Bir düğün gecesinin bana düşündürdükleri…

7

Bu siteye her giren, ilk elde, üzerinde güleç fotoğrafım ve altına düşülen “Yazı hayatının 50. yılında” yazısı ile karşılaşıyor. Aslında bugünlerde 52. yıl içerisindeyiz, ama yarım asırlık mazi bana daha cazip geldiği için logoyu değiştirmeyi düşünmüyorum.

Allah ömür verirse 75. yılda o değişimi yaparız.

Dile kolay, yarım asır…

Yazı hayatım İzmir’de çıkan, bugünün ölçülerine göre iddiasız bir derginin sayfalarında başladı; henüz 14-15 yaşlarında idim. Bir grup genç ve hevesli arkadaştık; bizden yaşça ileri İhsan Emci’nin yönlendirdiği derginin sayfalarından bütün Türkiye’ye başımızı çıkarma çabasındaydık.

Çocuk dergileri okuyacak yaştaki bizler, çıkardığımız ‘Gurbet’ dergisinin sayfalarında, Türkiye ve dünya siyasetine dair görüşler açıklıyorduk.

İmzamla çıkan ilk yazı derginin 11. sayısındadır.

O sayı 1 Ekim 1966 tarihli; ancak künyede baskısının 15 Ekim 1966 tarihinde yapıldığı notu düşülmüş..

Aradan dolu dolu yarım asır geçmiş bulunuyor.

Benim imzalı yazımın bulunduğu nüshada, genç yaştaki ufkumuzu sergileyen, ‘Yurt dışında çıkan İslâmi mecmualar’ başlığıyla, Hindistan, İngiltere, Pakistan, Almanya, Danimarka, Fransa, Mısır ve Hollanda gibi ülkelerde çıkan değişik dergilerin adreslerine yer vermişiz.

Çevremizden haberlerin hemen yanı başında.

Heyecanımızı bugün gibi hatırlıyorum.

Baskı ücretini bir gün bile geciktirmeyi kabul etmeye yanaşmayan bir matbaada basılıyordu dergi; kâğıdını her sayı için fiyatı artıran birinden büyük pazarlıklarla alıyor, her ay birkaç akşam matbaada geceleyip kurşun kullanılan dizgi makinasından çıkan provalarda tashih yapmaya çalışıyor, bu arada hep ilgi bekleyen yazarlarla ilişkiyi de ihmal etmiyorduk.

İdarehanemiz yoktu, ama dergiyi her nasılsa görmüş ve uzaklardan bize katkılarda bulunan yazarlarımız vardı.

Çok güç şartlarda ileriye umutla bakan bir grup gençtik işte.

Bugün durum hayli farklı

Dün akşam kızını evlendiren bir meslektaşımızın herhalde en mutlu olduğu bir gecenin konukları arasındaydım.

Kızının mürüvvetini gören her baba gibi heyecanlıydı meslektaşımız; dünyalar güzeli gelin ile gencecik damat ise gecenin en yüzü gülen insanlarıydı.

Tahmin edilebileceği gibi, davetliler arasında en yoğun kesimi, meslek camiasından insanlar teşkil ediyordu.

Genci ve yaşlısıyla gazeteciler ile yazarlar…

En görünür yerde politikacılar oturtulmuştu, ama gazeteciler ile yazarlar sayıca onlardan fazlaydı.

Her eğilimden, her meşrepten ve her yayın grubundan çok sayıda gazeteciydik.

Nedense, gözlerde benim 14-15 yaşlarında yaşadığım huzurlu mutluluğu ve geleceğe umutla bakışı yakalayamadım.

İktidarda 15. yılı geride bırakmış siyasi bir kadroya ilk günden itibaren destek çıkmış insanlardan söz ediyorum.

Hiç değilse bir bölümü öyle.

Neden böyle oldu?

Önemli bir soru bu, ama öyle hemen verilebilecek tek bir cevabı yok.

Belki de iktidar yazar-çizer tayfası için uygun değil; bizleri muhalefet dönemlerinin kargaşalı ortamı daha mutlu ediyor.

Ya da.. görüş açıklama, yorum yapma alışkanlığı içerisinde olanlar ile uygulayıcılar arasında akordu tutturmak zorluğu, kaçınılmaz olarak kırılmayı getiriyor.

Ankara sonunda herkesi teslim alıyor

Dün gecekine benzer bir ortamı, iki yaz ayı dışında, aylar boyu sürdürdüğümüz ‘fasıl geceleri’nde yaşattığımızı biliyorsunuz. Sekiz-on yıl sürdü o etkinlik. Merkezinde medya dünyasından isimlerin bulunduğu bir girişimdi ‘fasıllar’; davetlileri de öncelikle yine aynı camiadan insanlardı.

Ara ara politikacıları da davet etsek bile.

Ülkemizin iftihar vesilesi ses ve saz üstadları, sırf bizlerle birlikte olmak için, başka bağlantılarını iptal edip aramıza katılıyorlardı.

İlgi gösterildiği için, bir defasında, fasıl gecesini Ankara’ya da taşımıştık.

Orada fark etmiştim ülkenin farklı bir yöne evrilme noktasına varmak üzere olduğunu.

Ankara, daha doğrusu politik Ankara, her kesimden insanların birlikte bulunmalarına hoş gözle bakmıyordu ve bunu belli etmekten geri de durmuyordu.

Biz çatışmacı ortamı yumuşatıyorduk etkinliğimizle, politikacılar ise yapmak istediğimize ters gözle baktıklarını saklamıyorlardı.

En çok istenen “Biz bize olalım” teklifinde yatan düşünceydi. Farklı görüşten insanlarla birlikte olmak istenmiyor, bu hoş görülmüyor ve galiba tehlikeli de bulunuyordu.

Zaten her ay orada da sürmesi beklentisiyle çıktığımız Ankara deplasmanı o tek geceyle sınırlı kaldı, bir daha tekrarlanamadı.

Sonunda Ankara İstanbul’u da etkisi altına aldı ve bizim fasıl geceleri tarihe karıştı.

Bazen ‘fasıl’ macerasında yoldaşım Erhan Köknar ile, “Yeniden mi başlatsak” diye konuşuruz; sohbet, benim “Değer mi?” itirazımla sonlanır.

Umudu yitirmek bizlere haram

İlk olarak dün gece şunu fark ettim: Bu alanda en iddialı olanlarımız bile yarını öngöremiyor…

Oysa bizler hep yarın ile ilgili umutlara dayanarak ayakta durabilen bir meslek camiasının üyeleriyiz.

Kendi hesabıma ben umudumu hiç yitirmedim.

Yarın bugünden daha iyi olacak ve daha mutlu edecek bir Türkiye’de yaşayacağız.

Öyle olmasa sizlerin de zaman zaman uğradığınız bu site için bunca emeği sarf eder miydim?

ΩΩΩΩ

7 YORUMLAR

  1. Kumar oyununda eğer hile yapılmazsa kimin kazanacağıni kestirmek zordur… Bir ülkede de kurumlar ve İlkeler islemiyorsa, bu kumar masasına döner. ..

  2. Üstat,

    “Çok güç şartlarda ileriye umutla bakan bir grup gençtik işte.”

    Umudu doğuranda o güç şartlar değimiydi aslında?

    Çok selamlar

  3. Koru, “bizi muhalefet dönemi daha mutlu ediyordu” diyor. Tabii, o sıralar, omuzunda “yumurta küfesi” yok, etrafında da “altın yumurtluyan tavuk” yok. İktidar, Gazeteci de olsa, TEMELDE SAĞLAM OMURGASI OLMIYANLAR için İDEALİ (Allah rızasını – manevi kazancı-) unutturuyor, maddi menfaat ve dostuna ÇALIM ve HAVA ATMAYI hatırlatıyor. Dostlukların üzerine “SAPITMA TAŞI” döşeniyor.
    14-15 yaşın civari idealizmin boy attığı, sorumluluk ve Menfaat duygularının olmadığı sevgi dönemleridir. Bu gerçekleri şu gerçekle açıklıyabilirsiniz :
    Çok kimse, 3-5 yaşındaki çocuklarını camiye getirmeği marifet sanır ve onunla ovunur. Halbuki İslam, aklı erecek yaşta (7….) getir, öğret, diyor. Fakat, çocuk 10 yaşlarına gelince, bizimkinin ne hatırına gelir, ne de getirebilir, o genci. İşte, günümüzün dostluğu da böyle bir şey
    Koru, ” farklı bir yöne evrilme” den bahsediyor. Fakat, meşhur”ca’lığın verdiği hava ile bahsettiği çağlardaki “saf” lığını ve “hasbiliğini” yitirmiğe yüz tuttuğunu, hatta “gayret-i diniye”sindren hep birlikte çok şey kaybettiğini – o günlere göre – farkındalığını bile hissetmiyor. Heyhat ! Müslümanlar, bahusus müslüman aydınlar bu gerçeği görebilse. O takdirde, ” dini KIT ” insanlara da, topluma da yararları dokunur.
    Koru da yazık, yazık ki, o günlerine nazaran, “farklı bir yöne evrildi” ğinin FARKINDALIĞINI yitirmişe benziyor. Halbuki, kendisi YÖNETİMDE vazife almış biri de değil. Özal, büyük TRANSFDRMASYONdan bahsediyordu, ben ise, bunun yanlışlığından bahsediyordum. Türkiye, madden büyük kazanımlar elde etti, HARAM- HAKSIZ varlıklar ve varlıkLIlar, o günden bugüne. fakat, herkes itiraf ediyor ki, her geçen gün huzur HAYAL olmıya yüz tutuyor. Para ile saadet (olur zannedilse de OLMAZ). Soğan peynir ekmek yiyenden pek intihar eden duymuyoruz. Ya piyangocular….
    F.Koru”nun mezun olduğu OKULların mezunu, elzem 2 LİSAN bilen bir kişi İslamın ve onunla birlikte genel ahlakın, faziletin, alenin, namusun ERİDİĞİNİ GÖRMELİ, basma-kalıp cuma hutbelerindeki gibi
    – faydasız birlik ve beraberlk nutukları ve nostalji, dedikodu yerine – cemiyeti SARSAN olayları, eğitimi, Özgürlüğü, hukuku, medyacılığı görmeli ve o sahalarda kalem oynatmalı ve oynattırmalı, tahlil etmelidir.
    Nelerden hesaba çekileceğini de – herkes – HATIRDAN Çıkarmamalı. “Külli şey’in sebeba”.
    ” Farklı görüşte insanlarla birlikte olmak…” bu tek taraflı irade ile gerçekleştirilecek bir iş değildir. Demokrasi, insan hakları, hoşgörü laflarını lafta bırakmamakla olur. Bugün kendilerini çağdaş, laik, demokrat süsü veren kişiler bir Müslüman alim bile gördüklerinde saygıda kusur ettikleri gibi, senin İslami Ritüellerine saygı duymuyor. Beraber oluğun zamanlar, ne olur yani, içki içmeseler, dekolte giyinmeseler, Müslümanların hayat ve muamele haklarına ve hayvan haklarına gösterdikleri ilgi kadar, insan ve İslam haklarına saygılı olsalar birlik beraberlik sağlanır gider.

  4. Üstadım, eğer kişinin kıymeti, kamedinden yüksek olsa ve menfaat bataklığına batmasa o akordun bozulması mümkünmü? İslam’ın ışığını tuzak yapıp, insanları pervane misal etrafına çekenler, daha sonra keramet i kendinde zannettiklerinden, “insan Allah’ın verdiği nimetleri üzerinde göstermeli” demeye başlayınca, keramet izhar etmeye kalkıyor. Aynı hastalık bazen tenkit edenlere de bulaşıyor. Onlarda yanlışları göre göre doğruları görmez olduklarında, eyyamcıların dolduruşlarının cazibesi ile yanlışın dalkavukluğuna başlayınca, nefsin esiri oluyorlar. Bu ikisinin akordun tutturmak için ya Buhûrîzâde Mustafa Itrî, yada mozzart olmak lazım….. Rabbim sabrınızı artırsın. Sizi okumak bana zevk veriyor.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here