Bir dost ülkede (Malezya) olanlar bize benzemese de izlemekte yarar var

69
Necip mutlu, mesut, bahtiyar başbakanlık günlerinde..

‘‘Malezya’da olan bitenleri seçim sonrası takipten mi vazgeçtin?’ diye sordu bir dostum.

Vazgeçmiş değilim. Bir zamanlar Türkiye ile birlikte İslam Dünyası’nın yükselen yıldızı olarak ilan edilen ve bölgesinde bir kalkınma mucizesi bilinen Malezya’yı hiçbir zaman ilgimin dışına çıkarmadım, hele şimdi gün gün izliyorum. Ancak Malezya’da meydana gelen gelişmeler ile ülkemizde yaşananlar arasında hemen hiçbir benzerlik bulunmuyor, bu yüzden ilgi duyulmaz diye öğrendiklerimi paylaşmıyorum.

Gücünün zirvesindeyken seçimle devrilen Necip Rezzak (Najib Razak diye yazılıyor) ülkenin ‘başbakan olmak üzere doğmuş’ denilebilecek bir ailesinden geliyor; babası ülkenin ikinci başbakanıydı, o görevde babasını amcası izlemişti. İngiliz okullarında yetişmiş, kendi öz dilini hatasız konuşamayan Necip’i son bulunduğu göreve ülkenin efsane yöneticisi Mahasir Muhammed (Mahathir Mohamad) emekli olup kenara çekilmeye karar verdiğinde, kendi eliyle getirip başbakan yapmıştı.

Necip iktidardayken…

Adamın etrafı bütünüyle gözü para hırsıyla kör olmuş kişilerle çevrilmişti.

Kendisinin vaktiyle bizzat kurduğu bir fonda (1MDB) bulunması gereken paranın 7.5 milyar dolarının kaybolduğu, 4.5 milyarlık bir bölümünün ABD bankalarında bulunduğu ve yaklaşık 700 milyon dolardan daha fazlasının da Necip’in şahsi hesabında durduğu Amerikalılar tarafından ortaya çıkarılmıştı. Necip bu paranın kendisine Suudi Arabistanlı bir dostu tarafından hediye edildiğini beyan etmişti.

Donald Trump henüz politikaya soyunmadığı yıllardan tanıdığı Necip Rezzak’ı başkan olduktan sonra Amerikan basınına ‘‘Kendileri benim en sevdiğim başbakan olur’’ diye tanıtarak Beyaz Saray’da ve Miami Beach’teki evinde ağırlamış, ikili saatler boyu golf da oynamıştı. Amerikan adalet bakanlığının onunla ilgili kalın bir suç dosyası bulunduğu halde…

Savcılar tarafından hazırlanmış o dosyada ‘Malezyalı yetkili 1’ diye anılan ve 1MDB fonundan 731 milyon doları iç ettiğine inanılan kişinin Necip olduğu biliniyordu halbuki.

Necip’in eşi Rosmah Mansor malikaneleri önünde..

Gözü para hırsıyla kör olmuş yakınlarından bazısı Necip Rezzak’ın aile fertleriydi. Eşi ve onun ilk eşinden olan oğlu sözgelimi.

Eşi Rosmah Mansor pahalı eşyalara eğilimiyle tanınan müsrif bir kadın olduğu gibi, onun oğlu da üvey babasının iç ettiği paraların bir bölümünü ilgili-ilgisiz tiplere bonkörce dağıtmasıyla tanınıyordu.

Amerikalı artist Leonardo di Caprio ile Avustralyalı model Miranda Kerr onun cömertliğinden geniş biçimde istifade etmişlerdi. (New York Times gazetesi artist di Caprio’nun 3.2 milyon dolarlık Picasso tablosu hediyesini, model Kerr’in de 8 milyon dolarlık gerdanlığı geri gönderdiğini bildiriyor).

Önceki gün, Malezya adalet bakanlığının elemanları, Necip-Rosmah çiftinin yaşadığı malikaneye uğrayıp ellerindeki arama yetkisini gösterdiler ve evin altını üstüne getirdiler. Etrafta bulunanlar evden kocaman kutular içerisinde değerli malların çıkarıldığına tanıklık etti; o akşam TV kanalları, ertesi gün de gazeteler baskına ait görüntüleri yayınladı.

Necip-Rosmah çiftinin malikanesinden çıkanlar..
Necip iktidardan düşünce…

Hayret edilecek bir değişimi dünya medyası özellikle belirtiyor: Necip’in olağanüstü cömertliğine veya iradesine boyun eğmeyenlere uyguladığı zalim tavırlara muhatap olan Malezya medyası, onun seçimle koltuğunu kaybedip Mahasir’in emeklilik günlerine geçici olarak son vererek 90’lı yaşlarında yeniden başbakan olmasıyla taraf değiştirmiş görünüyor. Seçim öncesine kadar onu övmekten başka bir iş yapmayan tek-sesli hale getirilmiş medya, şimdi Necip-Rosmah ikilisini yerin dibine batırmakta birbirleriyle yarış halinde.

Şaşılacak bir nokta da medyanın yanında Rosmah’nın ilk eşinden olma kızının da ikiliyi yerin dibine batırma faaliyetini yürüten cepheye katılması. Necip’in üvey kızı Azrene Ahmad‘‘Halkın büyük çoğunluğunun gelmesi için dua ettiği gün nihayet geldiği için mutluyum; iktidarda kalabilmek için bu ikilinin yaptığı aşırılıklara şahsen kendim de tanıklık etmişimdir, yurtdışına para kaçırdıklarını da biliyorum’’ açıklamasını yapmış…

Necip’in öz biraderi Nazir Rezzak da ‘‘Ülkenin kendini yeniden ayarlama zamanı çoktan gelmişti, eski rejimin bütün çabaları boşa çıktı, şimdi sizler o işi becerebilirsiniz’’ sözleriyle aleyhteki koroya katılmış…

Vaktiyle Necip’in iradesi önünde iki büklüm olmuş bürokrasi de seçim sonrasında eski rejimin kirli çamaşırlarını ortaya dökmekle meşgul.

Ülkeyi terk etme girişimlerine karşı, Mahasir hükümeti, Necip-Rosmah ikilisine yurt dışına çıkma yasağı getirmiş bulunuyor. New York Times’ın konuyla ilgili kapsamlı haberi, bir zamanlar onlarca konuğun pahalı davetlerde ağırlandığı malikanenin eski müdavimlerinden tek bir kişinin bile kapılarını çalmadığı, hatta hizmetlinin de onları terk ettiği ayrıntısı ile bitiyor.

Bir zamanlar birbirine benzetilse bile, bütün bu özellikleriyle Malezya Türkiye’den çok farklı yönlere savrulmuş bir ülke.

Necip gitti, Enver hapisten çıktı…

Şimdilerde 93 yaşına ermiş bir başbakanı var ülkenin ve onun iş başında bulunduğu yıllarda iftiraya uğrayarak hapse düşmüş, Necip’in de başbakanlığı sırasında bir kez daha hapse gönderdiği kıdemli politikacı Enver İbrahim (Anwar Ibrahim) affa uğrayarak artık özgürlüğüne kavuşmuş bulunuyor. Beklenen, onun, bulunacak bir formülle milletvekili seçilip Meclis’e girmesi ve başbakanlığı Mahasir’den devralması…

Tıpkı yıllar önce bizde yaşandığı gibi. Tek benzerlik de bu galiba.

Bunları anlattığım dostum, ‘‘Yaz öyleyse, daha önceki –bir değiliki yazınla meraklarını ayaklandırdığın okurların da kardeş ülkede meydana gelen gelişmelerden haberdar olsun’’ dedi.

Yazdım işte.

ΩΩΩΩ

69 YORUMLAR

  1. Fehmi Bey, Mahathir’in adı Mahasir diye okunmuyor, “Mahatir” diye okunuyor, t ile. Ünlü bir gazeteci olarak ülkeye bir ziyaret yapsanız iyi olurdu.

  2. Milletin milyarlarını kaçırıp zimmetine geçiren hırsızların +porno kaset imal ederek şantajla para sızdıran aşağılık mahlukların+ rüşvetçi savcı ve hakimlerin+ milletin silah ve uçaklarına el koyarak günahsız insanları katleden katil şerefsizlerin ve soysuz köpeklerin reisi pensilvan papazı;

    Allah’ın laneti mel’unların ve besledikleri saldırgan köpeklerin üzerine daim olsun..

  3. Gayret gayret ha gayret
    Yazılanı oku biraz takip et…

    (H. Gayret 20 Mayıs 2018 at 12:19 H. Gayret 20 Mayıs 2018 at 12:00)

    *******
    Konuyu anlamamışın, okuyorken dikkat et!
    Senin şu dediklerin var ya, ey partizan Gayret,
    Bak bardağın yarısı boş değil diye övünmek!
    Dürüstlük mümkün ama, sizlerde hep mazaret!

    Benim derdim bardağın boş yarısının dolması,
    Kronik sorunların yavaş yavaş yok olması,
    Bu mümkün, başarılı ve dürüst örnekleri var!
    Seninkisi konuyla ilgisiz, yalancı dolması !…

    Başkalarının hatasından ibret al diyorum,
    Şeffaflık önemli konu, proaktif ol diyorum,
    Sen “dam üstünde saksağan” elinde o kazmayla
    Partiye elleştirmiyorsun, ben eleştiriyorum!

    Bunun için mi oy verip durdu size çoğunluk?
    Eleştirmeğe hakkım yok mu, ey sicili bozuk?!
    Hakka tapan şu milletin demek buydu nasibi!
    Örnek ol ki örnek alsın yetişen çoluk çocuk!
    *******

    • Bizim buralarda yağdı yağmur çaktı şimşek
      Ramazan mubarekte iftarlar beleş
      Yine şair olmuş bizim Haydar Keleş
      Sak üstünde damdağan vur beline çizmeyi
      Bahçelerde domates gel bize bize
      Madem yüzmek bilmezdin niye çıktın cevize.

      • ******
        Şiir dediğin atılmaz pek yabana,
        O yazdıkların epey yakışmış sana!

        Oradaki anlam ağır gelmiş, besbelli,
        Vay beleşçi vay! demek buydu teselli!

        Orta şekerli, ey parazit partizan!
        Oy karşılığı mı iftar, bu Ramazan?
        ******

  4. H Gayret bu sitenin bir komediyene ihtiyacı yok ama, her halde sizin Reisin senin gibi zeki ve bilmiş bir taraftara ihtiyaci var.
    Sirf siz reisin taraftarların Kúltür ve bilgi abidesi olarak burada dahada popiler olbilmeniz için arada bir yardım etmek istiyordum fakat bugünkü bir yorum altına yazdığınız yorumunuzda gene muthiş zekaniz ve bilginiz benim ne kadar bilgisiz ve cahil olduğumun farkına varmama yardımcı oldu. Şu meşhur
    İMPALA nin araba markası olduğunu sizin sayenizde õğrenmiş oldum.gerçekten taktira değer bir bilgi.
    Oysaki ben o araba ismini “OT” gillerden İngilizcesi Afrika Antelope Türkcesi İmpala olan bir hayvan türü olarak biliyordum demeki yanílmíş.
    O sahtekar İmpalalar(antelopes) O Arabanin markasíní çalmíşlar.
    Sana zahmet bu hírsızlığı nezaman yaptíklarını tarihi ile yaz ben o İmpalaları ETcil lere şikayet edim onlar için cadi avi başlatalim.Ne dersiniz? Bu kadar büyük sehtakarlik olmazki.Hakettikleri cezayi onları inlerine girerek köklerini kurutalim.
    O zaman Dünya lideri Reisi de gururlandırmış olursun.

  5. Dün fehmi beyin gündeme getirdiği konu hakkında, okur yorumlarını da değerlendirip bir yazı yazmayı düşünüyordum. ancak çok geç saat olunca, okunmayacağını düşünerek, o yazıyı bugün yazmak istedim. Bu sitedeki bugünün konusunun dışında olacağını biliyor, önce yazardan,sonra da okurlardan bunun için özür diliyorum. Fakat yazılması gereken şeyler olduğunu düşünüyorum.
    Öncelikle fehmi beyin, türkiyedeki tepkilerin israilin yaptıklarını ve yapacaklarını değiştirmeyeceğine ilişkin düşüncesine, yandaşlar da dahil, itiraz edecek kimsenin olacağını zannetmiyorum ki, dünkü yorumlardan da, yine de birşeyler yapılması gerektiği mealindeki düşüncelerin ötesinde bir yorum görmedim.
    Tepkilerin israliin politikasını değiştirmeyeceğine ilişkin düşüncelerde ortaya çıkan en önemli nokta ise; içinde türkiyenin de olduğu “islam ülkesi” denilen, müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerin yöneticilerinin bu konuda samimi davranmadıklarına ilişkin görüşler. yani israilin politikalarının değişmemesinin esas nedeni olarak islam ülke yöneticilerinin, aslında israilin çıkarlarına hizmet eder tutumları öne çıkıyor. Nitekim 2012 yılında abdüllatif şenerin yaptığı açıklamalar da, bu durumun islam ülke yöneticileri tarafından zaten bilindiğini ortaya koyuyor.
    Bugünkü karar gazetesinde mehmet ocaktanın yazısı da bu gerçeği birkez daha vurguluyor.
    Ocaktan, yazısında, akp iktidarına kadar türkiyenin israil ile 13 gizli anlaşma yaptığını açıklıyor. Daha doğrusu 13 gizli anlaşma yapıldığını ve bunun ne olduğunu açıklayamıyacağını açıklayan kişi, 2000 yılı mhp, anap, chp iktidarının milli savunma bakanı mhpli sebahattin çakmakoğlu tarafından; “İsrail’le bugüne kadar yapılan 13 anlaşmanın tamamının gizlilik dereceli anlaşmalar olmasından dolayı TBMM’nin onayına sunulmamıştır, içeriklerini açıklayamam.” ifadesi ile açıklanıyor.
    İsrail ile gizli anlaşma yapanlara baktığımızda ise “bunlar hep müdürün suçu” demek pek mümkün olmuyor. herkesin iyi adamlarının aslında hepimizi kandırdığını gözler önüne seriyor. ismet inönü, bülent ecevit, adnan menderes, devlet bahçeli, tansu çiller, deniz baykal, NECMETTİN ERBAKAN gibi iyi adamlar. (erbakanı özellikle büyük yazdım. çünkü bu sitedeki okurların büyük çoğunluğu erbakanı türkiyeyi kurtaracak, en dürüst lider olarak görüyor (du). )
    1 mart 2005 yılına geldiğimizde ise, akp lideri erdoğanın israile ziyareti ve sorunların çözümü için kurulan kırmızı telefon hattı ile 60’a yakın anlaşmayı görüyoruz. Bunlardan kaç tanesinin gizli, kaç tanesi açık anlaşma bilemiyorum. ancak çok da önemli değil. çünkü kamuoyunda bu anlaşmalar tartışma ortamı bulamıyor. İsraille yapılan anlaşma sayısı, bütün türkiye tarihindekinin yaklaşık 5 katına çıkıyor. (akpnin yaptığına muhalefetin hayalinin yetişmesi mümkün değil yani).
    sene 2016’da ise meşhuuur mavi marmara anlaşması var. istanbulda gösteri yapılıp, anlaşmaların iptali çağrılarının reddedilmesi durumunu h.gayretin gayet zekice açıklayacağından eminim.
    İsrail ile anlaşmalara göz atıldığında, islam dünyasının tepkilerinin israilin politikası üzerinde en ufak etkisinin olmayacağı gerçeğinin yanında bir gerçek daha ortaya çıkıyor:
    “İyi adamlar” iyi şeyler yapmazlar! İyi şeyler, iyi sistemler ile ortaya çıkar. kurtarıcı bekleyenler, aldatılmayı hakeder. Bu ve benzeri düşüncelerimi defalarca yazdım ama israil olayı, israille yapılan anlaşmalar olayı bu durumu bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştur sanırım.
    Okur yorumları ve filistin ve israil sorununa ilişkin düşüncelerimi de yazacaktım fakat hem çok uzayacak, hemde konu dağılacak. bu nedenle, onları sonraya bırakıyorum.

    • İlave! “bir ülkenin birkaç güç odağı tarafından yönetilmesi durumunda, bu güç odaklarından bir tanesi ben de olsam bile, daha güçlü ülkeler o ülkeyi istediği gibi yönetir. bu nedenle ülkeyi birkaç güç odağının yönettiği ülke olmaktan çıkarmak lazım” teorim de, “iyi adamlar”ın israille anlaşma yaptıklarının ortaya çıkması ile bir kez daha doğrulandı sanırım.

    • Guneydeki sevdigimiz ulkeyle mesru zeminlerde her turlu iliskinin faydasi olur zarari olmaz. Turkiye her turlu saldirganliga karsi da mazlumlarin yaninda durmaya, dayanismaya devam ediyor.

    • Hamza Bey Filistin meselesinin sürekli canlı tutulmasí, Filisdindeki fakir fukaranın çocuklarının öldürülmesi Arafat hariç Filistin liderleri de dahil İslam úlkelerinin kendini dindar olarak síradan insanlara yutturan guya MÚSLÜMAN liderleri.
      Dünkü yorumumda belirtmiştim Filistin garip halkının düşmanı İsrail değil Múslümanlar diye,
      AKP nin oy patlaması yaptíğı hízmetlerinden ziyade Filistinlileri kullanmaktan dı( Coca Cola) meselesi görünen tarafí. Cola fabrikası açiyor orayi açarkede millikten bahsediyorlar.
      Suudi Arabistan krallığı sarsilmaya başladığ anda Filistinlilerin kanlarıyla önlendi.

      • ben bu konuda sizinle aynı fikirdeyim nurdan hanım. fakat ben bunun sebebinin liderlerin iyi ya da kötü olmasından çok ülkelerin kurduğu sistemlerle alakalı olduğunu iddia ediyorum. zaten israille anlaşma yapan liderleri bakarsanız, pekçok kişi bunların kötü olduğunu iddia edemez. ben de dahil. fakat sorun iyi ya da kötü olmanın ötesinde. Benim söylediğim eğer sistemimizi iyi kurmazsak, iyi insanlarla sadece arasıra iyi şeyler yapılır. fakat sistemimimizi iyi kurarsak, kötü adamlarla bile ara sıra kötü şeyler olur, çoğunlukla iyi şeyler olur. Söylediğim bu.
        Ayrıca, ben, filistin mitinglerinin, kahrolsun israil laflarının aslında daha fazla filistinlinin ölümünün nedenlerinden de biri olarak görüyorum. bunu gün gelirse, aslında filistinlilere değil, israillilerin nasıl işine yaradığını ayrıntıları ile anlatırım. filistin konusunda izlenmesi gereken politika konusunda düşüncemi de bilahare açıklarım. Bunlar çok uzun tartışılması gereken konular çünkü ezber doğrular, ezber davranışlar, ezber tepkiler söyleyeceklerimin önündeki en büyük engeller ve çok tekrar ve ayrıntılı tartışma ve açıklamalardan sonra anlaşılacağını düşünüyorum.
        şimdilik söyleyebileceğim şey, israilin varlığını kabul etmeyen hiçbir politikanın ortadoğuya barış getiremeyeceğidir. hatta bu tür politikanın israilin daha fazla genişlemesine, daha fazla güçlenmesine ve daha fazla filistinlinin ölümüne ve acı çekmesine neden olduğunu ve olacağını söyleyebilirim.
        Çatışmadan, savaştan en fazla zararı en zayıflar görür. bu doğanın kanunu. bunu bile bile, çatışmayı körüklemek, bilerek ya da bilmeyerek, zayıf olan insanların ölümüne, acı çekmesine destek vermektir. filistin sorununun tarihini bir de bu gözle tekrardan gözden geçirirseniz, benim söylediğimin doğruluğu kendiliğinden ortaya çıkar. sürekli çatışma, sürekli acı çeken, ölen,yaralanan, sakat kalan filistinliler ve bununla birlikte sürekli güçlenen, daha çok toprak elde eden, daha da güçlenen israil. filistin direnişinin tarihinin özeti maalesef bu.

  6. Evet, benzemiyor.Fakat benziyor.
    Yazmaya benziyenler den başliyalm.
    Devleti soymak! Trump hayranı olmak!
    Halkı aldatmak (oy için) Makamínı ve koltuğunu korumak için gõstermelik dindar olmak!
    Paraları evinde Kutular Bankasına yatırmak! kalanlaríde ne olur ne olmaz diğe ABD veya İsveç’te gúvence altına almak şimdílík bu kadari aklıma geldi.Evet var cevabında muhakkak unuttuklarım veya bilmediklerim vardır.
    Şimdi Fakat yokları sıraliyalım.
    Onların Bebekleri ve kadínlari paraya ve şöhrete tapmışların gazabína uğramamış!
    Bizdeki kadar uydurma terörist lerden onlarda yok!
    Bizdeki “HAYIRSEVER” sever iş adamlarından onlarda yok!
    Bizdeki bakara makaralardan onlarda yok!
    Bizdeki dünyaya meydan okuyan, daha sonrada özúr diliyen politikacılardan onlarda yok!
    Bizdeki Aldatılmaya bir türlü doymayan ve her defasında Allahdan ve milletinden af dilenciliği yapanlardan onlarda yok!
    Bizdeki akrabalar yakınlari ve onların arkadaşlarınin arkadaşlarını devlete bakan, millet vekili yapan buralarda yer kalmayínca onları úzmemek için mesleği bankacílík olmayan arkadaşi kutsayarak merkez bankasının başına bela edenlerden onlarda yok!
    Bizdeki Saraylardan onlarda yok!
    Bizdeki ABD lilere meydan dayağı atan kahraman koumalardan onlarda yok!
    Bizdeki first lady ye kendi 6 aylık maasi ile Bizdeki first lady ye (49,995 ABD dolari) çanta alacak kadar fedakar kocalardan onlarda yok!
    Úüüfff başım döndü, hem başım döndúğü hemde moralım bozulduğu için geri kalanlaride H Gayret yassın hiç değilse biraz gülersem belki bozulan morelim dúzelır.

      • H Gayret beni gene güldürdün.
        Bu gün Havuzda atilmiş şu “DOLARİN KIRALLİĞÍ ÇÖKİYOR” başlık kadar gerçekçi ve komik.
        size bir tavsiyem olacak İMF modası geçtiği için, havuzun Çökertiğ $ başlığını kullanırsan inan bu daha komok olur.

  7. galiba fehmi bey, ahmet kekeçin yakında hükümet aleyhine yazı yazacağını söylemek istiyor. Fakat star gazetesine bugün baktım da, yiğit bulutun ismi üstteydi.

  8. Büyük siyaset bilimci Max Weber, “Siyasetçiler çocuk bezlerine benzerler. Zamanla değiştirilmezlerse çok fena kokarlar” der. Necip Rezzak 2004 – 2009 arası Başbakan Yardımcılığı, 2009 – 2018 arası ise Başbakanlık yaptı. Maalesef yöneticiler talih kuşu kendi kafalarına konduğunda bir daha terk etmemek üzere kafalarında yuva yaptığı zehabına kapılıyorlar. Ondan sonra da hesap yokmuş gibi hareket ediyorlar. ABD’de bilindiği üzere başkanlık, onca sıkı kontrol mekanizmalarına rağmen ancak her biri dört yıldan oluşan iki dönem yapılabiliyor. Bunun bilimsel bir açıklaması da var. Buna “Hubris sendromu” deniyor. Yani “tanrı sendromu” diye de çevriliyor. Araştırmalar bu sendroma yönetici pozisyonunda bulunanların 1 ila 9 yıl içinde yakalandıklarını gösteriyor. Daha önce farklı fikirleri dinleyen, yönetimi paylaşan kişiler daha sonra “sen aklını kendine sakla” moduna giriyorlar. Tek tedavi yöntemi ise yönetimden uzaklaştırmak. Literatürde bu tarz sendroma kapılmış yöneticilerin yaptıkları yanlışlarla ilgili onlarca makale de var. Malezyalılar çok şanslı imişler. İş uzasa daha da büyük felaketle karşılaşacaklardı.

  9. Türkiye ve Malezya
    Türk tarihi İskitlerle başlar. Mezopotamya, Mısır, Hind ve Çin’de sıcak iklimden dolayı yerleşik imparatorluklar kurulurken kuzeyde İskitler göçebe devletlerini oluşturdular. İskitler ikiye ayrıldı. Hunlar ve Slavlar. Hunlar Müslüman olmadan dünyayı istila ettiler. Bunlardan sonra Göktürkler ortaya çıktı. Yazılı uygarlık bunlarla başladı. Sonra Uygurlar ve onların devamı Karahanlılar. Sonra Müslüman olan Moğollar, Selçuklular ve Gazneliler. Sonunda Osmanlılar. Son süper güç olarak varlıklarını sürdürmüştür ve batının bugünkü uygarlığı Osmanlıların etkisiyle oluşmuştur.
    İsrailoğulları şeriatla görevli iken Türkler ise yönetimde görevlidir. Malezya batılıların doğuluları parçalayıp yönetmek üzere kurdukları Suriye, Irak, Arabistan gibi bir devlettir. Türkiye’yi onlarla karşılaştırmak mümkün değildir. Türkiye üçüncü bin yıl uygarlığını kurmak üzere seçilmiş bir ülkedir. Türkiye, Batı ile Doğu’yu sentez ederek üçüncü bin yıl uygarlığını, ikinci Kur’an uygarlığını kurmak üzere hazırlanmıştır. Malezya’da bir Afrin zaferi yoktur.
    Fethullah Gülen ve Recep Tayyip Erdoğan hakemlere gitmeliler. Gitmezlerse onların durumları ne olur onu bilemem ama Türkiye üçüncü bin yıl uygarlığının, ikinci Kur’an uygarlığının kurucu devleti olacaktır. Adil Düzen dünyaya yayılacaktır.

  10. Düşündürücü ve moral bozucu olan, İslam ülkelerindeki yönetici elitlerin gayrı-meşru milyar dolarlarına yeni milyar dolarlar ekleme konusundaki gözüdoymak bilmezlikleri. Bundan daha da düşündürücü olan, bunlara bu fırsatları veren ilkel devlet yapılarının şeffaflığa ve denetlenebilirliğe bu kadar kapalı oluşları. En düşündürücü olan da, kutsal kitapları Kuran’ın tamahkarlığı kınayıp mütevaziliği vaaz etmesine, kul hakkı yemeyi günahların en büyüklerinden saymasına karşın, bu ülkelerde yaşayan milyonlarca insanın bu soysuz yöneticileri baş tacı edebilmeleri, soysuzluk gözlenir hale geldiği zaman da, ‘çözüm’ olarak yine aynı soysuz yöneticlerin eskilerinden birilerini bulup başlarına yönetici olarak getirmeleri.

    Romanya diktatörü Çavuşesku devrildiğinde ve bu sefil adamla karısının sahip oldukları zenginlik ortaya saçıldığında günlerce bu konuyu haberleştiren Türk medyasının konu Malezya olunca içine büründüğü suskunluk. . . Medyamızın ‘İslami duyarlığı’ her türlü övgüyü hak ediyor!

    • Hiç moraliniz bozulmasın Bernar. Tüm bu olanlar normaldir. Müslüman yöneticilerin işbaşında olduğu ülkelerde yolsuzluk, kayırmacılık, sahtekarlık,israf olmazsa anormal karşılamak gerekir. Bunun istisnası bile yoktur; hep öyledirler. “İmam yellenirse cemaat …yapar” diye çok güzel bir deyimimiz var.

      • Pensilvanyadaki imam ne yaptıydı peki, en büyük koku oradan gelmedimiydi? Sonra bir şey daha var. İstisnası bile yoktur demek yanlış. Bilgi kaynaklarına bakılırsa Mahasır pekala da bir istisnadır. Malezya’nın en büyük atılımını o gerçekleştirdi. Darısı bizim başımıza. Bizden de istisnalar çıkar. Ne zaman? -ezbere müslümanlığı bırakıp at gözlüklerimizi çıkardığımız zaman, iman-akıl sentezinin gerekliliği konusunda jeton düştüğü zaman. O zamana kadar buğzedecegiz, sabırla eleştireceğiz, boynumuzun borcu zaten….

      • Sayin bernar in teselliye ihtiyaci oldugunu sanmiyorum. Kendisi gayet muhkem bir dusunce kapsitesine yeterince sahip. Sen kendini avutmaya calis, densizlik etme!

  11. Fehmi Bey “Ancak Malezya’da meydana gelen gelişmeler ile ülkemizde yaşananlar arasında hemen hiçbir benzerlik bulunmuyor, bu yüzden ilgi duyulmaz diye öğrendiklerimi paylaşmıyorum.” diyerek
    her zaman yaptığı gibi imalı yazsa da
    anlattıklarından ben iki ülke yöneticileri
    arasında bir benzerlik göremedim.

    Yazıda Malezya’nın eski başbakanının
    İngiliz okullarında yetiştiği,babasının ve
    amcasının da başbakanlık yaptığı anlatılıyor.

    Bizim ülkemizi Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak 16 yıldır yöneten
    Erdoğan ise İmam Okulunda okumuş bir halk çocuğu ve babası da sade bir vatandaş.

    İmam Hatip okulunda okuyanlara insanın
    faniliği,dünya makamlarının geçici olduğu,gayri meşru bir iş yapıldığı takdirde
    bunun hesabının dünyada sorulacağı, dünyada farkına varılmasa bile ahirette mutlaka hesabının verileceği öğretilir.
    Dolayısı ile mümin insan yaşadığı sürece adımını buna göre atar.Esas hayatın ahiret hayatı olduğunu da hiç aklından çıkarmaz.

    Ama şu doğrudur:İkbal günlerinde
    etrafta pervane olan bazı tipler görev bittiğinde yeni makam sahiplerinin yanına
    geçmekte fazla gecikmezler.Bu,dünyanın
    her tarafında böyledir.Ancak ferasetli yöneticiler için bu durum bilinmeyen bir şey değildir.Bir başkasının hatırlatmasına
    da pek ihtiyaç yoktur

    Öte yandan halkın maşeri vicdanı kendisine hizmet eden insanları ikbal günleri sona erince de unutmaz.Örneğin
    Adnan Menderes’in siyasi hayatı idamla sonuçladı.Ama halkın gönlündeki
    yerini korumaya devam etti.

    Hülasa Fehmi Bey,birbirine hiç benzemeyen insanları aynı yazı içinde (her ne kadar ima ile de olsa) bir araya getirmiş.

  12. Varlık fonu nedir ? Nasıl olmalıdır ? Konusunda okumayanlar için Mahfi Eğilmezin ekteki linkteki yazısını okumalarını tavsiye ederim. Özetle varlık fonu bütçe fazlası veren ülkelerin (Danimarka , Norveç gibi ülkeler) gelecek nesillerin diğer ülkelere karşı daha iyi bir durumda olması için onlara bıraktığı bir miras. Biz ise her yıl 50 milyar dolar bütçe açığı veren bir ülkeyiz. Bizdeki varlık fonu ne için var o zaman ?
    http://www.mahfiegilmez.com/2016/08/varlk-fonu.html

    • Metrolara, hizli trenlere, marmaraylara, baskentraylara ayni anda hem sovup hem binebil diye kuruldu varlik fonu! Yeni kopru ve havaalanlarini, korfez koprusunu, avrasya tunelini, duble yollari ve sehir hastanelerini tepe tepe kullan sonra da kufret diye kuruldu varlik fonu… Insan olur eseri kalir / esek olur semeri kalir:)

    • Bizimkiler bardağın yarısı boş olsa da dolu tarafini görmek istedikleri için boşluk fonu değil varlik fonu demisler, herhalde. Avrupa standardi ülkelerle mukayese edilemeyiz, hele hele bir Norveç bir Finlandiya ki refah seviyesinde en üstlerde gösterilen ülkeler. Danimarka ise yolsuzluk ve rüşvetin en az düzeyde oldugu ulkelerden biri ve bu konuda Norveç’in üzerinde https://www.transparency.org/news/feature/corruption_perceptions_index_2017 . Rüşvet/yolsuzluğun en düşük oldugu ülke Yeni Zelanda, hani o amatör ufacık halinle gelip de bizim futbol milli takımına ders veren ülke eleyen ülke. Adamlar profesyonel futbolcu bile degil toplama takım! esas işleri futbol dışında çeşitli meslek gruplarından. Ama vakti geldiğinde futbolda da ülkelerini bizimkilerden daha başarılı olarak temsil etmekte hazır ve nazırlar. Bizim de sorunlarımızı halletmemiz ve daha hızlı kalkınmamız için orijinallikler bulmamız lazım diyorum, teklifte bulunuyorum; misal:
      1) http://fehmikoru.com/zarrabin-yargilanmadigi-davada-hukum-cikti-bu-bizler-icin-ne-anlama-geliyor/ 2) http://fehmikoru.com/turkiyeyi-zora-dusurebilecek-gelisme-yasaniyor-ama-orali-bile-degiliz/

      • Mesela kendi savas ucaklarimizla kendi meclisimizi bombalasak hizli kalkinmayi saglar miyiz? Ya da direkt abd nin atom bombasi atmasini mi istesek? Hani japon mucizesi gibi:) ya da imf den borc alip o paralarla abd li senatorlerin gonlune girelim, onlar da bu atom bombasini ayarlamak icin kulis yapsinlar olmaz mi?

        • Yazıyı okumadığın , yaptığın yorumdan o kadar belli ki . Okumuyorsun , düşünmüyorsun , akletmiyorsun . Oysa ki kutsal kitabımızda “ Düşünmez misiniz ? , akletmeye misiniz ? Der . Hatta Cenab-ı Allah’ın ilk emri “ Oku “ dur . Sahi H.Gayret sen ve senin gibiler Siyasal İslamcı ! idiniz değil mi ?

        • H. Gayret yapılabilir/basarilabilir mahiyette özgün teklifler yukardaki 1 ve 2 nolu teklifler. Adalete ve Kalkınmaya gerçekten büyük katkısı olacaktır. Adalet ve Kalkınma Partisi uygulamaya koysun. Patent hakkı falan istemiyorum. Allah rızası bana yeter…. İslamiyet dogruluksa ki ahirete varan dosdoğru yoldur, siyaset de doğruluk üzerine inşa edilmeli. 2*2 = 4, dunyadaki bu hesap ahiret icin daha da elzem.

      • Yeni Zelanda Avustralya’nin komsusu ülke…onlara karsi böyle bi futbol maglubiyetimiz (en azindan bizim yasadigimiz evrende – paralel evrenleri bilemem) yok.
        Sanirim Izlanda ile Yeni Zelandanin yerlerine haritadan tekrar bakmaniz gerekecek.

        • Olur oyle hatalar ben kafiyeli takılıyorum (Yine de teşekkürler). Diğer açıdan, ha zelanda ha Izlanda daha önemli konu bizim profesyonel milli takımın toplama amatör bir takıma rezil olduğu. Galiba da Terim idi sorumlu. Kendisine ödenen paraların dörtte birini hak etmiyor. Dörtte üçüyle ALTINORDU Milli futbol okulu kurar Anadoluda flilizlenen cocukları yatılı okuturum.

          http://fehmikoru.com/bir-futbolseverin-huzunlu-notlari-ilgilenen-okusun/

          Sana gelince H. Gayret, kaale almıyorsan neden her yoruma cacık oluyorsun. Keleş falan değilim saçım yerinde. Buralarda bir Haydar Keleş var, ben o değilim. Bir başka sitede yazdıklarıma bir aralar tezahürat yapan bazı yorumcular senin adın “Haydar Koraltan” olsun demişti de ben istemez yerinde kalsın demiştim. H.K. neyinize yetmiyor sizin?

  13. “Kendisinin vaktiyle bizzat kurduğu bir fonda (1MDB) bulunması gereken paranın 7.5 milyar dolarının kaybolduğu…….”

    Rüşvet ve yolsuzluklar konusunda bizden daha iyi sicili olan Malezya’daki bu rezalet FON olayi ister istemez akıllara bizdeki Varlık Fonu’nu getiriyor. Vaktiyle duymuştum, ama neyin nesi olduğunu doğrusu bilmiyordum. Bunun için ufak bir bilgi araştırması yaptım. Eskisi kadar dış sermaye yatırımı girmedigi için Türkiye’de girişilen büyük projeler için kaynak esnekliği/serbestliği sağlayabilsin, muhtemel karşılaşılabilecek finansman sıkıntısını gidermek için kurulan bir FON. Ancak, “ben yaptım oldu” türü, yani bir nevi oldu bittiye getirilerek kurulmuş olmasıyla şüpheyle bakanlar var. Meşruiyet, şeffaflik & hesap verebilirlik açısından sorunları olabileceği teşhis edilmiş bir FON ( https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-38878761 ). İnşallah, bir süre sonra Malezya örneğindeki FON gibi ciddi bir takım fiyaskolar ortaya dökülmez (çünkü bizim bu konudaki notumuz Maleyza’dan daha kötü). Necip usta, yürütülen soruşturmalarda bu konuda herhangi bir yolsuzluk olmadığnı falan söyleyip durmuş. Ancak, işin matematiği bir yamukluk olduğunu, yani Necip ustayı haklı çıkaracak fazla birşey olmadığını ortaya koyuyor… Bize düşen, Maleyzadaki Fon olayından “ibret almak”tır, proaktif olarak şüpheleri ortadan kaldıracak şeffaflık tedbirlerini bir an önce engaje etmektir.

    • 2002de merkez bankasinda 20 kusur milyar dolar vardi su anda 120 kusur milyar dolar var. Uzerine en az 100 milyar tasarruf eklenmis! Burdan da bi benzerlik cikar mi dersiniz?

      • Bu arada nufus artmasa ve işsizlik artmasa belki biraz haklısin. Hızla yükselen yeni neslin ihtiyaclarına kıyasla kaynaklarımız az, FONlar bir de çarcur edilmeden, yolsuzluklara bulaşmadan helalinden kullanılmış olsa ne muazzam gelişmeler olacak bir de onu düşün. Şeffaflık ve yolsuzluklar konusunda Davutoglu düzenlemeler yapacaktı, neden başbakanlıktan alındı? Sen işin bu yönlerini düşünmek bir yana “yahu shintolar, onlar bunlar da rüşvete-yolsuzluklara giriyor, biz de giriyoruz ne olmuş” gibilerden savunma yapamazsın, çünkü müslümansın; Allah’ın ayeti var, kul hakkı var…. Diger yapanlar yapsın. kötüyü örnek alamazsın. Allah’ın kitabından daha iyi bir rehber bulamazsın….

      • H. Gayret; Senin M. Bankası kasasına 100 milyar $ eklenmiş iddian bir fasarya çıktı. Şu yazıyı ( http://www.ocakmedya.com/ Barış Soydan : Türkiye’nin IMF’nin kapısını çalma ihtimali ) oku da acı gerçeği sen de öğren. Bir daha da AKP merkezinde eline tutuştulan her bilgiye güvenme. Net rezerv 33.5 milyar. Buna karşı faizi ödenecek borç yükü çok fazla. Bu konuya da bir yorum yap ha gayret!

  14. Yok, yok daha bir sürü benzerlik ortaya çıkar. Vakit henüz erken. Bazı benzerlikler yakından bakınca farkedilir. Bekleyelim ve görelim hele.

    • Bence de Kemal Bey;
      Şayet AKP nin oyu %30 un altına bir düşsün. Şu yandaş, pardon candaş olan medyanın ne kadar Erdoğan düşmanı olduklarını müşahade ederiz.

    • Ne kadar uğraştılarsa da Başakşehiri bu yılda şampiyon yapamadılar.
      G.S da olsa F.B. de olsa sonuna kadar haketmişlerdi şampiyonluğu.
      Ama Başakşehir şampiyon olsa çok üzülürdüm yani.

  15. Kadinin adi Rosmah; Osmah diye yazmissiniz bir-iki yerde. Iyi ki ‘Yosmah’ dememişsiniz. (Biliyorum konu bu degil, iki ülkede olanların birbirine benzememesi, ama benim dikkatimi bu cekti.)

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here