Darbelerin gözü kör olsun… Darbeciler ise…

10

Ülkemiz her darbede pek çok şey kaybetti de, bu son 15 Temmuz (2016) darbe girişimi, toplam maliyet itibariyle hepsini sollayacağa benziyor.

Anlamsız ve izahı olağanüstü güç olduğu için, bir o kadar da çılgınca bir girişimdi; 250’ye yakın insanımızın ölümüne yol açtı, binlerce insanımız da yaralı.

Böyle bir eyleme kalkışanlar kendilerini savunmak için ne derler –veya diyecekler– ise desinler, kendilerine anlayış gösterecek tek bir kişi bile bulamayacaklar.

En yakınları bile kendilerine nefretle bakacaktır.

Ortak nokta yok

Daha henüz 15 Temmuz darbe girişiminin muğlaklığı bütünüyle ortadan kalkmadı; bu sebeple menfur eylemi gerçekleştirmek için el ele veren farklı eğilimden oldukları belli subaylar arasındaki ortak noktaları bilmiyoruz.

Harekât programının son anda gece yarısı 03.00’ten erkene –22.00’a– çekilmesinin başarısızlıkta önemli bir rol oynadığından haberdarız ama…

Bir şeyden daha: Darbeciler 27 Mayıs’tan başlayarak bütün idareye el koyma girişimlerinde planlarının girişine kitle iletişim araçlarına el koymayı yazarlar; son darbe girşiminde de ilk madde muhtemelen yine aynıydı. 1960’ta radyo, sonrakilerde radyo ve televizyon idi ‘kitle iletişim aracı’ ile kast edilen ve darbeciler ilk iş olarak radyoevine –sonraları TRT’ye– giderek kaleme aldıkları ‘bildiri’yi okuturlardı. Yine TRT’ye gittiler 15 Temmuz darbecileri; Türkiye’de binlerce radyo ve yüzlerce televizyon kanalı bulunduğunu unutarak…

Talat Aydemir ‘Hatıratım’ başlığıyla yayımlanan anılarında, son ana kadar getirdiği darbesinin başarısız kalmasını dönemin ana kitle iletişim aracı olan ‘radyo’ konusunu hafife almalarına bağlar. Şöyle der Aydemir: “Radyonun bu kadar tesirli bir silâh olduğunu o zaman anladım. Mağlubiyetimizin tek sebebi radyodur…”

Kim mi Talat Aydemir?

Aslında 27 Mayıs’ın (1960) planlayıcıları arasında olmasına rağmen, darbe olduğunda görevle Kore’de bulunduğu için ardından kurulan ‘Milli Birlik Komitesi’ dışında kalmış bir subaydır. Yakın arkadaşı Alparslan Türkeş başta olmak üzere birçok subayı 27 Mayıs darbesine katılmaya ikna eden kişidir.

“Darbecilik bazı insanların kanında vardır” derler; bunun en müşahhas örneklerindendir Talat Aydemir. İnandığı ilkeler uygulanmadı diye DP’yi deviren cunta içine katılmış, darbe başarılı olup cuntacılar ülkeyi yönetmeye başlayınca hayal kırıklığına uğradığı için iki kez onlara karşı darbe yapmaya kalkışmıştır.

İlkinde (22 Şubat 1962) komutanı olduğu Harp Okulu’nun öğrencileriyle giriştiği darbe başarısız olmuş; dönemin başbakanı İsmet İnönü anlaşarak darbeyi akamete uğrattıktan sonra kurmay Albay rütbeli Aydemir’i emekliye sevk etmiş ve kendisinin erkenden cezaevinden tahliyesini sağlamıştır.

Sonraki (20 Mayıs 1963) darbe girişimi de başarısız olunca, darbeye katılan diğerleriyle birlikte yargılanmış ve idama mahkûm edilmiştir Talat Aydemir.

Binbaşı rütbeli arkadaşı Fethi Gürcan ile birlikte hayatını idam sehpasında tamamlamıştır.

Cezaevinde savunmasını yazması için kendisine verilen kurşun kalemle yine aynı amaçla edindiği kâğıtlar üzerine yazdığı ve Fethi Gürcan’ın kızının gizlice koynunda dışarıya taşıdığı ‘Hatıratım’, idamından yıllar sonra gün ışığına çıktı.

Yapı Kredi Yayınları içerisinde 2010 yılında…

Okusalardı bu maceraya kalkışmazlardı

Derhal okumaya koyuldum ve ‘başarısızlığa mahkûm maceracı darbe girişimleri’ dizisinin 1963’te dosyasının kapandığı düşüncesine sahip oldum; benzer bir maceranın 2016 yılında yeniden ülkemize yaşatılacağını aklımın ucundan bile geçirmedim.

Bana sorarsanız, 15 Temmuz darbesini yapmaya kalkışanlar Aydemir’in anılarını okusalardı yerli yerlerinde kalır, ülkenin başına büyük gâileler açacak böylesine yanlış bir maceraya asla girişmezlerdi.

Kitapta, siyasilerin askere yaptıklarından çok askerin askere yaptıkları daha geniş bir yer tutuyor.

Yeniden dönüp ‘Hatıratım’a bugün göz attığımda 15 Temmuz darbe girişiminin yargılama süreci başladığında nasıl bir tabloyla karşılaşacağımız gözümün önünde canlanıyor.

Aydemir’in kadrosundan bazıları, iş mahkeme safhasına geldiğinde, kendi canlarının derdine düşebilmişlerdi.

Biri için şunları yazıyor Aydemir: “İlk sorgulamasında erkekçe hareket etmişti. Mahkeme ilerledikçe değişti. Savunmasını bu kadar kötü yapmakla, ihtilâl gecesi yapmış olduğu cesurca vazifesini, hatta ‘aldatıldım’ demekle, sıfıra indirmiştir.”

15 Temmuz 2016 neye benziyor? 30 Mayıs 1876’ya…

Üzerimde derin etkiler bırakmış kitaplardan biri, Yılmaz Öztuna’nın ‘Bir Darbenin Anatomisi’ adını taşıyan kitabıdır. Anatomisi yapılan, tarihimizin ilk cuntasal darbesi saymamız gereken Sultan Abdülaziz’i tahttan indiren ve onun yerine yarım akıllı bir şehzadenin ‘padişah’ ilân edildiği 1876 darbesidir.

Yılmaz Öztuna kitabında Hüseyin Avni Paşa ile Mithat Paşa’nın başının altından çıkan o darbeyi anlatır işte.

Geçen Cuma akşamı “Darbe oluyor” haberini alır almaz değilse de, olayın büründüğü şekle bakınca, bunun 1876 ‘uğursuz’ darbesine benzediğini fark etmiştim…

‘Uğursuz’, çünkü 1876 darbesi Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getiren askerin siyasete bulaşması yanlışlığının ilk örneğidir; koskoca bir imparatorluğa mal olmuştur o darbe…

Benzerlik de şurada:

Osmanlı’nın en kahraman ve en diplomat padişahlarından biri olan Sultan Abdülaziz’in hayatına kast etmişti darbeciler 1876’da ve damarlarını kesip padişahı öldürdükten sonra, “Kendisi yaptı, intihar etti” süsünü vererek üstünü kapatmışlardı.

Hem darbeciydiler, hem de yalancı…

Sarayın etrafına Türkçe bilmeyen gafil erleri “Biraz sonra Padişah Hazretleri sizi selâmlayacak” vaadiyle götürmüşler, Sultan Abdülaziz’in yanına çıktıklarında ise, “Dışarıya bakın, kendilerine ‘Evlâtlarım’ diye hitap ettiğiniz askerler sizi artık istemiyor” diyebilmişlerdi.

Baktığımda, hem amacı itibariyle (darbeye katılanların ortak noktasının Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan düşmanlığı olduğu ve ne pahasına olursa olsun onu yok etmeyi kafaya koydukları anlaşılıyor)…

Hem de darbecilerin biraraya gelişlerinin ‘yalan’ üzerine oturduğu belli olduğu için, 15 Temmuz darbesinin en çok 30 Mayıs 1876 darbesi ile benzeştiğini görebilmiştim.

İlk tepki olarak buraya yazmıştım da.

Son sözleri

Talat Aydemir ve idam sehpasına kadar kendisiyle birlikte hareket eden arkadaşları, mahkemenin karar oturumu öncesinde, gece, cezaevinde biraya gelir ve ne söyleyecekleri üzerinde fikir teatisinde bulunurlar. Ana karar, son savunmaların mümkün olduğu kadar kısa tutulmasıdır.

Harp Okulu öğrencisi bir darbeci 1876 darbesine atıfta bulunur son savunmasında. Bir Yüzbaşı, “Ben bu davaya inandım, bu inanç neticesinde bu harekâta katıldım. Karar yüksek mahkemenin âdil vicdanlarındadır. Başka bir diyeceğim yoktur” der.

Aydemir’in savunması, başına geleceği bildiğini belli edecek bir üsluptadır. O da “Heyetinizin âdil bir karar vereceğine inanıyorum” der ve mahkeme heyetine hürmetlerini sunar.

Günümüzde aynı geleneği hortlatan kadro mahkemede ne diyecek acaba? Aralarında daha şimdiden belli olmuş görüş farklılıklarına rağmen nasıl olup da biraraya geldiklerini izahta zorlanmayacaklar mı?

“Darbelerin gözü kör olsun” diyorum da başka bir şey demiyorum.

ΩΩΩΩ

Bir ek:

“Yine Fethullah Gülen’i ve Cemaat’i suçlamamışsın” dedi bir yakınım. “Darbecilerin gözü kör olsun” demem de yeterli değilmiş.

O halde söyleyeyim: ‘Darbeci’ dediklerimin içinde –hem de tam merkezinde– Cemaat de var; ‘Cemaat’ denildiğinde hemen akla gelmesi gereken kişi de Fethullah Gülen…  Onlara sempati beslemem için de küçük bir sebep bile yok.

Darbe girişimine kalkışanların yalnız ‘Cemaat’ mensupları olduğunu sanmıyorum ve bu sebeple genelleme içerisinde onlara yer veriyorum.

ΩΩΩΩ

10 YORUMLAR

  1. Fehmi Bey, F.Gülen in ABD kalması için mahkemeye referans mektubu veren ve kefil olanlarla ilgili bir yazı yazmayı düşünmüyormusunuz? Siz yazamaz iseniz Taha Kıvanç Bey yazsın. Sabısızlıkla beyliyoruz.

    • Ahmet Faruk Bey, ‘Ben Böyle Gördüm’ kitabımda en geniş bölümlerden biri (s. 197-216) bu konuya ayrılmıştı; göz atarsanız ilginç isimlerle karşılaşacaksınız.

  2. Nasıl darbeden kimsenin haberi olmadı? Nasıl olsun, milli ve kahraman ordumuza kumpas kurdular diye darbeleri ihbar edenleri içeri aldılar. Kim daha darbeyi ihbar etmeye cesaret edebilir ki.

  3. Bakalım bu FETO yalan rüzgarı ne kadar sürecek. Herhalde Amerika’ya gönderilecek olan ilk iade dosyasında zorla alınan ifadeler, okullardaki saçma sapan videolarla yalan rüzgarı yerini esintiye sonra da tamamen ortadan kaybolacak.
    A haber’deki haberleri Amerika’ya delii olarak gönderirlerse yerin dibine batan Türkiye’nin prestiji berbat bir hale gelir ve bir 10 yıl daha düzeltemeyiz.
    Hala FETO olduğuna dair elle tutulur bir kanıt yok. Koskoca hükümet yetkilileri Amerika’ya delil mi istiyorsunuz biz söylüyoruz ya diyorlar. Kusura bakmayın ama hukuk böyle işlemiyor.
    Gülen cemaatinin bu darbede bir dahli olmuştur. Nasıl mı? Darbeyi haber vermeyerek.

    • TSK’da 30 yıldır hepimizin cemaatçi olarak bildiğimiz kadrolar yaptı. Balyoz, Ergenekon, Casusluk vb davalarla boşaltılan kadrolara gelenler yaptı. 2000’li yıllarda Harp Okullarında ve astsubay okullarında bin bir türlü yıldırma, yalan dolanla binlerce vatan evladının, özellikle de askeri liselerden gelip başarılı olanların okullardan atılmasını sağlayanlar yaptı. Gerçekten öğrenmek isterseniz ya biraz okuyun ya da kendi çevrenizden son on yılda askeri bir okuldan çıkarılmış birini bulun, size anlatsın.

    • Bir çok arkadaşımla konuştum ve onların o askerler içinde bizzat tanıdıkları var ve bunlar sizin yalan rüzgarı diye ifade ettiğiniz çetenin üyeleridir

  4. “Darbeye karşı devletin de karşı darbe planı….” başlıklı yazınıza gece 4:00’de cevabınızıbekliyorum isimle acizane yaptığım yoruma hak ettiğim cevapları aldım sanıyorum. Bugünkü iki yazınızda çoğu kişinin duymak istediği şeyleri (kişiye göre müspet veya menfi)söylemiş oldunuz. Bu yazınız darbeye bir şekilde karışmış kişilere ders niteliğinde. İnşallah bizler doğru yoldayızdır da onlarda doğru olanı yapar. Yazınızın sonundaki “bir ek “bölümü şahsımca çok üzücü; sizin gibi objektif bir yazarın yıllarca ideallerini, hayallerini, maddi ve manevi hedeflerini ortak ettiği zümrenin ihanetini ( veya gafletini) verdiğiniz link ile kendi ağızlarından deklare etmenize rağmen tekrar kendi ağzınızdan teyit ettiren (hatalıysam affınıza sığınarak) mahalle baskısının gözü kör olsun.

  5. Üstat,
    “…Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getiren askerin sişyasete bulaşması yanlışlığının ilk örneğidir; koskoca bir imparatorluğa mal olmuştur o darbe…” ifadenizden Osmanlı imparatorluğunun sonunu getiren ana etmenin bahis ettiğiniz 1876 darbesi olduğunu söylüyorsunuz.. Doğru mu anlıyorum?

  6. Tek sorun bu ülkenin Atatürk’ü anlayamamiş olmasi,demokrasinin ülkemizden coook uzak yerde durmasi,insan haklarinin ve gelir adaletsizliğinin had safhada oluşu adaletin aksak yada tek ayaginin olmayisi bize bugünkü ortami hazirlamistir.halkimizin islami duygularini kötüye kullanan müslüman görünüp aslinda amerikan emperyalizmi ve batili ülkelerin ajanligini yapan tarikatlar,cemaatler ve holdingler de bu ülkeye en büyük zarari vermislerdir.Hala din adina menfaat saglayan siyasi oluşumlar cemaatler ve tarikatlarin kökü kurutulmadikca bunlar her zaman karsimiza çikacaktir.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here