AK Parti’den evimize hediye geldi. Bakalım halk da iktidar cephesine beklediği hediyeyi verecek mi?

65

Önceki gün bizim evin kapısı çalındı. Meşgul olduğum için ben ilgilenemedim, ama gelenler AK Parti örgütünden imişler. Kapıdan “Merhaba” deyip bir poşet içerisinde kutu çay bırakmışlar. Bu arada, herhangi bir konuda şikayetimiz olup olmadığını, bir isteğimiz bulunup bulunmadığını da öğrenmek istemişler.

Ellerindeki listeden okuyarak hanemizde kaç seçmen olduğunun teyidini almayı da ihmal etmemişler.

Ardından da karşı komşunun kapısını çalmak üzere ayrılmışlar.

Dün de faaldi AK Parti örgütü, aynı kişiler ellerinde paketlerle başka sokaklarda dolaşıyorlardı.

Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de evimize uğranmış ve “Cumhurbaşkanımızın hediyesi” diyerek bir kutu kahve bırakmışlardı.

AK Parti propagandası muhalefete fark atıyor

Dün güzel bir hava vardı. Evden çıkıp diğer insanların bahar heyecanına ortak olmak istedik. Geçtiğimiz yollar üzerinde ne kadar çok reklam alanı olduğunu fark edince çok şaşırdım. Daha önce herbirinde çeşitli ürünlerin reklamları yapıldığı için sayıca çokluklarının farkına varılmayan bütün alanlar AK Parti’nin seçim posterleriyle doluydu.

Kilometrelerce yol aldığımız güzergahta yüzlerce reklam panosu önünden geçtik; yalnızca bir tanesi muhalefet partilerinden birinin adayınca kullanılmıştı. Diğerlerinin hepsi, AK Parti’nin tekli (Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘lı), ikili (Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İstanbul adayı Binali Yıldırım‘lı) veya üçlü (Erdoğan ve Yıldırım‘a ilçenin belediye başkan adayının da eşlik ettiği) kocaman fotoğraflı duyurulara ayrılmıştı.

Bereket bu seçimde caddelere asılan parti bayrakları yok, çevreyi kirlettikleri gerekçesiyle onlardan vazgeçildi. Seçimlerden sonra bile uzun süre etrafı kirletmeye devam ediyordu o parti bayrakları…

Görüntüye bakarak söylenebilecek olan şu: AK Parti üç haftadan az süre kalmış olan seçimde propaganda üstünlüğüne mutlak sahip. Muhalefetin görünürlüğü neredeyse sıfır derecesinde. Televizyonlar, gazeteler zaten AK Parti’nin reklamlarıyla dolup taşıyor, eh sokaklar da anlattığım gibi olunca, ülkede yalnızca tek bir parti kendini duyurabiliyor gibi…

Uğradığımız bir mekan ülkemizin yabancı misafirlerinin de ilgi duyduğu bir yerdi. Oturduğum yerde önümden geçen yabancıları izlerken, benim müşahade ettiğim propaganda üstünlüğünün onları nasıl düşündürebileceğini aklımda tarttım.

Medyada ve sokakta propaganda üstünlüğü bir partiye seçim kazandırır mı?

Tersinin kazandırabildiğini yine AK Parti örneğinden biliyoruz: 2002 yılında katıldığı ilk genel seçimde, medyanın büyük bölümü AK Parti dışındaki partileri destekleyen yayınlar yapmakta, sokaklarda da her partinin eşit ağırlığı yüzünden AK Parti görüntüsü cılız kalmaktaydı.

Seçimi kazanan AK Parti olmuştu ama.

Acaba bu seçimde ne olacak?

Anketlerin gösterdiği, göstermediği

Eskiden seçime şimdiki kadar az kalmış sürelerde elimizde duruma ışık tutan anketler olurdu. Ben ulaşamasam anketler beni bulurdu. Televizyon tartışmalarında araştırma şirketi yöneticileri “Son anketimize göre…” diye başlayan cümleler eşliğinde açıklamalar yapar, kanallar onların anlattıklarını grafikler halinde sunarlardı.

‘Güvenilmez’ ilan edildi bu defa anketler, bu yüzden elimizde rehberlik edebilecek, önümüze ışık tutucu anketler yok.

“Bende var” diyen dostlarım çıkıyor, sağolsunlar gönderiyorlar da, ancak kendime özel sebeplerle, onların bulgularını buraya taşısam mı diye tereddüt ediyorum.

Şu kadarını söyleyeyim: Görüntüde mutlak hakim olan iktidar cephesi (AK Parti + MHP) anketlerde ezici bir üstünlüğe sahip değil.

Konuya profesyonelce yaklaşan bir dostum, “Durum önümüzdeki iki hafta içerisinde de değişmezse, cephe adına her gün birkaç mitingde konuşan AK Parti lideri de olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üslubu değişebilir; hiç beklenmedik hamlelerini görebiliriz” dedi bana.

“Ne gibi?” soruma, “Seçimden yine başarılı görüntüsüyle çıkmayı sağlayacak hamleler” cevabını vermekle yetindi o dost.

Herkesin üzerinde birleştiği gerçeği burada kayda geçireyim: Türk siyasi hayatının şimdiye kadar gördüğü en başarılı ve sonuç alıcı siyaset ustasının Tayyip Erdoğan olduğu gerçeği…

Yalnız başında bulunduğu, lideri olduğu partiyi değil, muhalefeti de -çoğu kez hatta onlara fark ettirmeden- istediği çizgiye taşıyan yine o.

Partinin eskisi kadar gözde olmadığını anladığı anda ittifak oluşturarak eksiğini gediğini telafi edebildi; bu defa da seçime doğru büyük kentleri kaybedecekleri ihtimali güçlenirse, şapkasından yine yeni bir şeyler çıkartabileceği hep konuşuluyor.

Bir şey daha: Ya buna rağmen gidiş değişmezse? Ya iktidar cephesi dışında kalan partilerin iddia ettikleri gibi daha önce AK Partili başkanların yönettiği büyük kentler muhalefetin eline geçerse?

Lafı burada kesip, en iyisi AK Parti hediyesi çayımdan yudumlayayım.

ΩΩΩΩ

65 YORUMLAR

  1. Bir Parti
    AK Parti gücünü gösteriyor. Diğer partiler, güçlerini gösteremiyor veya göstermiyor.
    Güç gösterisi halka şunu telkin eder: Biz güçlüyüz. Bize oy verirseniz ülkemiz için bu gücü kullanırız. Yahut biz güçlüyüz bize oy vermezseniz biz sizi ezeriz.
    Gerçek şudur ki, AK Parti güçlü partidir ve dolaysıyla bugünkü şartlarda onun kadar iktidara güç verecek bir parti yoktur. Yarısı kadar bile yoktur diyebilirim. Halk bunun için ona oy verecektir. Bütün tehditlere rağmen halk iktidardan korkmamaktadır. Hiç kimse oyunu kullanırken korku içinde kullanmayacaktır. FETO baskısı ile iktidarın halkı baskı altına alacak gücü olmamaktadır.
    Halk hala gerçek seçim olacağına inanmaktadır, kim kazanırsa onun belediye başkanı olacağına kanidir. İktidar partisinin de bunun dışında bir düşüncesi yoktur. Korkutuyor ama halk korkmazsa da bir şey yapmayı düşünmüyor. Halk da bunu bildiği için korkmuyor.
    Bu durum Türkiye’de demokrasinin yerleştiğini göstermektedir. İktidarda mutlak yetkilere sahip cumhurbaşkanı bile halkı korkutamıyor ama halk da isyankar değil. Böyle bir ulusun ferdi olduğumuz için Allah’a hamd etmeliyiz.
    Seçim nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın Türkiye’nin durumu iyiye gidiyor. Seçimden sonra yapacaklarınız önemli. Akevler olarak Güngören’de deneme yapmak istiyoruz. AK Parti buna mani olabilir. O zaman da bizim B planımız var, Yalova Ar-Ge çalışmalarına devam edeceğiz. AK Parti’nin buradaki yararı çalışmalarımızı engellememesi veya engelleyememesidir.
    Seçimi huzur içinde bekliyoruz.

    • Güç gösterisi daha farklı bir şekilde, hediye/rüşvet vermek gibi bir algı oluşturmaktan başka yollarla yapılmış olsa oyları belki de ikiye katlanır. Gücüne güç katabilir.

      Bazı uygulamalarıyla eleştirdiğimiz Komunist Çin Partisi bile halkının gücünü, birikimini kendi gücüne katabilme konusunda ciddi uğraşlar veriyor. Otokratik sisteme geçen bizimkilerin bu konuda kişi başına ikişer fırın ekmek yemesi bile yetmez, büyüyüp güçlenmeleri için!

      Güngören veya başka bir yerde deneme, hiçbirşey denemeyip boş oturmaktan iyidir. Bu deneme herşeyin şeffaf ve net bir şekilde (bir zümre için değil de) yaygınlaşarak toplum yararına olduğunu gösterebilirse bu maya tutabilir. Para & Piyasa tanrısı “sermaye”ye çalıştığı sürece endişelerin nasıl giderileceği işine kafa yormak lazım.

  2. “Lafı burada kesip, en iyisi AK Parti hediyesi çayımdan yudumlayayım” (F.K.)

    -Belki, test edilmek istenen adreslere bilhassa yollanıyor

    -Misal mi aranıyor? bu, hediye kisvesi altında bir rüşvettir ve hem de bir israftır (3. dünya ülkelerinde de örnekleri bile az olmalı)

    -Bu iş muhalafete yarayan bir iştir

    -Bu işin arkasında Sn Karagülle’nin devamlı işaret ettiği “sermaye” olmalı

  3. hem fehmi beye, hem okurlara (akp yandaşı ve muhalif)!
    – Dikkatimi çeken 2 olay hakkında görüşlerini merak ediyorum:
    – Bir tanesi beka söylemi: mutlaka pekçok kişinin de dikkatini çekmiştir (zaten bu konuda yorumlar da var) bahçeli ve erdoğan ısrarla beka sorunundan bahsediyor. yine yandaşlar nerdeyse her yorumunda ülkede beka sorunu olduğunu insanların kafasına işlemeye çalışıyorlar ama akpnin birkaç adayı beka sorunu hakkında farklı düşünüyor. binali yıldırım ve zeybekçi bunların başında geliyor. daha önceden erdoğanın sözünün üstüne söz söylenmezdi. şimdi bu farklılık neden kaynaklı? seçim stratejisi mi yoksa birileri artık erdoğanın söyleminin dışında düşünce ifade edebilecek kadar bağımsız mı düşünmeye başladı?
    – – İkinci olay da, bugün de yankıları süren ezana ıslıklı protesto hakkındaki iddialar. yine hem bahçeli hem de erdoğan ısrarla ezanın protesto edildiğini işliyorlar. gazeteler de bu başlıklarla çıktı. Ancak buna rağmen, havuz medyasından bir-iki kişi, farklı görüş bildirdi. hatta bir tanesi gazetedeki yorumunda bu konuyu işleyip, kadınlara nerdeyse hakaret ediyor, sonra twetterdan (yanlış hatırlamıyorsam), yanlış bilgi verdiğini söyleyip hem kadınlardan hem de okurlardan özür diliyor. bir diğer yazar da, ezan okunurken protestoya devam etmek ile ezanı protesto etmek aynı şey değil diyerek olayın ezanı protesto olmadığını belirtiyor. (t24’deki habere göre). Ayrıca akp’li yeneroğlu, ezanın protesto edildiği ileri sürülerek “ezana uzanan eller kırılır” sloganları eşliğindeki gösteriyi “daha tehlikeli” olarak niteliyor. Yani bu konuda da, bahçeli ve erdoğanın görüşlerinin dışına çıkan görüşler var.
    – yukardaki iki durumdaki, akp cenahındaki fikir ayrılıklarını nasıl yorumlamak lazım?

    • Son cümle için şöyle diYORUM!

      -Öyleyse, sevindirici bir durum. Demek ki aklı başına gelmeğe başlayanlar, uçuruma giden sürüden ayrılma cesaretini gösterenler var. Allah sayılarını arttırsın. Etkileşimle daha makul ve doğruya ulaşılsın! Bütün sürü için temennimiz bu! Vaktim olsa kafiyeli bişeyler de karalardım!…

    • Anlaşılan okurlardan bir katkı gelmeyecek.
      – fehmi bey bu konuda yazmayı düşünürse, marketler hakkındaki soruşturma ve son zamanlarda bim üzerine yapılan yayınları da yukardakilerle birlikte ele alırsa sevinirim.
      – belki bunları binali yıldırımın istanbul adayı yapılması ve yeni parti kuruluşu ile ilgili söylentilerle birlikte de değerlendirmek gerekebilir.
      – binali yıldırım istanbulu almak için mi yoksa emekliye ayrılsın diye mi aday yapıldı sorusu aklıma geldi.
      – bir de not: akp seçimi kaybederse, seçmenlerin ekonomik sıkıntıları nedeniyle değil, ekonomik sıkıntı nedeniyle pastanın azalması ve bu azalma nedeniyle iktidar cenahındaki paylaşım kavgasının sertleşmesi nedeniyle kaybeder. yoksa seçmenler pahalılığın chp nedeniyle olduğuna kolaylıkla inanırlar. hatta pahalılık olmadığına bile inanabilirler.

  4. H. Gayret bey! İşaret fişeği dedin de aklıma geldi. Devlet Bahçeli Atatürk kostümünü kime yaptırdı acaba merak ettim. Sanki perincekgillerin Atatürk dükkanından alınmış gibiydi.

  5. Sokağa çıkın,rastgele on-on beş insanı çevirin ve sorun:Hayatınızdan memnun musunuz? Bu soru çok genel manalı bir soru da olsa büyük çoğunluk geçim zorluğunu kastettiğimizi fark ederek olumsuz yanıt verecektir. Soruyla moruyla uğraşacak halim yok derseniz etrafınıza dikkatle bakın; yüzü gülmeyen insanların ne kadar çok olduğunu eminim fark edersiniz. Bırak bu amiyane lafları etrafa bakınca ben tıka basa dolu avm’ler ve lüks araçlarla dolu caddeler görüyorum diyenler de olacaktır.Doğrudur, ben de görüyorum bunları; fakat paradan para kazanmanın ne olduğunu,tanıdık kontenjanından iş almanın ne anlama geldiğini de biliyorum.Her avm İstinye Park değil,her cadde de Nispetiye değil diyene de şunu ifade edebilirim:Olmayanı yaşıyor ve harcıyoruz.Evet olmayanı.Yunanistanımsı bir halimiz var dersek fena tarif sayılmaz.Foyamız ortaya çıkana dek avm doldurmaya devam edeceğiz.Üretmeyen ama tüketmeden de duramayan bir halk.Bu şartlarda iktidar kimi nasıl ikna eder bekleyip göreceğiz.

  6. Eski türkiyenin siyasi gözlükleriyle bakacak olursanız her yol tüsiad ve imf ye çıkar. Halkımızın yönetimde etkisiz eleman olarak görülmesi de o günlerden kalmadır; hem bir yarı aydın hastalığıdır hem de yukardaki realiteye işaret eder. Şimdilerde uluslararası finans kuruluşlarının açtığı bir krediymiş gibi görülmek ya da gösterilmek istenen milli iradenin belirleyiciliği/hakimiyeti hala tam olarak kabullenilebilmiş değil. Sıcak paraymış, parasal genişlemeymiş, japonmuş taponmuş diyerek işbaşındaki hükümetin başarılarını küçümsemeye ve önemsizleştirmeye çalışan mutemetlerden zaten başka türlüsünü de bekleyemezdik. Yalnız şunu artık aklınızın(ki sizde de vardır; kimse tümüyle ahmak değildir) bi köşesine kazıyın: yeni türkiyede yönetimin başat belirleyicisi ve dayanak noktası artık karahalktır! Bu gerçeği kabullenmeden girişilecek tüm mühendislik çalışmaları zilletle bitecektir, benden söylemesi…

    • Hamza bey, hasan günayın özel harp tekniğini deşifre eden sağduyulu tutumunuz ve aydınlatıcı yorumlarınız için yürekten teşekür ederim. Bir maymun dahi önceki deneyimlerden ibret alarak türdeşlerini benzeri tehlikelere karşı ikaz ederken; ne kadar da ateşe benzin dökmeye meraklıyız! Papucumun kundakçıları…

    • Eaki Türkiye
      Imf
      Tusiad
      Uslarasi finans
      Milli irade
      Eski turkiyede dikkate alinmayan halkımız
      Mühendislik çalışmaları

      Bu sakızlar artık ağza alınamayacak hale geldi

  7. Sizin gelişiniz de dünden belli H. Gayret bey.
    Dün yorumum için “anlamadığım kadarıyla…” diye başlamış ama beni anlamamıştınız..bugün de öyle… Sağlık olsun

    • Sayın günay şimdilik sizin anlaşılamamışlık sorunlarınızla uğraşamam çünkü; daha tuğba ya da feslihan rumuzlu herhangi bi yorumcunun “ya beni de götür, ya sen de gitme!” diye yakarmasına kalmadan sn.bernar geri dönmüş:) eski türkülerden hoşlandığını biliyorduk da bu kadarına pes doğrusu! Faysal beye de sn.bernarın bu doyurucu yorumu kapak gibi olmuştur artık benim yorumcuklarımın yanında:)

  8. Sayın Koru da dahil olmak üzere, hem iktidar yanlısı hem de muhalif insanlarımızın ortaklaşa paylaştıkları, sık sık dillendirilen bir gözlem var: Sn. Erdoğan’ın istisnai sayılabilecek ölçüde becerikli bir lider, tam bir siyaset ustası olduğu kanaati. Oysa, bu, aslında balonu çok daha önce patlamış olması gereken bir medya efsanesi.

    Erdoğan, inandırıclığı ve desteği gözle görülür bir biçimde bir yıldan diğerine aşınan, tutarsızlıkları sırıtan bir parti lideri. Nitekim, Bahçeli’nin MHP desteği bir kenara koyulduğunda, AK Parti ve liderinin seçmen desteği, bugün, en iyi ihtimalle, yüzde 40’ a kadar gerilemiş durumda. Ak Parti MHP ittifakının şu ya da bu yara berelerle geride bırakacağı yerel seçimler sonrası, eğer azgın liberal kapitalist düzenin bekçileri devreye girmeyip Erdoğan’ın yola Bahçeli ile devam etmesine izin verirlerse, Erdoğan’ın seçmen desteği önümüzdeki 9-10 ay içinde yüzde 35’in de altına iner. Yani, önümüzde, bir yıldan kısa süre içinde her üç seçmenden sadece birisinin oyunu alabilecek, bence sıradan bir lider var karşımızda.

    Siyaset ustası sanılan Erdoğan, Türkiye’nin dinamik toplumsal süreçlerinden habersiz, makro düzeydeki sosyal-siyasal eğilimleri okuma becerisinden yoksun, sarayına kapanmış kutuplaştırıcı siyaset diliyle her daim bir şekilde iktidarını koruyabileceğine gerçekten inanan (inandırılmış) bir parti lideri.

    Peki bu hemen herkesi kuşatan efsane nasıl ortaya çıktı? Bence kolayca gözlenebilir olan balon neden bugüne kadar patlamadı? Bu sorunun tek ve kısa bir karşılığı var: Bufalolar sayesinde!

    Tayland köylerinin gündelik hayatının değişmez resimleri arasındadır çamurlu bir su birikintisinin içine yayılmış, geviş getiren çenesi oynamasa taşlaşmış olduğu sanısına kapılabileceğiniz, halinden hoşnut, sevimli hayvanlar bu bufalolar.

    Ana muhalefet CHP, çamurlu su göletindeki bufalo gibi. Burada “gibi” sözcüğünü kullanmak durumundayım; çünkü, CHP bir yönüyle bufalolardan ayrılıyor. Bufalolar, güneşin çekilmeye başladığı akşam saatlerinde kımıldarlar, hatta, sahiplerinin gelip dürtüklemesiyle ayağa bile kalkar ve köy yerindeki ağıllarına doğru yürürler. CHP, akşamı bile olmayan tuhaf bir bufalo türü. Yanısıra, kendisini dürtükleyip kımıldamaya teşvik eden bir değnek sahibi de yok. Kurulmuş çamurlu suyun göbeğine, yaz kış demeden heykel gibi geviş getirip duruyor. Böyle yapabiliyor, çünkü, bu partiye oy veren seçmen kitlesi, neden bu partiye oy verdiği konusunda, “Çünkü biz kaç kuşaktır ailecek CHP’liyiz”, “Çünkü çocuklarımın ve torunlarımın laik bir ülkede yaşamasını istiyorum” ya da “Çünkü CHP Atatürk’ün kurduğu bir parti” gibi akla ziyan sözler dışında, hiçbir fikre ve gerekçeye sahip değil.

    CHP, İyi Parti, MHP, bu topluma işitmeye değer hiç, ama hiçbir sözü olmayan, liderinden il ya da ilçe başkanına varıncaya kadar, 1970’lerin kasaba siyasetçisinin diline takılıp kalmış köhne düzen partileri. Bunların hepsine karaketerini kazandıran, bunların hepsinin özeti olan ideal bir tip var: Muharrem İnce. Erdoğan’a laf yetiştirmeyi siyaset sanıyorlar.

    Yıllardır, oturmuşlar, ekonomik bir kriz sayesinde, geçim sıkıntısından sıtkı sıyrılmış yığınların “Yandım Allah!” diyerek partilerine doluşmasını bekliyor bu siyaset eskisi partiler ve liderleri. EYT’lier konusunda ne dedikleri belli değil -oy devşirmek üzere bir iki umut aşılayacak soyut laf lakırtısı dışında. Kürt Meselesi’nde PKK ve HDP’nin altındaki konforlu halıyı çekip bunları boşa düşürecek demokratik bir programları yok. Gelir dağılımı adaletsizliğini hangi araçlarla nasıl çözeceklerini kendileri dahi bilmiyorlar. Dibe vurmuş tarım ve hayvancılık, rezalet-ötesine geçmiş eğitim sorunları da öyle. FETÖ, 15 Temmuz falan filan derken yargı düzeni çökmüş, kim ne kadar kaparsa onun elinde kalıyor. Sözüm ona Erdoğan’ın kutuplaştırıcı dilinden şikayetçiler; oysa tam bir ahlaksızlık, iki yüzlülük içindeler, kusursuz bir “istemem ama yan cebime koy” durumları. İçişleri Bakanı olacak adam, hiç kimse “Bu rezaletten sonra sen orada nasıl durabiliyorsun!” diye soramaycağını çok iyi bildiği için, çıkmış böbürlene böbürlene, yarım milyonu aşkın insanı sorguladıklarını, bilmem kaçını hapise tıktıklarını, bilmem kaçını işten attıklarını, daha da fazlasını yapmaya kararlı olduklarını söylüyor, ortalıkta çıt yok. Hep birlikte kenara çekilmişler, devletin “Bu FETÖ işi bu şekilde çözülemez” demeğe getiren benim gibi birkaç insanın gizli FETÖ uşağı diye hayatı dar edişini izliyorlar ay çekirdeği çitleyerek. Erdoğan’ın gerçekten de oy yitirdiğini, ama ondan umudu kesenlerin kendi partilerine yönelmediğini göremeyecek kadar da salaklar. Küskün AK Parti seçmeni bunlara oy vermiyecek, sandığa gitmeyecek. Sadece bu yüzden muhalefetin oy oranı artmış olacak, bunu da başarı sayıp kendilerine ve bize yutturmaya çalışacaklar.

    Saadet Partisi, nev-i şahsına özgü bir parti, ayrı bir kategori. Gerçekten dava partisi insanlar. Çalıp çırpmak için değil siyaset arenasında boy göstermeleri. Başta T. Karamollaoğlu, iyi niyetli, sevilesi, güvenilesi ilkeli insanlar pek çoğu. Ama, Türkiye’nin olağanüstü dinamik toplumsal süreçlerinin çok gerisindeler. Makro düzeyde siyaset becerisini gösteremiyorlar. Son bir yıldaki çabalarına rağmen, kendilerini tanımlayıcı siyaset hala “Merhum Erbakan demişti ki. . .” düzeyinin ötesine geçebilmiş değil. İl ve ilçe teşkilatlarındaki gönüllü insanları özveriyle kapı kapı dolaşıyor olsa da, nihai olarak onlar da Erdoğan’ın daha da yıpranmasını, sıranın kendilerine gelmesini bekliyor gibiler.

    Genç kadrolara yer veren, gerçekten siyaset yapan, ülke meselelerine ilişkin anlaşılır ve somut önerileri olan, siyaset dili bütünleştirici, üretim, eğitim, adalet ve hukuk meselerini, Kürt meselesini nasıl çözeceğini anlatan yeni bir parti çıksa, isterse Erdoğan’a karşı ceketini assın, Türkiye siyaset arenasını hallaç pamuğu gibi atar. Bu, en az iki yıldır böyle. Bu eksiklikten dolayı, bu metnin başında söz ettiğim balon patlamıyor.

    Azgın liberal kapitalist düzenin bekçilerinin ne düşünüp ne yapacağı benim asıl merakım. Bence, Erdoğan-Bahçeli ittifakıyla pek fazla yol alamayacaklarını onlar da görüyorlar. Geçim sıkıntısının hat safhaya ulaştığını, giderek daha az sayıda insanın amuda kalkıp bakarak çukuru Ağrı Dağı olarak görmeye gönüllü olduğunu onlar da görüyorlar. En önemlisi, Erdoğan’dan uzaklaşanların bir başka partiye yönelmedklerinin, kurulu düzenden umudu yitirdiklerinin farkındalar. Erdoğan’ın çöküntüye sürüklediği ekonomik açmazların bütün yükünü -orta sınıf başta gelmek üzere- çalışanların omuzlarına yüklemeye devam edemiyeceklerini görüyorlar. Onlar açısından bir diğer çıban başı, sosyal yardımlarla, devlet desteği ile ancak soluk alabilen milyonlarca kent yoksulu. Hiçbir üretim falliyeti sürecine dahil olmayan bu insanların sayısı giderek artarken, onları oyalayacak sosyal yardım kaynakları azalıyor. Uzun sözün kısası, liberal kapitalist düzenin bekçileri, azgınlıkta ipin ucunu kaçırdıklarının farkındalar. Erdoğan’ın aynı ittifakla yerel seçim sonrasında devam etmesini, bir yıla kalmadan artan toplumsal itirazlar sonucu erken seçime gitmek zorunda kalmasını, partisinin dağılıp gitmesini bekleyecek gibiler.

    Umut ve alternatif diye torbadan mevcut partilerden yeni bir ittifak koalisyonunu bize yutturmaya yeltenmeyecek kadar akıllı olduklarını umalım. Taşıyıcı sütunları adalet, gerçek bir yargı düzeni ve özgürlükler, gelir dağılımı ve zenginliğin paylaşımında manyaklık düzeyine varmış eşitsizliğin bir nebze azaltılması, tarım, eğitim meselelerine gerçekten el atılması olan bir demokratik restorasyona ihtiyacı var toplumun ve bu liberal kapitalist düzenin bekçilerinin. Yeni partinin önüne taş koymayacaklarını umalım. Değilse, halk daha beter koşullarda inlemeye devam ederken, kendileri de Meksika, Brezilya, Kolombiya ve Venezüella’da olduğu gibi, etrafı 3 metreye varan duvarlarla çevrili, iki giriş kapısı 24 saat görevli silahlı güvenlikçilerle denetlenen sitelerde yaşamaya, kurşun geçirmez araçlarıyla işten eve gitmeye mahkum bir hayata mahkum olurlar. Böyle olsun mu istiyorlar?

    Ne istediklerini en çok 1 ya da 1,5 yıl içinde göreceğiz. Akıllı olacaklarını, yeni partinin önünü kesmeyeceklerini umalım.

    • Yukardaki yazından alıntı “Siyaset ustası sanılan Erdoğan, Türkiye’nin dinamik toplumsal süreçlerinden habersiz, makro düzeydeki sosyal-siyasal eğilimleri okuma becerisinden yoksun, sarayına kapanmış ”

      sarayına kapanmış Erdoğan diyor.
      Buna da analiz diye sayfalar dolusu yazıyor.

      Kardeşim yürüyün pensilvanya ya.
      Sizin baharınız gelmeyecek bunu bilin.
      Yurt dışından atıp tutmayın fakir fukarının evladına yazık.

    • Yorumunuzda ” Erdoğan’ın seçmen desteği önümüzdeki 9-10 ay içinde yüzde 35’in de altına iner ” diyorsunuz Bernar bey. Sanırım Özaldan beri yani yaklaşık son 30-35 yıldır ”inmiş hali bile %35” olan bir parti ve lider gelmedi bu ülkeye hatırlayın biraz lütfen. Siz yine seçime son birkaç hafta kala, sonuç da malum olduğu için, seçim sonrasına dair bir ütopya kuruyorsunuz. Önceki seçimde yanlış hatırlamıyorsam ütopyanızı Saadet partisi ve Temel bey üzerinden kurmuştunuz. O olmayınca bu sefer ”yenibirparti” üzerinden kurgulamaya başladınız. Ne olduğu ve kimlerden oluştuğu meçhul olan bu ”ütopya” nın internet sitesi de benzer fikirleri ifade ediyor. Ama şu unutulmuş sanırım. Kurulmuş ya da kurulacak bir partinin amacı siyaset yapmak olmalıdır ve siyaset insan için ve insanla yapılır. Ortalıkta olmayan insanların siyaseti de olmaz. Fikirler somut kişilerin akıllarının ürünüdür, bir fikir sanal olarak geliştirilip, sonra ona insan toplanmaz. En azından bizim ülke için bu böyle. Bu yüzden bence bu seçim ve sonrası için ütopyalara değil, hatasıyla, sevabıyla gerçek insanlara bel bağlayın derim.

      • Necip Bey, bilinçli ve kasıtlı mı yapıyorsunuz bilmiyorum. Yorumlarınızdaki saygılı ve ölçülü dilinizi esas alarak, kasıtlı yapmadığınızı düşünüyorum: Bir önceki seçimlerde Saadet Partisi’nin alacağı oy oranında yüzde 2 yanıldım. Saadet’in yüzde 4’ü geçemeyeceğini, buna rağmen Saadet Partisi seçmeni olduğumu, Saadet Partisi’nin yakın geleceğin yükselen partisi olacağını söyledim. Şimdi size düşen ahlaki sorumluluk, arşivlerden seçimin hemen öncesindeki tahminlerimi bulup buraya kopyalamanız. Aksi taktirde, iyi niyetli bir okur-yorumcu olmadığınızı düşüneceğim. A-Haber’de duyduğunun aklında kalan kısmını burada ne dediği anlaşılmaz laflarla yazmaya çalışanların aksine, Bekir Bey, Didem Hanım ve sizi sözüne kulak verilir sağduyulu Ak Parti seçmeni yorumcular olarak izliyorum.

        Aklını bir parti ya da parti lideri ile bozmuş bir insan değilim. Yeni parti girişiminden haberdar olmasam, tüm kalbimle desteklediğim Saadet Partisi’nin MHP ile birlikte yakın gelecekte oy patlaması yaşayacak iki parti olacağı fikrileyecekmde ısrarcı olurdum.

        Siz, yeni partinin Gül, Davutoğlu gibi birkaç AK Partili şahsiyetin girişimleriyle, onlar etrafından ve onlar istediği için kurulacağı sanısındasınız. Alakası yok. Önceki hafta “yeniparti.org” sitesiyle birkaç gün için gündem oluşturan soytarılığın kimi aklı evvellerin amatörce bir oyunu olduğundan bile haberdar değilsiniz. Gerçek bir umut olup hakikaten yığınları ardından sürükleyecek, motor gücü dindar-muhafazakarlar olacak bir kitle partisine ihtiyacı var Türkiye’nin. Siz tuhaf bulabilirsiniz, ama, gerçek şu ki, liberal kapitalist düzenin koruyucu kollayıcı güçleri de bunun farkında.

        Bugünkü diğer yorum metnimde de söylediğim üzere, Erdoğan’ın usta bir siyasetçi olduğu koca bir balon. Erdoğan’ı bugüne kadar ayakta tutmuş olan, AK Parti’nin ilk dönemlerindeki sıradışı tarihsel başarıları ve muhalefetin sefilliği. Dindar kadroları tasfiye edip lider kadrodaki insanları birer birer eledilkten sonra ne hale düştüğü ortada. Hiç, ama hiçbir alanda sorun çözücü değil, hiçbir başarısı yok. Alın işte o üzerine güzellemeler döşendiğiniz başkanlık sisteminin 9 ayda içine düştüğü ibretlik durumu. Liderinden izin almadan TV ekranlarına bile çıkamayan yıllanmış siyasi figürleri “bir umut” diyerek sahaya süren, halkın temel sorunlarıyla hiçbir ilgisi olmayan beka vs. sabuklamalara sığınıp kalan çaresiz bir lider.

        Ne Erdoğan Türkiye’nin nerede olduğunu görebilecek çapta bir siyasetçi, ne de yakında olacakları öngörebilen çapta insanlar var etrafında. Lideriyle, danışmanlarıyla, heyecanlı seçmenleriyle, AK Parti, şehir kuşatılırken içeride meleklerin cinsiyetini tartışan papazlar gibi adeta. Muhalefetin sefaletine bakıyorsunuz, bayrak, ezan, dış güçler, iç güçler sabukalamalarıyla yola devam edeceğinizi düşünüyor, durumdan pek emin olamadığınızda da halkın CHP’ye ve İyi Parti’ye pek yüz vermeyeceği gerçeğine sığınıp rahatlamaya çalışıyorsunuz. Neyin geldiğinin hiç, ama hiç farkında değilsiniz. İçinde yaşadığı toplumun ne Erdoğan ne de sizler farkında değilsiniz.

        Google arama motoruna “Flormar işçileri” yazın, sonra arama sonuçlarında “resimler” tabına tıklayın. Yakında, Süleyman Soylu’nun polislerinin grev çadırları önünden, işyeri önündeki protesto gösterilerinden karga tulumba sürükleyip götürdüğü başörtülü bayanların resimleriyle dolup taşacak sosyal medya.

        Yakında yerel seçim tahminlerimi de paylaşacağım. Benim tahminlerimden, korkulduğu kadar kötü olmayacak seçim sonuçlarından rahatlamaya düşmeyin ama. Erdoğan ve Ak Parti miyadını doldurdu, uzatmaları oynuyor. Kısa vade için seçimlerden güçlenerek çıkmış görünecek tek parti var: MHP. O da, yeni partinin ivme kazanmasıyla kendisine AK Parti’den gelecek oyları yitirip geleneksel oy oranına geri dönecek.

        Yerel seçim, Kılıçdaroğlu, bunlar ezanımızı ıslıklıyorlar ey millet, söylecek sözün yok mu Fehmi Koru falan filan derken olanı ve olacakları tümden gözden kaçırıyorsunuz. Adım adım yolun sonuna yaklaştığınızı göremiyorsunuz. Ufukta ya zinde güçlerin dışarıdan MHP destekli CHP-İyi Parti koalisyonu var bir süreliğine, ya da yeni parti fırtınası.

        • Bernar bey ben sizin Saadet partisi kazanacak dediğinizi söylemiyorum, sadece o zaman onları gözünüzde ütopik şekilde idealleştirdiğinizi ifade ediyorum. Düşündüğünüzün tersine ben yeni parti söylencesiyle bahsettiğiniz malum üçlüyü ilişkilendirmiyorum. Eski ayları kırpıp kırpıp yıldız yapmak masallarda olur. O internet sitesi de dediğiniz gibi erken doğum amacıyla yapılmış ayrı bir spekülasyon, manipülasyon büyük ihtimalle, bunlar siyasi taktiklerdir, uygulanmış olabilir, size katılıyorum. Ben sadece bahsettiğiniz kitle partisi ihtiyacının halen Akparti ve Erdoğan tarafından karşılandığını söylüyorum. Dışarıdan, yapay, zorlama mühendisliklerin artık işgörmediğini, doğal olmayan siyasal yapıların bu ülkede tutunamayacağını ,ifade ediyorum. Bu milletin Erdoğana ve partisine tanıdığı kredi henüz dolmadı. Bu krediyi bitirmek için yapılanları halk farkettiği için, ekstra kredi de açıyor artık. Dışarıdan sevk ve idare edilen dindar-milliyetçi-muhafazakar bir muhalefet oluşturulma çalışmalarını da bazı yorumcular yıllardır zaten yazıyor. Ben bu suni çabaların sonuç vermeyeceğini, çünkü devlet mekanizmalarının artık bu konularda gerekli ve yeterli önalma faaliyetinde bulunduklarını düşünüyorum. Siz dışarıdan ve uzaktan farklı sanılara kapılabilirsiniz, normaldir. Bu ülkenin derin güçlerinin de, zinde güçlerinin de milletin de değiştiğini farkedin artık. Yoksa daha çok ütopyalar yazmak zorunda kalacaksınız.

          • O zaman şöyle yapalım Safa Bey. Ben sizlerle seçim sonuçlarına ilişkin öngörülerimi paylaşayım ve 1 Nisan sabahına kadar gönüllükle kenara çekileyim (sakın size kızdığımı ve içerlediğimi düşünmeyin lutfen, gerçekten alakası yok).

            Ankara: Millet İttifakı. Yüzde farkı: en az yüzde 4
            İstanbul: Cumhur İttifakı. Yüzde farkı: yüzde 3
            Eskişehir: Cumhur İttifakı: yüzde farkı 2
            Antalya: Millet İttifakı: yüzde farkı 3
            Adana: Millet İttifakı
            Bursa: Cumhur İttifakı: yüzde farkı 2

            Cumhur İttifakı’nın başkanlık seçimlerine göre Türkiye genelinde yaşayacağı oy kaybı: yüzde 6

            Allah izin verirse, sonuçlar beni madara edecek kadar farklı çıksa bile, 1 Nisan’dan itibaren buradayım -inşallah daha kısa metin parçacıklarıyla 🙂

            Önümüzdeki üç hafta boyunca herkese sağlıklı, huzurlu günler diliyorum. Yerel seçimler hayra vesile olsun.

          • Safa bey siz de bi ortasını bulamadınız gitti haa; şimdi bizim ahmet hamdi de çıkıp “hesabı ödemeden nereye gidiyorsun?” diyecek; hoop sabah gene herkesten önce sn.bernar kılıcını kuşanmış bi şekilde yorumunu döşenmiş olcak:) bu kaçıncı sahne bilader; bi ben mi yoruldum yoksa herkes mi..? Neyse, işler de birikti zaten…

        • Sn.bernar “Sayın Koru da dahil olmak üzere, hem iktidar yanlısı hem de muhalif insanlarımızın ortaklaşa…” diye başlayan yorumunuzu görünce ilk anda hepimizden bi güzel özür diliiceenizi sanmıştım ama neyse ki bi hayal kırıklığına daha uğramış olarak kendime geldim sayılır:) öncelikle elindeki kırık bira şişesini yavaşça yere bırak! Üstü başı dökülen tiner bağımlıları gibi şimdi de en kıymetli yorumcuların karşısına geçip olur olmaz en ağır ithamlarda ve iddialarda bulunuyorsun, akıllara zarar iftiralar atıyorsun… Paçalarından cehalet akan güya muhalif barzoların durumundan tamamen ümidi kestin ki aklıselim sahibi yorumculara gözdağı vermeye kadar vardırdın yani..! Olay çıkarmasak diyorum…

  9. İÇİŞLERİ Bakanı Süleyman Soylu ne demişti?

    Şunu demişti:

    “Avrupa’da, Almanya’da terör örgütünün toplantılarına katılıp da ondan sonra Antalya’da, Bodrum’da tatil yapanlar var ya… Onlar için de tedbir aldık. Hadi gelsinler bakalım, havalimanlarından içeri girsinler.”

    *

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Soylu’nun bu sözleri üzerine Antalya’da yaptığı konuşmada şöyle dedi:

    “Yurtdışından gelen turistler de terörist olacakmış! Bilmem ne toplantılarına katılıyorlarmış! Türkiye’ye geldiklerinde yakalayıp karakola götürecekmişiz. Akla bak! Elin Almanından ne istiyorsun?”

    *

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun en büyük sorunu…

    “Elin Almanından ne istiyorsun?” diye sormaya heves ettiğinin yarısı kadar… “Elin Almanının PKK terör örgütü toplantısında ne işi var?” diye sormaya heves etmemesidir.

  10. Çay saati… Bi ara türklerin milli içkisi hangisidir diye bi kapışma çıktıydı; kimisi bira, rakı derken kimileri de ayran, çay diyordu. En eskisi kımızdır halbuki:) sonra ayran gelir, ardından çay ve kahve. Ama artık en popüler olanı da çayımızdır. Spirituslardan tabii en eskileri şarap ve rakıdır. Biracılık bizde sonradan gelişmişse de bugün dünyanın en kaliteli markalarıyla rahatlıkla boy ölçüşebilecek nitelikte(çoğunlukla da daha iyi) markalara sahibiz. Ben de bekir bey gibi yıllardır oy kullanırım ve bi kere bile küçücük bir hediyeye rastlamış değilim:( yalnız içerken kahve poşetlerine dikkat edilsin; kalitesi mehmet efendi gibi değilmiş!!! Bekir beyin chp cumhuriyet altını verse gene oy vermem iddiasını görüyorum ve arttırıyorum: bana işbankasındaki hisselerinin tümünü verseler gene oy vermem bu muhalefete! Verecek olanlara da şimdiden geçmiş olsun:( yalnız bir gün saadetin şeriat dedesi elinde bi kutu bomonti birasıyla kapıya çıkar gelirse işte o zaman durum değişir:)))

  11. İslam coğrafyasında da güzel ülkemiz Türkiye’de de ezanları bugüne kadar kimse susturamadı. Ne emperyalist işgalciler susturabildi ne de 18 yıl boyunca zulüm etmeye çalışan CHP zihniyeti susturamadı. Ne idüğü belirsiz üç beş çapulsuz mu susturacak!

    Ezanı ıslıklayacak kadar aşağılaşan bu edepsizlere gerek devlet eliyle gerekse sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla bir ders verilmelidir.

    En önemli ve acil işlerden birisi sivil toplum kuruluşları tarafından organize edilecek bir yürüyüşle olay protesto edilmeli ve memleket semaları ezanlarla inletilmelidir….Buna öncülük etme babından Saadet partisi başı çekmelidir…sadece Erbakanın hatrına…

  12. muhalefet hamsi kafası diyetine başlamış olmalı, ne kadar az konuşursam, ne kadar ortada görünmezsem hakkımda o kadar iyi intiba elde ederim bu da oyuma yansır zekasına erişmiş görünüyor, eh meydan da akp ye kalıyor tabii. muhalefet partilerinin içinde lider yok, getirilmiş ve bir türlü gönderilemeyen başkanları var. girdiği her seçimi kaybetmiş birinin söyleyecek neyi olabilir ki? eh meydan da erdoğana kalıyor tabii. uzun yıllar boyunca iktidar olan bir partinin propaganda üstünlüğü olması da beklenir zaten. medya üstünlüğü de bir siyasi zekanın sonucudur, geçen yıllar boyunca hükümetler gazeteci mekanlarında devşirildiğinden medyanın önemini ehli bilir diyelim. muhalefet, ehli olmadığından bilmez, iktidar kendi medyasını inşa ederken onların neden armut topladığını ehli olmamakla açıklayabiliriz zannedersem. şimdi bu hamsi kafası diyeti belki bu konuda da bazı aydınlanmalara sebeb olur bir sonraki seçimde sayın koru muhalefete acıların çocuğu tadında acıların partisi muamelesi çekmez. yabancı misafirlerin propaganda üstünlüğü konusunda ne düşündüğünü de dert etmemeli fehmi bey, çünkü bu yabancıların çoğunun kendi ülkelerinde hdp-pkk ya her imkanı seferber ederek, iktidar partisine de bütün imkanları kapatarak propaganda üstünlüğü meselesine hiç yabancı olmadıklarını göz ardı etmeyelim derim.
    Medyada ve sokakta propaganda üstünlüğü bir partiye seçim kazandırır mı? diye soruyor sayın koru ve cevabı da hayır olarak veriyor. ben de aynı fikirdeyim. lakin cumhur ittifakına seçimi neyin kazandırabileceği sorusundan önce muhalefetin girdiği bütün seçimleri neden kaybettiği sorusunu sormak gerekir. özellikle Ya buna rağmen gidiş değişmezse? diye sormanın anlamlı hale gelmesi isteniyorsa. çünkü bundan önceki seçimler boyunca yine bu satırlarda sayın koru benzeri yüzlerce soru sordu durdu da bir anlamı olmadı.
    iş döndü dolaştı yine ”Türk siyasi hayatının şimdiye kadar gördüğü en başarılı ve sonuç alıcı siyaset ustasının Tayyip Erdoğan olduğu gerçeği…” ne geldi…

    • Konuşurlarsa mahkeme ve hapis var. Ben de merak ediyordum, ortalıkta malzeme bolluğu varken niye susarlar diye. Hanimefendi örneği yeteri kadar açıklayıcı. Sonunda yuksem para cezası ve hapis ihtimali var

      • Tarhan bey muhalefetin az konuşmasının sebebi hapis korkusu değil, belki ” sanki hepsini yöneten bir yer var” cümlesindeki o yer yada birileri ile tanışma durumu olabilir, tamamen bilinçli yani. Aslında bunu dünya görmüş Didem hanım daha iyi biliyir bakma sen.

        • ” sanki hepsini yöneten bir yer var” cümlesi nerede geçiyor ve Didem Hanım’ı tam olarak neyle itham ediyorsunuz anlamaya çalışıyorum. Açıklayabilir misiniz Baran Bey?

          • Deniz bey o ifadeyi tuncay özkan chp yönetimi ve dersimli kemal için kullanmıştı! Baran biraz karışık cümle kuruyor…

  13. Bir yerlere sıvışmaya niyetim yok, H. Gayret Bey. Hoşgörüyü zorlar çoklukta metin girişi yaptığımın farkına vardım, doğrusunu yapıp az biraz geri çekildim. Kendimi gündelik siyasetin hırçın diline kaptırmış halde yakaladığımda kendi kendimden rahatsız oluyorum. Yanısıra, BADUH isimli okurun son haftaların en harika ifadesinin altında ezildim biraz, söz üretmekte zorlanıyorum. Hepsi bu.

    • Tamam, öyle olsun mösyö bernar; yalnız özellikle de bayan okurlarımızı paylamak istediğinde ya da kaba saba bişeyler yazmak istediğinde hiç çekinmeden gelip ağzına geleni buralara karalayabilirsin gene..! Bazen düşünüyorum da acaba bütün okurlardan ve sayın yazardan da mı bi özür dileseydin ama neyse; herkesi de ben eğitecek değilim heralde…

      • hoş bulduk, H. Gayret, bilmukabele.
        ben yokken boş durmamışsınız, roman tadında yorumlar gördüm. bi müsait zamanda bakayım neler paylaştınız…

        • Sevinirim didem hanım:) biraz bernarla uğraştık; dün faysal bey de en sonunda onun üstüne yürüdü; biraz kendine çeki düzen verir gibi olmuştu ama işte bugünkü hezeyanları gene ortada! Neyse, bi çaresine bakcaz artık…

          • Ben hala Sayın Koru’nun 9 Mart tarihli yazısının altında “Muhterem H. Gayret Bey” başlıklı özür yazıma hakkaniyetli bir karşılık bekliyorum sizden. Zatı alinizden yana yıkıla, bir A4 belgesi ebadında özür diledim, hala bir takdir iması göremedim 🙁

            Geçenlerde bana daha başka kimlerden özür dilemem gerektiği konusunda bir liste sunmuştunuz. Size yönelik özür metnimden sonra hala ısrarlı mısınız o listede?

  14. Sandığa giren değil, çıkan önemli. Sandığa hillary girdi, trump çıktı. Geçen hafta gezicinin anketlerini okudunuz. Seçimden iki saat sonra, +-gezici anketi sonuçları, birebir çıkarsa şaşırmayın.

  15. Bahar gelecek Femi Bey,
    Sinsilere,tedbircilere ,takiyyecilere bahar gelecek.
    Papaz demiş MART ın sonu bahar.
    Aman çözülme olmasın.

  16. Ak Parti doğrusunu söylemek gerekirse, yaptığı işi eline yüzüne
    fazla bulaştırmadan – CHP’ye nazaran daha iyi beceriyor. bu bakımdan
    Milletin ve DİNİnin aleyhine yaptıkları işlerde CHP’den daha tehlikeliler ;
    SOKAR-Sezdirmez de İşte buna denir. Halkın ezanına, dinine, ailesine
    KARŞI apaçık HARP ilan edeceğine, SESSİZ ve DERİNDEN işi bitiriyor.
    Baksanıza, Kreşe gitme yaşı, nerede ise bebeklik çağına indiriliyor,
    O konforlu SPOR SAHALARI spor Akademisine dödürülüyor, TURİZM’de
    şeytanın aklına gelmedik atraksiyonlar, kadını -aile reisinden, kendi
    erkeğinden kurtarıp, ( evinden eşinden, çocuğundan edip ) yabancı
    erkeklerin vesayetine terk ederek, gayrimilli geliri (LÜX HAYATI)
    yükseltmiye çalışıyor. Hani, lüx hayat için çalışanlar gibi.
    Makyavel ne demiş : ” AMaç vasıtayı MEŞRU kılar “. Oysa, İslama göre,
    ölmiye mahkum olmadıkça hiçbir haram HELAL kılınamaz.
    ŞU da iyi bilinmeli. İSLAM (olmak için) ASLA baskıcı değidir.
    İslam TEKLİF yapar. Kimseyi ZORLA MÜKELLEF (ki, o zaman ödevli,
    yükümlü yapmış olur) KILMAZ. Ancak, Müslüman da ENAYİ olmamalıdır.
    İslamı KABULLENMİŞ ise, onun Progrmına (emir ve yasaklarına)
    SADAKAT göstermelidir. Yanlış YAZILIM kullanmadı ise.

    Geçmişteki muhafazakar sağ partilere nazaran 3 yerine 4. dönemlerine
    de, BATInın fırsat vermesi bundan ileri geliyor. DİZAYNCI’LARIN tam
    da dişine göre bir EKOL.

    AKP, ZENGİNİ, dolayışa ile BATILI Sermayeyi daha da zengin ederken
    öteki ahmaklar gibi fakiri de ihmal etmeyip, onlara da birşeyler vermiyor değil.
    Yani, para ZENGİNDEN, OYLAR ise, FAKİRden ve de OKUMUŞ kadınlardan.
    Hani, ananız (orta-alınteri ve can döken-mü’min sınıf) da DERT YESİN,
    demiş ya.
    Yoksa, o kadar Nüfusa ÇAY mı dayanır, KAHVE mi ? Korkarım,
    bu DEĞİRMENİN SUYUnda da DEVLET ! Kesesinden akar GELMESİN.
    Ben, bir LAHMACUN’a OYunu, (namusunu) satan alçaklar bulunduğunu
    yakınen bilirim.
    Hasılı, Ak Parti, kendine verilen görev, program ışığında, neyi, nasıl,
    ne zaman, ne şekilde, NE İÇİN yapacağını _T.özal’dan daha iyi – biliyor.
    O yönü ile İBRETLİK ve TAKDİRE ŞAYAN.
    Allah şuurlu ve idrakli yaşamayı ve yönelmeği nasip etsin, cümleye.

    NOT : Ali Güzel’i TEYİDEN ;
    R.T.Erddoğan 1989 Beyoğlu Belediye Başkanlığını,
    Dr. Mehmet Akdemir G.Antep M. Vekilliğini,
    Doç. Kahraman Emmioğlu Gaziantep Belediye Başkanlığını
    benzer şekilde ve daha ziyade “teknik nakavtla” kaybettirildi.
    Bunlar da Muhsin Yazıcıoğlu, U.Mumcu, Karabağlar masumları
    gibi FAİLİ Meçhul görünenlerden olup En Yüksek MAHKEMEDE
    hesabı HAKİMLER HAKİMİNCE GÖRÜLECEKTİR. (Kimse, orada
    da, her önüne gelen İT – af-af diye – Bağışlanacak SANMASIN.
    ” Ayet, vemen, ya’mel misgale zerretin şerran Yerah ” Biz buna,
    ve ” ĞAYBA” sadece, inanmıyoruz, İMAN EDİYORUZ. İman eden
    için şu kısa Dünya Hayatı uğruna DEĞER Mİ ?

  17. Bunca yıldır Ak Parti’yi desteklerim.Bir kez olsun
    kapımızı çalmadılar.Ne kahve
    getiren var,ne çay.Ama ben oyumu gene de Ak Parti’ye
    vereceğim.

    Ak Parti bir şey getirmiyor ama,mahallemizdeki muhtar adaylarından biri alış verişte kullanmamız için üzerinde ismi yazılı bir bez poşet bırakmış kapımıza.Ama oyumu bu adaya vereceğim çok şüpheli.Yani kapıya bir şeyler bırakarak falan benim oyumu almak mümkün değil.Mesela CHP kapımıza 50 tane cumhuriyet altını bıraksa gene oyumu alamaz.

  18. Durumun kritik olduğu a haberin bim marketlerle ilgili fiyat spekülasyonu ile karını yuzde 30 arttırdıgı haberi ile kanıtlanıyor.

  19. Erdoğanin önceden hazirlanmış 8 Martta piyasaya sürülmüş seçim malzemesinin standini Adanada vererek bu haftaki seçim propagandasına, hizli başladi.
    Sanki o kadinların anlınlarında CHP ve HDP yaziyormus gibde Kendinden Emin.

    “Taksim’de CHP ve HDP’nin öncülüğünde güya Kadınlar Günü için bir araya gelen bir grup, ezana ıslıklarla, sloganlarla terbiyesizlik ettiler. Bunların tek ittifakı ezan bayrak düşmanlığıdır. Bazı değerler var ki bunlara saldıranlara saygı duymamız mümkün değil. Bu ülkede millet düşmanı, bayrak düşmanı, ezan düşmanı, vatan düşmanı, devlet düşmanı kim varsa hepsinin karşısında olmak namus borcumuzdur. Bu mesele siyaset meselesi değildir, bizatihi onur meselesidir. Eğer biz 3-5 oy için onlara göz yumarsak ecdadımızın da evlatlarımızın da yüzüne bakamayız. Onun için bu ezan ve bayrak düşmanları ile sonuna kadar mücadele edeceğiz.”
    Bu konuşmasi bitince Cübeliler soluğu sokakta almişlar.

    • nurdan hanım! kadınlar ıslığın polis barikatına olduğunu açıkladılar.
      -milleti birbirine kırdırmaya çalışıyorlar. dün bir yorumcu ısrarla bu durumu kaşıdı. okurların onun tuzağına kolaylıkla düşmesine üzüldüm. onun için yorum yazmak zorunda kaldım.
      – bu ülkede hiç kimse ezanı ıslıklamaz.
      – bunlar kabataş yalancısı.

      • Dün umut’un yorumuna cevap vermeden önce ezan ile ilgili o videoyu seyrettim. Doğrusu o videonun önünü sonunu düşünmeden ezan protesto ediliyor kanaatiyle yazdım. Lakin, kimseye hakaret etmeden Müslümanların sorumluluğunu irdeledim.

        Ezan konusunu, Ahmet Hakan bugün işlemişti ki yaklaşımına kani oldum.

        Ama bu, ülkemizde, dini değerlere hazımsız yığınla kitleler oldugu gibi yine o yoğunlukta kitlelerin, inancını yaşamakta-yaşamakta acz içerisinde olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.

        Umut’un yaptığı ise tuzak değil belki de duyarlılığın zirve noktasında hezeyan gibi bir şey. Hangimiz yapmıyoruz ki?

        • hasan bey! bir de yıldıray oğuru okuyun isterseniz. ayrıca, kadın dernekleri de konu ile ilgili açıklama yaptı. ıslığın polisin barikatını protesto ıslığı olduğunu. İşin bir boyutu bu.
          – Şimdi, gelelim işin diğer boyutuna: kabataş yalanı ortaya çıkmasaydı. yani bunların bu konulardaki sicili oluşmasaydı. ahmet hakan ve yıldıray oğur bu konuyu yazmasaydı ne olurdu?
          – muhtemelen kadın derneklerinin açıklamasını zaten göremezdiniz (ki henüz haberiniz yok) ve ortada sizin gibilerin bilebileceği ve tavrını ona göre belirleyeceği birtek bilgi kalacaktı. bu durumda da feminist kadınlara yapacağınız kötülüğün sorumluluğu kime ait olacaktı? sorumluluğu başkalarına mı atacaktınız?
          – nitekim bilinemeyen gerçekler nedeniyle sivasta 37 kişi yakıldı. çorum olayları, kahramanmaraş olayları vb. hiç mi akıllanılmaz anlamıyorum.
          – işin üçüncü boyutuna gelince: el hak iftira doğru olsun. yani kadınlar (ya da bir grup kadın) ezanı protesto etmiş olsun (burda da bu işin provakasyon amacıyla derin devlet tarafından yaptırılma ihtimalini de eleyerek yazıyorum), islam bundan zarar mı görür? kafanızdaki islam bu mu? en fazla “bazıları densizlik yapmış” denilebilecek bir durumu (ki öyle birşey de yok), hem ordaki bütün kadınlar yapmış gibi sunmak ve hem de ıslıkladığı iddia eden topluluğa yönelik linç girişimi başlatmak, onunla da yetinmeyip, bir parti haricinde herkesi ordaki yapıldığı iddia edilen eyleme ortak olarak sunmak sizce makul ve aşırı duyarlılık mı?
          – bizler, birlikte huzur içinde yaşamanın, insan gibi yaşamanın, herkesin kendi inancını, kendi yaşam şeklini, herhangi bir baskıya maruz kalmadan yaşayacağı değerler sistemine ulaşmadıktan sonra hep birilerinin koyun gibi güttüğü toplumlar olarak kalırız. bizim niyetimiz değil, aklımızı kullanıp kullanmamamız fark oluşturuyor.
          – tekrar soruyorum: ahmet hakanı okumasaydınız ne olacaktı? bunun üzerine düşünün ve tavrınızı ona göre yargılayın.
          – şöyle bir ipucu vereyim: muhtemelen orda yer alan insanlara karşı düşmanlık besleyecek ve her fırsatta o düşmanlığı tekrar ortaya çıkaracak, çevrenizdeki insanlarda da benzer düşmanlığın oluşması için çaba gösterecektiniz. sonra da, fitnenin ne kadar kötü olduğuna dair vaaz verecektiniz. Kusura bakmayın ama yaklaşımınızın pratikteki yansıması benim yazdığımın benzeri olacaktı.

          • Hamza bey; dün umut’a yazdığım yorumu ve cevap yazmaya yeltendiğiniz şimdiki yorumu mu tekrar (beni anlamaya çalışarak) okumanızı temenni ederim.
            Nitekim bu yazdıklarınız karşılık oluşturmuyor ve farklı zaviyeden yaklaşıp konuyu farklı kulvara taşıyorsunuz.

          • Hasan bey merhaba! ben sizi anladım. siz ıslık olayında müslümanların suçları olduğunu belirtiyorsunuz.
            – Fakat benim size anlatmakta zorlandığım kısmı, böyle bir olaya ehemmiyet vererek, olayın toplumsallaşmasına, yaygınlaşmasına katkıda bulunmuş olmanızdır.
            – velevki, ezan okunurken ıslık çalınmış olsun. bu durumda bile, üzerinde durulmayacak bir konuya balıklama dalmak, toplumun bölünmesine bir şekilde katkıda bulunmaktır. ben bunu anlatmaya çalışıyorum.
            – eğer dine, islama saygı arıyorsanız, taksimdeki olaya kadar dikkate almanız gereken o kadar çok şey var ki… fakat onları es geçip, taksimdeki olay üzerine, kışkırtma amaçlı, fitne amaçlı bir yorumun peşine düşüyorsunuz. ben size bunu anlatmaya çalışıyorum. yaptığınız yorumda, ıslığın nedenini müslümanların genel davranışlarındaki kötülüklere bağlamanız bu gerçeği değiştirmiyor.
            – Tekrar ediyorum: birilerinin (velevki yapmış olsunlar) ezanı ıslıklamasının peşine düşmemek gerekiyor.
            – Eğer amaç islamsa, öncelikle gerçek islam için nasıl davranışlarda bulunulması, nasıl yaşanması, neler yapılması ve nelerin yapılmaması üzerinde kafa yorulmalı. bunlar da başkalarının değil, kişinin kendi davranışları üzerine kafa patlatmasını gerektirir.
            – yok eğer amaç cadı avı ise, kimin islama aykırı olduğunu, kimin islama hakaret ettiğini, kimin islama saygısızlık yaptığını tespit ise: “Allahın bütün vasıflarına sahip bir lidere sahibiz” vb. sözlerden başlanması gerektiğini düşünüyorum
            – Allaha eşitlik iddia edilirken, islam adına kötülükler yapılırken islama zarar verilmiyor, islama hakaret edilmiyor fakat ezan ıslıklandı diye hemen galeyana gelip, bir-iki laf etme ihtiyacı duyuyorsunuz. Müslümanların hatalarına vurgu yapmanız tabii ki önemli, ancak kuyuya atılan taşı çıkarma uğraşınız esas sorundur.

          • hasan bey! iyiniyetinizi ve olaya yaklaşımınızı (ıslıklama olayına inanmanıza rağmen, bunun nedeninin müslümanların yanlışları olduğunu vurgulamanız anlamında) takdir ediyorum.
            – amacım sizi rencide etmek de değil. şahsen size saygı da duyuyorum.
            – Ben, böylesi olaylara yaklaşımın öneminden bahsetmeye çalışıyorum.
            – böylesi olayları ciddiye alıp, peşine düşersek, gidilebilecek yer konusunda düşüncemi yazmaya uğraşıyorum.
            – iftira, ezanın ıslıklanması boyutunun ötesinde olsaydı sizin de tavrınız daha farklı olacaktı. başka bir durumda müslümanları suçlamayacak, belki de karşı tarafın ellerinin kırılmasını savunacaktınız. bu nedenle, yaklaşımlarımızı (sizin özelinizde de sizin yaklaşımınızı) düşünmemiz ve olaylar karşısında farklı bir yaklaşım geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
            – bugün karar okurlarında “musto” lakaplı bir okur, kendi öğrenciliği döneminde kayseride yaşanmış bir olayı anlattı.
            – solcu öğretmenlerin sinema salonundaki toplantısı öncesi kayserideki camii kebire molotof atıldığını, bunun üzerine solcu öğretmenlerin toplandığı sinema salonun ateşe verildiğini anlatıyor. sivastaki madımaktan önce, kayseride ölümler olacaktı diye belirtiyor. (bu arada mustonun da sinema salonunu ateşe veren grubun içinde olduğunu ve öğretmenlere taş attığını yazdığını da belirteyim)
            – tekrar ediyorum: böylesine şeylerin peşine düştüğümüzde, birde bakmışız gırtlak gırtlağa gelmişiz. sivas olayları, çorum olayları, kahramanmaraş olayları benzerlerinin içinde kendimizi buluruz. hep de biz haklı oluruz. Onun için bu tür olayların peşine düşmememiz, bu tür olayları kaşıyanların ateşine odun atmamamız gerekiyor.

      • 15 Temmuz da sala okuyanları tartaklayanları unuttunuz galiba
        Yıllarca ezanı Türkçe okuyanları da
        “ Bu ezanlar yurdum üstünde inlemesin hoca mı kessem “ diyen kadında orada idi

      • Hamza bey! Aynen öyle.
        Havuzu ile trolleri ve reisleri ile kendinden olmayanlara “İFTİRA,” at “YALAN,” söyle ” HAKARET,” et haşa Allahi bırak KULA KUL KÖLE OL,”
        KOLTUK İÇİN,” VATANI MILLETI BÖL…..
        daha sonra kalk EZANI VE İSLAMI kendine kalkan olarak kullan…..
        Tıpki bundan 2 gün önce Ocak Medyada seçilmiş yazarlardan Habartürkün bayan yazarinin “ABD meclisinde Müslüman olmak” başligi ile yazdiği yazisında, yeni seçilmiş iki Müsluman millet vekillerini mağdur olarak tanitmasi ve acindirmasi, gibi.
        Halbuku anlatiklari tamamen çarpıtma.
        O ikiside seçildiklerinde Amerkalılar sevindiler basin olsun herkesin ilgi odağı oldular.
        Peki onlar ne yaptı? Filisti asıli olan kadin yemin ettikten hemen sonra Trumpa F……mother diye küfür etti.
        Somalili Ilha Omer de Yahudilere, ve ölen senatör John MecCaina e saldirdi. O kadar cahilce konuşuyorki kendi kendini rezil ediyor.Obamayide övecem tam diye farkinada olmadan aksine eleştirip kotuledi.
        Sözün kisasi ikiside resmen İSLAMI kendi cahaletlerine kalkan yapip kendi kendilerini rezil ettiler.
        Onlarin terbiyesizlikleri Islama mal edilmeye çalişilirken, Kendisde Israili Yahudi olan senetör Bernie Sanders Onlari savundu, ve Israiln politikalarini eleştirdi.
        Ben şahsen ikisininde kazanmalarına değıl İslami temsil etmelerine üzüliyorum vede gönlum razi olmiyor.
        Tıpki AKP gibi DININ şidetle yasakladiği vede Allain laânetlediği bütun pislikleri yaparlar! Daha sonrada Havuzcular tarafinda mahsun gösterilirler.
        Esas Amerkada ömürleri Türküye Cumhuriyetinin aleyhinde propoganda yapip şikayet ederek geçirmiş simdi ayni zamandada ABD li evliliklerinden olan çoluk çocuk cumbur cemaat Kavakci Sülalesini Turkiye Cumhuriyetini tepe noktalarina yerleştırip sonrada takiye yaparak millete ABD ye meydan okuyoru yutturup ABD de Çiftlikler ve Villalar alip yatirim yapiyorlar.

        Acaba Millet uyanmsin dieymi! Yoksa bütun sahtakarliklarini kapatmak icinmi sık sık Vatan, Millet, Ezan, Bayrak , Edebiyati yapmak ihtiyaci duyup milleti birbirine düşürüyorlar?
        Aslinda sebepleri anlatmak icin 100 sayfalik bir kitap yazmak lazim.

    • İki kelam da ezanı ıslıklayanlara kelam et bari… çıksın kemal ve hdp desinler o zaman bizim ezanla bayrakla bir sorunumuz yok… kemal desin o zaman ben dine saygılı bir chp nin Yılmaz savunucusuym, desin bakalım hdp ne kürdistanı burası Türkiye… sana mı kaldı onları savunmak…Dna na işlemiş senin Erdoğan kinin ve düşmanlığı…çakalları savunacak hale gelmişsin haberin yok… Napacak bahçeli ve erdoğan ortalığı hdp ve chp ye mi bırakacak.veya fetöye…geç bu işleri…. Adamlar seçim arefesinde gol pası veriyor al vur gol olsun diye…erdoğan da topu taça mı atacak… vurdu ve gol oldu.. o kadar….Merak etme nurdan erdoğan da gitse bahçeli de gitse, devir değişti..siz milleti kendiniz mi zannediyorsunuz…sosyal medya da borunuz ötebilir ama gerçekler sahada…

  20. Sayın Fehmi Koru Bey;

    Yorulduk artık. Kamplaşmadan, iftiradan, gerginlikten, yolsuzluktan, kıfayetsiz muhterislerden, yalandan, nefret söylemlerinden.

    Yorulduk artık.saygılarımla.

  21. Türk siyasi hayatının şimdiye kadar gördüğü en başarılı ve sonuç alıcı siyaset ustasının Tayyip Erdoğan olduğu gerçeği… Bu cümlenizin nedeni baskı ve tehditler olabilir mi Fehmi Bey… Geçen gün Meral Akseneri hapisle tehdit eden bir cumhurbaşkanı gördük. Az önce de bir haber gördüm Mansur yavaş hakkında 2 yıl hapis istemiyle dava açılmış.
    Demem o ki muhalefet boşuna seçim için uğraşmasın. Ak parti İstanbul ve Ankarayi kaybetse bile kayyum ile bir şekilde geri alacaktır. Bütün hukuk yolları kapalı… Zaten şimdiden bahaneleri söylemiyorlar mı? Güya CHP adaylarının yaklaşık 300 küsür Hdp’li diyorlar.
    SAYGILAR SEVGİLER

    • Kemal Kılıçdaroğlu’nun “yalan siyasetine” alışkın olanlar için, Akşener’in yalancılığı dudaklarda hoş bir tebessüm bıraktı…Denizlililere, “Erdoğan size terörist diyor” dedi…Hem “yalan” söyleyip, hem “sıvamak”, Kemal Bey’in becerebileceği bir iş…Hakkını mahkemede arayacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı nasıl cevaplıyor: “Ben 28 Şubat’ın tanklı-tüfekli paşalarından korkmamıșım da, zamanında onlardan korkanlardan șimdi niye korkayım? Hodri meydan!”…Kusura bakmasın ama 28 Şubat’ın tanklarından korkmayan Meral Akşener, 15 Temmuz’un tankları ortaya çıktığında, yalanda da olsa, bir açıklama yapma “cesareti” gösteremedi… “Ne darbesi? Demokrasilerde askerin yeri kışlasıdır” diyemedi. FETÖ’nün bir elemanı gibi değilse de, bir “gönüllü”sü gibi davrandı. Gönül bağını ise hiç gizlemedi. Hatta iltisakının derecesine ilişkin kafa karıştırıcı (daha doğrusu “zihin açıcı”) açıklamalar yaptı.
      Mesela şöyle dedi: “FETÖ’cü değilim ama olsam bundan gurur duyardım.”..2016’nın Mayıs’ında yaptığı konuşmalarda sürekli “ayın 15’inden sonrası”nı işaret ediyordu. Ayın 15’inden sonra her şey iyi olacakmış, Allah’ın izniyle ülkeyi yönetecekmiş…“Ülkeyi yurtta sulh, cihanda sulh esasına göre yöneteceğiz…”
      Hatırlatmak gerekir mi, bilmem?
      Darbe girişiminde bulunan hain komitenin ismi “Yurtta Sulh Konseyi” idi…

  22. Fehmi bey ””Bir şey daha: Ya buna rağmen gidiş değişmezse? Ya iktidar cephesi dışında kalan partilerin iddia ettikleri gibi daha önce AK Partili başkanların yönettiği büyük kentler muhalefetin eline geçerse? “ diyor…
    1-Abdullah gül piyasaya çıkar
    2-davutoğlu piyasaya çıkar
    3- babacan piyasaya çıkar

    Fehmi beyin dediği yine olmazsa;
    1-Abdullah gül ben yeni parti kurmadım der. Hayırlı cumalar der.
    2-Babacan, oyuna geldik lan der.
    3-Davutoğlu akademik çalışmar yapıyorum, kitap hazırlıyorum.Yeni partiyi Abdullah gül kurdu,der

    İzmiri kaybeden Chp onuncu yıl marşını okur. İzmiri dağlarına çıkar

  23. Fehmi bey! Çayınız Afiyet olsunda,
    Sakın, “ÇAYLARA” saray fetvacıları şırinlik büyüsü yapmiş olmasinlarmi?🤔

    Sahı seçmen sayısını neden soruyorlarki?
    Yoksa, son 4 yılda nufusun artiş sayisi doğanlar,ölenler, ve göçmen olarak gelnlerı çıkardık ‘tan sönra, 4 miliyon fazlalik var.
    o fazlalıkları seçmen sayısi az olan evlere’mı kayıt ettireceklerde onun içinmi soruyorlar.

    Erdoğanın seçim kazanmasi konusunda bende Fehmi beyın dostu ile ayni fikirdeyim, Erdoğa ne eder, eder kazanır, çünkü ülke millet umurunda değıl, zaten havuzda haberleri alayıp pullayarak milletin gözünü boyuyor.

  24. Geçen gün gece saatlerinde kafedeyiz Partili arkadaşların en bitirimi “arkadaşlar biliyorsunuz seçim sandıkta kazanılıyor” deyince hepsi aynı anda tasdiklediler devam etti bitirim arkadaş Rakip partinin sandıklardan sorumlu kişisinin asla tanımadığına sandık görevlisi olarak yer vermediğini de söyleyince daha mânidar bir halde kafalar tasdik mahiyetinde bir kez daha sallandı.Aklıma 1999 seçimleri geldi Son görev aldığım seçimdi Akşam olmuş herkes yorgun benim sandıkta sonuçlar türkiyedeki seçimlerin sonuçlarıyla hemen hemen aynıydı.Bütün partili arkadaşlar “Başkan biz sana güveniyoruz dediler”ve ayrıldılar ben ve tutanaklar başbaşa kalmıştık o güne kadar sadece o seçimde oy verdiğim partiyi birinci sıraya seçimlerde ikinci olanı değiştirmedim tabii..Sonuçta yerelde birinci partiydik. O partili bitirim arkadaşın ” arkadaşlar biliyorsunuz seçimler sandıkta kazanılır”sözünü duyunca bu hatıram geldi aklıma…Herkesin üzerinde birleştiği gerçeği burada kayda geçireyim: Türk siyasi hayatının şimdiye kadar gördüğü en başarılı ve sonuç alıcı siyaset ustasının Tayyip Erdoğan olduğu gerçeği…

  25. Fehmi bey’in yazısında bahsettiği , 200 de.lık kaliteli Rize çayını bize de bırakmışlar . Pazar kahvaltısında bu güzel çayı biz de yudumladık . Herkese selamlar .

  26. “…AK Partili başkanların yönettiği büyük kentler muhalefetin eline geçerse?” kaybedecek bir şeyi olmamış gibi yoluna devam edecek Erdoğan.

    Çünkü; bu yerel seçimlerde Erdoğan, 2023’ü test ediyor ve o tarihe kadar da ne yapıp eder; muhalefet partili belediyeler başarısız deyip, erken bir yerel seçim mi ister veya erken bir genel seçim mi ister..olmaz olamaz demeyin. Olmaz, olamaz dediğimiz bir çok şey yaşadık/yaşıyoruz siyaset arenasında.

    CHP gibi bir ana muhalefet “analık” vasfını pekiştirmek için Meral ana ile ittifak kararı aldı ya, bu seçimlerde başarılı olup bir kaç belediyeyi aldıktan sonra, ortaklıklarını devam erttirebilirler mi bilmiyorum ama seçim sonrası asıl Bahçeli’nin takınacağı tavır önemli olacaktır Erdoğan için.

    Bahçeli’de artık Erdoğan kadar siyasi manevra yapma ustası oldu sayılır. Ne yapıp eder şapkasından, gündemi peşi sıra sürükleyen bir tavşan çıkarıverir.

    Seçime az bir zaman kaldı. Sonucu ne olacak kadar, seçim sonrası senaryolar da piyasaya ucundan ucundan çıkmaya başladı.

    Ne diyelim. Hayırlısı neyse o olsun

    • Hasan bey perşembenin gelişi çarşambadan belliymiş derler: seçim sonrası da galiba gazi mahallesi, madımak yangını gibi benzeri olayları bekleyebiliriz..! Ezandı bayraktı derken siz de burdan işaret fişeğini atarak halaybaşını tutarsınız artık:)

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here