Muharrem İnce Trump’ı ABD’de başkan seçtiren yolu izliyor, farkında mısınız?

57

İlginç bir seçim kampanyası geçiriyoruz; bu kampanyanın en ilginç figürü de hiç kuşkusuz CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce. İnce‘nin kampanya performansı, gündeme taşıdığı konular ve üslubu CHP’ye yakın kalemlerin övgüsünü alıyor; buna karşılık AK Parti’nin itibar ettiği yazar ve yorumcular ise, başlangıçta önemsemedikleri CHP’li adayı artık ciddiye aldıkları gibi şimdilerde de tek hedef haline getirme çabasındalar…

CHP’li kalemlere göre, Tayyip Erdoğan kendisiyle aşık atacak rakibi bulmuş oldu; Muharrem İnce AK Parti adayı Erdoğan‘a ait bilinen alanda da top oynuyor ve güzel de oynuyor.

Bugünkü Cumhuriyet‘te “Sonrasını konuşma zamanı” başlıklı bir yazı bile çıktı; “Çok alametler belirdi; 25 Haziran’da, olmadı 8 Temmuz’da vakit tamamlanacak gibi görünüyor. Şimdi, ‘sonrasını’ konuşma zamanıdır” diye başlayan…

AK Parti çevreleri de, İnce’yi CHP’nin geleneksel gündemi içerisine hapsetmenin arayışı içerisindeler.

İnce ne yapıyor, neden?

Şu satırlar Türkiye gazetesinde bugün yayınlanan Fatih Selek‘in yazısından:

“CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, iki haftadır göz yaşartıyor. / Seçim kampanyasını cuma namazıyla başlattı. / ‘Kur’ân eğitimi aldım. İmam Hatip’e giderken yoldan döndüm. Dedem beni hafız yapacaktı‘ dedi. / ‘Abdestsiz sokağa çıkmam. Okulda lakabım ‘Hacı’ idi. Âyet-el Kürsî’yi en çabuk ben ezberledim‘ diye hava attı. / ‘Muhafazakâr bir ailede büyüdüm. Onun için dindar nesil yetiştirilmesine itirazım yok. Engel olmam. Gereğini yaparız’ diyerek güvence verdi. / Mitingde ezan okunurken sustu. Sala okunurken kendisini dinleyenleri ‘O ezan değil sala’ diye bilgilendirdi. / Dün de Eyüp Sultan Türbesi’ni ziyaret etti.”

Evet, bunları söyledi ve yaptı Muharrem İnce

Hatta daha fazlasını da.

Miting meydanlarında halkın hoşuna gidecek pek çok vaatte bulunduğu gibi, ‘devlet’ ile özdeşleşmiş kurumlar ve kişilere karşı da bir duruş sergiliyor. Valileri görevden almaktan, bir komutanın şahsında yanlış yapan askerlerin apoletini sökmekten söz ediyor. Tuzu kurulara karşı tavır alırken emekleriyle geçinenlerin, dar gelirlilerin, emeklilerin haklarını koruyacağı sözünü veriyor.

Podyumu da CHP kimliğiyle bilinenlerle paylaşmıyor Muharrem İnce.

Son zamanlarda seçileceğine kendisi de inanmaya başlamış olmalı ki, ilk günlerdeki söyleminin aksine, iş başına geldiğinde mevcut siyasi kadronun hesaba çekilmesini sağlayacağı iddiasını daha güçlü ifade ediyor.

Henüz Muharrem İnce‘nin seçimi kazanabileceği yolunda ipuçları kamuoyu yoklamalarından alınmıyor; alabileceği oy CHP’nin bilinen oy oranından birkaç puan yukarıda görünüyor, ama işte o kadar…
Arenadaki varlığı yine de iktidar partisini hayli rahatsız etmişe benziyor.
Yukarıda kendisinden alıntı yaptığım yazar, Muharrem İnce‘nin kampanyasına bakarak, ‘yeni dönemin işaretlerini’ gördüğünü yazmış…
‘Yeni dönem’ ile kast ettiği nedir bilmiyorum, ama benim baktığım pencereden tespiti doğru. CHP’ye mal etmeye alıştığımız özellikleri aşan kişisel özellikleri ve kampanyaya taşıdığı tavırla, Muharrem İnce, dünyada artık iyice kendini belli etmeye başlamış bir yeni politikacı tipini ülkemizde canlandırıyor.
En çarpıcı örneği Donald Trump olan popülist politikacı tipini.
ABD’de Trump neyse, Türkiye’de İnce o…
Trump da aday gösterilmeyi becerdiği Cumhuriyetçi Parti‘nin kimliğini kişiliğinde pek taşımayan bir aday olarak çıktı Amerikan toplumun karşısına. Sadece ülkesinin değil dünyanın da en zenginlerinden biri olduğu halde, kendisini ‘yerleşik düzene’ karşı konuşlandırdı. Seçime doğru giderek daha da artan bir dozda ‘Obama-karşıtı’ bir tavra büründü. En sert eleştirileri medyaya yöneltti. Rakibi Hillary Clinton‘u da karşı olduğu her şeyin temsilcisi konumuna yerleştirdi.
Sonucu biliyoruz. Kampanyasını ve Beyaz Saray’daki ilk günlerini neredeyse ‘içeriden’ denilebilecek yakınlıkta izlemiş gazeteci Michael Wolff‘un birkaç ay önce çıkan kitabından (Fire and Fury) öğrendiğimize göre, sandıklar açıldığı sırada ‘onurlu yenilgi’ mesajları vereceği bir konuşma yapmaya hazırlanırken, yani seçilmeyeceğini sandığı halde, halkın tercihinin kendisi olduğunu öğrenmiş Trump
Kamuoyu yoklamaları Trump’ın değil rakibi Hillary Clinton‘un kazanacağını öngörmüş, hatta Pazartesi günleri yayınlanan bazı haftalık dergiler, “ABD’nin ilk kadın başkanı Hillary Clinton” kapağı ile hazırlanmış, o yüzden hayli gecikmeyle piyasaya çıkabilmişlerdi.
Amerikan toplumunun Trump gibi birini başkan seçebildiğine bugün bile inanamayanlar var.
Trump dünyada tek örnek değil.
Avrupa’nın demokrasisi yerleşik pek çok ülkesinde ‘yeni tip politikacı’ nesli, en az onun kadar halkın nabzına göre şerbet vererek, inanılmazı mümkün hale getirmeye başladı. Ülkeden ülkeye kampanya konuları değişse bile, ‘yeni politikacı tipi’nin üslubu ve genel anlamda vaatleri pek değişmiyor.
Özellikle yerleşik düzenle içli dışlı görüntü veren siyasi kadroların iktidarları dünyanın dört bir köşesinde sarsıntı geçirmeye, pek çoğu yerlerini bu yeni tip politikacılara bırakmaya başladı.
Böyle bir dönemden geçiyor dünyamız ve Muharrem İnce Türkiye’de bu prototipe uygun bir seçim kampanyası yürütüyor.
Hafife alınıyor mu? Alınıyor, hem de nasıl alınıyor…
AK Parti’nin itibar ettiği medyada yer alan değerlendirmeler, giderek Washington Post, New York Times gibi gazetelerin, CNN-International gibi TV kanallarının Trump‘ın kampanyasına verdiği tepkilere benzemeye başladı.
Bir tek Fox-TV‘nin desteğiyle ABD’de seçimi kazandı Trump.
Sözün özü şu: Dünyada yükselen siyasi trend ‘popülizm’ ve Muharrem İnce de resmen ‘popülizm’ yapıyor.
ΩΩΩΩ

57 YORUMLAR

  1. KÖRLER PAZARINDA AYNA SATMA ,SAĞIRLAR PAZARINDA GAZEL ATMA DER …MEVLANA.
    SÖZ BİTMİŞ …MİLLETİMİZ FERASETİYLE SON NOKTAYI KOYACAKTIR.

  2. Özer Bey, Yeni Şafak gazetesindeki o yazının ve orada sözü edilen verilerin anlamsızlığına ilişkin basit bir örnek vermek istiyorum. İşsizlere kaç yeni iş bulunduğunun bir ülke ekonomisinin o andaki durumuna ilişkin bize hiçbir şey anlatmadığını daha önce nedenleriyle ve örnekleriyle açıklamaya çalıştım. Şimdi, Sayın Bakan Yardımcısı Şimşek’ten aktadığınız iddianıza gelmek istiyorum: Şu ülke olarak dış borcumuzun ileri sürülenin aksine hiç de kötü olmadığı iddiası. Basitçe şu örneği verebilirim meselenin anlaşılması açısınıdan.

    Ben, sigara içenlerin kullandıkları çakmak üretiyorum. 2016 yılınıda, daha önce öngördüğümden daha fazla çakmak talebi aldım. Benden 12.000 çakmak istedi toptancılar ve perakendeciler. Oysa, benim üretim kapasitem bu rakamda üretime el vermediği için, ben sadece 7.000 çakmak üretip satabildim. Kapasitemi artırmak istiyorum, ama elimde 12.000 çakmak üretecek kapasiteye çıkabilmek için yatırım sermayem yok. Size geliyorum: “Özer Bey” diyorum: “Bakın, şirketimin karlılığı ortada. Bana bi destek çıkın, şöyle bir 10.000 dolar borç verin. Sözüm söz, bir yıl sonra bunun size dönüşü 12.000 dolar olacak.” Satış ve kar oranlarıma bakıyor, risk payının az olduğunu görüyor, bana istdiğim borcu veriyorsunuz. Burada, kazan kazan durumu var. Ben, borçlarımı kar ederek çevirebildiğim için, borç almak bende sıkıntı yaratmıyor. Siz de karlısınız, verdiğiniz borç parayı vakti geldiğinde sevindirici bir artışla geri alabiliyorsunuz.

    Erdoğan hükümetinin bugünkü açmazı şu: Borç para almış İngilizden. Bunu, daha çok çakmak üretip daha çok çakmak satmak için kullanmamış. Şirket müdürünün odasındaki mobilyalara harcamış (siz bunu inşaat-beton olarak okuyun). Borcun vadesi gelmiş, alacaklı çıkmış gelmiş, parasını istiyor. Ama Erdoğan’da verecek para yok. Gidiyor Almandan borç istiyor, İngilizin borcunu ödeyecek. Alman şunu söylüyor: “Veririm vermesine de, senin çakmak şirketi bir hayli yamuk, benim açımdan sana para vermem riskli. Ama, şu bana yıl sonunda vereceğin fazladan parayı şöyle hatırı sayılır biçimde artır, bir düşünürüm. . .”

    Yani, mesle dış borcun bilmem neye göre oranının şu veya bu olması değil. Mesele, sizin dış borçlarınızı üretime dayalı bir biçimde çekip çeviremediğiniz. Tam da böyle olduğu için, futbolun ünlü markaları Manchester City, Paris St. German, hepimize dudak uçuklatan miktarlarda milyonlarca dolar borçlanırlar. Sermayedar bunlara o borcu verir. Çünkü, bunlar dünya markaları, sadece Çin’de milyonlarca taraftarı var böyle takımların. Bunların her biri bir forma alsa (ki alıyorlar), milyon dolarlar salt forma satışından cepte. Daha TV yayınlarından, stadlardaki bilet satışlarından gelen paralar var. Ama, bizim Galatasaray veya Fenerbahçe, bunların çerezi sayılacak miktarda borçlanırlar, UEFA hemen ayağına çağırır, ayağını denk al der, yaptırımlar uygular. Niye? Yahu kendi seyircisi stada gelmiyor, forma almıyor, yurt dışında izleyeni yok. Bunların bir oyuncuya 50 milyonluk transfer parası vermek ne haddine.

    Mesleleye böyle bakmaya çalışın ekonomik durumumuzu anlamaya çalışırken. . .

    • Bernar Bey, neyi tartıştığımız açık. Siz ülkeyi bunca yıl yönetmiş ve takdir edilesi icraatlarını inkar etmediğiniz hükümetin yetkili ve saygın bir üyesini, onunla röportaj yapan gazeteciyi, yazdığı gazeteyi ve haber sitesini küçümseyerek, alaya alarak haberin ana fikrini değersizleştirdiğinizi sanarken, diğer taraftan gayet mahir bir şekilde kelimelerden ve rakamlardan istifade ederek konuyu farklı örneklerle genişlettikçe aslında dağıtırken, ben işi en basit şekliyle izaha çalışıyorum. Sabahtan beri yapılan bir dünya laf kalabalığının nedeni, Sayın Şimşek’in izah ettiği şekliyle ekonomik göstergelerin toptan karalar bağlamamızı gerektirmediğine yapılan itirazdır. Konunun esas bağlandığı yer ise yaklaşmakta olan seçimde yapılacak tercihtir. Size Temel Bey’le saadetler dilemeden önce iki basit sorum olacak:
      1- AkParti’nin takdir ettiğiniz geçmiş icraatlarını bütünüyle Gülencilere mi atfediyorsunuz?
      2- Saadet Partisi’ne verilecek oyların millet ittifakı dinamikleri gereği kendisinden çok CHP’ye yarayacağının farkında değil misiniz?

      • Saadete verilecek -ve CHP ye yarayacak- oylardan kasdınız Akpartideki küskünler ise, sormazlar mı o zaman tabanınızı neden küstürdünüz diye. Yaptığı iyi icraatların karşılığını zaten 16 senedir aldı. İlanihaye minnet duyup kayıtsız şartsız destek vermesini mi bekliyordunuz yoksa?

  3. Amerikalılar gene aramış sayın İnceyi,
    Demekkki tallimat veriyorlarmış nasıl davranacagina dair ve oda uyguluyor olsa gerekki sayin Koru,nun da dikatini çekmis.
    herkesin kendi adamina taktik vermesi kadar dogal ne olabilir?

      • Arkadaşı Sn İnce nin kendi ağzıyla söyledikleri seni niye gerdi ki bu?
        Haaa eğer diyorsanız ki onun bu sözleri de şu AB elçileri iddiasindaki gibi yalan olduğu için yarın tweeterdan inkar edecek
        bence ayıp ediyorsun.
        Ne yani adamin her söylediği yalan mı sizce?

        • kurabildiğin en düzeyli cümle bunlar mı?
          Sayın mantık haklı. “iflah olmazın hekimi olunmaz” mış.
          Muhtemelen niye düzeyin düşük olduğunu da anlamamışındır. izin verirsen biraz anlatayım. pekçok kişinin, özellikle de pekçok bürokrat ve politikacının yabancılar ile ilişkileri vardır. bu ilişkiler hakkında da çeşitli şeyler söylenir.
          mesela erdoğan, seçimler öncesi apar topar ingiltereye gitti. ingiliz daily telegraf gazetesi de, erdoğanı ingilterede ağırlamanın ingilterenin çıkarlarına olduğunu belirten bir yazı yazdı.
          iş onunla da bitmedi, mehmet şimşek ve mb başkanı tekrar ingiltereye gittiler.
          inceden önce erdoğan ve akplilerin buna ilişkin yığınla olayı, görüşmesi vb. var.
          Şimdi sadece bu tür olaylardan bir sonuca varırsan basit düşünmüş olursun. düzeysiz düşünmüş olursun.
          Ayrıca, işin namusu, yani düşüncenin namusu da, ince için geçerli olan yöntemde düşünmeyi diğerleri için de zorunlu kılar. sen ise daha önce yıllardır akpli yöneticilerin olay ve konuşmalarına en ufak itiraz etmiyerek, önceilikle ince için kurduğun mantıkta dürüst olmadığını gösteriyorsun. İkinci olarak da bu tür olaylardan birilerini karalama yoluna giderek de, düzeyiyin bu sitenin epey altında kaldığını gösteriyorsun.
          şimdi seni niye eleştirdiğimi ya da senin sözlerinle, niye gocunduğumu anladın mı?

          • ısrarla düzeyden bahsettiğinizi görünce benim anladığım düzeyle sizin kastettiğiniz düzeyin aynişey holup olmadığını anlamah için yazılarınızı biraz okudum dah evet kardeş yanlış biliyomuşum ben tdüzeyi

            dünyadaki yek mantık sahibi olduğunu dusünmek karsısındakini küçek gorüp hakaret etmek kendi ülkesini ve milletinih aşağilamak herkesi namussuz kentini tek namuslu gormek

            Yoh kgardaş yav? hamdolsun Allah,a ben bu düzyde degilim.
            zaten aile terbiyem de uygun dehil bu düşeylere
            rahmetli babam okuma yazma hiç bilmesdi ama bir öhretmen misterişi vardı bazan konuşuyomuşlar
            o oğretmen ona hep ahlaklı insan in en buyük özelligi baskalarınına saygıli olmak ve tevazu sahipi olmaktır dermiş
            rahmetli çok takmıştı bu lafa sopayla da olsa ögretti biza de onuu çokta annadıhım bişey dehil bu tevazu lafıda haa

            bikeresi,nde benim başkasına hakarat ettiğimi söylemisler ona tabi dohru değildi ama yedigim dayagı unutamıyom
            Benim oİşi yapmadığımı öğrenica ise >olsun yaparse başina ne gelecekini görsün demişti

            diyeceğim oki senin düzeyin sana benimki de bana be kardaş hoşca kal

  4. Özer bey, mukayese kriterleri sadece örneği verilen kriterler olamaz. Bakan Şimşek emsalleri arasında oldukça yetenekli ve iyi niyetli bakanlardan biri, bence. Kendisine yöneltilen partizanca sorulara parizanca cevap vermesi doğaldır, özellikle bir seçim öncesinde. Mesela, işsizliği giderme konusundaki durumu AB ülkelerinin ortalama gelir düzeyine de oranlayan bir ölçüye vurulması onların bizden ne kadar iyi durumda oldugunu, bizimse ne kadar kötü durumda olduğumuzu ortaya koyar. Kötü durum, ülkenin ihtiyacı olan her konuda dönüp dolaşıp kaliteli üretim kapasitesine dayanıyor. Yerli kaynaklarımızı katma degerle (son mamul haline getirecek şekilde işleyerek) üretip dışarı satarak ticaret açığını ithalata oranla bir türlü kapatamıyoruz. Tarım-hayvacılık gibi en temel konularda dahi üretilenler nüfusumuza (iç piyasaya) yetmiyor. Açık devamlı artış gösteriyor. Bunu mukayese kriterlerine katmamak partizanın işine gelir tabii. Ancak, bu da izafi olarak işsizliğin azalmasına yardımcı olacak bir durum değil.

    Alıp-satım ticaretinin ana motoru üretim değilse cari açığı kapatmak hayaldir.

    Rızkın %90ı ticarettedir kafasıyla, “ezbere müslümanlık”la ancak bu kadar oluyor, galiba. Peygamberimize atfediliyor ama bu, kolaycılığı teşvik eden şüpheli bir hadistir, bence. İçinde bulunduğumuz zaman ve mekan çok farklıdır. “Hadis hadistir n’palım. Param var, dışardan alır, üstüne istediğim gibi kâr koyar ve satarım” düşüncesini Peygamberimizin bu çağda onaylayacağını hiç ama hiç sanmıyorum.

    • Sayın H.K.
      Üreticinin ürettiği malı piyasaya arzı da ticarettir. İslami açıdan üretime engel bir durum olmadığı gibi Hadis-i Şerifte de sıkıntı yok, belki anlamak, inanmak ya da uygulamakta olabilir.
      Katma değeri yüksek üretimi arttırma gerekliliğine kimsenin itirazı yok. İlgili bakanlıklar bu konuda türlü teşvik paketleri hazırlayıp, hayata geçiriyorlar. Benim bu sabah linkini verdiğim haberin özeti, Türkiye’nin son yıllardaki ekonomik performansının muhaliflerin resmettiği kadar kötü olmadığıdır. Bunu Sayın Şimşek’in somut verilerle izahını önemli bulmuştum. Yoksa uzun uzadıya ne ekonomi tartışmaya ne de hükümeti savunmaya mecalim yok. Hayırlı geceler.

      • Peki Özer bey, üretime engel yoksa, neden üretim tesislerinin kurulmasına ve randımanla çalıştırılmasına önayak olmuyor iktidar? Devlet yapsın işletsin sonra da millete devretsin. Tek bildikleri şey inşaat (yol-köprü) adeta! o da fahiş maliyetle çünkü optimizasyon diye birşey yok (ben yaptım oldu!) – özellikle yollar konusunda (önceliği olmayan yerlere lüks yatırım!!).

  5. bu yarış akşener ile erdoğan arasında geçiyor bosuna inceyi karsi aday olarak koymakta israrci olmayin
    bence 2.turda haziran seçiminde olduğu gibi erdoğan baykalla buluşmasına benzer bir kıvrak hareketle yine muhalefetin icine nifak sokacaktir ve sonuc malumunuz..

  6. Muharrem İnce’nin atraksiyonları, CHP’nin Temelde ve kesinlikle İslama karşı olan tavrının değişmesine ve buz yığınlarının erimesine hizmet edebilirse, Ülke Birliğinin temininde Yararlı olabilir. Fakat, şu da bir gerçek ki, bir şeyin ilk orijinalleri varken, sun’isine ve zorlama ile yapılana pek ltibar olmaz. Kırk yıllık yanİ, olur mu Kani ? Nitekim, işe, KÖY Enstitüleri (okulları) ndan ve – kusurlu da olsa – başarılı bir Ordu’nun Paşası ndan başlıyacak olması, eskimiş KAFADAN yeni şeylerin çıkmıyacağını, hala, “”dine karşı kini, din edinmek” ten vazgeçmediğini gösteriyor, CHP zihniyetinin. Evet,” yeni tip politikacı ” nesli. Fakat, İsmet Paşa, böylesi şaklabanlıklar tenezzül etmezdi. O yönü ile mertti !
    Taa, 1930’larda, ciddi ve ağirbaşlı bir kadın olan Mevhibe hanımdan da, M.Kemal Paşa bir buse alır. Buna, Mevhibe Hanımın sinirlendiğini gören İsmet (İnönü), derhal, ortaya atılarak ; ” … kardeşin sayılır, Mevhibe” diyerek, durumu kurtarmıya çalışır. Makam-mevki uğruna, bu memlekette herşey caiz görülüyor, artık. Çağın gerekleri ne yapalım.
    Hatta, orta malı gibi, kadınlar bile sıkı kalabalıklar arasına dalabiliyor, o mütedeyyin ! kadınlar.
    Camilerin, TERAVİHlerden boşaltılıp, Müslümanların ramazan eğlencelerine yönlendirildiği gibi. Belediyelerin görevleri arasına giriyor mu, bunlar ? Ilımlı (bozguncu) İslam olunca, Laikliğe aykırılık da olmuyor, tabii. Mesele, dini sulandırmak olunca, herşey hukuksal oluyor ! Politik şahsi hırslar da sınır tanımıyor ! Müslüman da olsa. Yeter ki,” ahiret endişesi ” taşıma !
    Seçim, elbette ki, böyle (si sınavla) kazanılır : Cennet veya cehennem. (İnananlar için) Oysa, etiket değiştirmekle, malın vasfı değişmiyor. Yok, birbirimizden farkımız…..bankasıyız.

    • Sayın Serdar. . . Yorumunuza karşılık olarak, size CHP ya da M. İnce güzellemesi yapmayacağım. Buradaki yorumlara göz atan arkadaşlar, benim soldan gelen bir insan olduğum halde Saadet Partisi’ni bana en yakın parti olduğunu dile getirdiğimi biliyorlar. Dini siyaset alanına taşımaktan bir vazgeçseniz, inanın hepimizin hayrına olacak bu. Artık eğitim sorunu, aş iş ve adalet sorunu konuşsak, konuşabilsek, daha iyi olmaz mı? CHP’yi vesayetçi, seçkinci, otoriter zihniyeti dolayısıyla eleştirin. Siz bir söyleyin, ben iki söyliyeyim. Ama, bu partiye oy veren 22 milyona yakın insana dönüp şu din alanının sizin tekelinizde olduğunu söylemeyin lutfen. Bence, insanların dini duygularının nasıl istismar edilerek onların gerçeklikten koparıldığının ibret verici örneklerini hem AK Parti, hem Cemaat eliyle yaşadık. Demokrasi, emek, özgürlük gibi kavramların nasıl istismar edilip insanların kandırıldıklarını da görmek isteyen gözler pekala görüyorlar. Şu hamaseti bir kenara koysak ve ideolojik kimliklerimizden biraz mesafe alıp memleket sorunlarının çözümlerine ilşkin bir şeyler söylesek artık? Olmaz mı?

    • Abdurrahman bey farkındaysaniz ülkeye halife seçmiyoruz, baskan seçiyoruz. Kim seçilirse secilsin önemli olan ülkeyi hakkaniyetli yönetmesi.

  7. İşler tam tahmin ettiğim gibi ilerliyor, AKP kendi yarattığı canavarın(OHAL) bir sonraki kurbanı olacak gibi görünüyor. Ali Koç gibi sürekli parlatılan yeni figür Muharrem İnce açıklama yapmış: “Parlamenter sisteme dönüş 2 sene sürer. ”

    Neden acaba düşündünüz mü?

    Çok açık değil mi? Muhtemelen İncel seçilirse bu 2 sene süre boyunca AKP kendi eliyle bozduğu adaletin kantarıyla tartılacak. Üstelik “adalet, hukuk” diye her ağızlarını açtıklarında “ama bu kanunları, bu HSYK yapısını siz yaptınız, neden şikayet ediyorsunuz” denecek kendilerine…

    Seçilir mi bilmiyorum ama bence İnce’nin şansı diğerlerinden az değil. Artık açık ve net bir şekilde bir dip dalganın geldiği görülüyor, bu ne kadar ve ne ölçüde olacak bilemiyoruz ama başkanlık kesinlikle çantada keklik değil, bu ortada.

    OHAL ve kendi oluşturdukları adalet mekanizmasının yönetenlere sağladığı olağanüstü yetkilerin bir gün kendilerine karşı kullanılabileceği bu kadar ortada iken ayrıca ekonomi vs gibi konularda OHAL’in olumsuz etkileri de parti olarak en fazla kendilerini vuruyorken…

    Durum bu haldeyken AKP’nin OHAL’i bitirmek ve normalleşme için elinde fırsat varken bu fırsatı kullanmamasını anlamıyorum.

    Muhtemelen komplo teorisyenleri haklı: Devlet aklı restorasyon sürecinde OHAL’in sağladığı olağanüstü yetkilere ihtiyaç duyuyor ve sonuna kadar kullanıyor ve İnce seçilirse de kullanmaya devam edecek. Muharrem İnce’nin normale dönüş için “2 sene” süre biçmesi boşuna olmamalı.

  8. Ak Parti bir strateji gereği sanki Meral Akşener aday bile değilmiş / yokmuş gibi davranırken , Muharrem İnceyi ise haddinden fazla ciddiye alıyormuş gibi yapıyor. Ama bunu kasıtlı olarak yapıyor. Çünkü 2. tura Muharrem İncenin kalmasını Ak Parti çok istiyor. Meral Akşener’in kalmasındansa Muharrem Hocayı tercih ettikleri anlaşılıyor.Sn.Akşenerin 2. tura kalması halinde Sn.Cumhurbaşkanı seçimi kaybeder.Muharrem Hocayı vargüçleriyle destekleyeceklerini düşünüyorum AKP lilerin. Ancak Sn.Muharrem İnce’de mitinglerde çok güzel bir şey yapmaya başladı . O da AKP nin gerçek yüzünü gösteren videoları halkla paylaşıyor mitinglerde. Bu neden önemli ? Çünkü yaklaşık 60 milyon seçmen var ülkemizde ama internetle haşır neşir seçmen sayısı 10 milyonu geçmez. Bu AKP için bir dezavantaj oluşturacak. İyi ki YOUTUBE var . Kökünü kazımasa birileri bence çok güzel bir kaynak . Hele 5 pensilvanyacı vekilin AKP den aday yeniden aday olması , AKP için büyük bir dezavantaj , bunu muhalefetin gole çevirmesini bekliyorum. Hatta bunların dışında FETÖ ‘ ye övgü düzen ağır top AKP lilerin videolarının miting alanlarında izletilmesi , hangi partinin FETÖ ile organik bağının maksimum düzeyde olduğunun da kanıtı olacak . Halkımız izlesin , kararını versin. Millet ne derse o.

  9. Defalarca sizden okumadık mı, Amerikan seçimlerine Ruslar hile karıştırdılar ve Trump böylece seçildi, diye…
    Madem bu kadar bu sektöre hakimler; Ruslar bizde de aynı yöntemi kullanarak sayın İnce’ye bir yardım yaparlar ve bu iş garantilenir. Yoksa sadece popülizm yetmez değil mi?
    Mamafih, seçim ikinci tura kalırsa bu; ittifakın %49 de kaldığı, diğerlerinin %51 i geçtiği demektir ki, ikinci turda bunlar şanslı olurlar. Böylece AK parti hem başkanlığı, hem de meclis çoğunluğunu kaybedecektir. Ne diyeyim..?
    “…Küllü men aleyha fan…” Her kişi fanidir, yani sonludur. Bu ister gerçek kişilik olsun, isterse tüzel kişilik olsun. Elbette her ölümlü gibi AK parti de bir gün ölecektir. Hata yapsa da, yapmasa da ölecektir. Sanılıyor ki, AK parti bu yanlışları yapmasa hep yaşar… Yok öyle değil, belki ömrünü biraz uzatır ama bir gün mutlaka biter. Canlılar ölürler ama yerlerine ardıllarını bırakırlar, hayat böylece boşluksuz devam eder durur.
    Benim bildiğim Harun Reşid’e atfedilen bir anektod var. Emeviler yıkılmış, hepsi uzaklara kaçışmış ve Abbasiler iktidardadır. Harun Reşit dönemi de en parlak günlerini yaşamaktadır. Harun Reşit arkadaşları ile şehirde gezinirken, Emevilerin annelerinden olan yaşlı bir kadın onu selamlar ve “Allah iktidarınızı kemale erdirsin” der. Arkadaşları Harun Reşid’e “size ne güzel dua etti” derler. Harun Reşit “yok o dua değil, beddua etti. Kemalden sonra yalnızca zeval vardır. O bizim sonumuzu çabuklaştırmak için böyle söyledi” der… harun doğru söyledi: Kemalden sonra sadece zeval vardır. AK partinin kemal dönemi geçti mi yoksa henüz kemale ermedi mi..!?
    2,5 hafta sonra bileceğiz az kaldı.

    • Özer Bey,

      Verdiğiniz linki takip ettim, ve bu ülkenin en güvenilir haber sitesindeki yazıyı okudum. Yazı, ülkemizin en objektif, en muhalif Yeni Şafak gazetesinin pek kıymetli yazarının, heri biri birer dürüstlük abidesi olan AK Parti’li bakanlarından birinin haklı iddiaları üzerine kurulmuş, pek aydınlatıcı bir yazı gerçekten. İşte, bu seçkin Yeni Şafak yazarının bana ve diğer haddini bilmezlere Osmanlı tokatı tadında aşk ettiği gerçeklerden iki tanesi. Herkese ibret olsun diye, yazıdan kopyalayıp buraya aktarıyorum:

      “Ak Parti hükümetleri, son 8 yılda Avrupa Birliği ülkelerinin tamamının toplamından daha fazla insana iş imkânı sağladı.”

      “Türkiye yüksek borçlu bir ülke değildir.”

      Önceki hafta, sizin gibi bir diğer bilge yorumcu, Türkiye’deki öğretmenlerin gelir düzeyinin Avrupa ülkelerindeki öğretmenlerin gelir düzeyinin 2 katına çıktığını iddia etmişti.

      Bu sitenin okurlarından Safa Bey’e yorumlarımı daha kısa tutmaya çalışacağım sözünü verdim. Dolayısıyla yanıtımı kısa tutuyorum: Evet, haklısınız. Biz aldırmayalım Haçlıların sefil iddialarına. Her şey pekala yolunda gidiyor. İnsanımıza, AB ülkelerinin tamamının toplamından daha çok iş imkanı sağlıyoruz. Ükemizin öyle dert edinecek bir dış borç sorunu da yok. Öğretmenlerimiz, Avrupalı meslekdaşlarının iki katı gelire sahip. 24 Haziran seçimlerinde de hem sayın Erdoğan hem de AK Parti muhalefeti sandığa gömecek. Dış güçlerin maşası, FETÖ ve PKK sevicilerine Osmanlı tokatını aşk edecek. Zaten sayın Erdoğan bunun için erken seçime gidiyor. Ve, kuşkusuz dünya liderimizin sözüne milletçe güveniyoruz: “24 Haziran sonrası ülkemiz dünyada ilk 10, Avrupa’da ilk 3 içine girecek.” Reis’e inanmayanları güç günler bekliyor gerçekten!

      • Bernar Bey ve Murat Hakan Bey, polemiğe zamanım da isteğim de yok. Ak-parti hükümetlerinin belki de en liyakatli bakanı, Başbakan yardımcısı somut veriler sunmuş. Yalansa delil gösterin, değilse bir kenara not ediverin.

        Bakan her şeyin harika olduğunu söylemiş mi? Hayır. Peki ne demiş? 2010-2018 arasını kapsayan 8 yıllık dönemde Türkiye’de 8,7 milyon kişi iş sahibi olmuş. Avrupa Birliği üyesi 28 ülkenin hepsi birden son 8 yılda toplamda 8,2 milyon kişilik bir istihdam oluşturabilmiş.

        Başka ne demiş? Türkiye’nin bütün borcu, vatandaşın, bankaların, reel sektörün, devletin bütün borcunun milli gelire oranı yüzde 142. Bize benzer gelişmekte olan ülkelerde bu oran yüzde 211. Gelişmiş ülkelerde ise yüzde 390.

        Başka ne demiş? Türkiye’nin hane halkının (sizler, bizler hepimiz oluyoruz yani) borcunun milli gelire oranı yüzde 18. Bu oran dünyada ortalama yüzde 59 seviyelerinde.

        Başka ne demiş? 1600 lira geliri olan bir ailenin 2 bin lira borcu olması ile 5 bin liralık gelir olan bir ailenin 3 bin lira borcu olması aynı şeyler değildir. Ülke borçlarının açıklaması da milli gelire oranı üzerinden kıyaslandığı takdirde yapılabilir…

        Açık yüreklilikle yazıyı okuyan daha fazlasını bulacaktır. Şüphesiz ekonomi sadece 3-5 sayı ile ifade edilemez. Pek çok sayının birbiriyle ilişkisi ile anlamlanır. İşin psikolojik boyutu ise hiç de yabana atılabilir değildir. Zaten polemik de algısal boyut üzerinden yürüyor. Gerçeğin peşinde olanlardan yukarıdaki rakamların doğru olmadığını iddia eden olursa lütfen ispat etsin.

        • Diğer taraftan asıl sorduğum soruya CEVAP VEREMEMİŞSİNİZ: Durum bakan bey’in anlattığı gibi toz pembe ise neden paramızın değeri üçte birine düştü? Neden ekonomisi leş bir halde olan Bulgaristan’ın parası bile TL karşısında 2 kat değer kazandı? Asıl ölçü budur. Çünkü ülkenin parasının gücü rekabet gücünü belirler, dünyadaki ekonomik varlığının ağırlığını gösterir. Paranız değer kaybediyorsa fakirleşiyorsunuz, dünyadaki refahtan aldığınız pay azalıyor demektir, yani ekonominiz iyi durumda değil demektir. Bilmem anlatabildim mi?

          Diğer taraftan resmi açıklamaların hiçbirine itibar etmiyorum, çoğu iç piyasaya yönelik, gerçeklikten kopuk bilgiler. Zaten artık Türkiye’den gelen resmi açıklamalara kimse itibar etmediği için yabancılar uluslararası bağımsız kuruluşlardan rapor satın alıyorlar, Türkiye hakkında doğru bilgi sahibi olabilmek için. Detaylara girmeyeceğim, akıllı bir insana benziyorsunuz, bununla ilgili bilgiler için alternatif kaynaklardan yararlanabilirsiniz.

          Resmi olarak açıklanan rakamlardan örneğin 4.5 milyar ağaç dikilmesi konusu var ki tam komedi. Yahu böyle bir şey mümkün mü? Bunu açıklayanlar en iyi ihtimalle sayı saymayı bilmiyorlar. 4.5 milyar ağaç demek tüm doğu anadolu bölgesi kadar bir alanın ağaçlandırılması demek ki böyle bir iddiaya kargalar bile güler.

          • Murat Bey, yazıda ekonomik durumun toz pembe olduğu değil, katran karası olmadığı izah ediliyor. Aradaki fark açık. Döviz kurunu etkileyen şeyler muhtelif. Özellikle bir ülkede operasyon yapmak için bu silah çokça kullanılır. Dünyada paranın kimlerde toplandığı malum!

            4,5 milyar ağaç için aklıma Nasreddin Hocanın dünyanın merkezi iddiası geldi. Rakama inanmayan tek tek saysın o zaman ☺

        • Özer Bey, gerçekten niyetiniz hakikat olsa, bizlere, ne idüğü belirsiz bir sitede, ekonomiden anlamayı bırakın, daha ana dilini doğru dürüst kullanamayan bir muhabirin yazıp çizdiklerinden ülke ekonomisine ilişkin bir fikre sahip olmaya kalkışmazsınız. Yandaş medyanın amiral gemisi Yeni Şafak gazetesinin adını bile bilmediğimiz bir yazarının iktidarın ekonomiden sorumlu bakan yardımcısının ağzından aktardığı, hiçbir referans göstermeyen, akla ziyan iddialarını ciddiye alıp, bizlere, “Bakın beyler, meğer ekonomimiz hiç de öyle söylendiği gibi kötü değilmiş” demezsiniz.

          O iddiaların gülünçlüğünü görmek için, basit matematiksel işlemler yapmayı bilmek kendi başına yeterli.

          Siz, Avrupa ülkelerinin hangileri olduğunu biliyor musunuz? Bunların toplam nüfüsunu biliyor musunuz? Bu ülkelerin ortalama yaşını, genç kabul edilen nüfusun toplam nüfusa oranını biliyor musunuz? Ekonomik analiz uzmanlık gerektirmez, ama ciddi iştir. Toplam nüfusu 518 milyon olan Avrupa’da, 2017 Aralık ayında, işsizlik oranı yüzde 8,3. Yine 2017 Aralık ayı itibarıyla, Devlet İstatistik Enstitüsü’nün açıkladığı resmi işsizlik oranı yüzde 10.4.( Ama, gözünüz, çalışabilir durumdaki genç nüfusta bu oranın ne olduğuna kaydığında, bu oran yüzde 23,2’ye yükseliyor!) Sadece bu basit bilgi bile, sevgili bakan yardımcınızın işkembeden salladığını ima ediyor.

          Ekonomi bilgisi olmayan bir insan bile, kedi başına hiçbir anlam ifade etmeyen rakamlarla dilediğince oynayabilir. Alın size çarpıcı bir örnek:

          Meksika’nın Mart 218 itibarıyla işsizlik oranı yüzde 3,20. İsveç’in aynı dönem işsizlik oranı ise Meksika’nın tam iki katı fazla: 6,15. Ne diyeceğiz şimdi? “Vay anasına sayın seyirciler! Meksika’da işler tıkırında, İsveç ekonomisi yan dönmüş balık gibi gidiyor!”

          Oysa, kişi başına düşen milli gelir Meksika’da 9.040 Amerikan doları. İsveç’te kişi başına düşen milli gelir ise 54.770 Amerikan doları. Bitmedi! İsveç’te tek başına yaşayan bir yetişkinin aldığı aylık işsizlik ödeneği, Meksika’da asgari ücretle çalıan bir yetişkinin aldığı aylık ücretten tam 6 kez daha fazla. Biri hiç üretmiyor, diğeri ise her gün tam zamanlı işe gidiyor.

          Demek ki neymiş, bir ülkenin ekonomisini değerlendirirken, işi ilkin ciddiye almak gerekirmiş.

          • Bernar Bey, rakamlarla aranızın iyi olduğu belli ama alıntıladığınız rakamlar muhalefet ettiklerinizi yalanlamıyor ki!! Çalışabilecek genç nüfusumuzun büyüklüğünü, her yıl iş aramaya başlayanların çokluğunu, yeni bir işte istihdam edilen kişi miktarı Avrupanın genel toplamından fazla da olsa nüfusun işsizlik oranının yüksek seyrettiğini belirtiyor. Sayın Şimşek ülkenin gerçeklerini gizlemek veya çarpıtmaktan ziyade durumun o kadar da kötü olmadığını somut verilerle izah ediyor. “İşkembeden sallamak” tabirini böyle birisi için kullanmanız hiç hoş değil. Deliliniz varsa ortaya koyun. Aynı bardağa bakarak yarısı boş/dolu diye tartışmak anlamsız.

            Ekonomist değerlendiren ciddiyet ister madem, ülkeyi yönetme sorumluluğu taşıyanlardan daha fazla bu işi ciddiye alabilecek kim olabilir?

        • Özer Bey,
          Sizden ısrarlı ricam şu basit soruya ortak bir yanıt vermek: Biz neyi tartışıyoruz?
          Sanırım şunu tartışıyoruz: Türkiye ekonomisi nerede ve nereye gidiyor?

          Sizin bu konudaki önermeniz, şu: “Ekonomik durumumuz, gösterilmek istendiği kadar kötü değil. Hatta, Ekonomi Bakanı Yardımcısı sayın Şimşek’in ortaya koyduğu verilere bakarsak, durumumuzun kötü olduğunu ileri sürmek güç görünüyor.” Bu önermenizin dayanağı olarak da, bize zaman aralığını söylemediğiniz bir devrede, Türkiye olarak yarattığımız iş sayısının toplam 28 Avrupa Birliği ülkesinin toplamda yarattığı iş sayısından fazla olduğunu öne sürüyorsunuz.

          Benim dile getirmeye çalıştığım şey şu: Bir ülkenin ekonomik göstergeleri, bu şekilde ne hesaplanabilir, ne de bunlardan anlamlı bir sonuca ulaşılabilir. Bunun çarpıcı örneğini verdim daha önce, tekrarlıyorum:

          Meksika’nın Mart 2018 itibarıyla işsizlik oranı yüzde 3,20. İsveç’in aynı dönem işsizlik oranı ise Meksika’nın tam iki katı fazla: 6,15. Ama, kişi başına düşen milli gelir Meksika’da 9.000 Amerikan doları. İsveç’te ise 54.770 dolar.

          İşsizlik oranının anlamlı bir ekonomik gösterge olabilmesi için, üretilmiş ya da eksilmiş iş sayısının o ülkenin (1) toplam nüfusu, (2) yarattığı toplam artı değere nispetle tartışılması gerekir.

          Hatırlayın lutfen. Eski Sovyetler Birliği başta gelmek üzere, eski sosyalist blok ülkelerinde işsizlik oranı her dönemde yüzde sıfıra yakındı. Bugün dünyanın en yoksul ülkelerinden Kuzey Kore ve Küba’da olduğu gibi. Sonucun ne olduğunu biliyoruz.

          Bir diğer örnek. Bizim işsizlik oranımız 10.4. Yunanistan’da ise yüzde 24,3. Peki, bunun bir anlamı var mı? Hayır, hiçbir anlamı yok. Bu tür yüzeysel karşılaştırmalar, bizlere ekonominin gelişmişliği hakkında hiçbir fikir vermez. Nitekim, kişi başına düşen ulusal gelir bizde 11.230 dolar , Yunanistan’da ise 18.880 dolar.

          Mesele, işsiz insanlar için kaç iş yaratıldığı meselesi değildir. Alırsınız bilmem kaç bin işsiz genci, bunlardan bekçi yaparsınız -hükümetiniz yapıyor da zaten. Yazarsınız üç kuruş kazanamayan mevsimlik işçileri çalışanlar sütununa, işsizlik oranınızı düşürürsünüz. Önemli olan, yeni yaratılan işlerin niteliği, bir ekonomik değer yaratıp yaratmadığı. Mahkemelerde 12.000 katip açığı var der, 12 bin işsizi buraya sallarsınız. İyi ama, bekçilerin sokaklarda bir ileri iki geri volta atmasının, mahkeme katiplerinin hızlı daktilo yazmasının yarattığı bir değer yok ki!

          Diğer itirazcı arkadaşlar adına konuşamam. Ben kendi adıma, niyetimin AK Parti’yi kötülemek veya küçümsemek olmadığını söyleyebilirim. Köprü baraj beni çok heyecanlandırmıyor. Vesayetin yenilgiye uğratılmasında motor güç olması açısından, Kürt sorununda ülkeyi tartışır hale getirmesi açısından, ilk dönemlerdeki demokratik reformları, köhnemiş devlete çeki düzen vermesi açısından olumlu yönleri tarihsel önemdedir. Meselemiz, AK Parti ve Sn. Erdoğan’ın bu ülkeye kattıklarını birbirimize hatırlatmak meselesi değil sanırım. 2018 Türkiyesi bu AK Parti ile, bu geri cumhurbaşkanlığı sistemi ile, bu yönetim aklı ile bir dönem daha devam etmeli mi, etmemeli mi meselesi. Çoğumuzun henüz dünyaya bile gelmediği yıllarda CHP’nin camileri ahır yapıp yapmadığı vs. ile ilgisi yok bu meselenin. Selamlar.

      • Meclise Erdoğana gazilik únvani verilmesi için önerge veren Milletin vekili yazarda büyüdü.
        Bu yazar her zaman bu tip ruyalar görür. Normal karşílamak gerek.

    • Özer bey
      Bu veriler tersine dönmediği sürece, tarım ve hayvancılık için büyük bir seferberlik başlatılmadığı sürece teknoloji yatırımına hiç girmiyorum akp yi ekonomi üzerinden savunmak güç. Malesef bir hayli güç.

      Türkiye İstatistik Kurumu ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı işbirliğiyle oluşturulan geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2018 yılı Ocak ayında, 2017 yılının aynı ayına göre %10,7 artarak 12 milyar 457 milyon dolar, ithalat %38 artarak 21 milyar 524 milyon dolar olarak gerçekleşti.

      • Didem Hanım, ekonomiyi savunmak mevcut durumda güç de olsa eldeki bütün veriler kötü değil. Rakamların tek başlarına ifade ettiklerinden daha fazlası başka rakamlarla mukayese edildiklerinde elde ediliyor. Ekonominin olumsuz taraflarını inkar etmeksizin, olumsuz algı operasyonları ile mücadele edilmeli. Yorumların pek çoğunda aşikar olan olumsuz algı operasyonlarına teslim edilemeyecek bir ülkemiz var. Vesselam…

        • Özer bey
          Taraf muhalif iktidar muhalefet yanlışları düzeltmemiz gerekir. Ben ekonominin olumsuz taraflarını endişe etmiyorum. Zira dönem dönem ekonomiler sıkıntılı olabilir iniş çıkışlar yaşayabilir lakin politikaları doğru oturtmamız önemli. Şu anda bir algı operasyonunun ötesinde iktidarın tüketime yönelik politikalarında sıkıntı var. Bunların üretime yönelmesi teşvik edilmesi gerekir. Üretmek zorundayız…Bu hamleler yapılmaz ise bütün veriler kötü değil de diyemeyeceğiz. Muhalefet te malesef dolar 1 tl olacak ekonomiyi 3 günde düzelteceğiz şunu vereceğiz bunu yapacağız olanı yıkacağız falanı asacağız _diploması var mı-fetöyle görüştü mü demekle meşgul. Eski sisteme kimseye sormadan döneceklerini sanmanın bile maliyeti hakkında kafa yoran var mı bilmem…gerçi ola ki iktidara gelseler 2 yıl sonra KHK larla yönetmeyi sevip güvenlik meselesi diyerek sistem değişikliği uzun süre askıya alınırsa da şaşırmam. Sanırım bu durumdan ilk şüphelenen de akşener oldu mutabakat yapalım falan…Neyse ben bunları düzeltecek olan yine akp dir diyor ve sorunları açık ortaya koymakta bir sakınca görmüyorum.
          Selamlar
          Saygılar

    • hocam kendinize daha objektif kaynaklar bulmanızı tavsiye ederim. bahsedilen yazıda gerçeklerden uzak, Türkiye’nin ekonomiyi olduğundan daha iyi göstermek için üzerinde oynadığı ama artık hiçbir itibarı kalmamış ekonomik veriler(TÜİK vs) üzerinden değerlendirmeler yapılmış.

      İşlerin bahsedildiği gibi toz pembe olduğu bir ülkenin parasının değeri 5 senede 3’te birine düşmez. Dolar, Euro’yu geçtim, ekonomik durgunluktan yıllardır can çekişen Bulgaristan’ın parası karşısında bile paramız 5 senede yarı yarıya değer kaybetti.

      Hayal dünyasında yaşamaya devam edin siz. Venezuela olunca uyanırsınız belki.

    • özer bey, “bir adama bakarım adam mı diye, bir lafa bakarım laf mı diye” şeklinde bir anekdot vardı yanlış hatırlamıyorsam. bu anekdot çok kullanılır ama çoğunlukla da büyük laf etmiş olmanın ötesinde bir anlamı olmaz.
      Fakat inanın bu anekdot akplilerin üzerine şıp diye oturuyor.
      Bence biraz mantığınızı kullanın. devletin resmi kurumlarının açıklamalarıdır 453 milyar dolar dış borç.
      devletin resmi kurumunun açıklamalarıdır işsizlik oranı. onlar bile aslında düşük gösterilir. Biraz mantık lütfen.

      • Hamza Bey, “İnsan ölür, kalır eseri” şeklinde biten sözü dikkate alarak AkParti döneminde inşâ edilmiş Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, havalimanları, üniversiteler yanında, ecdad yadigârı yurt içinde ve dışındaki nice eserin restorasyonu ve ihyâsı gibi gelecek nesillerimize miras olacak somut icraat, bunlarda emeği olanların ADAM olduklarının ispatıdır. Göremeyenlere hâlisane dua gerekir.

        • 2 trnilyon doların üzerinde vergi topladı akp. avrasya tüneli ise 1.2 milyar dolar. toplanan vergi ile 2 bin küsür tane avrasya tüneli yapılması lazım. fakat bu avrasya tüneli bile borçla yapıldı. hangi kafayla bunları yazıyorsunuz? hiçbir mantığınız var mı?
          en iyisi hiç anlamadığınız konulara girmeyin.

          • Hamza Bey, bu konulara detaylı girmek niyetinde değilim ama anladığımı yazayım. Bütçe kalemlerini inceleyen biri, toplanan vergileri de içeren gelirlerin karşılığında giderleri de görecektir. Avrasya Tüneli, kullanılan krediye verilen hazine garantisi ve günlük geçiş garantisine rağmen, özel bir A.Ş. tarafından yap-işlet-devret sistemiyle inşa edilmiştir. 24 yıl 5 aylık işletme sonunda tünel bütünüyle kamunun olacaktır. Verilen geçiş garantisi gereği yapılan ödemeler bütçede görünecektir.
            Yapılan işler eleştiriemez değildir elbet ama marifet de iltifata tabidir derler. Bu kadar projeyi bizlere kazandıranlar biraz olsun iltifatı haketmiyorlar mı? Aksi, nankörlük olmaz mı?

    • http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=24630
      Çalışan sayısı ve işsizlik oranını burdan bulabilirsin.
      “Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2017 yılı Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 330 bin kişi artarak 3 milyon 225 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,8 puanlık artış ile %10,2 seviyesinde gerçekleşti.”
      bu hesaplamada adı öğrenci olan ancak aslında hiçbir şey öğrenmeyenler ile asker olanlar ve yöntem değişikliği ile düşük gösterilen işsizlik oranlarıdır.
      Bu da diken sitesinde çıkan bir haber. insanların türkiyeden kaçtığını zaten erdoğan da kabul etti. ayrıca dün bir okur cengiz inşaatın bile türkiyeden para kaçırdığını yazmıştı.
      “NYT: 2017’de dolar milyonerlerinin yüzde 12’si Türkiye’yi Erdoğan yüzünden terk etti”
      Şimdi biraz mantık yürütün lütfen. bunlar bu ülkede herşeyin iyi olduğu sonucunu mu yoksa tam tersi sonucu mu veriyor?
      Ayrıca, güven meselesinde, sayın erdoğanın ankara, izmir, adıyaman havalanlarını yaptıklarına ilişkin açıklamalarından pay çıkarabilirsin. ne kadar güvenilir olduklarının ispatıdır. Aldanma konusu ve gülenle görüşme konuları da yine güvenilirlik konusunu ciddi bir şekilde düşündürüyor. daha henüz diplomadan ve diğer birbirini yalanlayan açıklamalardan bahsetmedim.

  10. Muharrem incenin CB adayı seçilmesinden akp çok rahatsız oldu galiba. Ama galiba Akşener kadar değil. Ve Sayın incenin aday olmasından sonra medya desteği çok arttı gibi. Medyanın ilgi odağı oldu gibi. Mitingleri- söylemleri- polemikleriyle populizmine alan açıldı gibi…Sayın Akşenere tanımayan bir alan. Onu muharrem incenin arkasına atmaya çalışan bir el var sanki. neden acaba???
    Yoksa Erdoğan bir sağ adayla finale kalmak yerine bir sol adayla, chp li bir adayla, chp nin bütün motiflerini taşıyan bir adayla mı baş başa kalmayı planlıyor???

  11. Deneme Tahtası
    Türklerin bir karakteri vardır. Çevreye hemen uyum sağlarlar. İlk baktığınızda kendi öz varlıklarını kaybeder görünürler. Kendi siyaseti olmayan beceriksiz bir topluluk gibi görünürler. Kısa zaman için bu böyledir. Cumhuriyet’i düşünün bir gecede bir başka kıyafete büründü. Hep değişti. İstikrarsız, hedefsiz bir topluluk görünümünü verdi ama makrodan baktığında Türkiye tek politika izlemiştir.
    a) Halk birliğini korumuştur. Gruplara ayrılıp ülkenin birliğini bozmamıştır. PKK Kürtleri bile Türkiye’den ayrılmayı değil de orada söz sahibi olmayı istemişlerdir. Hiçbir yerde halk arasında Kürt-Türk ayırımına rastlayamazsınız. Bin yıllık beraberliğini devam ettirmektedir.
    b) Türk halkı ordusuna karşı çıkmamıştır. Ordunun çok zalimane davrandığı olmuştur ama halk ordusunu daima savunmuştur. Askere seve seve gitmiştir. Dolayısıyla hep savaşlardan zaferle çıkmıştır.
    c) Türk halkı İslamiyet’ten vazgeçmemiştir. Zil zurna sarhoş olsa bile dinine sahip çıkmıştır. İslamiyet’in hamisi olmuştur.
    d) Hiçbir zaman paniğe kapılıp fevri davranışlarda bulunmamıştır. Batı uygarlığını kendisini değil, değiştirerek almaktadır.
    Bağımsız adaylığımızı koyduğumuzda bizi çok sevdiler ama bize dediler ki “Bu sefer oyumuz size değil ama gelecekte size vereceğiz.” Halkın Muharrem İnce’ye cevabı bu olacaktır: Seni sevdik ama bakalım gerçekten layık mısın, bundan sonraki seçime hazırlan. Müslüman çocuğu olmak yeterli değildir. Erbakan gibi Kur’an düzenini benimsemen gerekir. Göreceğiz. Yoksa Ekmeleddin gibi bir milletvekilliğine tav mı olacaksın?
    Türk milletine tavsiye ederim. Erdoğan’dan sonra gelecek başkanınızı bulun. Bugün ondan iyisi yoktur.

  12. Muharrem İnce’nin ve onun seçilmesini
    isteyenlerin biraz ümitlenmesinde bence
    fayda var.Hiç ümit taşımasalar nasıl
    kampanya yapacaklar?

    Ayrıca toplumun biraz seçim heyecanı
    yaşaması için de buna ihtiyaç var.Aksi
    taktirde seçimin tadı tuzu kalmaz.

    Hem Karamollaoğlu,Perinçek,Demirtaş
    kazanacaklarına inanırken İnce niye inanmasın?

  13. Maneviyat insanın yapısındaki, Allah vergisi temel niteliklerden biridir. Seküler/laik olmuş olsa bile, önemli sayıda kişiler şüphesiz maneviyata sahiptir. Ancak onlar felsefi dogmaların etkisiyle kendilerine biçilen ve giydirilen şablonlar içerşinde bunu genellikle bastırmışlardır. Diğer, önemli kısımda maneviyat bu bastırmaya gelememiş ya dumura uğramış/körelmiş ya da inkarla hüviyet değiştirmiştir (kıymetini bilmeyeni, aslında terkeden bizzat maneviyattır).

    Türkiye gazetesinden yukarda alıntılanan bilgilere göre, Sn. Muharrem İnce demek ki maneviyatını dumura uğratmış olan veya inkar eden biri değil. DiN’in/maneviyatın sözde dindarlar ve ezberci müslümanlarca zedelendiği-tahribata uğratıldığı AKP döneminde, millete/seçmenlere “manevi doğru-dürüstlüğün” nasıl olması ve “amel”e nasıl yansıması gerektiğini birilerinin çıkıp göstermesinin zamanı çoktan gelmiştir. Samimi bir şekilde yapıldığında bu, siyasete yeni bir enerji kaynağı sağlayacak ve seçmenlere de ümit ve güven yatırımı olacaktır. Sn. Muharrem İnce veya potansiyeli olan bir başka adayın C.B. olabilmesinin ülkeye katkılar saglayacağı kesindir.

    İzlenecek yollar gayet açıktır:
    1) Şimdiye kadar yapılan, tekno-ekonomik gelişmelere yönelik ülke-yararlı politika ve uygulamalara devamla ithalatı frenleyecek konularda üretimi hızlandırmak,
    2) Etkin egitimin nasıl olması gerektiği konusunda devamlı aktif olmak ve konuyla ilgili yurt dışında ciddi tecrubesi olmuş eğitimli elemanlardan yararlanmak,
    3) Sosyal ve ekonomik alanda yapılmış bariz hataları milletin katılımıyla oluşturulmuş konsensus ile “evet, bu ciddi bir hatadır” şeklinde fikirbirliği oluştuğunda terketmek,
    4) OHAL-Güneydoğuyu yakından ilgilendiren hak-hukuk işlerinde partizan etkileri ortadan kaldırmak. Öcalıcı olmamak, yeni kaoslara meydan vermemek,
    5) Darbe hıyanetine muteşebbis cenahın taban katmanındaki vatandaşlara kinci-intikam alıcı olmaktan ziyade takibat ve rehabilitasyon şartıyla affedici olmak. “Madem bu duruma gelindi, ben bu işten ülke-yararlı ve hatta dünya-yararlı yeni bir çığır açabilir miyim” şeklinde düşünmek, başka bir deyişle “Şer’den Hayır çıkarma” konusuna kafa yorar fırsatları değerlendirme yoluna gidebilmek,
    6) ….

  14. ince’yi trump ile karsilastirarak yanlis yapmissiniz – incenin, trumpin turkiye versiyonu demeniz mazereti bile bu karsilastirmayi hakli cikarmaz. yaziniza konu, versiyonlu bir karsilastirma yapılacaksa, trump, erdogan’a benzetilebilir.

    belki, ideolojik aidiyet ya da bilmedigim baska kisisel engel sebeb ile, erdogani (siz trumpi diye de okuyabilirsiniz) hakettigi kisi ile karsilastirmaya gönlünüz elvermemiş ya da iciniz kaldirmamis olabilir. Ama doğru olan karsilastirma, trump-erdogan karsilastirmasidir.

    • Burada Fehmi bey karakterlerdan bahs etmiyor, tahminlerden bahs ediyor.
      Tabiiki,Trump,Erdoğan ve Putun üçüzlerinin karekterleri ile İncenin karakterini Koru herkesten daha iyi bildiği için sizin dediğiniz gibi düşunmesi mümkün değil.
      Benim anladığım kadarıyla sadecee seçimden önceki performanslarinin ve medya desteklerinin benzerliğinne dikkat çekiyor.
      Belkide ben yalnış anladım fakat dindar seçmenin ön yargısi olan solcuları din düşmani gelirlerse gene bizi ezerler korkularını İnce ailesi ve yaşam tarzi ile onlarin ön yargisi ve korkusunun ortadan kaldırip yerini güveni ve umuda birakabilecek ataklar yaptiğini anlatoyirki buda doğru. Hatırlarsanız meclise ilk defa başörtüsü ile giren milletvekillerine. başörtülü bacılar sadece sizin değil bizimde bacılarımız benimde bacım başörtülü diye o ve partisi onlara tepki değil destek olmuşlardi.
      Fehmi beyde buna benzer söylemleri ve yaşam tarzını dile getiriyor.
      Hoşca kalin.

  15. Benim asıl merak ettiğim şu ; ( çoğunuza imkansız gibi gelecek ama bence olabilir ) ya ikinci tura Meral aksener ile Muharrem ince kalırsa 8 temmuza kadar neler göreceğiz veya normal olaram 8 temmuzu gorebilecek miyiz ?

  16. İnşAllah Muharrem İnce kazanır.
    Hiç değilse kendisi unutsa bile annesi sık sık kul hakkını hatırlatır.
    En iyi yanıda parti kimliğini çikarması,
    en azından o kongre senin bu kongre benim diye koşturup milletin hakkını kendi partisi ve taraftarlarına yedirmez ve asíl görevini yapar.
    Korumlar da nefes alır biraz rahat ederler.o arada da örtülü ödenekde her yıl yükseltilmez, zaten sarayda oturmayacağíní söyliyor saray masraflaride devlete kalır
    Bu aralar Yazarımızın yazilarını başka sitelerde yayınliyor.
    Onlar da Fehmi beyin isabetli tahminlerinden faydalaniyorlar.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here