Yeni bir dünyaya doğru itilen Türkiye.. Biz bu filmi 1945’te görmüştük…

33

ABD gibi global iddiaları bulunan ve özellikle Ortadoğu’da asker bulunduran bir devlet, Türkiye gibi yer aldığı coğrafyada her ahvalde etkileri hissedilen bir devletle, bir papaz yüzünden, dıştan bakanların “Bu bir savaş” tespitinde bulunacakları kadar büyük bir takışma içerisine girer mi?

Evet, Donald Trump‘ın denge yoksunu karakteri, yardımcısı Mike Pence‘in söz konusu papazla ideolojik yakınlığı ABD’deki karar mekanizmalarını bozucu bir etkiye sahip, bu sebeple yukarıdaki soruya genellikle “Maalesef, giriyor” cevabını verenler çok. Ancak yine de bu son gelişme ABD’nin tavrını kişiliklerle izaha yeterli değil.

Washington devleti ve milleti tahrik ediyor

İlk ihtilafta, yani İstanbul’daki bir konsolosluk görevlisi FETÖ operasyonları kapsamında gözaltına alındığında, Türkiye’den ABD’ye gideceklere ‘vize ambargosu’ getirmişti Washington; şimdi de Andrew Craig Brunson adlı papazı mahkeme serbest bırakmadı diye çok kapsamlı yaptırımları birbiri ardına uygulamaya koyuyor.

F-35 jetlerinin Türkiye’ye teslimini erteleme kararı Kongre’den çıktı; Türkiye’nin kredi almasını imkansız hale getirmeyi amaçlayan bir yasa tasarısı da Kongre’nin gündeminde. İki bakanla başlayan kişilere yönelik yaptırımlar, bazı yeni isimler ve kurumlarla devam edecek gibi.

“Liste hazır” deniliyor.

Washington’da bu kararları alanlar, ABD devletinin bütün unsurları, Türkiye’ye karşı yürütülen bu kampanyanın Ankara tarafından nasıl değerlendirileceğini, devletin ve milletin vereceği tepkilerin nelere yol açabileceğini idrak edemez mi?

Özellikle de, Washington’un yaptırımları Türk ekonomisini hedef aldığı ve bu da milletin her ferdini yakından ilgilendirdiği için, yaşananlar milli bir tepkiye yol açıyor.

TBMM’de grubu bulunan dört partinin ortak açıklaması, medyaya da yansıyan tek seslilik öngörülemeyecek şeyler midir Washington için?

Bu kadarı bile yeter de, Washington’dan yönelik baskının daha da artırılmasıyla Türkiye kendisine yeni bir istikamet çizme yoluna girmez mi?

Nitekim, daha şimdiden, bugünlerde yaşadıklarımızı İsmet İnönü‘nün “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye onda yerini alır” cümlesini sarf ettiği 1960 sonrası ile mukayese eden yorumlarla karşılaşılıyor. (OcakMedya sitemizde Veysi Dündar‘ın makalesine bakılabilir.)

Zaten Türkiye’nin de, bir süreden beri, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşmuş ‘dünya düzeni’ içerisinde kendisini bulduğu ittifaklardan fazla mutlu olmadığı, Şanghay Beşlisi ve BRICS gibi alternatifleri göz hizasında bulundurduğu da biliniyor.

Savunma ihtiyaçları (S-400) için Rusya’yı tercih etmesi Ankara’nın keskin bir arayışla ilgilidir.

Lafı uzatmaya gerek yok; Washington’un tavrı sadece Türkiye’deki yönetici kadroları geleneksel ittifaklarını yeniden gözden geçirmeye ve alternatifler üzerinde ciddiyetle durmaya sevk etmekle kalmıyor, Türk milletini de ‘inceldiği yerden kopsun’ noktasına doğru iteliyor da.

Acaba ABD bunu mu arzu ediyor?

Normalde bu soruya “Öyle şey olur mu?” cevabını vermemiz gerekir; ancak kendi hesabıma ben bundan o kadar da emin değilim.

Türkiye ittifaklara ‘kerhen’ girmişti

Şu sıralarda karşı karşıya olunan durum, her geçen gün, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında bugün içinde bulduğu ittifaklara yönelmesine yol açan gelişmelere fena halde benziyor.

Yalta‘da bir araya gelen savaşın galipleri dünyayı aralarında paylaşmışlar ve Polonya gibi Katolik bir ülke komünizm ideolojisini uydularında uygulayacağı bilindiği halde Sovyetler Birliği’ne bırakılırken, Türkiye de sonradan ‘Hür Dünya’ adını benimseyen cephenin bir parçası olarak düşünülmüştü.

Düşüncenin hayata geçirilmesi hiç kolay olmadı. Savaş sırasında etkili tarafsızlık çizgisi izlemiş olan Ankara yönetimi barış zamanında da aynı çizgiyi sürdürmekten yanaydı; ‘Hür Dünya’ içinde yer almak sistemini değiştirmeyi ve demokrasiye geçmeyi de gerektiriyordu ve bu da ‘tek partili’ yönetimin devamını imkansız hale getirebilecekti.

İsmet İnönü ittifaklar içerisine girmekte nazlanıyordu.

Süreç Moskova tarafından hızlandırıldı.

Varlık-yokluk mücadelesi verdiği İstiklal Savaşı sırasında en yakın ve sıcak ilgiyi gördüğü Sovyetler Birliği ile 1925’te dostluk ve saldırmazlık antlaşması imzalamıştı Türkiye; Moskova önce o antlaşmanın iptalini istedi ve istediğini aldı (Mart 1945). Daha sonra da, Ankara’yı kızdıracak ve müttefik arayışına girmesini zorlayacak başka talepler Moskova’dan gelmeye başladı: Boğazlar’da söz -ve hatta üs- sahibi olma, Kars ve Ardahan’ı topraklarına katma talebi…

Yazılı bir talep yok, ama Ruslar Ankara’nın kulağına kar suyu kaçırmayı sözlü olarak da başardılar o dönemde.

Dönemin basını da Rusya-karşıtı ABD-İngiltere yanlısı yayınlarla yeni döneme ayak uydurdu.

Ankara ‘yeni dünya düzeni’ içerisinde kendisine ayrılmış ittifak bölgesine bu şartlarda girmeye razı oldu ve Yalta‘nın paylaşım planına uygun hareket etmeye başladı.

Moskova’nın vaktiyle yaptığını şimdi Washington yapıyor

Şimdilerde bunun tam tersi oluyor gibi.

Türkiye’nin ittifakları çatlıyor ve Washington şu sıralarda yaşattıklarıyla süreci hızlandırıyor.

Bir düşünün bakalım, size de öyle gelmeyecek mi?

Tek fark, Rusya’nın başını çektiği cephenin de Türkiye’yi içine alma konusunda fazla heyecan duymaması.

O konuya da gireriz, ama bugün bu yazdıklarım üzerinde düşünmenizi istiyorum.

ΩΩΩΩ

NOT: Konuya ilgi duyup daha geniş okumalarla zihinlerini açmak isteyecekler için bol miktarda kitap olduğu gibi internetten erişilebilen çok sayıda bilimsel makale de bulunuyor.

Birikisine verdiğim linklerden ulaşabilirsiniz.

Dönemin basınının tavrı için de bu linki kullanın.

33 YORUMLAR

    • Amerika’nın gücünü Türkiye’ye tehdit olarak kullanması hoşunuza gidiyor , ama bu bizim hiç hoşumuza gitmiyor Nurdan Hn. bilesin . Bir yandan Hillary sevdanızı diri tutarken , Trumpun aptal ABD sopasıyla düşmanınız Tayyip Bey hizaya getirilmesini (İnşallah getirilmeyecek) yan cebime koy modundadısınız. Halbuki Tayyip Erdoğan değil , Türkiye Cumhuriyeti Devleti hizaya getirilmeye çalışılıyor haberiniz yok , algınız bir Türk gibi değil ABD li gibi. Sizin adınıza çok yazık. Bir gün FETÖ’de AKP ‘ de bu ülkeden tamamen silinecek . FETÖ nün ihanetini ve AKP nin ihanetini biz Türk Milleti asla unutmayacağız hiç bir zaman. Vatanınız ABD de mutlu mutlu yaşayın. Gölge etmeyin .

  1. Fehmi Bey’in 1945 yılından sonra Türkiye’nin Batı blokuna girişiyle ilgili Rusya’nın bilerek Türkiye’yi Batı blokuna girmeye zorladığı tezi bazı yorumcuların da belirttiği gibi açıklanması gereken konular içeriyor. İnsanlar gibi devletler de hata yapar. Bazen elde etmek istedikleri bir menfaat için uğraşırken daha büyük menfaatleri kaybedebilirler. Her devlet herhangi bir olay karşısında asıl istediğini ve ne elde ettiğini açıkça belirtmediğinden ancak dışarıdan yorumla değerlendirmeye çalışabiliriz. 1945’ten sonraki Rusya’nın Türkiye’ye karşı tutumunda hata yaptığını kabul etmek yerine aslında bilerek yaptı gibi her yaptıkları işte büyük devletlerin kerametini aramak pek mantıklı değil. Fehmi beyin değerlendirmesindeki çelişkiyi göstermek için başka bir açıdan konuyu ele alayım. Teori özetle “Yalta konferansında ABD, İngiltere, Rusya dünyayı paylaştılar. Türkiye’nin, ABD, İngiltere tarafında yer alması konferasta kararlaştırıldı. Türkiye’nin ikna edilmesi için de Rusya tehditte bulundu.” Peki Yalta konferansında paylaşılan diğer ülkeler için böyle bir karşı taraf yönlendirmesi yapıldı mı? Mesela Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Çekoslovakya da benzer mantıkla ABD ve İngilitere tarafından tehdit edilip Rusya’nın kucağına mı itildi yoksa Rusya bu ülkeleri doğrudan işgal mi etti?Rusya kendi tarafına düşen ülkeleri işgal ederek kontrol altına almak zorunda kalırken neden ABD,İngiltere’nin işini kolaylaştıracak hamle yapsın. Rusya’yı yönetenler enayi mi?

  2. hemen herkes komplo teorilerinin yanlışlığı üzerine kitap yazıyor. ama iş pratiğe gelince komplo teorisi gırla gidiyor. fehmi koru bile komplo teoricilerinin saflarında yer aldıktan sonra, insana komplo teorisinin yanlışlığını tekrar söyleme konusunda bıkkınlık geliyor.
    – Onun için şu ana kadar yorum yazmadım.
    – yani,. fehmi korunun yazısı tamamen komplo teorisi.
    – yani, yapılan yorumların birçoğu komplo teorisi.
    – Olayları değerlendirirken gözden kaçırılmaması gerekenleri, hernekadar bıkkınlık oluştursa da tekrar yazmaya çalışacağım.
    -1. Dünyada, kimin, nerde, ne zaman ne yapacağını belirleyen bir merkez, bir üst akıl, bir yahudi lobisi ya da bir evanjelistler birliği, ya da bir başka bir merkez yok.
    -2. Yani türkiyenin rusyaya yakın olmasını isteyen pekçok kişi ve merkez olabileceği gibi (ve pratikte de olduğu gibi), türkiyenin başka ülkelere yakın olmasını da isteyen pekçok kişi ve güç merkezi var. Kuşkusuz birşeyin olmasını isteyenlerden daha güçlü olanların olay veya olgunun olmasını etkileme gücü, daha güçsüz olanlara göre biraz daha fazladır denilebilir. Ancak bu da kesin değildir. Olması istenilen olgu veya olayın bir de iç dinamikleri, olabilirlik ihtimalleri gibi başka unsurlar vardır.
    mesela akp çok güçlü, herkesin de imam hatipli olmasını istiyor, bunun için de vargücünü kullanıyor ama olmuyor.
    – 3. Bu güç merkezlerinin yurtdışı ve yurtiçinde olanları da vardır, olması da gayet normaldir. Ne türkiyenin rusyaya yakın olmasını savunanlar, ne de türkiyenin x ülkesine yakın olmasını savunanlar şeytan olarak nitelenemez. herkesin bir düşüncesi vardır, bunlardan bazıları “türkiye, rusya ile iyi ilişkiler geliştirse iyi olur” diye düşünebilir. burda da, yurtiçindekilerin kararları, yurtdışındakilerin kararlarından daha fazla etki gücüne sahiptir. mesela ismet inönü, yurtdışında pekçok güç odağının, türkiyenin savaşa katılması isteğine rağmen, türkiyeyi 2. dünya savaşının dışında tutabilmiştir.
    3- neyin, nasıl, ne zaman gerçekleşeceği ise pekçok unsurun çatışma ve işbirliklerinin sonucunda ortaya çıkar. buna iç dinamikler de dahil. Mesela, yahudiler istediği kadar müslümanların taş devrinde yaşamasını istesin, evanjelistlerle de bu konuda anlaşma yapsın, yine de bu mümkün değildir çünkü toplumun ve dünyanın iç dinamikleri mevcuttur. kuşkusuz yahudiler ve evanjelistler işbirliği ile müslümanları geri bırakabilirler. ama taş devrine döndüremezler. (müslümanlar, yahudilerin bu isteklerini leb demeden yerine getiriyorlar. o da işin ayrı bölümü. ayrıca yahudilerin müslümanların geri kalmasını isteyip istemediği de ayrı bir mesele. fakat biz istediğini farzedip yorum yazıyoruz)
    4- Biz ne yapacağımıza veya neyin doğru olduğuna karar verirken, düşmanımızın ne istediğine göre karar veremeyiz, vermememiz lazım. yani “yahudiler bizim işe araba ile gitmemizi istiyor, öyleyse biz yürüyelim ya da atla gidelim” gibi bir mantık olmaz.
    – Yukarda aklıma gelen bu ilkeler çerçevesinde, yazıyı çok uzatmadan (taa osmanlı dönemi almanya ile rusyaya savaş açılmasından, 1945 sonrası nato içinde yer almamıza kadar, oradan günümüz politikalarına kadar geniş bir değerlendirme yapılabilir. ancak konu çok uzayacağı için o bölüme değinmiyorum), türkiyenin bu gününe ve bugün izlediği politikaya ilişkin kısa bazı değerlendirmeler yapacağım.
    A- Öncelikle, türkiye neler yapacağına karar verirken, israililer ne düşünüyor, evanjelistler ne düşünüyor, ruslar ne düşünüyora göre politika belirlemeye çalışmaktan vazgeçmek zorunda. kuşkusuz onların düşünceleri de önemli, hesaba dahil edilmeli. fakat bunları merkez alarak değerlendirme ve karar veremez, vermemeli.
    B- Her ülke ve herkes, hatta h.Gayret bile, kendisine yakın olanların olmasını ister. yani hem yahudiler, hem evanjelistler, hem ortodokslar hem ruslar, hem amerikalılar, türkiyenin kendi yanlarında olmasını isterler. eşyanın tabiatına, fizik ve kimya kurallarına ve yaşamın doğal akışına uygun olan budur. Kuşkusuz türkiyenin mallarına, topraklarına vb. sahip olması da eşyanın tabiatına uygundur, fizik ve kimya yasalarına uygundur, yaşamın doğal akışına uygundur.
    – Öyleyse burda 2 tane istekten bahsedilebilir: 1a- Herkes türkiyenin topraklarına, mallarına sahip olmak ister (tıpkı bizim suriyelilerin petrolünü istememiz gibi ya da rusyadaki türklerin rusyaya karşı ayaklanıp türklerin yanında yer almasını ve o türk devletlerine abilik yapmak istememiz gibi). 1b- Ancak yaşamda genellikle bu seçenek pek günyüzüne çıkmaz çünkü bunun bedeli çok çok ağır olur. ancak türkiye bir hasta adam konumunda zayıf düşerse bu istek yüzeye çıkabilir. tıpkı bizim suriyedeki emevi camisinde namaz kılmak istememiz gibi.
    – Ancak burda, ilişkilerdeki özel durumlar nedeniyle oluşan düşmanlığı ayrı bir yere koyuyorum. çünkü düşmanlık, mekanizmaları, oluşturduğu duygusal ve düşünsel ortam ve etkiler ve sonuçlar nedeniyle ayrıca hesap edilip değerlendirilmelidir. İnsanlar kendi yararları için 10 lira harcarken hesap edebilirler ama düşmanlarına zarar vermek için 50 lirayı hesapsız harcayabilirler.
    – Öyleyse, bizim öncelikle dikkate alacağımız nokta; herkesin bizi yanında görmek isteyeceği düşüncesidir. Bunun dışındakilerin ciddiye alınacak yönü yoktur (tabii ki aksi yönde ciddi veriler elde edilirse durum değişir. ancak şu ana kadar yazılanların içinde böyle bir bilgi mevcut değil)
    C- Bir de yukarda, durum değerlendirmesi yaparken dikkate alınması gereken temel ilkeler içinde geçen, güç odaklarının ya da istekte bulunanların ötesinde, önemli bir nokta daha vardı: O da olayın, olgunun iç dinamikleri. Yukardaki farazi örnekte belirttiğim gibi, yahudiler ve evanjelistler istediği kadar türkiyenin taş devrinde yaşamasını istesinler dünyanın ve toplumların gelişimi bunu namümkün kılar. yani iç dinamikler burda israil ve evanjelistlerin isteğinden daha önemlidir.
    – Bu ilkeyi hatırlarsak, 453 milyar dolar dış borcu olan bir ülkenin, kendisine borç verenlere bütünü ile sırtını dönme ihtimali yoktur. Özellikle de, hala da dış borca ihtiyacı varsa.
    – Yani, “amerika türkiyenin batıdan uzaklaşıp doğuya yanaşmasını istiyor” ya da “israil türkiyenin batıdan uzaklaşıp doğuya yaklaşmasını istiyor” türü tezler tamamen olmayacak komplo teorileridir. Olmayacak olmasının 2 nedeni var. 1. bunlar böyle bir istekte bulunamazlar. 2. bunlar böyle bir istekte bulunsa bile, bu isteğin olması mümkün değil.
    – Durum böyle iken, türkiyenin batıya kafa tutar görüntüsünü nasıl değerlendirmek gerekir: Türkiyenin tutumu, babasının evinde kalıp, babasının verdiği harçlıkla geçinen bu arada şımarık yetiştiği için ebeveynlerine de kaba davranın evlat tutumudur. nihayetinde hareketleri ile, iyi geçinmesi gerekenler, gereksiz yere, “siz bana harçlık vermezseniz babaennemden alırım” tarzıdır. Öncelikle babaannenin, mirasyedi evlada harçlık vereceği çok parası yoktur, ayrıca herkesi birbirine karşı kullanmaya çalışmak ilk başka iyi sonuç verir gibi görünse de, işsiz evlat sonunda aslında kendisini köşeye sıkıştırır. anne ve babadan daha az harçlık alabilir duruma gelir.
    – Türkiyenin durumu tam olarak budur. iyi geçinmesinin biryığın yararını gördüğü ülkeler ile ilişkilerini bozup, kendisini köşeye sıkıştırdı. Böylece de, diğer ülkelerin isteklerini, kendi niyet ve çıkarına zarar verse bile yerine getirmek zorunda olan bir ülke olduk. nitekim brunson meselesindeki diklenmenin ardından tekrar barışma çabaları da bu politikanın ve sonucunun en net örneği.
    – Akp, türkiyeyi beka sorunu olan ve komşularının mallarına göz dikebileceği bir ülke haline getirdi.
    – kendileri buna bağımsız ve dik durma politikası diyorlar ama hem uygulama, hem de nesnel durum tam tersini söylüyor.

    • Hamza bey tebrikler yorumunuzda her sorunun cevabi var. Ellerinize ve bilginze sağlık.
      Keşke F Korunun günlüğünü ve yaziılan yorumlari bakanlarin kendileri ve danışmanlaride okusa,belki biraz birşeyler öğrenirler.

      Hamza bey genelikle Müslumanların çoğunlukta olan ülkelrin sıradan vatandaşlari,Araplar,Türkler ve diğer milletlerin menfaatçı ve beceriksiz politikacıları milleti uyutmak için her zaman bir günah keçisi buliyorlar bu keçlerin gòzde olanide ABD.
      Baksanız ya bizim muhalefet dahi görevlerini unutmuş bu danişıklı dögüşün esas amacını ortaya çıkarmak yerine işin kolayına kaçiyorlar. Demokırasının
      D sinide anlamayan bir meclis kalkip 80 miliyonu nasıl yönetecek? 6 yedi miliyon oy almış bir partiyi dışlayan bir meclisimiz var. Siz önce bütün Türkiyeyi kucaklamasını öğrenin dah sonra 40 kere düşünün bir karar verin.

      Bizim Millet daha uyusun bakalım.
      Biz millet olarak önce kendimizi eleştirelim daha sonrada başkalarını o zaman doğrulara ulaşma imkanımız olur.
      Yoksa sizin torunlar birilerinin dorunlarının kölesi olmaya devam ederler.
      Hiç kimse sanki cuzzamli imiş gibi Adaletten bahs etmiyor, ve yaklaşmayada korkiyorla, varsada, yoksada ABD ve AB
      Birde Allah rızası için tarafsız olarak düşünün inanin zarar etmessiniz.
      Tabii bu arzum BEYIN Göçnü sakatat olarak anliyanlar için değil.☺

      Zihin açıcı yorumunuz için Teşekürler
      Esenlikle kalin.

  3. Amerika yaptırım kararını iki bakanla sınırlı tutarak bir mesaj vermek istedi aslında.
    Ama bizim yöneticiler anlamadı bence.
    Ya da anlamazlıktan geldiler.
    Aslında yaptırımı iki bakanla sınırlı tutarak Amerika dedi ki; İki bakanı istifa ettirin, tüm kabahati de onlara yükleyin, papazı da salın kurtulun.
    Ama bu mesaj tam anlaşılmadı galiba.
    Durum giderek kötüleşecek gibi.
    Amerika Türkiye yi gözden çıkarır mı?
    Bence çıkarır.
    Amerika çıkarmasa da artık Türkiye Amerika yı gözden çıkarmalı ve bağımsız bağlantısız bir ülke olarak yoluna devam etmelidir.
    İsmet İnönü de bu fikirdeydi ama o zamanın şartları elvermediği için fikrini hayata geçiremedi.
    Eğer geçirebilseydi Türkiye Ortadoğunun İsviçresi olurdu.
    Amerika nın Rusya nın peşine takılarak gidebileceğimiz bir yer yok bence.
    Şu herşeye burnunu sokan herşeye maydanoz olan ülke görüntüsünden de kurtulmamız lazım.
    Özellikle de şu dönemde.
    Ve ilk yapılması gereken tek adam yönetimi görüntüsünden de kurtulmak olmalı.
    Tek adamın yönettiği ülkeler her bakımdan daha riskli ülkelerdir.
    Kurumları ve kuralları olan bir ülke olmalıyız ve en önemlisi adaleti sağlamalıyız.
    Biz de yargı bağımsızdır dediğinizde inandırıcı olmanız lazım.
    Deniz Yüceli bir alo ile bırakır sıra papaza gelince bizde yargı bağımsızdır derseniz kimseyi inandıramazsınız.
    Vesselam.

    • Türkiyede devlet başkanını halk seçer, bakanları da seçilen başkan tayin eder. Bunun da dışında bi kabine değişikliği yoktur! Devlet başkanı isterse zor durumdaki bi mahkumu serbest bırakabilir. Öyle höt diyene al bi bakan kellesi diicek olursak o bize uymaz! Teröristlere yataklık yapanlarla gözegöz dişediş mücadele diyoruz…

      • h.gayret! maşallah müthiş cesursun. kavgada hangi dişini kaybettin? başkalarının kanı üzerinden kahramanlık yapıyorsun.
        – bu siteyi pek okuyanlar arasında ilkokul çocuğu pek yok. onun için ilkokul çocuğu gibi yorum yazmayı bırak. biraz mantıklı, biraz daha yetişmiş bir insan gibi yorum yaz.

    • Bence mesajı daha farklı okumak ta mümkün. Papaz Brunson hakkında bize güvenmiyorlar, orası kesin. Brunson’u salıvermediysek, bunu yapmak istemiyorsak bizimkilerin bildiği şeyler var. Onlar için bizim ne bildiğimiz çok önemli değil. Onlar neyin ne olduğunu biliyorlar. Dünyadaki prestijleri de önemli. Dünyada kendi blokları dışındaki her ülke gibi etkenliklerine karşı edilgen konumdayız. Bir taraftan da bizi kaybetmek istememeleri durumu var. Türkiye son yönetim kadrosuyla elbette bir Kuzey Kore kadar değil, bunu biliyorlar. İki Bakana yaptırım uygulamaları bence bir test idi ve bu konuda da oltaya gelindi.

      Kendinden emin bir şekilde ve zindelik hissiyle iki Bakan itirazlarıyla ortaya atılıverdi. Hiç beyanat vermemeleri daha iyi olurdu. Onlar dünya kamuoyunda bize yaptırım yaptıklarını gösteriyorken biz de iki Bakana uygulanan yaptırımlara üzüldüğümüzü beyan ederek, ABD etkenliğini kabullenmis imajı vermiş olacaktık. Bakanlar ingilizce tweetlere karşı tweet atıp ‘Brunson konusunda madem bize güvenmiyorsunuz, güvendiğiniz hukukçulardan (AB’den de olabilir) bir komite yollayın. Delilleri birlikte inceleyelim size ortak rapor yollayalım şeklinde bir çıkış yapsalardı bu daha isabetli olurdu. Meydan okumak diplomaside en kolay olan, ama en lüzumsuz harekettir (hele de gücün sınırlıysa). Trump Amerika’nın gücü varken K. Koreye karşı lüzumsuzca ve kötü bir dille meydan okudu, sonra da onunla masaya oturdu. Bu Trump’un kendi salaklığını gösteriyorken, ABD’nin sorumlu ve büyük bir devlet olduğunun göstergesiydi….

  4. 1) Şanghay beşlisi, brics… bunlar kof teşkilatlar. 2) ABD ile Rusya hiç savaşmadı; bilakis iki dünya harbinde de müttefik idiler. Soğuk Savaş sırasında da doğrudan çatışmadılar, üçüncü taraflar üzerinden gerilim dengesini korudular. 3) Yorumunuz düşündürücü tabii. Türkiye’yi “kolay lokma” haline getirmek istiyorlar. Ve gidecek bir yerimiz de yok doğrusu. 4) Bu arada birileri de, küfürbaz dille üstelik, hamasetle diklenmeye devam ediyor. Adamların savunma bütçesi bizim milli gelirimize denk. Appleın değeri 1 trilyon dolar. Yine seçime gideceğiz, anladık ta, bu defa iş ciddi. Klasik temenniyi ifade edelim: Allah sonumuzu hayreylesin!

  5. “Ben mi yanlış anladım. . .” diyerek, Sn. Koru’nun yazısını iki kez okudum. Yazı, yanlış anlamaya yer vermeyecek kadar açık bir önermeye sahip: “ABD yönetimi, göz göre göre, Türkiye’yi Batı İttifakı dışında alternatifler aramaya kışkırtıyor.”

    Koru’nun bu okumasına göre: Türkiye’nin 2. Dünya Savaşı sonrasında Batı İttifakı içinde yer alması, Sovyetler Briliği’nin de Yalta Konferansı’ndaki onayı ve arzusu sonucu gerçekleşmişti. Hatta, Sovyetler Birliği, Türkiye’yi Batı yanlısı tercihe zorlamak için adımlar atmış, süreci hızlandırmıştı. Şimdi, aynı şeyi tersinen yaşıyoruz. ABD, Türkiye’yi Batı ekseninden çıkıp karşı eksene yaklaşmaya kışkırtıyor.

    Yazıda, “Peki ama neden?” sorusuna örtük de olsa bir yanıt oluşturabilecek hiçbir değini ya da argüman yok. Ben yazıyı hiç ikna edici bulmadım. Benzer bir yaklaşımdan hareket ederek, Trump’ın son üç hafta içinde Merkel başta gelmek üzere Avrupa Birliği ülkelerinin başkanlarını aşağılamaya varan derecede hırpalamış olmasına bakıp, “ABD, geleneksel ittifakı olan Avrupa’yı da kendisinden uzaklaşıp yeni arayışlara kışkırtyor” gibi bir iddiayı öne sürmek de pekala mümkün olur.

    Batı İttifakı ve Rusya, kimi zaman işbirliği yapıyor görünseler de esas olarak bir çıkar çatışmasına düştükleri Suriye’den önce, kozlarını Ukrayna üzerinden paylaşmışlardı. Bu güç gösterisi, Ukrayna’da iş savaşa yol açmış, Rus yanlısı devlet başkanı Rusya’ya kaçmış, merkezi hükümet Batı destekçileinin eline geçmiş, ülkenin başkent Kiev dahil olmak üzere, Batı’daki kentleri Avrupa Birliği’ne yakınlaşırken, Maripol, Lugansk, Donetsk başta gelmek üzere, Doğu şehirlerinde Rus yanlısı bölgesel hükümet ilan edilmiş, Rusya, Batı’nın dağınıklığındani bir savaşı göze alamamasından da yararlanarak Kırım’ı ilhak etmişti.

    ABD, şimdi NEDEN bile isteye Türkiye’yi altın tepside Rusya ya da Şangay Beşlisi’ne sunsun? Ve, NEDEN Rusya Türkiye’yi kendi yörüngesine almaya pek arzulu görünmesin? (“Rusya’nın başını çektiği cephenin de Türkiye’yi içine alma konusunda fazla heyecan duymaması.” diye bir gözlemde bulunuyor Koru.)

    Sn. Koru’nun, kimsenin aklına gelmeyen orijinal fikrieri dile getirmeyi seven bir yazar olduğunu okuru olan herkes bilir. Bu yazı onlardan biri. Ama, NEDEN? sorusu çok boşlukta kalıyor, ve bu haliyle hiç inandırıcı görünmüyor. Bu tür bir okuma, sadece tek bir varsayım altında akla yakın görünebilir: Dünyanın ABD, Rusya, Çin, Avrupa Birliği gibi egemen aktörleri, iklim değişikliklerinin de hızlandırdığı yakın geleceğin Gıda ve Su Savaşları perspektifinden hareketle, kendi ülkeleri dışında kalan bütün bir dünyanın fiziksel yok oluşu üzerinde anlaştılar.

    Bugünkü yazının tek bir yazı olarak kalmayacağını, Koru’nun buna birbiri ardına gelen en az iki yazı daha ekleyeceğini tahmin ediyorum.

    • Sayın bernar, konuyu öyle bi noktaya getirmişsiniz ki burdan sonrası karagülle hocanın sahasına girer artık:) yine de enseyi karartmayalım; yaşlı ama zengin batı adamının hasta çocukları için yedek organ deposu olarak bi süre daha bizim varlığımıza katlanacaklardır, çünkü onların da kiliseye devam edebilmeleri için bu 3.dünyalı organlarına hala ihtiyaçları var. En azından şu plastik böbrek bi üretilseydi, sen o zaman seyret alemi…

  6. KURULMAYA ÇALIŞILAN YENİ DÜNYA İKTİFAKLARI.
    Her birey 3m(menfaati maksimize metodu) kolay,güvenli ve sürdürülebilir şekilde sağlama peşindedir.
    Her aile.
    Her şirket.
    Her devlet 3m için çalişir.
    Yeni eksenler doğuyorsa veya doğmak zorunda ise yeni şartlar ortaya çikmiş demektir.
    Yeni şartlar doğmuştur ve yeni eksenler de oluşmak zorunda görülüyor.
    Daha önce söylediğimiz gibi ÇİN baş aktör olmaktadır veya olmuştur.
    YENİ BİR EKSENLER DÜNYASİ KURULMAK ZORUNDA.
    Artik ÇİN ve karşı eksenı oluşturulmaya çalışılıyor.
    Devasa bir güç doğuyor.
    Dünya çoktan panikte.
    Çin dışındakiler en kısa sürede ne yaptık yaptık,zaman aleyhlerınde işliyor.
    Bunda sonra bütün adımlar buna göre atılacak.
    Eşyanin tabiati Rusyayı avrupa tarafına çekip Avrupayıda K.Amereika ile eklemlendirip yeni ekseni oluşturmaya çalışıyorlar.
    Dünyanin büyük üstadi azam ları yıllardır bunun altyapısını hazırlamaya çalişiyorlar.
    Yeni gerçek bu görünüyor.
    Bundan sonra ırılı ufaklı ülkeler kendi durumlarının uygunluğu ölçüsünde yeni eksenlerde yerlerını alacaklar.
    Yakın gelecekte veya orta vadede diyelim bu YENİ EKSEN oluşacaktır.
    Yapılmak istenen ÇİN VE DIŞINDAKI ÜLKELERİN EKSENI.
    Dünya çin karşisında ekonomık olarak rekabet edemıyor.
    Çin dışındakı ülkeler serbest piyasa aleyhlerine dönmüş durumdadır.
    Globaşmenin mücidleri işler aleyhlerıne işlemeye başladığında oyunu bozmaya çalışıyorlar.
    Kendilerini korumaya(korumacılık duvarlarıyla) almaya çalışmanın gayretlerine giriyorlar.
    YENİ EKSEN NIN OLUŞMASI EKONOMIK YENİ ŞARTLARDAN DOĞUYOR.
    HERZAMAN BÜTÜN İTTİFAKLAR VEYA İHTİLAFLAR HEP BU 3M İÇİN OLUYOR.
    SEBEP OLARAK GÖRDÜKLERİMİZ GERÇEĞİN GİZLENMİŞ HALIDIR.MAKYAJDIR,MASKELEMEDIR.
    Münferit olaylar ülke siyasetlerinin rotasında değişikliğe neden olmaz,hiçbir zamanda olmamiştir.
    O programa konmuş bir eylemin bahanesi olmuştur sadece.Bahane bulmak bu konuda çok kolaydır.
    Geçmişte de bahane bulunmakta zorluk çekilmemiştir.
    YENİ EKSEN DÜNYANİN HAYRINA OLUR İNŞAALLAH.

  7. Dünyada Denge
    Türkiye’den başlayalım. Türkiye kendi iç dengesini daha kurmuş değildir. Başkanlık sistemine geçmiş ama birden enflasyonun ve Dolar’ın hızla yükselmesi karşısında Erdoğan faize izin vermiştir. Yani Sermaye’ye teslim olmuştur. Buna rağmen Sermaye Dolar’ı yükseltmeye devam ediyor. Bu, devletin artık yuvarlanmaya başlaması demektir. Faiz artıyor enflasyon artıyor. Erdoğan “Çözümlerimiz var.” diyor da çözüm olarak batıdan borçlanacağına Çin’den borçlanıyor. Borcu borçla çözüyor. Bu, bir devletin yıkılması demektir. Osmanlı İmparatorluğu böyle tarih sahnesine karıştı.
    Komşularımızdan Irak bölünecek mi bölünmeyecek mi bilinmiyor. Suriye devlet olarak hakim olacak mı olamayacak mı bilinmiyor. Kafkas ve Orta Asya devletleri Rusya tarafı mı yoksa ABD tarafı mı olacak bilinmiyor. İngiltere AB’den tam olarak ayrılacak mı ayrılmayacak mı bilinmiyor. ABD’de Sermaye mi yoksa Devlet mi hakim olacak bilinmiyor. Hasılı meçhuller içindeyiz.
    Sermaye dünyayı ikiye bölüp savaştırmak istiyor. Türkiye ve İran’ı birbirine çatıştıramayınca İslam alemini Acem ve Arap olarak bölmeye çalışıyor. Türkiye’yi doğuya itiyor. Teşhis doğrudur. Ne var ki ABD’de bu siyaset daha oturmuş değildir. Bir süre sonra Trump Türkiye’yi ziyaret edebilir. Belki de Trump ile Putin Şi ile birlikte İstanbul’da toplantı yapabilirler.
    Bizim şimdi yapacağımız; sabırdır, tüm yaptırımlara karşı sabır gösterip geleceği beklemektir. Biz kendi iç düzenimizi kurmalıyız. Türkiye’deki enflasyonun etkilerini yok etmeliyiz. Biz Akevler’de 50 senedir bunu başardık. Enflasyon var ama bize etki etmiyor. Aynı formülle Türkiye devrilmekten kurtulabilir.

  8. Sn koru,
    Ima ettiğiniz şeyden dehşete düştüm. Uzerinizdeki karamsarlık, geleceği bu kadar negatif görmenize yol açmasın? Suleyman Cindoruk, ittifaklar arası ortada kalan bir Türkiye, Batı ile harp halinde, dengesiz ve bir “diktatör” tarafindan yönetilen, venezuela muttefiki bir ülke!!!! Guneydogu’da bazı halkları baskı altına aldığı iddia olunan, Ermenistanin bazi topraklarini elinde bulunduran, pontus işgalcisi, Kıbrıs isgalcisi…
    Düşününce dehşet bir anafora doğru itiliyor gibi Türkiye…
    Anafora dogru itekleyen, hem gaz veren hem de kiyida tutamak aramamamiz için sahildekilerle kavgalı durumuna düşüren kenardaki bir iri irade…

  9. Batının Osmanlı ve Türkiye’ye ilgisi Anadolu’nun jeopolitiği gereği.
    Rusların Akdeniz ve Hind okyanusuna inmesini hep engellemişler.
    Kırım savaşı, ayastefenos , Afganistan’a yardım, Osmanlının Hilafet siyasetine teşvik, Batı Trakyanın Bulgarlar yerine Yunanistana verilmesi, Yugoslavyada bağımsız çizgi takip eden Titonun desteklenmesi, Türkiyenin Yaltada Batı blokuna alınması, Yeşil Kuşak, Afganistana ABD desteği vb hep bu jeopolitiğin gereği.
    Asırla süren bu siyasetin kolayca değişmesi mümkün değil.
    ABD Soğuk savaş dönemi Türkiyesini istiyor ama bu mümkün değil.
    İki gücün yeni dönemin gerçeklerine göre yeni bir denge oluşturmaları gerekiyor.

  10. Fehmi Bey, makalenizin arasında Pierre Cardin bikini reklamının olmaması gerekir diye düşünüyorum. Eminim sizin kontrolunuzun dışında bir durumdur.

    • Bikini reklamları Fehmi Koru’nun değil sizin tercihleriniz sonucu gösteriliyor size. Muhtemelen yakın zamanda eşinize bikini baktınız, yada bikinili kız reklamları çok hoştu bir göz attınız 🙂 Bende de hep ev reklamları çıkıyor yakın zamanlarda satılık ev ilanlarına baktığım için.

  11. Fehmi beyin verďiği linkleri okudum,
    Nezım Hikmetin hatiralarini yazdığı kitabında anlattikları ile hemen hemen ayni.
    Vatan aşki ile yanip tutuşan ayni zamandada 1. Dünya şavaşından sonra Rusya ile Türkiye arasında arabulucuk yaparak birçok sorunları halleden, birisine hayatı zehir ederek ömrünün en verimli yıllaŕını zindanlarda geçirmesine sebep olanlardan daha merhametsız ve kibirlileri şu an hali hazırda bizde fazlsi ile warlar.

    Vatanina milletine veTürkçeye aşık olan bu uğurdada ömür tüketen birisini o zaman nasıl ihtibarsizlaştırarak devre dışı bıraktırdıklari ilede kalmayıp bizleride onu vatan haini olduğuna inandıranlarla şimdikilerinde birbirlerinde geri kalan taraflariı yok.Hatta şimdikiler onlardan daha beterler,
    Zaten o zamanki medya ile şimdiki medya arasındada pek fark yok gibi.
    Onların attikları bölucülük tohumlarını 100 kati fazlasıda şimdikiler atiyorlar.
    Şu anki durum 1945 lerden çok daha vahim.
    Çünkü bu ülkede müthiş bir cahil kesim töremiş sanki çahil fabrikası açmışlar.

    Onun içinde birtane dahi adil ve kanunlara saygılı yönetici bulamazsınız.
    Adalette adam kayırmaya suçlulari aklamaya suçsuzlari suçlamaya kalkışan bir ülkeyi hiç kimseler aralarına almazlar ve dışlarlar….

  12. Ağustos -1999 gibiydi gaiba… İstanbul’da yaşanan büyuk depremde yabancı ülkelerden devlet katkısı olarak yardımlar gelmişti bunlarin kaydi-kuydu olmali arşivlerde. Ben ABD’nin ne kadar verdim verdiğini merak ediyorum. Yalnız, tesadüfen Amerikan medyasinda (ya TV ya da Radyo) o zaman kesinlikle dün gibi hatırladığım bir konu var. Yetkili “Bizr devlet olarak direkt para yardımı yapmayacağız. Bu işi Amerikan halkına bırakacağız” demişti. Bunu bilerek kasten mi yapmıştı, yoksa halkı test mi etmek iştemiştiler, bilemiyorum. Haberi ilginc bulmuştum (sonradan ciddi pek bir yardim olmadığini da birilerinden duymuştum). Genelde eğitim seviyesi yüksek bir toplum var Amerika’da. Ancak, Türkiye halk olarak ilgi alanlarında olan bir ülke degil. Genel coğrafya bilgileri bizimkinden daha az. Mutlaka bilenleri de var, ama birçoğu Turkiye gibi bir ülke var mi yok mu onu bildiği bile şüpheli. ‘İhtiyaç olunan bir yardım konusunda işi böylesi bir halka bırakmanın anlamı nedir’, diye epey düşündürmüştü bu hal beni. Önemli ölçude din farkından dolayı, ABD’nin umurunda değiliz… Hristiyan veya yahudi olsak umurlarında oluruz şüphesiz. Herşeyi izah eden bir Kitap’a sahipken geriye gidemeyiz, yapacağımız en iyi iş müslüman olmalarına yardımcı olmak. Bu bizim olduğu kadar onlar için de en iyisi, bütün dünya için en iyisi. Ancak bizim bunu yapabilecek yeteneğimiz var mı? Biz bu işi yapabilmek için ne kadar (donanımlı birer) Müslümanız?

    Devlet olarak ilgileniyor olmalari Turkiye’yi Ruslara kaptirmamakla ilgili. Türkiyenin NATO’nun icinde kalmasi dışında kalmasindan daha cok tercih ediliyor (blok olarak guc dengelerini kaybetmek istememeleri dogaldir). Erdoğanın bu konudaki Rusya’ya-Çin’e meyil veren cilveli hareketlerini devlet olarak sevmiyorlar. Turkiye bu konuda haksiz da degil tabi. Bizim açımızdan en iyisi kimseye muhtaç olmadan bütun kaynaklarimizi seferber ederek bir an önce kalkinmak. Bunun üretime/eğitime ağırlik vererek ve daha fazla fedakarlikla, daha fazla çalışarak yapilmasi şart. Bunun icin ülkenin doğru dürüst bir yönetimlerle işi ehline vererek yönetilmesi önemli. Ülkenin yanlış yönetilmeĝe tahammülü yoktur. Ne ekonomik, ne de dış ilişkiler açısından durum pek iç açıcı değil.

    • Nerden nereye, eski türkiyenin bir deprem enkazını bile kaldıramayan sümsük yöneticilerinden, dünyanın en çok insani yardım organizasyonu yapan türkiyesine… Haksız mıyım h.k.?

      • Hele de bu günlerde, lüzumsuz konularda övünmeyi bırak! Madem özellikle sordun söyleyeyim. Evet haksızsın; doğru-dürüst yönetim konusunda AKP’nin gideceği daha çok yol var. Davutoğlu şeffaflık vadetmişti, yolsuzluklar konusunu inceleme komisyonu kurmaktan da bahsediyordu (muhtemelen biraz temizlik yapıp AKP’yi AK’layacaktı). Bir süre sonra adamı alaşağı ettiler, yalan mı? Haksız mıyım H. Gayret? Bu son zamlar furyasını da bu arada millete kakaladılar! Sana göre hava hoş, övünmek için bile para alıyorsun (%95 ihtimalle), inkar edebiliyor musun?.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here