Filistin ve Kudüs üzerine konuşulamayanları yazmak istedim

5

Türkiye’nin girişimiyle İstanbul’da toplanan liderler zirvesi İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) üye ülkelerin ‘Filistin sorunu’na yapıcı yaklaştığını ve Kudüs’e de topluca sahip çıkıldığını bütün dünyaya gösterdi.

Zirve başarılıdır ve bu başarı büyük çapta Türkiye ile ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkesi büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararına ilk günden karşı çıkan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a aittir.

Nitekim, yerli-yabancı konuyla ilgili kalem oynatanlar, yazılarının ve yorumlarının en başında bu hakkı teslim etmek zorunda kalıyor.

Filistin Devleti’ni İsrail politikaları zorunlu kılıyor

ABD adına yapılan büyükelçiliği tek taraflı olarak Kudüs’e taşıma açıklaması yanlıştır ve uluslararası hukuku oluşturan kurumların bugüne kadar aldığı kararlara da aykırıdır.

Bir İsrail Devleti varsa, onun da bulunduğu coğrafyada yaşayan Filistinlilerin de bir devleti olacaktır; o devletin başkenti de Kudüs’ten başka bir yer olamaz.

Filistin Devleti, İsrail’in hem kabule yanaşmadığı hem de politikalarıyla zorunlu hale getirdiği bir gerçekliktir.

Nedense hep unutulan bir gerçeklik…

İsrail işgal ettiği topraklarda yaşayan Araplara vatandaşlık verdiğinde, bugünkü İsrail olarak kalamayacağını, demokrasi olarak devam edecekse bir süre sonra Filistinli çoğunluğun ülke yönetimine hakim hale geleceğini biliyor.

Kurulmasından 1967 yılında daha geniş toprakları işgal etme fırsatını yakalayana kadar sınırları içerisinde var olan Arap nüfusa vatandaşlık vermişti İsrail; o insanlar hala İsrail vatandaşı.

‘Azınlık’ konumundalar.

Seçimlerde aday oluyor, İsrail parlamentosu Knesset’te kendi içlerinden isimlerle temsil de ediliyorlar.

Ancak, 1967 savaşı ertesinde işgal ederek genişlettiği topraklarda yaşayanlara vatandaşlık vermiyor İsrail.

Vatandaşlık verse, Filistinli nüfusun çoğunluğu teşkil etmesiyle, demokratik dengenin farklılaşacağını bildiği için…

Daha da önemlisi, ailelerinin asırlarca yaşadıkları, kendilerinin de doğup büyüdükleri toprakları 1948 ve 1967 sonrasında terk etmiş Filistinlilere ülkelerine dönme izni de vermiyor İsrail.

Ürdün bugün en kalabalık Filistinli nüfusu topraklarında barındırıyor; 1967’den beri Lübnan’da kamplarda yaşayan Filistinliler var.

Kısacası, Filistin Devleti, İsrail’in politikalarıyla dayattığı bir zorunluluk.

Buna rağmen, Netanyahu zihniyeti, Filistinlilere devleti çok görüyor.

Terör Filistin sorunu yüzünden var

Ortadoğu ve dünya da, maalesef, o politikaların başa açtığı dertleri yaşamak zorunda kalıyor.

Dünyada Ortadoğu’dan neşet etmiş bir ‘terör sorunu’ varsa, el-Kaide ve IŞİD gibi terörü yöntem olarak seçmiş örgütler vücut bulabilmişse, bunun en önemli sebebi, ‘Filistin sorunu’dur.

Ya da ‘Filistin sorunu’nun yol açtığı travmalar…

İslam coğrafyası Balfour Deklarasyonu’ndan bu yana, yani tam 100 yıldır, o travmanın etkisi altındadır.

‘Filistin sorunu’nun en netameli konusu ise Kudüs’tür.

Üç dinin mukaddes saydığı emanetlerin bulunduğu, çok sayıda uygarlığın mirasçısı olan ve uğruna sayısız kanlı savaşın yapıldığı bir kent olan Kudüs…

Yahudiler yıkılmış Süleyman Mabedi üzerine efsaneye dönüşmüş bir tarihi öne sürerken, Kudüs’ün Hz. İsa’nın doğup büyüdüğü ve sokaklarında dolaştığı, Hz. Muhammed’in miraç olayını yaşadığı kent olduğunu inkâr edemezler.

Neden Kudüs değil de Doğu Kudüs?

Bazıları İslâm Zirvesi’nden çıkan kararda Filistin Devleti’nin başkenti olarak Doğu Kudüs’ün zikredilmesini beğenmedi; “Kudüs denilmeliydi” diyenler var.

Trump açıklamasında “Batı Kudüs” demediğine, İsrail de Kudüs için “Bölünmez ebedi başkentimiz” sıfatını kullanageldiğine göre, bu tavra verilecek cevap, ilk bakışta Kudüs’ün bütünü üzerinde hak iddia etmek olmalıymış gibi geliyor.

Oysa İstanbul Zirvesi’nde alınan karara değer katan gerçekçi bir çıkış olmasıdır.

Gerçekçi tavır, aynı topraklar üzerinde iki ayrı devlet olacaksa, Kudüs’ün de bu iki devlet arasında paylaşılmasıdır.

Kudüs’ü paylaşmaya yanaşmayınca –İsrail’in sürdürdüğü politik tavır budur– Filistinlilere ayrı devlet iddiasını hayata geçirmek mümkün olmuyor.

Ortadoğu’nun modern tarihi, ‘Filistin sorunu’nu çözmek için açılan süreçlerin, sonuç alınamayan müzakerelerin, uygulanamayan BM ve BMGK kararlarının tarihidir.

Konuyla ilgili kimbilir kaç zirve toplandı bugüne kadar… Son zirveyi toplayan İİT bile, 1969 yılında, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya yönelik kundaklama olayı üzerine kurulmuştu.

İki ayrı devletin bölüştüğü başkent olması, Kudüs’e, her iki devletin paylaştığı özel bir statüyü zaten zorunlu kılacaktır.

Zirveden çıkan kararlılık, Netanyahu zihniyetini argümansız bırakarak çözüm yolunda Filistinlilerin elini güçlendiren önemli bir adımdır.

Kararlılığı sorunun çözümü yolunda atılacak başka adımlarla sürdürmek, İstanbul Zirvesi’ni daha önceki nafile çabalardan farklı kılmak şart.

Aksi halde başarı başarısızlığa dönüverir.

Başlayanın arkası da gelmek zorunda.

ΩΩΩΩ

5 YORUMLAR

  1. Höykürme siyaseti ile bir yere varılamaz.
    Kapalı kapılar ardında başka ama kapının önüne çıkınca başka konuşarakta bir yere varılmaz.
    2002 de 1,4 milyar dolar olan İsrail ile dış ticaret hacmimiz AKP döneminde hem de Mavi Marmara olayına rağmen neden 5,8 milyar dolara çıkmıştır sorgulamadan hele hiç olmaz.
    Gaz alacak başka yer kalmamış gibi İsrail den Türkiye ye gaz boru hattı döşeyerek AKP ne yapmak istemektedir mutlaka sorgulanmalı.
    Millete yalan söylemenin bir bedeli olmayacak mı?

  2. İslam İşbirliği Teşkilatının Kudüs konusunda
    KAHİR Çoğunlukla aldığı Karar, Müslüman Ülkelerin
    BİRLİĞİ ve nice dertlerini sonlandırılabileceğinin bir denemesi, bir ikazı mahiyetini taşımakta, bir ümit ışığı sunmaktadır. Siyasette olduğu gibi, ekonomide, ticarette, sosyal ve kültürel hayatta, teknolojide….. nelerin becerilebileceğinin göstergesi olarak değerlendirilebilir.
    Prof. Sabahattin Zaim ve Necmettin ERbakan’ın tezlerin
    deki haklılık ve doğruluğun bir testi, sınaması mahiyetin
    dedir. Münafık ve kripto takiyyeciler için de bir turnosol görevi görmüştür.
    Bilmem, bu, muhlis Müslümanların gözünü açmıya yarıyacak mıdır ?
    Dünya nüfusunun 1/4’ne sahip İslam GURUBU
    nun Birleşmiş Milletler GÜVENLİK KONSEYİ’nde, devamlı asgari bir ÜYE bulundurmasının YOLUNU açabilecek midir ?
    Çin ve RUSYA ile UZLAŞI sağlıyarak bu haklılık
    REALİZE edilebilir ve ayrıca, şımarık ABD ve İsraili
    Birleşmiş Milletler Kararlarını Uygulamıya zorlıyabilir.
    ABD Dolar’ı ve İsrail mallarına boykot da hatırda tutulmalıdır.
    Peki, dünyada terör niye var ? Terör, ABD ve İsrail
    ile AB ülkelerinin HAK-HUKUK tanımıyan Sömürgeci zulüm politikalarının eseridir.

    HİTLER, kendini Dünyanın hakimi layüsel bir güç
    sanıyordu. Şimdikiler gibi, yaptığı ZULÜM arş-ı Ala’yı titretti
    ciddi bir sallantıda ise, YOK OLUP, gitti. Zulm ile abad olunamıyacağını öğrendi ! Bir gün bu ” ne oldum delisi” KASINTI adamlar da öğrenecek, bunu. Zıra, “her Fir’avn’ın
    bir Musa’sı olur” derler. Kuzey Kore gibi, dünyanın başka bir delisi ortya çıkabilir. Mülk Allah’ındır.

  3. Çözüm söylemekle olmaz yapmakla olur. Trump elçiliğini Kudüs’e taşıyacağını söyledi. Ertesi gün “iki sene sürer” diyerek ipe un serdi. Sermaye istemiyor. “İlle olacaksa da iki devletin başkenti olsun” diyor. Gerçekten çözmek isteyen, önce yapar sonra söyler.
    ABD önce Kudüs’te konsolosluk kurar. Sonra bu konsolosluğu elçilik seviyesinde oluşturur. Sonra elçi Bağdat’ta ikamet etmeye başlar. Sonra da iki sene sonra da tekrar bu elçiliği konsolosluğa indirir. Kudüs’ü elçiliğe çıkarır.
    İstanbul’da toplananlar da Sermaye’nin isteği doğrultusunda Kudüs’ü ortak merkez olarak ilan etmiştir. Kudüs’ü ilgilendiren dört İslam devleti vardır. Bunlar; Türkiye, İran, Irak ve Suriye’dir. Bunlar bağımsızlık savaşını vermektedirler. Bugün İran ve Türkiye fiilen bağımsızdır. Irak ve Suriye fiilen bağımsızlıklarını kaybetmişlerdir. İran ve Türkiye’nin ilk yapacakları iş Irak’ı ve Suriye’yi bağımsızlıklarına kavuşturmaktır.
    Bunun için önce İsrail’e vaad edilmiş toprakları ona teslim etmemiz gerekir. Bu, Allah’ın emridir. Biz karşı gelemeyiz. Buna Suriye ve Irak da ‘Evet’ derler. Sonra bu dört ülke birlik kurmalıdır.
    Ne yapmalıdırlar?
    a) İstanbul’da kurulacak kuyumcular kooperatifinin altın bonosunu aralarında döviz olarak kullanmalıdırlar. Ulusal paralarını bununla değiştirmelidirler. Devletlerle ilişkilerde kendi paraları ve altın bonoları dışında parayı kabul etmemelidirler. Ne almalı ne de satmalıdırlar. Diğer devletler ile ekonomik ilişkileri devlet değil, halk kurmalıdır. Yabancı paralar piyasalarda alınıp satılmalı ama devlet kasalarına girmemelidir.
    b) Aralarında gidiş gelişlerde vizeler ve gümrükler kaldırılmalıdır. Yalnız kendi aralarında değil tüm dünyanın açık pazarı haline gelmelidirler. Özel mülkiyet ilkeleri içinde hiçbir yerden izin almadan ülkeye herkes gelebilmeli. İş kurabilmeli, devlete vergisini verdikten sonra ürünlerini istediği yere götürüp satabilmeli, ülkeye de istediği malları getirebilmelidir. Müktesep haklar korunmalıdır. Yahut tazminat ödenmelidir.
    c) Çıkacak her türlü iç ve dış ihtilaflar, tarafların seçeceği iki hakemle, bu hakemlerin seçeceği bir başhakem tarafından çözülmelidir. Devletler hakem kararlarını uygulamakla görevli silahlı kuruluşlardır. Dışarı ile çıkacak her türlü ihtilafl hakemler yoluyla çözülmelidir. Hakemlerin kararlarına uymayanlara karşı savaş dahil her türlü yaptırım meşrudur. Hakemini seçmeyenlerin hakemini davalının hakemi onlardan birini seçerek seçer. Sonra onlar başhakemi seçerler.
    d) Dayanışma içine girilmeli. Ülkelerden birine yapılanlar tüm dört ülkeye saldırı olarak kabul edilmeli. Birlikte savaşılmalı. Hiçbir saldırıda askeri ittifaka girmeyeceğiz. Savunmada ise kim gelirse girmeliyiz. Şartımız, meşru savunmanın hakemler kararına dayanmasıdır.
    İstanbul’da toplanıp söylemek için değil, önce yapmak sonra yapılanları resmileştirmek için toplanmak gerekir. İsrail ile Filistin ortak devlet kurmaya ikna edilmeli. Bağdat merkez kabul edilebilir. Bu sessiz sedasız olur. Sonra İstanbul’da toplanılır “Doğu Kudüs Filistinlilerindir.” denir. Şimdi doğuya çekilmek demek biraz sonra orasını terk etmek demektir. Babamın bir sözü vardı; söyleneceğine buyuracaksın. Olacakları baştan kabullenmek gerekir.

  4. Evet İstanbul toplantısı dünyada gayet olumlu karşılandı ve beklenenden daha iyi sonuç alındı.
    En önemli olanda Trump gibi mezhep ayrılığın dan medet umanlari hayel kırıklığına uğratması oldu, fakat Trump BM sözcüsü bugün İranın
    Yemenden S Arabistan’a kimyasal füze attığını iddia ediyor ve “elimizde deliller var”diyiyor.
    Bu olayi Frans 24 kanalında tartışdılar ve hiç birisi O iddiaya inanmiyor.
    Açık açık olmasa bile bu bir Trump iftirası olarak algılaniyor.
    İnşallah bu konuda İslam dünyası hata yapmaz da Filistin ve dünyaya barış gelir.
    Fehmi bey biraz da kendi meslekdaşlarınızı uyarıcı yazılar yazarsanız iyi olur, çunku bizim politikacılar meydan okumayı bıraktı onlar başladı. Bu meydan okumaları kime güvenerek yapiyorlar? Daha İİT toplantısı bitmeden Yemende 39 sivil Sudi Arabistan tarafından katledildi.
    Trump gibilerini zengin Arap ülkeleri miliyarder yapiyorlar.
    Bir soru, hani bizim Cumhur Başkanının Avrupa ve diğer ülkeler çekemediklerinden dolayi eleştiriyorlardı?
    İİT toplantısından sonra herkes onu takdir etti.
    Doğrular herzaman taktir edilir yalnış larda eleştırılır ki hatadan dönülsün.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here