetmişsiniz ve bu dönemlerin aktörleri üzerinden bu dönemlerin geçmiş olduğunu yazmışsınız.

    Buna göre AK Parti gelinen noktada gerileme mi yoksa dağılma ve yıkılma döneminde midir? Osmanlı üzerinden gidersek hangi tarihsel olaylar hangi siyasi olaylara denk gelmiştir. 20 Temmuz 2016 da ilan edilen OHAL ve OHAL tasarrufları hangi tarihi olay ile örtüşmektedir.

  18. Etme bulma dünyası.

    2007’de ki 367 garabetine, konuyu Anayasa Mahkemesine taşıyarak destek olan ve bu hukuksuzluğu savunan CHP, geriye dönüp o güne baktığında, şimdi yüzü kızarıyor mudur acaba?

    O günün karası yüzündeyken hala, bugün, hakkını hangi yüzakı ile savunabilir ve ‘masun’ olduğunu iddia edebilir ki, kamuoyu onun mağduriyetine hak versin. Zaman içerisinde işlediğin cürüm, hukuksuzluk, gün gelir ayağına dolanır işte böyle.

    Haklılar mı bu benzer garabeti sana yaşatanlar eyy CHP? Değil tabi ki; lakin üzerine sal döşediğin hukukun, üzerini açmaya çalışman beyhudedir. Çünkü, hukuku gömerek bu yolu sen açtın ve örnek oldun. Mağduriyet hakkını kullanabilmene, o gün katlettiğin hukukun ruhu, bu gün yakana yapışarak engel oluyor, ettiğini karşına koyuveriyor.

    Yeni seçimin galibi kim olacak?

    Aslına bakılırsa İmamoğlu olmalı. Halk, mağdurun yanında olur hep. Ama Koru’nun da değindiği üzere iktidar gücü işi tersine çevirebiliyor..örneği de var. Seçmen hakkı teslim etmeyi dilerse o başka, lakin hukuku gözeten seçmen davranışları da menfaat-çıkar hesaplarının gerisinde kaldı günümüzde.

    Diyelim ki İmamoğlu çok büyük farkla olmasa da seçimi yeniden kazandı. Nelerle karşılaşırız. Cumhur ittifakı bu yeni durumu sineye çekebilecek mi…başka ne gibi hukuki garabetler ile karşılaşacağız?

    CHP (ortaklarını öteleyerek) Pirus zaferi kazanmış edasıyla sistem tartışmalarını başlatacak mı?
    Şimdiden 16 Niasan ve 24 Haziran göndermesinde bulunarak bunu belli ediyor zaten.
    Bir de 367 utancını üzerinden silecek bir özür beyan etse bari!

    Bu rekabet bileyleniyor ve daha keskin bir hal almaya başlayacak.

    Meydan okumalar bile…

    Sayın Abdullah Gül ”Yazık, bir arpa boyu yol kat etmemişiz” diye hayıflanırken haklı..ama o yola revan olunacak çabayı da artık gün yüzüne çıkarmalı.

    Nedir bu CHP ve AK Parti zihniyetinden çektiklerimiz?

    Gül, ne muhafazakar-sağ ne de sol deyip, Türkiye’nin menfaatini önceleyen, dört eğilim mi dersiniz beş mi, ne kadar varsa, demokrat ve hukukun üstünlüğüne inanan kesimleri toparlayan bir gayret sergilemelidir artık. Bu, sıkışıp kaldığımız, hem siyasi ve hukuki hem de ekonomik ve uluslararası kötü durumdan çıkmaya yol açar belki. Milletin desteğini de arkasına alır.

    Ha gayret!

  19. Gayrimeşru yöntemlerle meşruiyet oluşturmazsınız.Onlar yapınca oluyor biz yapınca neden olmasın diymezsiniz.Herkes ameliyle amil haşr olunuyor.Bizim literatürümüzde fetih var ele geçirmek yok.

  20. Sayın Koru maalesef , yorumcu arkadaşımız Murat Yılmaz’ın dediği gibi MHP ile ilgili olumsuz intibaını , yazısını da etkileyecek bir hataya imza atmış bügün . Umarım kendisi bu durumu başka bir yazısında düzeltir.Çünkü kendisini biz objektif bir yazar olduğu için takip etmekteyiz. Sayın Abdullah Gül’ün C.başkanı olmasının engellendiği zamanda MHP her zaman olduğu gibi devletin ve milletin önündeki engelleri kaldırıcı yapıcı yönde rol almıştır. MHP , Ak Parti ile birlikteliği öncesi , her zaman siyasete doğru yönde yön vermiştir. Ancak Cumhur ittifakı sonrası uyguladığı politikada ve söylemlerinde maalesef aynı isabeti sağlayamamıştır. Devleti korumak , onu oluşturan milletin tümüyle ilgili refah ve huzuru temin ile mümkündür. Devlet hepimizin devleti ancak onu idare edenler halkın bir kısmını rahatsız edici politikalar uygulayıp adalete gölge düşüyorsa , çifte standart varsa asıl devlet o zaman tehlikede demektir. 367 garabeti ne idiyse İBB seçim yenilenme garabeti de benzer bir hukuk adamları tarafından hukukun hakim güce göre işletilmesidir.Hukuk her dönemde sahibinin dediğini yapıp , cübbeye parti rozetli düğme dikecekse , arpa boyu yol almak mümkün değildir. CHP döneminde altı oklu düğmeli cübbeli küçük adamlar çok gördük. Aynı tabloyu maalesef beklemediğimiz adamlar da oluşturuyor. Bu fasit daire kıyamete kadar sürecek mi ? YOksa bir gün adam olup , kim iktidarda olursa olsun , evrensel hukukun geçerli olduğu bir Türkiye mi olacağız , bütün mesel bu .

  21. BİR PİRUS ZAFERİ DE OLSA MUTLAK KAZANMA İSTEĞİ.
    Bir ilde seçim yenilendiğinde bütün iktidar imkanları seferber edilir ve o ile büyük yığınak yapılır.
    İktidar elindeki devasa imkanları kazanmak için kullanabilir.
    Her şey bu yolda denenecektir.
    Yok eğer iktidar kaybederse erken seçim tartışmaları başlayacaktır.
    Ekonomiye maliyeti bu kiriz ortamında devasa boyutta olacaktır.
    Ülkenin buna tahammülü yoktur.
    Seçimden sonra tekrar kaybetmek demek erken seçim kaçınılmaz demektir.
    Bunu önlemek için her şey göze alınmıştır.
    Birileri birini fena tuzağa çekiyor galiba.
    Seçim de Binalı bey kazandırılsa bile murdar sayılacaktır, kendi ifadesi ile.
    YSK nın seçim iptal kararında geçmişte de olduğu gibi o zamanın zinde güçlerinin baskıları ile halk iradesi
    çok kere gasp edildiği görülmüştür.
    Oysa bu gasp; gasp edenlerin hep aleyhinde olmuştur.
    Şimdi deniyor ki;İBB seçimlerini iptal etti neden aynı zarftan çıkan diğerlerini iptal etmedi.
    YSK buna da bir gerekçe uyduracaktır.
    Diğer oylar da arada çok fark olduğundan iptal edilen sandıklardaki oylar geçersiz sayılsa bile sonuç değişmiyormuş.
    İBB başkanlığında ki oy farkı az olduğundan, iptal edilen sandıklar sebebiyle kapanması iptal gerekçesi sayılacak.
    Seçimi Binali bey kazandı denmediğine şükredin.
    Yeniden seçim yaparak iktidar kendini büyük bir tehlikenin içine atmıştır.
    Her şeyde bir hayır vardır.
    Biz bu ülkede çok hukuksuzluklar gördük halan daha görmeye devam ediyoruz.
    Güçlü olanlar kuralları istedikleri gibi eğip büktüğünde halkın ekseriyeti(elit kesimin) hep güçlüden yana tavır almıştır.
    Şimdide öyle değil mi?
    Evrensel hukuk kuralları çiğnendiğinde işine gelenler susuyorsa,yarın dönüp dolaşıp kendi başına aynı çorap örülür.
    Hukuksuzluk bir vebadır ,görüldüğü yerde derhal yok edilmelidir.
    Hukuksuzluğu yapanlar veya bunun işine geldiğini sananlar günün birinde hukuksuzluğa uğrayacakları kesindir.
    Geçmişten ders alınsaydı tarih tekerrür etmezdi.
    Bütün ülkelerin esas beka sorunu ADALETTİR.

  22. Eski türkiyenin hastalıklı seçim sistemi ve 12eylülden kalma üst-kurulların demokratik düzen üzerindeki vesayeti devam ettiği müddetçe bu türden yakınmaların, ağlaşmaların sonu gelmez. Bu gün sana yarın bana… İki turlu seçimle işbaşına gelen devletbaşkanlığı sistemiyle; yönetimde doğabilecek krizleri ve demokrasi dışı odakları başımızdan savuşturmuş olduk. Lakin genel ve yerel seçimleri hala tek turlu yapmaya devam ediyoruz ve sonuçları ortada. Halbuki her seçimi iki turlu yapabilirdik; genel, yerel ve devletbaşkanlığında. İlk turda geçerli oyların %50+1 adetini alan kazanır; yoksa en çok oy alan iki aday 2.turda tekrar yarışır ve diğerinden 1oy fazla alan kazanmış olur. Devletbaşkanlığı sistemimiz de bu seçim şekliyle vesayet odaklarına karşı kazanılmış çok büyük demokratik bir zaferdir. Tabii bildik siyasetçi takımının bu türden iki turlu bir seçim sisteminin yerel ve genel seçimlere de uygulanmasına sıcak bakmayacağı ortada. Ama halkımıza sorulursa bi itirazı olmaz bence:) şimdi buralarda ibb seçim sonuçlarıyla ilgili ağlaşıp duran mutemetlerin hiçbirisinden 2turlu seçim sistemi hakkında tek söz duymuş değiliz. İşleri güçleri yargı otoritesine ve devlet büyüklerimize küfür ve hakaretler etmek! “Sandık her şey değildir” diyerek piyasa yapmaya çalışan eski türkiye kalıntısı zübük tipi kasaba politikacılarından demokrasi havarisi üretmeye çalışanlar ve onlardan medet umanlara da son çağrım: var mısınız; bi tur daha..?

  23. Kadının dördüzleri olmuş…
    Baba diyor ki, çocukların üçü benden biri benden değil.
    Ankara daki hakimler de diyor ki el hak doğrudur.
    Ankara da maalesef hiç hakimler olmadı.
    Hep güce tapanlar vardı, hala öyle.
    2007 de AKP haklıydı onu destekledim.
    Şimdi CHP haklı onu destekliyorum.
    Vatandaşın %70 i de böyle düşünüyor.

  24. teşekkür ederim.muhalif düşüncesi olanlara tahammulumuzden…hep chp nin hakkı yendiginden dem vuruyorsunuz(hic chp ve muesses nizam hakkı yenir mi, güldürmeyin) birde işin bu tarafını da hem siz hem o( eski c.başkani)

  25. üzücü ve bir o kadar da düsündürücü.
    minareyi calan kilifini uydururuyor böyle durumlar icin tam uyuyor.
    önceden sol cenah simdi ise sag cenah.
    olan bu ülkenin gelecek nesillerine oluyor.
    herkese hayirli ramazanlar diliyorum

  26. Aynı zarftan çıkan diğer pusulalar temiz,ama ibb pusulası şaibeli.Akp seçmeni bile YSK nın kararına soru işareti ile yaklaşmaya başladı.

    • Sayın abdullah, sandığı karıştıran el hamsi sürüsüyle değil büyük balıkla ilgilenmiş anlaşılan; vakit dar, imkanlar kısıtlıyken siz gidip sultanbeyli belediyesi encümenliğini kazanabilmek için mi hile yaparsınız yoksa ibb için mi..? İyi niyetli bi yorumcu olduğunuzu varsayarak bu cevabı yazdım; yoksa benim hile yapmaya falan niyetim yok..:)

  27. hem size hemde ona soruyorum.peki yeniden sayilan yuzde onla fark yuzde altmış değişmesine ne diyorsunuz ve ayni matematiksel oranla acaba yuzde yüzü sayilsa fark (organize hırsızlık) ne çıkardı ? sizin gibi davrananlara sizin anlayacaginiz netlikte soru işte? peki adalet duygusu yara almadı mı? yuzde yüzün yeniden sayılmaması Türkiye ye maliyeti ne oldu,olacak onun hakkinda hem siz hem o ne diyor? gerci yayinlama siniz da sorayim yine…

    • Kaç kere tekrarlamak gerekiyor acaba ? Oy farkının azalmasının nedeni ‘tamamı sayılan’ geçersiz oylardır. Parti logolarına vurulan oyların bir kısmı sandık kurullarınca boş oy gibi görülüp geçersiz sayılmış. Bu işi Yıldırım’a oy verenler daha çok, İmamoğlu’na oy verenler daha az yapmış. Bu nedenle fark kapanmış. Oyların tamamının sayıldığı bazı yerlerde ise sonuç değişmemiştir. İmamoğlu seçimi 13.729 oy farkla kazanmış ve mazbatası verilmiştir.
      Seçim bu nedenle iptal edilmedi. Sandık başkanları içinde devlet memuru olmayanlarının sayısının seçim sonucunu etkilemesi nedeniyle iptal edildi. Fakat bu durumda seçimin tamamının yenilenmesi gerekirken sadece İ.B.B.Başkanlığı seçiminin yenilenmesine YSK karar verdi. (Bu konuda Ak Partililer dahil herkes çeşitli fıkralar anlatıyor). Bu şekilde 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan ‘367 hukuk ayıbı’ tekrarlanmış oldu. Yani AKP=Erdoğan aklı sıra 2007’nin intikamını olmuş oldu.

  28. 2007 de Mecliste Mhp varmiydi ki?
    Fehmi Koru bu sekilde yazinca ben de sasirdim.Mhp girdi diye hatirliyorum.
    Arastirinca asagida alintiladigim yaziyi buldum.
    Dogrusu:

    6 Mayıs’ta yapılan iki yoklamada da, CHP milletvekilleri Genel Kurul salonuna girmedi, toplantı yeter sayısı (367) bulunamadı, 11. Cumhurbaşkanı seçilemedi.

    MHP ‘Meclis’e gireriz’ dedi, kriz çözüldü
    AKP Cumhurbaşkanının seçilememesi üzerine erken seçim kararı aldı ve 27 Haziran 2007 seçim tarihi olarak belirlendi. İktidar partisi genel seçimi oyların yüzde 47’sini alarak kazandı.

    Seçimden sonra AKP’ye sürpriz destek ise Milliyetçi Hareket Partisi’nden (MHP) geldi.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “AKP kimi isterse aday gösterebilir. Biz Meclis’e gireriz, 367 sorunu yaşanmaz” açıklamasıyla kriz çözüldü.

    İlk turda 341, ikinci turda 337 oy alan Abdullah Gül; 448 milletvekilinin katıldığı seçimin üçüncü turunda 339 oyla 11’inci Cumhurbaşkanı seçildi

  29. 23 haziranda Binali Yıldırım 10. 000 oy farkla kazansın. Ak parti ve YSK tavrı 31 mart seçimi sonucu gibi olacak mı? Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan çıkıp da 15000 oy farkla seçim kazanılmaz der mi? YSK chpnin bütün itirazlarını günlerce inceler mi? Merak konusu….

  30. 2007 deki hukuksuzluğa bugün fırsatları olsa yine aynısını yapmazlar mı bu chp güruhu.. Bunlar 2007 den bu yana bir arpa boyu adaletten yana yol aldılar mı?
    O yüzden, yazınızda sözünü ettiğiniz o mazluma adaletli olunmasını savunan kişiler, ip puştun eline geçeceğine varsın böyle olsun diyorlardır.

  31. Nisan 2007 de meclis 2 partiliydi. Mhp yoktu. Temmuz 2007 Seçiminden sonra mhp meclise girdi ve 367 şartı varsa yerine gelsin diye mecliste yer aldı ve Gül seçildi…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here