Basın özgürlüğünü basın mensupları savunmazsa ne olur? Bizdeki durum olur…

30
Beyaz Saray'da gazeteciler..

28 Şubat günleri… Refahyol hükümeti iş başında, ama belli başlı gazeteler ile bazı TV kanalları askerlerin istediği çizgide yayın yapıyorlar… Bizler de bulunduğumuz gazetelerde ve bize sağlanan sınırlı TV zamanı aracılığıyla dişe diş bir mücadele veriyoruz…

İşte o günlerde, başbakanlıktan gelen bir davete gitmeye hazırlanırken muhalif gazetelerden birinin Ankara temsilcisiyle karşılaştım. Konuşurken bana gelen davetin ona yapılmadığını, davete katıldığımda da muhalif söyleme sahip gazetelerin temsilcilerinin bütünüyle toplantıdan dışlandığını fark ettim.

“Ne güzel” demeyip, bana söz verildiğinde, davet sahibine, ‘yayın organları arasında ayrımcılığın doğru olmadığını’ münasip bir dille ifade ettim.

Kalabalık bir grup halindeydik o akşam, çıkışımın çok sayıda tanığı vardır. Bazıları “Ama askerler de öyle yapıyor” diye bana itiraz etmişlerdi o akşamki toplantının ardından…

O gün de bugün de aynı görüşteyim ben. Yanlış da yapsalar medyanın yanlışını düzeltmek için başka medya organları var. Siyasiler kavgalarını en şiddetli biçimde siyaset alanında yürütürken görevi halkı bilgilendirmek olan gazetecileri de ‘düşman’ olarak görmemelidirler.

Yolu askerler açtı

Elbette bu tavrı hak etmeyen medya kurumları ve gazeteciler olduğunu ben de biliyorum. Bilmemem mümkün mü? Benim “Ayrımcılık yapılmasın” mücadelesi verdiğim o günlerde, askerler, ‘akreditasyon’ uygulaması başlatıp ‘uyumsuz’ gördükleri meslek insanlarını kendi etkinliklerinden uzak tuttukları gibi, düzenledikleri brifinglerde medyanın önde gelenlerini ‘konu mankeni’ gibi kullanıyorlardı da.

Onlara rağmen medyanın hakkını o akşam ve ardından yazılarımla savundum. Bugün de aynı çizgimdeyim.

Gazeteler ve TV kanallarının zorlandığı, basın özgürlüğünün kısıtlı uygulandığı, medya mensuplarının kendilerini rahat hissetmediği ülkelerde, sorun, meslek insanlarındadır. Bu durumdan rahatsızlık duymayan, tersine mevcut durumu çıkarlarına uygun gören meslek mensuplarında…

Askerler 28 Şubat döneminde ‘uyumsuz’ gördükleri gazetecilere -yani bizlere- ‘akreditasyon’ uygulaması başlattığında, ülkenin önde gelen gazetecileri ve onların patronları topluca “Bu yaptığınız yanlıştır” diyebilselerdi, sonradan şikayet konusu yapılan uygulamaların temel taşlarının atılmasını baştan engellemiş olurlardı.

Bunu yapmak yerine, Nazlı Ilıcak‘ın afişe ettiği ‘andıçlar’ sayesinde sonradan öğrendiğimize göre, Genelkurmay’dan gönderilen emir ve talimatlara uyan gazete yöneticileri, bazısı yakın arkadaşları da olan meslek adamlarını, manşetlerinden hedef haline bile getirebildiler.

Göre göre, bile bile.

Onların hedef gösteren manşetleri yüzünden bir sivil toplum örgütü liderine suikast girişimi oldu. Yazarlar gazetelerden kovuldu.

Kovulanlara bizler arka çıktık, Yeni Şafak çoğunu saflarına kattı.

[O günlerde Yeni Şafak’ta buluştuğumuz meslek adamlarından biri de Kürşat Bumin’di. Gazetelerin yalan-yanlış işlerini ‘MedyaKronik’ köşesinde sergilemekteydi, Alper Görmüş ile birlikte. Kürşat Bumin’i önceki gün kaybettik; cenazesi bugün Bebek Camii’nden kalkacak. Allah rahmet eylesin.]

İlk günden tavır belirlemeyen ya da yanlış tavır belirleyen medya patronlarının neredeyse hepsi sonradan ortalıktan çekilmek zorunda kaldılar.

Dışarıdan bakanlar “Türkiye’de basın özgürlüğü yok” diyorlarsa aslında sadece bugünü kast etmiyorlar; 28 Şubat’ta yolu açılan süreci dillerine doluyorlar.

Hiç değilse ben durumu böyle görüyorum.

Trump 28 Şubat uygulamasını ABD’ye taşımak istedi

“Ne yapılması gerekirdi?” sorusunun cevabını şimdilerde ABD’de meslektaşlar veriyor.

Donald Trump bizde askerlerin başlattığı ‘kısıtlı akreditasyon’ uygulamasını ABD’ye taşıdı. Düzenlediği basın toplantısında hoşuna gitmeyen sorular yönelten CNN‘nin Beyaz Saray muhabiri Jim Acosta‘nın akreditasyonunu iptal ettirdi.

Gizli Servis ertesi gün Beyaz Saray’a girmesini engelledi Acosta‘nın, kendisine verilmiş kartı da zorla elinden aldı.

CNN, “Beyaz Saray’dır, başkanla ters düşmemek gerekir” ya da “Bizim muhabir de ileri gitti canım, başkanla takışılır mı?” gibi yan yollara sapmak yerine, uygulamaya sert tepki verdi. Yapılan işlemi iptal ettirmek için mahkemeye de başvurdu CNN

Diğer medya organları ve genel olarak gazeteciler “Aman ne güzel, bize gün doğdu” demek yerine, içlerinden birine yönelik yanlış tavra ortak mukabelede bulundular. Associated Press ajansı, Bloomberg ve NBC kanalları, New York Times, Washington Post gazeteleri, Politico haber sitesi “Başkanın ve katıldığı etkinliklerin bağımsız gazetecilerin katılımına açık olması ve gazetecilerin oralardan keyfi bir biçimde uzak tutulmamaları zorunludur” diyen bir ortak basın açıklaması yaptılar. ABC ve CBS kanalları ile Wall Street Journal gazetesi de CNN‘e destek mesajları yayınladılar.

Daha da önemlisi şu: Trump‘ın gözde kanalı Fox-Tv de CNN‘nin dava dilekçesi lehinde tavır aldı ve mahkemeye dostane görüş sunacağını duyurdu. Fox‘un başkanı Jay Wallace, “Biz de özgür basından ve Amerikan halkına açıklıktan yanayız” diye açıklama yaptı.

ABD’de Beyaz Saray ile medya arasındaki kavga bir ilke üzerinden yürüyor. Medya Beyaz Saray’da kendisini hangi gazetecinin temsil edeceğine başkanın karar veremeyeceği görüşünde ve Trump‘ın işte tam da bunu değiştirme çabasında olduğunu fark etmiş durumda.

28 Şubat’ta Genelkurmay’ın bizde yaptığı ve medyanın önde gelenlerinin itiraz etmediği işte o temel ilkenin yerle bir edilmesiydi.

Her şey o günlerde başladı.

ΩΩΩΩ

30 YORUMLAR

  1. Gözlemlerim ve deneyimlerim sonucunda ulaştığım bir çıkarım;
    [Bir meslek grubuna kendi mensuplarının kazandırdığı saygınlığı başka hiç kimse kazandıramaz veya verdiği zararı başka hiç kimse veremez].

  2. Sizin yazınızda ve Avam kullanıcı adıyla yazınıza yapılan yorumlardaki tespitlere katılmamak mümkün değil. Tespitlerinizin sadece basınla ilgili olmadığı ve diğer meslek gruplarına genellenebilirliği için yazınızdan bir kesiti aldım ve birkaç kelimeyi kendi meslek grubumdakilerle değiştirdim aşağıdaki metin oluştu.

    [Üniversitelerin ve akademisyenlerin zorlandığı, bilimsel özgürlüğünün kısıtlı uygulandığı, bilim insanlarının kendilerini rahat hissetmediği ülkelerde, sorun, meslek insanlarındadır. Bu durumdan rahatsızlık duymayan, tersine mevcut durumu çıkarlarına uygun gören meslek mensuplarında…]

    Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

  3. Evet sayin koru COK guzel anlatmissiniz Allah uzun ømur versin biz de hergun fikirlerinizden nasiplenelim bir ulkede elbetki basin ønemli hele isini yapan gazeteci daha ønemli her iktidar icin bir velinimet gazeteci ama bunun kiymetini bilenler icin
    Eger bir basin mensubu yaptiginiz is yanlis gittiginiz yol dogru degil diye yazmissa onu hain ilan etmeden bir arastir belkide bir
    Gerceklik payi vardir avrupada almanyayi italya isbanya danimarka isveci dolandiran ingiliz vatandasi hintli ceteyi ortaya gazeteciler cikardi siyasilerin bir yigin yolsuzluklarini onlar irdeleyip millete servis yapiyor Ama isin puf noktasi 80milyon insana
    Karsi yazili basinin satis rakami 3milyon bu yillardir bøyle geride kalan 77milyona hangi basin øzgurlugu neden bahsediyorsun
    Anlamaz istersen køkunu kazisinlar onlar maaslara zam varsa tamam

  4. Sayın Koru, epey zamandır ülkemizin sorunlarını yazıyorsunuz. Yazarken çok dikkatli davranıyorsunuz. Türkiye bu sorunları aşabilir mi? Otoriterlik sarmalından çıkabilir mi yoksa dönülmez bir yola mı girdik…

  5. Fehmi Bey gene can alıcı bir konuyu işlemiş ve yandaşları hop oturtup kaldıran bir handikaplarını ustaca gündeme taşımış. Burada 28 Şubat sürecindeki medyaya yapılan baskılar ile bu günkü arasındaki büyük farklılıkları hatırlamak istiyorum. Evet 28 Şubat sürecinde askerler medyaya akreditasyon uyguladılar ve başka baskılar da yaptılar/yapmaya çalıştılar ama bugün oralarda değiliz. O zaman askerler kanunları sündürerek bir kısım akreditasyonlarla kendilerine muhalif olanları sindirmeye çalıştılar ama şimdi devlet eliyle herşeye hükmeden bir mekanizma basını kontrol ediyor. Kimse yanlış anlamasın bugün muhalif diye sayılan gazeteler vs. eski tabirle sarı sendika durumunda. Hükümetin izin verdiği alanda top çeviriyorlar. Daha önce de yazdım, bunun dışında kalanlar anında ya kodese gidiyor ya ülke dışına.
    Burada eski laikçi medyayı boşverip hakikaten demokrasi iddiasında olanlar kendilerine şu soruyu sormalılar: “Biz sarı öküzü ne zaman kaptırdık?”. Sanırım bugünkü iktidarın hedef aldığı medyaya bodoslama saldırdığı 2013 sonundan başlayarak zihin konforunu bozmayanlar şimdi kendilerini “medeni ölü” durumunda buldular. Bir de her gazete de yazan gerçek yazar değil, televiyona çıkan da televizyoncu değil, çok sayıda devlet görevlisi arkadaşımız var. 28 Şubatta tetikçilik yapanların epeycesi de hala aynı işi bu hükümet için yapıyor. Üstelik ortada yargı da hukuk da yok. İtiraz edenin gazetesi, televizyonu elinden alındı ve alınmaya devam ediyor. Bir kısım çok bilmişler de kalkmış güya muhalif medya organlarını sayarak Türkiye’nin ne kadar da özgür bir ülke olduğunu ispat ediyorlar. Tabii ki yerseniz.

  6. Türkiyede basın özgürlüğü yokmuş .buu ülkede sözcü gazetesi ,cumhuriyet .oda tv milli gazete aydınlık milli gazete yeni çağ fox tv halk tv vs gibi basın yayın organları hergün AK PARTİ VE SAYIN BAŞKANA GİYDİRDİKÇE GİYDİRECEKLER.

  7. Çifte standardı nerde görsem tanırım:) Sayın koru mesleki dayanışmanın erdeminden söz ediyor ama kendisi gibi erdemli meslektaşları ara ki bulasın! Basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamlara karşı ayrım gözetmeksizin tepki gösterelim, doğru. Basın dünyasının doğasında bulununan her türlü çirkef gözlerimizin önünden akıp dururken; tek bildiği sürekli kendi halkına saldırmak olan medya mensuplarının derdine yanmak bize düşmez heralde:) sabahta barlas iki yazısından birinde iktidarı suriyede teröre destek vermekle suçluyor, trt yayınında devlet başkanımızın miting konuşması verilirken dakikalarca alt yazıda “bu adam yalan söylüyor!” diye yazılabiliyor. En küçük bir tepkiyle de karşılaşmadan maaşlarını almaya devam ediyorlar. Sövmek hakaret etmek serbest, maaşlar eksiksiz ödeniyor! Muhalefet partileri ve medya o kadar pısırık ki muhalefeti de besleme basın yapıyor diyebiliriz…

    • Yapma Haydar abi. Havuzda yüzen amiral gemisinin amiral kaptanına” Hakkari’de patlayan cephaneliğin Afyon daki faciayı hatirlat”masi onu hain yapmaz.( Barlasi sana karşı savunacagimi rüyamda görsem inanmazdim, hayat işte….)
      Fakat bu günkü yazısını anlayamadım sanki bir mesaj veriyor gibi. Bu yazısını gene en iyi sen anlarsın, bana tefsir edermisin lütfen malum ben ortaokul diplomalı bir cahilim. Pek anlayamadım da acaba sen yardımcı olur musun?

  8. Benim anlamakta zorlandığım husus şu:
    İktidara en sert muhalefeti yapan medya organları hangileri?Herhalde şunlar:Sözcü,
    Cunhuriyet,Aydınlık,Yeniçağ,Milli Gazete…
    Fox-Tv,Halk-Tv,Ulusal Kanal.. ve bir kısım internet siteleri.Tabii sadece bunlardan ibaret de değil muhalif basın organları.
    Pekiyi bunlara bir şey oluyor mu?Olmuyor.
    Öyleyse bir kısım basın mensuplarının
    ağlaşıp durmaları anlamsız.

    Bir de şu husus var:Gazeteler aynı zamanda ticari müesseseler,başlarında
    bir patronları var,ticari şekilde hareket ederler.İstedikleri gazeteciyi,toplumda karşılığı olan gazetecileri,yazarları istihdam ederler.Bir yazarın bir gazetede
    devlet memuru gibi yaş haddinden emekli oluncaya kadar çalıştırılması zorunluluğu
    yok.

    Eğer gazeteciler,köşe yazarları tamamen
    bağımsız,tamamen başlarına buyruk çalışmak istiyorlarsa ne yapmaları gerektiğini Karagülle hoca izah etmiş,
    O’nun tavsiyesine uysunlar.

    İşin bir de halkın haber alma hakkıyla ilgili
    yönü var.Bugün haber alamadığımız, topluma gizli kalan bir konu var mı?Yok.
    Hatta gizli kalması gerekenlerden bile haberdar olduğumuz durumlar sözkonusu
    oluyor

    Durum böyle olunca ağlaşmanın gereği
    yok vesselam.

    • Mesele basın özgürlüğü değil, maksat kendi ülkene çamur atmış olmak! Zerre kadar samimiyetleri olsa burdaki müzmin muhalif mutemetler iki kelime de m.inceye ederlerdi! Alkollüydü falan anlamam, başkanlık seçiminden sonra basın açıklaması yaparken anadolu ajansı muhabirlerini tekme tokat salondan attırmıştı… Haksız mıyım hamza?

    • Bekir bey! Benzer düşünceler benimde aklımdan geçti. Önceki gün entelektüelliğin genetik taşıyıcısı olan meşhur ailenin en kıdemli entelektüelinin yazısına göz atarken bir parağrafa “Türkiye’de basın özgürlüğü olmadığını iddia eden kesimden…….” Cümlesiyle başladığını görünce oturup senin gibi düşündüm. Dedim hiç basın özgürlüğü olmasa bu aile çoluk çocuk hep beraber basın yayın işleri yapabilirler mi?( Cevap gene kendi yazılarında bol miktarda bulunsa da sorularim devam etti)
      E ozaman Türkiye’de basın özgürlüğü olmadığını iddia edenler neden ısrarla iddialarını sürdürüyorlar diyerek dürbünümü iddia sahipleri olan muhalif başına doğrulttum. Gördüm ki onlarda durum çok karışık. Bir defa neye muhalefet ettikleri konusunda bir uyuşmazlık var daha derin baktığın zaman birbirlerine muhalefet ettiklerini de görürsün. Daha derinlere bakinca işler iyice karışıyor senin durumuna düşüyordum az kalsın. Sonra Fehmi Bey’in yazıları ve başka akıl sahipleri beni o kargaşadan tuttu çıkardı sagolsunlar.

    • Bir soruma cevap olarak, sayın Fehmi Koru’nun gazetede yazılarına son verildiğini bilmediğinizi yazdığınızı hatırlıyorum. Karar Gazetesinin 4 gün önceki kamuoyuna yaptığı açıklama da herhalde gözünüzden kaçtı.

  9. Eski hatalara değindiğiniz iyi oldu. Bugün içine düştüğümüz durumun tohumları o zamanlar ekildi.

    Eskiden gelme bir yanlışlık yerel seçimlerde gerçek çoğunluğun iradesine ne kadar az değer verdiğimizi gösterir. Seçimi, adaylar arasında en çok oy alan değil, verilen oyların yarısından fazlasını alan kazanır. Bu nedenle yerel seçimlerin de iki kademede yapılması gerekir. Aynı başkanlık seçiminde olduğu gibi. Demokratik ülkelerde köylerde bile uygulanan bu sistem, biz de 15 milyonu geçen Istanbul’da bile uygulanmıyor.
    Ikinci oylamada ittifaklar seçmenler arasında oluşacağı için, seçim öncesi ittifaklar konuşulmaz. Sanıyorum en doğrusu da budur.

    • Hüseyin beye katılıyorum, ideal olan 2turlu seçim sistemidir, yerel ve genel veya başkanlık hangisi olursa… Kullanılmış geçerli oyun %51ini ilk turda alan zaten kazanır! İstikrar da böyle sağlanır ama türkiyedeki siyasi kültür bu sistemden özellikle kaçınmaktadır! Halk olarak bir tek başkanlık için 2turlu seçimi elde edebilmiş olduk ama kimlere ve nelere rağmen? Onu bile millete çok gören muhalefeti, seçimlere eşit şartlarda giremiyorlar diyerek savunmak nasıl garabettir arkadaş?

  10. Basın belası
    Dünyanın büyük sorunları vardır. Karşılıksız Dolar ve bu Dolar’ın kıskıvrak bağladığı basın. Dolar’ın gücü ABD silahı ile sağlanmıyor. Dolar’ın gücü basınla sağlanıyor. 1960’ta müdahale yapanlardan biri yakın bir arkadaşıma demiş ki “Basını ne yapalım? Amasra’ya gidiyoruz diye gemiye dolduralım sonra batıralım.” İktidarlar basın yüzünden iktidar olamıyorlar. Trump’un yaptıkları da Erdoğan’ın yaptığı da yerdedir. Fehmi Koru bir zamanlar meşhurdu. Devlet erkanı nereye giderse o da vardı. Gazetede çift makaleleri çıkardı. Haftanın en az iki gününde televizyonda görünürdü. Akil adamlar listesinde yer aldı. Şimdi nerededir? Benim de yazdığım Ocak Medya’da. Geliri değil gideri var. Babasından kalan ve kendi biriktirdiği imkânları olmasa yaşayamaz bile.
    Kıymetli yazarlar dediğinizde Sermaye ile beraber olan yazarlar düşünülüyor. Trump’a kafa tutan yazarlar değil, Sermaye’dir. Önce yazarları Sermaye’nin esaretinden kurtarmalıyız. Ocak Medya gibilerini güçlendirmeliyiz. Mağdur olan yazarlar, kooperatif kurmalılar. Bunların gazetesi, dergisi ve televizyonu olmalıdır. Bunlara gelir sağlamalıyız.
    Bunun çözümü semt kooperatifleridir. Sermaye’nin Dolarından kurtulmuş küçük küçük kooperatifler olmalıdır. Bu kooperatifler yazarların kurduğu medya kooperatifini desteklemelidir. Medya kooperatifleri semt kooperatiflerini desteklemelidir. Yani halk direnişe geçmeli, Sermaye’nin maddi imkânları ile, iktidarın tutuklamaları ile esir aldığı yazarları özgürlüğe kavuşturmalıyız.
    Şimdi Sermaye ile iktidar bir olmuş, vur abalıya kabilinden yazarlara vurmaktadırlar. Nerede? Türkiye’de ve ABD’de.

    • Ve bütün bunları da halkın iktidarına karşı yapmalız, öyle mi hocam? Böyle bir sivil direnişin vaktiyle başbakanlıkta şeyh ve dervişleri ağırlayan dalkavuklar hükümetine karşı yapılması daha doğru olurdu!

    • Hocam fikirleriniz ve önerileriniz iyi güzel de,O koparatiflerin mal varliğina aninda çullanilmiyacağına garantı veribiliyor musunuz? Malum AKP nin ilk icraatlarindan biri bir medya grubunun mallarina, televizyon kanalarına, ve gazetelerine el koyup Havuz medyasıni kurmadi mi.
      Tabi o zaman, AKP yi desdekliyenler şu an isimleri dahi kalmadı.
      Bu kadar cahaletin hüküm sürdüğü bir ülkede insanların mallari canlari ne kadar güvende olduğunu MÜSLÜMANIM diyenlerden öğrendik.
      Zaten siz de son seçimlerde oyunuz ile bu iktidari onayladiniz!

  11. Sayın Koru

    Allah Rahmet eylesin merhum Kürşat Bumin e. Resullulah (S.A.V.) buyuruyor ki her kim ölürde arkasından ne iyi insandı denilirse cennet ona vacip olur ve her kim de ölür arkasından ne kötü insandı öldü de kurtulduk denilirse cehennem ona vacip olur.

    Maalesef bir kısım insanlar gazeteciliği halkı bilgilendirme adına edindikleri bilgileri insanlar aleyhine kullanarak dünyalık edinme peşinde mesleklerini icra ediyorlar. Bunların olması da kaçınılmaz olduğuna göre en iyi yöntem işaret ettiğiniz gibi akl-ı selim sahibi meslektaşlarının sektörden uzaklaştırılmadan bunların ipliğini pazara çıkarmasıdır. Bu konuda sizinle hem fikirim.

    • Sizin aradiğiniz veya arzu ettiğiniz yaziyi sn Koru zaten yazmıştı.
      O yazi Dünkü yazisi.
      Ikuya bilirsiniz.

      14 Kasım 2018 tarihli yazisi.
      Medyamız ‘medeni ölüler’ ile dolu.. ABD medyası ise ‘medeni ölü’ girişimini püskürtme çabasında…

      • Evet o yazısında Trump ile Amerikan basını arasındaki olayları/çekişmeleri anbean yazmış, sağ olsun. Madem “sizin istediğiniz yazı” dediniz, ama değil.

  12. Medya ve basında ne yazık ki Allah korkusundan çok, İktidar korkusu sarmış. İşsiz kalırım, ekmeğimden olurum korkusuyla neredeyse iktidarın bütün günahlarına ortak olmuşlardır.
    Bizim medyanın durumu da tam da budur. Allah korkusu yok, Kul korkusu, işsizlik korkusu ve hapis korkusu var….
    ALLAH TÜM MEDYA MENSUPLARINI ISLAH ETSİN…. AMİN.
    SAYGILAR SEVGİLER

  13. Bizim köyümüz 60 haneli bir köydü.(şu an 2 aile oturuyor)
    Türk, Kürt,Laz, Avar, ve Malakan (Malakan! Ruslarin çekilirken geride biraktiklari Ruslara verilen ad)
    Kürtler ve Türkler çoğunlukda idiler.Babam ve Amcam hariç, Köy halkının hepsi CHP ye oy verirdiler.
    Fakat Köyümüzde ne irk ne din ayrımi vardi nede particilik. Köy çocuklari bizler hepimiz Turkçe konuşurduk hiç birimiz kendi ırkımızı dilini bilmiyorduk.
    Öğle Jandarma Asker, veya devlet yetkilileri bizim köylülere en ufak bir haksizlik yapamazdilar.
    Bizler dünyaya gelmeden geldikten sonrada pek hatirlamiyoruz fakat, büyükler hep konuşurlardilar.
    Ne inönü nede Mederes Zamaninda hiç kimse köylüleri ezememiş, ezemediklerinin sebebi insanlarin kültür seviyesini yüksek olmasindan kaynaklaniyor.
    F Korunun günluğundeki AKPli yorumculari okuyunca, Allahi Peyganberi anarak iftira küfurler eşliğinde anmalari bana bizim köy okulundakı bir musamereyi hatirlatiyor, gerçek hayatta yaşanmiş bir olayi canlandira çocuklarin halleri ve o olayin kahramanini durumunu.
    Olay şöyle
    1963 yilinin son baharinda K dedenin harmanina komşusunun öküzleri girmiş biraz saplarindan yemişler K dede öküzleri harmanda çıkardiktan sonra, çok kizmiş ve akşam namazi için Abdest almaya başlamiş, oğluda ibrikla abdest almasi için su döküyormuş. K dede Kürtidi.
    Yukardada belirittiğim gibi kimse kendi dilini konuşmiyordu.
    Abdest alamaya Allahin adini anarak niyet ediyor o niyeti edinceye kadar 3 kez komşulara küfür ediyor,ametuyu okurken gene ayni bir kelim dua 4 kelime küfür.
    Babamda ordan geçiyormuş küfür ettiğini duyunca oğlunu elinden ıbriği alip eve getiriyor, K dede ayaklarini souk su ile yikamak zorunda kalinca bu sefer küfurerini babama göndermeye başliyor ne ağiz birakiyor ne göz.
    Dede namaza durunca oğlu hemen öğretmen in evine gidiyor ve bu olayi piyes yapmalarini istiyor,3 gün içinde hazirlik yapiyorlar, köyün bekcisi duyuru yapiyor bu gün akşam namazdan sonra okulumuzda sadece erkeklerın katilacağı musamare var diye.
    Babam ve K dedenin harmanina giren ökuzlerin sahibi hepsi mevcüt. Tabi biz kiz cocuklaride dahil kadinlar çok kiziyorlar bizi niye ayirdilar diye.
    Piyes başliyor K dede ola bu benim ağzina ne yaptiğim oğlumun bana kurduğu tilki tuzaği diye bağiriyor.
    Piyesden sonra oğlu sahneye çikiyor babasina, şunu soylüyor ” ağa sen abdest alirke günah diye ayaklarina su dökturimyorsun,diyer taraftan bir avuç buğda için imanini yok ediyorsun”
    Daha sonra köyün hocasi küfürün zararlarini anlatiyor.
    Fakat hic kimse K dedeye kızmiyor.
    Ama köydeki gençler olsun yaşlilar olsun yillarca o olaya gülduler. Okulda oğlunu bastonu ile kovaladağıni ” gandin Müslüman beni oğlüm komşulara rezil etti” diye dert yandiğini falan anlatir gulerdiler.
    K dede ertesi ğün bize ibriğini almaya geldiğinde baba ona”yaho K ağa küfürü edecekse Kürtçe etde hiç değilse gençler anlamasın” deyince ” Yoo M efendi ben Kürtçe küfür edipde dindenmi çikim”

    Aslinda K dede çok saf birisi idi kimselere zarari olmayan, zavallı hayatinda bir sefer kizmiş ondada oğlunun hişmina uğramiş.

    Bu siteyı Küfurlerine, iftiralarina, ve hakaretlerine alet edenler acaba O saf K dede gibi bir evlet yetiştirmiş olsaidiler her gün AKP yi savunmak için Allahdan Kurandan bahs edereken Kufur,Iftira ve hakaretlerine belki çocuklari mani olurdu.
    Evet bizde her zaman satlık medy patronlari ve gazeteciler olmustur, fakat hiç bir dönemde bu kadar CAHIL gazetecilik oynayanlar kadar medyayi rezil etmemişler.
    AKP nasil bir cahalet ordusu yetistirmişse Yonca gibi her yere yayilmişlar ve toprağin nefesini kesip çiceklerinde,çimenlerinde adate ķökünü kurutmuşlar. O da yetmezmis gibi birde Bariş dininide kandilerine alat etmişler.
    Dirileri hallettiler kavga edecek birileri kalmadi ahirete göç etmiş Türkiyenin kahramanlarina saldiriyorlar.
    Efendim doğuda kuranlari saklamişlar,sunu yapmislar, gecmişle kavga ediyorlar.

  14. EVET MUHTEŞEM BİR TESPİT.
    ‘Fikirlerinize katılmıyorum ancak fikir özgürlüğünüzü sonuna kadar savunacağım’demiş bir düşünür.
    İşte olay budur.
    Bazı milletler bazı şeyleri henüz hak etmezler.
    Bu bir süreçtir.
    Ormana gelen baltalı ağaç kesicilerını, gören ağaçlar ağlamaya başlamış,içlerinden yaşlı bir ağaç şöyle demiş içlenerek;Ne yazık ki baltalarının sapları bizdendir.
    Başta basın hürriyetinin en büyük düşmanı basın mensupları olursa söyleyecek söz kalmaz.
    Gazetecilik çok zor yapılan bir iştir.
    Gazetecilik büyük fedakarlıklar ister.
    Dünyada en çok tehdıte ,rüşvete ve hayal edemeyeceğimiz baskılara maruz kalan mesleklerin başında gelir.
    Bir ülke ne kadar yaşanmaya uygun değilse tehdit ve baskılar o kadar fazladır.
    Yandaşlara da o kadar çok imkan sağlar.
    Bu meslek sahipleri önce rüşvetle yola getirilmek istenir.
    Bakıldı olmuyor tehdit ve santajlar başlar.
    Sonunda bazıları mükafatlandırılır bazıları cezalandırılır.
    Otoriter ülkeler demokrasiden uzak olduğu ölçüde egemenler in çarkı hep böyle işler.
    Bir ülkede her şey hep aynı ölçüde ilerde veya geridedir.
    Bu sadece basında değil,sporda,müzikte,eğitimde,basında,ekonomide (bazıları Çin ne oluyor diyecek; kişi başı gelir ve refah düzeyi halkı ne durumda ona bakmak lazım)sağlıkta (yakında KHK la mahkeme kararı olmadan atılan doktorlar için mecliste ne görüşüldü)
    Doktorlar,bütün akademisyenler ve sağlık çalışanları yeri göğü inletmesi gerekmez mıydı?
    Demek ne sağlık çalışanları; çağdışı kanunları çıkarmaya yeltenenlerin HİPOKRAT YEMİNİNİN ne olduğunu anlamamışlar.
    Binlerce yıl önce kabul görmüş bu yeminin anlamını bugün dahı anlamak istemeyen çok insan var.
    Bu hastalıklı durum dan kurtulamadığımız için hala başta basın özgürlüğü tartışılıyor.
    Bizde herkes kendisi için özgürlük istediğinden asla özgür olamazlar.
    Yarım ağız başkasının hürriyetini savunmak ,hanı ilerde çorbada tuzumuz olsun,bak bende sizi savunmuştum demek için yapanlar çok iğreti duruyor.
    Bizde her alan kolayca eğilip bükülebiliyor.
    Devleti kutsallaştırma egemenlerin işini çok kolaylaştırıyor.
    Halk güvenlik tehditi ile bir şekilde kaşı karşıya bırakıldığında bütün her şeyınden vazgeçirmek çok kolaylaşıyor.
    Devlet bu işi çok iyi yapıyor.
    Güvenlik problemi doğduğu an halka her şeyi kabullendirmek artık çocuk oyuncağı.
    AKREDİTASYON askerlerce uygulandığında basın o an imtihani kaybetmişti.
    Gazeteler kapatılırken meydan bize kalacak diye sevinenler hep olmuştur.
    Sonunda meydanda gazetecide basında kalmaz.
    Piyasa bana kalacak diye sevinenler piyasasız kalır.
    Bir büyük spor külüp başkanı gazeticilerden birini tokatlarken diğer meslektaşları görevine devam ederse ;
    Böyle başa böyle tarak denir.
    Böyle olduğu için kimi ülke AMERİKA olur ,kimi ülkede bilmem ne ülkesi olur.BİLMEM NE ÜLKELERİ GÖÇ VERİRKEN A.B.D. li olmak ONUR OLUR.(Buna kızabılırsınız ama kızanlara vatandaşlık teklif edilse ne düşünürler dı acaba)
    Kısaca kendin için istemediğini başkasi için isteyenlerin ülkesi ne kötü bir yerdir.
    KESDİSİ İÇİN İSTEDİĞİNİ BAŞKALARI İÇİN DE İSTEYENLERİN ÜLKESİ NE GÜZEL BİR ÜLKEDİR.
    DİYORUZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZ……

    • Hipokrat yeminini hayatında bi kere olsun okudun mu ey avam? Abuk sabuk hezeyanlarına malzeme olsun da ne olursa olsun! Gene mi şu abd ye konteynerler dolusu iyi yetişmiş beyin göçü muhabbeti:))) allah seni amerika muhibbi ve göçmeni yapsın emi!

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here