Bahçeli ‘af’ istiyor; doğru olan bir başka yöntemle cezaevleri nüfusunu azaltmaktır

44

MHP lideri Devlet Bahçeli‘nin seçim kampanyası sırasında dile getirilen sorunlar arasına ısrarla ‘af’ konusunu sokmaya çalışmasından ‘Cumhurbaşkanı İttifakı’ içerisinde ortaklık yaptığı iktidar partisinin de rahatsız olduğu fark ediliyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ, hepsi ayrı ayrı, “Gündemimizde af konusu yok” açıklaması yaptılar.

Devlet Bahçeli ise “Ramazan bayramından önce” diye af için gün bile veriyor.

Konu netameli

Konunun netameli olduğu kesin.

Netameli oluşunun sebebi cezaevleri kapasitesi.

Onun da sebebi 15 Temmuz hain darbe girişimi…

Darbe girişimine kadar 190 bin civarında olan cezaevi nüfusu şu sıralarda 250 bine yaklaştı; Adalet Bakanlığı bu yılın sonunda o sayının 275 bine ulaşması öngörüsünde bulunuyor. Oysa mevcut cezaevlerinin kapasitesi 200 binin biraz üzerinde.

Bunun anlamı, cezaevi koğuşlarında bir yatakta birden fazla tutuklu veya hükümlünün kalmak zorunda olduğu…

Türkiye yalnız her ile devasa birer şehir hastanesi inşa etmiyor, aynı zamanda ülkenin dört bir tarafında yükselen cezaevi inşaatları da var. Bu yılın sonuna kadar hizmete girmesi beklenen cezaevi sayısı 45…

Hapishanelere içerisinde barındırdığı insanları cezalandırma yerleri gözüyle bakan bir ülkeyiz. Dünya bu anlayışı çoktan geride bıraktı ve pek çok ülke, oralara, yargının hapisle cezalandırdığı insanların içeride geçirdikleri süre içerisinde topluma yeniden kazandırılması için programlar uygulanan birer ıslahhane gözüyle bakıyor.

Amerikalı belgesel yapımcısı Michael Moore‘un 2015 tarihli ‘Bir sonra hangi ülkeyi işgal edelim?’ diye çevirilebilecek ‘Where to Invade Next’ adlı filminin bir bölümünde Norveç’in cezaevleri sistemine değiniliyor.

Norveç’te çoğu adam öldürme gibi ciddi suçlardan mahkum olmuş kişilerin içerisinde yer aldığı cezaevlerinin mahkumlara ne kadar insani davranılan birer ıslah yeri olduğunu o belgeseldeki görüntülerden anlıyoruz.

TIME dergisi, Norveç cezaevi sistemi için, konuya ilişkin haberinde ‘en insani’, New York Times gazetesi de ‘modern, neşeli ve Amerikalıların anlayamayacağı kadar gerçek-dışı’ sıfatını kullanmış…

ABD de, bizde olduğu gibi, cezaevlerine ceza görülen yer gözüyle bakıyor ve cezaevi nüfusu orada da kapasite fazlasına sahip.

Liège kurbanları için..

Konu neden önemli?

Geçen hafta Belçika’nın Liège kentinde bir terör olayı meydana geldi. Benjamin Herman adlı biri, cezaevinden 48 saatliğine izin kullandığı sırada, bir okulu basarak bir kadını rehine aldı, bu arada üç kişiyi de ağır biçimde yaraladı. Adamın bir gece önce bir başkasını da öldürdüğünden şüphe ediliyor.

Benjamin polislerin açtığı ateşle öldürüldü.

Olay sırasında “Allahü ekber” diye bağıran, eyleminin ardından yaptığına IŞİD’in sahip çıktığı adam, aslında hırsızlık, saldırı ve uyuşturucu gibi âdi suçlar yüzünden içeride bulunuyormuş; iki yıl sonra serbest kalacakmış

Belçika içişleri bakanı “Benjamin Herman cezaevinde radikalleşti” açıklamasını yaptı.

Evet, cezaevlerinin böyle bir özelliği de var.

Hırsız bir Belçikalı’yı IŞİD’çi teröriste çevirebilen bir özellik…

Acaba bizde durum ne?

Hükümlüler arasında durum ne, henüz hüküm giymediği halde hakkında başlatılan ve bazen yıllara yayılabilen yargı süreci sırasında tutuklu olanlar arasında durum ne?

Cezaevlerine düşen sıradan insanlar orada bulundukları süre içerisinde kendilerine atfedilen suçlardan nedamet mi getiriyorlar, yoksa kendilerini ‘kader mahkumu’ olarak görüp bilenerek daha önce hiç sahip olmadıkları keskin tavırlarla mücehhez hale mi geliyorlar?

Ya ‘kader mahkumu’ olduğuna inandıkları veya haksız yere tutuklu saydıkları yakınlarını cezaevlerinde ziyaret eden aile fertleri?

Anne-babaları cezaevine düştüğü için kendileri de mahkumlarla aynı mekanları paylaşan çocukların durumlarını da bu değerlendirmeye katmak gerekiyor.

Onlar cezaevi-ikameti sonrasında nasıl bir ruh hali içerisinde bulunacaklar?

Şahsen, kendi adıma, “Tutukluluk hali cezalandırmaya dönüşmesin, insanları hüküm giyene kadar tutuksuz yargılama yönüne gidilsin” tavsiyesinde sıkça bulunurken cezaevi sisteminin bu radikalleştirici özelliğini de düşünüyorum.

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Diyarbakır Cezaevi‘nin PKK’ya bilenmiş kadrolar hediye etme özelliğini de göz önünde tutarak…

MHP liderinin ‘kader mahkumu’ sayıp ‘af’ kapsamı içerisinde görmek istedikleri ile Belçika’da geçen hafta yaşanan olayın işaret ettiği gerçek arasında ilinti kurmak hayli zor.

En doğrusu, işe ‘tutuksuz yargılama’ prensibini benimsemekle başlamak, bunu yaparsak cezaevi nüfusu normale dönecektir; ardından da hapishaneleri ceza görülen yerler olmaktan çıkarıp birer ıslahhaneye dönüştürmenin yollarını aramak…

Affı bunlardan sonra düşünebiliriz.

ΩΩΩΩ

44 YORUMLAR

  1. Fehmi koru beyfendinin yazısı oldukça mantıklı tutuksuz yargılama yapılmalı henüz hüküm giymemiş olanlara üstelik sadece ceza alan mahkumu değil ailesini eşini çocuğunu da düşünmek gerek gündemimizde erken seçim de yoktu ama gidiyoruz neden ceza indirimi de çıkarılmasın ki?

  2. Değerli yorumcular; Eyvallah anladık hepiniz barış perisisiniz nerdeyse. Ben sıradan küçük esnafım. Orta halli orta karar yaşayan biriyim. Hiç bir siyasi görüşün ucunda bulunmadım. Sadece ve sadece esnafım ortalama bir aile babasıyım. Lâkin iki defa suç mağduriyeti yaşamış biriyim. Yorumlarınız çoğunlukla suçlularım daha iyi şartlarda islah edilmesiyle ilgili eyvallah. Benim hukukum ne olacak binlerce suçlu varsa binlerce de suç mağduru var. Sayın Koru siz ve gazeteciler bir mağduriyet yaşayınca göklere çıkıyoesunuz maşallah. Amma devlet amma bir maganda mağduriyeti sözkonusu olunca ortalığı yıkıyorsunuz başkasının mağduriyeti sizi ilgilendirmiyor. Ben ve benim gibilerin hukuku ne olacak buna bi diyeceğiniz yok mu ? Ayrıca Devlet Bahçeliye de maşallah her fırsatta eleştiri yöneltirken çoğunluğa göre hoş olmayan bir talbi var ve siz destekliyorsunuz. Eyvallah bir siyasetcinin her yaptığı doğru veyahut yanlış değildir de “af” gibi devletin yetkisinde be hakkında olmaması gereken bir af konusunda nasıl sahip çıkıyorsunuz. Bu güne dek çıkarılan afların kime ne yararı olmuştur örneklendirebilirmisiniz.

  3. Özer bey gerçekten siz araştırmayi seven birisıniz sizi tebrik ediyorum.Sizin gibiler ilede fikir aliş verişi yapmak banim ufkumu açacağina inaniyorum ayni zamandada aklimabir çok sorular getiriyor.
    Ben şu an bizdeki politikacıların arasında siyasetci olarak sadece dört dörtlük olmasada Temel beyi göriyorum.
    Bir siyasetci kendisini oy siyasetcisi olarak değilde bir lider olarak memkeketini düşundüğü zaman oy kaygısıını bir kenara bırakip kendisini diğer ülkelerin yerine koyarak düşünürse ayni durumu içerdeki muhaliflerine karşıda uygularsa o zaman makam ve mevki için değil insanlik için siyaset yapmiş olur.
    ve o zaman hem lideri olduğu ülkenin hemde kendinin itibarını artırır buda hem barışa faydali olur hemde itibar seviyesinin yükselmesine vesile olur.
    AKP nin ilk iki dönemde siyasetcıler arasında dünyayi iyi taniyan siyasetciler vardı AKP onun için başarılı oldu.
    17/25 Aralik da eğer iyi bir siyasetci olsaidi o olayı çok kolay hallederdi.
    Mesala çıkıp aninda istifa eder yeni kabinesinde adlari yolsuzluğa bulaşmış bakanlara yer vermezdi ve yargıya güvendiğin açiklar daha sonra sabirla olaylari açiğa çıkarirdi. Gezi olaylarindada tek bir kelime ile istediğini elde ederdi.
    mesala bir gencin dahi burnun kanamasını Bin tane A veya B için değişmem bu ülekenin gelecekte sahipleri olan gençlerin onayını alincaya kadar projeyi uygulamamaya kara verdim dese idi acaba o yaşananlar hiç biri yaşanır mı idi?
    Riza Zaraf gibi birisine sahip çıktığı andan itibaren Türkiyenin kredisini bitirdiler.
    Bence bu olayların bütün sorumlulari sadece ve sadece oy peşinde koşan siyasiler.
    Eğer dertleri oy olmassa Rahmetli Türkeşin küçük oğlunun ne gibi bir özelliği vardıda onu vekil yaptı? Hakan Şükür dünyada efendiliği ve başrıları ile tanin iyi eski futbolcu olarak ne kadar siyasetten anlardiki onu vekil yaptı?,sevmediği halde onlari yok etmek için altina imza atmiş karari gizli kasada beklerken hasret şarkilari söyliyen birisine oy verenleri her zaman mükafatlandırırsalar.
    Diş ülkeler o ülkenin halkina ve siyasetcilerine ne kadar itibar ederlerki?
    Biz halk olarak beğendiğımız partilrre oy verelim fakat onlardanada hesap sormasınıde bilelim ki onlar bizleri en ayi yerinne koymasına izin vermiyelim.
    Tipk burdaki Trump taraftarkari gibi.Yüzde yetmiş iki farkla kazandı bu eyalette bir sene sonra demokırat adayı kazandı.
    Esenlikle kalın.

  4. Zeki Bey cevabımdır
    Teşekkür ederim Zeki bey Allah razi olsun, sizler sağolun.
    Ben burada emin olduğum bir konu hakkında yazdığım zaman hep kendi ailemden örnek veririm, ve her fírsata bizim sülele ve akrabalar olarak 15 Temmuz darbesinden dolayi sadece Gölbaşında şehit düşen polisler arasinda bulunan bir akrabamiz hariç hiçbir fert etkilenmediğini belirtirim. Bu demek değilki yapilan zülümlere alkış tutup atılan iftiralara inanmak kadar vijdanimi birilerine ipotek edeyim.
    Örnek Salahaddin Demirtaş ve Nazli İlicak Erdoğana göre teröristler o zaman nazli ilicağın okurlari olarak bizler de onun gibi oluyoruz.Demirtaşın 5 milyon seçmeni de mi terörist oluyor.
    ona terörist diyenler Altan kardeşlere de de diyorlar.Birilerinin altin Tahtını Elmas yaptirmamak için Allah rizasi için iftiracılara da inanmam.

    Ailemizde sabit fikirli kimse yok ve ayni zamandada her meslekten bireyler var.
    Asker,doktor,akademisyen,esnaf vb.
    örneğin ben elimden geldiği kadar dini yaşama özen gösteririm fakat arkadaşlarımın hemen hemen hiç birisi dindar değıl ve onlarla olan dostluğum benim daha fazla dini yaşama karşi hassalaştıriyor.Nedenine gelince arkadaşlarımın beni çok sevip ve güvenmeleri.
    Siyasi görüş olarak da ayni aile üyelerimizin hepsi sağ görüşlu fakat değişik partilerden, örnek: yiyenim MHP ye Eşi AKP kimse kimseye karışmaz.Rahmetli Abimin Eşi Kürt Kendisi Abim ve iki çocuğu AKP yi tutar bir oğlu fanatık MHP li.Yengemin Akrabalarınin ve kardeşlerinin çoğu solcu sadece İki bacısı sağ görüşlü.
    Erdoğan şu an ülkeyi öyle bir duruma getirdiki insanlari aile içinde birbirine iftıra attirip hayatını karartmasından zevk alacak duruma düşürdü.
    Rahmetli Abim de çevresinde kendi doktoru dahil çoğu darbe bahanesi kurbanlar hep yakın komşu ve akrabalari tarafından birbirini çekememe hirs ve kinden dolayi iftiralarla içeri atılmış onu bana anlattı ve ruyasında artik nasil gördu ise orasını anlatmadı hemen yengemi uyandırıp beni aratmiş.
    Buda gösteriyorki 15 Temmuz Darbe girişimi değil tam bir darbedır ve bu darbede Tük halkına yapılmıştır.hemde acıları bin yillarca sürecek derinlikte yaralar açmıştir.
    O Darbe sayin Gülün dediği gibi Türk halkınin felaketi ,1100 Odali saraydaki tahta oturanlar ve
    Yasin Süresindeki 7.8.9.10.ayetlerde tarif edilen insanlar içinde Allahın bir Lütfüu olmuştur.
    Allaha emanet olun.

  5. Gecenlerde yerel basindan bir haber okumustum. Yaklasik 2 milyon nufusu olan bir sehirde, sadece 2017 yilinda 11.000 kisi hakkinda silahli teror orgutune uye olma gerekcesiyle adli islem yapilmis. Sadece bir yil icerisinde.

    Elimde veri yok, ama kaba bir hesapla galiba 1 milyona yakin insan hakkinda ulkemizde bu tur sorusturmalarin yurutuldugunu tahmin ediyorum. Cunku sadece Feto gerekcesiyle 420.000 kisi hakkinda sorusturma yapilmis su ana kadar.

    Bu rakamlar korkunc ve urkutucu. Peki neden boyle bir tablo var? Teror kavraminin gevsek tanimlanmasindan dolayi olabilir mi? Yoksa gercekten suclularin cok oldugu bir ulkemiyiz biz? Suca meyilli bir toplum muyuz biz? Kotu yonetimden dolayi olabilir mi? Ekonomik nedenlerden dolayi mi acaba? Hak ve ozgurluklerin eksikliginden dolayi mi?

    Sapkamizi onumuze koyup dusunmemiz gerekir. Unutmayalim bu kadar teror suphelisi olan bir ulkeye insanlar guvenip de yatirim yapmaktan imtina edebilirler.

    Bunlar gurur duyacagimiz rakamlar mi?

    Vakit dusunme vakti.

  6. Bir Avrupa ülkesi olan Fransa’da durum
    şöyle:

    “Fransa’da cezaevleri skandalı”

    “Basına sızan görüntüler, Fransa’daki cezaevlerindeki durumu gün ışığına çıkardı. Kapasitesinin üzerinde tutuklu bulunan cezaevlerinde yeterli güvenlik bulunmuyor, kadınlar kötü muameleye maruz kalıyor.
    Fransız cezaevlerini ziyaret eden müfettişlerin çıkardığı bilanço, durumun endişe verici boyutlarda olduğuna işaret ediyor. Müfettişlere göre, disiplin ya da düzenden söz etmek imkânsız. Tutuklu ya da hükümlüler korku, uyuşturucu ve şiddetin kol gezdiği ve hijyen koşullarının korkunç olduğu bir ortamda cezalarını çekiyor.
    Toplam kapasitesi 52 bin olan Fransız cezaevlerinde şu anda yaklaşık 63 bin kişi bulunuyor. Cezaevlerinde incelemelerde bulunan Başmüfettiş Jean-Marie Delarue, bu sıkışıklığın da tutuklulara hücrelerinde ne yatacak yer ne de kımıldayacak alan bıraktığını söylüyor. Yaklaşık 10 metrekare olan koğuşların bakımsızlığı ve kirliliği de sağlığı tehdit eder boyutta. Paris’te bulunan ülkenin en büyük cezaevinden Fransız medyasına sızan fotoğraflar ve video görüntüleri, durumun kamuoyuna da yansımasına yol açtı.
    Cezaevinde bir tutuklunun çektiği video görüntüleri Fransız televizyonlarında yayınlandı. Video kaydında hücrelerin içinde bulunan tuvaletin, tutukluların bulduğu geçici çözümle, bir havlunun perde haline getirilmesi ile ayrıldığı görülüyor. Parmaklıkların ardındaki kırık pencereyi gösteren tutuklu, video görüntüsünde şunları anlatıyor:
    “Ellerimi dışarıya uzatıyorum. Şu anda Kasım ayının ortasındayız. Burada, sağda büyük bir delik var. Durumumuz evsizlerden daha da kötü. Dışarısı kesinlikle daha iyi. Ne söyleyebileceğimi gerçekten bilmiyorum.”
    Cezaevlerinde güvenlik de sağlanamıyor. Bunun başlıca nedeni ise yetersiz sayıdaki güvenlik görevlileri. Yetkililer, daha fazlası için cezaevlerine ayrılan bütçenin yetersiz olduğunu söylüyor. Fransız cezaevlerinde geçen yıl 115 kişi hayatını kaybetti ve 1200 kişi de intihara teşebbüs etti. Kaç kişinin sakat kaldığı konusunda ise ellerinde veri olmadığını belirten Başmüfettiş Jean – Marie Delarue, polisin gözaltı sürecindeki muamelesini de sert bir dille eleştiriyor.”

  7. Kur’an’da mısr yönetimini anlatılırken hapis cezasından bahsedilir. Kur’an’da hapis cezası yoktur.
    1- Savaşta hukuk kalkar, yerine cephe savaşı vardır. Karşıda olanlar öldürülür. Esir olanlar artık öldürülmez. İlerde tekrar savaş çıkaracaklar olan kimseler hakemler kararı ile idam olunabilir veya köleleştirilir veya bedeli alınır, serbest bırakılır veya cizyeye bağlanarak yurtlarında bırakılır veya affedilir. Sonuncusu istenir.
    2- Kamu suçları sayılıdır.
    1) Hırsızlık (kol kesilir)
    2) Zina (sopa vurulur yahut hadım yapılır)
    3) Terör (suçuna göre öldürülür, asılır, el-ayak kesilir veya sürülür)
    4) İftirada sopa vurulur.
    3- Bunun dışında tecrid vardır. Onunla konuşmak yasaklanır. Yahut ev hapsine alınır. Ailesiyle oturur, apartman dışına çıkmaz.
    4- Af diyete dönüşür. Kastı aşan suçlar dahil af zorunludur. Mağdura diyet ödenir.
    Cezalar ıslah için değil, caydırıcılık içindir. Islah için zorunlu çalışma yerleri vardır. Hapiste caydırıcılık yoktur. Er geç insanlık hapis cezasını terk edecektir.
    Bahçeli afta ısrar ile Erdoğan’la arasını açmak istiyor. “Cumhurbaşkanı olsan da ben seni indirim.” dediği unutulmamalıdır. Yarın 180 derece dönmüş olarak Erdoğan’ı Yüce Divan’a gönderebilir. Cumhur ittifakını çok tehlikeli görüyorum. Saadet anahtar parti olursa tehlikeli günler yaşanmaz.
    Genel af değil, infazı erteleme affı çıkarılmalı. Yeniden suç işleyen eski cezayı da çekmelidir.
    Kur’an düzeninden başka bir çıkar yoktur. Hapishaneleri ıslahhane yaparsanız caydırıcılığı kalmaz. Oysa insan caydırıcılık içinde varlığını sürdürebilir.

  8. Bekir Bey, desteksiz sallamış: “Avrupa ülkelerinin çoğunda cezaevi şartlarının Türkiye’den kötü olduğuna dair haberler okuyoruz zaman zaman. Norveç bir istisna olabilir.” buyurmuşlar. Kendisine, AVRUPA KONSEYİ CEZAEVLERİ KOMSİYONU’nun ne olduğunu öğrenmesini ve bu komisyonun 2016 Yılı Raporu’na bir göz atmasını öneririm -eğer hakikat gibi bir derdi varsa elbette.

    İster beğenelim, ister tepinelim, istersek inkar edelim. Avrupa Birliği ülkelerinde keyfiyet, “Ben yaptım oldu” değil, anayasa ve kanunlarda açıkça belirlenmiş haklar ve kurallar geçerlidir. Bu haklar ve kurallar, vatandaşlar gibi devlet açısından da bağlayıcıdır. Avrupa ülkelerini iyi örnek gösteren referanslarda bulunmak, kuşkusuz birilerinin vatanseverlik ölçütlerine uymaz. Bu, ülkemizi sevmemekle, Batı sevicisi olmakla, Haçlı dünyasının (!) demokrasi ve hukuk devleti anlayışını Allah’a şirk koşmakla eşdeğerdir. Hamaset muslukları ardına kadar açılır. Olsun. Birileri vatanperver, hakikatin peşinde olmayı düstur edinenler vatan düşmanı ya da Haçlı’nın içimizdeki uzantıları kalsın. Ben bir girizgah yapmakla yetiniyorum. Buyurun:

    Avrupa Birliği ülkelerinde cezaevlerindeki koşullar tek tek üye ülkerin inisiyatif ve keyfiliğine bırakılmamıştır. Cezaevlerindeki standartlar ve koşullar, Avrupa Konseyi Ceaevleri Komisyonu tarafından Avrupa Birliği Sözleşmesi’nin ilgili maddeleri uyarınca, Birleşmiş Milletler 1990 Kuralları ve 2015 Nelson Mandela Kuralları çerçevesinde düzenlenmiştir.

    Burada adı geçen ve uyulması zorunlu kurallara göre, her bir mahkum ya da tutuklu için, tek kişilik asgari kullanılabilir serbest alan, banyo ve tuvalet hariç olmak üzere, 6 metre kare olmak zorundadır. Tavanın yerden mesafesinin, asgari 2,5 metre olması zorunludur.

    Mahkumlar, aldıkları ceza her ne olursa olsun, cezaevinden istedikleri bir eğitim kurumundan “uzaktan eğitim” esasına göre eğitim alabilirler. Eğitim olanaklarını kolaylaştırmak cezaevi idaresinin sorumluluğundadır.

      • Anlaşılmıştır, Safa Bey, bu konuda zaafım olduğunun farkındayım. Söz, akılda tutacağım bu dileğinizi. Böyle dostane ve neşeli takılmalara da ihtiyaç var burada. Gülümseyip uzaklardan dostça el sallıyorum 🙂

  9. Nagehan Alçı adlı kadın yazar, iktidar yalakası olduğunu ileri sürdüğü Ahmet Hakan’ı tanımlıyor: Türk basın tarihinin gördüğü en kötü insan, muhbir, gammazcı!

    Bahçeli’nin pek bir masumane tabirle “kader mahkumu” diye adlandırdığı 189.000 mahkumdan 30.000’ini bir ya da birden çok insanı öldürmekten mahkum.

    İsmi Eşref Fakıbaba, bu ülkenin bakanlarından biri. Şanlıurfa’da AK Parti’nin milletvekili adaylarına “Beğenmedik” diyen partililerle ilgili düşüncesi sorulduğunda verdiği yanıt: “Desinler çok da benim şeyimde değil.”

    Cumhurbaşkanı, misafirlerine yaptığı konuşmada, muhalefet liderine saydırıyor. Salondakiler alkışlıyorlar. Bir ordu generali alkışlayanlar arasında. Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı esip gürlüyor: Apoletlerini sökeceğim!

    Adam devlet belgeli suç örgütü lideri, mafyanın önde gideni. Elazığ’daki mitingde boy göstereceği ve konuşma yapacağı söyleniyor. Adı A. Çakıcı olan bir diğer suç örgütü lideri, Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı partinin lideri tarafından cezaevinde ziyaret ediliyor. Bir “kader mahkumu” olarak bu insane sahip çıkılması talebinde bulunuyor o lider mikrofonlar karşısında.

    İsmi İsmail Güneş, bu ülkenin Meteroloji Genel Müdürü. Büyük kentlerdeki su baskınlarının doğanın tahribatıyla, çarpık kentleşme, üstünkörü yapılmış inşaat planları ile ilgisinin olmadığı görüşünde. Kent merkezlerinde araçları bile önüne katıp sürükleyen dereciklerin, su baskınlarının nedenine açıklık getiriyor: Şehirlerde nüfus yoğunluğu arttı. Kalabalıklaştıkça vücut ısılarımız ısı adacıklarına yol açıyor. Isınan hava yükselip soğuk havaya çarpıyor ve şiddetli yağış başlıyor.”

    Önde gelen gazetelerde yazamayan, TV ekranlarından uzak tutulan, aklının ve yazılarının kalitesi onyıllardır herkesçe kabul edilen, okurlarına ancak kendi sitesi aracılığıyla erişilebilen bir fikir adamı ve yazarın sürekli okurlarından birisi, “Avrupa ülkelerinin çoğunda cezaevi şartlarının Türkiye’den kötü olduğuna” inanıyor (çünkü zaman zaman böyle haberler okuyormuş!) ve ekliyor: “Norveç bir istisna olabilir.”

    Sıradanlık ve çürümüş, vermiş dolarla el ele, yükseliş trendlerini zorladıkça zorluyor. Nereye kadar yükseleceği, ne zaman nerede duracağı kestirilemiyor. . . Oyun kurucu bir dünya devleti olduğu, 24 Haziran’dan sonra dünyada ilk 10, Avrupa’da ilk üç arasına gireceği ülkenin en zirvesindeki şahsiyet tarafından halka bir seçim vaadi olarak ilan edilen ülkemde, bir Cumartesi gününden insan manzaraları. . .

    • yandaş medya adı ile anılan hormonlu tosunların gat otu çiğnediğini düşünüyorum eğlenceli ve komik fikir yazıları o yüzden hep zaytung tadında…

  10. Yazı’nın konusu hakkında, başka, başka, ne gibi istatistikler var … ?
    Daha önceleri Ülkemizde, HASTA mı yoktu, yoksa Hastahane mi ? Yoksa ikisi de mi ?

    Hapis ve mahpus sayısı o ülkenin medeniyet ve huzur seviyesi ile Kanunlarının uygulanabilirliğini ve ülke insanının tabiatına, mizacına, inancına uygun olup, olmadığını gösterir. Aynı zamanda, o ülkenin yönetim sisteminin ve Yasalarının müessiriyeti ,,, hakkında ip uçları verir.
    Bilinmeli ki, bu Kanunlardan ve suç makinalarını yalama-laçka haline getiren, adaleti sıfırlıyan her nevi Af Kanunlarını çıkaranlardan ve bu neticeye sebep olanlardan MAHŞER GÜNÜ DAVACI Olacağımızı AHİRET İNANCI taşıyan her M.Vekiline hatırlatmak isterim. Adaleti, Mahkemeler, kendi içinde tesis etmeli.

    Memleketimizde, vaktiyle, Risale-i Nur okuyanlar, sırf bu yüzden sık sık hapse atılıyordu. Ne var ki, hapse atılan bu kişiler Hapishaneyi bir OKUL – insan mekanı – haline getiriyor. Bu defa da bu mahkumlar
    -uyuşturulmuş timsah gibi, munis ve sessiz merhamet timsali olunca – bu yüzden yargı önüne çıkarılıyordu.
    Gene, bir zamanlar Türkiye’nınn ilk Gangesteri (azılı soyguncu) NECDET Elmas da hapsi boylamıştı, O da – bir zaman sonra, bu kişiler sayesinde, adam olmuş – Hapishaneyi OKULve Kütüphane’ye çevirmişti. Bu yüzden de yeni bir suçlu muamulesi görmeğe başladı. ….
    Bahçeli ve Devlet’in İdarecileri işaret ettiğim bu gerçek olaylar, suçlar ve mali aflar üzerinde iyice
    düşünüp, derinlemesine araştırmalı, KORU’nun dediği gibi, “AF’FI sonra düşünmeli”. Hele, haishane yetersizliği, takibin altından kalkamayıp, sık çıkarılan mali AF’larla -para için geçim sağlamak için-namusunu satan kadın durumuna düşürülmemelidir, Devlet.

    DİB mensubları ıse, Allah’ın her günü YALAMA AF DİLENCİLİĞİNİ ve aşağılığını bırakmalı ; Allah’tan
    “RIZASINA uygun yaşama” ve af dilemiye gerek bırakmıyan “yasaklardan ve haramlardan kaçınma ve salih amel işleme” dileğini talep etmeli ki, TEMİZ TOPLUM oluşsun. “Adalet kuvvetli, KUVVETLİLER adil olmalı”. EMİN İNSAN TİPİNİ bulup, çıkarmalıyız, her yerde.
    Kültürü, birikimi, ilkesi olmıyan, vicdanı KıT ; HARS’ı, birikimi, yetişmesi olmıyan insanların yönettiği YÖNETİMLER ülkeye fazla birşey KAZANDIRAMAZ ; kazandırmadı da. (hele koalisyonlar)
    Bir de, daha, 10 yaşına basmadan OSMANLI’nın yetiştirdiği Devlet Adamlarını hatırlayıp, kıyaslayın. (istisnalar kuralı bozmaz). Dağ fare doğurmuş.

  11. Nurdan hanım kusura bakmayın devlet abinizin doktorunu tutuklamış abinizin tedavisi yarım kalmış ama suç sizde neden gelip söylemediniz devletin yetkili birimlerine bu doktor benim abimin doktoru bu olmaz gidin başka doktor tutuklayın deseydiniz ama dur bir dakika gelemessiniz ki amerlkadan türkiyeye her gelen tutuklanıyor hava alanında pusuda bekliyo polis uçaktan iner inmez koluna giriyor polis hop ne oluyo demeye kalmadan kafanı egip atıyolar arabaya.en iyisi siz yakınlarınızın doktorlarını çocuklarinizin ögretmenlerini,fırıncınızı kapıcınızı kuaförünüzü falan size lazım olanların listesini yapın gönderin devlette ona göre tutuklasın diyimi yani.aa bu devlettede hic düşünce yok canım insan biraz dikkat eder.

    Ayrıca fehmi bey devletin genelkurmay başkanlıgı yapmış biri silahlı terör örgütü kurmaktan cezaevine girdiginde ve diger orduya kumpas davalarinda tutuksuz yargılama konusunda bu kadar cengaver degildiniz

    • İşte tamda bu zihniyetteydi şuan içerde olanlar. Ordunun şanlı evlatları tutuklanırken vesayet bitti darbe tarihe gömüldü diye naralar atılıyordu. tıpkı dalga geçercesine tavırlar sergilendiği gibiydi herkes. İşte bu nedenle benim ülkem kalkınamıyor. Kendisinden olmayana evrensel hukuku adaleti özgürlüğü eşitliği bağımsız yargılamayı çok görüyor ve hep rövanşizm devam ediyor enerji heba ediliyor kısır döngüden çıkılamıyor…

    • Sayin Mstf isim yazmadığınz için bay mi bayan misınız beli değil.fakat İsimizde sizin gibi zekice seçilmiş harfler olduğundan dolayi tamda sizi tarif etmişi.

      Benim tavsiyem siz önce okuduğunuzu anlayip sonra yoruma eleştiri yazarsaniz sizin için daha iyi olur, hiç değilse komik duruma düşmezsiniz.
      Benim o yazımda. Doktor değil “DOKTORLAR,”yaziyor. Hasta değil HASTALAR yaziyor.”doktorlar hapise hastalar mezara”
      ABD den gelenlerin hepisini hapise atiyorla diye bir kelime grçiyormu?
      Abim ne demiş bana” sakın gelme Amekadan geldiğin için senide tutuklarlar, şimdi birde iftiraci ve hbarcilara parada veriyorlarmiş ,”
      Evet ABD Türkiyeye gitmemeleri için bütün vatan daşlarını (sadecr Tük asililar değil)Uyardı ve uyariyorda, gidecek olanlarada dikkatli olmalarını öneriyor.
      Aslında sizi hiç kınamiyorum benim rahmetli abiim ve ailesi de sizin gibi Erdoğan hayranılari.Çunku ona inanmışlar sadece onun söylediğ doğru ve Erdoğana dua edip onun yerine iftiiraci ve ihbarcılari suçliyordu. Onun doktoruna iftira atanlarda kiziyordu.
      Onun için sizi kinamiyorum.

    • Ergenekon günlerinde böyle cengaver değildi yazarımız çünki o tutuklamaları yaptıran kişi patronu; alkışlayanlar da şimdi darbe bülbüllüğünden içerde pişmanlık şarkısı söyleyen gazeteci kankalarıydı.

      • Ergenekon soruşturmalarını esas suçluları kurtarmak için sulandıranları araştırın isterseniz önce bir,o şanlı dediğiniz zamanın kudretli generallerin bir zamanlar milleti ikinci sınıf görüp ikde bir seçilmişleri aşağıladığı günler çok uzun zaman önce değildi.Araya şimdiki gibi kurunun yanına yaşları katma operasyonuyla suçlu olanlarda kurtarıldı.unuttunuzmu 15 20 yıl doğuda ohal dönemlerini en çok şehit verdiğmiz dönemler

  12. Fehmi Bey’in bu yazısını genel olarak makul buluyorum.Yargılama sonucunda beraat etme ihtimali olanların tutuklu
    yargılanmaması gerektiğine de inanıyorum.Ayrıca özellikle kadınların içeri
    atılması konusunda çok hassas olunmalı,
    çok büyük bir cürme katıldıkları aşikar değilse tutuklamaktan kaçınmalıdır.

    Avrupa ülkelerinin çoğunda cezaevi şartlarının Türkiye’den kötü olduğuna dair haberler okuyoruz zaman zaman.Norveç
    bir istisna olabilir.

    Bazı yorumcular sık sık 15 Temmuz ile 28 Şubat’ı kıyaslıyorlar.Halbuki ikisi birbirinden çok farklı.

    28 Şubat’ta mağdur olanlar bir cinayet falan işlemedi.Kimisi bir konuşması yüzünden,kimi bir şiir okuduğu için içeri atıldı.

    15 Temmuz’da 250 kişi katledildi,2000
    kişi, kimisi hafif,kimisi ağır olmak üzere
    yaralandı.

    Bu öldürme ve yaralama fiiline iştirak edenlerin cezalandırılması gerektiğine
    herhalde kimse itiraz edemez.Bu darbenin
    yapılacağını bilen,bunun şartlarının oluşması için toplantılara katılan,lojistik
    destek sağlayanlar da aynı şekilde bu cürme ortaktırlar.

    Bu darbecilere sempati duyup içten içe onların başarılı olmasını temenni edenlere de bu cürümden bir pay isabet edecektir.
    Ama bu gruptakilerin yargılanmaları gerekmez.

    Öte yandan haram yemedik diyenlerin
    sınav sorularını çaldığı,kendi adamlarının önünü açmak için başkalarının hakkını yediği, fişlemenin haddinin hesabının olmadığı gün gibi ortaya çıktı.

    Bazıları da “Biz içerdeyiz,ne istediysek bize verenler dışarıda”diyecekler neredeyse.

    Yargı sistemimiz hakimlerin de yanılabileceğini peşinen kabul etmiş ki,
    temyiz müessesesini ihdas etmiş.

    Allah kimseyi içeri düşürmesin,
    içeriye atılmayı hak edecek filler
    işlemekten de korusun.

    • Bekir bey merhaba!
      Hukukta; “yargılama sonucu berat etme ihtimali nedeniyle tutuksuz yargılama” diye bir kavram yoktur. bunun olmamasının nedeni de hukukçular böyle istediği için değil, bu yanlış mantığın hukuksuzluk, adaletsizlik, haksızlık üretmesidir.
      Temel kavramlarımız, temel değerlerimiz, temel bilgilerimiz sıkıntılı olunca doğal olarak çıkan ürün de böyle sıkıntılı oluyor.
      Hukukta, tutuksuz yargılama esastır. Bunun istisnaları vardır. ancak bu istisnalar da savcının ya da hakimin soyut kararına değil, somut, yasa ile belirlenen gerekçelere dayandırılır (sanığın kaçma ihtimali, delilleri karartma ihtimali gibi).

      • Beraat etme ihtimalinden kastım şudur:Örneğin bir katilin beraat etme ihtimali yoktur.

        Yargılaması devam etmekte olan kişilere isnat edilen suçların kimisi ağırdır,kimisi hafiftir.Yargılama bitmeden kişiye isnat edilen suçlar tam işlenmiş sayılmaz ama,bir takım deliller de vardır.Hiç delil olmasa zaten bir insanı yargılamak gerekmez.Dolayısı ile tutuklamada, kaçma ve delilleri yok etmenin yanında isnat edilen suçun
        ağırlığı veya hafifliği de dikkate alınıyordur sanırım.Suç üstü yakalanan bir katilin kaçma ve delilleri yok etme ihtimali olmasa da tutuklanır örneğin.Bu katil kaçamaz, delilleri de yok edemez öyleyse tutuksuz yargılayalım denemez.

        Esasen yazdığım yorumdaki “beraat etme ihtimali” ifademe itiraz edilebileceğini düşünmemiş de değilim.O ifademi yukarıdaki açıklamalarımla birlikte değerlendirebilirsiniz Hamza bey.

        • bekir bey, bir yanlışı düzeltmeye çalışıyorum. başka bir yanlış yapıyorsunuz. kafanızda bir durum yaratıyorsunuz sonra da ordan sonuca gidiyorsunuz. insanların suçlu olduğunu nerden biliyorsunuz? Kafanızda herkesin açıkca katil olduğunu bildiği bir suçlu oluşturup, ordan da tutuklamalara genelleme oluşturuyorsunuz.
          Zaten herkesin bildiği açık olan bir cinayet varsa böyle bir durumda hukuk bırakılmasını istemiyor (kaçma ve delilleri kartma ihtimali vb gerekçeler…). Ancak sizin açık ve net olduğunu düşündüğünüz pekçok olay aslında bildiğiniz gibi olmayabiliyor. zaten mahkemeler de bunun için var ve zaten hukuk da bunun için gerekli.
          Şunu hukukun en temel prensibi olarak aklınızın bir köşesine kaydedin, birgün size de lazım olabilir (şu an fetöcü diye yargılananlara lazım olduğu gibi). :
          Kişiler, mahkemece suçu sabit bulunana kadar masumdur. Bu hukukun en temel ilkelerinden birisidir ve hukukun temel ilkelerini (yani olmazsa olmazlarını) es geçerseniz adaleti sağlayamazsınız. Onun için de düşmanınız için bile hukuku savunmanız gerekiyor. çünkü düşmanınız için hukukun çiğnenmesine razı olursanız, aslında hukuksuz bir ortamda yaşamaya razı olmuş olursunuz ki o hukuksuzluk birgün sizi de vurabilir.
          Bazı temel kavramların, değerlerin gerçekten de yerine oturması lazım. bu dini değerler için de, ahlaki değerler için de geçerli maalesef.
          Yanlış anlamayın, sizin iyiniyetinizi sorgulamıyorum. ancak özellikle de hukuk, nedense, sadece bir kesim açısından değil, ülkenin geneli açısından lüks gibi algılanıyor. Oysa hukuk olmadan hak ve adalet olmaz. hukuk adaleti ve haklı haksız ayrımını yapabilmek için gerekli olan ilkeler, mekanizmalar ve şekillerden oluşur ve çok önemlidir. bu ilkeler ve şekiller olmadığı zaman adalet olmaz.
          bugün dolar 4.63 tl ise, bunun önemli bir nedeni de hukuku katletmemizdendir.

          • “Suçun işlendiğine dair somut deliller”,”kuvvetli şüphe” gibi ifafeler
            hukukî terimler olup bizim hukukumuzda yer almaktadır.

  13. *******
    ….
    Nefse uyan balıksa, getirirler oltaya,
    Balık büyük balıksa, başvururlar zokaya!

    Ey balık büyük balık, ne işin var söylesen,
    Helal nimetle dolu, deniz engin n’ettin sen!

    Senden beklenen amel, helal yerde yüzmekti,
    Şirk içinde yüzersen, talihine küsmekti !

    Helal-haram ne demek, okuyup anlamaktır,
    Sen ezbere gidersin, bu nice kavramaktır !

    Ne iblisi gör denmiş, ne selavatı hatırla,
    Ne minare çal denmiş, ne kılıfı hazırla !

    Ama böyle olmadı, selavat getirildi,
    Kılıf kefendi amma, minare içerildi !
    …..
    *******

  14. GERİ KALMİŞ ÜLKELERİN ORTAK ÖZELLİĞİ GÜÇLÜNÜN HAKLI OLDUĞU ADALET İN EVRENSEL HUKUK KURALLARININ ZAYIFLARA UYGULANMADIĞI YERLERDIR EKSERİYETLE.
    GEÇENLERDE 28 ŞUBAT POSTMODERN DARBESİ YARGILAMASI YAPILDI SAVCININ BİRÇOĞU İÇİN İSTEDİĞİ MUEBBET HAPIS CEZASINA HAKİM BERAAT VERDİ.
    AKLIMA TAKILAN BU KADAR ZİT GÖRÜŞ İKİSİDE HUKUK MEZUNU OLAN HAKİM VE SAVCİNİN TALEPLERİ.
    MUEBBET VERİLEN BİR ÇOK SANIĞADA ADLİ KONTROL ŞARTIYLA TAHLİYE EDİLDİ.
    BU BANA GÖRE YARGİTAY KARARINA KADAR ÇOK DOĞRU BİR KARAR DIR.
    ANCAK BURADA SANIKLARIN GÜÇLÜ KONUMLARINDAN DOLAYI İŞLETİLEN BU GÜZEL DAVRANIŞ NE YAZİK Kİ DAHA İDDİANAMESİ HAZİRLAN MAMİŞ VEYA YARGİTAY VEYA TEMYİZİ SONUÇLANMAMIŞ GARİBAN VATANDAŞLARA UYGULANMİYOR OLMASİ.BU DA ADELET SİSTEMİMİZİ DURUMUNU GÖSTEREN CANLİ BİR ÖRNEK.
    SİZİN DE SÖYLEDİĞİNİZ GİBİ TUTUKLAMA SON ÇARE OLMALI KAÇMA VE DELİL KARARTMA DURUMU OLMAYAN SANİKLARİN TUTUKSUZ YARGILANMASI HERKESE EŞİT UYGULANMALI.
    DİYARBAKİR CEZAEVİ ORAYA YOLU DÜŞENLERİ NE HALE GETİRDİ İSE ŞUANDA ONLARCA CEZAEVİ NİNDE AYNI FONSKİYONU İCRA ETMESİNİ Mİ İSTİYORLAR.BU DURUM ÜLKEMİZE BİRŞEY KAZANDIRMAZ GELECEKTE ÇOK ŞEY KAYBETTİREBİLİR.
    ÜLKEMİZDE DEVLET YÖNETİMİNE GELMENİN YOLU SİYASİ TUTUKLU OLMADAN MI GEÇİYOR.GEÇMİŞ ÖRNEKLERİ HERKES BİLİYOR YARGININ HABİS UR DEYİP İÇERİ TİKTİĞİ İNSANLAR ŞİMDİ DEVLETİN NERESİNDE HABİS UR AVINA ÇİKMİŞ DURUMDALAR.
    BU BÖYLE GİTMEMELİ HERKES İÇİN ADADALET UYGULANMALI.ÜLKENİN YAŞAMASİ VE YÜKSELMESİ İÇİN HERKES KENDİ İÇİN DEĞİL, HERKES İÇİN ADALET İSTEDİĞİ ZAMAN ÇOK GÜZEL GÜNLERE EN KISA SÜREDE ULAŞMAMİZ ÇOK KOLAYLAŞACAKTİR.

    • alaattin bey, yazılarınızı küçük harflerle yazarsanız okumak daha kolay olur. emin olun hem anlaşılırlığı hem de etkisi de daha güçlü olacaktır. büyük harf yerinde kullanılırsa güçlü etki oluşturuyor ama sürekli büyük harfle yazıldığında etkisini düşürüyor.

        • safa bey, alaettin beyin kim olduğunu bilmiyorum ama melih gökçek olamayacağını düşünüyorum. eşyanın tabiatına aykırı. alaattin bey adaletten, eşitlikten bahsediyor. bu ise gökçek’in kimyası ile uyuşmaz.

  15. 1960 yanlış yazılmamış çünkü PKK’nın doğuşu 12 Eylül öncesine rastlasa da gelişmesi ve eylemlerinin artması 12 Eylül sonrasına denk gelir.Bunda da 12 Eylül’ün karanlık dehlizlerinin rolü , Diyarbakır cezaevinde insanlara yapılan zulümler çok etkilidir.Hatta 1 sağdan , 1 soldan astık diyecek kadar insan hayatının değerini sıfırlayan alçak bir iklimdi 12 Eylül . Bu iklimi yaşatanlar öldü gittiler , bu dünyada bir hesap verdikleri söylenemez. Ancak asıl hesap yerindeler şimdi. Kuran’ın ifadesiyle ”Allah hesabı çok hızlı görendir. ” Şimdiki mahkemeler gibi , sırf şüphe için masum insanların hapislerde süründürüldüğüğü bir yer değildir ahiret yurdu. Davaların daha görülmeden 3-4 ay sonrasına atıldığı , adaletin geciktirildiği bir yer de değildir.15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası bir eski komşumuz tutuklandı. Kendisi de koyu AKP’li bir arkadaştı. 6 ay gereksiz yere hapis yattıktan sonra MOR BEYİN mevzusundan gereksiz yere hapis yattığı anlaşıldı. Devleti idare edenler , siyasetçiler seçim zamanı hep millete yağ çekerler ancak ne hikmetse darbe girişimleri sonrası herkese potansiyel suçlu gözüyle bakılır ve suçsuz insanlar bu işin ceremesini çeker . Asıl failler ise yurt dışına ya kaçmıştır , ya da bu işten bir şekilde sıyrılmışlardır. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası hukuksuzluklar sonucu suçsuz insanlara yaşatılanlar elbet Onlar ve ailelerinde çok büyük travmalar oluşturdu. Düşünsenize , siyasetin yolsuzluklarından bahsedildiği bir iklimde bir anda bir çok insan işinden gücünden edildi.Kimisi hapse atıldı. Bu darbeler tarihi bize şunu öğretti : Maalesef devletimiz kendi insanına güvenerek olaylara yaklaşmıyor , asıl suçlulara (Darbenin beyin takımına ) ulaşılamayınca ülke içinde maalesef bir mağduriyet iklimi oluşuyor. Daha sonra pardon özür dileriz dahi denilmeden suçsuz yere yatan insanların bir özür hakları bile bulunmuyor. Herhalde ülkemizde yaptığı yanlışlıklar sonucu hesap vermeyen 3 gurup var : 1-Siyasetçiler , 2-Kelli felli generaller ( İsmail Hakkı Karadayı , Kenan Evren gibiler) bir de 3-Hukuk sistemi . Bunlar asar keser , ama yaptığı yanlışların bedelini ödemezler. Hatta , ” NE istedilerse verdik , Allah bizi affetsin ” diyip görevlerine devam ederler.İstifa etmezler. Hatta başında bulunduğu ordu içinde bir çete darbe girişiminde bulunur , buna rağmen hiçbir şey olmamış gibi 16 temmuz günü göreve devam eder.Ya arkadaş bu ülkede bir köprü inşaatında görevli Japon mühendis bir tel koptu diye intihar etti. Görevimi layıkıyla yapamadım diye düşündü ya. 2.viyana kuşatmasını başaramadığı viyanayı alamadığı için idam edilen bir Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’mız vardır.Acaba askeriyedeki bu duruma ne derdi ? Herhalde , biz kelleyi boşa vermişiz diye hayıflanırdı. Kalın sağlıcakla.

  16. Tutukluluk hali cezalandırmaya dönüşmesin, insanları hüküm giyene kadar tutuksuz yargılama yönüne gidilsin” tavsiyesinde sıkça bulunurken cezaevi sisteminin bu radikalleştirici özelliğini de düşünüyorum.

    Kesinlikle katılıyorum!

    Her ay eşini gidip orada gören bir tutuklu yakını (20 aydır hala hüküm verilmedi) olarak gözlemlerim;
    – Bu yaşıma kadar hiç yolum düşmemişti..Allah gerçekten kimseyi oraya düşürmesin! Soğuk, donuk çok değişik bir yer
    -Mutlu gidip mutsuz dönüyorsunuz
    – Ayda sadece bir defa 40 dk açık görüş yapabiliyorsunuz. Onu da hiç ama hiç anlamadan gardiyanlar süre bitti diye bağırıyorlar
    -Çocuklarınız anlamasın diye baban burada çalışıyor demek zorunda kaldığınız acaip garaip bir yer
    Kendimce ders çıkarıp bu durumdan Allah bu sayede bize “ne hayatlar var”dedirterek hayatta hiç bir şey için insanın kendini üzmemesi gerektiğini öğretiyor diyorum. Ama gelin görün ki içeriye tıkılan bu insanların tabiri caizse “ taşı sıksa suyunu çıkaracak” dönemlerini böyle pasifize ederek yaşıyor olmaları ne kadar acı..Daha düne kadar eşimin insanları yargılayarak buraya göndermiş olmasını bilmek ve şimdi..Hala hükümsüz ve tutuklu..Bekle bekle..Neden bekliyoruz? Kime sorabilirsin? Kimseye..Ohal var!

    Adresimiz belli yerimiz yurdumuz herşeyimiz belli! Kaçacaklar kaçtılar zaten bizim kaçacak hiç bir yerimiz yok! Geçimimizi sağlayacak bir gelirimiz de yok. Peki bunu bilen bir kişi içerde eli kolu bağlı, dışarda ne ile geçinir ne yapar diye düşündüğü evlatları varken ne kadar devletine sevgi dolu olur ki.. Haksızlığa uğrayarak işinden olmak mı? evlatlarının büyümelerine şahit olmamak mı? Eşinden ayrı kalmak mı? Hayır zaten yaptıysa bir şey kes cezasını.. niye zalimce yapıyorsun?
    Amaç ne? Daha çok acı çektirmek mi? Geç gelen adalet adalet değildir! Lütfen yazdığım yazıya cezaevi koşullarını bilmeyen bu durumu yaşamamış olanlar ahkam kesip atıp tutmasınlar!”Allah düşürmesin” lafını biz yüreğimiz yanarak söylemesini öğrendik.. Rabbim kimseye yaşatmasın!

    • Maalesef ! Evet !
      Onlar” taşını sıksa suyunu çıkaracakları” günlerde devletine karşı katliama hazırlananlara para toplayıp geceleri de Müslümanlara karşı toplu beddua seansları düzenliyorlardı.
      Ne çabuk unuttuk terör örgütünün katlettiği masum insanları ve ailelerini…

  17. Bahçeli’nin ”af” konusunu seçim arefesinde sıklıkla dile getirmesine, Cumhurittifakın iktidar kesiminin en üst yönetiminden ”gündemimizde yok” açıklamalarına ”erken seçim gündemimizde yok” geçmişinden baktığımızda; ‘olacak olan, yine Bahçeli’nin dediğidir’ çıkarımını yapmamız pek tabii ve pek mümkündür.

    Seçimden önce Cumhurittifaka oy getirebilecek kadar kısmi bir af uygulamasının zemini hazırlanıyor ve konuyu gündeme taşıyanlar, meseleye tamamen siyasi açıdan bakıyorlar. Yoksa, Koru’nun yazısının devamında dile getirdiği gibi, meseleye ıslah edici tarafından bakılıyor olsaydı, yeni ”şehir hapishaneleri” yapılacağına, milli ve manevi (dini) müktesebatımız ve DİB ve MEB kurumlarının kadrosu ve kurum kapasiteleri ile görev ve yetkileri, cezaevlerini ıslah yuvası haline getirmeye yeter de artardı bile… Maalesef böyle bir uygulamanın, yerelde birkaç ceza evinde uygulamasının haricinde genele matuf bir uygulaması mevcut değil! Bu da gösteriyor ki konuya sadece siyasi açıdan yaklaşılıyor.. ve insafsızca…

    Evet, bu uygulama şekli, ülkemize, 12 EYLÜL 1980 darbesi sonrasında Diyarbakır Cezaevi‘nin PKK’ya bilenmiş kadrolarını hediye etmesine etti, etmeye de devam ediyor, lakin başka fraksiyonlarda yeni sürpriz hediye paketleri de yolda…

    İnsanın bazen şöyle düşünesi geliyor: Acaba devlet bütün bunları bilinçli olarak mı yapıyor..toplum kesimlerini ayrıştırarak, kutuplaştırarak, birbirine karşıt ve çatışmacı pozisyona sokarak devleti yönetmek daha kolay olduğu için mi?

    Yok yok, ülkesini seven hiçbir kimse buna alet olmaz, olamaz.

  18. Hukukun ırzına geçildi. Adalet dağıtacak savcı ve hakimler hukuk tecavüzcüsü yapıldı zorla. Sonra ekonomi bozuldu. Ekonomi adaletin namusu kalmadığı için bozuldu. Akrabalar birbirini miras kavgası nedeniyle ihbarla tehdit edip istediğini alamadığı için ihbar ederek birçok kişinin hayatını değiştirdi. Bu süreçte görevini hakkı ile yapanlar bir tarafa görev yaptığını devlete hizmet ettiğini zannederek tutanaklar hazırlayanlar, imzalayanlar zannetmesin ki bu devlet onlara madalya takar. Bu devlet kökü asırlara dayanan koca bir derya gibidir, ve derya içerisinde asla pislik barındırmaz…

  19. Türkiyenin üstüne kara basan çökmuş.
    Hirsizlar, dolandırıcılar dişarada günahsızlar içerde.Her gün ne kadar doktor, mühendis ve bilim adamı varsa hapisteler.Maalesef bu durumdan memnun olanlar da var.Birilerine gõre
    Túrkiye ABD den daha iyiyimiş. ölmekten se birkaç sene yatip çíkarlarmiş.Abimin
    Kanse doktorunu terörist diye hapise attılar, ve iyileşecek hastaların tedevasi yarım kaldı.
    Doktorlar hapise hastalarda mezara.
    Abimin doktoru tutuklanınca bir ay tedevye ara verildi. Oysaki biir gün dahi aksatmaması gerekiyordu .Başka doktur bulunduğunda çok geç kalmıştı ve yeni doktoru 2,5 ay ancak yaşar demişti.
    Hep geceleriben ve baldızının gitiğimizi ruyasında görüyormuş baldizi Avrupada olduğu için ona süpriz yapmiş ve gitmişti.
    Bende süpriz yapmak için internetten bilet aliyordum o an telefonum çaldı ariyan yengemdı abin konuşmak istiyor diyince ben şaşırdım çünkü orada saat gecenin ikisi, Abimin sesi telaşlidi bana “sakin
    o bileti alma ben ruyamda gördum sen burya geliyorsun sakın gelme gelirse Amekadan geldığin için senide tutuklar”
    Burda millete iftira atip ihbar edenlere şimdi parada veriyorlar.” Benim gitmemi istemedi ve” benim günüm gelince sana söz veriyorum abim gibi seni beklemiyeceği onun için rahat ol,”
    2007 de Büyük abimiz beyin kanaması geçirip komaya girmışti ve doktorlar akrabalaríniza haber verin hastamız sabaha çíkmaz demişlerdi hatta yenge bana sen gelme demişti, ben onu dinlemedi bileti iki gün sonraya aldım cenazeye yetişemem ama hiç değilse kardeşlerimle beraber olurum diye düşündüm sakın cenazeyi bekletmeyi gömünde dedim.Fakat abim direniyormüş.Doktorlarda yaşadığína çok şaşıriyorlarmiş.
    Kiz kardeşi abim ablami bekliyor o gelmeden olmez demiş.Gerçektende ben gittim yoğun bakımda kalp atşlari çok yavaşti elin tuttup konuşmaya başlayınca rahmetli tepki verdi hemşirede tepki vermesi normal can çıkmadıkca insan his eder duyar demişti. Ben odadan çıktkar çikmaz abim rubunu teslim etmiş ti.
    Maalesef Türkiye öğle bir duruma gelmişki insanlar kendi akrabalarına dahı güvenmiyorlar.Abim vefat edeli 3 Hafta oldu, ben hayatımda kimseye bed dua etmedim ve İnşAllah şeytana uyup etmemde. Fakat 80 miliyonun 60 miliyondan fazlasini terörist vatan haini ilan edilmiş. Bu insanlar ister bed dua etsin ister etmesin O 60 miliyonun ahi öyle bir çıkarki. Siz bir ülekinin size biyat etmiyorlar diye toptan terörist ilan edip iftira ile zindanlarda çürütün.
    Daha sonra milleti kandırmaya devam edeceğinizi zannediyorsanız. Sizin sonunuz, felakt olacaktır.5 günük askere hayat boyu zindan cezasi veriyorlar Aman Allahim bu ne biçim insanlik, Demekki Batılılar MUSLU Terörist dediklerinde haklimişler.
    Ben artık hiç kızmiyacam.

      • Merhaba Ahmet bey Teşekür ederim dostlar sağolsun.Rakamlar yanliş değil de yazılış şekli yanlış. uyarınız için teşekürler.80 milyonun 60 milyonu değil
        80 milyonun Yüzde Altmışı olacakti.
        Tekrar teşekkürler.
        Esenlikle kalin.

    • Nurdan Hanım başınız sağ olsun. Yüce Allah ölmüşlerimize de hayatta olanlarımıza da merhameti ile muamele buyursun, size de sabr-ı cemîl ihsan eylesin. Âmin.

      Dün bana pek çok soru sormuşsunuz. Detaya girmeden, Reis-i Cumhurumuzun torununa darbe günü Kuran-ı Kerim çalıştırdığını söylediği mülakatı atlamışım. Sizin verdiğiniz linkten izledim. Teşekkür ederim. O fotoğraf, o günün gecesinde olacaklardan habersiz olunduğunun delili olabilir kanımca. Büyük resime oturmayan bir şey değil.

      Darbenin o gece olacağının değil, girişimin henüz başlarında kimler tarafından başlatıldığının ülkenin idarecileri tarafından biliniyor olmasını makul bulduğumu belirtmiştim.

      Merhum Muhammed Ali’nin cenazesi ile ilgili sorduğunuz sorunun cevabı bende değil. Aslında beş gün olarak planlanan ziyaretin bir günde sonlandırılmasının sağlık, güvenlik gibi çeşitlendirilebilecek pek çok sebebi olabilir. Selametle…

      • Aslında Nurdan hanım ve siz, Özer bey; 15 Temmuzla ilgili münakaşaanızı, 15 Temmuz TBMM Araştırma Komisyonunun hazırlamış olduğu (eksik-gedik) raporun, TBMM genel kurulunda (sanırım gizli oturumla) görüşülmesinin neden reddedildiği/engellendiğini de göz önünde bulundurarak yaparsanız bizlerde istifade etmiş oluruz.

      • Merhaba özer bey teşekkür ederim dostlar sağ olsun.
        Hasan beyinde dediği gibi tartişilacak konular çok fakat her doğru her yerde söylenemez söylensede yayınlanmaz.
        15 Temmuz gecesinden sonra yaşananlar ve olaylar gösteryorki 15 Temmu darbe girişımı değil şimdiye kadarz gelmiş geçmiş darbelere rahmet okutacak kadar öncekilerden çok daha başarılı olmuştur.
        Darbenin başarılı olmasının nedeni siyasetin S sinden bey habe kendini siyasetci zanneden siyasetcilerdir.
        Onlar siyaseti politika ile kariştırdıklar içinde hem kendileri hemde ülkenin batmasına yardımci oliyorlar.
        70 yillik İsrail Devletini politikacılar değil siyasetciler yönetmiştır vede yönetmeyede devam ediyorlar.
        Bir ülke düşünün 70 sene boyunca savaşiyor ve o savaş onlarin ne kalkınmasına nede büyümesini etkilemiyor.
        BM kararlarının hiç birisinide uygulamiyorlar ve kimsede onlara ambargo falanda koymiyor ve koyamiyor.
        Bunun adı siyaset. Bizimkininki politika.
        Muhammed Alinin cenazsi olayıni ben burada basında geçen iddalardan okudum.İngilzce biliyorsanız o günlerde Türkiye ve Ortadogu uzmani olan bazi gazeteci yazarlar yazdı, Tipki 15 Temmuzu önceden yazdıklari gibi onlari internetden okiya bilirsiniz.
        Seviyeli tartışmaniz için teşekürler.
        Allaha emanet olun.

        • Nurdan Hanım ve Hasan GÜNAY Bey, keşke imkan olsa da her meselenin iç yüzünü deşifre edebilsek…Benim tartışmalı olaylar karşısında kendimce uyguladığım şöyle bir yöntem var: Konunun taraflarını ve söylediklerini, geçmiş icraatlarıyla birlikte tartarım. İllâ ki bir taraf ağır basar.

          17-25 Aralık sürecinin henüz başlarındaydık. Ortalık toz duman. Tayyip Erdoğan dahi ilk tepki olarak yargı sürecini bekleyip görelim demişken, o dönemin paralelcilerine yakın görünen Reşat Petek, Samanyolu Haber kanalında spikerin hükümete yüklenilsin diye sorduğu sorulara telefonda gayet temkinli ve şüpheci yaklaşmış, operasyon sorumlularının, uymakla yükümlü oldukları kuralların dışına çıktıkları tespitiyle birlikte göründüğünden farklı niyetleri olabileceği erken tespitinde bulunmuştu. Spikerin aldığı cevap karşısında yaşadığı hayal kırıklığı, benim gibi radyo başındakilere kadar aksetmişti. Bir taraf hakikatin peşinde iken, diğerinin derdi kendi tarafını üstün kılabilmekti.

          Bunu neden mi yazdım? Kişilerin samimiyeti ve gerçeğe saygıları, onların hatasız olmalarının değil ama iyi ve doğru için gayretlerinin teminatıdır. Bütün meselelere biraz geri çekilip bakabilirsek, görüş açımızı genişletebilirsek ve tabii “trol” değilsek, daha doğru muhakeme yapabiliriz. Yoksa mesele Reşat, Tayyip, Ak veya kara meselesi değildir. Ülke pek çok badire atlatmış ve daha nicesi ile karşı karşıya iken yönetimde de icraatçı, cesur ve çalışkan bir lider varken, bu lidere her fırsatta yüklenmek ve onu zayıflatmaya çalışmak bu ülkeyi gerçekten sevenin yapacağı iş değildir, vesselam.

          • Etkin ve yetkin, sorgulayan ve soruşturan ve yürütmenin önünü açan, onu dengeleyen ve yasama işlevini olanca samimiyetiyle, gerçeğe saygıyla ifa edecek bir TBMM oluşturmak, ülkesini seven vatandaş ve liderlerin en büyük gayesi olmalıdır.

    • Nurdan hanim basiniz sag osun Abenizin Mekani cenete olsun insallah,dediklerinize katiliyorum beim tanidigim birisi sadece isim degisikliginden bes ay bosu bosuna yati

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here