‘Komplo’ deniliyordu, oysa bakın gerçekmiş…

32

“Gerçeklerin mutlaka ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır” sözünü sizler de herhalde işitmişsinizdir.

Biraz önce okuduğum bir mülakat bana bu cümleyi yeniden hatırlattı.

Ankara’da düzeyli gazetecilik yapmaya çabalayan meslektaşlardan Mehmet Çetingüleç, siyasi hayattan emekli olduğu dönemde Bülent Ecevit’le kamera kaydına da aldığı görüşmeler yapmış; bunları ‘Ecevit’in Anıları: 12 Yıl Saklı Tutulan Veda Sohbetleri’ (Doğan Yayıncılık) adıyla şu günlerde yayınladı.

Kitapla ilgili Hürriyet’ten İpek Özbey’in Çetingüleç’le yaptığı mülakattan şu bölümü birlikte okuyalım:

ANAP lideri Mesut Yılmaz, Ecevit’e gelip MHP’nin koalisyon dışına çıkarılmasını, yerine DYP’nin alınmasını istemişti. Ecevit öneriye sıcak bakmadı.

Mülakatın bir yerinde daha tekrarlanıyor bu bilgi.

Frankfurt ve Trilye kriterleri

“Ne var bunda?” diye soracaklara, bunu vaktiyle bir ihtimal olarak yazdığımda başımın çok ağrıdığını ve hakkımda ‘komplocu’ tezviratının bu vesileyle bir kez daha yaygın kullanıma sokulduğunu belirtmek isterim.

O günlerde “ANAP hükümet ortağı MHP’den memnun değil, MHP yerine DYP’nin gelmesini istiyor ve bunun için de alttan alta görüşmeler yürütülüyor. İlk görüşme Ankara siyasilerinin sevdiği mekanlardan Trilye Restoran’da gerçekleşti, ikinci görüşme ise Hürriyet’in Frankfurt’ta yenilediği matbaa tesislerinin açılışına Aydın Doğan’ın özel uçağıyla giden Mesut Yılmaz ile Tansu Çiller arasında geçti” diye yazıyordum.

‘Frankfurt kriterleri’ demekteydim olana.

Trilye’deki görüşme ilginçti.

Bir masada Mesut Yılmaz’ın basından Meclis’e transfer ettiği gazeteci kökenli Kenan Sönmez bir-iki arkadaşıyla oturuyor, yanı başındaki masada ise DYP’li hükümetlerde bakanlıklar yapmış Ufuk Söylemez ve arkadaşları yer alıyordu. İkisi de partilerinin genel başkan yardımcısı sıfatını taşıyordu.

Masalar birkaç dakika sonra birleşti ve gecenin geç saatlerine kadar sohbetleri devam etti.

Geceyi daha da ilginçleştiren, birleşmiş ANAP-DYP masasının hemen arkasında yer alan ve rütbeli oldukları anlaşılan bir grubun da ilerleyen saatlerde sohbete katılmalarıydı.

Trilye’deki asker masasının baş konuğu, Genelkurmay’da bir süre sonra Harekat Dairesi başkanı olacaktı.

İki gün geçmeden Trilye’deki görüşme bir gazeteye manşet olacak, ancak konunun içinde olanlar birlikteliği önemsiz göstermek için özel çaba harcayacaklardı.

Yıllar sonra bile, o olayın kahramanlarından biri, bana, “Sen çok büyüttün, oysa biz şaka yapıyorduk, etraftaki askerler de şakamıza katılmıştı” diyecekti.

‘Şaka’, Çetingüleç’in şimdilerde açıkladığına göre, ciddiye dönüşmüş ve koalisyon hükümeti ortağı ANAP’ın lideri Mesut Yılmaz DSP’li başbakan Bülent Ecevit’e “MHP’yi bırakalım, yerine DYP’yi alalım” teklifini iletmiş…

‘Komplo’ değilmiş yazdıklarım…

Sonrasında olanlara bakalım

Frankfurt’ta varılan mutabakat yüzünden böyle bir değişimi istemekteydi ANAP lideri.

Aydın Doğan Hürriyet’i Erol Simavi’den 1994 yılında devraldığında Frankfurt’taki matbaa ve gazetenin Almanya baskısı eski sahibinde kalmıştı; daha sonra ikinci bir hamleyle baskı 2000 yılında Doğan Grubu’na geçti.

Matbaayı yenileme ihtiyacı hisseden gazetenin yeni sahibi bayağı büyük bir yatırımla (25 milyon Euro) sıfırdan bir matbaa kurdu; onun 2002 yılı Temmuz ayında yapılan açılışına da partilerin bazı öndegelen şahsiyetlerini davet etti.

Mesut Yılmaz oradaydı, Tansu Çiller de, MHP’den de Tunca Toskay. Galiba o sırada dışişleri bakanı olan İsmail Cem de vardı.

Çiller ile Yılmaz’ın kapalı kapılar ardında görüşmeleri Tunca Toskay’ın dikkatini çekmiş, o açılış sonrasında MHP’nin ANAP ve Mesut Yılmaz’a tavrında değişiklik fark edilmeye başlamıştı.

Bir süre sonra da rahmetli İsmail Cem DSP’den ayrılacak ve Kemal Derviş ile birlikte yeni bir parti kurulması için kolları sıvayacaktı.

Trilye’deki buluşmanın MHP için bardağı taşıran damla olduğu anlaşılıyor.

Devlet Bahçeli “Erken seçim isterim, 3 Kasım’da olsun” demeye o günlerde başladı.

Hürriyet’te “Ecevit çok hasta, kendini bilmiyor, Rahşan Hanım ona bakmıyor, hijyen sorunu bile var” türü yazılar da aynı dönemde çıkacaktı.

Neden oldu bütün bunlar?

Mehmet Çetingüleç o günlerde taze taze dinlediği Ecevit’in anılarından şu kanaati mülakatta aktarıyor:

Ecevit, Ocak 2002’de Washington’a giderek Başkan Bush’la görüştü ve ABD’nin Irak operasyonuna Türkiye’nin karşı olduğunu söyledi. Oysa Irak’ın sınır komşusu Türkiye’nin, topraklarını ABD askerlerine kullandırması, operasyonu kolaylaştıracaktı. Amerikalılar Ecevit’in tavrına sessiz kaldı. Ancak Ecevit, ABD’den döndükten 3.5 ay sonra ‘karın ağrısı’ şikâyetiyle hastaneye kaldırıldı. Hemen ardından ABD’den gelen Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş’in desteğiyle DSP parçalandı. Koalisyon ortakları MHP ve ANAP birbirine girdi. Hürriyet’in o dönemki Washington Temsilcisi Serdar Turgut’un yazdığına göre Ecevit hastayken Mesut Yılmaz, ABD’ye gidip Başkan Bush’la görüşmeye çalıştı. Sayın Yılmaz’ın bu konuya açıklık getirmesi gerekir. Kemal Derviş de ABD’ye gitti ve Başbakan Ecevit, 12 gün süreyle kendisine ulaşamadı.” 

Ben size “Gerçeklerin mutlaka ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır” demedim mi?

ΩΩΩΩ

32 YORUMLAR

  1. Fehmi beyin yazisini okuduktan sonra yorumlara goz gezdirdim.Burayi resmen chat ortamina cevirmisiniz tebrikler, ne konuyla nede genel kulturle uzaktan yakindan alakasi olmayan sig bir ortam kurmusunuz.Sozum tum yorumculara degil tabi ama chat yapmak isteyen lutfen chat sitelerinden didissin burayi fuzuli isgal etmeyin.Saygilar

  2. Zaten emailsiz yorum alınmıyor. Saklanmak istesek hiç yazmayız. Didem Hanım değilim. Bu siteye yorum yazan herkes bunu tarzlardan anlar. Senin aynı kişi oldugunu anlamak için çok zeki olmak gerekmiyor. Lafı dolaştırmadan bir cevap, bir iki kelime somut bir bilgi içeren yorum yaziver. Düşünen adam mısın anlayalim?
    Bayanım bu arada

  3. Şu dedigi seye bir bakin “Mmetin” 25 Mart 2018 at 12:02
    Ne oldugunu bilmiyor nimetin
    Düşunmek şans işi, nimet şans işi!
    Pek farkinda değil sanki hikmetin

    Düşunmek onemli bir nimettir, evet ama bir nasip/şans/kısmet işi degildir. Belki sanstan ziyade ilgi-gözlem-bilgi isidir demek mümkun. «Düşünuyorum, oyleyse varım» deyimindeki var olmak da bir şans veya nasip işi degildir. Varlığın, Allahın varlığınla ilintili bir sonuc, sebep ve hikmet! Cevabî olarak, bunlar “Mmetin” ve arkadaşlarının nasibine kalmis bir durum… Ancak devam etmek lazim… madalyonun birden fazla yüzü var…

    İnsan düşunen/düşunebilen, degisen/degisebilen bir yaratik, malum. Bazi seylerin farkina vardim «Değistim» demek önemli bir pozisyondur. Ancak bu lafta kalirsa durumu idare etmek icin bir kandirmaca anlamina da gelir (algı). Huy devam eder, statüko devam eder. Müsluman mahallesinde salyangoz satmaktansa, acil ihtiyaç mı değil mi buna bakmadan aynı mahallede cami ve minareler yapmak yadırgansa da tercih edilebilir. Ancak minareyi çalan kılıfını hazırlar diye de bir atasözü var.

    Erozyona uğramış bir kere güven…
    Ne güvenilenler vardı, düştü gözden
    Güvenilen dağlara ne karlar yağdı
    Dağ gibi pislikler, kar altında halen!

    Deniyor ki tehlike çok daha büyük
    Biz bu işi Onbeş Temmuzda püskürttük
    Pisliklerin lafı mı olur, unutun!
    Bu pislikler Onbeş Temmuzdan çok küçük….

    Onbeş Temmuz şüphesiz tarihi bir olaydı, bedel ödendi ama başarıyla atlatıldı. Ancak, ülkenin nasıl yönetileceği o denli onemli. Ülke var oldukça devamlı karşı karşıya olduğumuz kalıcı bir sorun. Girilen ittifaklar daha önce örneklerini gördugumuz pis huyları ortadan kaldiracak mi? Yoksa, aynı benzer şeylerin genişletilmiş hallerine mi gebe zaman? Ha bunlar da cevabî olarak, “Necip” usta ve arkadaşlarının nasibine kalmış bir durum (hele ortalık bir sakinleşsin).

  4. sevgili fehmi koru..önemli olan ve doğru olan şey..namuslu gazeteci bildiği ve gördüğü şeyleri veya hissettiği doğruları SICAĞINDA ve zamanında milletle paylaşmasıdır..yoksa herkes öldükten veya gittikten sonra..eeee ben o zaman biliyordum vs vs..demek gazetecilik değildir.
    eğer bir kişi kendisine gazeteci diyorsa kimseden para almayacak yemeğini yemeyecek aç kalacak ama doğru bildiklerini yazacak..işte ona gazeteci denir..
    yoksa rüzgara ve döneme göre pısırık ve suskun köşe sahibi olup gerçekler karşısında susan kişiler her ne kadar gazeteci olarak görülselerde gerçekte elbette bir anadan doğmuş ama cibiliyetleri karışık embriyolardan oluşmuş kişiler olarak görülür..

  5. Nihayet tarih bilinci bikac hafta oncesine kadar anca uzayabilen tazeler icin faydali olabilecek bi yazi… Ucu basi belirsiz yorumlamalar da biraz ondan sanki:)

  6. Didem hanım,
    Siz sıkı bir yorumcusunuz. Akıllı ve akıcısınız. Belli ki iyi eğitimli ve entellektüelsiniz. Saldırıların olması bence normal.
    Saldıranlar aynı kişiler olunca aynı kişilerin savunması da zaruret oluyor. Şahsen size yapılan saldırılara güzel bir cevap vermek gerektiğini düşünüyorum.
    En güzel cevabın da görmezden gelmek olduğunu tavsiye edeceğim.
    Gökmen TURAN

  7. Nurdan hanım. İki satır gereksiz saldırı içeren bir yoruma bu kadar övgü niye. Sözleriniz beni şaşırttı. Sizi de Didem Hanım ı da okuyorduk.

    • Merhaba Ayteaçher bey ben kimseye saldırdığım falan yok. Ben kendi kendime sorduğum sorulari Mehmet beyle paylaştım. Yazımı tekrar okursanız anlarsınız. Geçenlerde gözüme çarpan bir yazı iki yorumcunun ayni dakikada gelen yorumlarına ayni kişi oldüğunu idda ediyorlar, bir kelime dahi yazsan iki sefer tíkladığınızda en az bir dakika fark olur.
      Benim muhatabım dediğiniz şahıs değil ve onuda hiç muhatap almam ve okumamda.
      Benim hakkımda yazdıkları bana göre yok húkmündedir.
      Ben yorumu birileri okusun diye yazmiyorum onun için istiyen okur istemiyen okumaz.
      Hoşça kalın.

  8. 1960 Müdahalesini yapan ordudan Sermaye’nin beklediği, İslamiyet’e taviz veren Demokrat Parti’yi tümden yok edip askerlerin eliyle CHP’ye fatura edeceği ateizmin kesin uygulamalarını gerçekleştirmekti.

    CHP’li olduklarını söyleyen askerler bunun hazırlığı içinde idiler.  Türkeş grubu erken davrandı ve askerler darbeyi müdahaleye çevirdiler. Çok partili anayasayı getirerek Türkiye’de İslamiyet’i güçlendirdikleri İnönü onlara yardımcı oldu.

    Sermaye siyasetini değiştirdi. Artık askeri müdahaleler olacak ama askerler iktidar olmayacaktı. Tüm dünyada adamlar yetiştirilecek onlar yönetime el koyacaklardı. Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan’da bu operasyonlar gerçekleştirdi. Türkiye’nin adayı da Kemal Derviş idi. Ecevit’ten Kemal Derviş iktidarı devr alacaktı. Alamayınca parti kurmaya kalkıştı. Onu da beceremeyince Baykal’ı gönderip Kılıçdaroğlu’nu getirdiler. O, Derviş’e  devredecekti.
    Baykal oyun oynadı. Kılıçdaroğlu’nu destekedi. Böylece Derviş muradına eremedi. Baykal şimdi devredışıdır. Hasta mıdır yoksa hasta mı edildi belli değildir. Bu arada Erbakan da iktidardan uzaklaştırıldı. AK Parti ve Gülen’le  MSP devre dışı bırakıldı.  Sermaye onları çatıştırıyor. Derviş projesinden vazgeçmiş değildir.

    Erbakan’ın anlattıkları ile dünya değişti. Bu değişime MSP-CHP koalisyonu ile başladı. Bugün  Sermaye’nin desteklediği üç lider dünyayı Sermaye’nin fitnesine karşı koruyor. Trump, Putin ve Erdoğan. Erdoğan kilit yerde. Erdoğan bunlarla beraber olunca, İran’la birlikte olunca üçüncü cihan savaşını çıkarma şansı yoktur.

    Trump sürekli olarak kadrosunu değiştiriyor çünkü hiç birisi onun kadrosu değildir. Desteği olmayan biri iktidar edilmiştir. Sermaye zaten baş muhaliftir. Pentagon’un da ne tarafta olduğu belli değil. Trump bunları değiştirip önce gücünü gösteriyor, sonra da içlerinden kendisiyle uyumlu olanları seçiyor. Sonunda ne oluyor? Gittikçe yerine oturuyor ve üçlü ittifak güçleniyor.

    İnsanlık Adil Düzen’e adımlarını atmaya devam ediyor. Türkiye’de ordumuz eski gücünü korumaktadır. Siyasette de çok ileri bir durumdadır. Müdahalesiz bir Türkiye var şimdi. Şimdi dünya Adil Düzen’i bekliyor. İnsanlık anayasası kavramını bekliyor.

  9. İki sorum olacak bugünkü yazınızla ilgili. Mesut Yılmaz’ın neden iktidar ortağını değiştirmek istediği?
    İkinciysiyse Rahmetli Ecevit’in buna neden yanaşmadığıydı?
    Zira ufukta 3 kasım 2002 seçimleri belirecekti ve baraj altında kalmayı heralde hiçbiri düşünmüyordu.

  10. ABD Rahmetliler Ecevit, Erbakan,ve Yazıcıoğlu üçlüsüne söz geçiremeyeceğini bildiği için, onların muhalefette olmalarını dahi istemedi, çünkü Ecevit her zaman sol seçmenlerin yanısıra sağdan da oy alabilen ve sevilen bir siyasetçi idi.
    Erbakan hoca dindar kesimden. Yazıcıoğlu Milliyetçi geçmişi olup, ırkçılığı reddeden ve 12 Eylülün gerçeklerini de bilhassa yaşayarak gören biri’idi. Bu nedenlerden dolayı.
    ABD bunları kullanması mümkün olmadığını bildiği için onların seçilmese dahi halkın gözünde güvenilir liderler olduklarından dolayı her zaman onlara engel olacaklarına emindiler.
    Onun için ilk darbeyi kendi yol arkadaşları vasıtası ile Erbakan hocaya indirdiler, zaten Ecevitin başına gelenleri de Sayın Koru yazıyor, Yazıcıoğlu da ortadan kaldırıldı.
    ABD 1999 dan sonra değişik bir taktik uyguladı.Siyasi yasağı olan RT Erdoğani Beyaz Sarayda devlet başkanı gibi ağırladı. Yazıcıoğlu “Filleri” örnek vererek Bu günleri o zamandan onlara söylemişti
    2010 dan itibaren ekipteki ABD yi rahatsız edecek politikacılar yavaş yavaş devre dışı edilmeye başlandı, aslında iyi de oldu çünkü halk Türkiye’nin gelişme dönemini kimlerin sayesinde olduğunu öğrenmiş ve görmüş oldu.
    Aslında Yazarımız her yazısında yapılan hataların ileride Türkiye’ye büyük zararlar vereceğini haber veriyor ama işlerine gelmediği için kabulenemiyorlar.
    Hatta yazı yazmasını engellemek için çeşitli taktikler uyguluyorlar fakat bir türlü başaramiyorlar.
    Gerçekler er geç ortaya çıkmasına çıkıyor da İnşAllah 15 Temmuz erken ortaya çıkar.
    Suçsuzlar AHİM’e gitmeden hürryetlerine kavuşurlar da Türkiye tazminat ödemekten kurtulur.

  11. fehmi beyin bu günkü yazısı hürriyet konulu yazılarının devamı niteliğinde diye düşünüyorum. hatta benim de iki günkü yorumlarımı toplama imkanı verdi. ilk gün hürriyetin Fransız militer tarzı laiklik kisvesi altında toplumu – siyaseti- siyasetçileri nasıl şekillendirmeye çalıştığını, ertesi gün de bunun görünen patronlardan çok görünmeyen patronların yani patronların patronlarının işi olduğunu anlatmaya çalışmıştım. elbette ben ana prensiplerden bahsediyorum. yoksa bir alt düzeyde kalem oynatanların kendi çaplarındaki serbestliklerinden, çabalarından, onurlarından söz etmek pekala mümkündür. fehmi beyin bugünkü yazısında gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır ilkesinin yanında hakkıyla gazetecilik yapmak, halkı doğru bilgilendirmek için vakit bulamayan hürriyetin de siyaseti şekillendirmeye dair her taşın altın altından çıkmak gibi bir huyu var ilkesini buluyoruz. ecevitin amerikanın isteklerine ”’hayır”’ demesinin akislerini binlerce verilebilecek örnek gibi yine hürriyetin sayfalarında buluyoruz. amerikaya hayır diyorsan hastasın ve zelil haldesin karısının bakımını yapamıyor olmasının yani hijyen sorununu olmasının şerhi böyle değil mi??? tam da anlatmaya çalıştığım patronların patronlarının ilkası işte… tam da hürriyete yakışır yaklaşım işte……. daha yukarılarda şekillenen politikaların alınan kararların sonucu bu işte…. bir dönem de benzer şekilde erdoğanın akıl sağlığına takmışlardı hatırlarsanız… akp hükümetinin muktedir olmaya başladığı zamana kadar yani 3-5 yıl öncesine kadar bu sömürü sonuna kadar kullanıldı. satılmasının bence ana sebeblerini dün de yazdığım üzere artık gündeme şekil veremiyor, manşetlerle kitleleri harekete geçiremiyor, iktidara ayar çekemiyor, hükümetleri yıkıp kuramıyor olmasında aramak gerekir diye düşünüyorum. halk artık ya da halkın çoğunluğu diyelim iki manşetle gerçekleri anlamadığını farketti, oyunu anladı bu da hürriyeti işlevsiz ve doğal olarak satılabilir kılmış oldu…patronların patronlarının işine yaramayınca büyük olasılıkla para muslukları da kesilmiş olmalı. bu para muslukları alman tendaslı gibi görünebilir, Amerikalı ya da Yahudi olduğu düşünülebilir ancak bir irtifadan sonra pek çok şey silikleşir daha büyük aidiyetler şekillenir…şu an ki kavganın da toprak, enerji, paranın yanısıra daha büyük meselelerin kavgası olduğunu anlamak zorlaşır…sayın korunun yazısındaki meramını göz önüne alırsak bugün üzerinde konuşup tartışabileceğimiz çözmek zorunda olduğumuz pek çok soruna rağmen düne göre daha aydınlık günlerde olduğumuzu düşünüyorum akp- mhp ittifakının uyumlu çalışacağına inanıyorum ve daha da aydınlık günlerin geleceğini umuyorum.

      • Ve Dücane cündioğlundan alıntıdan sonra alman deyişlerine geçmek te nimet sayılır. Bob eş başkanı değil miydi diye tutturmak nerde alıntılar yapmak nerde… ilerleme muazzam.
        Bu hızla yapay zekaya bile yetişilebilir. 😃

      • Mehmet bey vaktinize ve gõzlerinize yazık ediyorsunuz size tavsiyem benim yaptığım gibi yapin okumayın çünkü siz bu “saz”derken onlar “davul” anliyor.
        Ben elime telefonu aldığım da hemen telefonu icat edenleri,internete girdiğimde interneti icat edenleri, elektrik den tutunda diğer teknolojileri kimler tarafından icat edildığını hatırlar ve kendime kendime şu soruyu sorarım.
        Sen kimin icat ettiği teknoloji ile kime meydan okumaya kalkiyorsun?
        Senin yazdığı her kelime onların cebine para olarak gitmiyormu?
        Eee sen bunlara neyine güvenerek meydan okuyorsun?
        Onların ürettiği silahlarí, arabaları,uçakları,gemileri ve haberleşme araçları olmassa sen ne yaparsın?
        Bunları kendi kendime sorduğum zaman onları hangi gücümle küçük gõrüp eleştirmeyi veya meydan okumayi becereceksin derim ve kendi kendime haddini bil önce en azından bir şeyler icat et sonra bunu yap oda pek kolay değil çünkü bunlar ekip işi olduğu için bunları kimlerle yapacaksın? Aslında yapacak çok insan varda onları da “OCU,”BUCU” ve “ŞUCU” demiş ya sürgün yada hapisler tikmişsın? En iyisi 🤐 🤔.
        Sağlıcakla kalın.

        • 70 yaşında olup 30 gösterdiğini söyleyen
          Bu platformda boy kilo endeksini veren
          Türkiyede yaşamış çalışmış emekli olmuş sonra Türkçeyi unutmuş olan
          Bunu da normal bulan
          Sonra da aymazca türkçem iyi değil kusura bakmayın diyen
          300 kelime üzerinden düşünüp yazan
          Biri
          Yorumlarımı okumuyor diye üzülecek değilim
          Umursayacak değilim
          Mümkünse yorumlarımı okumayın
          Mümkünse yorumlarıma yorum yazmayın
          Mümkünse Musallat olmayın
          Mümkün değilse sorun değil
          gereken cevabı alırsınız
          Ama anlar mısınız
          Onu bilmem

        • Nurdan hanım ben didem kuz u onun gibileri gerçekten okumuyorum,çünkü ne yazacaklarını biliyorum.Geçen başka birisinin yorumunun altına bir soru yazmıştım ordan bu kişi devreye girdi, cevap veremeyince terbiyesizleşiyorlar.Ben bugünde gerçekten onun yarumunu okumadım Mmetin in yorumu dikkatimi çekti .Kişiye cevap vereceğine iftirayı basmış onun ben olduğuma karar vermiş.tabi kendileri gibi her kesi troll zannediyorlar başka isimle yazıyor zannediyorlar.Tabi onlar tahsilli biz cahiliz Dücane cündioğlunu da bilmeyiz.Alman atasözü de bilmeyiz.Onlar tahsilli her şeyi bilir ama basit bir soruya cevap veremezler böyle saldırırlar.Ayrıca editöre, ben iki tane cevap yazmıştım birini yayınlamamışsınız ya insanlara hakaret ettirmeyin yada cevabımızı yayınlayın.İnşaallah bunu yayınlarsınız.

          • peki
            İP numaraları araştırılabilir.
            eğer iftira olduğunda ısrarlı iseniz kanıtlamak zor değil.
            aynı kişi çıkmazsanız ben özür dilemeye hazırım.

          • Kesinlikle sen aynı kişisin. Şimdi gene numaradan başka bir isim daha. Hiç inandırıcı değilsin. Okumadigin yoruma niye musallat oluyorsun? Haksız ithamlara dayanamıyorum. İki kelime bilgi ver de neye karşı olduğunu anlayalim bari. Mesela senin düşüncen neymiş ki başkasını düşünmemekle suçluyorsun?

          • ☺Mehmet bey teşekkürler.Aslında ben Memetin yerini sizin isminizi yazmışım.Ee insan 90 ☺yaşına gelince bazen bu gibi hatalar yapabiliyor.
            Sağlıklı ve mutlu kalın.

          • Didem kuz ben hem iddia ediyorum hem de Nurdan hanıma ve bana yazdığınız aşağılayıcı kelimelerden sonra sizde öyle özür dileyecek bir erdem göremiyorum.

        • Nurdan hanım bunlar bu gidişle Doğan MEDYA gibi bu siteye de el korlarsa şaşmam.Ama bunlaraın yazılarını okumayada cevap vermeyede değmez. Bu gidişle Fehmi beye bile analiz yaptırmayacaklar hiç muhalif kalmasın diyorlar.Editör şu analizlere beğen butonu koysada ağırlıklarını bir görsek.Saygılar.

          • Mehmet kardeş merak etme. Bunların son çırpınışları. Sayın Koruyu sustura bilmeleri için en az onun yarısı kadar bilgiye sahip olmaları lazım.
            Herkesi kendileri gibi zannediklerinden dolayı,ayrıcada
            Benim Fehmi Koru olduğumu idda edecek kadarda zeki insanlar. Onun için bunların hızına yetişemeyiz
            Bizler cahılız onlar çok bilgili benim yaşım ve Túrkçemi kırık plak gibi yazıp duruyorlar,
            Bunlarmi Koruyu Susturacak?

      • Mmetin bu trollere bulaşma bunlar hertürlü iftirayı da atar yaftayı da basar .Ellerinden gelse bunlar Femi Koru ya buradada yazdırmayacaklar görevleri o.

        • Gene başlamışsın. Bahse girerim geçen seferki kişinin aynısın. Her seferde ad degistirmek niye. Gerçek adın neyse,mertce çık ortaya.

          • Ayteacher

            Yorumlarıma musallat olan kişiler aynı kişiler. Kendileri organize olup musallat olmaları yetmiyormuş gibi bir de üstüne birbirlerini men ediyorlar.
            Birbirlerine Okuma yazma diyorlar.
            Körler sağırlar birbirini ağırlar
            Gülelim mi şaşıralım mı
            Seçemedim doğrusu

          • Ayteacher nasıl hitap edeceğimi bilemiyorum baymısın bayanmısın yoksa robotmusun, merdi kıpti hikayesi kendi hallerinizi başkallarına yakıştırıyorsunuz benim ismim yazıyor ya senin ismin cismin nedir ?Geçen seferde aynı iftirayı yaptınız başka bir yorumcu dakikasıyla ispat etti aynı kişiler olmadığın ıama utanmadan hale aynı iftiraları atıyorsunuz.Editöre sorun aynı kişiyse ben özür dileyeceğim ama sizden öyle birşey beklemek boşuna çünkü fıtratınıza uygun değil.Mertliğe gelince hadi muhalif görüştekiler adını açıkça yazamıyor başıma birşey gelir diye, ya siz niye yazmıyosunuz sizde aynı kişimisiniz didem kuz la yada trollüğünüz ortaya çıkmasın diyemi yazmıyosunuz?Benim en azından adım yazıyor.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here