Hiç bu kadar sert eleştiriler okumadınız

7

Güne 10’dan fazla gazetede çok sayıda köşe yazısını okuyarak başlıyorum.

İtiraf edeyim: Hiç de keyif veren bir iş değil bu; özellikle son zamanlarda daha da böyle.

Etrafta konuşulanlarla gazetelerde yazılanlar arasındaki mesafe her gün biraz daha açılıyor…

Ülkemizin çevresi ateş çemberi.. yaşadığımız kentlerde hayatı sürdürmek her bakımdan zorlaştı.. buna karşılık gazetelerde çizilen Türkiye portresi yaşananlarla taban tabana ters.

En gerçekçi değerlendirmeler için gazetelere değil, başka bir adrese başvurulması gerekiyor.

O adresi kulağınıza fısıldamadan önce başvurduğunuzda okuyacaklarınızı sizlerle paylaşmak isterim.

Güzelim kentler yerle yeksan.. hamiyet duygusu köreldi..

Önce şu görüşleri okuyalım:

“11 Eylül’de Amerika’da Batı medeniyetinin sembollerinden olarak gördükleri İkiz Kuleler bir terör saldırısıyla yıkıldı diye dünyayı kana ve ateşe boğdular. Oysa bizim coğrafyamızda neredeyse yıkılmamış eserimiz, üzerine çirkinliğin gölgesi düşürülmemiş mabedimiz kalmadı. Şu anda Irak diye bir şey kaldı mı? Şu anda Suriye, Halep ne hâlde, İdlib ne hâlde? Gelin Şam’ın kuzeylerine, ne hâlde? Bütün o tarihi eserler yıkıldı gitti, yani medeniyet çöktü. Medeniyet adına konuşanlar acaba bunlarla ilgili bir kelam ediyorlar mı? Daha ne kadar yıkabiliriz, onun için geliyorlar.

İslam coğrafyasında zekâtımızı, fitremizi verecek kimse bulamayıp da dünyanın başka neresinde mağdur ve mazlum var diye aramaya başladığımız gün medeniyetimizin yeniden zirveye çıktığı gün olacaktır, bunu böyle bilelim. Dünyanın hangi köşesinde yaşarsa yaşasın, insanların sıkıntıya düştüğünde, zulme uğradığında, yardım için en yakın İslam beldesine koştukları gün medeniyetimizin güneş gibi cihanı aydınlattığı gün olacaktır. İnşallah bu silkinişin, bu dirilişin, bu yükselişin çok yakın olduğuna inanıyorum.”

Günümüzde yaşananlara dair gerçekçi ve ağır eleştiriler bunlar… Gerçekten de, son 10 yılda, Irak ve Suriye’de taş taş üstüne kalmadı; kadim kentler ağır bombardıman altında tahrip oldu. Hamiyet duyguları da köreldi bu arada.

Eleştiri yalnız bu kadarla kalsa neyse, bir de şu görüşler var; onları da okuyalım:

“Adeta kibrit kutularının ölçülerini aşacak şekilde benzer taş yığınlarının olduğu bir şehir; bu bizim medeniyetimizde yok. Şehirleri birbirinden farklı kılan, ayıran, bu ayrılıklardan güzellikler çıkaran ayrıntılar birer birer yok oluyor. Maalesef maddi kaygılar birçok hassasiyetin önüne geçiyor. İnsanla şehir, şehirle tabiat, geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki hassas denge çoğu zaman yeterince gözetilmiyor. (..) Her şehrin bir karakteri, şahsiyeti, ruhu vardır. Bu ruhla, şehir, sakinlerini tekemmül ettirir, olgunlaştırır, medenileştirir. Ayrıca, her şehir onu kuranların, yönetenlerin ve sakinlerinin adeta aynası gibidir. (..) Gelenekten ilham alıp yeni tasarımlar ortaya koymalı, kopyalamak yerine uyarlamalı, kendi kültürümüzden, değerlerimizden, birikimimizden katarak bunu yeniden yoğurmalıyız. Gönülle, manayla, değerlerle maddiyat arasındaki altın oranı hiçbir zaman gözden kaçırmamalıyız. Vahşi kapitalizmin iğvasına, hırslarına asla kapılmamalıyız.”

Taş yığınlarını andıran kentler… Maalesef görüntü bu eleştiriyi hak ediyor.

Bir de şu görüşe göz atmanızı isterim. Okuyalım:

“Bir şehrin Batı ölçüsüne göre medeni sayılması için yollarda aydınlatma olması, sokaklarda çamur bulunmaması gibi görünür, sathi özelliklere bakılır. Hâlbuki İslam’ın ölçüsüne göre bir şehrin medeniliğinin işareti, mesela kapı kilitlemeden dışarı çıkılabilmesi, ihtiyaç sahibi herkese el uzatılması, sokak hayvanlarına dahi şefkatle davranılması demektir.”

İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük metropollerde yaşayanların bu satırları okuyup da itiraz etmesi mümkün mü?

Sokak hayvanları bir tarafa, insanlara şefkatle muamele edilmiyor bugün.

Adresi veriyorum: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan…

Bu alıntıları alt alta sıraladım diye okuyanların benim namıma endişe duymalarını istemem. Mayınlı arazide dolaşıyor değilim. Bu satırları sizlerle paylaşmam fincancı katırlarını ürkütmek anlamına gelmez.

Gelmez, çünkü bu görüşler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ait.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta üç ayrı etkinlikte yaptığı konuşmalardan derledim bu alıntıları.

Hepsi de Cumhurbaşkanlığı’nın internet sitesinde duruyor; verdiğim linkler o siteye ait.

AK Parti genel başkanı sıfatıyla partisinin bazı belediye başkanlarıyla yolunu ayırma çabası içerisine giren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, şimdilerde belediyecilik konusu üzerinde kafa yorduğu anlaşılıyor: ‘İdeal’ bir kent yönetiminin nasıl olması gerektiği.. bugün kentlerimizin ne halde olduğu.. ‘ideal’ ile mevcut arasındaki uçurum..

Ülkenin son 15 yılına, İstanbul, Ankara, Bursa, Balıkesir gibi büyük kentlerin ise yaklaşık 25 yılına damga vurmuş bir çizginin lideri Tayyip Erdoğan; henüz 100. yaşını idrak etmemiş genç bir cumhuriyet olduğumuz düşünüldüğünde, bayağı uzun bir süreyi kapsıyor her iki iktidar dönemi.

O süre içerisinde ‘ideale’ yaklaşıldı mı, yoksa ondan uzaklaşılıyor mu?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşü uzaklaşıldığına işaret ediyor.

Gazetelerde son zamanlarda okumaya alışık olmadığımız türden sert eleştiriler bunlar.

Tayyip Erdoğan’ın bu samimi eleştirilerinden sonra köşelerde de yer alsa sevineceğim türden eleştiriler…

Olur mu dersiniz?

ΩΩΩΩ

7 YORUMLAR

  1. İngilizce filmlerde hakimin ilk sorusu “Do you plead guilty? ” şeklindedir. Sadece süreyi kolaylık sağlar, hasarı telafi etmez.

  2. Sayın yazar… , bilmek, görmek, söylemek ,yetmeyecek ve görecekseniz yetmeyecek daha daha diyecek .
    artık saray için bir yaşam tarzı, tarihte binlercesi var.
    İlki Ezazil huzurdan kovuldu zişuur mahlukların en son gideceği yerden kovuldu.

  3. Varmi etrafinizda cesur yurekli adam gibi adam.Yapilan hatalari soyleyecek yeri geldiginde
    Gercekleri soyleyip istifasini masaya koyacak yigit
    Partili , yonetici , belediyeci.Maalesef yok .Kral ciplak diyecek cesur yurek maalesef yok.
    TEOG lar OKS ler SBS ler degisirken niye bir itiraz gelmedi. Bu yanlislari niye kimse elestirmedi. Maalesef bu yapi en cok kendisine zarar veriyor. Umarim birgun elestirel dusunce bizde de hakim kilinir ve bundan encok kazanan da elestirilenler olur

  4. Ben ne söylüyom, sazım ne söylüyor, diyor ! saz aşıkı. Cumhurbaşkanı ne söylüyor, hükumetler ve Erdoğan ne ile meşgul….
    İstanbul’da (ve Tüm ülkede) hayvanlardan vazgeçtik, insanlara ŞEFKAT gösteriliyor mu ?
    Merak edenler için bir M.Ş Eygi’yi dinlemek yeter. Sözüm ona hayvanseverler de o hayvanlardan keyif zevk aldıkları için seviyor, görünüyor.
    Halbuki, büyük İslam Alimlerine göre, özetle, ” Allah’a kulluk, mahlukuna ŞEFKAT” tan ibarettir, İslam.
    Cumhurbaşkanı güzel şeyler söylemiş, Fakat, daha da gecikilirse, “vakit, vakiit geeçmiş olacak” !…
    Bir medeniyet bir yere girerken HERŞEYİ ile girer. İdeal Belediye için davası ve birikimi olan, o işi dert edinen, tiribünleri düşünmiyen adam lazım. “aşk’ınan yapılan iş, adamı yormaz” da
    Cumhurbaşkanının muradının gerçekleşmesi için ortada iyi ve nitelikli Müslüman bulunması lazım. Biz küçükken, “Osmanlı kalıntısı” insanlar, bunların lafını etmiyor, ziyadesiyle yaşıyordu. …
    Londra’da sırt sırta, yanyana küçük bahçesi ve otoparkı olan evler görmüştüm. Bunlara karşılık, bundan 30-40 sene evvel, Bir Vali Muavini arkadaş, Ankara’yı şöyle tarif ediyordu : Beton binalar, asfalt yollar ve akasya ağaçları. Kuru, soğuk bir Ankara. Bereket, Melih Gökçek zamanında epeyce yeşillendi. Yiğidi öldürmeli, fakat, hakkını da inkar etmemeli
    İMPARATORLUK DİLİ Osmanlıcanın az çok bilinir dil olması için Cumhurbaşanının henüz eskimemiş bazı kelimelerini – hiç olmazsa – milletlerarası görüşmelerde kendisinin bizatihi kullanması gerekir. “Aleme verir nizamat … olmamalı. “Yunanistan’da GREKÇE günlük hayatta pek kullanılmamakla beraber – tarihlerini yaşatmak için – Yunanlılar GREKÇEYİ “mecburı okutulan” dersler arasına dahil etmiştir.
    İktidara geldiği 15 yıl önce, İSTANBUL için ne söyledi ise, o günden bugüne, hep tersini yaptı ve yaptırdı, Cumhurbaşkanı. (Hasıraltı edilen, unuttuğu DAVETini tahakkuk ettirirse, bunların neler olduğunu hatırlatır, anlatırım, daha ülke mes’elesi pekçok şeyle birlikte).
    İstanbul için yapılan, yaptırılan pek çok yapı (kendi evi) için ilk adımını attğında, ANTEbin büyük alimi BÜLBÜLZADE şu çok düşündürücü vecizeyi, beyiti terennüm etmiştir:

    “Ne kadar bala (büyük-lüx) olsa da mesken
    AKIBET zir-ü zemin (yerin altı) dir, medfen” (defn olunacağı yer)

    İslamın kendisi bizatihi Medeniyettir. Allah güzeldir, güzeli sever. Fakat, bu İslam için nakli ilimler yanında sair ilim ve hukuk ve selim akıl sahibleri lazımdır. Hazımsız, okumuş cahiller vasıtasıyla ne den’iyet , üçkağıtçılık, perhiz, jimnastik dini haline dönüştürülmektedır.
    Allah, cümlyi önünü gören kullarından eylesin.

  5. Çözüm ile ilgili görüşlerini de duysam , tabiki tutarlılığı en önemlisi ,onbeş yıl iktidarda olup bugün kilitlenme noktasında olan sorunları nasıl ve hangi kadrolarla halledecek sayın Cumhurbaşkanı mız ? Naçizane önerim ; derhâl parti içindeki yalakaları temizleyip , çözüm süreci ni kamuoyuna deklare etmeli… Saygılar..

  6. Ama bu elestirileri yapmak icin artik cok gec degil mi o devasa dip dibe mahalle aralarina yapilan 20 30 katli binalari artik yikamayacagina gore neden bugun bu.aleni gercekler dillendiriliyor. Zamanlamasi manidar….
    Bir de şunu neden kimse sorgulamiyor. Bazi gercekler sadece cumhurbaskani derse mi gercek haline geliyor. Nasi yani…..

  7. Bu eleştiriler minareyi çalmadan kılıf hazırlamak gibi bir şey. Hani Esat kardeş bir haftaya kadar gidiyordu ve
    bizim kilerde orada Cuma namazı kılacaklardı.
    Aslında ateş çemberi bizim çevremizde değil içimizde.
    Birisi C Başkanına bizdeki gün yüzü görmemiş
    zindanlardakı 700 bebkden söz etse
    vede kulağina 15 senedir bu ülkeyi kimlerin yönettiğini fısıldasa iyi olur.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here