Barlas can alıcı soruyu gündeme taşıdı; cevabı devlet politikası olarak bekliyoruz…

15

Mehmet Barlas’ı aylar önce evinde ziyaret ettiğimde birkaç kritik ameliyatın izlerini henüz üzerinden atamamıştı; onu o halde gördüğümde en fazla şaşırdığım, o hasta haliyle nasıl olup da yazılarını aksatmadığıydı.

Yazarlık böyle bir şey. Hastalıklar da, dışarıdan müdahalelerle kaleminin elinden alınmak istenmesi de yazarı alışkanlıklarından uzak tutmaya yetmiyor.

Epey bir suskunluk döneminden sonra yeniden siyasi yazılarla okuyucu karşısına çıkan bir başka yazar da, “Okurlardan uzak kaldığım dönemde de her gün bir şeyler yazdım, ama yayımlamadım” anlamına gelen bir açıklama yaptı.

Herhalde yazdığı doğrudur; ancak insan düşüncelerini kâğıda dökünce onu başkalarıyla paylaşmadan nasıl durabilir?

Ben duramadım işte.

Hayati soru Barlas’tan geldi

Yazıma Mehmet Barlas’la başlamamın sebebi, onun “Bu kadar çok düşmanı acaba nasıl ürettik?” başlıklı bugünkü yazısı.

Girişi şöyle yazının; okuyalım:

“Defalarca anlatılsa da anlamakta zorlandığımız bir dramatik tablo var ortada… Dost ve müttefik olarak bildiğimiz ülkeler, şu anda neden Türkiye’nin düşmanlarıymış gibi davranıyorlar?
Türkiye’de devlet kurumlarına sızarak Humeyni modeli bir darbe projesini tezgaha koyduğu artık kanıtlanmış olan Fetullah Gülen neden hâlâ Amerika Birleşik Devletleri tarafından himaye ediliyor? Türkiye’de halkın üzerine ateş ederek bir darbe teşebbüsüne karışan hainlere, neden Batı Avrupa ülkeleri tarafından sığınma hakkı tanınıyor?
Daha da dramatik tablolar var gündemde… Türkiye’nin seçilmiş hükümeti ve Cumhurbaşkanı, Batı medyasınca adeta Stalin’miş ya da Çavuşesku’ymuş gibi sunuluyor. Sanki Soğuk Savaş devam etmekte ve Türkiye de şu anda Demir Perde’nin ötesindeki totaliter rejimle yönetilen bir ülke…
Türkiye’de Mısır’dakine benzer bir darbe başarıya ulaşsa ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerine Sisi benzeri bir darbeci getirilse, dost ve müttefik olarak bildiğimiz ülkeler bayram yapmaya hazır durumdalar.”

Türkiye’nin bir ara ‘değerli yalnızlık’ diye adı da konulmuş bir durumda bulunduğu ortada. Türkiye’yi yöneten kadronun tezleri ülke içerisinde kendisine geniş bir kabul zemini bulmaya devam ettiği halde, aynı tezler sınırlarımız dışında ilgi görmüyor.

Suriye ve Irak’la ilgili söylemler bile…

Washington’a her uğrayan Türk siyasetçi ‘stratejik ortak’ bir ülkenin temsilcisi muamelesi görürdü; o günler geride kaldığı gibi, ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, Uluslararası Af Örgütü’nün ülkemizdeki ofisini ziyaret edip, her biri ayrı bir uyarıyı elindeki kartonla ifade eden bir grup arasında, üzerinde “Türkiye: Tüm insan hakları savunucularını serbest bırak” yazan bir uyarıyla poz veriyor.

Ve o fotoğrafı sosyal medyadan paylaşıyor…

Darbe için 3 milyar dolar katkı sağlayan ‘dost ülke’

Avrupa Birliği ile ilişkimiz hayli zamandır koptu; ancak taraflar bunun sorumluluğunu taşımamak için kopuşu ilân etmiyorlar…

Ortadoğu’da bir ülkenin (Katar) yanında yer alıyoruz, o kadar…

Eğer iddialar doğruysa, bir Körfez ülkesi, AK Parti iktidarını sona erdirmek için darbe yapma niyetinde olanlara maddi destek bile sağlamış…

[Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Türkiye’deki darbe kalkışmasına, hükümeti gayrı meşru yöntemlerle devirme çabalarına bir ülkenin 3 milyar dolar para desteğini sağladığını biliyoruz Üstelik bu, Müslüman bir ülke” demişti de, Mehmet Acet, Yeni Şafak’ta, o ülkenin ismini açıklamıştı: Birleşik Arap Cumhuriyetleri…]

Başından hain bir darbe girişimi geçmiş, 250 insanını o girişim sırasında şehit vermiş bir ülkeyiz, “Geçmiş olsun” demekte zorlanıyor ‘dost’ bildiğimiz ülkeler…

Gerçekten de kendi kendimize “Bu kadar çok düşmanı acaba nasıl ürettik?” sorusunu sormamız gerekiyor.

Cumhurbaşkanı: “İsimlerini saysak uluslararası kriz çıkar”

O soruya resmi ağızların da cevap aradığı anlaşılıyor. 15 Temmuz girişimi yıldönümü vesilesiyle Meclis’te yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, şu cümleyi sarf etti:

Eğer güçlü olmazsak bize bir tek gün bile yaşama hakkı vermeyecek o kadar çok düşman pusuda bekliyor ki, isimlerini tek tek saysak çok ciddi uluslararası krizle karşılaşırız.”

Ne diyor, dikkat ettiniz mi? “Bize bir tek gün bile yaşama şansı vermeyecek düşman…” diyor…

Artık ‘düşman’ gözüyle bakılan ülkelerin var olduğunu Türkiye’yi zora düşürmeyle sonuçlanabilecek tavırlarından da fark edebiliyoruz zaten.

İyi de, bu tespitten sonra ne yapmamız gerekir? “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” eski söylemini yeniden gündeme taşıyıp içimize kapanmamız, dışarıyı suçlayarak kendi başımızın çaresine bakmamız bir çare mi?

Bugünün dünyası bu tür formüllerin çare olarak işlemediği bir dünya.

Zengin petrol kaynaklarına sahip OPEC’in kurucu üyelerinden Venezüela kendi yağıyla kavrulmayı getiren bir içe kapanma denemesinde bulundu; bugün hiç de iyi bir görüntü vermiyor.

[Mahfi Eğilmez’in ‘Venezüela Niçin Battı?’ yazısı okunmaya değer.]

Diplomasi böyle dönemlerde ön plana çıkmak, çıkarılmak zorunda. Binali Yıldırım’ın, başbakan olur olmaz müjdesini verdiği ve 65. Hükümet’in programına da aldığı “Daha az düşman, daha çok dost” arayışı iyi bir başlangıç olabilirdi.

Hâlâ olabilir.

Mehmet Barlas’ın, sorusunu, Sabah’ta yazı başlığı yapması hükümete yeni bir atılımı düşündürür mü?

Umarım düşündürür.

ΩΩΩΩ

15 YORUMLAR

  1. Mehmet Barlas’ı da sizi de tebrik ederim. Gerçekten can alıcı hayati bir soru . Mehmet Barlas da
    bu soruyu sorduysa….
    Önce baştan geçen bir hikaye anlatayım : Adamın biri, diğerinden ayak üstü denecek bir zamanda epeyce İngilizce kelime öğrenmiş. Bir gün tren yolculuğuna çıktığında, karşısına, kompartımanda bir İngiliz (veya Amerikan) çıkıvermiş. Bu durumu fırsat bilen bizimki, öğrendiği İngilizce kelimeleri saymıya başlamış …. Bu konuştukça gavur hiddetleniyor, kızarıyor, küplere biniyormuş. Daha sonra öğrenmiş ki, saydıkları hep küfür kelimesi imiş.
    Bu düşmanlar daha önce de mevcuttu. Fakat, ilk dönem (yağcılık dönemi) düşmanlıkları askıya alınmıştı, idare edilip gidiliyordu. (Demirel dönemi de öyle). Evet,sen, gavuru dostunmuş bilip, ona göre
    davranacaksın. Köprüden geçip, ….. palazlanana kadar…….dayı diyeceksin, ilkdönem yaptığın ifrat kadar olmasa da, tefrite varmanın alemi yok. Uyuyanı ! uyarma demişler.
    Adamlarla bir yandan ortaklık müzakereleri yürütüyorsun, beri (İÇ) tarafa dönüp, bir küfretmediğin kalıyor. Kılavuzu karga (Mahmutpaşa gibi yağcı,,menfaatçı ve de c.) olan, hatasını fark edemez. Dost ise, acı söyler. Bu dünyaya geçinmiye geldik… der.
    Uzaktan hakaret edeceğine, açık açık söyle, şunları yapmazsanız çekip giderim, de, sabrım bitti de
    ve çek git, tatlılıkla, dostluk ! baki kalsın. Yahut da, yutkun, (yutkunabiliyorsan) dostluğun yine baki kalsın.
    Sen açık açık, efe gibi, harriklerken (meydan okurken), ben hep DİZİMİ Dövüyordum. Ateş olsan da oylumunca yakmalısın. Herro – merro ile Devlet adamlığı olmaz.
    İktidar ve menfaat yanlısı, fakat, İslam ve ahlak düşmanı gazeteler ve TV.ler ürettik. Mal’ların anası
    ne ki, danası iyi ola. Isıramadığın eli, KÜÇÜLMEDEN öpeceksin. Menderes, Demirel, Erbakan’ın politikaları….
    Hz.Peygamber’in asırlar önce, deklere -Tebliğ ettiği HAKİKİ insan haklarından Müslümanım diyenlerin – bile – haberi yok. Petrolve Batılıların pohpohluyarak şımarttığı Arap ağaları (para babaları) bundan ne anlar. Geç onu, Türk’ün Türk olarak samimi kaç dostu var. Azerbaycan ve Kazakistan’ın sana ne kadar yararı oluyor !
    ABD. Fethullah Gülen’i niye iade etmiyor? üstelik himaye ediyor. Bu durumun herkes farkında, anlamak için çabaya ne hacet, rol oyuncusu, kullanacağı daha çok durumlar var. Ayrıca, ben Müslümanlardan daha vefalıyım ! diyecek.
    ” ….. açıklasam….. çok ciddi krizle karşılaşırız”. Zaten karşı karşıyasın. Daha ne kalmış ki…
    Mahli Eğilmez Venezzüella örneği ile iyi bir kıyas örneği de vermiş, tebrikler.

    “Yöneten kadronun tezleri ÜLKE İÇERİSİNDE geniş bir KABUL zemini bulmaya devam ettiği halde…. aynı tezler sınır dışında ilgi görmüyor,”diyor, Koru.

    Gariban halk kitleleri yakın tarihe kadar, o kadar çok sömürülmüş ki… Hani derler ya, iliğine, kemiğine kadar…. Şimdilerde, o mazlum Afrika’nın masum insanları gibi, sadece yüzlerine gülseler, bir su verseler, bir su kuyusu açsalar sevinçten dört köşe olacak zavallılar. Çavez’in yaptığı bu, Venezüellada.

    Fakiri, çocuğu sevindirmek kolay, derler. Ak Parti’yi,Trump’ı iktidara taşıyan ve iktidarda tutan, tutacak olan sübvansiyonlar, HASTAHANE, yol ve okullardır. Onun için iç politika yapmak kolaydır. iki adet lahmacuna oy satın alarak yıllarca seçim kazanan politikacılara bizatihi şahit olmuşuzdur. İç politikada kibar-ı rüşvet kolay netice aldırır. Dış politika çok meziyet ister. Recai Kutan gibi İstanbul efendisi, Çağlıyangil gibi kurt, Fatin Rüştü gibi bilgi.
    Bizde, “haline bakmıyan, samandağına oduna (Millet Meclisine) gidiyor.” Bereket ki, öte dünya var. Ötelerde, hakimler hakimi var, ona inanıyoruz, biz. Allah bizi politikadan (çok yüzlü cahillikten) korudu. Bu Millet bu yönetimler, fazla bile. Allah, bağışlıya, lutfeyliye,kerem eyliye de daha iyi Idareciler, Ömerler ihsan eyliye. Bu da iyi insan, ARİF MÜSLÜMAN yetiştirmekle mümkün olabilir.

  2. Sanırım “Bu kadar çok düşmanı acaba nasıl ürettik?” sorusu yerine ”Neden bu kadar kimseyi kendimize düşman görüyoruz?” denilse daha doğru olur. Dünya Stalin’i, Lenin’i, Hitler’i, Saddam’ı ve Esad’ı tanıyor ve biliyor. Ona göre Türkiye ile konuşuyor ve tavır koyuyor. ”Tüm dünya yanlış ve hatalı ‘biz’ doğru yoldayız” demek ne kadar doğru?

  3. Sayın Koru yazısında Barlas ile aynı konuda aynı yazıları yazmış gibi sunmuş yazısını ama yazıda Koru başka şey söylüyor Koru başka bir şey. Koru’nun bu yazısını Barlas’a sorulsa sanırım tekrarlamakdan hoşlandığı bir deyim ile beni bir tek Koru anladı o da yanlış anladı der. Barlas diyor ki batı bizim sisileşmemizi istiyor. Düşmanların artmasının nedeni sisileşememek. Ama Barlas yönetimimizin sisileşmesini istemiyor. Bu nedenle batıya kızıyor. Koru düşmanlarımızın artmasından dolayı batının davranışına değil yönetimde bulunanlara kızıyor. Düşmanlarımızın artması yönetimin yanlışlığından değil batının bizi kendi endüstrisinin yaşam alanı olarak görmesi ve kendi endüstrisinin yaşam alanında düzenleme yapma yetkisini analarının sütü gibi hakları olduğuna inanmaları. Batılılara tam itaat edecek liderlere ihtiyaçları var. Bence barlas sonunakadar haklı

  4. Bizi idare edenler oy,servet ve güç peşinde.
    İçerde gücü ellerinde tutma yöntemini iyi beceriyorlar ve bundada çok başarılılar, başarilarının sirri önce düşman yarat, bu bizim ülkemizde çok kolay daha sonra böl parçala yönet,”Türkün Türkden başka dostu yok.” Peki bunlar hangi Türkler? MHP nın bir kismi,CHP ve HDP’nın tamamı, buna meclise giremiyenleride partileride eklersek Türkiyenin yarısından fazlasıda düşman olduğu için onunda kolayca halletmeyi OHAL ile bulmüşlar.
    Bunlarda gerçekde”içeride” müthiş bir gücü elde etme ve sürekli başarılı olma potansiyeleri mevcüt.
    Bunu görmek için fazla geriye gitmeye gerek yok. İlkin Rahmetli Erbakan kullanıldı. Peki bu nasıl oldu ve nereden başlandı? Gülen Cemaatinen başlandı,nedenine gelince onlar rahmetli Erbakana yakın değildiler vede içeride ve dişarda hem medya güçleri vardı hemde sevilen ve saygı duyulan başarılı bir cemmattı. Tabiri caizse ise onları tepe tepe kullandılar ve bir kaç yıl içerisinde içerde onlara olan güveni,saygi ve sevgi düşmanlik ,güvensizlik ve nefretle ile yer değiştırdi.
    Bu cemaatın kurallarını iyi bildikleri için bir örnek onlara ne yaparsanız yapın sizinle “fiziksel”olarak kavga etmezler ( bunuda 15Temmuzdan sonra şahid olduk) hem Türkiyede hemde Dünyada onlar bitirmek için 15 Temmuzu onlara yıktılar buna geri kalmış ülkelerde ve Türkiyede tutturdular fakat diğer ülkelerde ters tepki yaptı, nedenine gelince o Devletler Türk yetkililerinin her hareket ve konuşmasını isibaratları sayesinde bilirler. Yani onlara yutturamadilar “ama” içerde bu işlerini daha kolaylaştırdi ve ana yasayı değiştırdıler. Kisacası dişardaki her olumsuzluğ içeride muthiş potansiyel olarak kullanmayi bilenler bundada başarılı oldular.”Türkiyede”
    Türkiye batmış bölünmüş kimseni umurunda değil çünkü biz gaza gelmeyi iftira ve yalanlara inanmayi seve bir milletız.Bütün bu planlara karşı Allahın da bir pilani olduğunu unutmamak gerek.
    15 yılını mağdurları oyniyarak gücü ellerinde tutanlar Allahın adaletini er geç görecekler.
    Bize gelincede iftira atmaya ve uyumaya devam edelim. Görelim Mevlam neyler neylerse güzel eyler.

  5. Sayın Koru, Mehmet Barlas’ın ağzından sorduğunuz sorunun cevabını, siz bir kaç sene önce Rubert Mordog hakkında yazdığınız yazıda verdiniz. Bu gün o yazının muhtevasını hiç hatırlamamanız bir dalgınlık eseri mi,yoksa bilinçli bir es geçme mi?

  6. soru şu hiç yanlışsız bir dış politikamız olsaydı acaba şu an ki tablo ne kadar değişirdi. şimdi bir kısım hükümet karşıtı olanlar çok değişirdi ya da hükümet sempatisi olanlar az değişirdi diye cevap verebilirler.ve bunların doğruluk payı tartışılabilir. ama asıl parametrenin kendi ulusal çıkarlarımızı savunduğumuz olduğunu düşünüyorum. benim de ulusal çıkarlarımda var dediğiniz anda kılınçların çekilmesi kaçınılmazdır elbette yapılan bazı dış siyasi hatalar yanlış politikalar durumu daha da zorlaştırır babamızın oğlu değil ki herşeyini savunalım ama hayırın bir bedeli olduğunu hepimizin bilmesi gerekir. unutmayalım terörle mücadele yasaları ab nin bize dayattığı olmazsa olmazdı değil mi. fassların açılmasını buna bağlamışlardı. görüşmeleri kilitleyen buydu. ne dedik hayır dedik. burnumuzun dibine sürekli bize sıkıntı çıkaracak bir terör devleti kurmaya çalışıyorlar ne diyoruz hayır diyoruz. katarı yiyelim diyorlar hayır diyoruz. yeni enerji geçişlerinin en uygun bölgesiyiz buradaki pazarlıklarda da eminim bolca hayır diyoruz ve bunca hayır derken hangi fonetik ya da tonlama hatalarını yapıyoruz o tartışılır tabii…kibar yolları var mı bakmak lazım…

    batının sevdiği ülkelere bakalım hepsinin başında halkın seçtiği değil kendi seçtikleri bir şekilde halka musallat ettikleri var dolayısıyla gelirlerinin bir kısmı huzur hakkı olarak giderken kiminle dost kiminle düşman olacakları da belirleniyor. yoksa elin oğlu ne diye milyar dolarları darbelerimize harcasın değil mi…manda olmak kiminin hoşuna gider tarihimizde de şimdi olduğu gibi sahip çıkan çok olmuştur. sakin sessiz güvenlidir. hafife aldığım sanılmasın sanıldığının aksine muktedir görünen güçlü duran pek çok ülke de bu güvenli limandadır. pek çok batılı ülke…kendilerini kendilerinin yönettiği sandığımız pek çok batılı ülke.

  7. İşe ”gömleği çıkararak” başlanıldı, gayet iyi işler de yapıldı..takdir de toplandı. Yeniden eski gömleği giyerken, meğer düğmeyi baştan yanlış iliklemişiz..yada ”eski gömleğimiz” sandığımızın aksine, sanki bir ”deli gömleği” gibi giydirildi tüm ülkemizin üzerine ve ülke top yekun bir travma geçirdi-geçiriyor.

    Aslında Barlas, sorularının cevabını içeren bir yazıyı da okuyucuları ile hemen paylaşmalı. Barlas gibi duayen bir çınar, yazısında ”acaba ne yapsak” diye sorup ”..şunu şunu mu yapsak?” demek yerine kendisinin; ”Acaba nerede nasıl bir yanlış yaptık ki,…” sorusunun cevabını okuyucusuna lutfetmeli…

    “Daha az düşman, daha çok dost” arayışını bizzat Erdoğan seslendirmeli ki icra da yola koyulsun..o zaman Başbakanın sözü havada kalmamış olur.

    Mesela ”…daha çok dost” edinmek için kolları sıvayıp, Barlas’ın ”Acaba nerede yanlış yaptık..” sorusunun cevapları ellerine tutuşturulan ”dost edinme elçileri” dünyanın dört bir yanına salınmalı ki, kendi eliyle oluşturduğu tecritten kurtulunsun.

    Dünyanın en büyük petrol rezervini yönetemeyip varlığının esiri olan Venezuela’nın devasa doğal kaynağına sahip değiliz.
    Çok çeşitli vergi geliri kaynaklarımız ve yüzümüze sırtını dönmeye başlayan ”yabancı sermaye” en büyük ekonomik araçlarımız..bir de ülkemizde dolaşımda olup ta ”kaynağı açıklanmayan likidite”..bu ekonomik araçlarımızı yönetemediğimiz midir ki, Katar’ı dost hanesinde bırakıp BAE’nin düşmanlarımız safında yer almasını..diğer dünya ülkelerinin yanında Körfez ülkeleri ile de aramıza bir ”kara kedi” gibi girmesini sağladı.

    Barlas’ın ”Acaba nerede bir yanlış yaptık ki..” kendi sorusuna cevabı içerisinde ”yanlış ekonomi yönetimi”olabilir mi?

    Yani Venezuela olduğu gibi ”dünya ekonomi yönetimine (sermayeye)” baş kaldırmakla mı yanlış yaptık..

    Ya da mevziini tahkim etmeden taarruza mı geçildi?

    Başından beri iktidarı sahiplenen Barlas’ın bu sorusunu sorması, iktidarın da buna kafa yorduğunu mu gösteriyor acaba?

    Bakalım, Barlas kendi sorusuna cevabında, nelere yer verecek.

  8. Barlas’in yazisinin tamaminin okunmasini oneririm, sadece burda verilen alintinin degil. O zaman biraz da “Dusmanlar gercekten kotu” seklinde yorumlanabilecegini dusunuyorum.

    Isin ucu yonetici kadronun diplomasi bilmemesine geliyor. Bence bir tek Davutoglu anliyordu bu isin inceliklerini ama o da hem kendi hatalari ama daha cok da Erdogan ve AKP’nin genel gorusu dogrultusunda gerekli manevralari zamaninda yapamadi.

    En temel sorun, “Bati Dusmanligi”, “Herkes Islami ezmek istiyor” fikridir. Ulkeler sadece kendi cikarlarini korumayi dusunuyor. Bunlarin altinda binlerce yillik ideolojik nedenler olduguna inanmak dis politikayi “duygusal” bir yola cikiyor. Boyle diplomasi olmaz.

    Ama bu “Islam’i yok etmek istiyorlar, dertleri Islam” dusuncesi o kadar yaygin ki, toplumun her kesiminde, “Bati ve ABD dusmanligi” seklinde laik kesim de dahil, onune gecmek cok zor. Hele ki kendisi de bu goruste olan ve diplomasinin inceliklelerini bilmeyen bir iktidar varsa.

    Kisacasi, “Ver Mehteri ! “

  9. Hiç sanmam , aslında akp de bunları çok iyi biliyor ama nedense işine gelmiyor..belki umurlarında da değil , kendi iktidarları tahkim olsun yeter ama halk bunları görüyor ve bu keyfi yönetime sandıkta okkalı bir tokat vurup , bunları silecek…

  10. “Türkiye’de devlet kurumlarına sızarak Humeyni modeli bir darbe projesini tezgaha koyduğu artık kanıtlanmış olan Fetullah Gülen neden hâlâ Amerika Birleşik Devletleri tarafından himaye ediliyor? Türkiye’de halkın üzerine ateş ederek bir darbe teşebbüsüne karışan hainlere, neden Batı Avrupa ülkeleri tarafından sığınma hakkı tanınıyor?”

    Sayın Barlas’ın yukarıdaki sorularının muhatabı ABD ve Avrupa ülkeleridir.
    Barlas’ın sitemi de onlaradır.Mısır’daki
    darbeyi destekleyenler de onlardır.Bizdeki
    darbe başarıya ulaşsaydı onların teveccühünü kazanırdık diyor,
    “onların gözüne girmek için ABD elçisini
    genel vali mi ilan edelim?”diyor Barlas.
    Bütün bunlar bizim değil,onların yanlışlarına
    yapılan göndermelerdir.

    Sürekli,”Ak Parti iktidarının ilk yıllarında niçin
    Türkiye’ye destek çıkmışlardı?” söylemi dile
    getiriliyor.Bunun sebebi basit:İktidar Türkiye’nin çıkarlarını öncelemeseydi,onların
    istediği adımları atsaydı Türkiye’ye destekleri
    artarak devam ederdi.Bu destek de Türkiye’yi
    değil,kendilerini desteklemek anlamına gelirdi.

    Türkiye’nin çıkarlarını ön planda tutan
    hiç bir iktidarın Batının teveccühünü kazanamayacağı bir kez daha anlaşılmıştır.

    Ayrıca Türkiye’nin düşmanlarını çoğalttığını
    söyleyenler,hangi yanlış adımları attığımızı
    net bir şekilde ortaya koyamıyorlar.Biz de
    Katar’a ambargo mu uygulasaydık?Suriyelilerin katledilmesine seyirci mi kalsaydık?Hendekçilere ve uzantılarına göz yummaya devam mı etseydik?Darbecilere ve iltisaklılarına madalya mı verseydik?
    Mit tırlarını durduranları ve Türkiye’yi
    jurnalleyen “gazetecileri”ödüllendirmeli miydik?

    Hülasa ne yapmalıydık bunların gözüne
    girmek için?

    • Hükümetin hangi yanlışını sayalım ki? Boyuna posuna bakmadan “Ortadoğu’da bizden habersiz yaprak kıpırdayamaz” büyüklenmelerini mi? İran’ı kurtarma adına yaptıkları onca manevrayı ve sonrasında İran’ın Ortadoğu’da bize kan kusturmasını mı? Suriye’deki yönetimi ABD ile (CİA mı demeli) işbirliği yapıp alaşağı etmeye kalkışma ve bunu yüzüne gözüne bulaştırma mı? Çözüm Süreci zokasını yutup Suriye’de PYD’nin (PKK’nın) Türkiye’den giden militanlalarla devlet olmasına göz yumulmasını ve oraya alayı vala ile Irak Kürt Peşmergelerinin gitmesine ve silah nakline izin verilmesini mi? Suriye’deki IŞID ve El Kaide uzantıları için Türkiye’nin bir cihatçı otoyoluna dönüştürülmesini mi?
      Aslında daha çok şey var ama bunlar yetmez mi?

  11. Sen onların dinlerine uymadıkça, yahudi ve hristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: “Şüphesiz doğru yol, Allah’ın (gösterdiği) yoludur.” Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah’tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. ( Bakara suresi 159. ayet meali)
    bu ayet her müslümanın kulağına küpe olması gereken bir düstur,bu da insan hakları,özgürlükler,adalet gibi temel konularda,sosyal ve kültürel konularda bizim onlardan üstün olmamızı gerektirir ki, inanıyorsanız üstünsünüz ayeti yerini bulsun.

  12. Koru,
    Çok zor değil sorunun cevabı.
    Turkiyenin hic dostu olmadı ki!
    Dost gibi görünen düşmanların sadece şapkaları düştü.
    Bunu sen de biliyorsun.

YORUM YAP