Dost fotoları.. İngiltere.. IRA.. Abdullah Gül ve Şükrü Karatepe..

13
Sene 1977.. Hyde Park'tayız..

İçinizde Londra’yı görenler vardır.

Ben orada bayağı bir müddet yaşadım. O dönemde ve sonra İngiltere’nin başka kentlerini görmek de nasip oldu.

İrlanda ve Exeter ile olmayan öykülerim

1970’li yılların ortalarında.. yine İngiltere’ye gidiyorum.. Heathrow Havalimanı’nda pasaportuma bakan görevli ne için ülkelerine geldiğimi sordu. “Gezmek üzere” dedim. Ardından nereleri gezeceğimi de sordu. Ben de lâf olsun diye, “İrlanda’yı” dedim…

Demez olaydım. Sonu gelmez yeni sorularla karşılaştım çünkü…

Kuzey İrlanda o zamanlar İngiltere için tam bir baş ağrısıydı. Ayrılıkçı terör eylemini yöntem seçmiş ‘IRA’ adlı örgüt yüzünden…

50 yıla varan terörle mücadele döneminde, hepi topu 4 binden az can almış olmasına rağmen, IRA, az kaldı İngiltere’nin kimyasını bile bozacaktı.

Geçen akşam (11 Nisan) BBC’nin Panorama programında ‘The Spy in the IRA’ (IRA’daki casus) konusu işlendi.

Panorama: The Spy in the IRA..

IRA’nın en tepesinden birini askeri istihbarat devşirip içeride ne olup bittiğini ânında öğreniyormuş… İlişki kimseler fark etmeden yıllarca sürmüş… Kod adı ‘Stakeknife’ olan casustan öğrendikleriyle yüzlerce kişinin hayatta kalmasını sağlamış istihbarat; ancak aynı dönemde ‘Stakeknife’ da bir yandan kimliği fâş olmasın diye, bir yandan kişisel hesaplarını görmek amacıyla, IRA adına infazlar yapıp durmuş…

Tespit edebildiği gerçek şu BBC’nin: 18 kişiyi IRA adına ‘casus’ diye sorgulamış ve infazlarını sağlamış ‘Stakeknife’

Halen sağ olan casusun gerçek adını da öğrenmişler: Freddie Scappaticci

Freddie’nin ‘casus’ olduğu ortaya çıkmasın, aksi halde ‘casus’ diye infaz ettikleri masum kişilerin aileleri gözünde değerleri düşebilir diye, gerçek casusun o olduğunu IRA kabul etmediği için yaşıyormuş adam…

İngiltere’nin bir parçası olan Kuzey İrlanda’ya da, ayrı bir devlet olan İrlanda’ya da hiç gitmedim; o yıl gitme niyetim olduğu halde…

Londra’dayım.. sakalım yok, ama bıyığım var.. bugünkü kilomun da yarısı kadarım..

Gitmediğim kentlerinden biri de Exeter, İngiltere’nin; öyle oldu, kente hiç ayak basmadım…

Oysa, girin internete, Exeter ve benim adımı yazın, Abdullah Gül ile beraber orada bulunduğum, okuduğum hakkında yüzlerce –hatta binlerce– yazı ve o yazılar üzerine yapılmış sayısız yorum bulabilirsiniz…

Abdullah Gül Exeter’de bulundu, Exeter Üniversitesi eğitim imkânlarından bir süre yararlandı, ama işte o kadar; ne o ne de ben, o yazı ve yorumlarda iddia edilen türden ilişkiler içerisine girmiş değiliz.

Biliyorum, çünkü aynı dönemde İngiltere’de bulunduk: Bir süre Londra’da birlikte kaldık, o sonradan Exeter’e gitti ve birkaç ayı orada geçirdikten sonra yeniden Londra’ya geldi. Türkiye’ye ikimiz birlikte döndük.

Yakınlığı açıklayan benim, fotoğrafları paylaşan o

Türkiye.. benim.. Abdullah Gül’le.. ilk gençlik döneminden beri arkadaştan öte bir yakınlığım bulunduğunu nereden öğrendi?

Ben yazdım da oradan…

Abdullah Gül.. 2002 seçiminden tek başına hükümet kurma başarısıyla çıkan AK Parti’nin ilk başbakanı olduğunda.. yazdıklarımda ondan yana bir denge sapması olabilir diye düşünüp.. gerçeği duyurmaya karar verdim ve yazdım…

Kendisi de, yine o günlerde, Aktüel dergisi adına yapılan mülâkatını süslemek üzere bir grup fotoğrafımızı paylaştı…

Meşhur tespihli fotoğrafım..

Önde elinde tespihiyle bayağı genç ben.. arkada da yine pür genç üç kişi: Hayretle elimdeki tespihe bakan Ali İhsan Mutlu’nun omuzuna yaslanmış Abdullah Gül ve Mehmet Tekelioğlu

Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) kongrelerinden birindeyiz ve yıl 1970 olmalı.

Bu da bir başka MTTB kongresinden..

Dergide o fotoğrafı görünce, Başbakan Gül’e, “Ben de Hyde Park fotoğraflarımızı paylaşabilirim artık” diye takıldığımı hatırlıyorum.

Evet, bildiniz, bu yazının en tepesinde yer alan fotoğrafımız: Hyde Park’ta şezlong kiralamış oturan üç sakallı: Bendeniz.. Abdullah Gül.. ve Şükrü Karatepe..

Şükrü Karatepe hukukçu.. siyaset bilimi profesörü.. ve şimdilerde Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı sıfatıyla ‘anayasa değişikliği’ paketini savunmak üzere hemen her gece bir televizyon programında…

Londra’da o da bizimleydi.

“Mal bulmuş Mağribi” deyimini hak edecek biçimde sosyal medyada tedavüle sokulan ‘sakallı üçler’ fotoğrafı…

Hani ben “Artık paylaşırım” dedim ya, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yine bana bırakmamış, hakkında kallavi bir eser kaleme almış Gerald MacLean’e kitabında kullanmak üzere verdiği fotolar arasına onu da katmış…

Kitabın 180. sayfasından sonra eklenmiş fotolardan biri bu…

Anayasa değişikliği konusunda tavrımız

Benim karşı çıktığım anayasa değişikliğini Şükrü Karatepe güçlü biçimde savunuyor.. Abdullah Gül de sessiz…

Merak eden, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı iken yaptığı konuya ilişkin açıklamalarını arar, bulur ve görüşünü öğrenir…

Farklılıklarımız doğru yorumlansa ya!

ΩΩΩΩ

13 YORUMLAR

  1. A.Gül yıllar önce parlementer sistem taraftarı olduğunu defalarca ifade etmişti.Bugün de aynı nokta olduğunu-18 maddenin sakıncalarının bu kadar aleni olduğunu dikkate de alarak-bu süreçte sessiz kalışından anlıyoruz.Sessizliğide bir duruştur,ihsas-ı reydir bana göre

    Sizde ‘’hayır diyeceğinizi ima etmiştiniz önceki yazılarınızda.
    Şükrü Karatepe de bulunduğu konum gereği söylemiş olduğu şeyleri –referanduma günler kala-düşünmeden konuşmuş olamaz. Bu durumun -hele ki Devlet Bahçelinin dün vermiş olduğu cevaptan sonra- Evet çephesini rahatsız edeceği ve kararsız seçmeni etkileyeceğini mutlaka hesap etmiştir. Ayrıca 18 maddelik bu paketi tam olarak içine sinderemediğini de zimnen itiraf etmiş olduğu kanaatindeyim.

    Sonuç itibariyle o fotoğraftaki beraberliğiniz 40 yıl sonra da devam ediyor Hayır cephesinde açık veya gizli olarak var oluşunuz nedeniyle. ve bana göre.. doğru noktadasınız.

  2. 1961’de İzmir’e gittim. Tüm faaliyetlerimde Muzaffer Koru ve Ahmet Satoğlu ile bir olduk. Akevler ve Milli Görüş böyle doğdu. Arif Ersoy ve Süleyman Akdemir Akevler’e katılmış ve onlarla beraber Şükrü Karatepe de Akevler’de sosyal faaliyetlere başlamışlardı.

    O gün Akevler’e katkıları olanların çoğu şimdi profesör unvanını aldılar. İsterdim ki Akevler’de yetişen bu alimler, “Biz Akevler’de Karagülle’nin arkadaşı olarak yetiştik, şimdi biz ondan daha fazla Adil Düzen’e katkı yaptık.” diyebilsinler. Emekli olmuş ilahiyat profesörü Osman Eskicioğlu’na dedim ki “Sen profesörsün. Ne diye konuşmalarında ‘Ben Karagülle’den çok bu konularda söz sahibiyim.’ demiyorsun.” Bana “Ben aptal mıyım?” dedi. Bu durum beni üzmektedir.

    Sokrat, Eflatun ve Aristo’yu yetişirdi. Ebu Hanife; Ebu Yusuf, Muhammed ve Züfer’i yetiştirdi. İsterdim ki Şükrü Karatepe de bunlardan biri olsun.
    Ben Kırgızistan’a göç etmiş iken Sebahattin Zaim bir profesör arkadaşı ile evime gelmişti. Ben ona “Türkiye’de güçlü siyasetçiler var, din adamları var, iş adamları var ama Türkiye’de ilim adamı yok.” dedim. Biraz düşünmeden söylediğim bir sözdü ama söylediğime pişman değilim. Çünkü haklı idim. Sebahattin Zaim ilim adamı değildi. Çünkü Herkesle iyi geçinen ve gerektiğinde Şükrü Karatepe gibi onaylamadıklarını da savunan kimse ilim adamı olamaz. Sebahattin’e sevgim ve saygım benim bu sözleri söylememe mani olmamıştı. Çünkü anlamaya çalışan biri idim.

    Sokrat ve Ebu Hanife bugün dünyanın ana ekollerini kurmuş zatlardır. Sokrat fikirlerinden vaz geçmediği için baldıran zehri içirilerek öldürüldü. Ebu Hanife kadılığı kabul etmediği için döve döve hapishanede öldürüldü. İşte ilim adamı bunlardır.

    Bugün Akevler ekolu dünyayı değiştiriyor. Bu arkadaşların çalışmaları olmasaydı bunların hiçbiri olmazdı. Bu bakımdan bunların hepsini seviyorum ve saygım var ama Türkiye’de sehpaya giden din adamları geldi geçti, siyasiler geldi geçti ama daha ilmin şehidi yoktur.

    550 milletvekili Meclis’te oy kullandı. Bir tanesi, tek kişi anayasayı benimsemiş veya reddetmiş olarak kullanmadı. Hepsi Sermaye’nin tezgahında artistik oy kullandı. Sonuç değil, bu davranış beni üzmüştür. Onlar içindeki dostlarımın hepsine sitemim var.

  3. Kimse kusura bakmasın ama bu referandumun tarihi sorumluluğu sessiz olmayı suç sayacak kadar ağır. Eğer AK Partinin kurucuları, Erdoğanın eski arkadaşları (A., G., D. vd.) Evet ya da Hayır şeklinde net bir görüş belirtmiyorlarsa bana Ülke sevgisinden bi daha bahsetmesinler. Bi daha da ortada görünmesinler!

    Bu arada Fehmi beyin görüşünü referanduma 3 gün kala açıkça duymak sevindirici.

    Selametle,

  4. Cumhurbaşkanlığı Sistemi için Sn. Şükrü Karatepe dün ”Uygularız 3 sene 5 sene; baktık olmuyor, toplanır parlamento tekrar değiştirir” dedi.

    Sn Koru’nun bu …”Benim karşı çıktığım anayasa değişikliğini Şükrü Karatepe güçlü biçimde savunuyor.. Abdullah Gül de sessiz…” cümlesine göre değerlendirdiğimde Sn. Karatepe’nin son beyanını, yeni sistemden çekincelerinin olduğunu, bunu ancak uygulamada tespit edilebileceğini ima eden ve çekincelerini aleni izah edemeyen haline yordum.

    Sn. Gül sessiz ama o, kararını daha en başından bir kaç kez izhar etmiş, karşılığında da Sn. Erdoğan’dan ”bal gibi de olur” cevabını almıştı.
    Gül hala sessiz davranıyorsa da o aslında sessizliğin çığlığında sükutun ikrarını yaşıyor.

    Sondan bir önceki Cumhurbaşkanımız ülkemiz için hayati bir konuda görüşlerini açıkça ifade edemiyor, kamuoyu oluşturamıyor olması çok manidar. Hem ‘tarafsız Cumhurbaşkanlığı’ artık selefler için de geçerlilik kazanmıştır sanırım.

    Aslında Sayın Koru’nun başından beri karşı çıktığı anayasa değişikliğine, Sayın Gül sükutu ile Sayın Karatepe ise biraz tali yola sapmakla son tahlilinde (zannımca) şüpheci yaklaşarak karşı çıkıyor.. artık bu saatten sonra…

    Yani temelde üçünüzde aynı yerdesiniz. Bence…

    Fotoda olduğu gibi ‘Üçü bi yerde’

  5. Geçen gün kapıma broşür bırakılmış. Broşürde çift bağlılığın kalkması için evet diyor. Mesele sadece çift bağlılığın kalması olsaydı başbakan yerine cumhurbaşkanı ifadesi yazılıp anayasa değişikliği yapılabilirdi. Böylece Başbakan yerine Bakanlar kuruluna Cumhurbaşkanı başkanlık edecekti. Bence anayasa değişikliğinin amacı çift başlılık sorunundan ziyade Meclisin cumhurbaşkanına yönelik muhalefetine son vermek. Meclisin değişiklikle beraber Cumhurbaşkanına sözlü ve yazılı soru soramaması bu durumu açıklıyor.

    • Sn Birol
      Önerilen sistemde yürütme fiilen meclis
      dışına çıkarıldığı için pratikte meclisin
      sözlü sorgulama imkanı ortadan kalkıyor.

      Ama meclis yürütmeyle ilgili yazılı
      sorgulama hakkına sahip ve yürütme de
      cevaplamak zorunda.

      Düzeltmek istedim.

      Saygılar,

  6. Dostluklar ebedi hesablar başka olabilir.
    Herkes aynı yere bakar. Fakat farklı şeyler görürler.
    Görüntü aynı algı farklıdır.Değişmeyen birşey varsa oda hak olandır.Bir Rüzgar esti ortalık toz duman.savrulan savrulana

  7. ’50 yıla varan terörle mücadele döneminde, hepi topu 4 binden az can almış olmasına rağmen, IRA, az kaldı İngiltere’nin kimyasını bile bozacaktı.’
    hepi topu 4 binden az ifadesi iyi durmamış.

  8. Şükrü Karatepe, akp iktidara gelmeden önce demokrasiyi savunan nerdeyse tek kişi idi. Demek cumhurbaşkanı danışmanı olup referandumda eveti savunuyormuş! Bir zamanlar demokrasiyi savun, sonra tut başkanlığı savun. Nerden nereye!… Üzüldüm! Bir de izmir görmüş karatepe. muhtemelen kayseriye geldikten sonra izmire hiç gitmemiştir. çünkü izmir örgürlükler şehridir. Türkiyedeki nerdeyse bütün düşünce akımlarının çıkıp güçlendiği yer izmirdir. Çünkü izmir düşünceye imkan sağlar. Gitseydi muhtemelen savunduklarından utanırdı.

  9. “İngiltere’nin bir parçası olan İrlanda’ya da, ayrı bir devlet olan Kuzey İrlanda’ya da…” cümlesi sanırım hatalı yazılmış. Doğrusu, Kuzey İrlanda İngiltere’nin parçası, İrlanda bağımsız devlet.

  10. ben de Londra da yaşadım. bir İstanbulu bir Londra yı şehir olarak iyi bilirim çok severim. hatta benim için Avrupa esasta londradır gerisi teferruat kabilinden. bu nedenle brexiti çok önemli bulurum. tespihin imamesi gibidir o da kopmuştur. bu kadar önemli bir karar 51.9 ile kabul edilmiş meşru bulunmuş işleme konulmuştur…

YORUM YAP