Referandumda kazandınız.. biraz rahatlayın yahu..

17
Arap gazeteleri, bini bir yerde

Ne diyeyim bilemiyorum.

Referandum ve özellikle sandıktan ‘Evet’ oylarının baskın çıkmasının hükümet ve çevresinde bir rahatlamaya yol açacağını bekleyenlerdendim; ancak daha ilk andan başlayarak artan bir biçimde en büyük huzursuzluk o çevrede yaşanıyor.

İlk gece suratlar asıktı; aradan iki hafta geçti, kavga-gürültü ayyuka çıktı.

Kendini referandumla ilgisiz bir konuda imiş gibi gösterse bile, ‘İslâmcılık’ eksenli tartışma, aslında o çevrenin alınan sonuçtan memnuniyetsizliğinin dışa vurumu; sonucun keyfini çıkarmaları beklenenler, bunu yapacak yerde, birbirlerini suçlamayı yeğliyorlar.

Sonuç: Medyada yeni bir karışıklık…

Türkiye gazetesi, yazarı Yıldıray Oğur ile yollarını ayırdı.. İddiaya göre, Star gazetesi de Ahmet Taşgetiren‘e ”Artık yazmanızı istemiyoruz” diyesiymiş…

Her ikisi de dikkatle izleme ihtiyacı duyduğum yazarlar…

Gazetecilik ha öldü, ha ölecek..

Burada bir itirafta bulunmak istiyorum: Artık eskisi gibi her gazeteyi okumuyorum; okuduğum gazetelerin sayısı çok sınırlı… Okuduğum gazetelerde yazılarına hiç göz atma ihtiyacı duymadığım yazarlar da var. Hatta okumadıklarım her gün göz atıp okuduklarımdan daha çok…

Eskiden gazeteler kendilerini rakiplerinden gazetecilik yaparak ayırma çabasındalardı. Her gün elinize aldığınız gazetelerde, üzerinde uzun uzadıya çalışılmış, araştırma ürünü pek çok değerlendirme ile karşılaşır, sıradan haberlerde bile rakiplere fark atılmaya çalışıldığını okuduğunuzda hissederdiniz.

Gazeteleri yönetenler, birbirleriyle can ciğer kuzu sarması olsalar bile, başkalarıyla bir yarış içinde olduklarını bilir, rakibinin ilk baskısını ona sezdirmeden elde etmenin yollarını arar ve bulurlardı.

Şimdi sabah elinize aldığınız gazetelerde o özeni ara da bulasın.

Çoğu kez aynı manşet, aynı ifadelerle yazılmış, ajanslardan alındığı belli haberler ve belli bir adrese yazıldığını hemen anladığınız lehte-aleyhte yazılar…

Ne yazıldığının o adresin umurunda olduğunu da sanmıyorum.

Amerikan medyası direniyor

Referandum sonucuna bakarsanız, medyanın halkın görüşünü ve eğilimini yoğurmada eskisi kadar etkili olmadığını da anlarsınız. O kadar yoğun ‘Evet’ propagandasına rağmen, halkın yarısı, ‘Hayır’ oyu kullanabildi.

Dünyadan kopan bir ülke görüntüsü veriyor ya Türkiye, bu durum kendisini en fazla medyasından belli ediyor. Satış rakamları düşse bile, pek çok ülkede, gazeteler gündemi belirleyen haberler ve sistemi silkeleyen değerlendirmelerle eski çizgilerini sürdürüyorlar. (Bkz. Trump-sonrası Amerikan medyası…)

Orada da birilerinin kellesini götüren gelişmeler yaşanıyor, ancak siyasi eğilimleri veya yazdıkları yüzünden değil… ABD’de çok takipçisi bulunan televizyon yorumcusu Bill O’Reilly‘i, Fox-TV, bu hafta, kadınları taciz ettiği gerekçesiyle ekrandan kovdu.

Yeni seçilen başkan Donald Trump‘ı rencide ettiği veya yazdıkları/söyledikleri yüzünden işinden olmuş gazeteci yok ABD’de. Henüz yok…

”Henüz yok” dememin sebebi.. bizde başlayan kötü ve daha önceleri karşılaşılmamış bir uygulamanın.. bir süre sonra.. başka ülkelerde de boy verdiğinin görülmesi…

Şimdilik o yola başvurulmamasının bir sebebi, ABD’de siyasi hayat içerisinde yer alanların, yasaklar ve yasaklamalarla bir yere gidilemeyeceğini, önü kesilenlerin seslerinin de kesilmediğini bilmeleri…

Bugünün teknolojisi söyleyecek bir şeyleri olan bireylerin işine yarayan bir teknoloji…

Gazetelerde yazmıyorum, ama…

Müsaadenizle burada kendimden biraz söz edeceğim…

Geçen yılın başlarında, yazdığım gazete, ”Artık yazmanızı istemiyoruz” dediğinde şöyle bir sarsıldığımı hatırlıyorum.

”Yazamayan bir gazeteci ölsün daha iyi” diye düşündüm.

Aradan geçen bir yıl içerisinde kendime görüşlerimi yayacak bir platform oluşturabildim.

Etkili bir platform hem de…

Gazetelerde yazdığımda köşemi okuyan kişilerin sayısından çok daha fazlası her gün bu siteme uğrayıp sizlere ulaştırmak istediğim mesajlarımdan haberdar oluyorlar…

”Çok daha fazlası” derken abarttığımı sanmayınız; bir dizi gazetenin gerçek satış rakamlarının toplamından fazla okuru var fehmikoru.com sitesinin…

Para kazanmıyorum, ama bir gün onun da mümkün olacağına inanıyorum.

Sağolasın internet…

Referandum sonrasında patlayan kavgalarda Yıldıray Oğur‘un ve Ahmet Taşgetiren‘in –umarım onunla ilgili haber yanlıştır– topun ağzına konulmaları onlara bir şey kaybettirmez.

Kaybeden olacaktır elbette, ama onlar olmayacaktır.
ΩΩΩΩ

17 YORUMLAR

  1. Neden gazetelerinizden kovulduğunuzun cevabı bu yazınızda aslında. Ahmet Taşgetiren’i sosyal medya dedikoduları ile Star’dan hemen kovdunuz. Açın bu günün Star gazetesini. Taşgetiren orada yazmaya devam ediyor. Sanırım patronlar oturduğu yerden, sosyal medya torllerinin yazılarına bakıp köşe yazan “köşe yazar” istemiyor artık. Keşke zahmet edip, gazeteclik de yapıp, kendisini arayıp “Geçmiş Olsun” deseydiniz. İşin aslını öğrenirdiniz ve böyle torllenmezdiniz.

  2. Fehmi bey, bundan 20-25 yil kadar once daha hurriyet milliyet gibi gazetelerin bile internet sitesi olmadigi zamanlarda teknolojiyi nasil kullandiginzi ftp ile baglanip yazilarini nasil gazeteye gonderdigini ve o zamanlarin teknolojik bircok yeniligini ilk kullanip tecrubelerinizi heycanli bir sekilde okuyuculariniz ile paylastiginizi biliyorum.

    Sizin gibi birinin etkili bir internet platformu olusturmasi 1 yil surdu ise Ahmet Tasgetiren ve diger gazetecilerin boyle bir sey yapmalari 3-5 yildan fazla surer. Hadi yapti diyelim, bunu surdurebilecekleri de muamma.

    iyi bir gazetecisiniz, caliskansiniz, kaliteli egitiminiz var, surekli kendinizi yeniliyorsunuz ve en onemlisi isinizi severek yapiyorsunuz.

    Para kazanmıyorum, ama mumkun yazdığınızı görünce aklıma sizinle ortak bir noktasi olan dunyaca unlu Alibaba.com un kurucusu Jack Ma. geldı. Mutlaka biliyorsunuzdur. https://youtu.be/o5BKaDCda_0 Bu linkede ilginc bir reportaji da var.

    Sızın Master yaptığınız Harvard kendisini 10 defa reddetmiş,

    Guzel bir is modeli ile (ucretsiz destek verilir) platformunuzu kaliteli kisilere de acarsaniz, Medya nin Jack Ma’si olmamaniz icin bir sebep yok. Nasibiniz var mi bilemem ama sizde o pottansiyel var.

  3. Bugün yazar dört duvar arasında sıkışmıştır. Önce Sermaye’nin gözüne girmek zorundadır. Yoksa onun yazıları okunmaz ve ona kimse gelir sağlamaz. Sonra okuyucunun gönlünü almalıdır. Çünkü okuyucusu olmayan yazarı Sermaye değerlendirmez. Sonra devletine karşı gelmelidir. Yoksa hapishaneyi boylar. Sonunda yazar olabilmek için kendi dünya görüşün olmalıdır. Yeni şeyler söyleyebilmelisin. Bu dört diken üzerinde oturan yazarlar, yazabildiği kadar yazıyorlar. Türkiye’de gazete satılsa bile spor sahifeleri ve cinsel sapıklık sahifeleri okunur veya inanç destekleyicileri tarafından okunur. Fonksiyon icar etmiyor. Yazarlar istediklerini değil isteneni yazıyorlar. Okuyanları da ya yok ya da onların söylediklerine inanıyorlar.
    1- Devlet basın kuponu çıkartır, 7 yaşından büyük olan kimselere eşit sayıda bölüştürür.
    2- Halk bu kuponları istediği yazarlara verir ve bu kuponlar yazarlarda toplanır.
    3- Yazarlar kooperatifler kurarak bu kuponlar ile kooperatiflere ortak olurlar.
    4- Devlet kooperatiflere sahip oldukları kupon sayısıyla orantılı olarak altına kote edilmiş faizsiz kredi verir.
    a)Nakit kredi verir. İşçilik ve kağıt bedeli olarak kullanırlar.
    b)Matbaa tahsis eder. Matbaalar kurulur. Kira olarak satılan dergi ve gazeteden pay verilir.
    c) PTT dağıtımı siparişlerin dağıtımını yapar, bedelini dağıttığı miktarla orantılı olarak alır.
    d) Devlet basındaki bütün kazançları vergiden muaf tutar.
    Bu hizmetlerine karşılık basının beşte bir sahifesi devlete ayrılır. Devlet orada kendi yazarlarına ve reklamlarına yer verir.
    Kooperatifler sipariş üzerine dergi, gazete, broşür ve kitapları üretirler ve sipariş verenlere teslim ederler. Sipariş bedeli; a) yazarlar, b) kağıt, c) işçilik, d) kira, e) dağıtım arasında mevzuata göre bölüştürülür.
    Böylece oluşan milli basın devletin basınıdır. Halkın basınıdır. Yazarların basınıdır. Özgür basındır.
    Özgür yazar olmak isteyenler, yazarlar kooperatifini kurmalılar. Devletin bu sistemi kabul etmesini beklemeden kendileri gerçekleştirmeye başlamalıdırlar.
    Yeni düzeni Sermaye de siyaset de getirmez. Çünkü bu düzende iktidar olmuşlardır. İntihar etmezler. Halk örgütlendiriyor. Bu da ancak hizmet kooperatifleri ile mümkündür.

  4. ”Sağolasın internet…” ..ama hiç birisi gazeteyi eline alıp okumanın tadını vermiyor.

    Çevirirken, yapraklarının hışırtısı bile gazetenin, bir senfoni eşliği içerisinde okumanıza hissiyat katıyor. Neylesin ki; şimdiki ideoloji ve siyasete ram olmuş bir kısım gazete ve gazetecilerin, hariçten teneke sesi ile orkestrayı istila etmiş olmaları tadınızı kaçırıyor.

    Okunacak gazete ha kaldı ha kalmadı. Bazı okunası kıymetli, objektif yazarlar da kovuldukça, gazeteler, artık kendi çalar kendi söyler durumunda kalacaklar. Kalmaya devam edecekler belki, o da çıkar ve göze girme adına iş tuttuklarının borazancılığını yapmak adına..

    Hani olur ya, belki, Sayın Koru ve bir takım duayen gazeteci-yazar, baş başa vermişler de bizim bu basının makus talihini yenecek bir yazılı basın için kollarını sıvamışlar.. Ben de o gazeteyi elime alıp okumanın tadına varır, keyfini sürerim.

    Yok canım, neden korkacaklar!

    Söz.. ilk abonelerden biri olacağıma, söz veriyorum.

  5. Yazdiklari “okunmaya deger” cok az gazeteci ve yorumcu var gercekten. Genel olarak Karar gazetesi yazilanlar ve kendine edindigi misyon ve yontem acisindan kafama en yatani. Gerci Yeni Safak’ta bile hala Akif Emre Ismail, Kilicarslan, Taha Kilinc gibi isimler var. Bir de tabii yazdiklarini “Bakalim Erdogan ve hukumet ne yapacak” konusunda bir isaret fisegi olarak takip edilenler. Yasin Aktay, Ibrahim Karagul gibi.
    Ahmet Tasgetiren bir fenomen, gercekten hem dusunceleri hem de onlari ortaya koymasi acisindan.

    Sayin Koru’nun “Biraz rahatlayin yahu” demesini “biyik altindan gulme” olarak yorumluyorum. Sonuclarin AKP acisindan rahatlatacak hicbir durumu yok. En buyuk kayip Saadet Partisi’nin emanet oylarinda. Eger secim baraji %5’e inerse bu kayip kalici olur. Yoksa balik hafizali oldugumuz dusunulurse o oylar gene heba olmasin diye AKP’ye gider.

    Dunku yorumum gene yayinlanmamis. Sayin moderator bu mesajima yanit olarak nedenini yazabilir misiniz?

  6. Yıllardır sizi takip ederim çizginizden ödün vermediniz ve kaleminizi birilerine kiralamadınız veya satmadınız sizler gibisi artık basında azalmaktadır

  7. Sizi kendime abi diyecek kadar yakın hissettiğim için, söze değerli Fehmi abicim diyerek başlamak istiyorum. Sizi ilk kez Kanal 7 televizyonunda haberlerden sonra yapmış olduğunuz yorumlarla tanımıştım. O günden sonrada nerede yazarsanız yazın takip etmeye başladım. Sizin gibi değerli insanların ne pahasına olursa olsun yazmaya devam etmesi gerekiyor. Ayrıldığınız gazeteden sonra acaba köşesine çekilip emekliliğin tadını mı çıkaracak diye düşünürken Twitter da bir paylaşımda yazınızı gördüm ve oradan da sitenize ulaştım. Ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz.
    Fehmi abicim içinden geçtiğimiz süreç nasıl bir şey hala anlamış değilim. Biz ne ara böyle olduk!!! Yoksa hep mi böyleydik ? Bulunduğumuz camia mı diyeyim, muhafazakar kesim mi diyeyim ya da bizim mahalle mi bilemiyorum ama bir buhranın içindeyiz. Bir söyleme bakıyoruz bir de icraata çelişkilerle dolu. Oysa biz 2002 de yola çıkarken böyle bir şey hayal etmemiştik. Sahi ne oluyor bize ?

  8. Fehmi Bey,
    Sizi gazete de yazarken okumak içimden gelmiyordu. Çünkü gerçek kişiliğinizden çok bağlı olduğunuz gazetenin görüşleri doğrultusunda yazmak zorundaymışsınız gibi geliyordu. Gerçi hoş Türkiye deki yazarlık malesef bu doğrultuda parayı veren istediği NOTAyı çaldırıyor. Nedense bizde hem müslüman hemde Atatürk’ü sevmek uzaylı görmüş etkisi yaratıyor. Şu sıralar müslümanlıkta artık eskidi şimdiki Moda islamcılık . Bu(İslamcılık) kavramıda anlamış değilim. Yazarların bu şekilde boyundurluk altında olmadan özgür şekilde yazması hem inandırıcı hemde daha samimi. Çünkü Türk e zincir vurulamaz.
    Kolay gelsin. İyi Çalışmalar.

  9. SAYIN KORU. ülkemizde geçmiş zamanlar da bile böyle basına sansür, iftira , karalama kampanyası, 28 şubat zamanında bile yoktu. hatta bu baskıların ve şiddetli kampanyanın Muhafazakar dindar kesimden gelmesi daha da düşündürücü. Evet gazetecilik ve basın özgürlüğü maalesef kalmadı.

    Sizin gibi kalemlerde bazen sessiz, bazende tepkisiz kalıyorsunuz. Ama yinede Taha Akyol ve sizin gibi değerli kalemlerin olması da sevindirici.

  10. Merhaba,
    Yıllar boyunca takip ettiğim tek yazarsınız desem yanlış söylemiş olmam.
    Kulis yazılarınız,bakış açılarınız,bir çok noktada aynı düşünmemiz sizi beğenmem ve takip etme nedenlerimden bazıları olabilir.
    Ben de sizin gibi seçici davranıyor ve her yazar ve yazıyı okumuyorum.Sadece kendi mahallemden değil diğer mahallelerden de okuyup takip ettiğim yazarlar var.Bazı yazılar da sosyal ağlar vesilesiyle önümüze düşüyor ve bazıları da ilgimizi çekiyor.
    Bunlardan bir tanesi de odatv.com adresinde karşımıza çıkan Türker ERTÜRK imzalı ”O fotoğrafı çeken Hulisi AKAR dı ”başlıklı yazıydı.(http://odatv.com/o-fotografi-ceken-hulusi-akardi-2804171200.html)13 Nisan tarihli ve bu sitede yayınlanan”Dost Fotoları”başlıklı yazınıza istinaden yazılmış.
    Okuduklarımız doğru muydu bilmiyorum.Şahitler olarak buna cevap verecek olan sizlersiniz.Hatta bugün bu konuyla ilgili bir yazı bile bekledim sizden.Bu yazı size çoktan ulaşmış olmalı.Ama nedense yazmamışsınız.
    Eğer doğru ise hayal kırıklığı yaşayacağım.Fotoğrafı çekenin Hulusi AKAR olması önemsiz bir ayrıntı mıdır sizin için?Onun için mi belirtmemiştiniz yazınızda?
    Makul bir açıklaması olmalı,bekliyor olacağım…

  11. Selam Fehmi Bey, Sizi milli gazete, zaman vs. taa o tarihten beri okurum, fikirlerimiz tam örtüşmese de müştereklerimiz biraz fazla olduğu kanaatindeyim.
    http://www.fehmikoru.com sitesini her gün ziyaret eder ve okurum…
    Demekki önemli olan gazete değil yazardır diye düşünüyorum…
    Sizin başarılı olduğunuzu benim söylemem şık olmaz..ama bu ülkenin nadir ve nadide bir gazetecisi olduğunuzu da resim gösteriyor…
    Sadece ben mi kaçırdım bilmiyorum; TAHA KIVANÇ neden yazmıyor?
    Selam ve saygılar…
    Harita Müh.Veysel İRFANOĞLU

  12. Bilin isterim Fehmi Bey; sabah kalktığımda ilk işim sizi okumak oluyor. Aylardır bu böyle. Yukarıda yazdığınız yazıya aynen katılıyorum. Artık ben de malum çevrenin gazetelerini okuma ihtiyacı duymuyorum. Bir de yine aynı çevrenin televizyonlarını seyretmediğim gibi. Bu dönemde gazetecilik anlamını yitirdi. Vicdanlar rafa kalktı, yandaş olmak en büyük öncelik oldu. Bugün siz belki para kazanmıyorsunuz ama itibarınız var. İyi ki siz ve sizin gibi birileri var bu ülkede. Nefes almamızı sağlıyorsunuz. Teşekkürler..

  13. Fehmi bey seçimi kazananlar gerçek oyların ne kadar olduğunu bildiklerinden dolayı gerginler. Gerçi dış basında gerçek oyların ne kadar olduğunu biliyo ve yazıyor.

YORUM YAP