Dersimiz ekonomi: Siyasi reformları canlandırmazsak sıkıntılarımızın üstesinden gelemeyiz…

20

Kredi derecelendirme kurumu Fitch, Türkiye’nin ‘BBB-’ ile yatırım yapılabilir seviyede olan kredi notunu, gece geç saatlerde, ‘BB+’ ile spekülatif seviyeye indirdi.

Fitch’in kararı öncesinde, diğer bir kredi derecelendirme kurumu olan Standard&Poor’s’un (S&P), Türkiye’nin görünümünü yeniden negatife indiren kararı açıklanmıştı.

Ekonomimiz, bu uluslararası kurumların dünyaya duyurdukları kanaate göre, ‘yatırım yapılamaz’ duruma düştü.

Üst akıl kumpası

“Üst akıl yine devrede” diyebilir, Fitch ile S&P’yi –hatta aynı çizgide duran Moody’s’i de bu ikiliye ekleyerek hepsini birden– “Türkiye’yi dize getirmek isteyen uluslararası kumpasın birer parçası” olarak suçlayabiliriz…

Nitekim bunları söyleyecek ve yazacaklar çıkacaktır.

Hep unutuluyor: Fitch ve S&P’nin, üstelik ciddi rakamlar da ödeyerek, “Bizi derecelendir” diye kapısını çalan biziz; Türkiye’dir.

Gerçek değişmiyor: Türkiye yabancı sermayenin uzak duracağı, daha önce gelmiş ve hâlâ kalmakta ısrar eden yabancıların gözlerinin kapıya kayacağı bir ekonomi görüntüsünde…

Kimsenin sevinemeyeceği bir durum bu. Bu kurumların duyuruları sonrasına yansıyacak gelişmeler, zengin-fakir ayırımı olmaksızın, hepimizi etkileyecektir.

Türkiye 1980’lerin ikinci yarısından başlayarak dünya ekonomisinin parçasına dönüştü. O yıllara kadar yılda birkaç milyar doları geçmeyen ihracatımız, o sayede, bugünkü 150 milyar dolar seviyesine ulaştı. Kalabalık ve çalışkan nüfusuyla Türkiye, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yerini aldı.

İnişli-çıkışlı ilişkilerimize rağmen, şimdilerde ülkemiz için ‘yatırım yapılamaz’ notu veren kurumların da yardımıyla…

Ne yapacağız? Karalar mı bağlayacağız?

Ülkemizde bugün ekonominin kırılganlığını sağlıklı biçimde tartışmayı mümkün kılacak bir ortam yok. Sorunların sürekli etrafında dolaşılıyor ve sıkıntıların temel sebepleri üzerinde durmak yerine teselli edici sözler sarf ediliyor.

Bu da, doğal olarak, sıkıntıları daha kemikleştirdiği gibi, çözümleri de zorlaştırıyor.

“Faiz bindir – faiz indir” ikilemi arasında paramızı pula döndüren yine bizleriz.

Ekonomi de siyasetin uzantısıdır

Ekonomide alınacak kararlar.. tek başlarına.. ekonomik sorunları çözemeyecek durumda bugün.

Gerçek şu: Ekonomi siyasetin etkisinde; siyasi iyileştirmelere gidilmeden ekonomiye yeniden nefes aldırabilmek zor.

Türkiye’nin, bugün itibariyle, önünde iki yol bulunuyor:

İlki, AK Parti’nin 2002 değerleri istikametinde, günün şartlarına uygun bir yenilenmeye de kendisini tâbi tutarak, büyük bir hamle başlatmasıdır.

“Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük” genel başlığı altına girebilecek değerler skalası, ülkeyi kaderi gibi görülen OHAL’den kurtarmış, vaktiyle onların ikinci adresi haline dönüştürülmüş cezaevlerini yazarlar ve gazeteciler için uğrak yeri olmaktan çıkarmıştı…

Kimsenin kimliğinden feragat etmesi gerekmeyen, açık görüş ve tartışma mekânı olmuştu ülkemiz.

Çoktan kapılarını yüzümüze kapatmış Avrupa Birliği (AB), uzakta tutmak ile içine almak arasındaki maliyet hesabını yapmış ve “Gelin, sizi üye yapacağız” demek zorunda kalmıştı.

Bunlar sayesinde, daha önce hülyası bile kurulamayan reformlar gerçekleştirilebilmişti.

Terör örgütleri bulunan, ancak terör eylemlerine sahne olmayan bir ülkeydik.

Dost ve düşmanın hayretle baktığı, dostun takdir ettiği, düşmanın eskisi kadar düşmanlık yapamadığı bir ülkeye dönüşmüştük.

‘Arap baharı’nın esin kaynağıydık.

Ekonomimiz de, bu güzellikler eşliğinde, şaha kalkmıştı; bugünlerde açılışı yapılan veya yenilerine cesaret edilen büyük projeler o günlerin eseridir.

Başarı, Erdoğan ve kadrosunun

Uzaydan gelenler başarmamıştı bunu; ne oldu ve ne yapıldıysa, Tayyip Erdoğan’ın başbakanı olduğu hükümetin dirayeti ve AK Partili kadroların gayretleriyle gerçekleşmişti.

ABD ve Avrupa’nın öndegelen gazeteleri, TV kanalları ülkeyi ve yöneticilerini öve öve bitiremiyor.. dergileri fotoğraflarını kapaklarına taşıyor.. Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar hangi ülkenin “Gel, bizi ziyaret et” davetine “Evet” diyeceklerini şaşırıyorlardı.

Fitch’in, Moody’s’in veya S&P’nin ne dediğine bile bakılmadan, yatırımcının zenginliğini paylaşmaya koştuğu bir ülkeydik.

Yine öyle olabiliriz. Yine öyle olmalıyız.

Türkiye’nin önündeki birinci yol bu: 2002’inin fabrika ayarlarına dönmek…

İran veya Venezüela da olabiliriz

İkinci yol ise, yakın-uzak komşulara aldırmaksızın kendi içine kapanmak ve üretebildiği kadarıyla yetinmektir. Kıt olan kaynaklarını israf etmeden sınırlı yatırımlara yönelterek ‘içine kapalı bir ülke ekonomisi’ ile varlığını sürdürebilen başkaları gibi…

Ancak öyle ülkelerin bunu yapmalarına kısmen izin veren doğal kaynakları bulunuyor.

İran öyle bir ülke, kendi çapında başarılı da sayılabilir.

Venezüela da öyle bir ülke; ama petrolü olmasına rağmen başarısız…

Bazılarımızın ‘Asr-ı Saadet’ gözüyle baktığı ‘çok-partili hayat öncesi Türkiye’ de öyleydi.

Öyleydi, ama akıllı yöneticiler, başarının öyle olmamaktan geçtiğini görebildikleri için, ülkeyi kısmen de olsa dünyaya açma kararı alabilmişlerdi.

Şimdilerde sanki ikinci türden bir ülke olma tercihi yapılmış hissini veren gelişmeler yaşanıyor..

Naçizane.. “Bir daha düşünelim” demekle yetiniyorum.

ΩΩΩΩ

20 YORUMLAR

  1. Batının fino köpeği olmamaya karar verdikten sonra başımıza bu dertler gelmeye başladı. Buna ister üst akıl deyin ister uluslararası gladyo,isterseniz global para babaları… Ekonomide de her konuda olduğu gibi bardağın dolu veya boş tarafına bakma bilinçli bir şekilde kullanılabiliyor. Eldeki verileri yorumlarken aynı işi yapan ekonomistler aynı yorumları paylaşmıyor. Aynı verilerle üç farklı derecelendirme kuruluşu farklı notlar verip farklı beklentileri ifade ediyor. Bu kuruluşları kimse yok sayalım demiyor ama geçmişteki koca koca kurumlar batarken farketmeyen veya farkedemeyen, olası krizleri görmeyen veya göremeyen bu kurumları olması gerekenden fazla ciddiye almak ta doğru olmasa gerek.

  2. Sayın Fehmi Koru Bey…
    Çocukluğumdan beri okumadığım kitabiniz olmadı desem atladığım var mi bilemiyorum. Yıllarca yazılarınız takip ettim. Şimdi de web sitenizdeki yazılarınızı takip ediyorum. En son yazdığınız Ben Böyle Gördüm isimli kitabınızı okudum. Bana göre kitabınızı özeti: FETO yapısı içindeki binlerce kisi ile her dönem için içe olan, herkesi tanıyan, her olayı, kişiyi, yer, zaman ve mekan olarak bilen birisiniz. Kimin elinin kimin cebinde olduğunu ispatlayacak kadar arşivinin olduğu anlaşılıyor. Derin yapılar ile bağlantılarıniza ve bunca bilgi ve belgenize ragmen 17-25 Aralık sürecini sonradan da olsa anlayamamış olmanız sizin adınıza çok büyük bir yetersizlik gibi duruyor. Ya da öyle görünmek istediniz, bilemiyorum. Son kitabınızı 15 Temmuz sonrası – sizin tabirini ile UĞURSUZ DARBE GİRİŞİMİ sonrası – tekrar yazsanız neler yazardınız cok merak ediyorum.

    15 Temmuz sonrası yazdığınız her yazı demokrasi adına, insan hakları adına, hukuk adına ve benzeri değerler adına hakimleri, savcıları, devleti yönetenleri eleştiren yönde olduğu anlaşılıyor. Zaman zamanda uluslar arası bir takım unsurlar gerekçe göstererek üstü kapalı tehditler ileri sürüyorsunuz. Bir tek yazınızda Millet lehine, şehitler ve gaziler lehine, devletimiz lehine bıraktınız yazı yazmayı en küçük bir cümle dahi kurmadiniz. Acaba neden!…

    Anladığım kadarı ile sizin yaşadığınız ülkede bir darbe teşebbüsü olmadı . Sizin Meclisiniz bombalanmadi, bir çok kurum ve kuruluşunuz kuşatılmadi, 250 kişi ölmemiş ve 2.500 kişi yaralanmadi. Anayasa askıya alınmaya çalışılmadi. Milletinizin hain dedikleri kelebekler gibi kaçıp Ülkeyi terk etmemiş gibi görünüyor.

    Aylarca; bu darbe teşebbüsü ve bu girişimleri yapanlar hakkında eleştiri mahiyette bir yazı yazmanızı bekledim. Ama nafile beklemişim ve ısrarla 15 Temmuzu görmemeye çalıştınız.

    Yazılarınızda tek eleştiriniz “BU UĞURSUZ DARBE GİRİŞİMİ” cümleniz oldu. Bu cümleniz darbeyi gerceklestiremeyenleri başarısızlıklar nedeni ile eleştirmek için mi yoksa benim gibi sizi elestireceklere cevap olması için mi kullanıyorsunuz doğrusu anlayamadım.

    Bildiğim tek gerçek var; o kadar ortada kalmışsınız ki kendinizi siz bile taniyamiyacak hale gelmişsiniz.

    Kalın sağlıcakla…

  3. Üretim olmadığından bahsediliyor. Üretim yok da Fehmi Bey’in de işaret ettiği 150 milyar dolarlık ihracat gelirine nasıl ulaştık? Hem de bu ihracatın yaklaşık yarısını Avrupa ülkelerine yapıyoruz.

    Bir zamalar pamuk, incir, kuru üzüm, zeytin yağı gibi bir kaç kalem tarım ürünü dışında bir şey ihraç edemezdik. Bugün ihracatımız ağırlıklı olarak sanayi ürünlerine dayanıyor.

    Olanı görmemenin hiç kimseye faydası yok. Türkiye, Avrupanın 6. dünyanın 17.ekonomisi.

    Öte yandan bir Anayasa referandumunda Ak Parti ile MHP’nin mutabakata varmış olması katılım genişliği açısından büyük bir başarıdır. Diğer küçük parti seçmenlerinden de destek gelecektir.

  4. Darbe girişimi de hesaba katılarak yazılsaymış bu yazı sadra şifa olurdu. Bir de batı türkiye karşısında aldatılmışlık duygusu yaşıyor.

  5. Yorumlarin bir kısmına bakınca kendimi başka ülkede sandım. Inşaat dışında hiçbir aktivitemiz yok . Ekonomi tamamen inşaata dayalı. Taş yiginlarina ekonomi düzenliyoruz . Üretim sıfır , tüketim maksimum. Yollarımız meşhur ( Bizim olmayan arabalar için ) , Tabi bu yollar olmasa gelirimiz sıfıra iner . Ey faiz lobisi bırak peşimi zi deriz ama herkesi bankalara ( Yani faiz lobisine ) borclandirmayi iyi biliriz . Biz çocukken bizi kandiracaklari zaman onların en nefret ettiği yada en hoşuna giden şeylerle kandirirdik ( kandirilirdik ) . Sözün kısası 70 yıl gerideyiz ve muz cumhuriyetlerinden medet umarız böyle giderse …

  6. Rüyadır diyerek, Ekonomi uzmanınınanlattıklarına”sol tarafa”a dönerek tütütü! dedim.
    Çünkü verdiği astronomik negatif sayılar inanılır gibi değildi.
    Bu akşam uykunuzu kaçırmak istemediğim için sizinle paylaşmayacağım.
    Mesela:141 Milyon Dolar olan reel sektör borçları şimdi 1 Trilyonu aşmış.
    Fehmi bey, yazısının “ikinci yol”u olmasıydı, “fakat, ancaksız”ların grup fotoğrafına girebilir miydi acaba?
    ***
    Yükselen dalgalar arasında su alma tehlikesi baş gösterince,gemide ne yapmalı?
    Herhalde,Kaptan köşkünün yenilenip,donatımıile uğraşmak değil!..
    Fictch,Poor”s, forsu bilmem,ben kendime bakarım.
    2100TL emekli maaşıyla,kendimin ve,15 Temmuz karambolu mahkumu oğlumun çocuklarının geçimi…
    TBMM.Divan katiplerinin,devlete fatura ettikleri 2 milyondan fazlaTL. maaşımın kaç katı?
    Ya 1440TL. asgari ücretin?
    ***
    Beyler,bizim yaramıza ekili tuzumuz yaş.
    “Geh geh” için avuçlarında kuru tuz tutanlar ne bilsinler bizleri
    Kimileri altın,inci ayıklar,kimileri birdilim ekmek sayıklar sözü yalan mı?
    İkinci katagoridekilere ne,saray ve saraylılardan?
    “Evet mi-hayır mı?” Hayır arkadaş hayır
    Derdimiz o değil,ölmezsek düşünürüz.
    ***
    Babam 1946-1952 yılları arası Adliye memuruydu
    Şu hatırasını asla unutamam:”Akşam mesaisi bitince,yanıma bir personel alarak,eski evraklardaki toplu iğneleri çıkarıp,kutuya koyardık.Ayrıca,işi biten zarfları açıp,tersine çevirir, tersinden yapıştırarak, kullanırdık.
    Ve şimdi..
    Hangi birisini paylaşalım Herkes herşeyi biliyor,fakat hiçbir şey yapılmıyor. Öncelikle, yapmakla görevli ve yetkili olanlar..
    Resmi Huzur evi Yemek hanesindeki 138 florans lambanın yakılmasına lüzum olmadığı durumlarda bile
    bir kısmını söndürmeğe kalktığımda, bir meczup sakin karşı çıkarak, “sana ne?” diyerek mani oluyor.

  7. Yanda Katar fırsat reklamı çıkınca aklıma Katar ve Dubai’ nin akarı nedeniyle elinde olan büyük fonları sürekli dağa, taşa binaya yatırırken gün gelip alternatif enerji kaynaklarının kullanımı zorunlu bir gereksinim olup, kullanıma girmesiyle birlikte öğünç kaynağı olan rezidans ve kulelerinin beş para değeri kalmayacak birer metruke olup “Ölmek için tevellüd edip dünyaya gelirsiniz; harap olmak için binalar yapıyorsunuz” hadisinin ma’sadakı olurlar diye düşünmekten kendimi alamadım. Hal böyle olunca 10 yıl boyunca üst aklın bize açtığı krediler ile üretmediğimiz ve kazanmadığımız paraları dağa, taşa, rezidansa ve kulelere harcayarak Firavun’un veziri Haman gibi yüksek bir kule yaparak Firavun’un takdirine ve fakat Kuran’ın tel’inine mazhar olan bu faaliyeti ekonomi zanneden akla ne demek gerekir?

  8. İktidar kendi dışında kalanların uyarı ve feryatlarına kulak kabartmalı. Sayın Koru’nun da.

    Ekseri çoğunluğun mutabakatına dayanmayan sistem değişikliği zorlamalarına karşıyım. Mutabakat dediğin; 1-2 puanla salt çoğunluk manasından ziyade, toplumun, değişiklik ile bilgilendiği serbestçe tartışıp bir karara vardığı ve bunu demokratik bir yöntem olarak halk oylamasıyla tescil ettirdiği bir mutabakat. Gerisi dayatmadır.

    Nerdee.. Bu ülkede böyle bir sistem oluşturulduğu ne zaman görülmüş. ..bunun böyle olmadığını söyleyen iktidar yanlılarına. ..evet, ülkemizde böyle bir sistem değişikliği olduğu vaki değil, ama şimdi olabilir..(di).

    Şöyle ki; fabrika ayarlarına dönüp ülkeyi yeniden kucaklayan bir AK Parti ile. Dayanakları var AK Parti’nin. 2002 den beri olabilecek en güzel hizmetlerin bir çoğunu ülkemize kazandırdığına herkes şahitlik eder, iç de ve dışta. İkincisi % 50’ye yakın toplum desteği ile hala alternatifi olmayan bir siyasi parti.

    Sonradan ne idüğü belli olmayan (olan) çizgisinden sapma sebepleri ile aslında 7 haziran seçimlerinde karnesini almış oldu AK Parti. Mağrur edasıyla karnesindeki zayıfları göremeyen iktidar, ders çalışma metodunda ısraren zayıflarına zayıf ekledi. Gelinen nokta malum. Ülkenin geri kalan yarısının ötekilendiği yeni bir sistemin memnuniyet derecesi ne olur. Hele o kavuşmayı umduğunuz sistem ile becermek istediğiniz yönetimin ayak sesleri şimdiki tavırları ile toplumun geri kalanını değil hepsini de endişeye sevk ediyor-etmeli.

    Tabanında, lideri üzerinden İslami bir yönetim beklentisi ile ‘Müslümanların hamisi’ ve ‘İslam bayraktarlığı’ misyonunu seslendirenlerin, arzusu ütopik bir yaklaşım olsa bile, gerçekleşmesinin en önemli ayaklarından birisinin reel manada güçlü bir ekonomiden geçtiğini bilmeliler. Dışarı kaynaklı salvolara dayanıklı bir ekonomide kur bu kadar oynak olmaz, TL bu kadar değer kaybına uğramazdı. Kaldı ki GSMH (milli hasılası) dünya zengin işadamlarının bile çok gerisinde olan bir ülke gerçekliğine uyanmalılar.

    Hal bu ise eğer; sorumuz şu olmalı: Biz millet olarak neyi becermek istiyoruz? Gerçek manada bir ‘Millet’ olup dünyanın geri kalanına neyi ihraç edebiliriz? Teknoloji? Bilim? İlim? Biz de hangisi var. Yoksa sistem mi ihraç edeceğiz? Ha, burada biraz düşünmek lazım.

    Neyi temenni ediyorum biliyor musunuz?
    Sayın Erdoğan’ın ‘Ben fifti fifti başkanlığı hazmedemiyorum, %80’in altı kabulüm değil, acelesi yok bu işin’ deyip ‘ülkenin sosyo-ekonomik ve hukuki sorunlarına enerjimi vereceğim, fabrika ayarlarıma dönüyorum’ demesini!..
    Nee? biraz ‘ütopik’ mi buldunuz.

  9. ekonomik durumu üst akla bağlayanlar ve yorumlayanlar olacağı gibi, bunu görmeyen ve inkar edenlerde olacaktır. hangisi doğru…deha olanlar ile normal insanları ayıran bir çizgi normal insanlar tek bir seçeneğin doğru olduğuna karar verip kabul ederken dehalar bütün seçeneklerin doğru olabileceği üzerinde bir kabule sahip olması. her şeyi üst akla bağlamak ne kadar yanlış ise görmezden gelmek de o kadar yanlış. sonucu etkileyeceği için yanlış. konuşanlar için önemli değil tabii. görsek n’olur görmesek n’olur…konuşulur gider, dilin kemiği var mı…ama karar vermek durumunda kalanlar duruma her açıdan bakmalıdırlar…
    Gorbaçov dünya savaşa hazırlanıyor diyor. ciddiye almak için çok sebebimiz var. Amerika zaten devasa olan ordusunu büyütüyor. devletler her yere uzun menzilli füzelerini yerleştiriyor. terör aldı başını gidiyor. ırkçı söylemler yönetimlere geliyor yada gelmelerine az kaldı…baltık ülkelerinde yedek askerlik yasaları düzenleniyor…ve en kötüsü devletler yavaş yavaş saldırgan söylemlere başladılar…bütün bunlar neden oluyor… bütün savaşlar neden oluyorsa ondan oluyor işte…ekranlarda olan muazzam miktarda paraların gerçek hayatta karşılığı yok ve artık bunun sürdürülebilir yanı da kalmadı. işte bu olmayan paralarla devletlerin ekonomileri bile hizaya sokulabiliyor…buna müsait olmamak adına ne varsa yapılması gerekir ve daha önemlisi şimdiden dünyadaki bu ekonomik bazlı askeri hareketlenmeleri doğru okuyup suya sabuna dokunmadan en az zararla nasıl çıkabiliriz ciddi kafa yormak gerekir…

  10. Sayın Koru maalesef yeterli bilgi birikimimiz(ekonomik,kültürel,teknolojik…)olmadığı için her hal ve duruşumuzla yandaş olmak gibi bir mecburiyetimiz var.İktidardan yana veya muhalefetten yana,batının karşısında olmak yada yandaş olmak gibi… Yeryüzünde kaynakların kontrolünü elinde bulunduran küresel güçler adil olmadığından yaşanıyor tüm bu isanlık dışı olaylar.Biz inanan insanlar olarak bunun karşısında biz olarak! var olabilmemiz için adil olmak zorundayız.Onların yöntemleriyle ancak onlara benzeriz.Gün gelir Biz bile kendimizi tanıyamayıp nasılsa bu kadar dünyevileştiğimizin hayretini yaşarız ve genede itiraf edemeyiz. Bir yerlerden düğmeye basıldı bu doğru her alanda böl parçala yönet taktiği lakin bizlerde buna çanak tutuyoruz.Kendi içimizde bölgemizde bitmek bilmeyen hışımla yıllardır birbirimizi ezip horlayıp duruyoruz.Bunun sonucunda müstekbirler kendilerine gönüllü yada gönülsüz piyonlar bulmakta zorlnmıyorlar. Bir olabilirsek, ekonomide dahil her alanda daha üretken oluruz.Düşmanlarımız bile düşman olmazlar. İmamlarımızı, şeyhlerimizi ve parti liderlerimizi masum görmemeliyiz.Ehli sünnet itikadına göre böyle birşey sözkonusu olamaz.Aklımızı da putlaştırmadan vahyin ışığında kullanmalıyızki özgün ve Özgür olalım.

  11. ABD,Fehmi Bey’in içe kapalı olumsuz bir örnek olarak andığı İran’la yakınlaştı son zamanlarda.Suudî Arabistan gibi krallıkla
    yönetilen ülkelerle de her zaman yakın
    ilişkiler kurdu ABD.Demek ki ülkelerin
    siyasi yapısı çok da umurunda değil batılı
    devletlerin.Hatta,daha rahat güdümlerine
    alabilecekleri için bu tür yönetimlere sahip
    ülkeler tercih sebebidir onlar için.

    Türkiye’de seçimle gelen,seçimle giden bir
    yönetim var.Daha dün yaptık seçimleri.
    1 Kasım’da çoğunluğu kaybetseydi gitmekten
    başka yapabileceği bir şey yoktu bugünkü
    iktidarın.

    Öte yandan Ankara’da,İstanbul’da,İzmir’de
    meydana gelen eylemler,özgürlük olmadığı
    için mi meydana geldi?OHAL’e tepki eylemi
    miydi bu patlamalar?Reina katliamcısı veya
    onun arkasındakiler bizden özgürlük mü
    talep ediyorlardı?

    Fehmi Bey’in “Kimsenin sevinemeyeceği bir
    durum bu”dediği duruma,hatırı sayılır sayıda
    sevinecek bir kesimin bulunduğu kesindir
    Türkiye’de.Bazılarının bu iktidardan kurtulmayı ekonominin bozulmasına bağladığı bilinen bir husus.Hele şu iktidardan
    bir kurtulalım da ekonomi bozulursa bozulsun.Ekonomiyi sonra yavaş yavaş düzeltiriz havasındalar.Ekonominin dengelerinin bozulması için sistematik bir
    şekilde olumsuz hava pompalıyor bu kesim.
    Bunu baştan beri yaptılar,ama geziden beri
    alenen yapıyorlar.

    Marmaray ve Üçüncü köprü gibi büyük
    yatırımlar gezi eylemlerinin yapıldığı bir
    zaman diliminde gerçekleşti.Ak Parti iktidarının ilk yıllarında yapılmadı bu yatırımlar.

    Bugün de Çanakkale köprüsüne umulanın
    çok üzerinde teklif geldi.

    FETÖ’nün ABD’de ve Avrupa’da Türkiye aleyhtarı lobi faaliyetleri yaptığını da yabana
    atmamak lazım(Bazıları bunu görmezden gelse de).FETÖ’nün derecelendirme
    kuruluşları ile ilişkilerini de mercek altına almak lazım.Bu hain yapı Türkiye’de bile
    Mit tırlarını durdurarak,Türkiye’nin Işıd’e silah
    gönderdiği propagandasını yapabildi.Dışarıda
    neler yapmaz bu örgüt?100 Üyeli ABD senatosunun 74 üyesinin Türkiye’ye basın
    özgürlüğü konusunda mektup göndermesinin arkasında da bu örgüt vardı.

    Bizi 50 küsur yıl kapısında bekleten AB’nin
    müzakereleri başlatmasının da samimi olmadığı bugün anlaşılıyor.Herhalde,bunları
    50 yıl da müzakereler ile oyalarız diye düşünmüş olmalılar.

    Bugün olanlar Türkiye kötü yönetildiği
    için olmuyor.Türkiye’nin gelişmesini durdurmak isteyenler bulunduğu için oluyor.
    Türkiye bağımsız hareket ettiği için oluyor.
    Türkiye’yi sevmeyenlerin Türkiye lehine bir
    şeyler yapmaması normaldir,doğaldır.
    Biz de zaten ülkemizi onların insafına,ya da
    lütfuna terkedecek değiliz.

    Bazıları alabildiğine karamsar bir hava
    pompalamasına rağmen halkımız işinde,
    gücünde.Halkımızdaki bu kendinden emin
    olma tavrı kimilerini rahatsız ediyor.

    • Gezi eylemlerinin Türkiye’ye maliyeti 215
      milyar lira olmuş.Bununla 5 GAP projesi,
      40 Şehitler Köprüsü,55 Bakü-Ceyhan Boru
      Hattı,25 Atatürk Barajı,15 bin okul,900 hastane yapılabiliyor.

      Tabii bu maliyet sadece yakıp yıktıklarının
      maliyeti değil.Meydana getirdiği olumsuz
      havanın ekonomiye toplam maliyeti.

      Memleketimizin aydınlarının bir kısmı sırf iktidara zarar vermek adına bu Geziyi destekledi.

      Türkiye’ye yapılan şu kötülüğü görüyor
      musunuz?

      15 Temmuz’un verdiği zarar da çok
      kabarık.Bütün bunlara rağmen Türkiye
      büyük projelerden vazgeçmiş değil.
      Türkiye kötü yönetilseydi bu badireleri
      atlatamazdı.

    • Yazdıklarınızın hemen hemen hepsi doğru lakin iktidarı hiçmi yanlışı yok? Daha iyisinin olmasının sakıncası ne? Monarkın seçilmiş olmasının ne önemi var? Olaya sayın Erdoğan olarak bakmamalıyız. Dünyadaki örnekler bizler için veri olmalı…

    • Bekir bey “AB’nin
      müzakereleri başlatmasının da samimi olmadığı bugün anlaşılıyor.” diyorsunuz.

      2004-2005 te sayin erdoganla gül avrupa muktesabatini imzalarken avrupa birliğinin samimiyetinemi inaniyordu. Bizim avrupa birliğine değil avrupa birliği sürecine ihtiyacimiz var diyen bu iktidarin bakanlariydi. Hakliydilarda. Çünkü o sayede demokratiklestik ekonomimiz toparladi ticaretiniz gelisti. O zaman bu yabanci kuruluslar övguler yağdiriyordu hepsi iyiydi şimdimi kotu oldu.

      Ayrica avrupa birliği hic bir zaman turkiyeyi icine almaz musluman olduğundan dolayi değil. Turkiye girdiği takdirde avrupa birliğinin almanyadan sonra en kuvvetli ulkesi olacağindan nufusundan dolayi. O yuzden özel uyeliği gundeme getirdiler. Turkiye gibi bir ulkeyide kaybetmekte istemiyorlar o yuzden farkli sekilde uye yapmak istiyorlardi.

  12. Sayın Koru, ülkemize ve hükümete sıkıntılardan çıkış yolları yazılarınızdan istifade etmeye devam ediyoruz. Bakış açınızın özgürlükler ve demokrasiden yana olması takdire şâyan olmakla birlikte 7 ay önce darbe girişimine muhatap olmuş, 248 vatandaşını bu mücadelede şehit vermiş bir ülkeyiz. Her ne kadar komisyonu da kurulsa, OHAL de uygulansa şahsi fikrim darbe girişimi ve buna teşebbüs edenlerle tam hesaplaşılamadığıdır. Yazılarınızda ülkemize örnek olarak sunduğunuz batı ülkelerinin üstü kapalı veya açıktan baskıları ile Yunan devleti apaçık darbeci olan 8 haini teslim etmemiştir. Açıkçası sizden bu meseleyi de irdeleyen bir yazı beklemekteyim.
    En azından OHAL için gösterdiğimiz hassasiyetin bir kısmını da samimiyetsizleri ifşa etmekte kullanabiliriz. Yazılarınızı takibe devam, “gri hücreleri” çalıştırmaya devam….

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here