Diplomatlar nezaketi elden bırakmışsa, derhal tedbir gerekir…

8

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ABD ile Türkiye arasında var olan sorunlardan biriyle ilgili bir teklifi dile getirmiş; aynı gün Washington’da ülkenin dışişleri bakanlığı sözcüsünün düzenlediği basın toplantısına taşınmış teklif…

Dışişleri sözcüsünün konuya ilişkin cevabı şu: “Hayal bile edemiyorum.”

Konuya ilişkin haberi okuduğumda önce şaşırdığımı, sonra da derinden sarsıldığımı bilmenizi isterim.

Türkiye’den cumhurbaşkanı düzeyinde ele alınmış bir konuyla ilgili olarak ABD’den bir bakanlığın sözcüsünün cevap vermeye yeltenmesidir beni şaşırtan; sarsan da cevap yerine sarf ettiği o cümle…

Ne oluyoruz?

Yazıya oturmadan az önce de, ülkemizin Avrupa’da en yakın ilişkide bulunmak zorunda olduğu bir ülkenin Ankara büyükelçiliğinin Twitter üzerinden yaptığı kısa açıklama gözüme çarptı.

Ülkenin Türkiye’deki temsilcilikleri Ekim ayı içerisinde iki gün tatil yapacakmış; Twitter mesajı bunu duyuruyor.

Ancak Türkçe mesajın altında bir de not var: “Komplo teorisi üretenlere duyurulur.”

Emin olun, bunu görünce de ne diyeceğimi bilemedim.

Diplomat alay etmez

Resmen birileriyle dalga geçiliyor; o birilerinin ‘kim’ olduğunu bilmesem de, Alman diplomatın kaleminden çıkmış o mesaj beni rahatsız etti işte.

Herhalde rahatsızlığımın sebebini anlamışsınızdır: Ülkemiz hak etmediği bir biçimde hafife alınıyor, küçümseniyor…

Dışişleri bakanlığı sözcüsü de.. büyükelçiliğin mesajını kaleme alan da.. sonuçta birer ‘diplomat’… Diplomasi alanı ise, en keskin kavga ortamında bile nezaketin elden bırakılmadığı bir alandır. Her dilde diplomasinin kullanamayacağı sözcükler vardır ve diplomatlar bu yüzden kendilerine özel ağdalı bir dil icat etmişlerdir.

Gerçek buyken, diplomasi mihenk taşına vurulduğunda, Türkiye’ye dönük ifadeler derhal sırıtıyor.

Biz, Türkiye olarak, dışişleri sözcüsünün ülkesi ABD ile de “Komplocular” diye aklınca dalga geçen diplomatın ülkesi Almanya ile de savaş halinde değiliz.

Ülkelerin politikacıları birbirleri hakkında ileri geri konuşabilirler, kırıcı sözler politika alanında teati edilebilir; ancak diplomatlar her zaman farklı davranışlar sergilemek zorundadırlar.

Yoksa adı konulmamış bir savaş var da bizim haberimiz mi yok?

Diplomatları bile cepheye sürme gereği duyulan bir savaş?

Savaş halinde olan ülkeler dahi, gerektiğinde arayı bulmak için diplomasiye başvurulacağını bildikleri için, o alanda nezaketi elden bırakmazlar.

Yeni dünya düzeni eskidi

Türkiye halen yürürlükte olan dünya sisteminden memnun değil; bunun değişmesi için şimdilik sözel alanda bir çaba da sarf ediliyor.

Yürürlükte olan ‘dünya sistemi’ İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşmuştu. Savaşın galiplerinin çıkarlarına uygun biçimde oluşan ‘dünya sistemi’ beş ülkeyi diğer bütün ülkelerden daha etkili hale getiriyor.

Türkiye bundan memnun değil, “Dünya 5’ten büyüktür” sloganı bu memnuniyetsizliği anlatıyor.

İçinde yer aldığı ittifakların kısıtlayıcı özelliklerine de itirazları var Türkiye’nin; kendisine haksızlık yapıldığını hissettiği noktada gözünü başka istikametlere çevirmesi bundan.

Yakın dönemde yaşanmış hain darbe girişimine ‘dost’ ve ‘müttefik’ bilinen ülkelerin verdikleri tepkileri samimiyetsiz buluyor ülkemiz ve OHAL uygulamalarına dönük eleştirilerden de hoşlanmıyor.

Haritaların değişmesi ihtimali giderek büyüyen bir tehdit algısı yaratıyor ve bundan da memnun değil ülkemiz; hem de hiç memnun değil.

Gün gün büyüyen huzursuzluk, rahatsızlık, hoşnutsuzluk ülkemizi yönetenlerin dillerine de yansıyor.

Nasıl yansımasın, sonuçta her olumsuzluk onların sorumluluk alanına giriyor.

Washington’da veya Ankara’da bir yabancı ülke diplomatının diplomasi diline yakışmayan bir dili Türkiye’ye karşı kullanması ister istemez zihinlerin biraz daha bulanmasına yol açıyor.

Acaba alışılmamış bir dilin kullanıma sokulması da kasıtlı mı?

Zihinleri bulandırmak için mahsus mu öyle davranılıyor?

Evet, Alman diplomat şunu bilmek zorunda: ‘Komplo teorisi’ boşuna üremiyor burada; herbir teorinin oturduğu bir zemin var ve o zeminin inşasında kendilerinin de katkıları büyük.

Böyle bir tarihi ortamda imparatorluk kaybettik biz

Ülkemizi yönetenler bu noktada durup bir durum muhakemesi yapmak zorundalar.

Hiçbir ülke yüksek gerilim hattında uzun süre huzur ve güven içerisinde varlığını sürdüremez.

Gerilimi azaltmak şart.

Bunun yolu diplomasi dilini hakim hale getirmekten geçiyor.

Türkiye’ye karşı ilân edilmemiş veya adı konulmamış bir savaş açıldığı görüşünde de olsalar, o savaştan başarıyla çıkmanın yolu da, üzerimize gelenleri hayal kırıklığına uğratmaktan geçiyor ve bu da kavgacı bir üslupla başarılamaz.

Bugünü andıran bir dönem Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında yaşanmıştı; o dönem bize bir imparatorluk kaybettirdi.

Yazılanlardan hareketle o dönemin tartışma konularına, dışarıdan gelen tepkilere biraz yakından bakıldığında iki dönem arasında muazzam benzerlikler bulunacaktır.

Bugün de aklımızı başımıza toplamazsak… Allah muhafaza…

Amerikalı bakanlık sözcüsü ile Ankara’daki Alman diplomatın nezaketten uzak tavırlarını yazı konusu yapmamın sebebi, sürüklenmek istendiğimiz noktayı daha iyi görebilmemiz…

Görmek tek başına yeterli değil, tedbirler de almamız gerekiyor.

ΩΩΩΩ

8 YORUMLAR

  1. Türkiyeyi yönetenler, sizin bu kaygılarınızı değil taşımak anlam bile veremiyorlar. … Çünkü anlamiyorlar. …
    Onlar ha bre gaz veriyorlar. … Devlet Bahçeli’nin ve Doğu Perincekin yolunda Enver Paşa gibi bir dünya kurmak istiyorlar. …
    Ne yazık ki gerçek dünya farklı. …

  2. Tedbir alınmalıdır demek bir şey ifade etmez. Ne tedbir alınmalıdır?
    1-Olağanüstü hal hemen kaldırılmalıdır.
    2-Türk Ordusu biat usulü ile yeniden örgütlenmeli. Ergenekon, Balyoz ve 15 Temmuz yaraları sarılmalıdır. 12 ordu ve tam yetkili ordu komutanları oluşturulmalıdır.
    3-Komşu ülkelerin iç işlerine karışılmalıdır. Dış siyasetimizde ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkeleri belirlenmiş.
    4-Ülke içinde yerinden yönetim ve hakemlik getirilmeli. Merkez Bankası Sermaye’nin emrinden çıkarılmalıdır.

  3. Diplomasi dilinin bile kalmamasının sebebi,diplomasi dili diye birşey bırakmayan ülkemizin etkili ve yetkilileri olmasın,bir de bu açıdan düşünmekte fayda olduğunu düşünüyorum.Herkese konuştuğu ve anladığı dilden konuşulur,anlaşmanın yolu da budur.Tum dünya devlet ve kurumları ile iletisimimizin tarz ve niteliğine bakınca,neden bize yonelik dilin bu şekle girdiğini anlamak hiç te zor değil.Eyyyy,sen kimsin bee,Nazi,Hiçbir Avrupalı, hiçbir Batılı güvenle huzurla sokağa adım atamaz, v.b. konuşmalar, Amerika’da korumalarin insan dövmesi,, Bakanın Hollanda’da gizli operasyon ajanı gibi her biri farklı yönlere giden birbirinin benzeri araçlarla yasak delme atraksiyonları,Diyanet imkanlarına ajanlık vazifeleri yüklenmesi,Avrupalı şirketlerin Mit listelerine alınması, v.b. davranislar v.s.v.s. Devletin basindaki kisinin, basbakaninin, bakanlarinin,bürokratlarının ve takipçilerinin söylem ve eylemlerinin tarzı bu olunca,karşılıgin da ayni tarza dönüşmesi garip karşılanması gerek.Yurtdışındaki elçilerimizin söylem ve eylemlerinin seviyesizligi de ayrı olay.Bu durumda sizce diplomatik dilin terkedilmesi de asıl sorumlu kimdir.Nasil oturursak oturalim ama doğrulari konusalim biraz da,yetti artık bu iktidar propagandası,aklamasi.Kendi kendimize kendimizin propagandası yapmak ta yetti artık.Eskiden buna Türk’e Türk propagandası der ve cahilce görürdük hep beraber.Artik ne olduysa,eskinin cahilce söylemleri ve yeninin yersiz ve densiz tavrı bir araya geldi,oldu bir şey.Sahtik şahbaz olduk.

  4. Nafile sayin koru kime søyledin ?ankarara hala dedigim dedik diyor dun sen kimsin benim dengim degilsin dedigi abadiye bugun sayin diyorsa dusunun dunya bizi ciddiye almaz pragmatik bir politikayla ancak bizimle alay ederler

  5. sayın Koru, aşınan diplomasi diline tepkilerinizde haklısınız, verdiğiniz örneklere de diyeceğim yok lakin hemen aklıma sayın dış işleri bakanımızın “sen ne lalesisin bilmiyorum ama…” şeklinde başlayan sözleri geliverdi. Yanlış hatırlamıyorsam Hollandalı bir siyasetçi veya devlet adamı için sarfedilmişti bu sözler. Bu sözlerin sarfedildiği olayın bağlamı, dibacesi ya da haklıydı, haksızdı vb. bunlar ayrı. Bu sözler diplomasi uslubuna uygun ve diplomatik nezaket içeriyor muydu? O halde örneklerinizi sadece karşı taraftan seçmek hakkaniyetsizlik olmaz mı? hani atasözümüz var ya iğneyi kendine, çuvaldızı başkalarına…

  6. Fehmi bey siz rahatsız olmakla haklısınız da peki bu dili kullanmaya sebep olanlar kimler? Bizim yetkililer değılmı?
    Amerkaliların bizim politikacıların konuşması ve kanunsuz taklifleri karşısında kafaları allak bullak oliyor ve bundada haklılar, çünkü onlarda hiç kimse kanunlari hiçe sayamaz ve çikarları doğrultusunda değiştiremez bu gibi konularda hakimlere emir vermek öğle dursun ağzını dahi açamaz.
    Siz adami terörist ilan edip hapise atın sonrada onlara takas yapma teklif edin. İnsanın kanı doniyor o Papaz suçlu ise Türkiyede cezalanması gerekmezmi? Nerede bizim büyüklüğümüz? Küçule küçüle (Allah korusun) yok olma yolunda döt nala koşan atlardan daha hızlı yol almaktayız
    TV sipikerleri bu tip haberleri okurken şok oliyorlar.
    Her olayı yüzümüze gözümüze bulaştırıp ortada tek başımıza kaliyoruz. Böyle bit teklif yapanlar bizi dünyaya rezil ettiklerinin farkında değillermi acaba?
    Şimdide Irak kürtlerine karşi saldiriya geçtiler.
    Kürtlerin refarandumundan sonra Irak ve İran başbakanlari çıkıpda Kürt yönetimini tahdit edip meydan okumadılar. Ya bizimkiler bu konudaki haberlerin hepisinde bizim c başkanin tahditleri eşliğind görüntülerini veriliyor.
    İrak ile İran şahıslar adına değil Hükümetleri adına hükümet sözcüleri tarafından açıklama yapıyorlar. Neyise burada keseyım.
    Herşeye rağmen bu tip konuşmalar bizimkilerin oylarını 60% çıkarır, çünkü Bu özelik dünyada sadace bizim millette var.Torunlarımızın üstüne titireriz fakat onların geleceğini biat ettiklerimize feda ederiz.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here