Kaşıkçı olayında Türkiye’ye övgüler ile eleştiriler yarış halinde.. Ülkemiz bunu hak etmiyor…

44
Bombacı Cesar Sayoc..

Birkaç gündür ABD’de hepsi de ‘Trump karşıtı’ olarak bilinen kişi ve kurumlara patlayıcı madde gönderilmesi olayı gündemi belirliyor. Barack Obama, Hillary Clinton, Obama‘nın yardımcısı Joe Biden ve işadamı George Soros’un da aralarında bulunduğu hedef kişiler ile CNN-International‘a bombalı paketler gönderildi.

Biz burada gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinin künhüne vakıf olmaya çalışırken, Amerikan polisi de harıl harıl paket bombaları seçtiği hedeflere gönderen kişiyi belirleme çabasındaydı.

ABD’de böyle bir heyecan 11 Eylül uğursuz eylemleri sonrasında ‘şarbonlu mektuplar paniği’ biçiminde yaşanmıştı.

Seçimlere çok kısa bir süre kalmışken meydana gelen bombalı paket olayı, ABD’de, ‘komplo teorisi’ denilecek yaygaralarla karşılandı. Medyada bilinen bazı Trump-yanlısı isimler, seçilen hedeflere bakarak sonuç çıkarmanın yanlış olacağını belirtip bu dehşeti yaşatanın tam ters görüşlü biri olma ihtimalini tartışmaya açtı.

İstihbarat dilinde ‘sağ gösterip sol vurma’ tarzındaki eylemlere İngilizce deyim olarak ‘false flaş eylemi’ deniyor. Biz buna ‘eylem mahalline ters kartvizit bırakma’ da diyebiliriz.

Ancak sonunda yakalanan bombacı Cesar Sayoc ‘Trump hayranı’ ve Trump karşıtlarından nefret eden biri çıktı. Adam tam bir fanatikmiş. Hem de ‘komplo teorisi’ denilebilecek türden anlatımlara inanan biri. Trump ile ilgili olumsuz yayınlara sinir oluyor, karşıt bildiği isimlere hınç besliyormuş.

Şimdi Amerikalılar bu son paniğin ardından yaşananı irdelemeye çalışıyor.

Popülist politikacılar ve fanatizm

Her ülkede fanatizm yükselişte; Trump‘ın başkan seçilmesiyle birlikte ABD de bu dalgaya kapılmış oldu. Daha önce dünyanın başka ülkelerindeki siyasi modalardan kendisini uzak tutmayı ve sahip olduğu varsayılan kendi değerlerini küresel moda haline getirmeyi adet haline getirmiş ABD, dünyada yükselen ‘siyasi popülizm’ modasına kapılabildi.

Fanatizm bu modaya kapılmış ülkelerin hepsinde görülebiliyor.

ABD’de yaklaşık 10 gün sonra -6 Kasım’da- yapılacak seçimde tablonun değişmesini bekleyenler kadar, Trump‘ın üzerine yerleştiği popülist dalganın sıradan Amerikalılar tarafından benimsendiğini, seçimin bunu teyit edeceğini, iki yıl sonra yapılacak başkanlık seçimini yeniden Trump‘ın kazanacağını düşünenler de az değil.

6 Kasım seçimi bu tezlerden hangisinin gerçekçi olduğunu göstereceği için de önemli.

Seçim sonrasında halkı daha da fanatikleşmiş bir ülkeye dönüşebileceği gibi, içine girdiği kısır döngüden çıkacağı umudunu da dışarıya verebilir ABD.

Amerikan medyası içine dönük bu değerlendirmeleri en geniş biçimiyle yapıyor bugün.

Bizden binlerce kilometre ötedeki bir ülkede yaşananları boşuna takip ediyor değilim. Gazetelerinde okuduğum, ekranlarında karşılaştığım her değerlendirme bana kendi ülkeme ait gerçekleri düşündürüyor.

Cemal Kaşıkçı‘nın başına gelen olayın ele alınış tarzını söz gelimi…

Topraklarımızda böylesine bir vahşetin yapılabilmesi hepimizi öfkelendirdi. Öldürülen kişinin ‘gazeteci’ kimliği, huzur ve güven içerisinde vatandaşlarına hizmet vermesi beklenen bir dış temsilciliğin intikam amaçlı bir mekana dönüştürülmesi, cinayette rol alanların bu amaçla ülkemize gönderilmiş bir infaz timi oluşu öfkemizi artıran ayrıntılar… Cinayet var, ama ceset ortada yok; bu durum da tepkimizi çekiyor.

Güvenlik güçlerinin çabaları olmasa üzeri örtülüp geçiştirilecek bir olay, halk olarak öfkemiz ve devlet birimleri olarak ilgi duymamız sayesinde uluslararası bir tepkiye dönüştü.

İyi de oldu.

Ülkemiz eleştiri odağı, haksız bir durum bu

Ancak üzerinde durulması gereken bütün yönler henüz bizde konuşulmaya başlanmadı. Özellikle de, uluslararası camiada tepkilerin arasına ülkemizle ilgili sıkıştırılan ağır eleştiriler yeterince irdelenmiyor.

Oysa tamamen haklı olunan uluslararası ilgiye muhatap bir olayda, bize atfedilen bazı yanlışlıklar yüzünden neredeyse cinayeti işleyen ve işletenler kadar eleştirilere muhatap edilmek basitçe karşılanacak bir durum değil.

Türkiye şu sıralar yargısı yüzünden eleştirilen bir ülke. Gazetecileri, siyasileri, sivil toplum önderi konumundaki kişileri farklı görüşlere sahip oldukları için hapislerde tutmakla eleştiriliyor. Gazetelerin cinayete dair verdikleri bilgiler aktarılırken, ‘hükümet güdümündeki medya’ sıfatı yaygınca kullanılıyor.

Haberlerde en sık karşılaşılan cümle ise, “Topraklarında yaşanan gazeteci cinayetiyle bu denli yakından ilgilenen Türkiye en çok sayıda gazeteciyi hapiste bulunduran ülke” cümlesi…

Türkiye Kaşıkçı cinayeti sonrasında uluslararası ilgi odağı; ancak ülkemizle ilgili bu haber bombardımanı, bu tür eleştirel cümleler yüzünden aleyhte bir havanın doğmasına da yol açıyor.

Süratle bu durumdan uzaklaşmamız gerekiyor.

Ne yapılması gerekiyorsa yapılmalı ve ülkemize dönük bu eleştiri bombardımanını lehe çevirmenin bir yolu bulunmalı.

ABD’de bazı hedeflere yönelik gönderilen bombalar ile İstanbul’da işlenen gazeteci cinayeti ele alınırken ülkemizin ağır eleştirilere tabi tutulması arasında pek fark yok çünkü.

İkisinin de tahrip gücü yüksek.

Bu durumu değiştirmek elimizde ve zamanı da şimdi.

ΩΩΩΩ

44 YORUMLAR

  1. Bilmeden ahkam kesenler için bombaci hakkında bir kaç bilgi.

    ABD bombacısını neden çabuk yakaladilar?
    DIN si 2002 dede gene bomba yapmasi ve yakalanmasından dolayi parmak izi.
    Birde HILLERI YI YALNIŞ iki l yerine bir l yazmasi. Arabasinda sosyal,medyada ve Trumpin O şehirdeki
    mitniklrrine katilmasinda topladiklari delillerle, yakaladilar zaten akli dengesi de normal değilmiş.
    ABDede bu tip suçlarin cezasi 38 yil.
    Eger kesinleşirse.

  2. Kaşıkcı konusunda Nişanlisindan tutunda,Suudi Hükümeti, Türk hükumeti önceden soylediklerini daha sonra kendileri yalanliyorlar.

    Şimdi Kaşikcının Nişanlisimi doğru söyliyor? Gazetecilermi?Türk hükumetimi?
    H Cengiz Habertürk’e verdiği mulakatta Evilik işlemlerine Turkiyede başladiklarini ve kaşikci konsolosluğa o zaman gittigini ve onlarda biz hazirlariz dediklerini anlatiyor ve şöyle devam ediyor.
    Kaşıkçı’nın evlilik evrakları için daha önce ABD’deki Suudi Arabistan Konsolosluğu’na başvurup başvurmadığına dair bilgisi olmadığını da söyleyen Cengiz, “Cemal Bey’in ABD’ye gidip oradaki konsolosluktan evrak almak istediğini ben bilmiyorum. Böyle bir bilgi konuşuluyor. Ama böyle bir süreç olsa bana mutlaka söylerdi”

    Asagidaki kopi yazidada gene çeliskili konuşmalari yaziyor.
    Cengiz daha önce Kaşıkçı’nın konsolosluktan çıkmazsa Yasin Aktay’ı aramasını tembihlediği şeklindeki ifadesini değiştirdi. Kaşıkçı’nın evlilikle ilgili evraklar için ABD’deki konsolosluğa da başvuruda bulunmadığını düşündüğünü söyledi.

    Cemal Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz, Kaşıkçı’nın kendisinden Suudi Arabistan Konsolosluğu’ndan çıkmazsa AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay’ı aramasını istediği yönündeki sözlerini değiştirdi.

    ‘KONSOLOSLUĞA GİRERKEN TEMBİH VERMEDİ’

    Cengiz bugün Habertürk televizyonunun canlı yayınında Yasin Aktay olayını farklı anlattı. Cengiz, “Hastalandığı bir gün Cemal Bey’e Türkiye’de bir şey olursa kiminle irtibata geçmem konusunda bir nasihati olur mu diye sordum, bana ‘Yasin Hoca’yı arayabilirsin, eski dostumdur’ dedi. Biz birinci gün Konsolosluk’a giderken aklıma bu cümle geldi, ama bana Konsolosluk’a girerken bu konuda bir tembih vermedi. Sıkı sıkıya tembih etmiş olsaydı isimleri, ciddi anlamda endişesi var ve ben birilerini aramakta çok geç kalmışım anlamına gelirdi” diye konuştu.

    Hatice Cengiz daha önce konuyla ilgili “Bana telefonları verdi, bir şey olursa ne yapmam gerektiğine yönelik soru üzerine ‘Ben gireceğim, evraklarımı alıp çıkacağım. Bir şey olursa da hemen Yasin Aktay ve Türk Arap Medya Derneği’ne haber verirsin’ dedi. İçeri girdi, birkaç saat haber gelmeyince Yasin Aktay’a, ardından Türk Arap Medya Derneği’ne haber verdim. Şu ana kadar kendisinden haber yok. Henüz bir gelişme yok. Konsolosluktan birileri kapı önünde ‘O zaten çıkmış, burada beklemenize gerek yok’ dedi”

    KIM. DOĞRULARI SÖYLÜYOR?
    VEYA H CENGIZIN KONUSDUKLARINDAN HANGISI DOĞRU?

  3. Oyuncular
    Senaryoyu yazanlar şimdi istedikleri oyuncuyu bulup oynatıyorlar.
    Büyük elçilikte cinayet işlenmiştir. Bunu haber alan hükümet bir kararname ile elçiliğin çevresine bir alay asker koyar. Tüm girişler ve çıkışlar tutulur. Suudi Arabistan’dan konsolosluk izni istenir. İzin verirse sorun olmaz. Orada tüm personel kasame yoluyla sorguya çekilir. Her yer aranır. Bulgular tespit edildikten sonra herkes serbest bırakılır. Muhasara da kaldırılır.
    Bundan sonra soruşturma tutuksuz ve göz altına alınmadan devam eder. Varılan sonuçta önce olay tespit edilir.
    1- Bu plan nerede hazırlandı? Kim hazırladı? Sonunda kim uygulamaya koydu? Kim finanse etti? Bunları Türk emniyeti tespit ederek resmen açıklar.
    2- Mağdurlar bulundukları ülkedeki mahkemelere dava açarlar. Türk emniyeti de şahit olarak dinlenir.
    3- Devletler kendilerinde bulunan suçluları mahkum edip infaz ederler.
    4- Böyle olmazsa yaralanır, ölür, nutulur gider. İnsanlar da yargılanmaz. Yargı, Sermaye’nin oluşturduğu cinayetleri Sermaye’nin fatura ettiklerine göre mahkum etmekten başka bir düzen değildir.
    İnsanlık önce hakemlik sistemini kabul edip yargıyı düzeltmelidir. Hakemliği kabul eden barış devletleri ile hakemliği reddedip hakimlikte ısrar edenler arasında savaş cereyan edecek. Hakemliği kabul edenler galip gelecek. Bu cümlemi herkes beynine kazısın ve beklesin. Hakemlik sistemi ve yargı üstünlüğü hakim olacaktır.

  4. İlahi Nurdan hanım, ahval den şurdan burdan arakladığınız herzeleri taşmış çöp kovası şeklinde her gün bırakıyorsunuz buraya, kalmış yemekler gibi önümüzde kokup duruyor! Maşallah sizin derlediğiniz dezenformasyonlar ilaç, bizim okuyup incelediklerimiz de çöp oluyor öyle mi? Siz beni güldürdünüz allah da size güldürsün emi:)))

  5. Dünyada olan birçok buna benzer olaylarda neyin hedeflendiğini anlamamız imkansız.
    Sadece bizim eski bir istihbaratçının söylediği gibi bu olay kime yarıyor ona bakmak lazımdır.
    Belkide kısa,orta ve uzun vadede etkileri kime en çok yarıyor ; o da ayrı bir uzmanlık alanı.
    Demokrasi veya seçimli yönetim sistemlerinin en büyük zaafı herkesin oyunun aynı değerde olmasıdır.
    Aslında pratikte hiç de öyle olmadığını görüyoruz.( Aslında egemenler halkı medyayla veya değişik metodlarla yönlendirirler)
    Eğer halkın kültürel düzeyi nasılsa (tabii çoğunluğunun) genelde seçeceği ve beğendiği yöneticileri de aşağı yukarı aynı karakterde olacaktır.
    Halk her zaman kısa vadeli menfaatlerini düşünür.
    Seçimlerde hep bunu kanıtlamıştır.
    Bazı liderler halkın bu durumunu değerlendirirler;kazanmak için her şey mubah (Makyavelist) tavrıyla şimdiki tabirle popilist politikalar uygularlar.
    Dünyada yeniden bu politikalar revaçta olmaya başladı.
    Yayılmaya da devam ediyor.
    Korkulan o ki dahada hamaset söylemlerin yaygınlaşması ve Dünyayi felakete götürmesi.
    Neden böyle tehlikeli akımlar yaygınlaşıyor.
    Kominist sistemden sonra liberal- kapitalist sistemde tökezliyor.
    Her geçen gün gelir dağılımı korkunç şekilde bozuluyor.
    Zengin ülkelerin halkları gümrük duvarlarının yükseltilmesini isterken fakir ülkeler ileri ülkelere geçmek için akla gelmedik yöntemlere başvuruyor.
    Sonunda fakir ülkelerin yönetimleri halklarının ülkeyi terketmemesi için daha da otorıteleşıyor .
    Gelişmiş ülkeler fakir ülkelerden gelmesinler diye onlar da cebri tedbirleri artırıyor.
    Fakir ülkelerin liderleri geri kalmışlığın kabahatını eski koministler gibi ileri emparyalıst ülkelere bağlıyorlar.
    kabahatların hiçbirini üzerlerıne almıyorlar dış ülkelere ve sebeplere bağlıyorlar.
    Sonunda bu çorak dönem bütün Dünyanın alt tabaka insanları için daha da ağırlaşıyor.

    • Eski komünistler de doğru söylüyordu, yeni dönem bağımsız liderlikler de doğru söylüyor ey avam! Geri kalmış/ezilen halkların içinde bulunduğu durum elbette sömürgecilerin ve onların yerel işbirlikçilerinin eseridir. O yüzden diyoruz ki dünya 5ten büyüktür! O yüzden defolsun imf diyoruz! O yüzden yaşasın tam bağımsız güçlü türkiye diyoruz! Batıda yükselen göçmen karşıtı ırkçı partilerin sözleriyle kıyaslama sakın türkiyenin dik duruşunu: 4milyon suriyeliye ve mülteciye bakan bir liderlik var ortada! Pelinsulara barasulara, melisalara göre; batı demokrasileri çok gelişmiş olduğuyçün seçimlere katılım düşük oluyomuş oralarda!

      • Küçümsediğin ifade eksik tamamına defaatle yazılarında yer verdi Fehmi abi. ben ondan okudum kendi görüşüme guvenmezsin diye özellikle Fehmi abinin bu görüşe yazılarında yer verdigini söylüyorum. sen burada bana değil Fehmi abinin görüşünü küçümsüyorsun.
        Ayrıca;

        Fake bir hesabin ismi üzerinden cinsiyetçilik yapmak sana, “insan kendi ülkesinin konsolosluğuna guvenemezmi bu nasıl iş yeaouw” diyerekten şaşırmak ta fedaisi olduğun devletlulara yakışır.
        Ulu devletlulara, iyide be adam senin ülkende insanlar devletine guvenemedikleri için isimlerini gizleyerek konusabiliyorlar demeyi aklına getirmek yerine akıldan istifa edip sahte bir isim üzerinden yükseleceğini zannediyorsun.

        Neyse sana cevap yetistirene kadar iki makale okumayı tercih ederim.

  6. Evet, bizde de eskiden kendisine posta yoluyla gönderilen ya da arabalarına döşenen bombalarla öldürülen gazeteciler, aydınlar olurdu. Eski türkiyeye özgü bu tür saldırılar artık pek görülmez oldu. Çünkü akpartili dönemde devlet içersinde yuvalanmış gladio unsurları büyük oranda temizlendi. Demokratik standartlarımız yükseldi, düşünce ve ifade özgürlüğü yeşerdi. Azınlık vakıfları malmülküne kavuştu. Bu sayede faili meçhuller, gözaltında işkence ve kayıplar ortadan kalktı. Beğenemeyenler çevremizdeki ve uzağımızdaki ülkelerde yaşayan soydaşlarımızın haline baksın! Kimi batı ülkelerinde balkaymakla beslenen fetöcü haşhaşilerden sözetmiyorum tabi:) ama onlar düzenli beyin göçüne giriyorlarmış! Eh düzüle düzüle göçsünler artık. Şu 8 asker mi dansöz mü ne vardı helikopterle yunanistana oyuna gitmişlerdi, sığınma hakkı verdi yunan mahkemesi? Ne tiyatroymuş arkadaş yaaa… Düşünce özgürlüğü neyim oralarda çok genişmiş!!!

  7. Sadece Gazetecilere Değil Herkese Özgürlük
    Fehmi Beyin bugünkü yazısındaki yaklaşımı kısmen haklı buluyorum ama katılmadığım önemli noktalar var. Öncelikle Türkiye’ye haksızlık yapıldığı doğrudur ancak bu haksızlığı yapanları fazla uzakta aramak o kadar doğru değildir. Türkiye basın özgürlüğünde K. Kore’den bir tık iyi, Rusya’dan bile daha kötü durumdayken dünyanın bizi alkışlamasını mı bekliyoruz? Özgürlükler konusunda tarihi birikimle de ilgili olan bir tutukluk ve yetmezlik içindeyiz. Modern zamanların öncesinden daha kötü durumdayız desek yanlış olmaz. Osmanlıda modernleşme (Tanzimat) öncesinde zaten gazete ve topluma hitap eden basın olmadığı için o zamanki özgürlük anlayışına göre Osmanlı diğer devletlere kıyasla bazı konularda daha özgürlükçü olabilir.
    Cumhuriyet dönemine baktığımızda ilk 25 yılda basını sınırlamak ve yönlendirmek için çok yoğun bir baskı vardı ne yazık ki. O zamanın otoriter yöneticilerinin işi nispeten daha kolaydı. Radyo yayını devletin kontrolündeydi. Geriye sadece basılı yayınlar (gazete, dergi, kitap) kalıyordu ki onları kontrol etmek de kolaydı. O yıllarda nüfusun % 80’i köylerde yaşadığı için devlet sadece okuyanları endoktrine ederek kendi “iyi yurttaş”ını yetiştirmeye çalışıyordu. Şu anki rejim ise benzer çağdaşları gibi okumuşları sevmiyor. İlginç bir şekilde dünyadaki bütün otoriter yönetimler; yüksek eğitimliler yerine toplumun kültür düzeyi düşük, okumayan, sloganlara kolayca kapılan ve sadece duyup seyrettikleri ile yönlendirilebilen kesimlerine yöneliyorlar. Onların desteği iktidarlarını sürdürmeye yetiyor. Hal böyle olunca okuyan ve düşünen insanlar otoriter ülkelerden/yönetimlerden kaçmanın yollarını arıyor. İran, S. Arabistan, Türkiye, Rusya, Çin gibi ülkelerden inanılmaz bir beyin göçü var. Yüksek teknolojinin büyük oranda demokratik ülkelerde (rahmetli Mehmet Niyazi’nin deyimiyle ‘geniş kabul’ü olan ülkelerde) gelişmesinin sebebi de budur. O ülkeler insanları inançları, renkleri, ırkları, dilleri yada felsefi görüşleri için itip kakmıyorlar, herkes yaptığı işe göre toplumda yer bulabiliyor. Mesela ABD’de en popüler doktor Türk asıllı Mehmet Öz.
    Sovyetler Birliğini bile sınır aşan radyo ve TV yayınları zora sokmuştu ve dağılmasına katkıda bulunmuştu. Günümüzde özgürlükleri kısıtlayan ülkelerin hergün gelişen yeni teknolojilerle başı dertte. Bilgilerin dolaşımını engellemenin imkansız olması nedeniyle bu ülkeler basın organlarını genellikle toptan yasaklamıyorlar, bu hem dünya nezdinde itici hem de çok zor, onun yerine medyayı seçici kontrol ediyorlar. Kendilerini zora sokan haber ve paylaşımları engelliyorlar, bunu yapanları cezalandırıyorlar ama ortada siyaset dışında oldukça geniş bir alan kalabiliyor. Bu durum biraz o ülkenin yöneticilerinin paranoyasının derecesiyle ilgili. Mesela İran bütün televizyon yayınlarını engellemeye çalışıyor, çanak anten yasak vs. Mısır’da bunlar yok ama ekonomi kötü gidiyor diye haber yaptığı için göz altına alınanlar oldu. Türkiye’de de dövizle ilgili paylaşım yaptığı için birçok kişinin başı derde girdi. Birçok ekonomi yazarı işini kaybetti. Uygulamalar farklı farklı olabiliyor.
    Yani gerçekleri saklamak artık daha zor. O nedenle çoğu otoriter rejimler tüm yayınları engellemek yerine kendi hedef kitlelerine (az okumuş, fakir, devlet yardımıyla geçinen, kültür düzeyi düşük, menfaatle veya dini/ideolojik olarak iktidara eklemlenmiş, kolay maniple edilebilir) yönelik yoğun bir medya bombardımanı yapıyorlar. Birkaç gün önceki bir yorumumda irdelediğim “bindirilmiş kıta trol cemaati”nin her yazıyı ve yorumu yorumlamak ve her muhalif görüştekini pataklamak gayreti de bununla ilgilidir. Öncelikle kendi destekçi kitlelerine ulaşıp “kafalarını bulandıracak” yayınları seçici olarak engellemek derdindeler. Bu kitleyi rahatsız edecek “karşı taraftan” bir kısım saldırgan yayınların olması onların işini kolaylaştırıyor ve onları engellemiyorlar. Onların bazı gerçekleri söyleyip büyüyü bozmalarına engel oluyorlar ama bütün bütün susturmuyorlar, safları sıklaştırmak için kullanıyorlar.
    Basın özgürlüğü çok önemli ama kısmen özgür basın aslında otoriter rejimlerin hizmetkarıdır. Bu gerçeği anlamak istmeyen sözde muhalifler, bilerek veya bilmeyerek, o rejimlere hizmet ediyorlar. Buna ülkemizden örnek çok, birçok muhalif medya susturulurken güya bir kısım farklı muhalifler alkış tutuyordu.
    Fehmi Beyin gazetecilere derhal özgürlük talebine “evet ama yetmez” diyorum. Herkese adalet, herkese özgürlük, bizim hoşumuza giden yada gitmeyen her fikir, şiddet çağrısı yapmadığı sürece, dile getirilebilmelidir. Kimse de inandığı, sevdiği yada sevmediği fikirlerden dolayı dışlanmamalı, hapsedilmemeli, işine gücüne müdahale edilmemelidir. Bunlar bizim karşı olduğumuz sevmediklerimiz de olsalar.

    • Tabi tabi, osmanlı da basın mı vardı, her şey cumhuriyetle doğdu ya! Elifi görse mertek sanacak allameler; bırak bir gün olsun osmanlı arşivlerinde dolaşmayı, cami duvarındaki allah yazısını okumuş mudur acaba? Osmanlı basını var mıydı, özgür müydü geç de rusyada basın özgürlüğünü yolda görsen tanır mısın acaba çkakan? Kırımda her gün sosyalmedya paylaşımları sebebiyle tatarlar rus hapishanelerini boyluyor… Mısırda tv antenleri toplatılmamıştır doğrudur da tahrirde taranarak öldürülen binlerce müslümanı ne yapsak acaba? Beyin göçü beyin göçü diye sayıklayıp duruyorsunuz; kardeşim gidenden fazla gelen var, kimi göçer kimi geri döner. Bir kişi gidiyor yüz kişi türkiyeye geliyor. Milyonlarca turisti saymıyorum tabi:) beyinden kastınız firari fetöcülerse eğer onlar düzensiz göçe girer beyin göçüne değil!

  8. Bazen en güzel yorumlar zamanın tabiatına uygun olarak ertesi güne sarkiyor.

    Dün Didem Kuz hanımefendinin yorumu Hakan K. Beyefendinin yorumuna cevap olarak yazdigi yorumla beraber yüksek hakikatlerin harika bir fadesi. Dönüp dönüp okusam yeridir.
    Saygı ve hürmetlerimi ifade etmek istedim.

  9. MBS bu durumda tilki mi oluyor , yoksa geri zekalı mı ? yoksa Trump ın emir erimi . E-Şıkkı Geri zekalı ve emir eri .
    Hem cinayeti işliyor , hem cesedin yerini bilmiyorsa buna geri zekalılık denir. Veya elindeki kanı yıkaması için ibriğinden su döken TRUMP a güveniyor denir. Bence her ikisi de bu melunda mevcut.

  10. Bombacı Cesar Sayoc’ın resmine bakılırsa psikolojisi bozuk bir hal arzediyor. FBI’ın bunu 300-350 milyon bir nüfus arasında çabucak bulmuş olması büyük bir başarı. Bu olayın bir terör suçu olduğu konusunda herkes hemfikir. Bakalım ne kadar bir ceza verecekler, öğreniriz. Madem ki istihbarat/emniyet konularında çeşitli ülkelerin kendi aralarında bilgi paylaşımı varmış. Nasıl ki CIA direktörü Haspel hanım ile Kaşıkçı konusunda bilgi paylaşımında bulunduk. Bizim MİT/Emniyet yetkilileri de bu konudaki bombacı Cesar’ın yaptığı iş ve kendisinin yakalanması konusundaki bazı ayrıntılarda FBİ’dan paylaşım isterlerse hiç fena olmaz; teknik bilgileri daha da artar. Bizde de böyle olaylar olabilir. Terör olaylarının önlenmesi konusunda epey tecrübeli ve başarılıyız ama bilgi bilgidir. Bizdeki polarizasyon ABD’dekinden maalesef daha fazla ve psikolojisi bozuk insan sayısı da o oranda daha fazla. Proaktif olmak açısından böyle paylaşımlar faydalı olabilir…..

    • Evet muhtemelen psikoloji bozuk birisi. Böyle birinin hiçbiri patlamayan 10-15 ”ahlaklı bomba” hazırlaması adama ”bombacı” sıfatını sonuna kadar hakettiriyor ve patlamayan 10 bombalı eylem de gerçekten çok büyük bir terör. Bu ”azılı teröristi” yakalayan polisler de müthiş bir başarı göstermişler, ”elleriyle koymuş” gibi biryerlerde yakalamışlar adamı. Yakalamasalar kimbilir kaç kişiye daha patlamayan ”ahlaklı bomba” gönderecekti ”azılı terörist”.

      • Bombacı sıfatı sadece patlatan ve insan ölduren biri için mi kullanılır Necip Bey? İşin şakası yok! ABD basınını kaynaklarından takip etmeğe bak. Malum, bizim tercümelere kendi yorumlarını katıp dikkat çekeyim derken gerçeklerden uzaklaşan köşe yazarları çok. Her bombalı eylem ölümle sonuçlanmayabilir. Azılı bir terör olayı olmasa da bu olay terör kategorisinde ciddiye alınan bir olay. Haberlerde işin uzmanları bu yönde konuşup durdu aktarmış oldum. Sen de bomba ahlaklı mıydı ahlaksız mıydı işi hafife alıp gırgıra vuruyorsun.

        Ahlaktan açılmışken, bir söylesene Sn. Erdoğan’ın nüfuzunu kullanarak damadını önce milletvekili, sonra da Bakan yapmış olması ahlaklı bir eylem miydi, yoksa ahlaksız mıydı? Böyle torpil ve “yolunu-bulmuş”lukları mümkün kılan sistem güvenilir bir süreklilik arzedebilir mi? Sn. Erdoğan gelecek nesil siyasetçilere ne kadar iyi bir örnek olabildi bu konuda?

        • Hakan ey işi gırgıra vurmuyorum, sadece olayın ne kadar düzmece olduğunun bas bas bağırdığını göstermeye çalışıyorum. Bu kadar düzece bir olay üzerinden başarı övgüsüne gerek olmadığını belirtiyorum. Madem basını direkt takip ediyorsunuz Trumpın damadının ve kızının koca abd nin ortadoğu politikasını yönetmesinin, üstelik bizim damat gibi resmen ve direkt sorumluluk alarak değil perde arkasından ve hiçbir sorumluluk almadan yönetmesinin ahlaki durumu hakkında da bir değerlendirme yapın madem. Adam hiçbir politik yetki ve sorumluluk almadan bölgemizi dizayna girişiyor, ortalığı birbirine katan düzenler kuruyor, güç ilişkileri üzerinden Kaşıkçı cinayetini bile azmettirdiği söyleniyor. Bizim damat açıkça aday olup milletvekili seçildi, akademik kariyerine ve meslekğine uygunbir görevlendirmeyle resmen sorumluluk aldı ve açıkça görev yapıyor, hatası ve sevabının karşılığını hem kendisi hem de onu görevlendiren seçimde milletten alacak. Size göre bu damat torpilli, diğer damat ahlaklı ise şu ahlak anlayışınızı bence yeniden bir gözden geçirin.

          • Olay “düzmece” değil! Polarize bir halden radikalliğe geçişin bariz bir örneği. Bizde nasıl ki reisten fazla reisçi maganda tipler var bu adam da aidiyet hissini Trump taraftarlığında bulmuş fanatik bir tip. Düzmece derken bunu nereden çıkarıyorsanız? kaynağını yazın ki iddianıza yakından bakalım güvenilirliğine karar verelim. Bu yazdıklarım konusunda, ABD basınına internet uzerinden girip biraz araştırma yapın yeter. Gerçek bir olaya düzmece demenin, “düzmece” bir olaya “gerçek” demekten bir farkı yok!

            Trump’ın damadı ilişkili ve uzmanlığı olduğu bir konuda sadece bir danışman (sakıncası yok). ABD ve hatta dünyayı yönetenler/yönetmeğe çalışanlar belli. Kushner isim olarak önde olan sadece sembolik bir isim. Onu savunacak biri değilim. Ancak Kaşıkçı olayını azmettirmiş olma ihtimali varsa, hakkımızdır, bizim yetkililer iz sürüp incelesin tabi, “sinekten yağ çıkarma” türü bir egzersiz olmuş olur. Neyse, yarım kalan konuyu dağıtmayalım. Bizim damadın torpil/nüfuzla milletvekili yapılmış olmasının, sonra da atamayla Bakan yapılmış olmasının Kushner’in danışman yapılmış olmasıyla mukayese edilecek bir tarafı yok (varsa bu sizin muhakeme eksikliğinizin göstergesi, 2*2=4 !). Dünya kamuoyundan aklı başında 1000 kişi bulun, bu iki atama konusunun izafi olarak hangisi ahlaklı diye sorun. Sonuç, açık-ara bizimkisinin atanma tarzının ahlaklı olmadığı şeklinde olacaktır. İnatla, bunun aksini iddia ediyorsanız dünyadan haberiniz yok demektir, Necip bey!

        • Trump karşıtlarının, psikolojisi bozuk bir Trump hayranını bir şekilde kışkırtarak bu tür bir olay düzenletmesi ve 10-15 kişiden birine bile zarar gelmeden yakalanmasının düzmece olduğunu anlamak için fazla gayret göstermeye gerek yok, çünkü 80 lerde 90 larda bu olaylar ülkemizde yeteri kadar yaşandı, bu düzmece olaylarla belirli kesimler daimi olarak suçlandı.
          Sizin mantığınıza göre asıl işi emlakçılık olan Yahudi bir damadın kariyeriyle ilgisiz ama dış politikayla ilgili en etkili göreve atanması ve ortadoğu ülkelerini paramparça edecek işler yapması sadece sembolik danışmanlık, ama işletme mezunu, finans üzerine yurtdışında MBA yapmış, bir holdingde finans direktörlüğü ve yönetim kurulu üyeliği yapmış, finans ve bankacılık bilim dalında doktora, yenilenebilir enerji kaynaklarının finansmanı üzerine tez hazırlamış,bankacılık ve finansman alanında ders vermiş akademisyen bir kişinin seçilerek milletvekili olması ve konusuyla ilgili bakanlık yapması torpil öyle mi? Dünyadan bayağı haberdarmışsınız siz!

          • Necip bey dediğiniz tür kışkırtma ve kullanma olayları Türkiye’de olabilir, böyle olayları yakından takip etmişsiniz, belli ki ezberinize bir yer teşkil etmiş. Oysa ki, ben ABD’deki olay ile ilgili sizden haber kaynağı istemiştim. Bu işin de Türkiye’deki gibi olmuş olacağını kestirmeden ortaya atmak ne kadar sağlıklı ve geçerli bir şey? ABD ile Türkiye çok farklı ülkeler. Yahudi damadın durumu sembolik demiştim. ABD’yi yönetenlerin kim oldukları belli demiştim, yani o iş için Yahudi olması yeter (aldığı eğitim de yeter). Bu açıdan alınırsa, bizim damadın Bakan atanması için kayınpederin nüfuz sahibi olması da yeter gibi bir durum hasıl oluyor. İşte tam da bu noktada iş ahlaki açıdan çıkmaza giriyor. Ben bu konuyu sorguluyorum. Bu noktayı anlayabilmeniz çok önemli.

            Allâme-i Cihan olsa bile böyle bir atama yapılmamalıydı, çünkü ahlaki tarafı yok! Bir an için, diyelim ki kayınpeder bunu yaptı; insanlık hali, kayınpeder etik kural nedir bilmemiş olabilir. Bu demek değil ki damat da bu işe balıklama atlamalı. İş bu yönüyle de ahlaki açıdan sakat. Yani, ahlaki açıdan çift taraflı bir sorun var. Üstelik, damat ABD’de bulunmuş diyorsunuz. Böylesine gelişmiş bir ülkede okumak büyük bir şans. Peki, torpille/nüfuzla ciddi bir işe girme diye bir şey varmıy mış ABD gibi bir ülkede? Herkes bilir ki orada ekmek “aslanın ağzı”nda. Yani, bu mümkün değil, adamlar işi ehline verdikleri için o kadar ilerlemiş durumdalar, 2*2 = 4! (Osmanlı’nın ilerleme döneminde de böyle imiş, öyle okumuştum). Yani, damat orada o kadar zaman geçirdikten sonra bunu öğrenememiş miydi? Kayınpederden, böyle bir teklif gelmiş olsa bile, özellikle kabul etmemeliydi. Bu konuyu anlayabildiniz mi? Sonra bir şey daha var, bizim damadın kariyeri hakkında bayağı ayrıntılar yazmışsınız (doğrusu merak ettim. İşim bittiğinde bir ara bakacağım- sizin için de bu bir nevi “reference checking” gibi bir şey olacak).

          • Hakan Bey merikalı damat hakkında dedikleriniz kabulümdür. Bizim damat hakkında da kariyerini inceleyeceğinizi belirttiniz, bu da bence olumlu bir tutum, en azından incelemeniz sonunda kariyer itibariyle bulunduğu görev için gerekli ehliyet ve liyakate sahip olduğunu öğrenme, bilme ve kabullenme durumunuz ihtimal dahiline girer. Gelelim benim için de en etkili olabilecek argümanınıza; bir kayınpederin damadını etkili bir göreve ataması, damadın da bunu kabul etmesinin etik açıdan uygun olup olmaması benim açımdan da geçerli bir konu olabilir. Ancak bu konuda son hükmü vermek için ben bulunulan ortamın şartlarına bakmak gerektiğini düşünüyorum. Kimyadaki gibi NŞA (Normal Şartlar Altında) olsak, dediğiniz prensibin ben de uygulanmasını arzu ederim. Ama ülke özellikle son 5 yıldır içeriden ve dışarıdan her açıdan olduğu gibi ekonomik açıdan da önemli bir kuşatma ve saldırı altındayken, başkanın en yakınındakiler bile bazı açılardan başkanın güvenine layık olamamışken, doların bir gecede %40 larda artması sözkonusuyken, bazı makamların gerçekten güvenilir ellerde olması gereği bu prensibin ikinci plana atılmasında etkili bir sebepdir. Bazı muhalif kesimin en büyük handikapı ve seçmen nezdinde söylediklerinin itibar görmemesi de bu sebepledir. Sadece belirli ilke ve prensipler öne sürülerek ideal şartlarda uygulanabilecek bazı tutumların belirli şartlarda öncelik sıralamasına tabi olacağı nedense hiç gözönüne alınmıyor. Şartları dikkate almayan bir çözüm hangi bilimde vardır bana söyleyebilirmisiniz. Bütün kurallar, yasalar, teori ve hipotezler şartları ve kabulleri belirlenerek açıklanır ve uygulanır. Bence eleştiri ve muhalefette şartları dikkate almamak önemli bir eksiklik.

    • Amerikada bizdeki psikolojisi normal inan sayısında psikolojisi bozuk insan var. Sallama ey H.K. Her gün bir okulu tarayan psikopatlar ABD den çıkıyor. El insaf.

      • Beşer bey h.k.ya bulaşma benden söylemesi! Kendisinin daha önce yahudi düşmanlığı ve ayrımcılık yaptığı da bu sayfalarda sabittir. İşin kötüsü küfürbazlığı yetmiyormuş gibi bir de hakaretlerini şiir formunda yazıyor o fena… Vaktiyle fetö “dünya gemisinin kaptanı amerikadır biz de onun yanında yerimizi almalıyız” deyip hicret(!) etmişti, sonra da bi yeşilkart için 1 dolara kendi sılairahimlerini satmışlardı. Bu arkadaşlar abd ye toz kondurur mu?

        • ……
          Sahtekarlığın boldur, yalana kaçarak,
          İşi gücün sataşmaktır, haddi aşarak
          Herkesin kuyruğunda, sırnaşık adam!
          Kabak tadı verdin, pek utanmayarak…
          ……

      • en az haftada bir düğünlerde maganda kurşunu ve trafik magandaları nedeniyle birileri ölüyor. psikopat düğün magandaları da türkiye’ den çıkıyor..

        • Ahmet bey, almanyada evinden çıkıp havaalanına gitmeye çalışırken 1yılda ölenlerin sayısı; türkiyede 1yılda teröre kurban gidenlerin sayısından daha fazla!!! Enseyi karartmaya gerek yok…

        • Haklısın Ahmet bey. Magandaları sadece düğünlerde değil, buralarda da görmek mümkün. Bellerinde laf-gaf tabancaları, sağa sola ateş edip dururlar…. bunlar AKP marka maganda!

          ……
          Silaha müptela olanlar var ya,
          Dağ başlarına sürsünler!
          Yıldızlara kurşun sıksınlar,
          Pür dikkat Güneşi nişan alsınlar,
          Olmazsa da birbirlerini….
          ….

      • «Beşer» şaşar derler, seninki de bir laf!
        “Neredeyse her gün” de bari, el insaf!
        Gülü seven dikenine katlanır derler,
        Sevgi bir silah ise, bu tamamen gaf….
        ……

  11. MSB bakanımız general yarbay rütbesinde 150 kişinin tasfiye edildiğini anlattığı açıklamasından Ordu’nun görevinin iç istihbarat toplayarak irtica ile mücadele olduğunu düşündüğünü zannettigim MSB bakanımız Hulusi Akar in, deniz kuvvetlerinden 15 temmuz darbe girişimine aktif katılımın olmamasına rağmen yani deniz kuvvetlerinden herhangi bir silah ateşlenmediği halde NEDEN? en çok tasfiyenin deniz kuvvetlerinde yapildığını da aciklamasini istemeye hakkım vardir herhalde.

      • Hmm… Fetömetreye takılmislarsa fetöcülerse darbeye niye katilmamişlar sorusunu sormamak için fikri köle olmak lazım geldiğini geçen hafta Sinan Hoca’dan öğrenmiştim.

        • Bir kuvvetin bütün gücünü bir kerede harcaması, eğer bir risk varsa hepsini riske atması akıllıca bir davranışmıdır? Tabii ki kuvvetlerini birkaç parçaya bölmüşlerdir ve kalkışmanın gidişine göre ya aşama aşama katılmayı ya da durum terse giderse gizlenmeyi , açık olmamayı seçecek bir planlamaları olmuştur. Bu kişiler belki zihin ve hiyerarşi bakımından başkalarının aklıyla hareket ediyorlar ama bu türü durumlarda fazlasıyla tedbirli ve kendini sinsice gizleyen bir planla çalıştıkları aşikar. Yoksa 40 sene nasıl bu kadar sızıntı yaparlardı her yere.

  12. Gündemimizi uzun sure meşgul eden rahip Brunson un tutukluluk sürecinde yaşadıklarını Türkçe anlattığı TV mulakatini dikkatle izledim.
    Ve karşımızda konuşanın kim olduğunu bilmeden ve ” ben Hz. İsa nin mesajlarını anlatan bir misyonerim” cümlesini duymadan izleseydim, ümmete vaaz eden bir mü’min müslüman zannederdim.
    Ben bir müslüman olarak çokşey öğrendim bu mulakattan.

    Ocak medyaya teşekkürler…

  13. MBS tilki birisi değil bence… Hani derler ya “tilki biri de olsa tilkinin dönüp dolaşıp son geleceği yer kürkçü dükkanıdır”. MBS ne kadar akıllı olsa, nereye kadarmış? -kürkçü dükkanına kadar!
    Öyleleri için asıl kürkçü dükkanı da ahirette olanı, malum.

    Öldürdük demiş olmaları doğru bir kabul. Cenazesi kılınmadıysa Türkiye’de Selimiye’de kılınmalı (veya Ayasofya’da fena olmaz!). Ceset eşyanın tabiatına döndü artık. Ruhuna Fatiha derler, cenaze namazı kılarak dua ederler. Yani, cenaze namazı kılmak için ceset sanırım şart değil. Bu arada, cesedin nerede olduğunu bilmiyoruz diyorlarsa teknik açıdan bu da doğru bir kabul olabilir. Misal, yerel bir işbirlikçiye havale edip al şu petrodolarları “yok et” dediyseler, cesedin nerede olduğunu bilmemeleri normal değil mi? bunlar sorgulama sürecinde ortaya çıkabilecek şeyler. Özellikle bu sorguya çekme işi Türkiye’de olursa…

    • Hakan bey “sorgu suresi “TÜRKIYEDE” olursa” diye yazmişsinizda, siz gerçekten bu konuda şu an öğle bir sorgu sürecını yürütecek TÜRKIYEDE! kendine güvenen POLIS, SAVICI, ve YARGIÇ varmi?
      veya kaldımı?
      Daha 2 gün önce SARAY’a tam BIATLARINI sunanlar herhalde siz ve ben değildik.

  14. Dişarda, Davosta “Van minit” ile ortaya çıkan dünya yiğit görsün türünden çıkışlar eyy Amerika eyy Merkel vd. Eyy lerle göründü.
    İçerde de ” ben de bu meselenin savcisiyim” ile kendini gösterdi. İnanmamak için hiç bir sebep yoktu.
    Ama sonra …. Sonrası malum..
    Ne kadar lanetlesek te öfkrmizi dindiremedigimiz 15 temmuz ve sonra yaşananlar……
    …..derken, köklü değişiklikler oldu, rota değişti fakat bir türlü rotayı oturtacak bir yer bulunamadı hala arayışlar devam ediyor….
    Herşey gözler önünde olup bittiği halde önemli sorular sorulmasına rağmen cevapsız kaldı.
    Cevaplar komplo teorileri ile aranır oldu.
    En son teori; farklı düşüncelerin derin kesimleri ülkemiz ile ilgili temel politikaları uygulamak üzere güç birliği yapıp ülkemizi yönetenleri etkisi altına aldığı yönünde.

    Eğer varsa gerçekten bir yiğitlik yazarımızın çağrısına kulak verip üzerlerine düşeni yapacaklar mi göreceğiz.
    Önce kaçan güçlü fırsatlar şimdi hafif fırsatlara dönüştü.
    Eğer yöneticilerimiz göründükleri kadar güçlüyseler fırsat fırsattır…

  15. Fehmi beyin tırnak içinde aktardığı “Topraklarında yaşanan gazeteci cinayetiyle bu denli yakından ilgilenen Türkiye en çok sayıda gazeteciyi hapiste bulunduran ülke” cümlesi bir kaç noktadan önemli olabilir. Teknik açıdan Kaşıkçı evlenme belgelerini ABD’de de pekala alabilirdi. Haberlere göre bu iş İngiltere’de Suudi Elçiliğine yönlendirilmiş, sonra oradan da İstanbul’a. Daha önceden planlanmış bir öldürme olayı ise (ki öyle gözüküyor), planlayanların bu işi yapmaları için Türkiyeyi seçmiş olmalarında gazetecilere muamele açısından sicilin hali hazırda kötü olmuş olması da ilave bir neden olmuş olabilir. Ayrıca, rüşvet ve yolsuzluklar açısından zaten adı kötüye çıkmış bir ülke olduğumuzu dünya biliyor. Dolayısıyla, öldürme işinin muhtemelen ters gitmesi halinde, örtbas edilebileceğinin kısmen daha kolay olabileceği bir yer olarak ta Türkiye’yi düşünmüş olabilirler. Ancak, bu defa bu hesapları tutmuşa benzemiyor.

    Dışarıdan gelen eleştiriler bu yönde olduğu için bu ihtimal akla gelen bir konu, ancak illa da bir ilişki aramak şart değil. Çünkü, bu olaydan bağımsız olarak Türkiye’de gazetecilerin biraz fazlaca üzerine gidilmiş olduğu da kesin bir gerçek. Aralarında hakeden yok mudur? Türkiye burası, vardır tabi. Ancak, haksızca muamele edilen de vardır. Özellikle, yaşını başını almış gazetecilerin hapiste ne hala işi var? yeter artık yahu! Yaşları itibariyle ve bununla ilişkili sağlık sorunları itibariyle belli bir yaşın üzerindekiler hapisten çıkarılmalı, 2*2= 4. Verilen ceza sürelerini şartlı salıverilme ile evlerinde de geçirebilirler. Bu şans verilmeli. Elin papazının çıkarılmasında katı yürekler dış müdahele ile yumuşatıldı. Böyle bir muameleyi kendi insanımızdan reva mı görüyoruz?

    Şahsen daha da haksız bulduğum bir muamele de darbe teşebbüsüyle ilişkisi olmayan “the cemaat mensupları”nın durumları. Bunlar tabanda en alt kısımda kalıp ezilmiş ve en tepedekilerin işlediği haltlardan bihaber, işinden gücünü kaybetmiş hayatları altüst olmuş vatandaş kitlesi, ve çaresiz bırakılanlar. Bunlara da şartlı salıverilme ile psikolojik-sosyal rehabilitasyona yönelik programlar düzenlenmeli. En tepedekilerin işlediği haltlar, bilgi ve belgeleriyle bunlara anlatılmalı. Neticede, bu darbe teşebbüsünün ülkeye acı maliyeti anlatılmalı. Bu yaklaşım neticede onları kazanmaya ve normal hayatlarına geri dönmelerine yardımcı olur. Bu şans onlara da verilmeli, 2+2= 4. Mahşeri vicdan ve matematik bunu gerektirir! Dışardakiler ne düşünürse düşünsün veya eleştirsin. Vız gider tırıs gelir, doğru olanı görüp yapmak gerekir. Bu da milletin, vicdanların normal bir tepkisidir. Seçimler ne olacak diye anket üstüne anket yaparlar. Hapishanelerdeki bu en alt tabaka ve yaşlılar için bir anket yapmayı düşünmezler. Bu yapılmalı. Daha da iyisi, bu önemli iş seçimler için millet nasıl olsa sandığa gidecekken herhangi bir masrafı gerektirmeden bir halk oylaması şeklinde de yapılabilir. Siyasetçilerin başı sıkıştığında sine-i millete dönme veya milliyetçilik kavramları böyle şeyleri de kapsamayacaksa bu haksızlık ve bencillik olur.

  16. Ulkemiz iceriden disaridan cok fazla elestiriliyor.
    Elestirilerin bir coguda hakli .Dun muebbetle yargilanan insanlar bugun serbest , dun onlari cezalandirmak isteyenler bugun hepsi yargilaniyor veya yargilanip ceza aldi.
    Bunun da bas sorumlusu ulkeyi yonetenler.Neden cunku yapmalari gereken bircok seyi yapmadiklari icin en temel olarak hukuk reformunu.
    Zannedildi ki buyuk buyuk adliye saraylari yaparak hukuk duzelecek.Asla .
    Tez elden yapilacak bir duzenleme ile eyleme katilmamis herkesi gazetecisi , hakimi savcisi ogretmeni ogrencisi ama her kesi sartli salip
    Yapilan haksizliklari ortadan kaldirip toplumsal barisi saglamaktir.
    Yoksa binlerin milyonlarin devletine kustugu ,kendini haksizliga ugradigini zanneden bireylerin ulkesi huzurlu olamaz.
    Iktidar bunu basarabilirse tekrar fabrika ayarlarina donebilir.Sunu unutmamalilar bir siir okudugu icin hapse atilan birisi yalnizca yazi yazdigi icin muebbet hapis cezasi verilen ulkenin yoneticisi olamaz.
    Ey iktidar toplumsal barisi sagla ,saglaki ulkeye huzur gelsin insanlar seve seve islerine gidebilsin saglaki birbirlerine yardimci olsun.
    Ozaman dolar cikmis bilmem ne olmus viz gelir tiris gider.

  17. Trump gibi bir adama ABD halkı iki yıldir iyi dayandı.
    Bombacı yakalanıncaya kadar hep Medya,Obama ve Demokiratları suçluyordu hatta bu konuda dün gece 3:45 iki Twit atmiştı.
    Bombacı yakalanınca, Aynen çocuk gib şunu söyledi.”benim seçmenlerim oylarini kullandi, bu olay bizi etgilemez.” Trumpa gore fikrini değiştirebilecek olanlar zaten oylarıni vermişler.

    Kaşıkçı olayinda bizim gazeteleri okuyunca hem Erdoğana hemde burada yorum yapan taraftarlarına hak veriyorum.
    O kadar çok yalan yaziyorlarki, nerdeise ben bile inanacam.
    Meydani boş bulmuş yariş atları gibi bunlarda yalanda meydani böş bulmuş yarişiriyollar.
    Gazetecilerin olmadığı yerde milleti uyutmasi kolyda. Dişardaki gazetecilerı nasil uyutabilecekler.

    Tartişma programlar olsun haberler olsun daha ilk günden, “Erdoğanin Gazeteci veya insan hakları gibi bir sorunu yok, Suudileri bu konuda sikistirip iflas etmiş ekonomisine finans sağlamak için yapiyor.” Diyiyorlar.

    Kaşikçi olayinda Suudiler kedının fare ile oynadiğı gibi onlarda Türkiye ile oyniyorlar.
    Turkiye elimizde belge var dedikçe
    Onlarda bir önceki dediklerini yalanlar gibi
    Yeni bir hikaye uyduruyorlar.
    Yarinda Kaşikçi ölmemiş derlerse bunada şaşirmamak lazim.

    Muhammmed B Salman çok tilki birisi hiç kimse onunla başa çıkamaz.
    Hem öldurdük diyiyorlar hemde cenazenin nerde olduğunu bilmiyoruz diyiyorlar.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here