Garip bir grup ve sürpriz bir operasyon…

32

Seçimden hemen önceydi sanıyorum: Televizyon kanalları arasında gezinirken, ‘A9’ adlı olanında, Adnan Oktar’ın ‘siyasi’ ağırlıklı bir konuşmasına denk geldim. Programda üzerine düşülen nottan, konuşmanın aslında yeni değil iki yıl öncesine ait olduğu duyuruluyordu.

A9’ yalnızca uydudan alınan bir kanal. Dünya Kupası maçları olmasa uydu yerine bir platform üzerinden televizyon izleyeceğim için o konuşmayı kaçıracaktım.

İyi ki kaçırmamışım. Eski bir konuşmanın bugünlerde yeniden yayınlanmasının uyandırdığı hisle, etrafıma dönüp ‘‘Hayrola’’ dediğimi hatırlıyorum.

‘‘Hayrola, bir şeylerden mi nem kaptılar?’’ hissiyle…

Adnan Hoca lakaplı Adnan Oktar, karşısında oturan kadınlı-erkekli yakınları önünde, ülkemizde yedi düvele karşı bir beka mücadelesi verildiğini, herkese düşen görevin bu mücadeleyi sürdüren kadroların lideri olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a tam itaat olduğunu döne döne anlatıyordu.

Üzerindeki nota rağmen, nedense, konuşmanın şu yakınlarda yapılmış olabileceğini düşündüğümü de hatırlıyorum.

Konuşmanın sebebini operasyon başlayınca anladım: Başlarına geleceği öngörmüş olmalılar…

Nedir bu grup, nedir gerçekten?

Ülkenin öndegelen ailelerinin gençleriyle ilgilenen bir din hocası görüntüsüyle başlayan, her haliyle bir grup ürünü olduğunu belli eden ‘Harun Yahya’ imzalı ‘masonluk ve yahudilik’ ve ‘evrim teorisi karşıtlığı’ üzerine kitaplarla devam edip İsrail muhipliği ve ‘kedicikler’ ile karşılıklı göbek atmaya kadar evrilen bir yapı…

Nereden nereye?

Ben kaçırmışım, dün Kemal Öztürk Yeni Şafak’ta yazdı da ondan öğrendim.

En iyisi birlikte okuyalım:

‘‘Yıllar sonra (2014) canlı yayında, bir törenle kendisine 33. Derece Masonluk Büyük Üstat belgesi verdiler. Bunu büyük bir şerefle kabul ettiğini söyledi Oktar. Övgüler havada uçuştu, Mason locasının büyük üstadı Adnan Oktar’ı göklere çıkardı.’’

Yabancı basını yakından izlediğim için, Jerusalem Post gazetesinde, grup üyelerinin siyonist örgütlerin davetiyle İsrail’i ziyaret edip Knesset’te (İsrail millet meclisi) görüşmelere katıldıkları haberiyle karşılaştığımda çok şaşırmıştım.

Şaşkınlığımı o zaman bünyesinde yer aldığım gazetedeki bir yazıma da yansıtmaktan geri durmadım. Sanıyorum, hassas kamuoyu İsrail bağlantısını ilk benim o ve onu takip eden yazılarımdan öğrenmiştir (Sözgelimi, ‘Adnan Hoca: ‘İsrail Türkiye’nin doğal müttefiki’ başlıklı yazım, Star, 1 Nisan 2013).

İsrail ilişkisinin boyutlarının genişlediğini, Dünya Siyonist Örgütü yöneticisi Dov Lipman’ı bir grup İsrailli milletvekili ile ülkemize getirip çeşitli yerlerle temas kurmalarını sağladıklarını da bu sitede yazmıştım. (24 Haziran 2016; ‘Siyonist İsrailli milletvekili bugün İstanbul’da ne yapıyordu?’ başlıklı yazım.)

Çok rahatsız olduklarını sonraki günlerde sergiledikleri tavırlardan biliyorum.

Arkası geldi o ilk ziyaretin. Grubun Türkiye’de düzenlediği çeşitli davetlere Knesset’ten önemli isimler de katılmaya başladı.

Ünlülerin de katıldığı davetleriyle ünlü bir gruptur bu. Şimdilerde operasyondan cesaret alarak grup aleyhine yazıp çizenlerin bir kısmının da koşa koşa gittiği ve sonrasında karşılaştıkları hoş muameleyi anlata anlata bitiremedikleri davetlerde masalarda tek eksiğin kuş sütü olduğunu biliyorum.

Hayır, katıldığım için değil -ne onlar o etkinliklere beni davet ettiler, ne de ben ‘hadi gidelim’ diyenlere kapılıp kendiliğimden gittim- katılanların yazdıklarından ve o davetlerden medyaya sızan görüntülerden bunu biliyorum.

Bildiğim bir şey daha var: Hemen her ülkede bu gruba benzer -bir bölümü ezoterik- yapılanmalar bulunuyor. Sistemler sınırları aşmadıkları sürece onları genellikle görmezden geliyorlar.

Anladığım kadarıyla, bizde bu grubun sınırları fazlasıyla aştığı görülmüş ve operasyon da bu yüzden başlatılmış…

Operasyon için ilgililer uzun bir zamandır hazırlanıyorlarmış, grubun bütün hareketleri yakından izleniyormuş…

Medyamızdan iki isim

Çok önceleri bu gruba karşı tavır alan ve bunu ısrarla sürdüren medyadan iki ismi hatırlıyorum: Yavuz Gökmen ile Ali Bayramoğlu

İkisi de benim yakın dostlarım.

Ertuğrul Özkök son iki gündür Yavuz Gökmen’in o dönemde yazdıklarını hatırlayıp gazetesine pay çıkarıyor.

Oysa Yavuz o günlerde kendisini gazetesinin bile yalnız bıraktığını hissediyordu.

[Burada bir köşeli parantez açmam gerekiyor: Ertuğrul Özkök gazetesinin köşe yazarı Yavuz Gökmen’in kadrini vefatından sonra bildi. Genç yaşta kaybettik şövalye ruhlu yazarı; öldüğü gece evindeki dini törene geldiğinde Ertuğrul Özkök’ün çok şaşırdığı belli oluyordu. ‘‘Evi burası mı?’’ diye sordu, evin mütevazı havasının etkisiyle… Hürriyet’in en az maaş alan yazarı konumunda olduğunu hatırlatmadan edemedim. Kendisiyle uğraşan yazarlar büroda geniş ofislere sahipken, Yavuz’a tuvaletin yanındaki oda tahsis edilmişti. Gazetenin yayın yönetmeni o zaman Ertuğrul Özkök’tü.]

Grup hakkında çok yönlü iddialar var ve devletin ilgili birimlerinin o iddiaları ispatlamaya hazır olduğu anlaşılıyor. Grup içerisinde yer alanların aileleri ile gruptan ayrıldıktan sonra tezvirata uğrayanlar mutlu görünüyor.

O gece tesadüfen rastladığım televizyon konuşmasına rağmen böyle bir operasyonun yapılması kararlılığı gösteriyor.

ΩΩΩΩ

32 YORUMLAR

  1. Bu operasyonda yenilik olarak dikkatimi çeken, itirafcilardan birinin yazılı kağıttan okuduğu bir bildirinin sonunda “magdurlara sesleniyorum, Türk milletine ve Başkanımıza güvenin” demesiydi. Eskiden ‘Türk adaletine güvenin’ denirdi, şimdi ‘Başkanımıza güvenin’ deniyor

  2. Bir oluşum fazla gündem oluyorsa başına bir iş gelecek diye beklerim.
    Önce altyapı oluşturulur sonra şeytanlaştirilir;arkasından düğmeye basılır.
    Bunun işaretleri bazi medya duayenlerının yazılarından kokusu alinabilinir.
    İşin esası nedir bizim gibi cahıllerın bilmesine imkan yok.
    Acaba kim kime operasyon çekiyor.
    Bilenler konuşmazlar veya konuşamazlar.
    Bizim gibi bilgi sahibi olmayanlar da ancak bu operasyon ilerde kimin işine yarayabilir diye tahmin yürütup gelecekte tahmınının isabetini test edebilir.
    Demek ki; istenen alim,istenen zalim ilan edilip; eldeki devasa estrumanlarla halkı ikna etmek çocuk oyuncaği.
    Perde arkasında en küçük bir güç birliği dahı kendını koruyacak bir sponsora emanet eder kendini.
    Sponsor bu birimin faydalarını ,suçlamalara karşı kamuoyu oluşturacak çalişmalar yapar,devlet burokrasisi ile devamlı temas kurarak grubunun bir darbeye maruz kalmaması için aldiği bedelin karşiliğini ödemeye çalışır.
    Grubun o ülkedeki kanunlara göre işlerini hukuk kuralları içinde tam kalsalar bile değişmez.Sadece hukukı durumuna göre maliyet artar.
    Bir zaman lar bahsı geçen bu grubun mason luk aleyhınde yazı yazan dergisi çikiyordu sanırım adı mesaj idi.
    Bir yorumcunun söylediği gibi; söylenene değil uygulamanın kime yaradığını değerlendirmek doğru olandır.
    Hatta kısa vadede değil uzun vadede kime yarıyor a bakmak en isabetli değerlendirme olur.
    İşin içinde çok hesaplar var bilmediğimiz.
    İşin en büyük sahibi olan ne düşünüyor.Yapana değil yaptırana bakmak lazım.
    Bazan yaptıranla yapan ayni operasyonu yaparken farklı beklentide ama aynı anda eylemı bir kararla mutlu şekilde yapabilir.
    Herkesin ilerde bir hesabı vardır.Şu an işine geldiği için mutlu olan icraci bunları da hesaplıyordur mutlaka.
    Kendinin de bir hesabi var tam güce ulaştiğimda bana bu işleri dayatanlardan da hesaplaşacağim diye .
    Oysa işleri planlayan derinler çok baha büyük derinlerle iş tutmaktadirlar.
    Zaman ı gelince icracilar yanı alt taşeronlar saf dışı edilir.
    O zaman gelınce ortam mükemmel hazırlanır ,icracıların etrafı gayıpten bir emir gelmiş gibi boşalmaya başlar,her yerden garıp şeyler görülmeye başlar.kamuoyu; hiç farkında olmadan zamanın şartlarına uygun araçlarla oluşturulur.Yönetim şeytanlaştırırılmıştır artık.İcracinin eski emirleri gibi demiri kesmemeye başlar.
    Vakit tamam dır .Halk için yeni bir kurtarıcı bulunmuştur.Eski kurtarici çoktan hain ilan edilir.
    Devletin bütün zalimlikleride o nun sırtında kalarak gider.Devlet yıne pıru pak kalır herzaman olduğu gibi.
    Şuanda gördüklerimiz adım adım idarenin istediği tek bir cemaat kalana kadar diğerlerini sapık,bozguncu,fitneci.v.b. yafta ile gayrimeşru ılan edip yok etmektir. diğerleride biz o kötülerden değiliz deyıp buna mutlu olması ve boşaltılan alanları doldurmak sevdasındalar.
    Böylece sıra kendine gelene kadar herkes mutludur.
    Bu arada kimsenin aklına hukuk gelmez.
    Güçlü olan haklıdır dendiğinde ve bunuda halkın çoğunluğu alkışladığında toplum esaretten esarete sürüklenir gider.
    Hanı masumiyet karinesi evrensel hukuk kuralı değilmi.Birgün bir yerde zalim bir yönetici varmiş; onu yargılarken dediki;beni evrensel hukuk kuralları ıle yargılayın.
    Yeni yönettici: hayır seni senin koyduğun kanunlarla yargılayacağiz demiş.
    Doğrusu herkesin evrensel hukuk kuralları ile yargılan ması ;ondan sonra suçlu veya suçsuz ilan edilmesidir.
    Özellikle gençlerimiz ülkemizin yeni durumuna bakarak sekuler hale geliyorlar.bazı cıddı araştırmalar gençlerin ve özellikle bazı teoloji okunan okul gençleri deist oluyormuş.
    Yukarda söylediğimiz gibi dindar nesil yetiştireceğiz derken gerçek gayemiz seküler düşünce sahıbı gençlik mi hedefleniyor.Yada yapan farklı yaptıran farklı ürün mü hedefliyor?
    En doğru olanı belkide gerçek anlam da laikliği uygulamak değil mi.
    Teologlar; idarecilerin buyruklarını meşrulaştırmak için fetva makamı olarak kullanılmazdı o zaman belki.

  3. Ya … Kardeşim yazı farklı yorumlar farklı… Tasarım işlerine baktığım bir firmanın beyaz yakalı çalışanları yapılan bu operasyonda….. KEDİCİKLER….KEDİCİKLERRRRR ….deyip onlara dokunmasalar ah KEDİCİKLER…. diyerek bir şekilde olayın farklı boyutuyla içindeler… Vatandaş nerdeyse yas ilan edecek… Kediciklere dokunma adı altında platform kuracaklar…. Hatıramda kalan Adnan Hoca ile bir kedicik arasında geçen televizyon konuşması :

    -KEDİCİK:… AY… Hocam bugün çok şıksınız… Maşallah … Nazar değmesin…. Tü…. Tüüü maşallah … ve de çok karizmatiktiniz…..

    -Adnan Hoca: Öylemi ? yav .. vay be… bakayım ..(aynaya yandan yandan göz ucuyla bakarken )
    Öyle ya… maşallah …ammma karizmatiğim…
    Soru : Hayatınızda beyler bayanlar hiç size bu şekilde methiye düzen bir yakınınız oldu mu?
    Şimdi Sezen Aksu Zamanı… Bir kedim bile yok….. Gülümse….
    https://www.youtube.com/watch?v=YpPBONKevj4

  4. *******

    Başlangıçta verilmiş, inanç kapasitesi,
    Binbir tane inanç var, meşgul eder herkesi…

    Bazıları vardır ki görmeden inanamaz,
    Ne yapsan nafile onlara, davul zurna az!

    Bazıları vardır ki çok hassas, sivri sinek saz,
    Hemen duyar ve görür, alabilir bundan haz..

    Görebilmek, duyabilmektir bütün mesele,
    Bazıları vardır ki, hatta görür kalbiyle!…

    Ezberciyse müslüman, kullanıyorken dini,
    Nefsine uyuverir, rezil eder kendini…

    Vicdan da bahşedilmiş, bir emniyet subabı!
    Bu ekstradan ortak hal, insanlığın erbabı…

    Sekülerse seküler, dindarsa da dindar,
    Herkes bir miktar alır, ancak nasibi kadar…

    Hukuk ve ahlakın olmazsa olmazı bunlar,
    Bazıları hemen, bazıları çok geç anlar…
    …..
    Niceleri vardır ki çeşit çeşit hallerde,
    Kendini arayıp durur, esen yellerde…

    Bazıları gariptir, esrarlı, din yolunda,
    Kedicikleri pek eksik değildi(r) kolunda…

    Oh-ne-âlâ bir hayat, kolayca vazgeçilmez..
    Kulllanırken insan, kullanıldığını bilmez,

    Aklı zırhtır insana, iman temel bir haslet,
    Allah rızası-amel, ikisine de hasret…..
    ….
    *******

  5. Önce İftıra at sonra özür dile.
    Bu yazıyi görevleri sadece bu sitedeki bir kaç yorumcuya cahılce saldırmak olanlar için kopiledim, çünkü onlar başak yazılar okumazlar.

    Gazeteci Levent Gültekin, Muharrem İnce’nin 24 Haziran gecesinde seçim gecesi sarhoş olması nedeniyle canlı yayına çıkmadığını iddia etmişti. Gültekin o sözler nedeniyle özür diledi.

    Levent Gültekin şu ifadeleri kullanmıştı:

    “İnsanlar sana çok basit bir soru soruyor: ‘Sen o gece çıkıp niye bir cümle etmedin?’ Niye bir cümle etmediğini herkesin bildiği, fakat benim de söylemeye utandığım o insanların da utandığı söylemediği şey şu; Muharrem Bey, o gece seçimin hemen bitiminden itibaren alkol almaya başlıyor. Saat 11’e kadar tahmin ediyorum ki biraz fazla alıyor. O saatten itibaren televizyonların karşısına çıkamayacak duruma geliyor ve eve kapatıyorlar. Eminim. Bu kesin. Ben emin olmadığım bilgiyi paylaşmam. Şimdiye kadar hiç paylaşmadım.”

    İNCE’DEN YANIT
    “Habertürk TV’de yayınlanan Türkiye’nin Nabzı programında Didem Arslan’ın sorularını yanıtlayan İnce iddialara ilişkin, ”54 yaşında cumhurbaşkanı adayı, eşinin, 8-9 aylık gelininin, kardeşlerinin, avukatların yanında, böyle birşey olabilir mi, ben bu ülkeye yönetmeye talip olmuş biriyim, bunları söyleyenler ahlaksızdır” yorumunda bulundu.

    GÜLTEKİN ÖZÜR DİLEDİ
    Levent Gültekin sosyal medya hesabından şu şekilde açıklama yaptı:

    “24 Haziran akşamı İnce neredeydi?” sorusuna cevap olarak bana aktarılan, sanırım parti içi kişisel mücadelede kullanılan bilgiyi ispat etme durumum olmadığı için paylaşmamam gerekiyordu. Arayan muhatapların anlattığına bakılırsa tuhaf bir çekişmenin ortasında kalmışım.

    O geceki karanlık noktaların yarattığı umutsuzluğu dağıtayım derken paylaştığım bu gereksiz bilgiden dolayı herkesten özür dilerim. tekrar edeyim kaynağım sağlam olsa da esas olan muhatabın yaptığı açıklamadır.

    Niyetimiz iyi birşey yapmak olsa bile birşey yaparken yanlış yapıyoruz, hata ediyoruz, insanız hata insana ati birşey. Bazen kendimize yakışmayacak söz ve davranışlarda bulunuyoruz. Niyetin iyi olması o yanlışları aklamıyor.”

    “Ne kadar dikkat etsek, ne kadar hassas davransak da farkında olmadan hata yapmaktan kurtulamıyoruz. Bir anlık düşüncesizlik büyük bir yanlışa neden oluyor.” 

       13 Temmuz 2018 12:3

  6. h gayret o h k rumuzlu muhakak sizidinz çünkü siz dün neler olduğunu hatırlamiyaca kadar ileri zekali olduğunuza gõre ve iki kelime yazmayi dahi beceremiyecek bir yeteneğe sahip olduğunuz için o tip yazıları yazsa yazsa siz veya sizin gibiler yazar.
    Hamza beyin rumuzlarla falan işi olmaz o işleri yapsa yapsa siz yaparsınız çünkü siz aklinizla değil emirle iş yapiyorsunuz.

  7. Karagülle, “Biz silahlı olmıyan eylemlerin cezalandırılmasına karşıyız” diyor. Silahlı olmıyan her eylem, her fikir masum mudur ? Silah olmadan, İslamda olmıyan “orospulukları islamdanmış gibi göstermek” İslama iftira ve ihanet değil mi ? Din hürriyetinin neresine koyacaksın bunu. Silah olmadan, şeker(imle) iğfal etmek caizmidir, vb.

    • Abdurrahman Bey, izninizle size sormak isterim. . . “İslama iftira ve ihanet” olan dini yapıların masum görülemeyeceğini söylüyorsunuz. Bugünkü ilk yorumunuzda, hem bunlara karşı, hem de “her geçen gün madden ve manen yok oluşa itilen çaresizlik içindeki kitleler”in durumuna çare bulması için cumhurbaşkanını göreve çağırıyorsunuz (“Bu yönden, Cumhurbaşkanı bu açığı görmeli, geniş halk kitlelerini koruma altına alacak müesseseler geliştirmelidir.”)

      Soru 1: İslamı iftira ve ihanetten koruyup kollama birer siyasetçi olan devlet yöneticilerinin ve bunların kuracakları müesseselerin işi midir?
      Soru 2: Erdoğan’dan İslamı iftira ve ihanetten korumasını ve buna uygun müesseseler kurmasını talep etmek, Erdoğan’a İslama iftira ve ihanetin ne olduğuna karar verme yetkisini bahşetmek anlamına gelmez mi? F. Gülen cemaati, İslama iftira eden ve İslama ihanet içinde olan bir yapı mıdır? Eğer böyle ise, devletin bütün istihbarat birimlerini yıllarca elinde tutmuş, devlete ait her bilgiye sahip Erdoğan, bu cemaatin üyesi onbinlerce insan, bu cemaate üye olmayan milyonlarca Müslüman, nasıl olmuştur da yıllarca bu işe uyanamamış, bu örgüte her türlü desteği vermişlerdir -yani yıllarca “aldanmışlardır”?
      Soru 3: 1994 yılında kurulmuş olan Furkan Vakfı, kurulduğundan itibaren, bu yıl başlarına gelinceye kadar, faaliyetlerine aralıksız devam etmiş İslami bir cemaatti. Erdoğan’ın iktidarında ve kuşkusuz onun oluru ile, bu vakfın yurtları basıldı, lideri A. Kuytul teröristlik ithamıyla tutuklandı ve hala cezaevinde. Bana, bu vakfın İslama iftira ve ihanet içinde olduğuna ilişkin ne tür bilgiler aktarabilirsiniz? Bu konuda bana bilgi verecek durumda değilseniz, “Yargıya mal olmuş bir mesele, masumlarsa aklanırlar” gibi şeyler söyleyecekseniz, o defa size şunu sormak isterim: Dininiz İslam’da zulmetmek, kul hakkı yemek, iftira atmak çok, ama çok ağır suçlardır, bilirsiniz. Sabah Gazetesi’nin seküler yazarları çarşaf çarşaf A. Kuytul ve vakfı aleyhine yayınlar yaptığında, vakfın yurtlarında kalan öğrenciler sabahın kör saatlerinde bohça gibi valizleriyle birlikte sokağa atıldığında, bir Müslüman olarak herhangi bir duygusal ya da zihnsel huzursuzluk yaşayıp bu vakıfa ve liderine isnat edilen suçlara ilişkin şöyle 15-20 dakikalık bir araştırma-bilgilenme eylemine giriştiniz mi?
      Soru 4: Vicdan ve adalet duygusu, siyasal iktidarda kimlerin bulunduğuna göre değişen bir şey midir? Polis güçlerinin Furkan Vakfı’nın Adana ve İstanbul’daki basın açıklaması için toplanmış kadınlı ve çocuklu yüzlerce Müslümanın üzerine copla ve biber gazıyla saldırılması, liderinin ve yöneticilerinin terörist suçlamasıyla tutuklanıp zindana atılması bir CHP iktidarında yaşanmış olsaydı, bugün olduğu gibi susmayı mı yeğlerdi Müslümanlar?

      Belki merak edersiniz ve şöyle üç dört dakikalık zamanınız vardır diyerek:

      https://www.youtube.com/watch?v=6Lox0ksbP6E
      https://www.youtube.com/watch?v=8XiTsg1_MXQ

  8. İslam; KUR’AN ve SüNNETE dayalı inanç bütünlüğü içerisinde YAŞAMA HÜRRİYETİ’ne kavuşturulmadığı, dindar kişilerin Dinlerini hür olarak yaşama imkanını elde edemediği ve İslamın
    CEMİYET NİZAMINA Hayat veren ve gittikçe, tİcari, ahlaki, hukuki hükümleri göz önünden sürekli
    olarak uzak tutulduğu, DİNİ KONTROL altınada tutmak (bloke etmek) için tesis edilen D.İ.B, bu bu
    görev anlayışı ile eften-püften konularla uğraşa durdukça, bu bozuk düzende, bir manada merdiven
    altı denebilecek bu türlü kuruluşlar, elbette, zuhur etmiye devam edecektir. Çünkü, halkta – hiç
    olmazsa ilgilenenler nezdinde – okuma ve dinine dönme iştiyakı artmıştır. Kanunların ve resmi müesseselerle, ailenin genel ahlak ve dürüst olma gerekliliği üzerinde etkinliğini göremiyen
    ÇARESİZ kitleler ister istemez – bu konuda çare olabilecek kapılar aramıya yöneliyor.
    Kendini koruyacak hiçbir kuruluşu bulunmıyan, dini yönden de kendini geliştirecek
    hiçbir makam-muhatap göremiyen ve her geçen gün madden ve manen yok oluşa itilen orta sınıf
    halk, sürekli bir sahip ve arayış içerisinde kıvranmaktadır. Bu yönden, Cumhurbaşkanı bu açığı
    görmeli, geniş halk kitlelerini koruma altına alacak müesseseler geliştirmelidir. Aslında, her
    müesseseyi ifsad ve istismar etmiye çalışan art niyetli hainler türeyebilir.
    Yeri gelmişken söyliyeyim, KİTler de, böyle bir istismarın, art niyetlilerin, kaderin kurbanı edilmiştir. Bu konuda, becerikli, bilgili ve de ihlaslı insanlar elinde, THY. bu konuda servetin ve refahın yaygınlaştırılmasında iyi bir örnek teşkil etmektedir.
    Aynı şekilde, TEKKE ve ZAVİYELER de, orta sınıfın manen ve madden tekamülü (ilerlemesi)
    ve tasanüdün (birlik ve beraberliğin sağlanması) ve esnafın giitiği şehirlerde otel ihtiyacının karşılanması
    noktasında büyük görevler üstlenmiştir. İdarecilerin görevi, yozlaşmayı ve çürümeyi önlemektir.
    Mesela, tren kazası vukuu buldu, diye trenleri yasaklamak mı gerekecektir. Bu kıyaslara bakılarak ve cehalete kaçan merdiven altı oluşumlara mahal bırakmamak ve alevi ve sünni vatandaşlarımızın gönül rahatlığı, birlik ve beraberlik içerisinde dini ihtiyaçlarını gidermeleri yönünden – cem evleri yerine –
    daha kapsayıcı TEKKE ve ZAVİYELERin yeniden açılması bir zarurettir. Sayın Bahçeli’nin ve küçük diğer muhalefet partilerinin bu gerçeği görmeleri gerekir. MİLLET İRADESİ karşısında, 100 yıl öncesinde,
    o günün şartlarında. “açılamaz, yazılamaz” kelimeleri yazarak, bugün bu ıhtiyaca karşı DURULAMAZ.
    CHP de bu ayıbını telafi için başı çekmelidir. Cumhurun BAŞKANI ve Bahçeli’nin, halkın “merdiven altlarından kurtarılması” ve maddi ve manevi gelişiminin sağlanması ve mezheb ve tarikat çatışmalarının önlenmesi ve dinin “birleştirici” kılınması için cemevleri yerine, daha samimi ve dini, tarihi geleneğine
    uygun bir şekilde “TEKKE ve ZAVİYELER”in açılması ve hükümet tarafından her yönü ile desteklenmesi; gerektiğinde. ” DFMOKRASİLERDE, hakimiyet, KAYITSIZ-ŞARTSIZ Milletin olduğuna göre, lüzum görülürse, halkın REFERANDUMA davet edilmesi dikkatlerine arzolunur.

  9. TOPLUM , SİYASET VE DİN
    Milli ve sağlam dini duyguları törpüleyip/erozyona uğratıp yok etmeyi amaçlayan / yokeden , genç dimağları iğdiş edip adeta istenileni yapmaya programlanmış bir robota dönüştüren , vatana ve millete aidiyetin değil , gayrimeşru bir takım oluşumlara aidiyetin öncelendiği tüm yapıların eninde sonunda kökü dışarıya hizmet eden illegal yapılara dönüştüğü bir gerçektir. Topluma ve özellikle siyasilere düşen görev bu yapılara karşı çok dikkatli olunup , özellikle gençlerin korunmasıdır. Özellikle siyasilerin bu konuda toplumla birlikte verdikleri sınav SINIFTA KALMAYLA sonuçlanmış , ancak siyasiler her ne hikmetse TOPLUMUN sınıfta bırakılıp bedel ödediği bu başarısız sınavdan kendilerine bir yerlerden ekstra kanaat notu bularak bu sınavı geçtiklerini sanmaktadırlar. Halbuki alınan sonuç siyasiler için de SINIFTA KALMAYLA neticelenip, sınıf tekrarını gerektirirken sihirli bir el onları sorumluluktan şimdilik kurtarmıştır.
    Bugün yine bir Cuma günü bir camide Cuma namazını eda etmeye gittik . Hoca efendi hutbede günün anlam ve önemine binaen 15 Temmuz konulu hutbesini irad etti. Diyanet tarafından hazırlanıp tüm camilerde okunan bu hutbe yine her nedense sadece topluma vaz-u nasihat edip SİYASİLERİ bundan muaf tutan yapıda bir hutbeydi. İllegal bir takım cemaatleşmelerden çoluk çocuğumuzu ve kendimizi sakınmayı salık veren bir konu hutbede vurgulandı. Ancak gelinen nokta , BEDEL ÖDEME noktasında her zaman toplumun bir şekilde bedel ödediği , sorumluluk makamında olanların ise ‘’ Allah bizi affetsin ‘’ diyerek en azından dünyayı ilgilendiren kısmından MUAF tutulduklarından hiç bahsedilmedi hutbede doğal olarak. Olayları ve konuları ele alırken her yönüyle bakması gereken din adamlarının günümüzde düşürüldüğü bu durum düşündürücüdür. Allah kendilerinin yardımcısı olsun.
    15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası ödenen faturalara bakıldığında TOPLUM’un gerekli ödemeleri fazlasıyla yaptığını , işin Siyasi ayağının ortaya çıkarılmadığı , çıkarılmak istenmediği aşikardır. Sorumluluk makamında olanların sorumlulukları hiç sorgulanamamıştır.Hele hele 50 yıl SAĞ veya SOL ayırmaksızın tüm siyasiler tarafından sahiplenilen bir yapının 15 Temmuz sonrası, bu yapılara destek veren siyasilerin mezarda olanlarının da hala rahmetle yadedildiği, hayatta olanlarının da bu cürumden MUAF tutulduğu, toplumun ise ağır bir bedel ödemeyle karşı karşıya bırakıldığı acı bir gerçekken, ne cami imamları , ne toplumun vicdan hisleri yokolmuş bir kesimi tarafından dikkate alınmamaktadır. Görev yine toplumun vicdan-ı ve fikri hür kesimlerine düşmüştür.Hutbenin sonunda cami cemaatine ‘’ Dinimizi doğru kaynaklardan öğrenmenin önemini’’ ısrarla vurgulayan cami imamının , bu ülkede her 20 Nisan’da KUTLU DOĞUM HAFTALARI düzenlendiğini , 1989 lardan 15 Temmuz ‘a kadar bunun devam ettiğini , bunun Diyanetin bir hatası olduğunu da söylemesi icap ederdi belki. Hangi zaman dilimindeki diyanetin dediği doğru acaba ? Toplumun gerçekten dinini hocalardan , siyasilerden falan değil KUR’AN dan ve Peygamberimizin yaşantısının örnek alınarak öğrenilmesi gereği gün gibi ortadadır.Başka bir hoca / şeyh / siyasetçi / kimse aramasın.

    • “Toplumun gerçekten dinini hocalardan , siyasilerden falan değil KUR’AN dan ve Peygamberimizin yaşantısının örnek alınarak öğrenilmesi gereği gün gibi ortadadır”

      Hadi bu cümlenizi biraz açalım Musa bey.
      Toplumun her bir ferdi (İslam nesli) Kur’an’ı, Peygamberi (sünneti) kimden nasıl öğrenecek..öğrendiğini hayatına nasıl ve ne şekilde tatbik edecekler?

      Bir de toplu ve birliktelik içinde icra edilecek ibadetler olduğu gibi ictimai ve/ya sosyal faaliyetlerde söz konusudur. İslami toplumun (varsa), korunması, İslami olmayan tazyiklere karşı savunma ve taarruzları da Peygamber (a.s) ın hayatında örnekleri ile mevcuttur. Bunu devlet ve siyasiler uygulayacaklarsa eğer, ülkemizde, devletin laik olma vasfının derkenar edilmesi gerekir (mi)?
      Bunu devlet ve siyasiler uygulayacaklarsa eğer o halde devlet bir din devleti hüviyetine bürünür(mü)?

      Yada idarecilerimiz Müslüman ve dindar olsunlar ama idarenin dine aykırı! faaliyetleri de devam etsin diyebilir mi müslümanlar?

      Bütün dünya Müslüman ve ülkeleri için konusunda neler söylenebilir?

      Müslümanlar ve ülkelerindeki Müslüman ve dindar siyasetçi ve idarecilerinin gerçekten bir İslami projeleri varmıdır?

      Müslümanlar ne yapmalı nasıl yaşamalılar?

      Sözünüzü, sorularla biraz fazlaca açmış oldum ya..hoş görüle.

  10. MASONLAR
    Sanayileşmeden önce Yahudiler Avrupa’da en alt tabaka idi. Toprakları yoktu, sanatlara elleri yatkın değildi. Bizdeki çingeneler gibi onlar da ticaretle geçiniyorlardı. Ticaret ise en geçersiz meslekti.
    Haçlı seferleriyle Avrupa’da ticaret gelişmeye başladı. Yahudiler de zengin olmaya başladılar. Amerika keşfedilince de Avrupa merkez oldu. Kilise ile savaşa girdiler. Sonunda bugün onları esir etmiş durumdadırlar.
    Sayıları az olduğu için dünyayı yönetmek üzere Yahudi olmayan ama Yahudi dostu olan bir teşkilat kurdular. Onların eliyle dünyayı yönettiler. Öncelikle masonlar seçip büyüttükleri kimseler iyi insanlar olmalıdır. Halk onları tanımalıdır. Örnek Olarak Ömer Rıza Doğrul aktif bir adamdır. İslami eserler yazmaktadır. İyi insandır ama içki içmektedir. İçki içmese onu masonluğun üst derecelerine çıkarmazlar.
    Görünürde iyi insan olmalı ama bir günahı da bulunmalı. Yani gerektiğinde Mason localarını enteresan emirlerini yerine getirmelidir. Bunu bilen masonlar bile bile bir günah işleyerek onların dostu olurlar.
    Adnan Oktar da bunlardan biridir. Evrime karşı görünmekle beraber kıymetli neşriyat yapmıştır. Şimdi Sermaye o neşriyatı etkisiz hale getirmek için de bir taraftan hokkabazlık yapmakta, diğer taraftan takip ettirmektedir.
    Biz kişilerle değil yaptıklarıyla meşgul oluruz. Adnan Oktar’ın yayınladığı kitapların ilmi değeri vardır. Okunup yayınlanmalıdır. Evrim yoktur saçmalığı da masonların onu desteklemesi için gerekmektedir. Sermaye ne yapmak istiyor? İslamiyet’i ilkel bir inanış haline getirmek için evrime karşı imiş gibi gösteriyor. Adnan Hoca da öyle yapıyor ama gerçekleri anlatıyor. Sonuçlar hatalı ama onu her mümin kolaylıkla görür.
    İslami şeriata uymayan davranışlar da takiyye olarak yapılmaktadır. Hesabını Allah’a verir. Biz silahlı olmayan tüm eylemlerin hapisle cezalandırılmasına karşıyız. Her fikir ancak yeni fikirle mağlup edilir. Biz evrim vardır ama kendiliğinden olmamaktadır diyoruz. Allah’ın melekleri operasyon yapmaktadırlar diye 50 senedir yazıyoruz. İktidar Oktar ile uğraşacağına herkese basın yayınla görüşlerini açıklama imkânını versin. Örnek olarak medyadan uzaklaştırılan kadroya imkan verilmeli, onların bir televizyonu, bir gazetesi olmalı.

  11. AKP kullan at taktiğiyle cemaatleri bitirmeye devam ediyor.
    Kuulanışlı oldukları sürece dokunmuyorlar.
    Ne zaman ki işleri bitti ya da çıkar çatışması başladı fişini çekiyorlar.
    Yıllarca beraber yürüyüb beraber ıslandıklarını nasıl bir anda şemsiyenin dışına attıysa Adnan Oktar ve ekibinin başına gelende benzeri bir vaka.
    Bu ekip yıllardır var.Ta 80 lerden beri hep iyi işler yapmışlar da birdenbire mi yollarını şaşırmışlar?
    Neymiş Emniyet 2 yıldır teknik takipteymiş.
    80 lerden beri takip etmemiş demek.
    Ya da göz yummuşlar.
    Şu memlekette herşey bir kere de kuralına göre işlese dişimi kıracağım.
    Göz yum, besle büyüt, ne isterlerse ver…
    Sonra bir sabah kalk hoooop! Tu! kaka!
    Bugün camide hoca, hutbede, Fetöye veryansın ediyordu.
    Ya arkadaş Fethullah a emekli vaiz diye maaş bağlayan da sensin.
    Kitaplarını yayınevlerinde satan sattıran da sensin
    Yahu adama Yeşil pasaport veren babam mıydı?
    Yarın sıra öteki cemaatlere geldiğinde kimse şaşırmasın.
    İşi bitenin fişi çekiliyor demekki bu ülkede.
    Kanunmuş nizammış…
    Hadi oradan ne kanını ne nizamı?
    Artık kimse benim külahıma bile bile anlatamaz bu ülkede kanun nizam olduğunu.
    Yıllarca uyu, uyu…
    Sonra birden gözün açılıversin.
    Ya kardeşim baştan açsanıza gözünüzü!
    Nasıl gözse?

    • Tüm cemaat ve tarikatların kendi arkasında hizaya geçmesini sağlamak, böylece dindarların temsili iddiasını güçlendirmek, Reis’in açıkça gözlenir amaçlarından biriydi. Seçim öncesinde bilinen bütün cemaatler (üstelik tam sayfa gazete ilanları ile) Reis’e destek vereceklerini ilan ettiler. Buna direnen iki cemaatten birisi, liderliğini A. Kuytul’un yaptığı Furkan Vakfı idi. Kuytul ve Furkan Vakfı’nın başına gelenler, herkese verilen bir göz dağı idi (biyad etmemekte direnen diğer cemaat, Nurculuğun en eski geleneksel kollarından biri olan Yeni Asya Gurubu). A. Oktar, hem seküler mahallede, hem de geniş dindar yığınlar arasında bir nefret nesnesi. Bu operasyonla hem her iki mahallenin taktiri kazanılmış oluyor, hem de dini cemaatler üzerindeki kontrol güçlendirilmiş oluyor.

      Ancak, söz konusu biyad mekanizmasının tek aracı sindirme değil; tüm cemaatler, itaatkarlıkları ve destekleri ölçüsünde ödüllendiriliyorlar da. Siyaset, para, kişisel ve cemaatsel çıkar. . . Para ve iktidarla sınanma sırası şimdi dinarlara gelmişti, ne yazık ki siyasal partisiyle, cemaatleri ile onlar da bu sınavdan başarısızlıkla çıkmış görünüyorlar. Ben, kentli-eğitimli genç kuşak dindarların bütün bu yaşananlardan doğru dersleri çıkardıklarını düşünüyorum. Saadetli gençler bir umut ve iyimserlik kaynağı benim için. . .

      • Müslümanlar arasında fitne-fesat çıkarma ve erdoğan karşıtlığı maskesi altında Türkiye düşmanlığı hedefli yalanlarına kolayca kandıklarından dolayı;
        saadet partili gençleri kendin için kolay lokma ve umut kaynağı olarak görüyorsun anlaşılan

  12. belki adnan oktar gündemi nedeniyle güme gitme tehlikesi var ama muharrem ince hakkında da, chp içi çekişmenin gündemde olması nedeniyle bir-iki şey yazacağım. Öncelikle muharrem incenin de adnan oktardan, ya da erbakandan, gülden, “dünya lideri”nden, faziletli milletvekillerinden, cem küçükten, ecevitten, “kurtar bizi baba”dan bir farkı yok. “ben iyi adamım, sizi kurtarırım” diyor. kılıçdaroğlunu beğenmeyenler de (kılıçdaroğlunun da “iyi adam” olduğunu unutmadan) bizi kurtar diyorlar. Bir “iyi adam”a karşı, diğer “iyi adam”ın kendilerini kurtarmasını istiyorlar. sonra da en ufak eleştiride “şerefsiz oğlu şerefsiz” lafını duymaktan başka çareleri kalmıyor. (not: burda sayın özdilin kurtarıcı olarak inceyi desteklediğini belirtmiyorum. ince, özdil için bu cümleyi kullansa da yarın da bir başkası için de kullanacağını düşündüğümden dolayı bu cümleyi yazdım). evet chpde bir sorun var. evet chpde değişiklik gerekiyor. Ancak chpnin yönetiminin değişmesi chpde değişim anlamına gelmiyor. tabii ki kadroların da değişmesi gerekiyor ama kadroların değişmesi otomatik olarak chpnin değişimi anlamına gelmiyor. Chpde olması gereken değişim, chpnin proğramının, ilkelerinin, söylemlerinin, ideolojisinin, kadrolarının ve tabanının değişmesi demektir. Eğer ince, “ben atatürkçülüğü chpnin temel ilkesi olmaktan çıkaracağım” deseydi, chpde bir dönüşüm yapardı. eğer ben, “halkçılık, devletçilik ilkelerinin yerine, insan hakları, hukukun üstünlüğü vb. ilkelerinin hakim olması gerektiğini düşünüyorum” deseydi bir anlamı olurdu. yani bir proğram, bir ilkeler bütünü, bir söylem değişimi, hedef kitle değişimi gerçekte dönüşümdür. muharrem incenin ya da kılıçdaroğlunun ya da x kişisinin seçilmesi hiçbir anlam ifade etmez.
    Benim yazdığım ilkeler olmak zorunda değil, fakat bir değişimin, bir kurtuluşun, biryerlere varmanın yönteminin “iyi adam” değil, kural, ilke, felsefe, bakış açısı, hedef değişimi ile olabileceğini belirtmek istiyorum. oysa incenin böyle bir vizyonu, anlayışı, söylemi yok. bu nedenle incenin tavrı sadece koltuk kavgası. kuşkusuz kişilerde, herhangi bir felsefe, söylem, hedef kitle değişimi belirtmeden değişim yaparlar. tıpkı erdoğanın akpde yaptığı değişim gibi ya da kılıçdaroğlunun chpde yaptığı değişim gibi. ama bunlar kişilerin keyfine göre olan değişimlerdir ve kişilerin keyfine göre 1 saat sonra değişmeyeceğinin garantisi yoktur.
    bu arada chpde olması gereken dönüşüm ile ilgili düşüncelerimin de bir bölümünü, yukarda verdiğim örneklerde açıklamış oldum.
    – chpnin çağdaş bir sol (hatta çağdaş bir sol deyimi de fazla olur. çağdaş bir parti demek daha doğru çünkü artık günümüzde sağ-sol ayrımları bile ortadan kalkıyor) parti, demokrat partiye dönüşmesi gerekiyor ki tüm türkiyeye hitap edebilir olsun. sadece aleviler üzerinden, sadece atatürkçülük, halkçılık, milliyetçilik vb. söylemleri üzerine oturamaz, oturmamalı. kimse atatürkçü olmak zorunda değil. Kuşkusuz atatürkçü olunmaması, atatürkün bu ülkeye yaptığı hizmetlerin inkar edilmesi anlamına gelmiyor. atatürk büyük bir dehaydı ve bu ülkeye çok büyük hizmetleri oldu. Ancak kimse atatürkçü olmak zorunda değil diye düşünüyorum. chpnin de, chpli olunmasını atatürkçü olma üzerine oturtması mantıklı bir davranış değil. tıpkı diğer ilkeler gibi. artık çağın ilkeleri, laiklik, hukukun üstünlüğü, insan hakları, düşünce ve eylem özgürlüğü, halkın yönetime katılımı vb. gibi ilkeler olmak zorunda. kimsenin düşünce, duygu, yaşam biçimi, giyimi, inancı nedeniyle ayrıştırılmadığı bir ülke hedefi olmalı. chp bunları yaparsa alevi partisi olmaktan türkiye partisi olmaya evrilebilir. böylece de hem türkiyeye, hem kürtlere, hem türklere, hem alevilere, hem sunnilere daha yararlı olabilir. kuşkusuz chpde olması gereken dönüşüm sadece benim yazdığım birkaç nokta ile sınırlı değil.
    -Ben, chpnin sorununun kılıçdaroğlunun gidip bir başkasının gelmesi ile çözülmeyeceğini, bu sorunun çözümünün ilkeler, söylemler, felsefeler, hedef ve hedef kitle değişimi gibi, daha temel yaklaşımlarla olabileceğini söylüyorum.
    – chpdeki tartışmanın “ince gelecek dertler bitecek, tayyip gidecek” mantığı ile olmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. muharrem incenin tayyip erdoğandan benim açımdan hiçbir farkı yok. inceye de “Allahın vasıflarını taşıyan lider” dense ince de peygamberlik iddiasını savunur. sözle demese bile davranışları ile der.
    Kişilerden medet umma mantığı ile hareket edilince, ülkeye demokrasi getirecek denilen incenin trenine binen hitlerin mekanında gözlerini açabilir. ya da akp örneği ile açıklayacak olursak, ab trenine binip ortadoğuda uyanabilirler.

  13. diger holding cemaatler neden zararsiz gibi düsünülüyor.
    sicak para vergisiz isler gücler onlarda da var. devlete sizma deniyorsa bu cemaatlerde bal gibi yapiyor. hemde göstere göstere. yani iktidari destekledikleri icin mi acaba. hadi canim ben safim ne anlarim bu islerden devlet büyüklerimiz en iyisini bilir. boyumu asan cümleler yazdim birileri beni fetöcü diye damgalar :)))))))))))))

    bir garip ülkeyiz vesselam.

  14. Darısı diğerlerinin başına inşallah! Türkiye bir dervişler, meczuplar ve müritler ülkesi değildir. Eski türkiyeye ait her türden merdivenaltı örgütlenme hızla yok edilmelidir.

  15. İlkin Gülen’in cemaati, ardından Adnan Oktar. . . Her ikisinde de, medyaya yansıyan polis ve savcılık raporlarına bakılırsa eğer, muazzam miktarlarda paralar, kişisel zenginlikler, yetmiyormuş gibi, yabancı ülke istihbaratlarıyla kurulmuş ilişkiler, kapalı devre işleyen bir yönetim ağı. . .

    Seküler mahallenin bu örneklerden yola çıkarak meseleyi ilk bakışta güçlü bir argüman gibi görünen, “Alın işte cemaat, tarikat gibi dinsel yapıların ne menem şeyler olduğunu görün! Oysa biz kaç kere söylemiştik. . .” türü iddialara dayandırarak sorunu bir “din” ve “dinsel cemaat” sorunu olarak göstereceklerine kuşku yok. Herhalde, müteyeddin-muhafazakar mahalle de, buna, “Her yerden, her kesimden hastalıklı yapılar çıkar, bunun dinle, cemaatle bir ilgisi yok. Seküler elitler bunu bir fırsata çevirip dinsel cemaat düşmanlığına soyunuyor!” söylemini yineleyerek karşı çıkacak. Böylece, söz edilmesi her iki mahallenin de işine gelmeyen gerçek, yine açığa çıkmayacak ve gözlerden saklı kalacak: Çok berbat bir ZİHNİYET sorunu var bu ülkenin ve bu ülkede yaşayan insanlar olarak hepimizin.

    Sözünü ettiğim ZİHNİYET sorunu, sosyalistinden dindarına, CHP’lisinden AK Partili’sine kadar bütün bir toplumu kuşatan çok tarihsel, bir o kadar da derin bir mesele: Toplumsal hayatın her alanında kurtuluşu, kerameti kendinden menkul, adına “lider” denilen bir şahsın (Yüce Önder, Milli Şef, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ya da Abdullah Öcalan, Cübbeli Ahmet ya da F. Gülen, Muharrem ince ya da Reis) biricik, şaşmak yanılmak bilmez, olağanüstü iradesinde ve hikmetinde aramak. Tarihimizin, neredeyse tanrısal güçler atfedilmiş bu tür kurtarıcıların resmi geçitinden ibaret olduğunu söylesek, bu bağışlanır bir abartı olur herhalde. Seküler kişi ya da dinsel kişi, Türk ya da Kürt, ZİHNİYET hepsinde değişmeden kalan aynı zihniyet.

    Seküler mahalle,kendisinin de aynı zihniyet sorunundan muzdarip olduğunu kabule asla yanaşmayarak, meselemizin dindarlar arasında gözlenen bir mesele olduğunu, dindarlığın ve (bununla sık sık eşdeğer ya da elele giden bir olgu olarak) cehaletin bu meselenin temelinde yattığını, eğitim yoluyla hem bu meseleyi aşacağımızı, hem de “çağdaş uygarlık yolu”na gireceğimizi vaaz ediyor.

    Oysa, insana hüzün veren ibretlik gerçek o ki, ritüelleri değişse de, profesörlük payesini bile aşıp odinaryüslüğe varmış seküler de aslında sofu bir mürid. Ve o eğitimli mürid, kendi “doğru” ve “kutsalı” adına en büyük zalimliklere hiç duraksamadan, hiç utanmadan, büyük bir coşkuyla imza atabilir, “cahil” ilan ettiği milyonların tepesinde en çağdışı rejimleri ölesiye savunabilir (bunu toplam okur sayısı bir kaç yüzü bulan aylık bir derginin sayfalarında dile getirdiğimde, sekülerin kutsallarına ilişmenin karşılığının 2 yıl 1 aylık bir hapis cezası almak olduğunu yaşayarak öğrenmiştim vakti zamanında). Ya da, emeğiyle geçinen işçilerin ve yoksulların hakları, eşitlik ve barış içinde bir toplum gibi kulağa son derece hoş, adil ve ahlaklı gelen ütopya’ya (sosyalizme) gönüllü yazılmış Sosyalist Mürid, o ütopyanın kutsal lideri adına (adı kimi zaman Stalin, kimi zaman Mao ya da Fidel Kastro, kimi Mahir Çayan veya Doğu Perinçek’tir o kutsal ve kurtarıcı liderin), hiç duraksamadan silahının şarjöründe yuvalanmış mermileri kendi kutsal liderinden başka bir lidere inanmış bir başka sosyalistin üzerine boca edebilir (Türkiye sosyalist hareketinin tarihi, hatırı sayılır bir boyutuyla, yüzlerce cinayete de eşlik eden bir örgütler arası çatışma tarihidir).

    Youtube’a girin, ve rastlantısal olarak şu ya da bu dini cemaatin liderinin kendi sitesine yüklenmiş videolarından birine rastlantısal olarak tıklayın. Çok muhtemeldir ki, o dini cemaat lideri, ondan bundan söz ettikten sonra, lafı bir şekilde bir başka cemat liderine getirecek, diğer konulardan çok daha belirgin bir heyecan ve tutkuyla, o cemaat liderine verip veriştirecektir.

    İsimlerin, cemaatlerin (Kemalistlik de, Muharrem İncecilik de bir cemaattir) hiçbir önemi yok: Bizler, Ulu Önder ya da Reis’le, F. Gülen ya da Mahir Çayan veya A. Öcalan vs. ile 21. yüzyılda “kurutuluş”a “nihayet” ereceğine inanan (veya inandırılmış) yüzlerce cemaatin kutsal liderlerinin hayattan ve tecrübeden ders almak bilmez müridleri topluluğuyuz -ve yüzyıllardır beklediğimiz o “kurtuluş” yine Kaf Dağı’nın ardında, ve yükselen dolar, çökmüş bir eğitim sistemi, milyonlarla ölçülen “vatan hainlerimiz” yine değişmeden kalan yazgımız. . .

    • Bernay bey, laf kalabalığına getirip karahalkı da siyasi tercihlerinden dolayı onun bunun müridi sepetine atmışsın bakıyorum. Herkes kendi mahallesine baksın ve kendi çöp sepetine/rezervine göre konuşsun lütfen. Müritler ya da putperestlik her daim/her kesimde bulunabilir, hassaten okumuşlar arasında! Lideri beğenmeyebilirsin lakin yığınları demokratik duruşlarından dolayı kıytırık sarı örgütlenmelerin militanlarıymış gibi niteleyemezsin, ayıptır!

  16. dün buraya not aldığım eski bakanın açıklamaları daha bir anlamlı oldu. fazilet partili milletvekillerinin aktar oktara yapılan operasyonun engellenmesi girişimleri ile ilgili not.
    Bugün tekrar aynı notu paylaşmayacağım. isteyen eski bakanın açıklamasını internetten ya da dünkü yorumumda görebilir. Ancak şunu tekrar hatırlatacağım. “iyi” adamların peşinden koşulduğu sürece, israil tarafından da, amerika tarafından da, başka güçler tarafından da satrançtaki piyondan daha fazla bir konumumuz olmaz. amerikaya küfrederken aslında amerika ne istiyorsa onu yapıyor oluruz, israile küfrederken aslında israilin istediklerini yapıyor oluruz. Bunu dün anlatmaya çalıştım, daha öncelerde de defalarca anlatmaya çalıştım. fakat nafile.
    Konuyu akp özelinden anlatmaya çalışayım: akp güya israile ve amerikaya karşı. akpnin amerika ve israilin çıkarlarına aykırı bir tane uygulaması yok. Tam tersine gerek israille yaptığı anlaşmalar gerekse suriye ve ırak politikaları (sadece ırakla ilgili daha önce mecliste reddedilen tezkere hariç ki o teskere de akp yöneticilerinin meclisi kontrolünün az olduğu dönemdi) amerikan ve israilin istekleri ile uyumludur.
    onun için, “iyi” insanların peşinde koşmaktan vazgeçmek gerekiyor.
    Aslında bugün muharrem ince konusunda yazacaktım. İnce konusunda da aynı noktadan eleştiri getirecektim. ancak fehmi beyin adnan oktar yazısı üzerine “iyi” adam aramanın yanlışlığını adnan oktar ve fazilet milletvekilleri üzerinden anlatmak daha uygun oldu.
    Tarihte en büyük kötülükleri “iyi” adamlar yapmışlar. tarihte en büyük kötülükler iyilik adına yapılanlar olmuş. bu gerçeği hatırlayarak değerlendirmelerimizi yapsak zannediyordum hem kendimize, hem de diğer insanlara daha az kötülük yapmış oluruz.

  17. BU VATAN KİMİN ?
    Bu vatan toprağın kara bağrında
    Sıradağlar gibi duranlarındır,
    Bir tarih boyunca onun uğrunda
    Kendini tarihe verenlerindir.

    Tutuşup kül olan ocaklarından,
    Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
    Hudutlarda gaza bayraklarından
    Alnına ışıklar vuranlarındır.

    Ardına bakmadan yollara düşen,
    Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
    Huduttan hududa yol bulup koşan,
    Cepheden cepheyi soranlarındır.

    İleri atılıp sellercesine
    Göğsünden vurulup tam ercesine,
    Bir gül bahçesine girercesine
    Şu kara toprağa girenlerindir.

    Tarihin dilinden düşmez bu destan,
    Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
    Her taşı yakut olan bu vatan
    Can verme sırrına erenlerindir.

    Gökyay’ım ne yazsan ziyade değil,
    Bu sevgi bir kuru ifade değil,
    Sencileyin hasmı rüyada değil,
    Topun namlusundan görenlerindir.
    Orhan Şaik Gökyay

  18. O bu degilde ertuğrul özkök’e iyi çaktın kutlarım.eminim yüzünde 5 parmağınızın izi kaldı
    Uzun zamandan beri beğendiğim ilk yazınız bu arada

  19. Nurdan adlı yorumcu “Boydaklar Abdullah Gül Üniversitesine yardım ettikleri için onlarda ADELETLİ devletin hişmına uğradığı.”diyorsunuz.Sanırım Kayserideki cmatin un.Melik Şah diye duymuştum.

  20. Çõreklenecek mal kalmayınca bunların mallarına sıra geldi.
    Furkan vakfı ve cemaatı, Gülen ve yanindan geçenler gülenle ömür boyu mucadele edenlerde Gülenci olarak kabul edilip hayatları karartıldı.
    Boydaklar Abdullah Gül Üniversitesine yardım ettikleri için onlarda ADELETLİ devletin hişmına uğradığı.
    Anadolu Kaplanlarının da köküne kibrit suyu sıkıldı.
    Türkiyede ne kadar her daldan yetişmiş Akademistler,Bilim adamları,siporcular, Milletin vekilleri, bebekler, “Bacıları acıları,” “benim başörtülü bacılarım,” bütün hepsi TERÖRİST oldular Yahudi oldular Ermeni oldular ve onların sayesinde 2013 den bu tarafa devam eden sistem Pazartesi günü büyük bir törenle Dünyaya ilan edildi.
    İşin garip tarafıda bütün bunları gerçekleştiren reisede ABD liler sevmedikleri halde hayrankalmışlar vede reistende çok korkuyormuşlar.Serdar Turgut yazmıştı.(Ben o yazıyı okuyunca ruya gördümü zannetmiştim)
    Onu bunu bilmemde senelerdır bu HAVUZCULAR yaşiyor yatarak para kazaniyorlar haber ve yazacak yazı sıkıntıları yok ne yazacakları saraylarda
    hazırlaniyor ve ellerıne dahi verilmiyor onların ismi ile yayınlaniyor.
    Serdar Turgut Sarafın mahkemesindede Jüri üyeleri hakkında yazı yazmıştı, o zamandada aynen kendimi ruyada zannetmiştim.
    Nasıl olsa meydan boş bulmuşlar.
    Milleti hedef gösterin bakalım.
    Bu saltanatınız daha ne kadar sürecek.
    Bunlar tam bir jandarma devleti olmuşlar. Yaho size ne istiyen sebatay olur istiyen Yahudi olur.
    Yahudiler 500 yıldır bu topraklarda yaşiyor şimdiye kadar Türkiye ve Türklere herhangi bir ihanetlerini gördünüzmü? Utanmasalar adamlari memleketlerinden kovacaklar.
    Benim dedem 1890 larin başında Turkiyeye gelmiş eey ben Türk ve Müslüman olduğum için bu vatan sadece benim gibilerinemi ait?
    Ne diyelim Allah akil fikir versin

    • Nurdan hanim kim Yahudileri kovmus? Uyduruk bir sorun icad edip atağa geçme hemen. Ülkenin gayrimüslim vatandaşları bir problem yaşamıyor. Kendi kendine ,ihtiyacı olmayan insanlara hâmilik yapıyorsun. Güldüruyorsun insanı.Oradan her duyduğun lafı taşıyorsun. Önce bir mantık süzgecinden geçir. Hatta din süzgecinden diyicem ama çok celallleniyorsun diye korkuyorum. Serdar Turgut un dünkü yazısını da bir oku,tek işine gelenleri değil.

      • Hanim efendi Ay teacher kendinize her ne kadar öğretmen desenizde ben sizin okuduğunuzu anlamama sorununuz olduğunu görüyorum.
        “Utanmasalar adamlari memleketlerinden kovacaklar.” Önce okuduğnu anla daha sonra bana soru sor ki size cevap vereyim.
        Serdar Turguta gelince ben havuzu okumam Ocak Medyadaki yazısında Washington kelimesi geçince okudum. Evde oturarak gazetecilik yapılmaz, Burada o gün olsun ondan sonra olsun hiç bir tv de ve sokakta erdoğanla ilgili birşey okumadim ve görmdim sadece DİKTATÕRLÜK kelimesini Firans 24 kanalında dinledim.
        Yahudilere veya diğerlerine gelince .Ağzını açan onu soyu bilmem kim bilme şu bu burada dahi erdoğan taraftarlari durmadan kullaniyorlar o konuda siz kendinizi bir sorgulasaniz veya bir cındara görünseniz iyi olur çünkü sizde S Turgut gibi hayel kurduğunuza göre bir ihtimal cinler sizi ele geçirmiş olabileceğine inanmaya başladım.
        Akademik İngilice bilen bir öğretmen ana dili Türkçeyi dahi anlamiyor.
        Ben size ne diyebilirmki.

        • Altta kalmayayim diye laf yetiştirmek çabanı yaşına vereyim Nurdan hanım. Akademik lafi seni pek sarsmis anlaşılan, iki de bir de söylüyorsun. Şimdi senle çıkıp anlayış kabiliyeti yarışına girmek seviyesizlik olur. Boşver aman. Ne diyeyim sana. Ben de haksız ve mantıksız ithamlara karsi sindirereme rahatsızlığı olmasa sana arada takilmazdim. Boşver ben de kabahat

    • Nurdana: çerkezlere bişey diyen mi var? Ethem meselesi başka, ona karışmam:) h.k. rumuzlu(haydar keleş) burda yahudi düşmanlığı yapmış, nefret söyleminde bulunmuştu hatırlarsanız: gene biz ikaz etmiştik kendisini…

    • Nurdan adlı yorumcu “Boydaklar Abdullah Gül Üniversitesine yardım ettikleri için onlarda ADELETLİ devletin hişmına uğradığı.”diyorsunuz.Sanırım Kayserideki cematin ünv.Melik Şah diye duymuştum.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here