AP yarın Avrupa’yla ilişkilerimizi iyice içinden çıkılmaz hale sokabilir

8
Avrupa Parlamentosu, 24 Kasım 2004..

Neyse Türk Tabipleri Birliği (TTB) adına bildiri yayınlayanların gözaltıları uzun sürmedi. Ancak şimdi de TTB ile birlikte Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) isimlerinde bulunan Türk ve Türkiye sözcüklerinin kaldırılması gündemde.

Afrin konusunda farklı görüşler açıklamıştı TTB, savaş-dışı yöntemler tavsiye eden görüşler…

TBB başkanı Prof. Metin Feyzioğlu ise Afrin harekâtını desteklediğini daha ilk günden açıklamıştı.

Sosyal medyadan ‘savaş karşıtı’ içerikli mesajlar yayınlayanlara da göz açtırılmıyor.

Gerekçe askerin ve milletin moralinin bozulması ihtimali…

Geçmişin uygulamaları bugün anlamlı mı?

İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın saldırısına uğrayan İngiltere’de de savaş-karşıtlarına göz açtırılmamış; dolayısıyla bizde de böyle muameleler yerindeymiş…

Doğrudur. İngiltere, Nazi saldırısına uğradığında (1940), 18B diye anılan bir düzenlemeyle başını Osward Mosley’in çektiği faşist örgütün bazı üyelerini derdest etmişti.

ABD de, Pearl Harbor’a Japonya’nın saldırısı üzerine savaşa katılınca, çok uzun yıllardır ülkesinde yaşayan, çoğu Amerika doğumlu Japon vatandaşlarını toplama kamplarında ağırlamıştı.

Sorulması gereken soru şudur: Acaba o tedbirler doğru muydu?

Mosley ve öndegelen İngiliz faşistlerin 1940-1943 yılları arasını cezaevinde geçirdikleri doğrudur; ancak Hitler’le görüşmüş ekzantrik bir politikacıydı Mosley; savaşın ortasında serbest bırakılmıştı.

Japonları toplama kamplarına tıkan ABD ise, Jimmy Carter’ın oluşturduğu bağımsız bir komisyonun aleyhte bulguları üzerine, Ronald Reagan döneminde (1988), o uygulama yüzünden kamplarda toplanmış her bir Japon’dan hem hükümet adına özür diledi, hem de herbirine tazminat ödedi.

Ayrıca, İkinci Dünya Savaşı döneminde dünyanın şartları ile bugün arasında büyük farklar olduğu bir gerçek. Bireysel hak ve özgürlüklerin insanın vazgeçilmezi olduğu kanaati İkinci Dünya Savaşı sonrasının değeridir ve uluslararası belgelere de savaştan sonra girmiştir.

Türkiye, Afrin’deki sınır güvenliğini tehdit eden terör odaklarına karşı başlattığı askeri operasyonu ‘savaş’ olarak takdim etmiyor zaten.

Bugünün dünyasında devletler zecri sayılacak tedbirleri mümkün olan çok nadir ortamlarda ve noktasal uygulamalarla alma yolunu tercih ediyorlar. Hukuki çerçeve mutlaka gözetiliyor, mağduriyetler yaratılmaması için titizlik gösteriliyor, temel hak ve özgürlüklerin çiğnenmesi anlamına gelecek uygulamalardan da kaçınılıyor.

Toplama kampları veya toplu cezalandırmalar günümüzde başvurulan tedbirler değil artık.

Avrupa’dan dışlanabiliriz

Acaba askeri bir operasyon yürüten ülkemiz, bu esnada ne tür bir yol tutsa kendisi için daha iyi olur?

Daha önce, Afrin’e askeri operasyon başladığı ilk günlerde, bu soruya cevap teşkil edecek düşüncelerimi yazdım: Dışarıda böylesine önemli bir harekata girişildiğinde, içeride kendini güvenli kılacak bir davranış tarzı benimsemektir doğru olan. Bu da ancak hukuk devleti ilkelerinden taviz vermemekle sağlanır.

Yerleşik meslek örgütleri veya üyelerinin ya da değişik ilgi alanlarından isimleri duyulmuş kişilerin resmi görüşe ters düşen görüş açıkladıkları için takibata uğramalarına bu gözle bakmakta yarar var.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan son birkaç hafta içerisinde Fransa ve İtalya’yı ziyaret ettiğinde, o ülkelerin medyasında çıkan saygısız değerlendirmeler çoğumuzu rencide etti.

Şimdi de Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Parlamentosu (AP) ağır eleştirilerle Türkiye’yi hırpalamakta.

AP, dün, Türkiye ile ilgili özel bir oturum düzenledi ve bir yandan Afrin’e yönelik operasyon eleştirilirken bir yandan da ülkemizdeki hukukun üstünlüğü, insan hakları ve demokrasi standartları ciddi biçimde sorgulandı.

Yarın (Perşembe günü) AP’de oylanacak ortak kararın Türkiye için olağanüstü olumsuz olabileceğine dair haberler geliyor.

Son haber şu:

AP’deki siyasi grupların üzerinde anlaştığı ve Perşembe günü oylanacak ortak karar taslağında çok sert eleştirilere yer verildi. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında alınan AP kararlarıyla büyük benzerlik içeren belgede, temel hak ve özgürlükler ile hukukun üstünlüğü alanlarında yaşanan kötüleşme ve yargıda bağımsızlık eksikliğinden duyulan derin endişe dile getiriliyor. İfade özgürlüğü alanında orantısız ve yasadışı eylem ve önlemlerin devreye sokulduğu belirtiliyor. Türkiye’nin seküler ilke ve değerlerindeki kötüleşme not ediliyor. (..) Belgede, tutuklu olan çok sayıda akademisyen ve gazetecinin adı verilerek atılması istenen adımlar sıralanıyor.”

Bazen unutulduğu için hatırlatmak gerekebiliyor: Şimdi Dışişleri Bakanı olan Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne, Avrupalı parlamenterler tarafından başkan seçilmişti (2010-2012). Aynı Meclis, geçen yıl (25 Nisan 2017), Türkiye’yi siyasi denetime alma kararı çıkardı.

AP’nin yarın alması beklenen karardaki gerekçelerle…

Kızalım, kızıyoruz da, ancak kızmamızı gerektirmeyecek bir tavır da benimseyebilirdik.

ΩΩΩΩ

8 YORUMLAR

  1. Hakka dayanmalıyız

    Türkiye’deki yazarlar son birkaç asırdır hep “başkaları ne der” diye düşünerek yazıyor ve konuşuyorlar. Bir kıtanın uygarlık kurmuş halkları soy kırıma uğratılır, ama bazı halklar için bu kusur bile sayılmaz. Bir kıtanın insanları köle olarak çalıştırılmak üzere başka kıtalara taşınır, mal olarak alınır satılır, insan yerine konmazlar ve bu da eleştirilmez. Dahası var: birinci ve ikinci cihan savaşlarında milyonlarca insan hayatını kaybeder; cetvelle kısa süre sonra kana bulanacak sınırlar çizilmesi irdelenmez bile. İnsanlık vizeler, kotalar ile sefalet içinde yaşatılır. İran ile alış veriş yaptın parasını ödedin diye insanlar hapse atılır. Bunların daha nicesi sorun bile yapılmaz.

    Yazarların medet umduğu “başkaları” ülkemizi sermayeye teslim eder ve sayımız da yüzde birin altına düşerse bizi alkışlarlar. O da eğer yaşamamıza müsaade ederlerse. Biz, evet biz, “Allah ne der” diyecek ve ona göre hareket edeceğiz. Şeriata uygun olan budur. Fıkhın dört delili ile yolumuzu bulmaya çalışacağız.

    Evet, Afrin harekatı yerinde bir harekattır. Çok başarılı sürmektedir. Sonunda da başarılı olunacaktır, artık savaşıyoruz. İt ürür kervan yürür.

    Bizim sorunumuz ülkemizin içindedir. Ak Parti olağanüstü hal uygulamaları ile yalnız şeriata aykırı zulüm yapmakla kalmıyor, parti olarak da intihar ediyor. Allah ülkemizin önünü hep açmıştır, gelecekte de açacaktır inşallah. Ak Parti’yi kendi partimiz olarak gördüğümüzden ihanet içinde intihar etmesini istemiyoruz.

    Olağanüstü hal derhal kaldırılmalı. Hakemlerden oluşan adil yargı sistemi kurulmalı. Onların mahkum ettiği kimseler göz yaşına bakılmadan hüküm infaz edilmeli. Beraat ettirilen kimselere hapiste kaldıkları süre için ağır tazminat ödenmelidir. Bu tazminat da olağanüstü hal kararını alanların dayanışması ödemelidir.

  2. Bence Türk Tabipler Birliği de, Türkiye Barolar Birliği de isimlerinden Türk ve Türkiye kelimelerinin çıkarılmasından rahatsız olmazlar. Çünkü milli duygular bu birlik yöneticilerinde yok. Belki de memnun olurlar.

  3. sahi benimseyebilir miydik sayı koru?????
    Amerika başta neredeyse 50 ye yakın ülke suriye de koalisyon güçleri olarak deaşa karşı operasyon yapıyor. bu ülkelerde kaç stk müzakere yolları denensin diye bildiri yayınlıyor.????
    bu koalisyonun kaç ülkesinde ana muhalefet milletvekilleri deaş terör örgütü değildir açıklaması yapıyor???
    kaç ülke sosyal medyasında deaşa tezahurata izin veriliyor????
    fransa başta Avrupa da Amerika da sosyal medya hesaplarına müdahale edildiğini biliyoruz ama tabii olarak bildiri okuyup deaşla müzakereye çağıran doktorları olmadığı için müdahale sıkıntıları da yok. zaten orada böyle bildiriler mümkün de değildir, bu damar bu coğrafyada var. onlar mecbur kalmadıkça antibiyotik te yazmazlar…
    bizimkiler de aslında bildiri sever değildir öyle olsa
    TTB yemen de 28 milyon açlıkla karşı karşıya iken neden dünyaya bir bildiri okumuyor sunuz?????
    TTB suriye de bir milyondan fazla insan öldürülürken neden bildiri okumuyor sunuz?????
    TTB arakan kıyımları için neden bildiri okumuyor sunuz????
    TTB kudüste hak ihlalleri için neden bildiri okumuyor sunuz????
    TTB ırakta ölen milyonlar için amerikaya neden bildiri okumuyor sunuz????? diye sorardık.
    mesele insan hak ve özgürlükleri olsaydı, bir halk sağlığı meselesi olsaydı…
    Neden bu ülkede iki üç reçeteden birine antibiyotik giriyorsa neden dünyada en çok antibiyotik kullanan ülkesi olduruluyorsak neden bize en yakın ülke ile aramızda büyük oranlar varsa aynı nedenle bu bildiri okunuyor….yani mesele bir ifade özgürlüğü meselesi değil, kesinlikle değil.
    elbette sayın korunun ilişki kurmaya çalıştığı gibi bir savaş karşıtlığı meselesi de değil.
    illa bir şeyle ilişki kuracak isek
    ”’mesele iki ağaç meselesi değil arkadaş sen anlamadın mı”’ meselesi….

    bugün gelinen nokta insan hayatlarının , ifade özgürlüklerinin bütün insani değerlerin bir pazarlık masası konusu olmasından ibarettir. masada aldıkları sürece kaç bin ypg li öldüğünü umursayacak yoktur…kan üzerinden yapılan pazarlıklar bunlar ve terör örgütlerine neden silah veriyorsunuz diye sormak yerine sınırlarımızı korumak amaçlı yapılan operasyonları sorgulamayı hedef alan bildiriler de pazarlığın bir parçası doğal olarak. dolayısıyla hükümet burada elini zayıflatacak hamleleri yapmamalıdır önerisi doğru bir öneridir. ifade özgürlüğü maskesini hoş görmelidir.
    dolayısıyla bugün gelinen nokta maalesef kazananın olmadığı bütün değerlerin maskelendiği bir noktadır….çok yazık…

    • hükümete de eleştirim bizi pazarlık masalarında zayıflatmak üzere hazırlanmış zokaları her seferinde yutmasıdır. hükümet yetkilileri alsın bildirileri eline, çıksın halkın karşısına
      işte bildiri biz bu bildiriyi halkı vicdanına bırakıyoruz desin.
      demokrasiyi işletsin yeter gerekeni biz sandık önümüze gelince yaparız.

      • son olarak eklemek isterim ki muhalefete ve muhalif olmaya kimsenin itirazı yoktur.
        metin Feyzioğlu gibi muhaliflerin başımızın üstünde yeri vardır, onların faydaları olur zararları olmaz…

  4. Sayın Koru ,

    Siyaset hukukun yanısıra toplum güvenliği ile de ilğilidir . ABD de Japon’ları o kamplara almasalardı acaba kaç tane bireysel saldırı olacaktı ? O gün o doğru idi . Daha sonra da özür dilemek. İçimizdeki delileri nasıl zaptedeceğiz ?

    • Savaşan devletlerin birbiri ile olan dúşmanlíklarını o milliyetinden olan vatandaşlarını korumak için özgürlüklerinden, eden ve kendi vatandaşlarıní (size göre)”korumak” adi altında cezalandıran bir devlet, devlet olmakdan çıkar kabile devleti haline gelir.
      Sizce halkın ı konturol etmekten aciz bir devlete ne devleti olur?
      Heleki sizin idda ettiğiniz “doğrular” USA gibi dúnya milletlerinden kurulmuş bir devleti bir gün dahi yaşatmaz ve yaşatamaz.
      USA ilk başkanı ve (bizde Atatürke unvanigibi)(father of America) George Washington, İngiliz Asıllı ve prenses Diyananın da akrabası oliyor, burdakı insanlara İngiliz askerlerinin yaptıkları zülümlere karşı onlarla savaşı başlatip ve buradan onları kovanlarin başini çeken biri. Kendisi de İngiliz.
      Bilmem anlata bildimi?

  5. Fehmi bey sizin okurlarınızdan belki bilmiyenler olabilir, fakat bütün dünyanın bildiği kumpasları ve diğer “Allah’ın lütfu” olarak tarihin sayfalarına geçen o kara ve utanç verici gece ile birlikde TC nin 11. CB, basın, iş adamları aralarında gazetecilere ve kurumlara gizlice neler yapacakları yol harıtasını yanlışlıkla bir gazeteciye gönderdikleri gibi, diğerlerini de aynı hatayı yaptıklarını bildikleri için dış devletlerle kavga ederek kahramanlaşıp seçim kazanmakdan başaka bir dertleri yok. Türkiye batmış halkı açlığa mahkûm olmuş bebeklerin gün yüzü görmeleri şöyle dursun, yiyecek mama dahi bulamıyor.
    Bizim ordumuz 1974 Kıbrıs’ta 3 günde savaş kazandı. Ya şimdi? Haftalardır bir avuç çapulcuların işini bitirmiyor. Acaba neden bitirmiyor? Hiç şüphesiz bizim ordumuz dünya’nın en iyi ordularından biri ve bütün kurumlar da tam destek veriyor. Ayrıca da dış devletler de desdek vermişlerdı oysa ki, Kıbrıs savaşında hepsi karşımızda idiler.
    Türkiye ne bir partiye, ne bir millete ve ne de bir dine ait olan bır ülke. Bu Úlkede Türkü,Rumu,Ermenisi Müsevisi Kürdü, Çerkezı va Arabı aynı haklara sahiptir ve hiç birimiz birimizden üstün değiliz.
    Bu ülke tek bir kişinin ve partinin ülkesi olmadığı gibi hiçbir kurumdan T harfını yasaklamaya ne hakları ne de yetkileri var.
    Ne biçim bir millet olduk böyle? İki lafı bir arada yazmasını dahi beceremiyen bir avuç kendini bilmez trollerini ortalığa salmışlar, dünyaya onlar vasıtası ile küfür ihraç ettiriyorlar. O da yetmezmiş gibi önlerine gelene hakaret ettiklerini zanederek diğer inançlara karşı da saldırganlık yaparak kendilerini vatanperver ve Müslüman zannediyorlar.
    Hani ağızlarını doldura doldura birilerine “Papaz” diyenlere ben de şu soruyu sormak istiyorum, Papaz Hırıstiyan inancın ait Katolik mezhebinin din adamlarına verilen unvanın Türkçe manası.
    Peki bunu siz birilerine hakaret maksadı ile kullanıp, daha sonra o inançda olanlarla el sıkışırken onların karşısında hiç yüzünüz kızarmıyor mu?
    Ne diyelim.😴
    Son gúlen tam güler.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here