Bir yıl önce bugün âkıbeti meçhul bir yolculuğa çıkmıştık…

36
Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-02-04 12:05:02Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Bugün benim sizlere, bu sitenin sürekli okurlarına, teşekkür günüm.

Tam bir yıl önce bugün “Haydi bismillâh” diyerek başladığımız yolculuk ancak birlikte katlanılacak bir serüvendi çünkü.

Yazar-okur birlikteliğiyle…

Sitenin tepesinde yazı hayatımın 50. yılında olduğum yazılı. İzmir’de bir grup arkadaşla çıkardığımız ‘Gurbet’ dergisi sayfalarında 1966 yılında çıkmıştı ilk yazım. Son 30 yıldan fazla sürenin büyük bölümünde de gazetelerde yazdığım bir –çoğunlukla da iki– köşem oldu.

Geçen yılın başlarında kendimi birdenbire boşlukta buldum. Yazdığım gazetenin yöneticisi “Artık yazmanızı istemiyoruz; arzu ederseniz gazete bünyesinde kalmaya devam edin, ama yazmadan” dediğinde önce ne yapacağımı bilemedim.

Ayrıldım, işsiz kaldım ve her işsiz gazeteci gibi ben de “Kitap yazarım” tesellisine sığındım. Yazdım da kitabımı.

Ardından yine bir boşluk.

Her gittiğim yerde “Niye yazmıyorsunuz?” sorularına muhatap olmak…

Okur da okur yani

Yazarlık iki yönlü bir uğraş; yazar yazıyor, yazılar okurunu buluyor…

‘Okur’ da okur yani. Her gün yenisini kaleme aldığım için hep ileriye bakmam, yepyeni konularla okur karşısına çıkmam gerekiyor yazar olarak; okur ise okuduğunu beğenirse üstelik bir de gazetedeki köşeyi kesip saklıyor…

Karşılaştığımızda “Bende pek çok yazınız dosya halinde vardır” dediğini işittiğim okurların, yazmadığım süre içerisinde gerçekten dosyaladıkları yazılarımla karşıma çıktıklarını gördüm.

Bir değil iki değil hem de…

Okur yazarını okumak istiyor.. gazeteler ise yazarı okurla buluşturmak istemiyorsa.. ne olacak peki?

Uzunca bir süre bu soruya cevap aradım.

‘fehmikoru.com’ sitesi o sorunun cevabı olarak bir yıl önce bugün yayın hayatına başladı.

Tam 365 gün hiç aksatmadan bir yazıyla karşınıza çıktım.

Normalde yazarların yazmadıkları günler olur; ben de köşem olduğu dönemlerde haftada en az bir gün izin kullandım.

Kendi sitemi açıp okurla doğrudan buluşmaya başladığımda ise kendime izni yasak ettim. Rahatsızlandığım, seyahatlere çıktığım, önemli randevulara katılmam gerektiği günler çok oldu; ancak hiçbirinin yazıların önüne geçmesine izin vermedim.

Hayatımın en verimli ve beni en mutlu eden dönemi bu son bir yıldır” dediğimi işitirseniz inanın.

Soran herkese bunu söylüyorum çünkü.

İnternet yazarlığı bir maceradır

İnternet üzerinden okurla buluşmak, hele bir de siteyi siz yönetiyorsanız, yazara olağanüstü bir macera hissi yaşatıyor: Her gün kaç okuyucunun yazınızı okuduğunu bilebildiğiniz gibi, okurlarınızın her an nereden size ulaştığını da görebiliyorsunuz…

Dünyanın dört bir tarafından okurlar günün ve gecenin bir saatinde fehmikoru.com’a ulaştığında.. o anda bilgisayar önündeysem.. ve nerelerden siteye ulaşıldığını görebildiğim program da önümde açıksa.. anlık okur tablosu bir dünya haritası üzerinden bana bakıyor…

Çok keyif verici bir olay bu.

Hiçbir karşılık beklemeden ve hiçbir maddi karşılık görmeden yaptığımı bu işi unutturacak kadar büyük bir keyif…

Okur sayfada karşısına çıkan reklamın büyük getirisi olduğunu sanabilir; ancak sayfadaki reklam eğer ilgi çekmezse pek bir karşılık da getirmiyor. Olsun, yazar-okur birlikteliği maddi çıkarın önünde.

Bir gün sadece internet üzerinden ulaşılabilen yazılarıyla okur karşısına çıkan yazarların da, maaşlı gazete yazarları kadar, –hatta onlardan fazla, neden olmasın?– maddi imkâna kavuşabileceklerine inanıyorum.

Yazar daha ne isteyebilir?

İlk başladığımızda siteyi duyurma diye bir derdimiz vardı; onu sosyal medya aracılığıyla sağlama yollarını aradım. Twitter’da (@fkoru) 355 bin kadar takipçim var ve yazdığım yazıları yalnızca onlara duyurarak bugünlere geldik.

Başlarda birkaç yüz olan okur sayısı, çok kısa sürede, binlere –bazı günler onbinlere, hatta yüzbinlere– ulaştı.

Her gün çıkan birkaç gazetenin toplam gerçek satış rakamının üzerinde bir okur kitlesi…

Daha ne isteyebilir bir yazar?

“Yazılarınızdan bizi mahrum bıraktınız” diyen kıdemli okurlarla hâlâ karşılaştığım için, sitenin bir yılı bulan ömrüne rağmen varlığını ilgilenebilecek herkese duyuramadığımın farkındayım.

Duyulmasın, okur kitlesi sınırlı kalsın isteyenler var ve onlar sonuç alma konusunda bizden daha mahirler. Yıl içerisinde kimbilir kaç kez onların siber saldırılarına maruz kaldık; def edebilmek için özel çabalar sarf etmemiz gerekti.

Eh ne yapalım 2017 Türkiyesi ve dünyası biraz böyle bir dünya işte: Bir yandan her sesin duyulmasına imkân sağlayan teknik kolaylıklar var, aynı teknik kolaylıklar bir yandan da o sesin duyulmasını engellemeye yarayabiliyor.

Bunun ne kadar anlamsız bir çaba olduğunu bir gün herkes anlayacak.. ama bakalım hangi gün?

Neyse, bugün bizim günümüz, ‘fehmikoru.com’ sitesinin.. benim.. sitenin okurlarının günü…

Sevinelim.

Teşekkürler:

Site açma fikrini yıllardır savunan ve sonunda bana “İşte ismini taşıyan sitenin hakkını da aldım, kullan artık” diyen gölgedeki dostuma müteşekkirim.

Yoğun doktora çalışmasını yürütürken sitenin teknik işleriyle, okur yorumlarıyla ilgilenmeyi ihmal etmeyen, bu arada ‘Dr.’ unvanını da kazanabilen oğlum Ahmet Taha Koru’ya da… Site devam edebilsin diye ek maddi imkân sağlayan aile fertlerime de…

Ancak esas teşekkürüm, siz okurlara… Her gün okumasaydınız.. yorumlarınızla zenginleştirmeseydiniz.. yine de yazar mıydım?

Hayır, yazmazdım.

İyi ki varsınız…

ΩΩΩΩ

36 YORUMLAR

  1. 1998 yılıydı sanırım… Konya da universite ogrencisi iken devamlı takip ettigim gazeteci fehmi koru ile Afra da karşılaşıp tokalastigimizda tombul parmakları dikkatimi çekmişti..

    İyi ki varsınız.. ellerinize ve kaleminize sağlık

    Daha nice yıllar yazılarınızı takip etme ümidi ile …

  2. Yazılarınızı her gün takip ediyorum eşe dosta ;fehmiabi kendi sitesinde yazıyor diyorum.hatta ocak medya logosunu facebook hesabımda paylaştım sırf kaliteli yazarlardan mahrum kalmasın çevrem diye ha bu arada sitedeki reklamlara da tıkliyorum napolyon un dediği gibi…….!

  3. Fehmi abi, yazılarınızı 1996 yılından beri ufak kesintılerde olsa sürekli okudum.Bilgi ve donanımıza hayranım.Ve sizden cok şey öğrendiğime inanıyorum.Siz gazete değiştirdiginiz sürece bende gazete değiştirdim.Ama internette bi ara ulaşamadım.Şimdi ise okumaya çalışıyorum.Allah sizin gibi okuyarak ve araştırarak yazan insanların sayılarını arttırsın dünyamızda.Kıvırmadan yazmaya nice yıllara.Teşekkürler abi…

  4. Fehmi Bey’i 1970’li yıllardan beri takip ederim.Zaman’da,Yenişafak’ta,Star’da
    aşağı yukarı kesintisiz okudum.Habertürk’te
    çok az okudum,arada sırada.Doğrusu,yazar
    nereye giderse ben de oraya giderim anlayışında değilim.Bazı yerlere gitmem.Hele
    bazı gazeteleri para vererek mümkün değil
    almam.Böyle bir seçiciliğim var.Şimdi internet gazete almayı gerektirmiyor, internetten takip imkanı var.Ama gene de bazı gazetelerin yazarlarının sürekli okuyucusu olmam.Köşe yazarlarının
    yazılarını veren sitelerde yazarların yazılarının
    başlıklarını şöyle bir tararım.Başlık dikkatimi
    çekerse arada sırada bir okurum.

    Bu sitede Fehmi Bey’in yazılarına çoğu kez
    muhalefet yorumları yazdım.Hatta bazı yorumcular,”git kardeşim,sen falan falan gazeteyi oku,ne işin var burada?”bile dedi.

    Fehmi Bey’e bazı konularda muhalif olmam,O’nun usta bir yazar olduğunu söylememe engel değildir. Kendisinin yazmasında fayda var.Başarılar dilerim.

  5. sayın yazar ben sizin ikiz kardeşinizi daha çok seviyorum. gözü pek gazeteci ülkemizin en kaliteli kulis yazarı taha kıvanç beye nice yıllar dilerim. Ahmet bu sefer yayına ol yorumumu

  6. Otuz yıldır sizi kesintisiz okumasaydım yine de bugünkü fikrim olur muydu? Hayır, olmazdı her halde…
    Var olun, bereketli olun İnşallah…

  7. Yazılarınızı 1980lerden bu yana okuyor ve takip ediyorum.
    Allah razı olsun sizin fikirlerinizden çok faydalandım.
    Ufuk açıcı olduğunuz kadar insanı araştırmaya ve düşünmeye sevk etmeniz de takdir edilmeye değer bir yanınız.
    Kitabınız çıkar çıkmaz aldım ve okudum. Ancak bence yazılması gerekenin çoğu konuların orada yer almadığını gördüm.
    İnşallah tamamlayıcı bir kitap daha yazarsınız ve ülkemize nasıl bir tuzak kurulduğunu da orada okuruz.
    Saygılar

  8. Yazdıklarınız AYSBERGin görünen yüzü… Belki denizin altında kalan kısımlarını ileride “YAZAMADIKLARIM” adlı kitabınızdan okuruz… İnşallah… Sağlıkla kalın… Çanakkale’den selâmlar…

  9. Gerçekten, ” yepyeni konular”la okur karşısına çıkmak gerekiyor. Bu ülkede basmakalıp nutuk ve sipariş üzerine, yapılan dualarla BİRLİK – BERABERLİK tesis edilemez. Birlik-Beraberliğin bir SONUÇ olduğu bilinmeli. Karşının hakkını yiyeceksin, zulmedeceksin, malına, canına ,ırzına, dinine tecavüz edeceksin ; sonrada birlikten-beraberlikten bahsedeceksin.
    Rüşvetle, Hazine ve Devlet malı yağmalarıyla, her türlü haram ve günahlarla semizimiş kimselerin DUAsının kabul olunmıyacağı açıklanmalıdır. İslamın, cemiyetin depreşen yaralarına nasıl çözümler getirdiğini, hakiki dini bilen ve araştırabilen yazarların delilleriyle(kanıt) dile getirmesi, eyleme geçirmesi gerekir: Hele, dini eğitim almış yazarlar bilhassa

    İslamda “servet eşitliği”nin olmadığı, olmıyacağı ; Suyu getirenle testiyi kırıp, yan gelip yatanın bir
    tutulamıyacağı izah edilmelidir. Ancak, İslamın “Harcama dengesi”ni tesise uğraştığı ortaya konmalıdır.
    Haramdan kazanılan paralarla yapılan iyiliklerin, yapana bir yarar sağlamıyacağı belirtilmelidir.
    Televizyonlarda, aile, ahlak ve çocuk katliamı yapılmaktadır. Milletin çekirdeğini teşkil eden aile
    – Batıcı, İslam dışı feminist telkinlerle ve komünist fikirlerle – çaktırmadan çökertilmiye çalışııyor.
    Rütük, dost beni pazarda görsün icabı, gene AB’nin kuralları gereği göstermelik bir kuruluş durumundadır. Bu konu başlıbaşına millet için bir hayat-memat meselesidir ve üzerinde ısrarla durulmalıdır.
    Atatürk’e medyun olmak, sevgi beslemek öyle lafla olmaz. Atatürkçülük, Atatürk’ün getirdiği ve getittirdiği vergileri tamı tamına ödemeği, kaçırmamayı gerektirir. Millet hazinesini yağmalmamayı, rüşvet ve kayırmalarla devlet mülkünü talan etmemeği – vergi vermemek bir yana – sahte belge ve oyunlarla haksız yere vergi idesi almamayı, hazineyi soymamayı…… gerektirir. Eğer, bunları yapıyorsan , sen Atatürkçü değil, istismarcı, menfaatçı, şarlatan bir alçaksın, demektir.
    Milletin barış ve huzuruna birlik ve beraberliğine engel olan bunlardır.
    Başka nice hususlar var, F.Koru’ya ve yöneticilere konu olarak…. Bunlara da zamanla…..

  10. Nice yıllara Fehmi bey. Çalışkanlığınız,mesleğinize bağlılığınız,disiplininiz,ciddiyetiniz; eminim gelecekte sizi “unutulmaz”lar arasına çoktan yerleştirmiştir.
    Size ayrıca; çok özel bir gerekçeyle-ki burada aktarmakta sakınca görmüyorum- önem veriyorum ve yerinizi “vefa” köşemde ayrı tutuyorum. Bir sağlık sorunu nedeniyle geçirdiğim operasyondan sonra ülkeye dönerken, siz beni onca kalabalığın içinde bir meslektaş yakını olarak farkedip, üşenmeyip yanıma gelip “geçmiş olsun” deyip yerinize dönmüştünüz. Egosu şişkinleşmeye çok yatkın gazetecilerin ben-merkezci “hep bana” tutumlarına karşı, ibretlik bu davranışınızı asla unutamam. Şimdi yeri gelmişken yeniden anıyor ve aynı duygulanmayı yaşıyorum… hep yazın, hep okuyalım.

  11. Mürekkebiniz, hergün burada biraz biraz damlarken kimilerinin canını sıkıyor, kimilerini mutlu ediyor..Ben; mürekkebinizden canı sıkılanları gördükçe mutlu olanlardanım işte o zaman ne kadar doğru bir iş yaptığınız tescillenmiş oluyor…Sizlere; bu kadar anlamlı, güzel bir iş yaptığınız ve bizleri her sabah hiç sıkılmadan aydınlattığınız için müteşekkirim Sayın Koru…Mürekkebiniz daim olsun…

  12. Kalemin daim olsun. Senin gibi doğru bildiğini korkmadan söyleyen, ‘Allah darılmasın da kim darılırsa darılsın’ diyen yazar kalmadı nerdeyse… Bir elin parmağını geçmez. Vesselam…

  13. 1960’ta DP’li olmadığım halde ‘sen DP’lisin’ yakıştırması ile işimden kovuldum. Askerler bana iş verdiler ve 1961’de İzmir’e gittim. İzmir’de tanıştığım ve birlikte sosyal faaliyetler gösterdiğimiz kişilerin başında Fehmi Koru’nun babası Muzaffer Koru gelmiştir. Muzaffer Koru Akevler Kooperatifi’nin kurucu murakıbı idi. Yeşilay, Türk ocağı ve Milli Nizam Partisinde onunla birlikte çalıştık.
    Fehmi Koru İlhan Emci ile birlikte o zamanın İzmir gençliğini temsil ediyordu. Akevlerde A.Kaynak Yayınevi’ni kurmuş ve ben dahil bir çok kimsenin yayın hayatına girmesinde onlar ekili olmuşlardır. Kendisi, Erbakan ve Gülen gibi Adil Düzen içinde değil de, cari düzen içinde yayıncılık yapmayı tercih etmiştir. Kendisine bir önerim olmayacaktır ama Ahmet Koru’ya önerilerim vardır.
    1- Ocakmedya’ya bankada bir hesap açtıracaktır. Ocakmedya’yı destekleyenler abone bedellerini bu hesaba yatıracaklardır.
    2- Dergide özel alan açılacak, abone okuyucular bunu günlük olarak takip edeceklerdir. Abone olmayanlar yazıları üç gün sonra okuyabileceklerdir. O yazarları günlük okumak isteyenler abone olmak durumundadırlar. Böylece o yazarları desteklemiş olurlar. Abone bedelleri bu yazarlara okuyucusu adedince bölüştürülecektir.
    3- Dergiyi aboneli alanlardan özel reklam kabul edilecek. Hakemliği kabul eden işletmelerin adları ve iş adresleri ile yayınlanacaktır. Bu reklam bedelleri ile Ocakmedya’nın yayın masrafları karşılanacaktır.
    4- Ocakmedya’nın aboneli okuyucuları çoğalırsa, dergi yazılı dergi haline dönüştürülecektir. Abone bedellerinin yarısı dağıtıma, yarısı de yazarlara verilecektir. Yayına tamamen yazarlar ve okuyucular hakim olacaktır. Yayın yöneticilerinin hiçbir yönüyle ne okuyucular ne de yazarlar üzerinde bir etkileri olacaktır.

  14. Lutfen yazmaya devam edin. Sizi okumak bir keyif. Onemli olan goruslerinizin coguna katilmak degil, zaten oyle olsa daha az cazip olurdu. Taha Kivanc da aramiza donse ne iyi olur.

    Ufak bir de elestiri: OcaK Medya ne yazik ki gittikce captan dusuyor. Hep iki uc kisinin benzer icerikli ve ne yazik ki maddi ve mantik hatalari iceren yazilari. Bir tek ekonomi ve Balkanlar konusundaki yazilar icerikli ve doyurucu. Ozellikle Ortadogu’yu daha cok one cikartmalisiniz bence. Bakin artik guzel bir “rakibiniz” de var: haberiyat.com .

  15. Teşekkürler; Içinde bulunduğumuz büyük ve karanlık boşlukta, gözümüzün Feri olduğunuz için. . zalimlerin içine saldığınız korku için.. mazlumun gönlünde yeşerttiğiniz umut için… Ve bizi sizin gibi düşünme mecburiyetinde bırakıp diyet ödetmediğiniz için.. NecatiAlıç

  16. Muhterem Fehmi Bey;
    Yazmak ve okurlarıyla bir yolla buluşmak, sosyal sorumluluğun bir gereğidir. Ayrıca kültürel terakkimizin güzel bir yansımasıdır. Okurlar var olduğu sürece, yazarlarımız da olacak ve medenî/demokratik bir ortamda düşünen-fikir yürüten bir toplum olacağız. Böyle ideal bir toplum oluşturmak, geleceğimiz için ümit vericidir. Allah, sağlık verdikçe yazmaya devam edin , okurlarınız arkanızdadır…Nice yeni yıllara….prof. dr. ali seyyar

  17. Yazmak ve okumak en güzel iki eylemdir..Teşekkürler duayen gazeteci yazılarınızla ruhumuza CAN kattınız..(Sayfadaki reklamları tıklarsak siteye katkı sağlarız dostlar)

  18. Allah cc bu hizmetinizi müsbet yolda kullanmanızı daim etsin hayırlara vesile kılsın yolunuzu açık eylesin

    Bu köşedede bizlere yer verdiğiniz için teşekkür ederiz.

    Hayatın zevki zorluklarla geliir
    Kolay olan zaten kolaydır
    Ona hiç zahmet etmeden ulaşırsınız bir kıymeti değeri olmaz
    Önemli olan zoru başarabilmektir
    Gördüğüm kadarıyla tecrübeniz sizi başarılı kıldı.
    Bu başarınızı Allah cc daim eylsin…

  19. Yazılarınızı takip ediyorum
    Gündemdeki herhangi bir konuda bazen siz ne düşünüyorsunuz diye bakıp detaylı okuduğum bile oluyor
    Neredeyse çoğu sabah sizi okurum
    Normalde çok yoğun çalışıp çok vaktim olmamasına rağmen sizi okurken dinlenip bakış açınızdan birşeyler öğrendiğime seviniyorum
    Oysa normalde çok az kişiden bişeyler alabilen birisiyim
    Yazmadığınız dönemde sizi aradığım ve bulamayınca üzüldüğüm oldu
    Herhalde çoğu kişi sizi bilmiyordur
    Fakat buna rağmen bence çok nitelikli bir okur kitleniz vardır
    Ne yazıkki sizin gibi yazarların sayısı çok az
    İlk defa hergangi bir yere yorum yazıp gönderiyorum. Nornalde hiç vakit ayırmam
    Ama size duygu ve düşüncelerimi belirtmek istedim
    Başarılarınızın devamını diliyorum
    İyi günler

  20. Yazılarınızı her gün takip etmeye çalışıyorum. Saat farkı sebebiyle istirahate çekilmeden okumuş oluyorum çoğu kez ki zannediyorum ilk yorumu ben yapıyor olacağım bu yazıya o sebeple.

    Sizin seviyenizdeki bir insanda (sadece profesyonel olarak değil, manevi donanımızdan da bahsediyorum) olması gerekirken hala göremediğim bir eksikliğiniz var. Hala Kürt sorununa, Kürt olmasalar dahi doğu/güneydoğu’da yaşadıkları için bu sorunun çözülmemesi sebebiyle hayatları alt üst olan onbinlerce insana dair elle tutulur bir yazı yazdığınızı göremedim. İnsan hakları ihlalleri yönüyle dahi konuyu ele alamıyorsunuz. Bu sizin 50 küsür yıllık kariyerinizde üzerinizde bir leke olarak kalacak bir eksiklik olacak gibime geliyor. Umarım on binlerce insanın etnik kimliği yada doğduğu yer sebebiyle maruz kaldığı insan hakları ihlallerine değinecek olgunluğa ulaşırsınız bir gün.

  21. Her sabah erkenden kalkıp acaba bu gün ne yazmış diye merak edilen bir yazar olarak sizi takip etmek gerçekten bir şeyler öğrenmek için bende size çok ama çok teşekkür ederim. Siz ömrünüz olduğu müddetçe yazın. Bende ömrüm olduğunca sizi okuyayım.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here