CIA direktörü Gina Haspel İstanbul’a geldi, Kaşıkçı cinayeti kanıtlarını dinledi, Trump’a aktardı.. Sonra?

29
Gina Haspel'in İstanbul fotoğrafını bulamadım.. BU Kongre'deki ifadesinden..

Bizde istihbarat dünyasında kadınların payı ve rolü nedir bilmiyorum, ancak dünyanın bir çok ülkesinde ‘kadın’ ve ‘istihbaratçı’ sözcükleri birbirine çok yakıştırılıyor.

CIA’nin başında bir süreden beri bir kadın bulunuyor. İngiliz dış istihbarat örgütü MI5 ise, çok daha önce (1992-1996) bir kadının yönetimindeydi.

Konu, Donald Trump‘ın Mike Pompeo‘nun dışişleri bakanı olmak üzere örgütün başından ayrılması sonrasında CIA’nin başına atadığı Gina Haspel‘in İstanbul’daki Suudi Arabistan başkonsolosluğunda cinayete kurban giden gazeteci Cemal Kaşıkçı‘yla ilgili Türk istihbaratının elindeki bilgi ve kanıtları bizzat görüp dinlemek üzere ülkemizi ziyaret etmesi sırasında aklıma geldi.

Haspel İstanbul’a geldi, gördü-dinledi ve hemen ABD’ye dönerek öğrendiklerini Trump‘a aktardı.

Bildiğim kadarıyla MİT’ten aldığı davetle gerçekleşti bu ziyaret…

Haspel Türkçe de biliyor
Gina Haspel.. CIA direktörü..

Amerikalı kadın istihbaratçının en iyi bildiği ülkelerden biri Türkiye. Ankara’da CIA istasyon şefliği yapmış. Türkçe bildiği özgeçmişinde yazıyor dil öğrenmeye meraklı ve bu alanda kabiliyeti olduğu üniversite yıllarında ortaya çıkmış Haspel‘in… Memleketindeki Kentucky Üniversitesi‘nde gazetecilik eğitimi görürken son sınıfı okumak üzere geçtiği Lousville Üniversitesi‘nde ikinci alan olarak diller bölümünden de dersler almış…

1985 yılında girdiği CIA’de sürekli dış görevlerde bulunmuş. Türkiye’den sonra bazı Türk cumhuriyetlerde ve en son Azerbaycan’da (1996-1998) CIA istasyon şefliği yapmış…

Trump tarafından CIA’in başına atanmak için adı telaffuz edildiğinde, kendisinin George W. Bush zamanında ‘terörle mücadele’ adına pek çok şüpheliyi yasaklanmış yöntemleri de kullanarak sorguladığı gündeme gelmişti. Dahası, o işkencelerin video kayıtlarını yetkisi olmadığı halde sildirdiği de ortaya çıkmıştı. Ağır eleştirilere rağmen Kongre’den onay alarak bu yılın mayıs ayında CIA’nin ilk kadın direktörü olarak göreve başlayabildi Haspel

Donald Trump‘ın görüşlerine kulak verdiği nadir insanlardan biri olduğu da biliniyor. Onun Türkiye’den Kaşıkçı cinayeti ile ilgili bilgiler taşıması Washington’un Suudi Arabistan politikasını etkileyebilmesi bakımından önemli.

Sanıyorum, Suudluların, başlangıçtaki “Kaşıkçı konsolosluğa girdi, ama sonrasında çıktı da” noktasından “Evet, konsoloslukta öldü, ama tekme tokatlı bir kavga sırasında” açıklamasına ve en son olarak da “Tamam, önceden planlanmış bir cinayete kurban gitti” itirafına gelmeleri “Gina Haspel İstanbul’a gidiyor” haberi ve ziyaretin gerçekleşmesi üzerine oldu.

Ciddi bilinen biri Gina Haspel.

James Bond tipinin zihinlerde uyandırdığı casus tipi günümüzde çok farklılaştı. Doğal olarak hala kirli işler, örtülü operasyonlar da yapıyor Batılı istihbarat birimleri. CIA güpegündüz İtalya’da hedef seçtiği bir imamı kaçırabildi. Mossad Dubai’de bir otelde Filistinli bir hedefi infaz edebildi.

Bunlar bilinen karanlık operasyonlar; kim bilir bilinmeyen daha niceleri vardır. CIA adına yapılmış olan karanlık operasyonların pek çoğunda Gina Haspel‘in rolü olduğuna inanılıyor.

Önce anılarını yazdı, sonra da romanlar kaleme aldı
Stella Rimington, MI5’ın başındaydı..

MI5’ın başına gelen ilk kadın direktör olan Stella Rimington‘un bir başka ilki daha var: Daha önce o makama atanan kişilerin isimleri bilinmez, yasak olduğu için bilenler tarafından da yazılamazken, Stella Hanım isminin kamuoyu tarafından bilinmesi kaydıyla görevi kabul etmişti. Fotoğrafı da yayınlandı.

Bir şeyi daha yaptı Stella Rimington: Görevden ayrıldıktan sonra ilk işi istihbarat günleriyle ilgili anılarını yayınlamak oldu. Ardından da, önceki görevleri sırasında öğrendiklerinden yararlanarak romanlar kaleme aldı. Bugüne kadar tam 10 roman.

İngilizce konuşulan beş ülke arasında anlık istihbarat paylaşımı yapıldığını, o ülkelerin örgüt yöneticilerinin sık sık buluşup konuştuklarını Rimington‘un ‘Open Secret’ adlı anılarından öğrenmiştik. Örgütlerinin bir adı varmış, onu da: CAZAB

Avrupa ülkelerinin istihbarat örgütlerinin yöneticileri de yılda iki kez bir araya gelirlermiş. Her istihbarat örgütünün kalitesi başında bulunan kişiyle ölçülürmüş.

Anılarını okurken ister istemez zihnimde bizim ülkemizle paralellikler kurduğumu da hatırlıyorum.

Soğuk Savaş günlerinde komünist faaliyetlerle ilgili bilgiler için en fazla yararlandıkları kaynak İngiliz Komünist Partisi’nin yayın organı Morning Star gazetesiymiş; “Bir ara kapanmasına ramak kalmıştı, kapanmasın diye en fazla biz çaba gösterdik, Sovyet büyükelçiliğinden de fazla” diye yazmıştı Rimington.

Bizde de benzer durumlar yaşanmıştı.

Dönemin başbakanı Margaret Thatcher MI5’ı teftişe geldiğinde kendisine viski ikram edilmiş, ama içki başbakanın sevdiği türden ve kıvamda değilmiş. Rimington, Thatcher‘in yüz ifadesinden, “Yoksa istihbarat örgütümüz benim ne tür bir içkiden hoşlandığımı bile bilmiyor olabilir mi?” diye düşündüğünü sezmiş.

Gina Haspel‘in kendisini göreve getiren Donald Trump‘ın nelerden hoşlandığını bildiği belli. Başkana her gün verilen istihbarat brifingini yardımcılarına bırakmayıp bizzat kendisi veriyor çünkü.

Bakalım, Gina Hanım‘ın Türkiye’den derlediği bilgileri aktarmasının Trump üzerinde nasıl bir etkisi olacak?

ΩΩΩΩ

29 YORUMLAR

  1. Büyük balıkların küçükleri yuttuğu bir dünyada yaşıyoruz. Dünya hayatı çetin!…..

    Dünyaya örnek ve önder olabilecekken Osmanlı döneminde sonradan pusulayı şaşırdık yok olmakla karşı karşıya getirildik. Allah son bir fırsat verdi adeta, paçayı zor kurtardık! Bundan ibret alacak yerde, yanlış saplantılarla gelişmeyi bilim-teknoloji/sanayileşme değil de Batılı olmak sandık. Batı’yı ezberine “gopya” etmekten usandık. Neticede Batı’nın tüketim hayatının yansımalarıyla pembe bulutlara uzandık. Hep öylesine şartlandık, şartlandırıldık. Olta attılar, havuç tuttular; hata üstüne hatalarla kandırıldık….

    İstanbul’un bu kadar büyütülmesi bizim için büyük bir hataydı. Mazallah, bir de-stabilizasyondan sonra İstanbul bölgesi Trakya ile AB’ye girelim dese hemen alırlar, buna hazırlar. Türkiye’de geri kalana bölgelerin geri kalması pahasına, ekonomisiyle yaşamıyla orayı Avrupalılaştırdık. Köprü üstüne köprüler, tüneller, ezberinbe hemen her yere çok şeritli yollar otobanlar. Bu israf ekonomisi furyasında fırsat o fırsat her bulduğumuz boş alana, meydana, gösterişli tepeye şaşalı-masraflı camiler yaptırdık. Bunlar kesinlikle birer öncelik değildi. Bilim-teknolojiye dayalı üretim bu çok öncelikli işlerden hep geri kaldı. Devletten hükümetlerden hazırcılar, hazır para yiyiciler hiç eksik olmadı… Geri kaldık geri! Başka bir sonucu yoktu bu tarihi gidişatın.

    Boş bırakılan dünya elbette birilerinin hegemonyasına kalacaktı…..O birileri yine tanrılar edindiler, kendilerinin kontrol ettiğine inandıkları putlar. Para ve pisaya tanrısı ve bu inancın müritleri köleleri hırsla önüne gelen kaynakları özümlüyorlardı. Büyük birkaç balık küçükleri yutuyorlardı, işkembelerine süpürüyorlardı sindirerek kendi hücreleri haline getiriyorlardı… uzun lafın kısası hala daha olan budur. Çözüm nedir? Önce Akıl-İman Sentezi! bunun ürünü eşrefi mahlukata gider. Artık peygamber gelmeyecek. Dünya’ya örnek olacak budur. Bunu aklı olanlar keşfediyor. Bu keşfetmenin son örneklerinden biri şudur (istedikleri kadar çamur atmağa çalışsınlar): https://www.cnn.com/2018/10/26/entertainment/sinead-oconnor-ireland-islam-intl/index.html

    Kuzey Amerika’ya dindarlarımızla açıldıydık ya, acaba bu iş zamanla herkesin hayrına daha hızla olabilir miydi? Kesin olabilirdi, olsa ne iyi olur derken, olası bu potansiyel, Anadolu çıkışlı ezbere müslümanların “nefse” uyarak alel acele giriştikleri bir darbe teşebbüsüyle her şeyi berbat etti!! Olta attılar, onlar da Anadolu’dan sonra yaşadıkları kültür şokuyla oltaya geldiler. Madalyonun ikinci yüzü de şu. Nasıl ki “gelişmiş dünya ile diplomaside artık aşık atıyoruz, helal bize” son kaşıkçı diplomasilerinde kurban belirlenmişken bize yakışır asıl diplomasi “kaşıkçı”yı da kurtarabilme diplomasisi olmalıydı. Aynı şekilde, bugün Feto takımıyla karşılıklı “nefs – izzet-i nefs”mücadelesine girişmek, ülkede bu kadar yıkıma cana sebep olacağına “yahu, biz n’apıyoruz kendimize gelelim” diplomasisi yürütülseydi bugün ülkemiz ve hatta dünya birçok bakımdan daha iyi bir nortada olabibilirdi. Ve linkini verdiğim örnekler Kuzey Amerikada hızla artardı. Bu nasıl olabilirdi, şüphesiz Akıl-İman Senteziyle. Ancak “nefs – izzet-i nefs” mücadelesine girmiş olan her iki taraf da bundan nasibini alamamış “ezbere Müslüman” örnekleri. İşte oltaya gelen de bunlar…

  2. biryerde, kanalistanbulda büyük yolsuzlukla ilgili cia’nin elinde kanıtlar olduğu ve bu kanıtlarla iktidara, suudilere fazla yüklenilmemesi için şantaj yapıldığı yazılmıştı.
    https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2018/10/25/eski-ingiliz-diplomat-cia-turkiyeyi-tehdit-etti/
    yine kılıçdaroğlunun bir açıklaması var, sözcüde yer alan. iktidarın para için suçluların ülkeden gidişine izin verdiğini söylüyor.
    https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/kilicdaroglundan-onemli-aciklamalar-30-2697259/
    – galiba fehmi bey de birşeyler biliyor o nedenle kaşıkçı olayını sürekli gündemde tutuyor.
    – Umarım çıkacak sonuç, günlerce gündemde tutma çabasına değer. Umarım değer diyorum çünkü ülkenin gerçekten çok büyük sıkıntıları var. kaşıkçı olayı şu an bizim için çok lüks bir konu. bence…

  3. İşleri biraz toparlayınca bunu kendimizin yaptığına neden bir türlü inanamıyorsunuz da, illa birilerine bağlama ihtiyacı duyuyorsunuz. Şu anda ülke tekrar yukarıya doğru bir ivme kazandı ve bunu da başkalarına, dış güçlere dayanarak değil, aksine onların ve içimizdeki ortaklarına rağmen yaptı. Başkanlık sistemi çalışmaya başladı ve sonuçları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bunu başkalarına yamamaya çalışmak bile bunun göstergesi.(Not Avam’ın yorum yazısına cevap olarak yazılmıştır.)

    • Necip bey avam takımı ya da avara kısmı böyledir: baktılar ki temenniler boş, bi halt olduğu yok türkiyeye, hemen tornistan, kır dümeni yeni sulara ve yeni felaket senaryolarına… Hepsi aynı bu kişilerin, tornadan çıkmış gibi sürekli yalan dolan, küfür hakaret, allah ıslah etsin!

  4. Yine mi kesik baş cinayeti? Halbuki tam da seçim havasına giriyorduk. Polisiye sayın yazarın da özel ilgi alanına girdiği için daha uzunca bi süre bu davaya bakarız. Avamın da avamı kimi yorumculardan (pelinsular, baransular vs.) beğeni toplayan bazı yorumlarda ufak ufak yaklaşan yerel seçimlerden de umutların kesildiği anlaşılıyor. Döviz kurlarındaki oynamayla iktidarın düşeceğini sanan hamza bey gibiler bile finansal mevzulardan bahsetmiyor artık. Daha sosyal/hukuki mevzulardan dem vuruyorlar. Nihayet avam arkadaş da öyle dolarla falan türkiyenin burnunun sürtülemediğini kavramış gibi. Evet, devletimizin varlık fonu ve kriz yönetimi; operasyon düzenleyen kimi mahfillerin eline dürdü büktü geri verdi 1dolarlık koçanlarını! Ki o 1dolarlık banknotlar için kendi sılai rahimini satmış binlerce mankurtun beklenen salih zatı beklediği şu günlerde hem de… Evet, herkes imf yi türkiyeden kovan büyük ustayı önce saygıyla selamlasın ondan sonra şiir yazsın…

    • Bay H. Gayret ben gelecekten öyle umutluyum ki, hayalini kurduğum güzel Türkiye’yi senin rüyanda bile göremedigin yorumlarından anlaşılıyor.
      Lakin huzurlu ve güzel düşünceli insanların çoğunluğu yakalaması ve bu güzel ülkeyi yaşanılası bir cennet ülke haline dönüştürmesi için bir hayli uzun zamana ihtiyaç var. öyle bir iki seçim dönemiyle olacak işler değil.
      Benim gibi cahil, senin gibide duygularıyla düşünen insanlarla hiç olacak degil olacak değil.
      Bu ülke hele bir, kısır kavgasını bitirsin önce…

    • Kim bu güzel düşünceli insanlar dersen;
      “İyilik, güzellik dünyanın esas mayasıdır
      Er yada geç, dünya kayıp bu çizgisine oturacaktır”
      ufkunda olanlar…..

    • Emek yoğun mesai sarfettigimden alelacele yazdım, düşündüğüm isabetli yansımadı.
      “Duygularıyla düşünen” yerine sağa sola sataşarak ‘diriliş ve yukseliş’ hayali kuranlar la hiç değil….. Şeklinde düşünmüştüm

    • *******
      ….
      Şiirden dem vuraraktan, şiir istenmez,
      ‘Ha dedik bir gayretli’, çok Huysuz çıktın!
      Miden bozulur, her kuşun eti yenmez,
      Viran-ı partizan etti, sen hepten yıktın!

      “IMeFe’yi kovmak” ifaden yine falsolu,
      On altı yıl oldu, aynı temcit pilavı!
      Elin oğlu aynı, yıllardır atıyor golu,
      Senin gibi sazanlar hep onların avı!

      “Şunu yaptık, bunu yaptık” övün dur,
      Yapmadıkların, ya yanlış yaptıkların!?
      Ne oldu, övündüklerin, söylesene kur?
      Torunlara yetmeyecek o artıkların!..

      Doğru iş yapana Allah yardımcıdır!
      Yok öyle ezberine hep torpil beklemek!
      İsrafı bol tüketim, bu yolda çok acıdır,
      Nasır tuttu dizlerin, sorun emeklemek!
      …..
      *******

  5. İstihbarat Fetişizmi nereye kadar?
    Fehmi Bey gayet göz açıcı bilgiler paylaşıyor, ben de bu girizgahtan bazı konuları hatırlatmak isterim. Sayın Karagülle de konuya değinmiş. Bir ülkede istihbaratın güçlü olması önemlidir ama hukukun içinde kalmak şartıyla. Yani ülkeyi istihbarata göre yönetemezsiniz. Yoksa o ülke Suriye ve son olarak Suudi Arabistan örneğinde olduğu gibi muhaberat devleti olur ve çuvallar. Gelişmiş ülkelere baktığımızda istihbarat hukukun emrindedir ve her adımda hesap verir. ABD’de CIA ve FBI’ın başına atanacak kişiler önce komisyonlarda sorgulanır, hem de canlı yayında. Geçmişinde en küçük bir leke varsa onay alamayabilir. Ayrıca hiç bir gelişmiş ülkede bir tane istihbarat örgütü olmaz, birden çok olur ve birbirini kontrol eder. Zira tek örgüt olduğu zaman devlet onu kontrol edemez, o devleti kontrol etmeye başlar.
    Bazılarının sandığı gibi sınırsız yetkilere sahip bir istihbarat örgütü, lidere mutlak bağlı olsa bile, bir ülke için iyi değildir. Öyle olsaydı şimdi dünyada “hukukun üstünlüğü, sivil değerler, çok kültürlülük” diyen Batı Avrupa ve ABD değil de Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği hakim olur ve devam ederdi. Nazi Almanyasında ve Sovyetlerde devlet ve onun istihbarat organları sorgulanamazdı, hesap vermezlerdi ve herşeyi kontrol ettikleri sanılıyordu ama sonuç ortada.
    İstihbarat örgütlerini kontrol etmede basın özgürlüğü gene olmazsa olmaz şart olarak ortaya çıkıyor. Yoksa Türkiye’de şimdilerde olduğu gibi herkesin bilip yazdığı şeyleri yazan yada söyleyen insanları “devletin gizli sırlarını ifşa etmek” iddiasıyla ezersiniz ama burnunuzun dibindeki Kuzey Irak’ta üst düzey istihbarat elemanlarınızı teröristlere rehin bırakırsınız. Bu da sizin devlet kalitenizi gösterir.

    • Batılı ülkeler kanunsuz işlerini kendi ülkeleri haricinde Guantanemo gibi hapishaneler açarak, ya da kaçırdıkları adamları kanuna aykırı yöntemlerle kendi sınırları dışında uluslararası alanlarda uçaklarda veya gemilerde sorguluyor, işkence ediyor, öldürüyorlar. İşleri bitince de bu olaylar numaradan açığa çıkartılıp kimseye hesap sormadan geçiştiriliyor. Hatta o işleri icat eden kadın şu anda Cia başkanı ve yazarımız bunu defalardır yazıyor. Bu kadar hayran olunacak bir hukukilikleri yok yani onların da.Ya bilerek anlatın ya da başkalarını bilmiyor zannetmeyin lütfen.

      • Necip abim!
        bir yazıyı okurken eleştiri amacıyla okumak değil de yazıda anlatılan fikri( olayi) güzellik namına bir adım ileriye tasiyabilirmiyim mulahazasiyla okumanın terakki nin en güzel yolu olduğunu öğrendim bu gün.

      • Tabi bunun ön şartının yazarin metinde anlatmak istediğini anlamak olduğunu dün öğrenmiştim abi. yazıda anlatılan meselenin aksi yönde örnekleri olsada yazar aslında olması gerekeni anlatıyor olabilir bence yani…..

    • Musul konsolosluğunda deaş ın rehin aldığı, şimdi chpde mebus olan davutoğlu döneminin personeli elçiden bahsediyorsun haydar keleş? Eğer mit tırlarına operasyon görüntülerini can dündara veren berberoğlundan ya da diyarbakır belediyesinin arka kapısından girip mit ve emniyete bilgi sağlayan pkk içindeki tüm muhbirlerin isimlerini kışanaka veren badi ekrem(dumanlı)den mi söz ediyorsan o başka. Şimdilerde kimi kodeste kimi mecliste, kimi de firarda dinleniyorlar(istirahat anlamında:) artık türk emniyeti ve istihbaratının bünyesindeki fetöcü haşhaşiler temizlenmiş olduğu için paket servisinin nasıl çalıştığını da görüyorsundur heralde!

      • Necip abim!
        İnsaf-ül beşer adlı bu arkadaş da okuduğu metindeki anafikirden istifade ederek fikr-i terakki ile yol almak yerine fikr-i terakkiyeden istifa edip savaş tamtamlari çalan afrikanin ilkel yerlileri gibi kavga kazanının altına odun sürüyor.
        Modası geçmiş solcu sloganı olan “barış için savaş” diyor herhalde…

        Fakat karşısında, savaş in yalnızca Allah için ve Allah’ın çizdiği ölçülerle yapılacağına, inananların kardeş olduğuna, ve kardeş kavgasında Efendimiz sav in tavsiyesine uyarak öldürmektense ölmeyi tercih eden( Allah’ın karşısına bir katil olarak cikmaktansa bir mazlum olarak çıkmanın ne büyük bir nimet olduğuna inanan) iş böyle bir neticeye varmasin diyede kavgadan azami uzak duran insanlar var.
        Ama olsun, o da bizden,yabancı değil yani….. O da bu milletin evladı…

        • Baransu, savaşma seviş diyorsun ama allahın gariban suriyelisi beşeri fitneyle suçluyorsun! Ama amerikalarda yazgünü avm içinde yün bereyle dolaşan ekrem dumanlı da bizim kardeşimiz oluyor öyle mi? Bir ömrü şeyh kuyruğunda geçirmiş kağşamış dudaklarıyla o kadar birbirlerine benziyorlar ki mübarekler!

  6. ölünün bu kadar kıymete bindiği nadirdir herhalde. ne kadar acı.
    devlet başkanları düzeyinde konuşulan bu cinayet doğal olarak istihbarat başkanları tarafından soruşturulur. kimse yeterince güvenilir değil demek. ne kadar derin.
    işin içinde sandığımızdan bile daha ciddi bir ekonomik çıkar ve siyasi hesaplar olduğu açık… tarihin en değerli şirketi aramconun satışı büyük bir olaydı. şimdi güya askıda…pazarlığın içinde olmalı. silah satışları, koruma giderleri, terör örgütlerinin masraflarının karşılanması v.s. gerçekten büyük kalemler. muhasebecilere bırakılacak gibi değil, avrupadan seslenenlerde lider düzeyinde unutmayalım.
    sonuçta ciddi bir ekonomik savaş var, ülkelerden çok bazı çıkar gruplarının savaşı.kendisine en büyük tehdidin fed olduğunu söyledi. kendisinden kastı ait olduğu grup. fed Amerikan merkez bankasıdır, onu Amerikan devletinin sananlar var hala. oysa fed özel bir bankadır. en güçlüsü new york fed olmak üzere 12 fed var. bu bankalara 8 aile sahip. bu ailelerden Rockefeller tarafından dünyanın en güçlü özel bankası olarak The Bank of International Settlements BIS kuruldu. Uluslararası Varlıklar Bankası yani (BIS), fed lerin yanı sıra, Bank of England, Bank of Italy, İsviçre Ulusal Bankası, Hollanda Bankası, Almanya Bankası, Fransız Bankası ve Kanada Bankasının da sahibi oluyorlar. BIS, bütün batı ülkeleri ve gelişmekte olan ulus devletlerin bankacılık sistemlerini de kontrolünde bulunduruyor bir şekilde.
    trumpın düşmanlarına bak!!!
    çıkar grupları arasındaki savaşın büyüklüğü hakkında fikri olmayanlar da yakında öğrenecekler…
    fed in belli bir amaçla faiz arttırması ve piyasadan dolar toplamasının Amerikan ekonomisi ve dünya ekonomisi için
    ne anlama geldiğini pek yakında bu sinemada domino etkileriyle beraber maalesef göreceğiz.
    görmekle kalmayıp pek çok yıkıcı etkilerini hep beraber yaşayacağız. ne kadar yazık.
    bu cinayette böyle büyük bir savaşın içinde önemli bir hamle taşı.
    bizi ilgilendiren tarafı ise çok mühim.
    erdoğanın bu işte başı ağrıyacak mı yoksa maazallah fayda mı sağlayacak???
    bizler tüm enerjimizi kendi küçük dünyamızda dar bakış açımızla
    hükümetimizi aklamak ya da karalamak için harcayalım.bakalım Erdoğan için neler diyiyolar, nasıl kötülüyorlar. burası çok ama çok mühim. gerisi teferruat…

      • konuyu güzel toplamışsın.
        herşeyin temelinde olan iyi kötü savaşı bir tarafın azalması diğer tarafın çoğalmasıyla olur. bugün vahyi doğru anlayan, doğru akaid sahibi olan bir avuç insanı geçmez. tek ümidimiz bunun geçici bir durum olmasıdır çünkü beka kimseye nasip olmaz. dünya tarihi ve dinler tarihi beraber okunursa görülecektir ki azizlik te zelillik te geçicidir. iyiliği anlamak kadar kötülüğü doğru okumakta önemlidir. zira sahnede ne oynanırsa oynansın arka planda bizzat senin ne anladığın vardır.
        dün Osmanlı da yapılan yanlışların büyük kısmı devam ediyor. çünkü çöküşü hazırlayan sistem çok iyi kurulmuş bir sistemdir, önce sistemi doğru anlamak önemli çünkü sisteme entegresin ve üstelik sistemin bir dişlisisin zaten. yukarda yazdığım gibi sadece bankalar üzerinden düşünme silah sanayi ve ya ilaç sanayi ve ya medya aklına ne gelirse bir tekel olarak düşün. bu da çok daha büyük bir sorunun son derece önemsiz ayrıntıları. herşeye sahip adamlar para mı istiyorlar dersin, güç peşindeler mi dersin??? senin ve benim ne anladığımız çok önemli çünkü kelebek etkisi yaratacak. çünkü sayı ve güç önemli değildir, nice azlar çoklara galebe çalmıştır. eğer bizim idraklerimiz yükselmezse daha iyi yöneticiler ve işler bekleme..büyük balıkların küçükleri yuttuğu bir dünyada kötülüğün yükseldiği bir zamanda yaşamaya devam edeceğiz demektir üstelik sorumlular olarak…çünkü sistemin kırılmasının şartları vardır. yukarıda dediğim gibi her ne kadar bu bir devran meselesi ise de süresi anladığımıza bağlı. sünnetullahı doğru anlamak durumundayız yorumcu arkadaşım. talebena vecedena…
        akıl iman sentezi dediğin olayları doğru anlamaktır…
        öğrenci hazır olduğunda öğretmen gelir…
        halk hazır olunca doğru yöneticiler gelir….
        yaratılışta cimrilik yoktur.
        neyi hak edersen sana o verilir….

  7. Niye geldi?
    CIA’nın kadın başkanı Haspel Türkiye’ye niye geldi. Kaşıkçı’yı veya Suudluları öğrenmeye değil tabii ki, MİT’in durumunu öğrenmeye geldi. MİT Başkanı ile görüştü. İki başkanın bildikleri var. Devletleri biliyor mu? Meçhul.
    Atölyemde çalışanlar var. Birbirleriyle zor geçiniyorlar ama arada birleşip beni haberdar etmeden iş yaparlar. İstihbaratçılar da böyledir. Arada görüşüp devletlerini atlatabilirler. Böylece iki istihbaratçı da haber edinir.
    Bu sebepledir ki savaş istihbaratla yapılır ama siyaset İslamiyet’te aleni istihbarata dayanır. MİT ve CIA askeri birim içinde yer alır.

  8. *******
    …….
    Eksik olmaz olumsuzluk, bizde şikayet,
    Kaşıkçı’yla mola verdi biraz siyaset!…
    MBS’te yeni bir şey yok mu? -Yahu ne gezer,
    “Bizi kimse bölemez” dedi o da, hayret!…

    Topu taca atmak bizdeyken hep moda,
    Evet! “bizi kimse bölemez” dedi o da!…
    Suçu kabul eden yok mu?-yahu ne gezer!
    Ama ne laf! ihraç ettik yani, sonunda!..

    Kaşıkçı gitti, bir daha gelmeyecek,
    İnsan bir sefer ölür, artık ölmeyecek…
    Suçu kabul eden var mı?-yahu ne gezer!
    Edebildiğince biri örtbas edecek!…

    Belli ki iş ciddi, hatta biraz montaj var
    Bu iş kolay kolay bitmez, belki santaj var
    Bize düşen bir şey var mı?-yahu ne gezer
    Doğru neyse o, mahşerde avantaj var!…

    Bir kadın yok dünyada, Gina Haspel kadar,
    Ne de olsa CIA direktörü, hasbel kader,
    Ne yani olamaz mı? -yahu ne gezer!…
    Bizimkiler örgü örer, dizi seyreder!….

    Ezbere iş bunlar, meşgul eder herkesi,
    Bir yığın mutfak işi, üstüne çocuk bezi
    İyi dizi henüz yok mu? –yahu ne gezer
    Tak edecek bir gün, akıl-iman sentezi!
    ……..
    *******

    • Sayın haydar keleş, araplar şiirin manası şairin karnındadır demişler ya, çok doğru, senin yazdıkların tamamen kuru gürültü:)

      • Madem ki kuru gürültüye devam hakkı veriyorsun, al sana. Bu defa da düz metin olsun, belki daha iyi anlarsın!:

        Buralarda haydar keleş isimli bir yorumcu vardı, pek sık yazmasada vardı. Tarih olarak geriye git, yorumları oku bu ismi bulursun. Burada başharflerden tutturarak o isim sahtekarlığına şimdi yine sığındın. Daha önce de yaptığın için aynı konuyu dikkatine sunmuştum. AK partilileri böylesine yüzkarası bir yüzsüzlükle nasıl temsil edebiliyorsun?

  9. Trump’ın ekibi kendisi gibi olmassa, onlar ile bir saat dahi çalişmaz.
    Nerede geçmişşleri karanlik kişiler varsa Trump onlari bulup kabinesine aliyor ve maaşlerinide Sudilere ödetiyor.
    Güçleri yetiyorsa ödemesinler, adam kesenin ağzini aç dedi Suudilerden ses çıkmayanca dünyayi başlarina geçirdi bundan böğle itiraz etselerde birşey elde
    edemezler.

    Şeriiat Kanununa göre öldürülen bir insan için ölduren taraf ölenin kan parasıni onun ailesine öder.
    Sudiler de tam tersini yapiyorlar ölenin kan parasini öldurenlere ruşvet olarak veriyorlar.

  10. Ekteki kopilediğim yaziyı iki gün önce okumuştum, yazi çok uzun olduğu için hepsini aktarmadım. Zaten Çoğunluğu Erdoğanin Kaşikçı cinayeti hakkında açiklama yaptiğı konuşması idi.

    Aslinda Yazarin kendi görüşlerinden dolayı değilde yabanci yazarların sorularini ve görüşlerini çevri yaptiği için ilgimi çekti bu Linkide Türkiyede açilmadiğından dolayi, kopiledim yoksa linkini yazardım.
    İngilizce bilenler yazarın yazdiği iki linki okuya bilir.
    ××××××××××
    Önceki gün Erdoğan, yaptığı konuşmada, Kaşıkçı olayını kendi perspektifinden baştan sonar şahane şekilde özetledi.

    Elbette aktardığı hikayede önemli boşluklar ve kör noktalar vardı.

    Bu eksik noktaları ise, olayın diğer tarafları ve yabancı medyadan tamamlamak mümkün. (BKZ)

    Adamlar “Düğün değil bayram değil, bir diktatör neden bir gazetecinin ölümüyle bu kadar yakından ilgilendi” türünden başlıklar atıyorlar! (BKZ)

    Bu uzun alıntıyı şunun için yaptım:

    Dikkat edilirse Erdoğan bu korkunç cinayeti başından sonuna tüm detaylarıyla biliyor.

    Kendi medyalarında “Elimizde kayıtlar var” şeklinde demeçler bile yayınlıyorlar ama sanırım bunu son koz olarak saklıyorlar.

    Sadece bu durum bile, Türkiye’nin tek derdinin böylesi bir cinayetten rant devşirmek olduğunun ispatı.

    Yoksa, Pelikan Çetesi’nin olayın olduğu andan itibaren meseleyi ısrarla gündeme sokmak çabası, Hilal Kaplan gibi çete üyelerinin adeta kendini paralamasının başka anlamı yok.

    Bunların derdinin gazetecilerin öldürülmesi ya da basın özgürlüğü filan olmadığı gayet açık. Bunun için ülke hapishanelerine bakmak yeterli. Türkiye cezaevlerinde tüm dünyadakinin toplamından daha fazla gazeteci var ve ne iktidar ne de onların elemanlarının bu konuda en ufak bir rahatsızlıkları yok.

    Kaplan ve diğer görevlilerin bu konuda daha önce en ufak bir çaba harcadığına şahit olmak bir yana, tam tersi “oh oldu” şeklinde yazılar yazdıkları herkesin malumu.

    Tüm parçaları birleştirip bir okuma yapıldığı zaman olayın bir özgürlük ve cinayetin aydınlanması meselesinden ziyade üç taraflı karanlık ve kirli bir satranç olduğu çok açık olarak ön plana çıkıyor.

    Bundan sonrası için yabancı basının sorduğu ancak kimsenin cevabını (şimdilik) veremediği kısımlar şunlar:

    Kaşıkçı’nın saatine dinleme cihazı takılarak mı cinayet kaydedildi?
    Eğer öyle değilse, kapalı kapılar ardında Arap heyete dinletilen cinayet kayıtları nasıl elde edildi?
    Apple Watch’ın böyle bir kayıt yapamayacağını Amerikan medyası net olarak kanıtladı. Dolayısıyla havuzun yaptığı bütün “Her şeyi saat kaydetti” palavrasının Kaşıkçı’nın bilerek oraya gönderildiği gerçeğini gizlemeye yönelik olduğu net!
    O halde, öldürüleceğini bile bile kim ya da kimler Kaşıkçı’yı konsolosluğa gönderdi?
    Devletin “Cinayeti baştan sonra canlı olarak dinlediğini” yazıyor Havuz medyası. O halde neden hemen müdahale edilmedi?
    Konsolos başta olmak üzere, cinayeti işleyenler adım adım takip edilmesine rağmen, neden hiç birine dokunulmadan hepsinin ülkesine gitmesi sağlandı?
    Kaşıkçı’nın nişanlısı olarak tanıtılan kişinin ilişkileri neler? Hangi istihbarat servisleriyle bağlantısı var?
    Yabancı medyaya sürekli açıklama yollayan “isminin açıklanmasını istemeyen yetkili” neden bu açıklamaları ülke içinde ve açık kimlikle yapmıyor?
    Cinayet sonrası SA ile ne tür pazarlıklar yapılıyor?
    Erdoğan’ın “Yerli işbirlikçi” dediği kişilerin istihbarat ile ilişkileri nelerdir?
    SA’nın uzun süre cinayeti inkar etmesinin sebebi ve buna karşın Yasin Aktay gibi kilit isimlerin “Suudi Arabistan’ı çok da şey etmeyelim” mealindeki açıklamaları, katillerin ve planlayıcıların tamamen kendilerini güvende hissedene kadar uzaklaşmaları mıydı?
    Kaşıkçı’nın konsolosluğa gitmek için ikna edilmesinde Yasin Aktay’ın fonksiyonu neydi?
    Türkiye gerçekten bu olayın faillerini mi ortaya çıkarmak istiyor yoksa, olaydan ekonomik bir rant elde etmek için tıpkı Amerika gibi derdinin “Basın özgürlüğü” olduğu imajı mı vermeye çalışıyor?
    Uluslararası bağımsız medya kuruluşları bu tür soruları her gün soruyor.

    Şimdilik bunların net bir cevabı yok.

    Ama varılan ortak kanaat şu:

    Gerek ABD, gerekse Türkiye bu olaydan arzu ettiği neticeyi aldığı an olayın üzeri kapatılacaktır!

    Dolayısıyla insan hakları, basın özgürlüğü, öldürülen gazeteci gibi yapay başlıklar çıkarmadan meseleyi değerlendirmek doğru olacaktır.

    Zira dünya üzerinde yaşayan herkes çok iyi biliyor ki, ne Trump’in, Ne Erdoğan’ın ne de Suudi Kralının ya da prensinin insan hakları filan gibi bir kaygısı yoktur.

    https://www.euronews.com/

  11. YENİ BİR DÖNEMİN DAHA SİNYALLERİ Mİ ACABA?
    Yeniden büyük beşeri gücün yörüngesine doğru adım adım yol alıyoruz galiba.
    Finans sıkıntımız batıdan esen rüzgarlarla giderilecek gibi görünüyor.
    Kuzey ve doğu rüzgarlarından bu yelkenli istifade edemeyecek.
    Bir yerde ekonomik sıkıntılar ön almaya başlayınca orada her şey durur .
    Dışarılara bakacak mecaliniz kalmaz.
    Kendinizi etken sanarken bakmışsınız edilgen olmuşsunuz.
    Yeni rotamız batıya kayıyor gibi geliyor bana.
    Aslında pratikte hep öyleydi ama bazı konularda hassasiyetlerimizin olduğunu da bir şekilde anlatmamız gerekiyordu.
    Bizde bunun için biraz AVRASYACILIK oynayalım dedik.
    Çok kartla oynarken kartsız kalmayız herhalde.
    Neyse S 400 lerden vazgeçmek için buluruz bir bahane.
    ÇİN den yaptığımız gibi yakarız kapora yı olur biter.
    Şu anda finansı çözemezsek içer de istikrarı koruyamayız.
    Dimyata prince giderken evdeki bulgurdan olma ;ihtimali çok yüksek.
    Bundan sonra yeni yol haritamızın rotasını FİNANS rüzgarları belirleyecektir.
    Finans sağlayıcıları bizi içer de rahatlatırken, ufak tefek bazı arzularını da yerine getirmekten kaçınamayız herhalde.
    Finans hal yoluna girince seçimler öncesi yine gelsin hamaset söylemleri.
    Biz bu işleri çok sevdik.
    Herkes mutlu oluyor demek ki.
    İŞİN sonunda finansı çözen seçimleri alır vesselam.
    Gerisi teferruat ……………

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here