Brunson’u bizden biri yapmak elimizdeydi; etkili kilisesini ezeli düşmanımız yaptık…

67

Galiba ‘Cemal Kaşıkçı olayı’ ile ilgili yazılarıma bir günlüğüne ara vermem gerekiyor.

Andrew Craig Brunson, kısa adıyla ‘papaz’, dünkü duruşması sonucunda serbest kaldı ve ülkemizi terk etti.

Bugün için bu Kaşıkçı‘dan daha önemli bir olay.

Olayın önemi, önemsiz bir olayı ülkemiz için gereksiz yere önemli hale getirmemizden kaynaklanıyor. Devlet, aramızda böyle birinin yaşadığından ve amacının kilisesine yeni inançlılar kazanmak olduğundan, Brunson‘un altı ayda bir yenilemek zorunda olduğu ikamet belgesini yenilemek için başvurmasıyla öğrenmişti.

Brunson 20 küsur senelik misyonerlik hayatında Türkiye’den kilisesine yalnızca 20 kadar kişi kazandırabilmiş… Onların yarıya yakını konu mahkemeye intikal edince ‘gizli-açık’ tanıklar haline dönüştü.

Türkiye’nin misyonerlik tarihi

Türkiye Hıristiyan misyonerler için verimli olabilecek bir ülke değil. Bu ülkenin insanları, doğru dürüst eğitim almamış olanları da dahil, Hıristiyanlığın ‘üçlü tanrı’ inancını benimsemiyor.

Amerikalı papaz Brunson bunu yaşayarak öğrendi.

Kendisinden yaklaşık 350 sene önce, yine aynı amaçla İzmir’e gelmiş olan Christoph Wilhelm Lüdeke‘nin Danimarka Kralı VII. Christian‘a sunduğu ayrıntılı raporu okusaydı, eminim, buralara kadar gelmeye hiç zahmet etmezdi.

[10 seneyi bulan İzmir’deki misyonerlik döneminde Lüdeke’nin yaşadıklarını anlatan rapor tarzında yazılmış kitap ‘Türklerde Din ve Devlet Yönetimi: İzmir, İstanbul 1759-1768’ adıyla (Kitap Yayınları) Türkçe’ye de çevrildi.]

 Türkler üzerindeki misyonerlik çalışmasının sonuç aldırmayacağını erken fark eden Lüdeke, “Türkçe öğrenmekten kısa süre sonra vazgeçtim, çünkü bana bir yararı olmayacaktı” itirafında bulunuyor (s. 36).

‘Evanjelik’ eğiliminde bir papazmış Brunson, onun inancının ise Türkiye’de hiçbir şansı olamazdı zaten. Biz o tür inançlara müsait olmayan bir milletiz.

Rhonda Sluis, misyonerliği terk eden Amerikalı..

Rhonda Vänder Sluis de, tıpkı Andrew Craig Brunson gibi, ülkemiz insanlarını Hıristiyan etme amacıyla 1990’lı yıllarda ABD’den gönderilmiş bir misyonerdi. Daha önce aynı amaca hizmet ettiği Haiti ve Pakistan’dan sonra Türkiye’ye gelince, burada zaten var olan bir misyoner teşkilatının hizmetine girmişti.

Türkleri tanısın, Türkçe öğrensin diye İstanbul’da bir ailenin yanına aynı teşkilat kendisini yerleştirdi.

O da ‘Evanjelik’ bir misyonerdi.

Ülkemizde geçirdiği 4 yılın sonunda, Rhonda Hanım, tek bir kişiyi Hıristiyan yapamadığı gibi, evlerinde kaldığı Türk aileden ve onların müslümanca yaşayışlarından öylesine etkilendi ki, misyonerliği terk etti.

“Seni öldürmeye gelen…”

Sezai Karakoç‘un “Müslüman, İslam’ı öyle canlı ve diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin” diye bir sözü var; onu akla düşürüyor Rhonda Sluis‘in yaşadıklarına dair yazdıkları…

Hıristiyanlık adına övünebileceği ne varsa, onların çok daha fazlasının evlerinde kaldığı müslüman ailenin bireyleri tarafından yaşandığını görmek çok şaşırtmış onu. İstanbul/Taksim civarında yaşayan Antalyalı Mustafa Amca, eşi Gülsüm Teyze ve çocuklarının hal ve tavırlarından olağanüstü etkilenmiş Rhonda Sluis‘Tales From Expat Harem’ adlı kitap içerisinde yer verilen yazısında “Hiç öyle kaybolmuş biri gibi görünmüyorlardı” diyor o ailenin bireyleri için…

Şunları yazan da o:

Çok iyi niyetlerle Türkiye’ye gelmiştim, zaten idealist bir iyi insandım. İnsanları dini inançlarını terk etmeye zorlamak benim stratejim değildi; kişi olarak iyi örnek olmakla ve Tanrı’nın insanları değiştirme gücüyle bunun gerçekleşebileceğine inanıyordum. Yaşadığım ülkenin insanları olan Müslüman dostlarımın kişi olarak daha iyi örnekler olmasını hiç beklemiyordum. Daha iyi olma yolunda değişecek insanın ben olacağımı hiç tahmin etmemiştim. Misyoner olarak başarısız oldum.”

Misyonerler Türkiye’de başarısız olmaya mahkumlar.

Bu ülkede 2000 yıldır kiliseler var. Hıristiyanlık ‘misyoner’ bir din olduğu ve farklı inançtan insanları kendi safına çekmeyi amaçladığı için misyonerlerin varlığı da ülkemizde hiç eksilmemiştir.

Lüdeke 1750’lerde, Brunson 2000’lerde “Belki burada olabilir” diye İzmir’e gönderilmişler ve ikisi de hayal kırıklığı yaşamış durumdalar. [Bu iki örnekle ilgili önceki yazım için.]

‘Misyoner’ dediğin yeni birini dinine kazandırmak için herkesle görüşecek, onları ikna edebilmek için her yolu deneyecek, nabızlarına göre şerbet vermekten çekinmeyecektir.

Gönderilen özel uçakla Beyaz Saray’a doğru yola çıkan Brunson da herhalde öyle davranmıştır.

‘Casusluk’? Şu sırada ülkemizde o kadar çok sayıda ‘profesyonel casus’ fink atıyor ki, dikkatleri onların üzerinde yoğunlaştırmak çok daha verimli sonuçlar doğurabilir…

Öyle yapacak yerde, Lüdeke ve Sluis gibi sonunda kendiliğinden pes edebilecek birini, Brunson‘u, ‘Evanjelik Kilisesi’ adına kahramanlaştırdık.

Dünyaya hala Haçlı zihniyetiyle ‘bizden olanlar ve düşmanlar’ gözüyle bakan, en kalabalık gruba ABD’de sahip ‘Evanjelik Kilisesi’ni, hiç gereği yokken topluca Türkiye düşmanı haline dönüştürmeyi de başardık.

Ne kadar yazık.

ΩΩΩΩ

67 YORUMLAR

  1. Didem Hanım bana göre Branson sıradan bir rahipler bizim sayemizde bir kahraman oldu. “rahip brunsonun askeri uçakla gitmesi,
    askerlerle karşılanması,
    beyaz sarayda acilen karşılanması da bana sıradan bir rahip olmadığını dusunduruyor” bunu nedeni Trump ın onu seçim malzemesi olarak kullanması evanjalistlere harika bir seçim kozu hediye ettik. Ayrıca ülke nin itibarı ve ekonomisi zarar gördükten sonra rahibin 2 yıldan sonra serbest kalması bana birşey ifade etmiyor açıkçası rahibin 35 yil ceza talebi ile yargılandığını, savcının mutalasini degistirdigini gizli tanıkların ifadelerini geri aldığını unutmayalım. Yani gizli tanıkların ya eski ifadeleri yada şimdiki ifadelerinden biri yalan hangisi acaba?

    • rahibin 35 yil ceza talebi ile yargılandığını, savcının mutalasini degistirdigini gizli tanıkların ifadelerini geri aldığını öylece serbest kaldığını göz önüne aldığım için masum olmayabileceğini düsunüyorum.
      Ancak hangisi yalan bilemiyorum. Dolayısıyla kanılarımız tahminlerden ibaret.ve tahminlerimizde kanılarımızdan.
      Seçim malzemesi olması da binlerce secenekten biri sadece.

  2. “Yoksa güvendiğiniz başka bir paralel devlet mi ver?” Necip bey bu nasıl bir cumledir.? Sorularıma cevap vermek yerine böyle imalı çamur atmanız size hiç yakişmamıs benim güvendiğim tek Devlet var oda Türkiye Cumhuriyeti dir. Daha önce mevcut hukumete de güvenim vardı ama ben kimseye körü körüne baglanamam hatalarını götürürüm inancimin gereği bu. Lütfen üslubunuza dikkat edin tanımadığınız biri için ithamda bulunmayın. Bir Müslümana yakışmıyor.

    • Az önceki yorumama ilave olarak Necip Neye sormak istiyorum. Hükümeti desteklemeyince, Devleti sevmemiş mi oluyorum? İşte sizin gibi düşünmeyenlere bakış açınız bu?

      • Sadece hükümet ile devlet arasındaki ayrımı nasıl yaptığınızı ve seçilmiş bir hükümeti devletin yürütücüsü ve temsilcisi görüp görmediğinizi sordum size sayın Sıla. Hükümeti beğenmemek, sevmemek, icracı olarak tercih etmemek ayrıdır, hükümete güvenmemek ayrı bir kavramdır. Devletini sevip güvenen, tercih etmediği hükümeti de sevmek değil ama kabullenmek ve güvenmek durumundadır.

  3. Uluslararası işlerde ne şeytani hesaplar vardır bilemeyiz.
    Sonuçta zahiren görünenler iki taraf için iyi iş kotarıldığı anlaşılıyor.
    Siyasetin her çeşidinin ustadları oldukları kesin.
    Öyle olmasaydı bugünkü konumlarına asla gelemezler ,bir şekilde gelseler de uzun zaman tutunamazlar dı.
    Siyasetin bütün yollarının erbabı oldukları kesin.
    Siyaseten bütün yolların meşru sayıldığı yöntemlerle konumu koruma mahareti göstermektedirler.
    Belkide bütün yollar meşru sayılarak başarı sağlanmış oluyor.
    Sonunda adalet sistemi ağır yaralar alıyor.
    SÖZLERİMİZLE YAPTIKLARIMIZ ARASINDAKİ YÜZ SEKSEN DERECE FARK ANCAK BİZDEN HERKESİN UZAKLAŞMASINI SAĞLAR.
    İNANÇLARIMIZI TEMSİL EDEMEDİĞİMİZ ÖLÇÜDE KİMSE BİZE İNANMAYACAKTIR.
    ESAS KORKUMUZ İNANCIMIZI NASIL TEMSİL EDİYORUZ OLMALIDIR.
    KÖTÜ TEMSİLCİLER YÜZÜNDEN ÇOKLARI DİNDEN SOĞUYOR NE YAZIK Kİ.
    BU DURUMDA OLMAKTAN DAHA ÜZÜCÜ NE OLABİLİR.

  4. Kendi doğrularına güvenen; misyoner değil bilmem ne dini,mezhebi,ideolojisi,felsefesi gelmiş geçmiş bütün fikir akımlarına açık olur.
    Biz kendi inancimizi bilerek inanarak tercih etmişsek herkesi dinleriz ve izleriz aklımıza yatıyorsa kabul eder mantiğimiza ters geliyorsa kabul etmeyiz.
    Biz doğrulara inaniyor ve doğruları yaşarsak onlar bizi değil, biz onları etkileriz.
    Ben Amerikada her pazar kiliseye gitmeden korkmadım.Bu durumu eleştiren özellikle Ortadoğulu öğrencilerin birçoğu normal hayatlarında nasıl yaşadiklarını ,hayat tarzlarının onlardan daha berbat olduğunu gözlemledim.
    KONUŞMAK KOLAY;ÖRNEKTE GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE (BAŞKAN VE ADAMLARI) İŞ EYLEME GELİNCE ORTADA KİMSEYİ GÖREMEZSİN.
    Misyonerlik ten neden korkalım.Onlar Anadoluda çeşitli nedenlerle kamufle olmak için Müslüman olan Hiristiyanların peşindeler.
    Bazı kişilerin de kapağı gelişmiş ülkelere atmak için DÖNME eylemi olabilir.
    Bu olayda bütün Dünyaya gösterdik ki hukuk sistemimiz COLA TURKA (kendimizi hukuk alanında artık kör gözlere bile gösterdik; Türkiye de hukuk ve adalet budur)
    Bir reklamda olduğu gibi; Görüyorsunuz anlatmaya gerek yok.
    Eğer bir yerde güçlülerin hukuku varsa;Dünyadaki sizden daha güçlülerin hukuku işlemeye başlar.
    İNSAN OLARAK HUKUK VE ADALET ZAYIFLAR İÇİNDİR;GÜÇLÜ OLANLAR ZATEN GÜÇLERİYLE HAKKINI VEYA DAHA FAZLASINI HER ZAMAN ALIR.
    Bir zamanlar zayıf olup adalet adalet diye çiğlik atanlar;Gücü ele geçirince adalet adalet diye çiğlik attırıyorlar ne yazık ki.
    LANET OLSUN ZAYIFKEN ADALET İSTEYENLERİN ,GÜÇLENİNCE ADALETİ ÖLDÜRMEYE ÇALIŞANLARA.
    HER TÜRLÜ ADALETSİZLİĞE SESSİZ KALANLAR,EN AZINDAN İÇİNDEN NEFRET ETMEYENLER ;KENDİ
    ACI SONUMUZU HAZIRLAYANLAR OLACAKTIR.
    ‘BİRİLERİNE OLAN NEFRETİNİZ SİZİ ADALETTEN ALIKOYMASIN’ EMRİNE KULAĞINI TIKAYANLAR İÇİN NE ACI BİR SON VARDIR.
    YARADAN HERKESİ BU ACI SON DAN KORUSUN.

  5. Sezai Karakoç “Müslüman, İslam’ı öyle canlı ve diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin” demiş. Öğrenmiş olduk….

    Bu temelde doğru bir görüş ve tavsiye. Ancak, o klasik eski dönemden miras kaldığından yeni nesle hitap etmesi pek kolay değil. Eskilere daha yaygın olarak nüfuz edebilseydi keşke derken, yeni nesilde ilgi ve bir heyecan uyandırması konusunda şüphelerim var. Yeni dalga boylarını, yeni iletişim frekansları ve kanallarını denemekte fayda var.

    ******
    …..
    Ne kadar değer varsa toprağa ait,
    Yine toprağa gömüldü cancağzım…
    Yeni sentezler varsa dimağa ait,
    Şimdi onları ortaya koymak lazım!..

    Eski usul yetmiyor, her yer çorak,
    Bunlar hep acı tecrübelerle sabit…
    Bilgiye aç ve susuz adeta merak,
    Çağ internet çağı, devir müsait!…
    ……
    ******

  6. Casusluk
    Rahip Brunson casusluktan yargılanmıştır. İslamiyet’te casusluk men edilmiştir. “Tecessüs etmeyin” denmiş ve bir istisna getirmemiştir. Devlet sırrı diye bir şey yoktur. Casusların öğreneceği bir şey olmamalıdır. Biz İzmir’de kooperatifin ve partinin tüm toplantılarını açık yaptık. Kooperatifimiz gelişerek yaşamaktadır. %22’lerle teslim ettiğimiz partinin oyunu %1’e indirdiler. Kapalı toplantılar sayesinde bunu yaptılar.
    Kur’an’da münafıklardan bahsetmektedir. Farklı muamele yasaklanmıştır. Sadece savaşta hile meşrudur. Harekatları ve tercihleri gizli tutarsınız.
    Kur’an’a göre Hıristiyanlar ve Müslümanlar birbirlerini sever ve sonunda zafer onların olacaktır. Anadolu’da 1000 sene kardeş kardeş yaşadık. Sermaye’nin fitnesi ile son iki asırdır çatışmaktayız. Yalnız devletler arasında değil aynı zamanda halk birbirine düşman edinildi.
    Bizim Hıristiyan din adamlarıyla ve Yahudi hahamlarla bir sorunumuz yoktur. Bizim sorunumuz sömürü ve fitne merkezi olan Sermaye’dir.
    Koru’nun tespiti son derce doğrudur. Bir rahibi hiç bir elle tutulur delil yokken hapiste tutmak, İslam ve Hristiyanlığın arasının açılmasına sebep olmamalıdır. Hakemlerden oluşan gerçek, bağımsız, tarafsız, saygın ve etkin yargı oluşturmadıkça ne yapsak suçtur.
    Düzen değişmelidir. Zulüm düzeninde ne yapılırsa yapılsın zulümdür.

  7. 1-Bir Müslüman tebliğ vazifesini yerine getirebiliyorsa bu rahip de pekala misyonerlik yapabilir.Bunda sıkıntı yok.Zaten adamın 23 yıldır yaptığı yapmadığı ortada.
    2-İmaj hepten gitti.Evanjeliklere fena koz verdik rahip eliyle.
    3-Ak Parti seçmenine de durumu izahta zorlanacak.

  8. Necip bey ben sizizin Erdoğan tarafından uzaktan kontrollu ROBOT olduğunuza inanmaya başladım.
    Adam TC nin can damarlari olan bütün şirketleri gasp etti Şimdide İş Bankasina göz dikti ve Trump gibi DİKTATORLERDEN BAŞKA DOSTUDA kalmadı Turkiyeyi onlarin oyuncağı ve can simidi yapip iflas ettirdi, siz kalkmış onu savunuyorsunuz!
    Şu an benim Televiziyonda Trumpin seçim meydaninda gürlemesini dinliyorum, Rahibin dönüş zaferini kutluyor ve seçim için oy pusulalari gelmeye başladi oy verme işlemi başlamak üzere.
    2016 da Erdoğan ve taraftarlari Trump u nasil desdekledi ise şimdide aynisini yapiyorlar.
    Ben aslında bugün bu konuda yorum. yazdim fakat sansura takıldi.
    Siz ve sizin gibiler için ABD ve Trump TC den daha önemli.
    Önemli olmasa bu kadar sağir ve dilsiz olmazdıniz.
    Sucsuz bir insani sırf Trumpa malzeme yapmak için iki sene hapiste tutun sonrada hiç sıkılmadan savunma yapın!!!!!…. Yazık bu vatana kimlerin elinde oyunçak olmuş ….

    • Nurdan hanım sizin bazı tanıdıklarınız belki insanlar üzerinde çok etkili olup onları robot gibi kullanıyor olabilirler ama ben böyle robot gibi kullanılan , düşüncelerini başkasınınkilerle değiştirmiş, zihnini ve bedenini birşeyler karşılığında kiralamış biri değilim. Benim için kendi ülkemden ve ülkemin liderinden daha değerli başka ülke ve lider de yok . Hayatımda Allaha şükür başka ülkeleri, kültürleri, insanları ve onların liderlerini methetmek hayranlık duymak durumunda da kalmadım. Ben iyisi, kötüsü, doğrusu ve yanlışı ile ülkemden razıyım. Bir meselem varsa mücadelemi burada veriyorum. Ben vatanımı kimse oyuncak etmesin diye vatanımda savunmaya çalışıyorum kendi doğrularıma ve çapıma göre.

  9. Brunson’ın gerçekten misyonerlik faaliyeti için İzmir’e yerleşip yerleşmediğini bilmiyoruz. Olabilir de olmayabilir de.. Eğer sadece bir misyoner olsaydı ABD bu kadar yüksek perdeden gündem yapmaz, adamı kamuoyuna yansımadan yapacağı müzakerelerle alırdı.

    Bizim yetkililerin iddia ettiği gibi casusluk yapan bir kişi olması durumunda ancak ABD’nin seferber olması anlam kazanıyor. Sonrasındaki tutumlar ise tipik casusunu yakaladım diyen Türkiye Cumhuriyeti ve onu bana geri ver diyen ABD.

    Yani demem o ki; Sayın Koru’nun dediği gibi Brunson bizden yapılacak bir kişi değil..

  10. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun; twitter hesabından “Bugün ‘Andrew Brunson’ hakkında verilen mahkeme kararı Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu, Türkiye’de yargının tarafsız ve bağımsız olduğunu ortaya koymuştur.”
    Türkiye’de şu anda yürütülen yüzlerce dava mevcut. Hiçbirisinde beraat kararı alan insanların anında yurtdışı yasakları kaldırılmıyor, anında pasaportları verilmiyor, sadece hapisten çıkmış oluyor. 5 yıl altındaki cezaların kati sonucu gerekçeli karar açıklandıktan sonra istinaf mahkemesine olan standart itiraz ve beklenilmesi gereken en az 1 yıllık bir süreç. Bunlar oldu mu yok!?? Kıytırık 3 adamın mahalle dedikodusu yaptık bende o kanaat oluştu şeklinde şebeklik yapmaları ile Türkiye ve ABD arasında oluşan süreç, trajik ve bir o kadar da en ufak tabirle kalitesiz insanların kalitesiz şovları ile son buldu. Ve kurguladığınız tüm senaryolar, kıyamet senaryoları da başta olmak üzere ne olacak, 3 tane dedikoducu adam ülkeleri gerdi bu kadar denilerek bitirilecek ve altından Türkiye bir hukuk devletidir, hukuk ne demişse onu yaptık diyerek şişirilmiş egomuzu tatmin mi edeceğiz!? Bu tarz adi-aşağılık dedikodular-senaryolar ile muteber kabul ettiğiniz yaratıkların isnatları ile belki de binlerce insan töhmet altında tutuluyor ve görmeyerek, duymayarak, hissetmeyerek tüm bu sürece yardım ve yataklık edip azmettiricisi destekleyicisi olduğunuzu ne zaman fark edeceksiniz?
    Dünün konusu kusursuz cinayet yoktur şeklinde idi, bence topyekün çoğunluğa ulaştığınız her haksız eylem kusursuz cinayettir!

  11. Fehmi bey, size tamamen katılıyorum. Keşke bu söylediklerinizi bir de, birileri dinler arası diyalog gibi mantığı, felsefesi gayet açık bir şeyi garabet bir şekilde yorumlayarak, ülkemizde birçok Müslümanın Hıristiyan olmasına sebebiyet verdiğini iddia/iftira eden marjinal tiplere de söyleseydiniz.

  12. Ercan güven pisa sonuçlarını ülkemize gururla kazandıran lise talebeleri düzeyinde.
    – Olayları analiz yeteneği olarak da, duygusal olarak da… Gelişmemiş. Yani nerden basarsan bak, sağdan, soldan, yukardan, aşağıdan, tek görünen şey gelişmemişlik, hamlık, ergenlik, çocukluk.
    – Dolar fırlamış, şirketler batmış, halk yoksullaşmış. fakat buna karşılık cia ajanı (necip güvenin iddiası. normal hiçkimse rahibin casus olduğuna inanmıyor) bir rahibe 2 yıllık hapis yatırabilmek.
    – Nasıl bir aşağılık kompleksi ise, ülke mahvolsun ama cia ajanını 2 yıl hapis yatırabilelim.
    – kafa bu, düzey bu. kompleks bu. psikoloji bu. doğal olarak lider de bu: “dünya lideri”.
    – hukuku, ahlakı, dini, insanlığı, iyiliği, hiçbir değeri ve hiçbir olayı, olguyu kavrayamayan bir düzey. emirle karar veren mahkemede umurunda değil vatandaşın. Pardon tebaanın, kölenin.

    • Necip bey bir beyefendi. Sana senin dilinde karşılık vermez.
      Burası herkesin fikirlerini özgürce ifade edebildiği bir platform. Burasının sahibi zaten ifade özgürlüğü sorunu yaşadığı için burada yazıyor. Sen kim oluyorsun ki hem hak ve özgürlüklerden dem vurup hem de kendin gibi düşünmeyen insanlara hakaret edebiliyorsun? Bırak herkes özgürce, istediği gibi fikrini yazsın. O da söylesin sen de söyle. Ben sana hakaret etmeyeyim sen de ona etme. Biraz medeni olalım. Yok herkes benim gibi düşünsün hissetsin diyorsan otoriteyle derdin varmış gibi davranma. Ama Kafa bu, düzey bu, anlama bu, anlayış bu. Ahlakın tanımı hakkında fikrin var mı senin? Kendine yapılmasını isyemediğin şeyi başkasına yapmamak nedir fikrin var mı? Bu iktidar sana çok bile. Daha iyi yönetilmeyi hak etmediğin ortada. Sen adam olunca daha iyileri gelir hiç merak etme. Daha fazla bir şey söylemeye değmezsin, anlayabileceğini de sanmıyorum.

      • Emre hakan!
        Yazdığın yorumdan, bana uymayan yönetimin senin karakterinle birebir uyuştuğu sonucunu çıkardım. Yani bu yönetim senin layık olduğun yönetim. doğru anlamış mıyım?

        • Ne olayları doğru anlayabiliyorsun ne yazılanları doğru okuyabiliyorsun. Adım dahil. Bir de zekadan bahsediyorsun. Muhasebe yapmayan, anlamaya çalışmayan zeka mı olur? Neyse, hiç umudum yoktu zaten.

  13. Biz, siz, onlar!….
    Hayal kırıklığı yaşamış olabilirler. Ancak başlıktaki gibi, onları “ezeli düşmanımız yaptık” ifadesinin geneli temsil ettiğini pek sanmıyorum. Bu ancak akıl-iman sentezi zafiyetinde onları için geçerli, misal neo-johnlar vs. Bunların dışında sade insanları ele alırsak, nasıl ki biz onların bizi anlayıp insanca/dostça davranmasını arzu ediyorsak, onlar da aynı şekilde… Kültür emperyalizminin bir şekli metodu değil de dinen ele alırsak eminim, onlar kendileri açısından bize yardımci olmak istiyorlar. Hatta, inandıklarıyla ulaştıkları mutluluğu bizimle paylaşmak istiyorlar. İşin ilginç yanı, dini olarak biz de ayni şeyi istemiyor değiliz. İnancımızı paylaşmayı onların da müslüman olarak din kardeşimiz olmalarını arzu ediyoruz. Onların dindarlarının kendilerini üstün görmeleri materyal alanında ulaştıkları üstün seviye ve bunun yarattığı psikolojiyle de ilişkili. Oysaki, bu üstünlük dindarlıktan ziyade istikrarlı çalışmış olmakla ilgili bir durum. Aralarında dindar bilim insanı bizde olduğundan kat be kat çok. Ve bu kesim ne şövenist ne de kötü insan örneği; bence onların en iyileri arasında. Buna kıyasla bizim klasik dindarlarımız (özellikle kendini alim seviyesinde gören ve ahkam kesenler) arasında bilim insanları pek az. İlaveten, bizim bilim insanlarımız arasında dindarların oranı onlarınkine kıyasla oldukça az. İşte tam da burada konu Akıl-İman Senteziyle çakışıyor. Ve bizde çokçası eksik olan bu. Bilgi aklı geliştirir ve özgüven oluşturur. İman ise ana doğrultuyu muhafaza eder ve akla gerektiğinde balans ayarı yapar, aynen aklın sözde imana sahip, ancak ameli bozuk olanlara balans ayarı çekebildiği gibi.
    Dolayısıyla ayağımıza kadar gelmişken “Brunson’u bizden biri yapmak elimizdeydi” de bunu yapamamışsak bunun sebebi Akıl-İman Sentezi zafiyetidir… Bilgi ve özgüven eksikliğidir….
    …….
    -Biz, siz, onlar… yahu kim bunlar?!
    Çitin iki tarafındaki insanlar;
    Birbirinin gözünü oyacak olan,
    Birbirine diş bileyen, düşman,
    Bir bakarsın şahinler,
    Bir bakarsın hainler,
    Hatta bazen kahinler…..
    -Nerede bunlar, hani nerede?
    İki arada, bir derede;
    Çitle ayrılmış orada burada,
    Ama hep aynı alemde,
    Akıl-İman sentezi zafiyetinde,
    Hep aynı vesvese, nefslerinde,
    İnsanlıktan uzak, sosyal hayvan,
    Nefsine söz geçiremiyor insan..
    -Ah rahmetli dedem, ona hürmeten
    Onun da dediği hep buydu zaten….
    ………

    Brunson’un ayrılırken “Kırgınım ama, Türkiye’yi yine de seviyorum” şeklinde bir laf etmiş olması hiç yoktan nasıl dolu ve pozitif bir imaj ise, bu salıverme olayında bizimkilerin “ bakın, burası Türkiye hukukun üstünlüğü olan ülke. Biz zaten hukukun gereği bu işi yapacaktık” şeklinde bir tavır içi boşça gözüken bir imaj…

  14. Yandaş medyadan bazı yandaşlar çok rahatsız olmuşlar rahip Brunson un gitmesine.
    Onları anlayabiliyorum…
    Haklılar bence…
    Az mı uğraştılar rahibe suç bulmak için, kameralara konuşturmak için maskeli gizli tanık bulup konuşturmak için çok çalıştılar çok.
    Sonuç kocaman bir hiç, adam uçtu gitti.
    Giderken bindiği uçaktan el salladigini soyleyenler var. Çok sinir bozucu bir durum onlar için.

  15. Turkiyemizin başına gelen musibetlerin sebebini bulamayanlara yardım ‘fesli kadir’ lakaplı Kadir Mısıroğlu dan geldi; akıl fazlalığından gelen musibetlerin ahmakliktan gelen musibetlerden çapca daha büyük olduğunu Twitter mesajıyla takipçilerine duyurdu.

    Tabi yaa! dünyanın en akıllı insanlarının yaşadığı ülkemize gelen musibetlerde büyük olur tabii…

  16. “Belki de Trumpa sizin dediğiniz gibi seçim öncesi son bir iyilik yaptılar” Necip bey Trumpa iyilik olsun diye ülkenin itibarı ve ekonomisi feda mı edildi? Yapılan hataları görmezden geliyorsunuz, bu nasıl bir bakış açısıdır?😞

    • Sayın Sıla, ülke ekonomisinin durumuyla ajanın ilgisi sadece abd nin ekonomik saldırısının bahanesi olma seviyesindeydi. Hataları görmezdem gelmesemde, herşeyi hata olarak görmüyor, özellikle eğip büküp hata olarak dillendirecek vesileler aramıyorum sadece.

      • Ama sayın Cumhurbaskanı al papazı ver papazı diyordu ne olduda diğer papazı almaktan vazgeçtik? Hiç kendinize bu tür sorular soruyor musunuz?

        • Ne olduğunu bilebilsek zaten bu kadar lafa gerek kalmayacak. Ama maalesef devletler arasındaki ilişkiler, görüşmeler, pazarlıklar sizin benim gibi insanların önünde, sokakta yapılmıyor. Bunlar en erken 30-50 sene sonra ortaya çıkıyor. Bu yüzden bilmediğimiz bir durumda ya yapana güveneceğiz ya da güvenmeyeceğiz. Ben devlete ve yetkililerine güveniyorum, siz güvenmiyorsunuz. Bu tartışmalar işin arkasını bildiğimizden değil, güvendiğimizi savunmak, güvenmediğimizi suçlamak amacından dolayı bu kadar uzuyor ve sonuç da çıkmıyor. Bu kadar basit esasında.

          • Siz tahminler üzerine yorum yapıyor sunuz Trump herhangi bir pazarlık yok diyor sizin bildiğiniz somut bir bilgi var mı? Ayrıca ben Devlete güveniyorum ama Hükümete güvenmiyorum, lütfen Devlet ile Hükümeti karıştırmayın. Ayrıca ABD bize ve ekonomimize bu kadar saldırırken sizin deyiminizle biz neden Trumpa iyilik yapıyoruz bu bir çelişki değil mi??? Sorular, sorular.

          • Siz tahminler üzerine yorum yapıyor sunuz Trump herhangi bir pazarlık yok diyor sizin bildiğiniz somut bir bilgi var mı? Ayrıca ben Devlete güveniyorum ama Hükümete güvenmiyorum, lütfen Devlet ile Hükümeti karıştırmayın. Ayrıca ABD , ekonomimize bu kadar saldıriyorken, sizin deyiminizle biz neden Trumpa iyilik yapıyoruz neden ekonomik saldırılar için eline koz verdik bu bir çelişki değil mi??? Sorular, sorular ama sizden ikna edici bir cevap yok.

          • Sorum N Guvene 30 40 yilmı dediniz?
            Ben Nato zirvesinin hemen akabinde bu bir “DANIŞIKLI DOVÜŞ” diye yazdim ve tahminimi de gene sizlerle paylaştım.
            Sizde not aldıniz.
            Buda görüliyorki! seçimleri kazanmak ici Devletler arası milletleri kandirma aantlaşması. “DANIŞIKLI DÖVÜŞ.”

          • Sayın Sıla, Devlet ile hükümeti güncel olaylarda nasıl ayırdığınızı bir açıklayabilirmisiniz acaba. Sizce demokrasilerde seçimle işbaşına gelen hükümetler yönetimde bulundukları süre içinde işleri devlet adına yürütüp, devleti temsil de etmiyorlar mı? Yoksa güvendiğiniz başka bir paralel devlet mi ver?

  17. burada tartışılması gereken en önemli konu türkiyede hukukun geldiği nokta. gizli ve yalancı tanık olayı ergenekon davalarında çok can yakmıştı. bazı fetö davalarında hiç tanımadığı ve görmediği kişiler hakkında tanıklık yapanlar var. brunson davasında rol oynayan 3 tanık ifadelerinde çark etti. hatta bir tanesi rahip brunsonu tanımadığını söyledi. hukuk tam bir komedi olmuş. getir üç yalancı tanık adamı ister mahkum et.. ister serbest bırak.. bu tanıklar ya birinci ifadelerinde yalan ve iftira attılar. ya da son ifadelerinde yalan söylüyorlar. her şartta bu tanıkların ceza alması gerekir..

  18. Bahçeli şaşkınlığını gizleyemedi..demecinde; her ne kadar bağımsız Türk Yargısının kararına saygısını dillendirmiş olsa da bir hayal kırıklığı yaşadığını belli ettiriyordu…Siyaseten alınan bu kararda, kendi iradesine yer olmadığını görünce, güç verdiği/gücüne sığındığı siyasi iradeye papaz kararında sorumluluk yüklercesine, kendini siyasi sorumluluktan veraste kılıyordu sanki.

    Erdoğan’ın bir açıklamasını duymadım henüz ama Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un, twitter hesabından “Bugün ‘Andrew Brunson’ hakkında verilen mahkeme kararı Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu, Türkiye’de yargının tarafsız ve bağımsız olduğunu ortaya koymuştur.” değerlendirmesi; okuduğunuzda, bunca yaşananlardan sonra, papaz hakkında verilen yargı kararına rağmen, yazılanın tam tersini düşünmenize sizi zorlayan bir itiraf niteliğindeydi.

    Trump’da, konuya dair ülkesinde ne gibi demeçler verdi; ”Rahip için siyasi ve ekonomik olarak çok çalıştık” demekten başka, bundan başkasını henüz bilmiyorum; onun da bir taşla iki (belki de bir çok) kuş vurduğunun yüksek hazzını yaşadığını düşünüyorum.

    Kuşlardan birincisi: Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde Evanjelistlere Bronson’u hediye etti ve ülkesinin genelinde, bir ABD vatandaşını esaretten kurtaran kahraman rolünde oylarını konsolide etti.

    İkincisi de: Dünyada, hukukunu kullanan ve (yalancı biri olmasına rağmen) sözünü dinleten/geçiren bir lider olduğunu kanıtlamış oldu.

    Biz de, rahip olayı üzerinden tarafsız ve bağımsız(!) bir yargımızın olduğunun,
    – Gerçekte bir ekonomik kriz yaşamıyor olduğumuzun farkına varmış olduk.

    Trump da, ona tevdi ettiğimiz hediyenin altında kalmaz da; bakalım şapkasından ne çıkaracak!

    • ……
      Belki bir tavşan çıkarabilir o hokkabaz,
      Amerikanın büyüklüğünü alınca baz,
      hatta orta parmağını bile çıkarabilir,
      Öyle ahlaksız, bugün onun elinde saz….
      …..

  19. Türk yargısının bu olaydaki rolünden hiç bahsetmemişsiniz Sayın Koru. Başka bir yazıya mı sakladınız yoksa neme gerek bana dokunmayan yılan modundamısınız.

  20. Öngörürüsüz yani görgüsüz bir dış politika. Bir meslek mensuplarını ‘monşerler’ diyerek küçümseyip varabileceğiniz yer burası. Sonuç sürpriz mi? Hayır

  21. Amatôr bir tahih okuyucusu olarak bie izlenimimi paylasmak istiyorum. Osmanli döneminde yogun sekilde gerceklesen misyonerlik faaliyetinin ana hedefinin o dönemdeki hiristiyan vatandaslarin mezhebini degistirmek oldugunu dûsûnûyorum. Rahip konusunda hatadan çok bilinçli bir tercihle durumun çarpitildigina inaniyorum.

  22. keşke misyonerlik fehmi beyin sandığı kadar masum olsa.
    ve misyonerler….
    bir iki sene önce bir ziyaret için karsa gitmiştim, kaldığım otelde çeşitli milletlerden kalabalık bir yabancı grup vardı. turist zannettiğim grubun daha sonra misyonerler olduğunu öğrenince bu kadar kalabalık olmalarına çok şaşırmıştım. karsta çok yoğun faaliyet içinde olduklarını söylemişti otel çalışanı.

    misyonerlik faaliyetleri tarih boyunca sömürgeleştirmeyle içiçe yürütülmüştür. misyonerliğin dini tarafı siyasi tarafına göre devede kulak kalır.
    Hıristiyanlık inancı, batı kültür ve medeniyetinin temelini teşkil eder. Hıristiyanlık inancı yayılırken, batının kültür ve medeniyetini de yayan Misyonerler emperyalist batıyı, çalışma yaptıkları ülkelere de taşırlar. Çünkü, kültür ve medeniyet, bir milletin varolma sebeplerinden biridir. O değerler törpülendikçe veya yok edildikçe, milli şuur da yok olur.
    Osmanlının son dönemi ve misyonerlik çalışmaları ve yabancı okulların açılması üzerinde kısa bir araştırma bile hayli zihin açıcı olabilir. Amerikan BOARD örgütü ve bazı söylemlerini araştırmakta faydalı olabilir.
    özellikle yabancı okulların üzerinde çok ince durmak gerekir. board türkiye topraklarını kilit ülke ilan etmiş, batıda merkez İstanbul, doğuda ise antep seçilmişti. 1900lerin başlarında 500 den fazla okul açmıştı. okulların en önemli amacı; bu okullarda okuyan Müslüman öğrencileri Hıristiyan inancına göre eğitmek değil, onları, kendi inançlarına, kültürlerine, diline, tarihine, yaşayış tarzına, örf, adet ve geleneklerine yabancı olarak yetiştirmek ve devletin önemli kurumlarının başına geçirmekti…
    1921’de Atatürk şöyle diyordu.
    ”Hiçbir hükümet kendi tebaasından olan on binlerce çocuğu kendi memleketi dahilinde bir yabancı heyeti tarafından her türlü teftişten azade olarak büyütüp onlara istediği gibi telkinlerde bulunulmasına müsaade edemez. Buna müsaade etmek çocukları yaşayacakları muhite düşman veya hiç olmazsa yabancı olarak yetiştirmek ve dolayısıyla onunla çarpışmaya mahkûm eylemektir.
    Bu ise gerek o çocukların gerek içerisinde yaşayacakları halkın felaketini hazırlamaktadır. Bunu engellemek ise hükümetin vazifesidir. Bundan dolayıdır ki Amerikalılar tarafından numune çiftliği ve bir benzeri müesseseler husule getirilip buralarda kendi tebaamızdan olan binlerce çocuğun Türk hükümeti ve milletine karşı dostane olmayan ve sadıkhane olmayan hissiyatla donanmış olarak yetişmelerine müsaade edemeyiz.
    1935 de Misyonerlerin faaliyetlerini yasaklamıştı.1945 de demokrasiye geçiş ile birlikte hürriyet havasından istifade ile faaliyetler artış göstermiş, Avrupa Birliği nin kurulması, Türkiye nin 1961 de Ankara Antlaşmasını imzalaması sonucu, halkımızda meydana gelen Avrupa ya hoşgörü zeminine bağlı olarak bu zeminden hareketle misyonerlik faaliyetlerine hoşgörü de artmış. maalesef fazlasıyla artmıştır.
    türkiye de hırıstiyanlığa geçen kişi sayısı bir kaç bini geçmez, her ne kadar amaç insanların dinini değiştirmek değilse de yine de tatmin edici bir rakam değil elbette.
    özellikle Müslüman topraklarda 21. yüzyılda misyonerlik çalışmalarından istenilen başarı elde edilemeyince de Vatikan tarafından İkinci Vatikan Konsülü’nde bazı kararlar alınmış, alınan kararlar hızla uygulamaya konulmuş ve diğer dinlerle diyalog kurma çalışmaları başlatılmıştır. Bu çalışmalar kapsamında İbrahimî dinler, tolerans vb. birçok terime vurgu yapılmış ve İslam-Hristiyanlık-Yahudilik dinlerinin ortak bir atadan neşet ettiği fikrini ortaya koymuştur. . Dinî anlamda mutlak bir doğru olmadığını ve bütün dinlerin aynı ilah tarafından gönderildiğini öğütleyen bu metot, dinler arasında diyalog adı altında bir hoşgörü zemini oluşturmanın yanında, dinlerin sadece bir kültür öğesi olduğu fikrini de yaygınlaştırmayı amaçlamıştır.
    dinler arası dialogla ilgili burada çok yorum yazdım lafı uzatmıyorum.
    din ve eğitim konularına biraz kafa yorarsak karşımızdaki tablo hakkında daha net bir fikrimiz olur sanıyorum.
    the cemaatin faaliyetlerini de daha iyi anlamak mümkün olur belki de…
    ve çok uzun bir zamandır neyi ne kadar yanlış yaptığımız ve yapmakta olduğumuz ve yapmaya devam ettiğimiz de.
    karşımızdakini suçlamak kendimize yapacağımız en büyük aptallık olur.

    rahip brunson a gelince,
    dinler tarihi hakkında bilgimiz olmadıkça, avengelizm, singularity, transhümanizm nedir bilmedikçe, bir rahibin devletlerin en üst düzey kimseleri arasında neden ve nasıl pazarlık konusu olduğunu anlayamayız doğal olarak…

    • Didem hanım merhaba!
      – anladığım kadarıyla, dinler tarihini, avengelizm, singularity, transhümanizm konularını hakkında epey bilginiz var.
      – Ben bilmediğiniz, hukuk, insan hakları, özgürlük, demokrasi gibi konulardan bahsetmiyeceğim merak etmeyin.
      – ancak atatürkten alıntı yapmışınız. öncelikle atatürkün kaç tane rahipi tutuklayıp pazarlık yaptığını bilmiyorum. herhalde bilginiz vardır. O konuda bilgi rica edeceğim.
      – ayrıca da dinler tarihi vb. konularını bildiğinize göre, “bir rahibin devletlerin en üst düzey kimseleri arasında neden ve nasıl pazarlık konusu olduğunu …” bize de anlatmanızı rica edeceğim.
      – Bir de, yine atatürkten alıntı yapmışınız ve bu tür faaliyetlerin yasaklanmasını savunuyorsunuz anladığım kadarıyla. ne öneriyorsunuz. Almanyadaki, hollandadaki, amerikadaki bütün camileri kapatsınlar ve müslümanlara ibadet izni vermesinler mi? Öneriniz bu mu?

      • Hukuk insan hakları özgürlük ve demokrasiden senin ne kadar anladiğın herkese çatmandan belli oluyor hamza. Çok şey yazacaktım ama emre harman bize söyleyecek söz bırakmamış sağolsun. Neyi ne şekilde yazacağımı hangi açıdan tartışacağimı senden öğrenecek değilim.

        • didem hanım, mantık hatalarınızı örtme çabanızı takdir ediyorum. internetsiz ortamda uzun süre kalmanız size yaramamış. daha önceleri daha mantıklı cevaplar yazıyordunuz.
          – ayrıca emre harmana benim cevabımı anlamış olsaydınız, emre harmanın bana yazdığını değil, benim emre harmana yazdığım üzerine düşünürdünüz.
          – Eğer mantıklı cevaplar yazmayı tekrar başarabilirseniz hem benim, hem emre harmanın, hem de sizin hukuk, ahlak, din özgürlük gibi konularda ne kadar anladığımızı hep birlikte tartışabiliriz.
          – tartışmaktan kaçınıyorsanız ona diyeceğim birşey yok.
          – teşbihte hata yapacağım ama hakaret ile düşünce arasındaki ayrımı bilmediğiniz için mecburen böyle bir hata yapacağım:
          – Bir insanın bacağında bir özrü varsa, “topal” demek ya da bu durumu daha nazik ifadelerle belirtmek bir hakaret değildir. Ancak sağlam bir insana “topal” demek hakarettir.
          – Ben kimseye hakaret etmiyorum. Benim söylediklerim bir tespit, bir düşünce. düşüncemin yanlış olduğunu iddia edebilirsiniz. ancak söylediklerimi hakaret olarak almanız, olayı yanlış anlamanızdır.
          – İsterseniz söylediklerimi, gerek sizin hakkınızda, gerek necip güven hakkında, gerekse gurur duyduğunuz emre harman hakkındaki ayrıntıları ile gerekçelendirebilirim.
          – söylediklerinizin doğruluğuna inanıyorsanız, emre harmanın sözleriyle gurur duymak yerine, yazdıklarım hakkında cevap yazmanız gerekir diye düşünüyorum. yanlış mıyım?

    • müslümanların, kendi doğru bildiği inancı diğer insanlara anlatmanıza neden karşı olduğunuzu anlamadım doğrusu.
      – Pardon siz müslümanların değil, hristiyanların kendi doğru bildiklerini diğerlerine anlatmasına karşısınız. müslümanların ise herşeyi yapmasını destekliyorsunuz.
      – ama elin oğlu da sizin gibi düşünürse, öyle düşünmesine neden olursanız bundan müslümanlar daha fazla zarar görmez mi?
      – Dinler tarihini bilmem ama, savaşlarda güçsüz olanın daha fazla zarar göreceğini gayet iyi bilirim. hani şu uçuşa geçen ekonomide en fazla zarar görenlerdenim. ordan biliyorum.
      – ayrıca hristiyanların ya da müslüman olmayanların desem daha doğru olur, müslüman olanlardan hem sayıca daha fazla, hem de ekonomik, siyasi, askeri vb. alanlarda daha güçlü olduğunu da iyi biliyorum. yani müslümanlara serbest olmasını istediğimiz şeyleri hristiyanlara yasaklamaya çalışırsak, bu müslümanların daha fazla zarar görmesi için çalıştığınız anlamına gelir. Benim mantığım böyle diyor ama dinler tarihi ne diyor bu konuda?

      • Sorularına cevap vermekten kactığımı sanmayasın. Ancak benim yazdıklarımla senin anladıkların aynı değil. İnsanların ama müslüman ama hırıstiyan kendi doğru bildikleri inancı başkasına anlatmasına itiraz eden mi var??? Anladığın bu mu???
        Atatürk ten alıntımdan çıkardığın soru kaç rahibi tutuklayıp pazarlık meselesi yaptığı mı???
        Pes.
        Neden yorum yazmadan önce biraz düşünmüyorsun???
        Lütfen yorumlarımı artık okuma. rica ediyorum.

        • – sizin söylediklerinizden benim ne anladığımı yazayım. siz yanlışım varsa düzeltirsiniz. yok sizin niyetiniz ile yazınız arasında sıkıntı varsa onun takdiri de tartışmamızı izleyenlere kalsın. Tabii tartışmaktan kaçınmazsanız.
          – Önce tartışmaktan kaçınıyor musunuz onu sorayım.
          – sonra da sizin söylediklerinizi ve benim size sorularımı değerlendireceğiz. başkaları da tartışmaya katılabilir.

        • sayın editör! rica ediyorum yorumumu biran önce yayınlayın da, didem hanımla tartışmamız için zaman kalsın. kimsenin okumadığı zaman yazmanın da bir anlamı yok.

        • editör benim cevabımı geciktirecek galiba. bu nedenle kısa bir ilave yapacağım.
          – öncelikle benim okuduğumu anlama sorunumdan ziyade sizin yazdığınızın anlamını bilmemeniz sorunu var.
          – İsterseniz ben anladıklarımı kısaca yazayım, diğer okurlar kimin yanlış olduğuna karar versin.
          1- Öncelikle, yazınızın amacı, brunsona yapılanların doğru olduğunu savunmaya çalışmak. (ki brunson davasını savunmak zaten hukuk, özgürlük, hak vb. konularındaki daha önceki düşünce ve tavırlarınız ile uyumlu ve ahlakınızı gösteren net bir tavır). “Yok ben brunson davasının hukuk dışı olduğunu düşünüyorum” derseniz, ya da “yok ben brunson davası hakkında yazmadım, aslında patates soğan hakkında yazdım” dersiniz ben de hemen yanlış anlamışım der, özür dilerim.
          2- Brunson davasını haklı çıkarmaya çalışırken, daha yazınızın başındaki girişinizde misyonerlik faaliyetinin aslında masum olmadığını belirterek, misyonerliği suç, misyonerleri de suçlu ilan ediyorsunuz.
          – suç ve suçlu tanımlarınız, sizin hukuk bilmezliğinizin bir başka kanıtıdır. isterseniz size hukuk dersi de veririm ama işi uzatmıyacağım.
          3- Misyonerlik faaliyetini suç olarak görüp, sonra ” İnsanların ama müslüman ama hırıstiyan kendi doğru bildikleri inancı başkasına anlatmasına itiraz eden mi var??? Anladığın bu mu???” demek en hafifinden söylediğiniz şeyin anlamını bilmemektir. kafa karışıklığıdır. daha ileri gidersek ikiyüzlülüktür.
          – Misyonerliği, sömürgecilik faaliyeti olarak değerlendirip misyonerliği tu kaka yaparken Avrupadaki cami ve müslümanların pekçok faaliyetinin müslüman ülkelerin devletleinden tamamen bağımsız olduğunu düşünmek, en hafifinden hayal ile gerçeği karıştırmaktır. İnsanların ya da organizasyonların faaliyetleri, niyet okuma ile değil, yaptıklarının yasalara aykırı olup olmaması ile değerlendirilir, değerlendirilmelidir. Sizin yaklaşımınız, hukuktan vazgeçtim, yasa devleti konusunda bile sıfır bilgiye sahip olduğunuzu gösteriyor.
          – “Atatürk ten alıntımdan çıkardığın soru kaç rahibi tutuklayıp pazarlık meselesi yaptığı mı???”cümleniz de, analiz yeteneğinizi birkez daha gözler önüne seriyor: atatürkle ilgili sorunun amacı; Atatürkün davranışının bugünkü davranıştan farkını anlamanızı sağlamaya çalışmaktı. boşuna uğraşmışım. Atatürk döneminde daha önce belirlenen kurallara göre (tabii ki sadece misyonerlik konusunda) yapılanların suç olup olmadığının belirlendiğini, günümüzde ise suç ve cezanın keyfi olduğunu anlamanızı sağlamaya çalışmıştım. birincide ahlak var, hukuk var, günümüzde ise ahlakın çiğnenmesi var. Var olan kurallara göre yapılan bir faaliyetin birden bire suç kabul edilmesi, aslında verilmiş bir sözü tutmamaktır. yani gayri ahlakidir. gayri emin olmaktır.

          • -hayır öncelikle anlama sorunun var. ben son derece açık ifade ettim.
            1- yazının yazılış amacı brunsona yapılanların doğru olduğunu savunmaya çalışmak.
            hayır, yazının yazılış amacı özel bir durumdan çok genel bir duruma dikkat çekmek.
            benim hukuk ve özgürlük anlayışım başkasının fikirlerine saldıran saygısız bir üslup kullanan sana göre bir kaç model önde bir anlayıştır. senin ahlak tanımından haberin olduğunu sanmıyorum. bilseydin en azından üslubunu düzeltirdin.
            ben brunson davasının hukuk dışı olduğunu düşünüyorum. sonuçta siyasi bir dava. suçu sabit pkk lıları ya da fetöcüleri serbest bırakan avrupadaki davalar gibi, ya da amerikadaki hakan atilla davası gibi vb…örnekler çoğaltılabilir.
            özürün senin olsun.
            2- misyonerliği suç değil, ASLINDA misyonerlik faaliyetinin değil misyonerlik adı altında yürütülen faaliyetlerin masum olamayabileceğini ilan ediyorum. farkı anlayabileceğini sanmıyorum. gülen hareketi de bir dini harekettir ancakdini bir hareketin altında yetiştirilmiş kadroların devletin kilit yerlerine yerleştirilmesi ve böylelikle devletin kontrol edilmesi hedeflenmiştir. bu faaliyetlerde dini kisve altında en çok okullarda adam yetiştirerek yapılmıştır. ancak nasıl ki bu hareketin içinde halis, iyi niyetli, samimi asıl amacı dinine hizmet etmek isteyen büyük bir kitle varsa misyonerlik faaliyetlerinin içinde de böyle bir kitle kuşkusuz vardır.
            zahmet edip işaret ettiğim örgütleri, açıkça ne ifade ettiklerini ve misyonerlik çalışmalarını araştırsaydın bu farkı anlardın. anladığın işine yarar mı bilmem…sanmam…
            -senin hukuk dersine değil benim kimsenin ihtiyacı yok. sana faydası olmayan şeyin başkasına ne faydası olabilir???
            3- Rahşan Ecevit bile misyonerlik faaliyetlerine -adı altında sürdürülen faaliyetlere-dikkat çekmiş ve durumun ne kadar tehlikeli bir hal aldığının altını çizmişti. cehalet kötü bir şey değildir, insan bilmediğini öğrenir. kötü olan bilmediğini bilmemektir…
            benim ifadem
            misyonerlik faaliyetleri tarih boyunca sömürgeleştirmeyle içiçe yürütülmüştür. burada iki faaliyet var.
            bu da senin anladığın….
            Misyonerliği, sömürgecilik faaliyeti olarak değerlendirip…
            farkı anladığını sanmıyorum.
            insanların ya da organizasyonların yasal faaliyetleriyle ne derdim olabilir benim, naylon şirketlere dikkat çekiyorum ben, kusura bakmazsan.
            Atatürk örneğinden çıkardığın soru bence benden çok senin analiz yeteneğini gösteriyor. Atatürk misyonerlik faaliyetlerine karşı değildi, ancak adı altında yapılanları doğru bulmuyordu. buna işaret etmişti. bugün de ederdi.
            bir kimse ahlakın çiğnenmesinden şikayet etmeden önce ahlakı çiğnememelidir, saygı duymayı, saygı göstermeyi öncelemelidir.
            büyük bir ihtimalle ben anlatamadım sen de anlayamadın.

          • hiçbir kavram oturmamış. evrensel hiçbir değer oturmamış. herhalde bundan kaynaklı olsa gerek, yazdığınızın anlamını bile bilmiyorsunuz.
            – işin kötü tarafı bu sadece sizin gibi her türlü pisliği temizleyicilerde değil, bütün islamcı kesimde görünen bir eksiklik. Sizler ise apayrı bir konumdasınız.
            – Özgürlük konusuna bakışınız da aynı eksikliğin, yani kavramların oturmamasının, evrensel değerlerden bihaber olmanızın sonucu.
            – Ben kimseyi hapse atmadım. kimseyi söyledikleri için dövmedim. kimsenin söyledikleri, düşündükleri, yaşam şekli, inancı için hapse atılmasına destek vermedim. Tam tersine, senin gibi, yandaşların bile düşüncelerini özgürce söylemesini savundum.
            – oysa sen ve senin gibiler, insanların hapse atılmasına kılıf uydurmaya çalışıyorsunuz. siz özgürlüklerin, hukukun, insanlığın, ahlakın düşmanısınız.
            – Sen nasıl düşünceni söylüyorsan, ben de düşüncemi söylüyorum. düşünce özgürlüğü, birisinin söylediğinin eleştirilmemesi değildir. ben de eleştiriyorum.
            – Sen ise, düşünceleri nedeniyle ömür boyu hapse mahkum edilen gazetecilerin olduğu bir sistemi destekliyorsunuz. gazetecilerin hapsı atılmasının haklı sebepleri olduğuna insanları ikna etmeye çalışıyorsun. yani düşünce özgürlüğüne karşı olan, hukuka karşı olan, insan haklarına karşı olan, adalet, hak kavramlarına karşı olan, dolayısı ile din ve ahlaka da karşı olan sizlersiniz.
            – Hanfendi! hiçbir kavram sizde oturmadığı için üfürüyorsunuz. üfürdüğünüz söylendiğinde de asabileşiyorsunuz. özgürlüklere saldırı olduğunu söylüyorsunuz. düşünceleri nedeniyle ömür boyu hapse mahkum edilen gazetecilerin olduğu bir sistemi temizleme uğraşı içindesiniz sonra da beni özgürlüklere karşı olmakla suçlayacak kadar, ne yaptığını, ne söylediğini bilmeyen birisiniz.
            – Brunson konusundaki yazınız için de aynı şey geçerli. Sizin yazılarınızı, taraf olmayan (gerçi taraf olanlar da sizin iktidarın her yaptığını desteklediğinizi biliyor, siz de biliyorsunuz fakat….) 100 kişiye okutun. 100 kişi de sizin brunson konusunda hükümetin yaptıklarını savunan bir yazı yazdığınızı düşünür.
            – 100 kişinin (yandaşlar da dahil) okuduğunu anlamadığını iddia edebilirsiniz.
            – açık olan birşyeyi bile reddettiğinize göre yapacak birşey yok.
            – başta siz, bekir diye bir yorumcu, ergan güven ve diğer troller, bütün yazılarınız, yapılan her türlü haksızlığı, zulmü, insanlık dışı, ahlak dışı davranışı gerekçelendirmeye çalışmak. Sonra da çıkıp, “siz anlamıyorsunuz” diye yüksek perdeden atıyorsunuz.
            – Ya siz yaptığınızı bile bilmeyecek düzeydesiniz ya da bile bile yapıyorsunuz ahlak sorununuz var. olay gayet açık.
            – Daha önceki yazılarımda da aynı şeyden şikayetçi oldum. sizin yaptığınızı bildiğinizi düşündüğüm için (daha önceden öyle düşünüyordum) sizlere sürekli ahlak vurgusu yaptım. (daha önceki tartışmalarımızı hatırlarsınız umarım). fakat şimdi, artık, sizin söylediklerinizi, yaptıklarınızı, yazdıklarınızı, kavramları, değer yargılarını, kısaca hiçbir olgu, olay, değeri değerlendiremediğinizi düşünmeye başladım.
            “ben brunson davasının hukuk dışı olduğunu düşünüyorum. sonuçta siyasi bir dava. suçu sabit pkk lıları ya da fetöcüleri serbest bırakan avrupadaki davalar gibi, ya da amerikadaki hakan atilla davası gibi vb…örnekler çoğaltılabilir.” ifadeniz, kafa karışıklığınızın, kavramların oturmamışlığının, söylediğini, yazdığını, davrandığını bilmemenin açık ifadesidir. aynı zamanda hukuk bilmemenin, ahlakın ne olduğunu bilmemenin ifadesidir.
            – Size bir kavrama dersi: yukardaki ifadeniz ile; “ben brunsona haksızlık yapıldığını biliyorum. ama avrupalılar da pkklıları serbest bırakıyorlar. onun için ben haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği, zulmü savunuyorum” diyorsunuz. Haksızlığı savunup da nasıl ahlaklı olunabiliyor işte bu kısmı anlayamıyorum. anlayışım kıt olduğu için olabilir herhalde. lütfen anlatır mısınız. her türlü namussuzluğu savunup ahlaklı olmanın yöntemi nedir?
            – Dersinizi alacağınızı zannetmiyorum. ama yine de ders olarak arşivde bulunsun. Biz de “iyilik yap denize at, mahluk bilmezse haluk bilir” derler.

          • Değerlerin varmış gibi sanmaya devam et. Ne benim değerlerim hakkında ne de diğerleri hakkında ne düşündüğün kimsenin umurunda değil.

    • Didem hanım Deniz Yücel içinde bir pazarlığın söz konusu oldugunu yazmıştıniz daha önceki yarumlarinizda. Geçen süre zarfında söz konusu gazeteciye karşılık Almanya bize ne verdi bir bilginiz varmı ? Yoksa siz bu yorumları tahminler üzerine mi yapıyorsunuz? Lütfen daha somut bilgiler ile yazın.

      • Akıl yürütüyorum sıla hanım, kendi çapımda. Çap meselesi derseniz öyledir derim. Deniz Yücel’in bedava bırakıldığına dair sizin bir bilginiz varsa ben de bilmek isterim.
        Bu arada Selamlar.

        • Didem Hanım merhaba Deniz Yücel ile ilgili somut bir bilgim yok ama Trump ın Turkiye ile herhangi bir pazarlığın söz konusu olmadığıni belirtmesi, twitter üzerinden Erdoğan a teşekkür etmesi, Erdoğan ın yargı bağımsız kararını verdi demesi Türkiye nin branson vakasından eli boş döndüğünün en somut ifadeleri. Daha önce hükümet yetkilileri, yargı kesin kararını vermeden bu kişi için ajan, provokatör, terörist ifadelerini kullanmışlardır. Yani 2. Deniz Yücel vakası 😯

          • trumpın twitter üzerinden artık türkiye ile ilşkilerin çok iyi olacağını söylemesi,
            rahip brunsonun askeri uçakla gitmesi,
            askerlerle karşılanması,
            beyaz sarayda acilen karşılanması da bana sıradan bir rahip olmadığını düşündürüyor. casusluk suçlamaları misyonerlik faaliyetlerinin hasır altı düşünüldüğünde olası geliyor. girdiğinden beri baskılara rağmen salıverilmemesi iki yıl sonra bırakılması da bazı görüşmelerin şimdi netice verdiğini düşündürüyor. deniz yücelin pek çok görüşmeye rağmen son olarak markel-yıldırım görüşmesinden hemen sonra bırakılması gibi. benim akıl yürütmelerim de böyle sıla hanım. dediğim gibi kendi çapımda…

  23. Muhalefeti ve İhtidari ile birlikte siyasetcilerimiz, Türkiyenin İmajini sifirladilar.
    Bu arada Trumpun hayel dahi edemiyecek imkanlari de ona verdiler ve kahraman yaptılar.
    Bahçelinin bugünku demecini okuyunca gerçekten şok oldum.
    Oda Rahibin rehin olarak tutulduğunu tesciller gibi demeçler verdi.
    Turkiyedeki Muhalefet olsun İhtidar olsun mubarekler sanki özenle seçilmişler.
    Ne oldu orkestira şefi Erdoğan solisistleri Bahceli, Kıliçtaroğlun, Akşener, ve diğerleri ABD ye karşı meydan okuyordular?
    Sişirdikleri balon TC nin başinda patladı.
    Merhum İnönünün resmi ile kavga edenlere ne demeli.
    Bugün bütün, yabanci gazeticiler kayıp gazeteciyi ve Rahibi tartişirlarken Türkiyenin tutarsizlıklarıni ve kanunlari hiçe saymalarıni sergilediler.

  24. Fehmi beyin 31 Temmuz, 2018 günü Rahip hakkında yazdıği yaziya yaptığım yorumda şöyle bir gorüş belirtmiştim.
    ××××××××××
    Bence bu bir Trump’u kurtarm oporasyonu çünku şu an Rusyanin ABD seçimlerine mudahalesinden başından beri Trupun haberi ve parmağı olduğu ortaya çiktı, diyer bir üşkagıtcılığda önceki avuktının offisine FBI’ ın basgınında ele geçirilen Trump dan gizli sesini kayt ettiği kasetde ortaya çıktı,onu için Trump her gün gündemi değiştirecek sivri kararlar aliyor.
    Şimdide Iran cumhur başkanı ile görüşecekmiş, düne kadar Obamayı suçliyordu şimdi kendisi aynisini yapiyor.
    .
    Bütün bu olanlardan sonra üçüzler birlikte kolları sivadılar ve işe koyuldular.*Trump, Erdoğan ve Putin)

  25. Necip Güven bey benim notumu kayit etmiştiniz de size onu hatirlatmak istedim.

    ×××××××××××××××÷
    Necip Güven 31 Temmuz 2018 at 10:34
    Nurdan hanım notunuzu kaydettim ve takip edeceğim bakalım gerçekleşecek mi!..
    ××××××××××××××××××

    Nurdan 31 Temmuz 2018 at 17:35
    🤙☺
    ××××××××××××××
    Nurdan 31 Temmuz 2018 at 17:52
    Necip bey büyük bir ihtimalle esas seçim tarihinden önce salinir.oda Kasım ayında yapılacak.
    7 Ağustos ön seçim, bunu Trump fanatikleri kazanırsa büyük bir ihtimal Kasımda tahliye gelir, çünkü şimdi hemen gelirse o zamana kadar millet unutur.
    Tekrar ısıtıp mayalamak için Ekimdeki oy verme sürecini beklerler.

    • Haklısınız Nurdan hanım, ben kişi olarak bu ajanın iade edilmesine sıcak bakmıyordum ama işin arka planına vakıf olmadığım, neler konuşuldu ne pazarlıklarla tahliye edildiğini bilmediğim için şu anda devletin doğru yaptığına güveniyorum. Bu işin ülke için iyi olup olmadığını önümüzdeki süreçte Abd ile ilişkilerin seyrine bakıp anlamaya çalışacağım. Ama şurası bir gerçek ki, devletlerarası ilişkilerde tespit edilip yakalanan bir ajan kısa süre içinde ve sessizce, ya karşılıklı olarak takas edilir ya da bazı siyasi pazarlıklar sonucu iade edilir. Ama Türkiye bu sefer bunu uygulamadı, ajanı yargıladı, 2 sene hapiste tuttu ve sonuçta mahkeme fetö-pkk terör örgütlerine yardım etmek suçunu onayladı ve 3 yıl küsur ceza verdi ama yattığı süreyi gözönüne alarak tahliye etti, kısaca beraat etmedi suçu sabitlendi. Rusya ve Çin gibi ülkeler bile tespit ettikleri bir Abd ajanını 2 sene tutmaz kısa zamanda iade ederler genellikle. Bence ülkemizin teammüllere aykırı bu davranışının sebebi, özellikle Abd başta olmak üzere yabancı ülkelerin ajanlarının artık bu ülkede rahat edemeyecekleri, eskisi gibi ellerini kollarını sallayarak gezip her türlü terör örgütüne açıkça destek veremeyecekleri mesajını vermekti ve sanırım bu maksat hasıl oldu. Burada daimi olarak oturum alma izni almaya başvuracak kadar pervasızlaşan bir abd ajanını 2 sene hapsedip sonra iade etti. Maksat hasıl olduktan sonra elde tutmanın da ekstra bir faydası olmayacağını aksine yapılacak pazarlıkla başka yararlar sağlanabileceğini düşündü muhtemelen yetkililer. Belki de Trumpa sizin dediğiniz gibi seçim öncesi son bir iyilik yaptılar ve bundan sonra gerisini sen bilirsin bizden bu kadar demek istediler. Bunun olumlu bir etkisinin olup olmayacağını sanırım Menbiç ve fıratın doğusu meselesinde göreceğiz. Oradaki durum da sanırım yakında açığa çıkar. Selamlar.

      • Necip bey, yazdıklarına göre ülkemizde bulunan yabancı devletlerin ajanları Brunson meselesinden gerekli dersi alıp derhal alelacele pılını pırtısını toplamadan kaçıp gitmişlerdir!
        Bütün ajanları korkuttuk abi…!

        • Kaçıp gitmemiş olsalar da en azından artık çok rahat davranamayacaklardır. Bana bundan önceki tarihlerde bir abd ajanına bırakın mahkemece suçlu kararı verilmesini ve 2 sene hapis yatırılmasını, kaşının üstünde gözün var denebildiğine dair bir örnek verebilirmisiniz sayın Baran su. Bu ülke bir Mit müsteşarının ( Fuat Doğu ) ”ben mit müsteşarı değil cia nın bir şube müdürüyüm” dediği bir ülkeden, cia ajanına mahkeme ile ceza verip 2 sene yatıran bir duruma gelmiş. Bunu gören görüyor siz görmesenizde..

          • Doğru söylüyorsun abi, bende onu diyorum işte;
            rahip Brunson u iki sene içerde yatırmak herşeye değer abi…
            Doların 3.80 den 7 liralara çıkması derken 160 büyük ölçekli firmaların iflas erteleme talepleri, bazılarının dükkanı kapatmalari, iki bakana yaptırım uygulanması, enflasyonun % 25 lere çıkması, kredi faizlerinin %40 lari geçmesi, en önemlisi de bizim üst katta oturan “Fakir” in söylediklerini bir bir yutmasina değer abi…
            az bir şey mi sıradan bir misyonerin ajanlikla suçlanarak iki sene alikonulmasi dimi abi…
            Gerçi okuduğumuz haberlerde rahip pazarlıklarınfan birşey elde edememiş Türkiye ama olsun.
            Gene de helal olsun abi Türkiye’ye…

            İşte bunların hepsi Kadir abinin dediği gibi ” akıl fazlalığı”ından abi…

          • Devletlerarası pazarlıkları ertesi gün ya da akşam baskısında yazan bir gazete biliyorsanız söyleyin biz de okuyup bilgilenelim sayın Baran su. Karşılığında birşey alınıp alınmadığı abd ile ülkemiz arasındaki ilişkinin yönü belli edecek. Bunu önümüzdeki süreçte birlikte gözlemleyeceğiz.

        • Doğru gerçekten bazı değerleri ve doğruları savunmaya çalışmak, ikna edici gerçekleri araştırmak, oturduğu yerden herşeye bir kulp takma, sorumsuzca ve doğru yanlış bakmadan eleştirip kötüleyebilme lüksüne sahip olmaya göre çok zor.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here