Bir çağrıyı yineliyorum…

2
New York Times'tan

 

Muammer Yaşar Bostancı bizden bir önceki nesil Ankara merkezli gazetecilerdendi. Titiz biriydi; 1980’ler sonunda ‘en çok satan gazete’ unvanına sahip hale gelen Sabah’a, aynı patrona ait İzmir yerel gazetesi Yeni Asır’dan, ilk sayfadan anons edilen yazar olarak geçince daha da titiz olmuştu.

Onu yanılttılar. ”Turgut Özal’ın partisini kurarken Amerikalılar’a yazdığı ’emrinize amadeyim’ anlamına gelen mektup” diye eline İngilizce bir metin vererek…

Her şeyiyle gerçeğe benziyordu mektup…

Büyük tantanayla manşete taşınan ‘belge’ sahte çıktı.

O dönemde Yeni Asır’a ben de ‘Faruk Yeni’ müstearıyla haftada üç gün katkıda bulunuyordum.

Sık görüştüğümüz için o günlerde yaşadığı sıkıntının yakın gözlemcisiyim.

Muammer Yaşar’ın öğüdü kulağımda

İşte o Muammer Yaşar daha önce benim bir sıkıntıyı atlatmamı kolaylaştırmıştı.

Şimdilerde varlığını günlük gazete olarak sürdüren bir ideolojik çizginin çıkardığı haftalık dergide hakkımda bir iftira yayımlanmıştı. Uluslararası bir sendikanın Amerikalı bir temsilcisi benimle sıkça görüşüyormuş…

”Görüşür, görüşür” demeyin. İddiaya göre, o Amerikalı, her ne kadar sendikacı görünmekteyse de ‘CIA ajanı’ imiş…

Belli ki, çalıştığım gazetenin patronajına, haberle, ”Ankara temsilciniz tehlikeli biri” mesajı verilmek isteniyordu…

Amerikalı’nın ismini ilk o haberde görmüştüm, tanımıyordum… Sendikanın varlığından da haberim yoktu. O aylarda herhangi bir Amerikalı ile de görüşmem olmamıştı.

Haber bütünüyle fabrikasyondu.

Muammer Yaşar, ”Üzülme müdürüm” demişti, ”Bunların işi gücü budur; eğer üzüldüğünü belli eder, hele bir de onların üslubuyla cevap vermeye kalkarsan arkası daha da can sıkıcı olarak gelir. Bu tiplere karşı en iyi mukabele, sessiz kalmak, hiçbir şekilde tartışma alanının içine girmemektir… Doğru adamlarla kalem mücadelesi yap.”

O zamanlar gençtim ve bu öğüde uymam çok zordu.

İddiayı yalanlayıcı bir yazı yazdım ve gerçekten de arkasından bir teki bile doğru olmayan bir sürü yalan-dolan üzerime bocalandı.

Bana cevap yazdıran o ilk iddianın üzerinde hiç durulmadan hem de…

”Madem buna cevap verdin, şuna da ver, buna da” diyordu o haberi kaleme alan…

Dersimi almış oldum.

Yoksa almamış mıyım?

Almamış olmalıyım ki…

Hatırlayacaksınız, dün, artık kendilerine ‘FETÖ’ sıfatı takıldığı için herbirine ‘terörist’ gözüyle bakılan Cemaat mensupları arasında -sayıları az da olsa- ‘Doğru, dürüst, gerçekten ihlâslı, fedakârlıkları zirvede, haktan ve adaletten ayrılacaklarını sanmadığım’ kişiler de bulunduğunu yazmıştım.

Bir internet sitesinde, ”Kimmiş onlar, isimlerini açıkla Fehmi Koru” denildiğini görünce, o eski saldırıyı ve rahmetli Muammer Yaşar’ın öğüdünü unutup, kitabımda da sözünü ettiğim bir örneği dünkü yazımın sonuna ek olarak kaydettim.

Öğüde uymam ve cevap vermemem gerekirdi, nedense verdim.

Demek ki, dersimi almamışım. Baktım, o internet sitesinin de sahibi olduğu bilinen kişi, bir gazetede işgal ettiği köşede, yine beni konuk etmiş… Tabii yeni iddialarla…

Kendi kendime ”Hak ettin bunu” dedim.

Yaklaşık 25 yıl önce ‘CIA ajanı sendikacı’ haberini de aynı kişinin yaptığını hatırlayarak…

Maalesef ‘kötücül’ insanlar 30 yılda iyi hale gelmiyor; -yazısının her satırından kendisinin belli ettiği üzere- bazılarının ‘kötücüllüğü’ zamanla daha da artıyor.

Bu yazıyı ona ‘cevap’ olarak anlamayın lütfen; Muammer Yaşar’ın öğüdünü aklımdan bir daha hiç çıkarmamaya kararlıyım.

Onun ‘kötücüllükte’ akrabaları hemen her kesimde var. Hem de bolca var.

Şimdi bir çağrı

Yazıyı yine de yazmamın sebebi farklı.

Dün yazımın altına eklediğim o notu okuyan bir okur, soyadını hatırlamadığım için yalnızca ‘Mehmet Bey’ diye kendisinden söz ettiğim, 1990’lar başında Arnavutluk’ta karşımıza ‘kolejin müdürü’ olarak çıkmış kişiyle ilgili tamamlayıcı bilgi gönderdi.

Mehmet Arslan Arnavutluk’tan sonra Orta Asya’daki okullarda görevlendirilmiş ve bir süre sonra da Cemaat’te gözlemlediği yanlışları dillendirdiği ve uygulamaları eleştirdiği için dışlanmış. O yüzden de başına dertler açılmış; o sırada yaşadığı ülkede cezaevine düşecek kadar… Eşi de cezaevi kapılarında harap oluyormuş…

Okurun verdiği bu bilgiyi doğrulabilecek durumda değilim; ama yanlış olmama ihtimalini de göz ardı edemem.

Hepimizin gözü önünde yaşanmış fedakârlığın sahibi o karı-koca hak etmedikleri bir yanlışlığa muhatap edilmişlerse daha fazla bilgi sahibi olmak isterim.

Bunu, o çevreyle irtibatlı, ama yanlışlıklara karşı çıkmaktan da çekinmeyecek insanlar kendilerine yönelik bir çağrı olarak anlayabilirler.

Türkiye’nin başına ‘darbe’ gibi bir derdi açacak kadar çarpıklaşmış ve sürekli ülkeye Batı’nın müdahalesini isteyen bir anlayışa karşı çıkmalarını beklediğim ‘içeriden’ insanlar da ‘FETÖ’ damgalı operasyon hakkında görüşlerini açıklamalı genel çağrım ise…

O hâlâ geçerli.

Anonim bir açıklama değil ama, isimleri ve cisimleriyle…

NOT: Bu yazının tepesinde yer alan çizim bugün New York Times’ta kullanıldı.

ΩΩΩΩ

2 YORUMLAR

  1. Memleketin yüzbinlerce hain yetiştirdiğine inanmamız mı bekleniyor? Ya da yüzbinlerin hain olduğuna inanan milyonlarımız mı var? Ne korkunç düşünceler bunlar. İnsaf, ölçü, vicdan, empati, doğru analiz hiç mi kalmadı? Kanaat önderlerimiz nerede? Fehmi bey, bana göre insanların rüzgarın önüne kattığı yapraklar gibi savrulduğu bu zor zamanlarda sağlam duruşunuz çok kıymetli.

YORUM YAP