Amerika ile Türkiye birbirini doğru anlamazsa riskler artar

10

Çocukken kulağa bir şeyler fısıldayarak oynadığımız ‘telefon oyunu’ vardı; ilk kişinin söylediğinin sonuncuya gelindiğinde tamamen değişik hale büründüğünü görür ve gülerdik.

Böyle gülünecek tuhaflıklar yaşanmaması için, devletler, yetkilileri aracılığıyla görüştüklerinde iki taraf ne konuştukları hakkında birer bilgi notu yayınlar. Tarafların birbirini anladıklarının resmi belgesidir bu duyurular.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın son telefon görüşmesinin ardından Külliye’den ve Beyaz Saray’dan yapılan duyurulara göz atıldığında, önemli birkaç noktada birbirinden farklı ifadelere yer verildiği hemen kendini belli ediyor.

Nitekim, Külliye adına yapılan ikinci bir açıklama ile, Beyaz Saray’ın, görüşülmemiş konuları görüşülmüş, verilmiş olan cevapları verilmemiş gibi yansıttığı belirtildi.

Körler ve sağırlar diyalogu gibi

Amerikalıların yaptığı hiç de hoş bir şey değil.

İsterseniz Beyaz Saray’dan yapılan açıklamadaki görüşmeyi tam yansıtmayan maddelere yakından bakalım:

Açıklamanın daha en başında, Trump’ın Afrin’de tırmanan şiddetten kaygı duyduğu, bunun Suriye’deki ortak amaçları zayıflattığı belirtiliyor. Bu cümlenin ardından da Trump’ın tavsiyeleri geliyor.

Külliye bu bölümün hayal mahsulü olduğunu bildiriyor.

İki paragraflık Beyaz Saray açıklamasının ikinci paragrafında, Trump’ın “Türkiye’den gelen yıkıcı ve yanlış söylemlerin ve OHAL ‘in sürekli uzatılması yüzünden ABD vatandaşları ve yerel çalışanlarının tutuklu olmasının kendilerini rahatsız ettiğini” muhatabına söylediğine dair satırlar var.

Evet, Trump ABD’nin açıkça eleştirilmesinden rahatsızlık duyduğunu söylemiş, ama görüşmede ‘yıkıcı ve yanlış söylemler’ diye bir ifade kullanmamış. Tutuklama şikayetine de, FETÖ’nün başının ABD’de himaye gördüğü ile PYD/YPG’ye silah verilmesi karşı görüşleri derhal kendisine ifade edilmiş.

OHAL uygulamalarına ise görüşmede hiç değinilmemiş.

Hayati derecede algı farklılıkları bunlar.

Söylenmemiş sözlerin (OHAL gibi) söylenmiş gibi açıklamaya konulması da, cevabı verilmiş konuların (tutuklular gibi) muallakta kaldığı izlenimi verilmesi de arada bir sorun olduğuna işaret ediyor.

Tercüman aracılığıyla konuşulduğuna göre, sözleri aktaranların yanlışlığından söz edilebilir. Türkiye tarafı itirazlarını duyurmadan önce yalnız Türkçeye değil İngilizce çözüme de bir kez daha kulak vermiş olmalı.

Umarım, Amerikan tarafı da, Külliye’den yapılan itirazdan sonra, aynı titizliği gösterir.

Savaş halinin riskleri yüzünden

Neden böyle bir temennide bulunmam gerektiğini bilmem açıklamalı mıyım?

Her şeyden önce görüşme silâhlı çatışmaların söz konusu olduğu bir dönemde yapıldığı için tarafların birbirlerini iyi anlamaları şart. Böyle ortamlarda en ufak ayrıntı bile önemlidir.

Külliye açıklamasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri arasında PYD/YPG’ye silâh sağlanmasına ABD’nin son vermesi konusunun da olduğu, Trump’ın da artık bunu yapmadıklarını ve yapmayacaklarını söylediği ayrıntısı da var.

ABD açıklaması bu konuda sessiz.

Vazgeçtiler mi silah vermekten, vazgeçmediler mi?

IŞİD/DAEŞ, PKK, el-Kaide ve İran destekli terör örgütleri ile mücadele, bölgesel istikrarı pekiştirmeye yaradığına ve hangi biçimde bulunursa bulunsun terörle mücadele etmenin ABD ile Türkiye arasındaki stratejik ortaklığın geliştirilmesine bağlı olduğuna dair bir cümleyle bitiyor ABD açıklaması.

İki lider bu konuda birbirlerine söz vermişler…

‘Stratejik ortaklık’ ha!

Menbiç’teki Amerikan askerleri

Konu üzerinde bu kadar durmamın sebebi, Türkiye’nin Afrin’e askeri harekatını pek umursamadığı görüntüsü veren Washington’un, burada istikrar sağlandıktan sonra Menbiç’e de benzer bir müdahalede bulunulabileceği yolunda Ankara’dan çıkan mesajlara ne diyeceğini merak etmemdir.

Menbiç Amerikan askerlerinin de bulunduğu yerin adıdır çünkü.

Beyaz Saray açıklamasında, telefon görüşmesi sırasında, “İhtiyatlı davranılarak Türkiye ile Amerikan askeri güçleri arasında çatışma riski taşıyan eylemlerden kaçınılması” tavsiyesinin Trump tarafından dile getirildiği cümlesi var.

Türkiye’nin itiraz etmediği bir cümle bu.

Amerikan tarafı böyle bir ihtimali varid görüyor, Türkiye de “Olmaz böyle bir şey” itirazında bulunmuyor.

Ben de buraya bunu not ediyorum.

Ne olacak şimdi?

Tarafların açıklamalarına yansıyan farklı algılamaları ortadan kaldırmak şart. Ne söylendiğinden daha önemli olan, söylenenlerin taraflarca nasıl anlaşıldığıdır. Fazla uzun olmayan bir telefon görüşmesinde bu kadar çok farklı algılama hayra alamet değil.

Bırakın hayati konularda yanlış algılamayı, sadece bir konuda bir ton farklılığı bile, savaş ortamlarında tarafları içinden çıkılması hayli zor –bazen de imkansız– badirelere sürekleyebilir.

Böyle bir ihtimal gözardı edilmemeli.

Türkiye’nin sınırlarına yönelik tehdidi ortadan kaldırma amaçlı olduğunu ilan ettiği Suriye’ye askeri müdahalesi, ilk aşama olan Afrin’de, Rusya’nın sağladığı kolaylık ve ABD’nin ses çıkarmaması ile gerçekleşti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’la görüşmesinin Amerikan versiyonu Washington’un operasyona desteğinin şartlı olduğunu düşündürecek ayrıntılar içeriyor. Türkiye de tam o şart içeren noktalara itiraz ediyor.

Galiba en iyisi, iki liderin, en kısa sürede, yeniden ve bu defa ayrıntılı bir görüşme yapması.

ΩΩΩΩ

10 YORUMLAR

  1. Fehmi bey, amerikanın olmayan devlet karakterini en iyi bileceğini düşündüğüm kişilerden idiniz, sizin uluslararası okumalarınıza çok güvenirdim; lakin bu yazı da neyin nesi, özellikle son bölümler?

  2. ABD askerleri Türk askerlerini yakalayarak başlarına çuval geçirmişlerdi. Bunun yönetimin bilgisi dışında yapıldığını düşünüyorum. Benzer davranışı bugün de Sermaye’nin emri ile sergileyebilecek komutanlar olabilir ve ABD yönetiminden habersiz olarak Türkiye askerlerine saldırabilirler. Askerlerimiz de bu halde yurda dönemezler herhalde, bu büyük bir savaşın başlangıcı olur. Tehlike budur. ABD Suriye’de yenilir ise Türkiye’ye topyekün savaş açar, Ankara ve İstanbul bombalanabilir. Sonunda üçüncü cihan savaşı başlamış olur.
    Biz her zaman yurt dışına asker göndermeye karşı olduk. Komşu ülkelerin tamamında güçlü iktidarların olmasını isteriz. Halk iktidardan memnun değilse hicret edebilir, biz muhacirleri kabul ederiz. İltica etmelerini ise kabul etmeyiz. Hicret eden geri dönemez ama iltica eden geri dönebilir.
    Türk ordusu cumhuriyetin kurulduğu tarihteki milli sınırlarının dışına çıkmamalıdır. Mücadelesini kendi sınırları içinde vermelidir. Şimdi olağan dışı bir durum oluştu ve Afrin harekatı yapılıyor. Yapılması gereken Afrin tamamen kontrol altına alındıktan sonra hicret etmek isteyenlerin Türkiye’ye getirilme şartı ile Afrin’in Suriye hükümetine teslim edilmesidir. Diğer devletlere de Suriye’den çekilme çağrısı yapılmalıdır. Suriye devleti diğer devletler çekildikten sonra tek hakim güç olacaktır. Bu durumda Suriye devleti hicrete mani olursa hakem kararı ile müdahale hakkı doğar.
    Türkiye ve İran Arap yarımadası devleti hakkında bir barış planı hazırlayarak BM’ye sunmalıdır. BM kabul eder ve beş etkin devlet itiraz etmezse o plan uygulanır. Etkin devletler itiraz ettiği sürece Suriye ve Irak’taki karışıklık devam eder. İnsanların hayatları üzerinde onlar kendi savaşlarını sürdürür, diğer Araplar da sefasını sürerler. Şimdi olduğu gibi cefası da bizim olmaya devam edecektir.

  3. İki liderin telefon diplomasisine girişmesi, anlaşılan alt kademelerde bir çözümsüzlüğün belirmesi ve bunun en yetkili ağızlardan deklare edilmesi isteğini doğuruyor. Telefon görüşmesi talebinin ABD’den geldiğini düşündüğümüzde, operasyonda ”ABD’nin ses çıkarmama” sınırlarını zorlandığımız gösterilmekte, ileri pozisyonda Suriye’de konuşlu ABD askeri varlığı bir tehdit gibi öne sürülmektedir.
    Afrin operasyonuna, Rusya’nın Suriye hava sahasını kullanmamıza izin! vermesi ve ABD’nin ”ses çıkarmaması” şartlarına bağlı olarak başladığımıza göre bu sınırların da bir sınırı olduğunu bilmemiz gerekiyor.

    Ancak Türkiye’nin girmişken biraz daha girelim kabilinden sınırları zorladığını ve bunun, bu sınırları karşımıza çizen ABD ve Rusya’nın, Suriye’deki kendi nüfuz alanlarını genişletme kapışmasına dokunduğunu, bu iki ülkeden çok kısa zaman dilimlerinde birbirine tezat, çelişkili açıklamaları göstermektedir. Nitekim ABD Dışişleri bakanı Tillerson’nun 30 km derinlikte güvenli bölge oluşturması teklifi sanki Trump ve Erdoğan görüşmesinin altında ezilip gitti. Aslında bana göre bu, 30 km derinlikli hat, terör koridorunu, Türkiye’nin terör tehdidini sınırları ötesinde karşılayan, Suriye sınırı boyunca ”demirden bir duvar” gibi duruyor ve bu ülkemizin avatajına olan bir durum.

    Yani daha Afrin’nin kırsal kesimlerinde devam eden başarılı operasyona karşılık, ABD’nin ”sınır güvenliği” oluşturması teklifi, TSK’nın devam edecek operasyonunun, Suriye’de ABD kazanımlarını Rusya karşısında gerileteceği endişesinden Türkiye’ye sunulan ve bununla yetnimesi istenilen bir ödün gibi…

    Türkiye’nin bu en zor şartlarda yoğun mu yoğun diplomasi trafiğini kazasız yürütmesi ayrı bir başarı. Diplomasi, diplomasi…
    Mehmetçiğin dirayetini (Allah zeval vermesin), diplomatlar, diplomaside de sonuna kadar zorlamalı…

    Suriye savaşlarını ”enerjisi biten yıldız içe çöker ve küresel ölçekte değişiklikleri tetikler” gibi sunmak çok erken dile getirilen bir kehanet gibi duruyor..olsa bile, beklentide bu ise, boşluğu dolduracak ve dünyanın devasa ekonomik ve askeri gücünü sırtlanacak ne bir ”İslam Birliği ülkeleri” var ve ne de bunu lokomotife edecek Asya ülkeleri…

    Ne yani, hep ABD’ye mahkum mu kalacağız? denebilir..Tabi ki hayır, o da, Trump gibi bir firavundan kurtulmanın derdinde, ama İslam ülkeleri daha iyisini yapıncaya kadar, dünya, dişleri çürümüş bir Batı demokrasisi ve hukuk anlayışı ile idare edecek.

    Zavallı Kürtler, ecnebilerin ”bağımsızlık şekerinin” acı tadını ne zaman anlayacaksınız? İçerisinde yaşadığınız ve toprak talebinde bulunduğunuz ülkeler bunu size çok görüyor olabilir, lakin ulaşmayı hedeflediğiniz, ecnebilerin elinden umduğunuz bağımsızlık, sizi öncekilerden daha bağımsız hale getirmeyecek..buna inanın!
    Ama silahsız, çağdaş siyaseti yürütmeyi becerebilirseniz, bu içinde yaşadığımız coğrafya için de iyi olacak, örnek teşkil edecektir. Buna sekülerize edilmemiş insan kaynaklarınızda çok müsait.

  4. Beyaz Saray açıklaması, ABD’nin iki yüzlülüğünün , riyakarlığının, münafıklığının, namertliğinin yeni bir göstergesidir. Trump Cumhurbaşkanımıza söyliyemediğini Yalakalarına mı sööyletiyor, acaba ?
    Tercümanların da zaman zaman böyle muziplikte veya gaflette bulunduğuna hep rastlanmıştır.
    Bir hedefleri de olabilir.(beyaz saray sözcüsünün de).
    Trump PYD’ye silah, artık vermiyoruz, diyorsa, mevcudu da toplatsın! Olayların gerçeği, silah satışına, silah tacirlerinin (ortaklarının) devam etmek istediğidir. Zira, böyle fırsat kaçmaz !
    ABD T.C.ne karşı samimi ise, askeri çatışma riski görüyorsa, askerini çeksin ve verdiği silahları da geri alsın. Fakat, Beyaz Saray açıklamaları silah tüccarı ortaklarının niyetini okuyor gibi. Açıklamalar içten pazarlılığı gösteriyor.
    Sormak lazım, ABD askerleri orada NE GÜNE DURUYOR ? PYD/YPG militanlarının arasında ABD askerinin olmadığı ne malum ?
    Nurdan hm. ABD nin tıyneti ve niyeti hakkında, doğrusu isabetli tesbitlerde bulunmuş.
    Kaypak ABD’ye karşı ne kadar müteyakkız olunsa yeridir. Bu hususu yetkililerimizin, bizden çok daha önce tesbit ettiklerinde şüphemiz olamaz.
    Allah şerlerinden Milletimizi koruya

  5. Kendi enerjisi biten bazı yıldızlar içe çöker ve karadelik oluşturur etrafında ne varsa içine çeker yok eder. ABD’yi de böyle bir karadeliğe benzetiyorum. Hastalıklı yapısı bütün dünyaya terör pompalıyor. Gittiği her yere acı ve kan götürüyor.
    Erdoğan-Trump görüşmesi uzun vadede Suriye’de işlerin herkes tarafından daha sıkıntılı bir sürece evrileceğinin işaretlerini taşıyor gibi…
    Türk ve Amerika askerinin karşı karşıya gelmesinin telaffuz edilmesi büyük kırılmaları beraberinde getirir ve sonuçları sadece bölgesel de olmaz. Görüşmenin en önemli kısmı bence burası. Zira küresel ölçekte değişiklikleri tetikler. Zaten diyaloğ bu denli sıkıntıda olmasa askeri operasyon gündemde olmazdı değil mi…
    abd bize uzun zamandır silah ambargosu uyguluyor, ekonomiye saldırıyor, darbeyi destekliyor, sınırlarımıza terör örgütü yerleştiriyor, ülkemizi dava konusu yapıyor, komşularımızla aramızı açıyor, hangi birini sayalım. Son derece açıktır ki stratejik bir ortak hiç olmadığımız gibi zarar görmediğimiz bir zaman da yok gibidir. Şimdi de dünyanın her yerine şiddet pompalayan, biz el baba yürürken rakka operasyonunu durdurup bütün daeş militanlarının elbaba gelmesini sağlayan, hava operasyonlarını yapmayan abd 5 günlük operasyonda tırmanan şiddetten endişeli… Cumhurbaşkanımızın sunduğu “al papazı ver papazı” teklifini kabul etmeyen abd ülkedeki tutuklu Amerikalılardan rahatsız…ve tüm bunların söylenmesinden de hoşnut değil…
    tarafların birbirini anlamaları şart diyor sayı Koru. Artık anlıyoruz-dur umarım.

  6. Trump hayatı boyunca hiç son beş gündeki kadar mutlu olmamıştır. Sebebi Türkiye ile Afrin teröristlerinin savaşması. Trump’un gözünde Müslümanlar terörist olduğu için, iki taraf’da Müslüman. Bu durum, Trump’a hem maddi hem de manevi kazanç sağlıyor. Maddi kazancı elde kalmış silahlarını satıp para kazanması, manevi tarafı da düşmanlarını birbirine kırdırmasi. Trump için bu savaş onun gökte ararken yerde bulduğu bir savaş.
    Bence dünkü telefon görüşmesini doğru açıklayan taraf Türkiye, ABD kamuoyunu yanıltıyor.
    Aslında Trump konuştuklarını değil de “DÜŞÜNDÜKLERINI” açıklamış.
    İnşallah sonunda kazanan taraf onlar değil biz oluruz.
    Keşke bizimkiler de Trump’a karşı AB bakanlari ve cumhurbaşkanları gibi davranabilseler.

  7. Sözcü davasındaki tanıklığınızda verdiğiniz ifade hakkında birşeyler yazmayacak mısınız, hani şöyle mizahi birşeyler. Bekliyoruz.

  8. Sonuna kadar haklisiniz. Galiba US siz afrini alin, hadi kolaylikta cikaralim size, ama munbic’e dokunmayin diyor. Bir nevi kapali onay veriyor

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here