Görüşler farklılaşınca yolların ayrılmadığı bir ülkede mutlu olmak da imkansızdır…

36
Donald Trump ve James Mattis..

Siyasi hayatta birlikte yürüdüğünüz arkadaşlarınızla aranızda görüş farkları oluşursa ne yapmalısınız? Devlet yönetiminde size de yer vermiş olan liderinizin izlediği ve sizin de izlemenizi, savunmanızı, gereklerini yerine getirmenizi istediği politikaları tasvip etmez hale gelmişseniz nasıl davranmalısınız?

Bizde sorulmayan, sorulması da beklenmeyen, hatta sorar gibi olan çıkarsa tuhaf karşılanan sorular bunlar.

Şimdi bu soruların aklıma gelmesinin sebebi, ABD’de Donald Trump‘ın hemen yanı başında yer almış, başkanlığının ilk gününden başlayarak savunma bakanlığı görevini üstlenmiş olan James Mattis‘in istifa ettiği haberi oldu.

Mattis ve diğerleri

Haberi duyuran Amerikan medyası ‘âni’ ve ‘beklenmedik’ sıfatlarını kullanıyor, ama gelişmeleri izleyenler açısından pek de beklenmedik sayılmayacak bir gelişme bu.

Mattis ile Trump arasında temel bazı konularda görüş farklılıkları olduğu biliniyordu; ancak başkanlık yetkisini kullanarak “IŞİD’i yendik, artık askerlerimizi Suriye’den çekme zamanı” açıklamasını savunma bakanına sormadan vermesini ve bunu ondan bile saklayarak bir Twit’le dünyayla paylaşmasını bardağı taşırtan son damla olarak görmüş olmalı asker kökenli (general) Mattis.

İstifa mektubu gayet nazik Mattis‘in: “Bu ve diğer konularda görüşleri sizinkilere daha fazla uyan bir savunma bakanınız  olması hakkınızdır. Görevimden istifa da benim hakkım.”

Trump‘ı terk eden veya kendisinin istifaya zorladığı pek çok isim oldu iki yılı bile bulmayan başkanlık süresi içerisinde. Son bir ay içerisinde gerçekleşen Trump‘ın yakınından dördüncü istifa Mattis‘inki. Ondan önce içişleri bakanı Ryan Zinke, Beyaz Saray genel sekreteri John Kelly, adalet bakanı Jeff Sessions ve BM’de ülkesini temsil eden büyükelçi Nikki Haley istifalarını sunmuştu.

Kimiyle Trump yolunu ayırdı, kimi ise Trump‘la görüşleri ayrıldığı için kendisi görevinden ayrıldı.

ABD’de şimdilerde Trump‘la yaşandığı kadar hızlı ve çok sayıda olmasa da siyasette böyle farklılaşmalar yaşanması doğaldır. İnsanlar siyasete girerken veya kendilerine teklif edilen görevleri kabul ederken bunu belli bir amaca hizmet için yaparlar; yolda giderken ilk amaçları ile sonradan karşılaştıkları durum arasında ayrışmalar her zaman ve her yerde görülebilir.

Benim baştaki sorum da öyle bir durumla karşılaşılınca siyasinin nasıl davranması gerektiğini sorgulamak için…

Amerika’da öyle bir durumda ne olduğunu izleyerek öğreniyoruz. Peki ya bizde?

Bizde durum özellikle son zamanlarda çok farklı: Göreve getiren liderler birlikte çalıştığı kişilerle yolunu artırma hakkını kendinde görüyorlar. Partilerde görev değişiklikleri yaşanması doğal karşılanıyor. Hükümette görevlendirilen bakanlar da onları atayan kişi tarafından (geçmişte başbakan şimdi de cumhurbaşkanı) değiştirilebiliyor.

Seçimle işbaşına gelmiş belediye başkanları bile istifaya zorlanabildi şu yakınlarda…

Ancak liderin savunduğu görüşleri beğenmediği ya da izlenen politikaları tasvip etmediği için partisine/bakanlığa veda eden günümüzde artık pek çıkmıyor.

Çıkmadığı gibi, görüş ayrılığı olduğunu belli edenlere, biraz sesini çıkartanlara iyi gözle de bakılmıyor.

Görüşler farklılaşınca yolu ayırmak ihanet değildir

İktidarda veya muhalefette olması fark etmiyor, siyasi hayatta belli bir çizginin içerisinde yer almış kişilerin, zamanla görüşler arasında farklılaşmalar meydana gelmiş olsa bile, sonuna kadar partisi içerisinde kalması, sorumluluk taşıyorsa kendi görüşlerini geriye itip kendisine verilen talimatları sorgulamaksızın yerine getirmesi bekleniyor.

Aksi? Aksi durumda kullanılan sözcük hiç de hoş değil: ‘İhanet’

Oysa yola çıkıldığında veya kişi partiye girdiğinde, göreve çağrıldığında var olan anlayış ile daha sonra karşılaşılan durum ve anlayış arasında fark meydana gelmişse ve bunda da birinci derecede sorumlu o kişi değilse, neden ‘ihanet’ sözcüğüne o kişi muhatap edilsin?

MHP’de yaşanan ve İYİ Parti’nin kurulmasına kadar varan ihtilaflı süreci düşünün. Sonunda kendi partilerini kurmak zorunda bırakılanlara ‘hainler’ gözüyle bakmaya geride kalanların hakkı var mı? İtilip kakılmalarına rağmen MHP içerisinde kalmaya devam mı etmeliydi İYİ Parti’nin çekirdek kadrosu?

Zorlanmadan, görüş farklılıkları iyice ortaya çıktığında ve içinde yer aldıkları partide politikayı belirleyen merkezde kendilerine yer verilmeyince ayrılıp AK Parti adıyla kendi partilerini kuranlar fena mı yaptılar?

Farklı görüşlere sahip olduğu ya da görüşleri zaman içerisinde farklılaştığı halde partisinde kalmaya devam edenler yalnız kendilerine değil içinde yer aldıkları siyasi kurum/lar/a da varlıklarıyla zarar veriyorlar.

Kafa karışıklıklarına sebep oldukları için…

Herkesin her şeyi tasvip ettiği, tekçi görüşlerin hakim olduğu bir siyasi ortam ülkeleri de yanlış yönlere sürükleyebilir.

Medyada bile tek sesliliğin arzu edildiği, farklı görüşlere tahammülün ortadan kalktığı bir ülke manzarası iyi bir manzara değildir.

Yazının burasına gelince kendimi şu mısrayı mırıldanırken bulduğumu itiraf ederek kalemi elimden bırakayım: “Varak-ı mihr-ü vefayı kim okur kim dinler.”

ΩΩΩΩ

36 YORUMLAR

  1. Bizdeki siyasetçiler çok ama çok temkinliler, onlar karar verene kadar ohooo. Siyaset cesaret işi elbette. O da bizim siyaset esnafında yok. Hep garanticiler. Öbür tarafta ise Amerikan demokrasisi ve hayatı çok hızlıdır, öyle yavaş hareket etmek yoktur. Her konuda. Trump daha da gaza bastı. Sabah kalkıyor kafasında bir karar alıyor basıyor Twitter’a. Bitti gitti. Bizde ise herşey yavaş. Türk dizilerini seyredince daha iyi anlıyorsunuz, insanın ömrü tükeniyor seyrederken. Bitmeyen monologlar, kendi kendine konuşan nazendeler, şaşırmış yüzleri tek tek ve uzun uzun göstermeler ve saatler boyu bir işkence bir işkence. İstemeyen seyretmez elbette. Ama bir de Amerikan dizilerine bakın. Sitkomlar 20 dk artı 10 dk reklam bitti. En fazla saatlik dizi 50 dk. Artık Amerikalıların öyle her hafta oturup aynı saatte dizi seyretmeye de vakitleri yok. Dizilerin bütün bir sezonu bir günün bir saatinde toptan yayınlanıyor Netflix gibi platformlarda. Oturup bir Cumartesi bir sezonu izliyorsunuz. Bitti gitti. İşte hız bu. Biz ise kaplumbağa hızıyla gidiyoruz. Tavşan ise sürekli tur bindiriyor.

  2. Bizde genellikle fikir yoktur tarafgirlik vardır takımtutar gibi yada sürü mantığıyla gütme güdülme vardır Böyle olunca her türlü farklılık ihanet düşmanlık olarak nitelenir Genç adam kıza aşık olur hatta kaçırır daha kırkı çıkmadan anlaşamazlar kız ayrılmak ister Adam sen bana ihanet ettin der kızı öldürür yani sevgimizde saygımızda her türlü anlayışımız şartlıdır ya düşman olunur ya hain beş seçenek var ama diğer seçeneklere yazacak kelime bulamayız

  3. Güzel anlatmışsınız, Gül’ e söyleyin gelişmiş ülkelerdeki gibi yolunu ayırsın hem içerde hem dışarıda gibi davranmasın zor değil çıkıp mertçe “artık senle deyılım” diyecek

  4. Fehmi Bey’in yazısında değinmediği şöyle bir durum var Amerika’da:Trump’la görüş ayrılığına düşenler ayrılırken biz kendi partimizi kuracağız demiyorlar,öyle bir niyetle ayrılmıyorlar.Ya ne yapıyorlar?Görevlerinden istifa ediyorlar sadece.
    Bizde ise hem ayrılanlar,hem de başkaları
    onların bir parti kurması beklentisine
    girerler.

    Öte yandan “Varak-ı mihr-ü vefayı kim okur kim dinler.” sözünü içinden en çok mırıldanan Tayyip Erdoğan’dır herhalde
    hayli zamandır.

    • Amerika’da partiden ayrılması gerekmiyor siyasilerin, istifa etseler bile. Çünkü parti içinde farklı siyasetleri yürütebiliyorlar. Örneğin senatörler yada temsilciler meclisi üyeleri başkanın her istediğine evet demiyorlar. Oylamalarda açık olarak farklı oy veriyorlar. Bir dahaki seçimde beni aday göstermezse diye bir dertleri yok. Adayları da halk belirliyor çünkü. Yada başkanlık seçimi olduğunda aynı partiden 10 aday çıkıyor. Bizde partiler birisinin eline geçtimi 10 seçim de kaybetse koltuktan inmiyor lider. Farklı görüşlere siyaset yapma imkanı tanınmıyor parti içinde. Bunun sebebi öncelikle parti içi demokrasi olmaması. Partiler kanunu buna izin vermiyor. Kimse de bunu değiştirmek istemiyor. Herkes az olsun benim olsun yerimden hiç kalkmayayım istiyor. O yüzden demokrasinin adı var kendisi pek yok. Arada bir önümüze bir sandık konuyor. O kadar işte. İdare edin.

  5. Görüş mörüş hikaye…
    Herkes güce tapar. Güç kimdeyse onun dediği olur.
    Güçlüyü eleştiren yanar. İsterse peygamber çocuğu olsun farketmez.
    Güçlüye iyi hizmet edenin eskiden ne yapmış olduğuna bakılmaz.
    Ama azıcık eşleştirirsen, ya şucu, ya da bucu damgası vurulur, fişin çekilir, işin bitirilir.
    Her devrin günah keçileri vardır.
    Yazarsın günahlarını bir kağıda, asarsın keçinin boynuna, salarsın çöllere, kurtulursun günahlardan.
    Bu dünya böyle…
    Ama herkes bir gün imamın kayığına binip öte yana göçüyor şekilde görüldüğü gibi…
    Bakalım öte yanda ne olacak?

  6. Türkiye’de siyaset
    Türkiye aşiret mantığı içinde yaşayan bir topluluktur. Köylerde, kasabalarda aşiret reisleri vardır. Bunlar ağa takımındandırlar. Reislerin yandaşları vardır. Bunlar köyün veya yörenin büyükleridir. Devamlı soğuk savaş içindedirler. Böylece iki taraf da cemaatini korur. Sıcak çatışmaya çok ender girerler. Aşiret reisleri devamlı görüşür, anlaşır köyü veya yöreyi birlikte idare ederler.
    Milli Görüş partisi için köy köy dolaşıyor, köyde konuşmalar düzenliyorduk. Bir gün bir köye gittik. Görüşme esnasında iki kişi geldi ve dinledi. Biri CHP’nin temsilcisi diğeri ise AP’nin temsilcisi idi. İkisi de dikkatle dinliyor nerede ise partiye gelecek şekilde konuşuyorlardı. Bu partiyi destekleyelim şeklinde davranışları vardı. Biri sonunda olumsuz cevap verince ben öbürüne döndüm. Bana cevap verdi: Hiç uğraşma. Biz gelirsek ikimiz geliriz. Birimiz geldiğinde diğeri burada duramaz artık. Birlikte gitmek zorunda kalırız.
    İşte Türkiye’deki particilik budur. Aslında dost olan aşiret reisleri yandaşlarını yanlarında tutmak için yarışırlar. Bugünkü AK Parti bu birleşmeden yanı ikisinin Mili Görüş’e geçmesi ile oluşmuştur. Karşımızda üç grup var; CHP, MHP, HDP. Bunlar aşiret reisleri tarafından temsil ediliyorlar. Parçalanmış oldukları için biz iktidardayız. Şimdi dördüncü grup oluştu, İyi Parti.
    Türkiye’nin siyaseti budur, gruplaşma, aşiret gruplaşması. Fikirde ayrılık yok. Mensubiyet ayrılığı vardır. Bugün ise hâkimiyet kişilerden çıkmış görüşlerin ve ilmin eline geçmiştir. Türkiye’nin yeni uygarlıkta yerini alabilmesi için aşiret anlayışını değerlendirmesi gerekir.
    Biz 50 sene evvel Akevler’i kurarken bunu görmüş ve “Kooperatifin gayesi, çalışmada ve yaşamada birbirleriyle anlaşabilecek kimseleri bir araya getirerek, aralarında iktisadi ve içtimai dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlamaktır.” demiştik. Sitemizi yirmiye yakın bloka yaymış ve herkese ayrı blok vermeyi planlamıştık.
    Oradaki hatalarımızı düzeltiyor şimdi 100 tane 100 lojmanlı apartman kurmaya çalışıyoruz. Yani aşiret anlayışını yararlı hale getiriyoruz. Mustafa Kemal aşiretleri dağıtmakla işe başladı. Başaramadı.

  7. HER KONUDA GELİŞMİŞ ÜLKELERLE GERİ KALMIŞ ÜLKELERİN BARİZ FARKLARI.
    Halk bazı yanlış gördüklerimizi benimsiyorsa ne gelir elden.
    Bir yerde makam kişiyi yüceltir ,bazı yerlerde makamı kişiler yüceltir.
    İkbal için göreve talip olanlardan beklenen davranış.(asla istifa etmek düşünülemez)
    Göreve talip olurken rıza minnet kabul edenler.(yapmak istedikleri engellenince hiç düşünmeden istifa ederler)
    Her zaman görüşümüz değişebilir.
    Önemli olan görüş değişikliği bir menfaat veya korkunun sonucu olmamış olsun.
    Bir zamanlar farklı düşünceden gemiye terk edenleri ihanetle suçlamışlardı.(geri bir ülkede)
    Şimdi ihanetle suçlananlar dizginleri eline geçirdiğini zannederken başkalarına aynı yaftayı yapıştırmaktan utanmazlar.
    Bizde de istifa gibi onurlu bir ayrılışın çoğalması durumunda daha iyi günlere gideceğiz.

    • Avam bey! Sizin yazilarinizdan erkek olduğunuz anlaşiliyor onun için bey diye hitab ediyorum. Yorumunuzda TC nin şu anki durumunun resmini çizmiş gibi açik ve güzel anlatmişsinız…..tebrikler.

  8. Popsosyolog temalı yazılarınızı hatırlıyorum. Bu yazılarla, Özkök’ü o zamanki çizginize yaklaştıramadınız; lakin onun çizgisini, bugün fersah fersah aştınız!

  9. Bu konu bizim siyasetimizde yeni değil, çok eski bir sorundur. Ama belki de yeni devletimizin kuruluşunda aşırı dozda uygulandığı için, siyasetimizin genetiğine işlemiştir. Bugün Kemal Öztürk de bu konuyu yazmış ve verdiği örnek de çarpıcı. Yazısını aşağıda alıntılıyorum. Ama aynı durumdaki herkes de kendini Mehmet Akif gibi görmesin, bazen kişinin kendi davranış ve ilişkileri de düştüğü konuma layık olduğu fikrini millete düşündürebilir.

    ”Bir kahramanı düşmana dönüştürmek
    Kahire’nin tozlu, kalabalık, gri renkli ara sokaklarından birindeydi. Eski Kahire’nin otantik mekanı, El Fişavi kıraathanesine girip oturduk. Duvarlarda, bu mekana gelen ünlü isimlerin fotoğrafları vardı. Mısır’ın ünlü yazarı Necip Mahfuz’dan tutun, çok sayıda siyasetçiye kadar herkes uğramıştı bu mekana.
    Bunlardan biri de büyük şair ve mütefekkir Mehmet Akif Ersoy’du. Mısır’ın Hilvan şehrinden Kahire’deki Ezher Üniversitesi’ne ders vermeye geldiğinde, ara sıra bu kıraathaneye gelir, çay içermiş.
    SÜRGÜNDE BİR MİLLİ KAHRAMAN
    Bir nostalji hatıra gibi gelmemişti bana Akif’i o mekanda anmak. Zira Akif gönüllü sürgününü yaşıyordu burada. 1925 yılında Atatürk’le ayrı düştüğünden, ülkeden ayrılmak zorunda kalmış, fakirlik, yokluk ve vatan hasretiyle burada yaşamıştı. İstiklal Marşı’mızın yazarıydı ve uğruna canını vereceği vatanından uzakta, Mısır’da 11 yıl geçirmişti.
    Akif’in kurucusu olduğu Sebilürreşad Dergisi (3 yıldır yeniden yayınlanmaya başlandı) Aralık sayısını ölüm yıl dönümü nedeniyle Mehmet Akif Ersoy’a ayırdı. Yeni yayınlanan belgeler ve yazılara bakınca, tıpkı Kahire’deki El Fişavi kıraathanesinden hissettiğim hüznü yeniden hissettim.
    Zihnimden geçen cümle şu oldu: Bir kahraman nasıl düşmana çevrilebilir?
    BİR KAHRAMANI DÜŞMANA ÇEVİRMEK
    İki yazı son derece etkileyiciydi dergide.
    İlki Murat Bardakçı’nın. Ölüm döşeğinde bile Akif’in nasıl izlendiğini, Safahat’ın nasıl imha edildiğini belgeleriyle anlatıyor. Cumhuriyet ve Cumhurbaşkanlığı arşivlerinde Akif’in “irtica-906” koduyla fişlenmesini, Kahire’de izlenmesini ve Akif ölüm döşeğiyken Safahat’ın nasıl yakıldığını belgeleriyle anlatıyor Bardakçı.
    Akif ölümünden 6 ay önce (Haziran 1936) Kahire’den İstanbul’a geldiğinde, Genel Kurmay Başkanlığı, emniyet, istihbarat nasıl alarma geçiyor ve sonrasına Akif nasıl izleniyor, belgelerden okuduğunuzda, bir milli kahramanın nasıl da “düşman” gibi görüldüğünü düşünüyorsunuz.
    Oysa Atatürk’e Akif’i bir “düşman” izler gibi izleyip, rapor eden tüm devlet ricali, belki de her gün, onun yazdığı İstiklal Marşı’nı okuyarak işlerine başlıyorlardı. Ne acı bir çelişki değil mi?
    “DOSTLARI BİLE AKİF’İ GİZLİ SEVDİ”
    Sessizce ülkeden ayrılıp, 11 yıl acı dolu sessiz sürgün yaşayan ve sessizce ülkesine dönen Akif, 6 ay sonra Teşvikiye Sağlık Yurdu’nda sessizce vefat etti (27 Aralık 1936).
    Vefatından sonra “İrtica-906” kodlu dosyası kapatılmadı. Cenazesi, onu sevenlerin, ailesinin ne yaptıkları izlendi, kitaplarının basımı engellendi. Atatürk’ün ölümünden sonra, 1943 yılında Safahat ancak basılabildi.
    “Gün oldu ki onu sevmek cesaretti; dostları bile bazen onu gizli sevdi”… Cemal Kuntay’ın bu acı veren hatıratını alıntılayan Taha Akyol’un yazısı Sebilürreşad’ın ikinci etkileyici yazısı. “Dostları bile onu gizlice sevdi” cümlesinden daha acı veren ne olabilir insana? Akif bu yüzden İstanbul’u terk edip Mısır’a gitti.
    Bugün toplumun büyük çoğunluğu Akif’in yaşadığı ıstırabı bilmez. Teşvikiye’deki hastanede acılar içinde yatarken, izlendiğini biliyordu Akif. Buna rağmen hastanenin yanı başındaki okulda, kendi yazdığı İstiklal Marşı okunurken, ne hissetmiştir sizce?
    İktidar onun şiirini kutsallaştırırken, şahsını nasıl da düşmanlaştırmayı başardı acaba? Akif’in, Atatürk’ün “tek adam” politikalarından memnun olmaması, onun bir kahramanken “düşmana” dönüştürülmesi için yeterli bir gerekçe midir?
    DOSTUNU ÖTEKİLEŞTİREN,SONRA DÜŞMANLAŞTIRIR
    Lakin siyasette bu acı yolun nasıl kat edildiğini sonraları da gördük. İktidar, güç böyle bir şeydir. Dostunu düşmana çevirecek kadar zihni esir alabilir. Farklı düşünenlere, aykırı düşünenlere, eleştirenlere karşı tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, Akif’i sürgüne gönderen yolun başlangıcıdır. Nitekim o yoldan, Akif gibi düşünmeyen, Halide Edip, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Adnan Adıvar da geçti.
    Düşünce özgürlüğüne, fikir hürriyetine, farklı düşünmeye tahammül sorunu, Abdülhamid döneminde, İttihat Terakki’de, Atatürk, İnönü ve Menderes dönemlerinde de vardı.
    Ötekini susturmak ve dışlamak bir ideolojinin, bir partinin, bir kesimin değil, gücü eline geçiren herkesin sorundur. Bu sadece bir siyasi sorun da değildir. Her ortamda yol arkadaşları, dostlar bir gün geliyor ötekileştiriliyor, sonra da düşmana çevrilebiliyor.
    Oysa ki Akif’in hikayesini okuyunca, bunun ne kadar dramatik ve acı verici olduğunu anlayabiliyoruz. O zaman bu hatalara düşmemek gerekir.
    Bugün iktidar ya da muhalefet, siyaset ya da medya fark etmez, her alanda, herkes yol arkadaşlarını, dostlarını, ülkesine hizmet etmiş, katkı yapmış insanları, ne kadar farklı düşünürlerse düşünsünler, asla ötekileştirmemeli, düşmanlaştırmamalı. Kendilerinden öncekilerin düştüğü bu hataya düşmemeli.
    Gelecekte nasıl anılacağımız buna bağlı. Bizim hikayemiz de acı veren bir hikayeye dönüşmesin.”

  10. aynı fikirde olan insanlar bir araya gelir, bir grup oluşturur ve birlikte çalışırlar. bu bir organizasyon olur, bir sivil toplum örgütü olur, bir iş ya da bir parti olur. ilelebet aynı insanlar aynı fikirlerde kalacak değil, insanlar değişir, çevreleri değişir, inandıkları değerler değişir. öyleyse farklılıkların sürdürülemez hale geldiği bir noktada ayrılmak neden yanlış olsun. uzun yıllar evli kalmış yaşlı çiftler bile ayrılıyor. tabii bu işin bir dostça olanı var bir de olmayanı. artık farklı düşünüyoruz bana müsaade diyeni var, aldatarak gideni var…iş siyasete gelince durumlar daha bi karışık.
    trump-mattis ilişkisinin iç yüzünü bilmek zor. zaten kişilerden çok kimleri temsil ettiklerine ve bu gruplar arasındaki çekişmeye bakmak lazım. yoksa mad dog-deli köpek- lakaplı, askerlerine ”tanıştığınız herkesi öldürmek üzere bir planınız da olsun” ya da ”bazı insanları öldürmek eğlenceli oluyor” diyen mattis için ne kişilikli adammış demek mümkün değil. görünürde karşımızda suriyede ne işimiz var terör örgütlerine tonla para harcıyoruz diyerek olaya pragmatik yaklaşan trumpa karşılık karıştıracak daha çok işimiz var diyen mattis var…arkada ise bizdekilere benzer mi bilmem çok daha büyük kavga-lar var…sen bana değer vermiyorsun sormadan tweet atıyorsun tribi, küstüm işte ben oynamıyorum meselesi değil sonuçta. ilkeli duracaksaydı başta trumpla çalışmayı neden kabul etti değil mi?
    herkesin kendi fikri olması farklı görüş sunması yanlış değilse de bütünlük içinde farklılık arz etmesi dağınıklık içermemesi gerekir. her kafadan bir sesin çıktığı yerde yönetim olmaz. olsa olsa kargaşa olur. chp de olduğu gibi, parti içi tartışmalardan muhalefet etmeye fazla zamanları kalmıyor gibi. . sonuçta seçim kazanamasa da partide sadece KK nın dediği oluyor. partisini demir yumrukla yönetiyor. görüşleri farklılaştığı için ayrılanların genellikle de küskün olanların beyanlarından bu gerçekleri öğreniyoruz. sonrasındaki düşmanca edilen beyanlardan. MHP den ayrılan çoğu küskün de gittiği yerde uzun kalamadı, mutlu da olamadı. iyi parti de pek çok kurucu üye kuruluş ilkelerimizden ayrıldık diyerek partiden ayrıldı. lakin bu ilkelerin altında da genellikle bir küskünlük yatıyor nedense. milletvekili olmaya layık olduğunu düşünen ama olamayan kimselerin görüşleri de farklılaşıyor bir arada derede…akp de de durum çok farklı sayılmaz değil mi??? baksak gerçekten ilkeler düzeyinde ayrılan kaç kişi buluruz acaba???

    tek seslilik elbette arzu edilir bir şey değildir lakin herkes kendi müziğini çalarsa ortada bir orkestra olmaz. şefe uymak gerekir…farklı fikirler, farklılaşan görüşler bir kişi ya da grubun çıkarına değil, grubun/toplumun yararına olursa anlamlı ve değerli olur. söz konusu siyaset olunca anlamlı ve değerli şeyler bulmak ne kadar güçleşiyor değil mi??? abd de de güzel ülkemizde de…

      • “Herkez” değil, “herkes” olacak dostum.Umarım ne olacak bir harften demez,bundan sonra doğrusunu
        kullanırsınız.

        Bakınız Fuzûlî,bir harf ya da nokta yanlışlığının nelere sebep olduğundan
        nasıl yakınıyor:

        Kalem olsun eli ol kâtib-i bed-tahrîrin
        Ki sevâd-i rakamı sûrumuzu şûr eyler
        Gâh bir harf sükutiyle kılar nâdiri nâr
        Gâh bir nokta kusûrıyle gözi kör eyler

        • Elifi görse mertek sanacak ne pelinsular, cansular, baransular var bekir bey! Tek kusurları imla olsa balkaymakla besle, mercimek kadar beyinleriyle bi de dış göçten, evrensel değerleri de hıfzetmiş olmaktan bahsetmezler mi……

  11. Birileri her zaman hain diyecektir. Normal olan o bence. Asıl, bana hain diyecekler diye doğruyu söyleyemeyen yolunu ayıramayan bir de utanmadan kendine siyasetçi yada devlet adamı diyen korkaklar utanmalı. Ülkemizde cesaretle siyaset yapan bir kişi var.

  12. Büyük beyinler fikirleri tartışır, orta halliler olayları, küçük beyinler ise insanları tartışır.” Eleanor Roosevelt.

    Şu an bizde insanlari tartişan kesimlerın hallerini iki örnekle özetlersek o zaman ülkenin durumunun vahametini anlarız.

    Bir mülteciye, iltica ettiği ülkenin görevlisi şöyle bir bakıp, “Hiç ezik durma, başını dik tut! Anlaşılıyor ki, sen onurlu ve itibarlı birisisin.Sen bizim ülkemize bir yük değil bir kazançsın. Senin devletin sana senelerce emek vermiş seni yetiştirmiş ama idarenize musallat olan hırslı, hınçlı k……, yaptıkları kanunsuz ve insanlık dışı icraatla seni yaşanmaz bir atmosfere sokmuşlar. Sen de canını kurtarmak için buraya sığınmışsın. Başka ne yapacaktın ki! Üzülme, bizim ülkemiz senin bir iki sene elinden tutacak o kadar!.. Dik dur, dik!..” demiş…

    Birde ispiyonculuk konusunda kat ettığimiz kilometrelere bakalım…..

    Avrupa ülkelerinde kendi çapında firmasıyla ticaret yapan ulusalcı bir vatandaşımızın rakipleri kıskançlıklarına karşı konsolosluğumuza gidip, “Bu fetocü diye ihbarda bulunuyorlar. Türkiye’de evlerine baskın yapılıyor ve hasta ve yaşlı babasına hakaretlerle oğlunun nerede olduğunu soruyorlar. Zaten hafızası gelip giden adam bir şey söylemeyince hakaretin şiddetini artırıyorlar. Ama bir bilgi elde edemeyince bırakıp gidiyorlar. Bunu duyan eşi dostu, bu durumu telefonla kendisine bildiriyorlar. Olanlara bir mâna veremeyen bu ulusalcı vatandaş hemen Türkiye’ye gidiyor ve doğruca emniyete uğruyor. “Beni arıyormuşsunuz. Buyurun… İşte geldim, sebebini öğrenebilir miyim?” diyor. Görevli, “Sen ya PKK’lısındır veya Fetocü? Sen hangisindensin?” diye soruyor. Şaşırıp kalan vatandaş; “Nasıl olur? Benim ne olduğumu herkes bilir.” Dese de “Sen Fetocü müsün” diye nezarete atıp, oradan Savcılığa götürüyorlar. Savcı şöyle bir bakıyor, onun kolundaki dövmeyi fark ediyor. “Seni neye getirmişler ki, onlar, dövme yaptırmaz… Namazımıza engel olur diye böyle şeylerden uzak dururlar!” diyor. Sonra daha dikkatli bakınca, dövmenin “K. Atatürk” imzası olduğunu görüyor. “Sen hiç onlardan olamazsın!..” diyerek hayret ediyor. Ama bu işin içinde bir hinlik olabilir. Belki de kamuflaj için yeni yaptırıp gelmiştir, diye emin olabilmek üzere onu incelemeye gönderiyor. Neticede bakıyorlar ki, dövme çok eski. Meğer o dövmeyi 2002 senesinde yaptırmış. Bu sefer savcı kendisine bir kahve ısmarlayıp “Otur bakalım şöyle… Peki birileri seni niye şikayet etmiş olabilirler?” diye soruyor. O da düşünüp taşınıyor aklına bir şey gelmiyor. Ama “Savcı Bey, ben kimseye bir şey yaptığımı hatırlamıyorum. Benim çevrem bellidir. Belki, ticari hayattaki bazı rakiplerim kıskançlıklarından muhbirlik yapmış olabilirler.” diyor.

    Dünde C Başkani Gül ve Başbakan Davut oğluna danişmani yapmiş eski bir büyük elçiyide teröristlikten hapis cezası verdiler.
    Trump kesinlikle normal birisi değıl…. Ayni zamandada Dunya için cok tehlikeli birisi.
    Rusların ve kendisinin hilleri sayesinden kazandı.
    Ara seçimlerde onu partisi demokiratlardan 7 miliyon eksık oy aldı.

    11. C Başkanı neden bu tip dengesizlere hadlerini bildirecek açiklama yapmiyor?
    Seçimler yaklastıkca iyce saldirganlaştılar.

    Trump bile bunlardan daha iyi…
    Baba Buş on değil Hilleriye oy vermistı, onun cenazesinde Trump gereken herseyi fazlası ile yaptı.
    Demekki öluye saygi esas bunlarda var.
    Bizde o kadar gözleri dönmüşkü hiç utanmiyorlar….

  13. Bu yazı belki de Abdullah Gül ve Ahmet Davutoglu düşüncelerini özetliyor. Adamlar akpden elini ayağını çektiler. Kendi yolunu cizemiyorlar. Çünkü engel oluyorlar. Hiç mutlu değiller.
    Evet Avrupa’da ABD’de istifalar doğal görünürken; Türkiye’de koltuğa yapışmış bürokratlar var. İki tren olayı da istifa gerekiyor. Afyonda ölen 25 Mehmetçik için istifa gerekiyordu, Uludere roboskide 34 vatandaş katledildi istifa gerektiriyordu. Dolar ülkenin ekonomisini alt üst etti ama ne hikmetse hiç istifa haberleri duymadık. Türkiye’de siyaset koltuk sevdasından öteye gidemiyor. Savcıların eli kolu bağlı saraydan emir bekliyorlar. Allahtan korkmayan kuldan korkan insanlar olduğu sürece bu Ülkeye de Adalet gelmesi imkansız.
    SAYGILAR SEVGİLER

    • Roboskideki katliamı yapan F16 pilotları / pilotların bağlı olduğu güç , 15 Temmuz gecesi Ankara Gölbaşı’nda 52 Özel Harekat polisimizi şehid eden hainler olmasın ?

      • 15 temmuzdan önce yapılan bir olayı ne güzel de örtbas ediyorsunuz. O zaman bekleyelim belki hızlı tren ve Tekirdağ tren olayları ileride çıkacak olan mandalina terör örgütü! Mensubu olabilirler. Haksız mıyım Musa bey

        • musa beyin işaret ettiği hainler 15 temmuzda mantar gibi yerden bitmedi, elbette öncesinde nice olaylarda onlar var, 40 yıllık yapılanma bu, sonrasında da olacak. adı mandalina mı olur, limonata mı onu mandalinlere limonlara sormak lazım.
          lakin sapla samanı karıştırmanın anlamı yok.
          tren kazaları, maden kazaları vs bunlarda olan ihmalkarlık ayrı konu. istifa da getirsin, hapise de girilsin. ortaya karışık sipariş etmenin kimseye faydası yok. Allahtan korkmak her kula lazım.

          • Allah korkusu herkese lazım. Zaten Allah korkusu olsa vicdanlar da olur o zaman kimse kimseye haksızlık yapmaz.

        • Hiç bir olay örtbas edilmesin Nusret bey ,
          Gerçekleşen her olay araştırılsın. Mandalina terör örgütü varsa o da araştırılsın. Ama 15 Temmuz civarı , HAKİ postunu giyip mesaj verenleri de uyanın be kardeşim artık. Sonuçta Allah herşeyi görüyor , kim ne fırıldak çevirdiyse biliyor. Rahat olmak lazım. Kimsenin yaptığı kimsenin yanına kalmıyor / kalmayacak. Mecliste , Mehmet Ali Çelebinin yaptığı son konuşmayı dinlemenizi tavsiye ederim .

    • Nusret bey! Yorumlariniz ile önemli konuları irdeliyorsunuz….Kıbarlığınız ve asaletiniz ilede siteye renk katiyorsunuz.
      Tebrikler ve teşekkürler.
      Allaha emanet olun.

      • Hamza beyin yorumları kadar uzun olmasa da nusret beyi okumak gerçekten çok eğlenceli:) kendisini ibretle okuyoruz, sağolsun… Asgari ücretten tutun da elektrik gaz faturalarına kadar her konuya vakıf biri. Haksız mıyım didem hanım?

      • Asıl ben teşekkür ederim Nurdan hanım. Sizin de yorumlarınız çok yerinde ve zihin geliştiren bilgilere dayalıdır. Başarılarınızın devamını dilerim. İyi geceler

    • Kendi yollarını çizseler de bir şey farketmez. Oy alma kapasiteleri %2 yi geçmez hocam. Ayrıca şu anda devletin mücadele ettiği bazı konular varken buna müsaade etmez devlet. Devlet hatalar da yaparak bir mücadele içinde . Elbet hatalar gidrilecek , ancak hiçbir zaman eski düzene ( FETÖ nün etkili olduğu düzene ) geri dönüş mümkün olmayacaktır. Hukuk sistemi elbet rayına oturacaktır. Bunun için AKP nin başlangıcından itibaren içine girip çıkmış , şu anda içinde olan hiçkimsenin içinde yer almadığı TEMİZ bir siyaset anlayışı gerekiyor. Bu atmosfer elbet eninde sonunda oluşacak. Türkiye AKP nin eski ve yenileri arasında tercih yapmak zortunda değil , bunların tamamından kurtulmak zorunda. Eskiye rağbet olsaydı bitpazarına nur yağardı .

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here