Sarraf olayı ‘milli mesele’ haline getirilmeden çözülebilirdi

9

Yıllar önce, öğrencilik günlerimde, İzmir’de yapılan ‘Akdeniz Olimpiyatları’nda mihmandar olarak görev almıştım da, komite, beni, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda görevlendirmişti. Üç mihmandar, alanın gümrüklü bölümünde bulunuyor, çeşitli ülkelerden uçaklarla gelen spor kafilelerini karşılayıp İzmir’e intikallerini sağlıyorduk.

Bütün kafileler arasında en dikkat çekicisi, –en eğlencelisi de diyebilirim– İtalya’dan gelenlerdi. Onlarla birlikte seyahat eden diğer yolcular yerde bizim de fark ettiğimiz özelliklerine şaşırmışlardı: Her kafadan bir ses çıkıyor, önden arkaya arkadan öne bağıra çağıra lâf atılıyormuş…

Heyecanlı bir kafileydi İtalya’dan gelenler…

Şamataları harikaydı.

Tek ve ilk ülke olmadığımız halde

Rıza Sarraf olayına Türkiye’nin tavrı bana bu eski olayı hatırlattı.

Türkiye de bir Akdeniz ülkesi, bizler de sıcak kanlı ve heyecanlıyız; bir türlü ‘cool’ takılamıyoruz.

Herhalde bir ülkeye bir başka ülkenin koyduğu ambargoyu delen ilk ve tek ülke değil Türkiye; İran ambargosunu deldiği bilinen ABD şirketleri bile var.

Siyasetçi-işadamı yakınlığının kabul edilemez boyutlara ulaştığı, el altından hediyelerin alınıp verildiği dünyada hiç görülmemiş bir olay değil; hemen her ülkede siyasetçilerin adlarının bulaştığı pek çok skandal geçmişte de yaşandı, bugün de yaşanıyor.

Yalan-dolan deseniz, ABD’nin kendisi en azılı yalan-dolanlarla bir başka ülkenin (Irak’ın) topraklarına tecavüz etmedi mi? Bush-Powell-Rice üçlüsü, ‘‘El-Kaide’nin arkasında Saddam var; Irak kimyasal silâhlara sahip, nükleer silâh peşinde’’ yalanlarını Birleşmiş Milletler önüne kadar taşıyıp savaş kararı çıkartmadı mı?

Gözlemciler olarak bizim dikkatlerimizden kaçan kimbilir daha ne kadar çizgi-dışı ilişki örneğini son 15 yıl içerisinde AK Parti kadroları başka ülkelerin devlet adamlarıyla karşılaşmalarında yaşamışlardır.

Almanların Deutsche Bank’ı başta olmak üzere bazı uluslararası finans kuruluşlarına yüklü faturalar çıkarıldı; o kadar sessiz ve sakin bir biçimde süreçler götürüldü ki, bugün o cezaların ödenip ödenmediğini bile tam bilemiyoruz.

Bir tek biz, Sarraf olayı ile, bütün dünyanın gündem maddesi olmayı başardık.

Ne diyeyim, aferin bize.

Basitçe sonuçlar doğurabilecek ve birkaç küçük sıyrıkla atlatılabilecek bir olay ülkemizin ‘beka sorunu’ haline geliverdi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, nihayet dün, ‘‘Bu olayı milli mesele haline getirmeyelim’’ dedi de, konuyla ilgili izlenen tavrın yanlış olduğunu düşünmekte yalnız kalmadığımı anlayabildim.

Maalesef konu ‘milli mesele’ haline dönüşmüş bulunuyor.

Bu hale dönüşmesi gerekmeyebilirdi.

AK Partililer yanlış sorulara cevap arıyor

AK Parti çevreleri, soruşturduğum için biliyorum, ‘‘Neden böyle oldu?’’ sorusuna cevap arayıp duruyorlar.

Çıkardıkları hataların listesi bugün bazı gazetelerde haber olarak da yer aldı. Haberi okuyunca, siyaset alanında düşünce üretenlerin naifliğine gülmekten kendimi alamadım. ‘‘Sarraf’ın ABD’ye gidişine neden engel olunamadı, itirafçı olacağının bilgisi neden istihbar edilemedi?’’ gibi sorulara gülünmez de ne yapılır?

Esas cevabı aranması gereken ‘‘Neden süreç boyunca serinkanlı olamadık, gürültüsüz çözmek yerine bütün dünyanın ilgisinin olay üzerinde toplanmasına yol açacak bir yöntem izledik ve acaba ABD’de yargı süreci hazırlıkları sürerken bizim burada dava sonucunu kendi lehimize çevirmeye yarayacak bir şeyler yapmamız mümkün değil miydi?’’ sorularının yakınından geçen bile olmamış kabahat arandığında…

Bir bilgiyi burada paylaşayım:

Yakın zamanlara kadar CIA direktör yardımcısı olan David S. Cohen 2015 yılı öncesinde Hazine bakan yardımcısıydı (CIA’den de ayrıldı, şimdi Harvard’ta bir bölümde araştırmacı). Cohen Hazine’de ikinci adam pozisyonunda bulunduğu dönemde, ilki Nisan 2011 olmak üzere (diğerleri Eylül 2012 ve Aralık 2013), tam üç kez ülkemize geldi ve her gelişinin sebebi o günlerin medyasında ‘‘Yetkililerle İran ambargosunu delme konusunu görüşmek’’ olarak gazetelerde yerini aldı.

O gelişlerde konunun bir dava sürecine doğru evrileceği bilgisini görüştüğü herkesle paylaştı Amerikalı bürokrat.

En açık ifadelerle hem de.

Gelişlerden sonra, görüşmelerde adı geçen bankalarla ondan öğrenilen bilgilerin paylaşıldığını da biliyorum.

İddianamede 5 bankanın adının geçtiği haberi veriliyor, ama adı geçen bankalardan bir-ikisi, uyarılmaları üzerine, süreci en az zararla atlatmaya yarayacak bazı tedbirler aldı.

Eğer AK Parti çevrelerinde konuşulanlar ve AK Parti’nin itibar ettiği yazarlar doğruysa ve ABD’ye anlaşarak gittiyse.. İran’daki ortağının yargılanıp idam cezasına çarptıldığını gören Rıza Sarraf bile.. kendince önlem almış demektir; muhtemelen başkalarını suçlayacak bilgi ve belgeleri de yanında götürerek…

Akdeniz Olimpiyatları’na katılan İtalyan sporcuların uçakta ve gümrüklü alandaki şamatası hoşuma gitmişti; Sarraf çevresinde kopan derinliksiz heyecan ise hiç hoşuma gitmiyor.

ΩΩΩΩ

9 YORUMLAR

  1. ABD’nin kendi kafasına göre koyduğu ambargoya uymaya mecbur mu Türkiye?
    Uymadığı için 17-25 vukuatları oldu?
    Kürt açılımı devam ettirilmedi yani ülke bölünmesine gidilmediği için, yedi düvel,in yol haritasından sapıldığı için 15 Temmuz oldu.
    Velhasıl ABD alsın o belgeleri münasip bir yerde saklasın.
    Sessiz demişsiniz de nasıl sessiz olacaktı acaba?
    Yine onlar ne derse “emret sahip” diyerek mi?

  2. iyi hatırlamıyorum ama aklımda kaldığı kadarıyla Sezarı öldüreni alkışlayan halkı yaptığı hitabetle alkışladığı kişiler tarafından öldürülmesi olayını anlatan bir yazınız olsa … günümüz olaylarına ışık tutması açısından

  3. Rıza Sarraf olayını alenileştiren, şamata konusu haline getiren hükumet midir ?
    Yoksa Medya mıdır ?
    Kıliçdaroğlu bu gibi tavırları ile “yurtseverlik” yapmıyor mu ?
    Bu tavırları seçmeni kazandıracak mı ? Yoksa, anasına, ailesine doğru mu yönlendiriyor
    Rıza Sarraf’ın itirafçı olacağı “sav”ını ilk ortaya atan kimlerdir ?
    Bu kadar bilgileri olduğuna göre, bu kimseler ve gurublar neticeyi de biliyor, olmalılar ?
    Rıza Sarraf ya itirafçı çıkmazsa, bu kişilerin yüzüne kimler tükürecek ?
    Kraldan fazla kralcı kimlere denir ?

    Kimyasal “silah bulundurduğu iddiası ile Irak’ı ZABTEDEN ve fakat, bunun BÜYÜK
    ŞEYTAN mahsulü bir YALAN olduğu ortaya konduğuna ve çoklarınca da itiraf edildiğine
    göre, BU HAYSİYETSİZ, MÜFTERİ, kendini DEREBEYİ gören COW- BOY’lar ne zaman,
    nereye, kime hesab verecak ? ADALET Divanı denen Örgütün SAVCILARI nerede ?
    YOKSA, HAÇ’E mi sıçacaklar ? Yüksek maaş için kafa sallıyan zavallı emek kölesiler mi ?
    Birleşmiş Milletler denen TEŞKİLATın İnsanlık, adalet ve Vicdan yönü var mıdır ? Yoksa,
    Dünya 5’ten büyüktür, anladık da, bu 5’in dışında kalan, Mesela, ABD’nin eski ve AZILI
    düşmanları ALMANYA, İtalya, ÇİN hala böyle, HAYSİYETSİZ bir hayat mı sürecek ?
    Pek çok yanlışı olsa da K.Kore, ŞEREFLİ bir hayat sürmeyi köle gibi ONURSUZ YAŞAMIYA
    tercih mi ediyor, acaba ? Dünya, onuru için hayatını feda eden nice insan ve DEVLET görüp,
    geçirmiştir, ŞEREFSİZ ŞER membaı FİR’AVN’lara karşı

  4. İnsanlar sosyal gruplar olarak yaşarlar. Peygamberler düzeninde de sosyal gruplar vardır. Sosyal gruplar İslamiyet’te hayırda yarışırlar. Şeytanın düzeninde ise sosyal gruplar çatışırlar. Şeytan iki sosyal grup arasında adamlarını yerleştirir. Bunların görevleri karşı gruba saldırmaktır. İki grup birbirine savaşı başlatırlar, başladıktan sonra onlar sıyrılıp giderler. Bunu biz Sıffin savaşında ilk Müslümanların birbirleri ile savaştığı savaşta görüyoruz. Sermaye’nin tüm taktiği budur. Son beş yüzyıldır Hristiyanları ve Müslümanları, son yüz yıldır sağcılarla solcuları ajanları ile, taraftarları ile çatıştırmaktadır.
    Bunu 1960 Darbesi’nde gördük. Buna karşı gerekli tedbir
    Öncelikle biz, bize karşı olan İslam cemaatlerine karşı olmadık. Onların yaptığını Sermaye yapıyor kabul ederek, asla bu gruplara cephe almadık. “Bize karşı olanlar ajandırlar, yanılıyorlar, onlardan korkuyorlar veya onlar yapmıyor, onlara fatura ediliyor.” dedik.
    Sonra, İslami olmayan grupları da böyle değerlendirdik. CHP ve MHP’lilerle hatta HDP’lilerle hep iyi geçindik. Onlarla koalisyon yaptık, seçim ittifakını kurduk. Papa ile dostane ilişkilere başladık. Bu hususta da başarılı olduk. Bugün Sermaye artık istediği oyunu oynayamıyor.
    Rıza Sarraf olayı da bu oyunlardan biridir. Türkiye’nin yapacağı ilk iş, önce tek taraflı olarak ABD’li tutukluları serbest bırakmaktır. Sonra, tüm dünya devletlerine karşı vize ve gümrükleri kaldırmaktır. Kötülerle değil, kötülükle mücadele etmektir. Güçlü ordu ve ekonomi ile ülkemizi savunmak, iç düzenimizi kurmak, dışarda olanları ve söylenenleri duymamaktır. Sözleşmeleri tek taraflı bozmamak. İncirlik devam edebilir. NATO’da kalabiliriz ama onlarla iyilik ve takvada bir olacağız kötülük ve düşmanlıkta onlardan uzak olacağız.

  5. ”Milli mesele” haline getirilmeseydi ne olurdu Sayın Koru?

    17/25’in ilk günlerinde bir Ak Partili olarak (fanatik/partici değil) ve şahsına büyük anlamlar yüklediğim Erdoğan adına çok üzülmüştüm. Gelecek vaad eden, umut veren bir lider için ”karizma çizilmemeliydi ve böyle kötü bir final/akıbet yaşanmamalıydı” diye yorumlamıştım. Heba oldu…

    Tersine çevrilebilirdi.

    Bilgisi dahilinde değil ve en yakınları onu aldatmış ise yapması gereken, ”kim bulaşmış ise ve kirli ise temizlenmelidir” olmalıydı..yada Müslüman ve dindar bir kişilik olarak ve çoğunlukla dine referans yapan bir Müslüman liderin, ”zinhar, kızım Fatıma (r.a) da olsa had cezası uygularım” buyuran Efendimiz (s.a.v) i örnek almalı ve kırılan kolu yen içerisinde bırakmamalıydı.

    Bilgisi dahilinde olsa bile yol yakın iken dönülseydi, ülkesine ve milletine bir kaç yakınını ve sevdiğini feda edebilseydi döngü tersine çevrilebilir, yeniden ”kervan yolda dizilirdi” ki bu bir ”nedamet”olurdu ve ülkece bu günleri yaşamazdık.

    Şimdi çürük uzvun yaydığı pis kokuların burnumuzun direğini sızlatması bir yana kendilerinde yokmuş gibi o çürümüş ve pis koku yayan organın, hukuk adına güya, çevreye etkilerinden dolayı! bizi yargılamaya kalkanların tavırları ”milli onurumuzu” incitiyor.

    Ha, davanın sonuçları ne olur bilemem -belki de toplum olarak yüklü tazminat ödemelerinin altına sokulacağız- bir yere kadar olsun, peki dibe vuran ulusal-milli onurumuzun bedelini ne ile ölçeceğiz?

    Baştaki soruyu yeniden soralım. ”Milli mesele” haline getirilmeseydi ne olurdu Sayın Koru?

    Demek bu bir ”milli mesele” değilmiş. Hala da öyle…

  6. ‘‘Neden süreç boyunca serinkanlı olamadık, gürültüsüz çözmek yerine bütün dünyanın ilgisinin olay üzerinde toplanmasına yol açacak bir yöntem izledik ve acaba ABD’de yargı süreci hazırlıkları sürerken bizim burada dava sonucunu kendi lehimize çevirmeye yarayacak bir şeyler yapmamız mümkün değil miydi?’’, veya “Neden bu olayı milli mesele haline getirdik?” sorularinin cevabi cok acik:

    Cunku bu meselenin ucu bu ulkeyi yonetenlere uzaniyor, ve bu kisiler, kendilerini kurtarmak icin, kendi cikarlari icin, koca bir ulkeyi atese atmakta tereddut etmediler. Bu ulke icin calisanlardan hayali dusmanlar yarattilar. Yuzbinlerce insana zulmettiler. Okullari, universiteleri, bankalari, ozel sektore ait isletmeleri, gazeteleri, televizyonlari kapattilar.

    Kisacasi, biz de hem adalet erki, hem yasama erki, hem de yurutme erki ayni guc tarafindan, bu isin arkasindaki suclular tarafindan kontrol edildigi icin, bu isi usuletle ve suhuletle halletmedik….

  7. Sayın Koru ,

    Yanlışa yanlış demek lazım . Trump seçim konuşmalarında , Dünyanın jandarmalığını yapıyorsak bundan istifade edenler bunun bedelini ödemeli mealinde sözler sarfetmişti. Bugün yapılanlar bu zihniyetin uygulaması . Biz soguk savaş döneminde ABD nin ileri karakolu görevini yerine getirdik ve bunun için de Kunuri de bedeller ödedik. Artık yeter ! Her emperyal gücünü korumak ve devamlılığını sağlamak için haraca baglar ama biz de bir zamanlar imparatorluk idik . Bu racon kesmelere karşı durursak karşı cephe kendi içinde çatırdamaya başlayacak diye hesap ediyorum.

  8. Öfke insanın aklını zayi eder,ve geri dönüşü olmayan pişman olacağınız hatalar yapılmasına sebep verir.Devlet öfke ile kin ile intikam duyguları ile,tehditle yönetilemez.Ülke; adaletle,merhametle,aklı selim ve hakkaniyetle yönetilir.Sanırım bu ülkenin en büyük sorunu bu ,hem içeride kendi insanına karşı hemde dışarıda başka ülkelere karşı sürekli bağıran,tehdit eden,intikan alma,öç alma söylemlerini dile getirip bir yaklaşımın bu ülkeye bir faydası olmaz.Ayrıca düşmanlarımızında bu zafiyetimizi iyi bildiklerini görüyor,bunu kullanarak ülkemizi kendilerinin istedikleri mecralara serüvenlere doğru itildiğini üzülerek müşahede ediyorum.Sert üslup birilerinin hoşuna gidebilir ama “öfke ile kalkan zararla oturur “ata sözünü de hatırlatırım.

  9. Orkestra yi yönetenin önceden ehliyetli hocaların yazdığı notaları beğenmeyip değiştirdığınde kimse onun yalnış olduğuna itiraz etme cesaret edemediğinden veya (biat meselesi)ve o yalnış notayı hep birlikte seslendirdikleri için şu andaki çırpınıp durmalari sebebi bu olsa gerek..
    Bugün şu an burada Perşembe,bir haber okudum iki Halk Bankasi çalışani orjinal disklerin kopileri ile birlikte ABD ye iltica etmişler ve Türkiye aleyhine şahitlik yapacaklarlarmış.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here