Halifax’ta neler konuşulduğunu öğrenemeyeceksiniz. Orada değildim çünkü…

15

Çeşitli uluslararası platformların yönelttiği davetlere katılmakta hiç nazlanmadım. O toplantılarda görüş açıklayarak herhangi bir sorunun çözümüne katkıda bulunacağım umuduyla değil; öyle bir sonucu da beklesem bile…

Uluslararası toplantılar, toplantıyı düzenleyen kurumun bulunduğu ülkenin o sırada hangi konuya ağırlık verdiğini göstermesi yanında, katılanlara öteki davetlilerle tanışma ve olaylara daha geniş bir perspektiften bakma fırsatı da verir.

Toplantıya katılan gazeteciyse, orada yaşanan ve konuşulanları okurlarıyla paylaşma imkânını da…

Kanada’nın Halifax kentinde yapılan güvenlik toplantısına bu yıl davet edilen milli savunma bakanı Hulusi Akar kendisi gibi davetli olan ABD genelkurmay başkanı yanında Kanada ve Kosova’dan önemli isimlerle de görüşme fırsatı bulmuş…

Birkaç yıl önce, hem de iki yıl üst üste, aynı platforma, ilkinde refakaten, ikincisinde doğrudan davet edilmiş, her ikisine de daha önce verilmiş sözlerim yüzünden katılmam mümkün olmamıştı.

İçimde ukdedir. İkinci davete katılamamamın sebebi bir başka yurtdışı uluslararası toplantıya katılma sözümdü; o toplantı son anda iptal edilince ikisinden de mahrum kalmıştım.

Katıldığım toplantılardan öğrendiklerim

Geçenlerde iyi bir okurum olduğu anlaşılan bir hekim “Bilderberg toplantısına neden katıldınız?” sorusunu yönelttiğinde şaşırmadım. İnsanlar merak ediyorlar. Oysa beni o tür toplantılara, hem mesleki iç güdülerim hem de merakım sevk ediyor.

‘Dünyayı yöneten kadro’ diye bilinen ve sıkça hakkında yazı yazdığım bir grubun toplantısına davet edilirim de nasıl olur da katılmam?

Katıldım ve her ülkenin en güçlü adamlarıyla dirsek dirseğe geldim.

Hiç unutmadığım toplantılardan biri Amerikan üniversitelerinden birinin Atina’da düzenlediği güvenlik eksenli bir toplantısıydı. Bütün tecrübeme rağmen ilk kez oradaki gibi geniş çaplı bir davetli listesiyle karşılaşmış oldum.

Toplantının benim de tercih ettiğim bir yan etkinliğini yöneten kişi İsrail’den bir akademisyendi. Oturumu açarken o da şaşkınlığını “Buradaki ortamı ülkeye dönüp anlattığımda bana kimse inanmayacak” demiş ve eklemişti: “İşte görüyorsunuz, sağ yanımda İranlı bir molla, sol yanımda da at kuyruklu yaşı geçkin bir Suudlu mimar oturuyor…”

Aynı toplantının benim bulunmadığım farklı başlıklı bir oturumu, hiç beklenmedik biçimde, ‘Türkiye’de Kürt sorunu’ üzerinde yoğunlaşmış; ana oturumlarından birinde, İran’ın en tepe yöneticilerinden birinin danışmanı olan ana konuşmacıya, İsrailli katılımcılar “Ülkelerimizin birbirini tanıması hiç mümkün olmayacak mı?” türünden sorular yöneltmişlerdi.

İngiltere dışişleri bakanlığı ile irtibatlı bir fikir üreten kurumun sürekli düzenlediği toplantılara da katıldım, birkaç kez. Birinde konu Kıbrıs sorunu idi ve soruna taraf iki ülke ile Kıbrıs’ın iki kesiminden davetlilerdik. İlk günkü oturumlarda, o sırada Suriye’den ayrılmış ve Avrupa’yı dolaşan Abdullah Öcalan‘a Yunanistan’ın sahip çıkması Türk katılımcılar tarafından ısrarla gündeme getirildi; Yunan ve Rum katılımcılar “Hayır, öyle bir şey yok” diye iddiaya karşı çıktılar. İkinci gün sabah kahvaltıya indiğimizde, CNN International, “Öcalan Kenya’daki Yunanistan büyükelçiliğinde derdest edilip bir operasyonla Türkiye’ye getirildi” haberini geçiyordu. Geri kalan üç günde Kıbrıs sorunu daha rahat tartışılabildi.

Almanlar da vakıfları aracılığıyla Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini tartıştırdılar bir dönem. Onlara da katıldım. Birine bizden TBMM başkanı da davetliydi ve resmi programda açılışta konuşma yapması öngörülmüşken aramızda olamadı. Öğleden sonraki oturuma geldiğinde, konumuna ve kırmızı pasaportuna rağmen havalimanında görevliler tarafından tutulduğunu, büyükelçiliğin devreye girmesiyle serbest bırakıldığını öğrenmiştik.

Deniz Baykal, ana konuşmacılarından olacağı Münih güvenlik konferansına gidecekti ve bir başka meslektaşla birlikte benim de orada bulunmamı istemişti. Her zamanki gibi havalimanına erkenden geldim, valizimi teslim edip uçuş kartımı aldım ve diğer meslektaşı beklemeye başladım. O sırada aklıma vize durumumu kontrol etmek geldi. Vizemin süresinin birkaç gün önce sona erdiğini gördüğümde nasıl dehşete düştüğümü anlatamam. Ertesi sabah vizem yenilendi de 24 saat gecikmeyle Baykal‘ın gezisine katılabildim.

En renkli toplantılardan biri de İtalya’nın Como gölüne tepeden bakan Bellagio şatosunda katıldığımdı. Dar katılımlı ve davetlilerinden birinin New York Times‘ın patronu olduğu bir toplantıydı. 11 Eylül uğursuz eylemlerinden hemen sonra yapılan o toplantının konusu ‘İslam ve demokrasi ilişkisi’ idi.

Halifax 2018 toplantısından..

Halifax’a gitmedim, gidemedim. Bu yılkine davet edilsem ve gidebilseydim, katılımcılar listesine baktım, dünyanın dört bir tarafından önemli şahsiyetlerle tanışma fırsatı bulacaktım. Bakan Hulusi Akar‘ın görüştüğü Kosova’nın güvenlik çarı diye bilinen Rüstem Berisha ile Priştina’da yapılan bir toplantıda aynı ortamda bulunmuştum.

Yukarıda değindiğim toplantılardan aldığım izlenimleri, sürekli okurlarım bilir, yazılarıma hep yansıttım.

Katılmamın sizler açısından da yararları var yani.

ΩΩΩΩ

15 YORUMLAR

  1. Ocak Medya yazarlarinda sayın Veysi Dündar’ın bu günkü yazisinda tarif ettiği medeni ölülerden biri olarak,sayin Korunun medeni ölülüğü dahi bazilarinı
    CİN carpar gibi nasil çarptiği bu yazisindada bir kez daha okumuş olduk.
    Her ne kadar bazı çok bilmişlere gore YAZARLIK gazetecilik olmasada!!!!!!
    Medeni ölulerden dunyada olup bitenleri ışik hizi ile öğrenen biz okurlari onlari zevkle okuyoruz.
    Ben Kanadada yapilan o toplantida neler olduğunu yakinda YAZARIMIZ yazacağindan dolayi şu anda pek merak etmiyorum.
    Galiba F Koru,Medeni ölulerden korkanlar için tam bir KÂBUS.
    ALLAH KENDISINDEN RAZI OLSUN.

  2. Geçenlerde iyi bir okurum olduğu anlaşılan bir hekim “Bilderberg toplantısına neden katıldınız?” sorusunu yönelttiğinde şaşırmadım diyor sayın koru oysa ben çok şaşırdım. zira kim davet edilse katılır herhalde ne menem toplantılar olduğu hakkında fikri yok zahir… fehmi koru yu bulsam neden katıldınız diye sormak yerine neden davet edildiğiniz hakkında fikriniz var mı diye sorardım. bu toplantılara katılmak için kurt gazeteci olmak yetmese gerek…
    fehmi beyin katılmış olduğu saydığı pek çok toplantıdan başka katılmış olup saymadığı pek çok toplantıdan uzun bir döneme , pek çok olaya şahitlik etmiş şahitlik etmekle de kalmamış bir kişi olarak sonuçta birkaç bilgi kırıntısı dışında öğrendiğimiz pek fazla bir şeyler de olmuyor maalesef. kendisine genel eleştirim zaten bu yönde oluyor, derinlemesine ele alınmış konular ve analizleri yerine yüzeysel bir yaklaşımla geçiştirilmiş bir iki noktaya temas etmekten ileri geçmemiş ülkemizin şartlarını bahane edemeyeceğimiz genel yazılar okuyoruz daha çok.. . oysa kendisinin eğitimine, birikimine, zekasına, zarif üslubuna şapka çıkarmamak mümkün değil elbette…

  3. Eski türkiyenin medya nostaljisi elbette önemlidir, kambersiz düğün olur mu? İç içe geçmiş devlet ve yayın organlarının olduğu dönemde nice kalemşör mutemet de hem yutdışı gezlerinde hem de genelkurmay brifinglerinde caka satarlardı. Bilmem nerdeki kumarhaneleri yerinde görüp incelemek, halkımızın ömrübillah bulup da içemeyeceği şarapları ısmarlamak, holding patronlarının yatlarında sere serpe uzanıp güneşlenmek en önemli gazetecilik faaliyetleriydi… Şimdilerde öyle mi ya, deniz bitti, patron dükkanı kapattı, türkiyeye bir kuruş vergi ödememek için gitmiş rusyada otelcilik(!) yapıyor. Kimileri hala ya beni de götür ya sen de gitme diye sızlansa da yeni türkiyenin gerçekliği bu? Afrin’e gitmek istediniz de gelme diyen mi oldu? Tövbe tövbe…

  4. Merhabalar Fehmi Bey
    Duruşunuzla bizlere, gündemi, dünyayı, toplumu ve geleceği anlamaya çalışan okurlara örnek oluyorsunuz. Medeni ölü olmayı reddedip, günümüzün iletişim tekniklerinden faydalanarak yozlaşan topluma bir umut ışığı saçan tüm AYDINLARIMIZA (ekonomi alanında aklıma gelenler Mahfi Eğilmez, Uğur Gürses, İbrahim Kahveci …) teşekkürü borç biliyoruz.

    Günümüzde en büyük yarayı iyi eğitim almış, muhafazakar değerlerin yanında evrensel batı değerlerini benimseyen, mesleği ve dili olan orta kesim alıyor.

    Toplumun itici gücü olan bu kesimin alanı sistematik olarak daraltılmaya çalışılıyor. İyi eğitimli, sorgulayan ve üreten güçlü orta kesim yerine alt ve üst gelir sınıfının olduğu iki kesimli toplum yapısı oluşturulmaya çalışılıyor. Belliki sınırlı sayıdaki üst kesimi İKNA edip, eğitim ve iletişim kanallarından uzak tutulan ALT kesimleri yönetmenin daha kolay olduğu hesaplanıyor. Ancak bu gömleğin bu ülkeye dar geleceğini ve uymayacağını, sayıları az da olsa orta kesim aydınların haklı zemine oturan duruşlarının sonuç getireceğini umuyorum.

    • Evet, keşke hepimiz iyi eğitim almış olsak, şöyle sorgulayan cinsinden ve doktoralarımızı yapmış olsaydık ne güzel herkes chpye ve onun harika yöneticilerine oy verirdi:))) ama nerdee, millet makarna kömür yemekten düşünecek kafa mı kalıyor bilader! Badem bıyıklı evrensel değerler; itici güçmüş…

      • Bu “iyi eğitim almış” göndermelerini anlamak için şu açıklamalar yeterli sanırım.

        Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı: “Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış cahil halk. Türkiye’nin okumuş kesimi profesörden başlayarak geriye doğru en tehlikeli olanlar üniversite mezunları. Olayları en rahat okuyanlar ilkokul mezunları. Üniversite ve sonrası çok vahim. Çünkü zihinleri bulanık.”

        Enerji Bakanı Taner Yıldız: “Eğitim seviyesi arttıkça oylarımız düşüyor”

        • Evet evet tam da bundan bahsediyorum, hani şöyle doktoralarımızı bi bitirsek de kılıçdarın muharreme iyi yetişmiş bir oy da biz verebilseydik:) allahım o günleri görür müyüz? Kuantum falan yer içerdik ne güzel:)

  5. Halifax’ta neler konuşulduğunu öğrenemeyeceğiz. Orada değildiniz çünkü…
    Ama anlaşılan Türk basınından hiç kimseyi davet etmemişler oraya.
    Demek ki davet etmeye değer adam bulamamışlar.
    Bu sonucu çıkardım ben.

    • İyi yetişmiş, iyi eğitimli arkadaşlar o gidemediğimiz yerlerden bize biraz tercüme yaparlar heralde? Böylece mahrum kaldığımız mühim bilgilerle abad oluruz artık:)

  6. Ilımlı İslamiyet
    Sermaye 1960’lara kadar, İslamiyet’i tümden ortadan silmeye çalışıyordu. Son darbeyi askere yaptırmış ve onlardan Türkiye’de İslamiyet’i Sovyetlerde olduğu gibi yasaklatmalarını istiyordu. Beklenmedik bir olay oldu. Türkeş ve arkadaşları devreye girdiler. Cemal Gürsel onların tarafında oldu. Sonunda Türk ordusu çok partili anayasayı getirdi ve Türkiye yeniden İslamiyet’e döndü.
    Sermaye bundan sonra siyasetini değiştirdi. Askerleri iktidar etme yerine sivillerle iş yapmaya başladı ve İslam düşmanlığı yerine ılımlı İslamiyet’i seçti. Türkiye’de Demirel’le anlaştı. Demirel de er bir kimse idi. Erbakan’a karşı Gülen’i destekledi. Gülen İzmir’de idi. Fehmi Milli Gazete’nin de ilk yöneticilerinden olmuştu. Böylece Sermaye ılımlı İslamiyet’i temsil eden gazeteci olarak Koru’yu seçmişti ve Koru yurtiçi ve yurtdışı itibarlı bir yazar olmuştu.
    Şimdi Sermaye ılımlı İslamiyet ile sorununu çözemeyeceğini anladı. Türkiye’de 15 Temmuz’da Gülenci subayları istediği gibi kullanamadı. Suriye’de, Afrin’de dört bin tır işe yaramadı. Şimdi tecrit etti. Ocak Medya’daki direnme yarın Sermaye’nin mağlubiyeti ile bitecektir. Sermaye, ılımlı İslamiyet’le değil gerçek İslamiyet’le barışmak zorunda kalacak veya tarihe karışacak.

  7. ULUSLARARASI ÜST DÜZEY YETKİLİLERİN BULUNDUĞU TOPLANTILARA KATILABİLME MUTLULUĞU.
    Her fani böyle toplantılarda bulunmaya can atar.
    Neden olmasın.
    Yetkin kişilerle bir müddet te olsa fikir alış verişinde bulunabilmek.
    Bu kişiler egemenlerin öncü birlikleridir.
    Dünyada yakın,orta ve uzak gelecekte vuku bulacak kırılmaların ve gelişmelerin kokusu alınabilir.
    Burnu iyi koku alanlar bu yetkin ve soylu (sınıf anlamında değil,seçilmiş nitelikli anlamında) kişilerin ,ülkelerinde daha üst düzey veya belki karar vericileri etkileme gücü olan kişiler.
    Dünya ne tarafa yol alıyor bunu herkesten önce anlayabilmeyi sağlayabilir;bu tür toplantılar.
    Bizim böyle üst düzey toplantılarda bulunma şansımız yok.
    Kısmende olsa kişi olarak bu tür toplantılarda bulunma bahtiyarlığına kavuşmuş çok az insanla karşılaşma sansımız oluyor.
    Yazarımızdan istediğimiz de bu zaten.
    Yabancı kaynaklara ulaşabilme ,anlayabilme ve doğru ve tarafsız yorumlayarak okuyucusuna ulaştırmak.
    Öngörüleri çoğu zaman isabetsiz olan yazarları ancak dedikodu sevenler takip ederler.
    Takip ettiğimiz yazar bizim ulaşamayacağımız bilgilere ulaşabilen ve bize ulaştırabilen olmalı.
    Sadece soru sorma imkanımız olmuyor.
    Olsun ,ilerde o da olabilir yeni teknolojik imkanlarla diye umudum var.
    Değişik akımlarda bazı yazarları okuma ihtiyacı duyarız.
    Onlar adeta belli güç mahfilerinin sözcüsü konumundadırlar.
    Devletin derinlerinde nasıl kararlar alınmış ve uygulamalar hakkında tahmin yürütmemizi sağlarlar.
    Her güç odağının aslında en az bir temsilcisinin medyada iş gördüğünü tahmin ediyorum.
    Bunlar hükumet sözcüsü gibi belli güç odaklarının örtülü sözcüleridir.
    Dünyada da bu böyledir sanırım.
    Güç sahiplerinin uygulamaya geçmeden alt yapı hazırlığı denebilir.
    OLMASI GEREKEN YERDE BULUNMAYANLAR,OLMASI GEREKEN YERDE BULUNMASI İÇİN OLGUNLAŞTIILIR.

  8. Fehmi bey siz bu ülkenin çok önemli degerisiniz. Sizin gibi objektif, entelektüel her zaman her alanda gelişimi takip edip bizlere duyuran rüzgâr nerden eserse essin yönünü değiştirmeyen bu zamanda çok azaldığı için hayli kıymet kazanan kişilikli bir yazarsınız.
    Olması gereken şu anda onura edilip duayen bir gazeteci olarak bunca başarılarınızın bilgi birikiminizin ülkemizin gençlerine anlatılmasıydı.
    Sizin yazılarınızı çok iyi takip eden biri olarak size büyük haksızlık vefasızlık yapıldığını biliyorum ama maalesef haksızlıkların zirve yaptığı adaletsizliğin görmezden gelindiği ve garip olan bu haksızlıklara ve adaletsizliklere bir dönem kendileride uğramış bir kesim tarafından bu adaletsizliklerin yapıldığı bir dönemdeyiz.
    Ama her şeye rağmen sizi okuyabilmek insanı rahatlatıyor. Soğuk kış gününün Güneşi gibi hissettiriyor.Bana göre yazı hayatının güneşi gibisiniz.Yenişafakta bugün falanca yazar Kubilay diye yazı yazacak diye yazınızı okumayanlar sizin ne kadar zeki ne kadar gazeteci olduğunuzu anlayamazlar.
    İyi ki varsınız K.Maraş. Afşin.Çobanbeyli kasabasından selamlar saygılar.

  9. Umuyorum ki bu toplantıda sivil halkın önemine vurgu yapılmıştır. Suriye, Arakan, Filistin ve Göçmenler… Artık birgün de Denizde bot battı haberleri görmeyelim. Dünyaya huzur getirmek o kadar zor bir şey mi? Bence zor değil; sadece Dünya liderleri kendi ülke menfaatlerinin ikinci planda bırakırsa insanlık huzur bulur…
    SAYGILAR SEVGİLER…

  10. Kesinlikle. Allah sağlık sıhhat ve hayırlı uzun ömürler versin Fehmi bey. Gördüğümüz o ki çok ciddi sağlık sorunları yaşadığınız dönem haricinde her gün yazdınız. Çok teşekkür ediyoruz.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here