İdlib mutabakatına sevinmem gerek, ama… Bildiklerim var, o yüzden sevinmek içimden gelmiyor…

32

Gazetelerimiz günlerden beri Rusya’nın Türkiye’nin zorlamasıyla kabul ettiği, İran’ın itiraz etmediği, ABD’nin ise uyacağını bildirdiği ‘İdlib’ konusundaki mutabakatı gündemde tutuyor.

Herhalde televizyon kanallarındaki tartışma programlarında da konu ayrıntılı biçimde ele alınıyordur.

İdlib konusundaki mutabakatla, Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden acil bir konunun ortadan kalktığı, Suriye’deki iç-savaşı sona erdirmeyle sonuçlanacak bir sürecin başladığı genel kabul görüyor.

Seviniliyor.

Gelişmeler gerçekten bu beklentiler yönünde olursa buna en fazla sevinecekler arasında en başlara benim de adımı yazabilirsiniz.

Arap baharı neye dönüştü, neden?

Yukarıdaki cümleden gelişmeler konusunda benim kuşku duyduğumu çıkartmış olabilirsiniz.

Çıkartmışsanız yanlış yapmış sayılmazsınız. Ben Suriye’de iç-savaşa dönülme ihtimali ilk belirdiği andan itibaren olan bitenler hakkında hep kuşku duydum ve aradan geçen zaman içerisinde kuşkularım azalmadı, atılan her adımla kuşkularımın biraz daha büyüdüğünü dahi söyleyebilirim.

‘Arap baharı’, Tunus’ta var olan baskıcı yönetimden ve yolsuzluklardan rahatsızlık duyan bir seyyar satıcının kendini feda eden çıkışıyla başlamış ve o ülkedeki çirkin bir diktatörlük yerini demokratik bir sisteme bırakmış olsa bile, çok geçmeden başka bir renge büründü.

Bir ülkeden diğerine atlayarak arkasında çözülmüş, birlik ve dirliğini yitirmiş, çökmüş ve devlet özelliğini yitirmiş devletler bırakan bir kasırgaya dönüştü ‘Arap baharı’

Irak’a ABD’nin işgaliyle başlayan çözülme sürecini vites artırarak hızlandırdı.

Çöken ülkelere baktığımız zaman bunu görebiliyoruz.

En son halka Suriye oldu.

İsrail’in güvenlik ihtiyacına cevap

Ortaya çıkan tabloya bakılarak söylenebilecek olan şudur: Vaktiyle Ortadoğu bölgesini sürekli tetikte tutan ve kolayca savaşa yol verebildiği tam dört kez görülmüş ‘Filistin sorunu’, bu gelişmeler sonrasında bambaşka bir mahiyet kazandı: İsrail’in güvenliğini tehdit eden ülkeler askeri güçlerini yitirdiği gibi, ülkelerindeki meşruiyetlerini ‘Filistin davası’na sadakate bağlamış liderlerin hepsi hayatlarını yitirdi.

ABD başkentini Kudüs’e taşıdığını ilan edebiliyorsa bunu yalnızca Donald Trump‘ın başkan oluşuna bağlamak hata olur. Benjamin Netanyahu‘nun Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerlerini daha önce cesaret edemediği türden bir yaygınlığa kavuşturma hamlesi de aynı gelişmenin başka bir sonucudur.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin geleneksel politikalarının değişmesi için de benzer bir değerlendirme yapılabilir.

Hatta, ‘Arap baharı’ açısından en parlak örnek olarak gösterilmiş olan Mısır’da Hüsnü Mübarek‘in devrilip işbaşına seçimle gelen yeni yönetimin geçmesinin bir askeri darbeyle durdurulması da yine aynı bakış açısıyla değerlendirmeye tabi tutulabilir.

İran?

Komşumuz İran, zaman zaman içinin karıştırılması tehdidine maruz kalıyorsa da, hâlâ birlik ve bütünlüğünü koruyabilmesini, onun gibi bir ‘hasma’ duyulan ihtiyaca borçludur denilebilir. O ihtiyaç ortadan kalkana kadar kendini güvende hissedebilir İran.

Bu uzun girişten sonra Suriye’nin geleceğine ve Türkiye’nin Suriye politikasına benim gözümle bakabiliriz.

Suriye’nin çöküşü esas, Esad’lı da olabilir, onsuz da…

İlk elde söyleyeceğim şudur: Türkiye için en doğru politik çizgi, sorun ilk baş gösterdiğinde izlenen, mevcut yönetimi eliyle Suriye’nin demokrasi yönünde dönüştürülmesi politikasıydı. Daha önce Beşşar Esad‘la başlatılan ve kişisel-ailevi boyutlar da kazanmış olan yakınlaşma istenen sonucu doğurabilirdi.

ABD başta taraftar göründüğü bu çizgiyi bozdu.

O gün bu gündür, soruna taraf ülkeler -Türkiye dışında- Suriye için en kötü senaryonun gerçekleşmesi için çaba gösteriyorlar.

En kötü senaryo, Suriye’nin, bir devlet olarak gücünü yitirmesi, toplum olarak dirlik ve birliğinin yok olması, içerisinde etrafındaki ülkeler için tehlikeler barındırmasıdır.

Yoksa kimsenin Suriye’nin geleceğini sağlama alma gibi bir derdi yok. Herkesin derdi, daha önce aynı duruma düşmüş başka ülkeler gibi, Suriye’nin de kendi iç sorunlarıyla uğraşmasını garantiye alacak müflis bir devlete dönüşmesini sağlamaktır.

Esad‘lı ve Esad‘sız fark etmiyor, bu sonuca ulaşılsın da nasıl nasıl ulaşılırsa ulaşılsın…

Ülkesinde iç-savaşa yol açan sorunlar başladığından beri Beşşar Esad başka ülkelere gidemiyor; tek istisna Rusya. Esad 2015 ekim, 2016 ve 2017 kasım, 2018 mayıs aylarında Rusya’ya gitti ve Vladimir Putin ile görüştü.

Günümüzde yüz yüze görüşmeler bir gereklilik olsa da, Esad ile Putin‘in telefonla ve temsilciler aracılığıyla da birbirleriyle teması sürdürdüğünü düşünebiliriz.

[Şu notu da bir yerlere kaydedin lütfen: İsrail başbakanı Netanyahu da Rusya devlet başkanı Putin ile son üç yıl içerisinde, sonuncusu bu yılın haziran ayında olmak üzere, tam 9 kez yüz yüze görüştü.]

İdlib’e gelince…

Artık o konuda ayrıntıya girmeme gerek yok sanırım.

Tıpkı Cenevre’de yapılan ve sayıları sekize ulaşmış Suriye’de çözüme ulaşma amaçlı toplantılar öncesinde duyulan heyecanın her bir toplantı sonrasında hayal kırıklığına yol açması gibi, sonraki arayışların da fazla önemli olmadığına inanmamakta beni mazur göreceğinizi sanıyorum.

Samimi olan, gerçekten samimi olan tek ülke var: Türkiye…

Ötekiler?

Diğerleri Suriye’nin bir daha asla ayağa kalkamayacağı duruma gelmesine kadar top çevirmekle meşguller.

Benim gözümle olay budur.

ΩΩΩΩ

32 YORUMLAR

  1. Bu ülkede her iktidara gelen kendi yanmasını kayiriyor kendi düşüncesini dayatıyor kendi inancını dayatıyor ondan biz asla ve asla bir Avrupa ülkesi olmayacağız olamayız şunu üretik bunu yaptık gibi umut tacirliği ile hiç bir yere varamayız

  2. Ben burada iki yıldır sürekli yorum yapiyorum.
    Bir şeyi itiraf etmek istiyorum! Türkiyede biz! YANI Türkiyeli hanimlar, olduktan sonra. Bizdeki politikacilar Türkiyede istededikleri gibi at oynatirlar.

    Hanimlar Siz Ana değilmisiniz? Ana olmayabilirsiniz erkek kardeslerinizde olmaya bilir buda normal, peki erkek yiyenlerinizdemi yok?
    Oda olmaya bilir arkadaşlarinizndami erkek evlatlari yok?
    Bu çocuklara yazık günah degilmi?
    Yahu evletlarimizi kardeslerimizi akraba ve komşularimiz’ın bir kısmı dağa kaçiriliyor diğer vatan görevi gereği asker oluyor, daha sonra cephede birbirleri ile savaşip genç yaşta onlari bizim bağrımizdan kara toprağın bağrina veriyoruz veya sakat ve sinirleri bozuk olarak ömür boyu işgence çekiyorlar.

    Hanımla gelin birlik olalim Kandile Afrine ve Diğer yerlere Birlikte yüriyelim oradaki tuzaklari kuranlarin başlarina biz geçirelim. 100,000 hatta 1,000,000 birlikte gidip evlatlarimiz ve komşularimizin kandirilmiş cocuklarini kurtaralim ve onlari kimselerede teslim etmiyelim.

    İnanin kadinlar atob bobbasindan ve milletin kanini emenlerden çok daha güçlü ve etkili olur.
    Bize ne Erdoğandan veya diğerlerinden,Hangisinin çocuklari Askerlik yapmiş? Şimdiye kadar Hangı politikacinin cocuğu cephede savaşmiş?
    ŞEHIT olmuş, veya hangi terörist liderlerini çocuklari telef olmuş?
    Onlarin derdi fakir fukaranin cocuklarinin kani ile beslenmek.
    Bakin ABD de bir kadin erkeklerin kadinlara zorla sarkintilik yaptiğini önlemek için facebook tan “Bende” (sarkintiya ugrayanlar) diye kampanya başlattı ve epeyce politikaci,Televizyoncu, dini kullanan,şarlatanlar ve diğer mevki sahiplerini makamlarından ettirdiler ve ettirmeyede devam ediyorlar.

    Şimidide İsrailli Kadinlar Savaştan beslenenler ile mucadeleye başladilar.
    Onlarda başarili olacaklarindan eminim.
    Bugün Parlementerlerle görüştüler, ve Arab ülkeleri baskentlerinde sanatçilar bariş şarkilarından olusan müzik konserleri verecekler.
    Gelin bizde Allah için, Ülkemiz icin, Komşularimiz için, Kendi evlatlarimiz için.MHP, AKP, HDP, CHP, ve digerlerini birakalim birlik olalim bu ülke bizim.

    Zaten AKP yi 16 yıl ihtidarda tutan kadinlardan başkasi değil,ve yarin öbursügünde sira onlarda gelecektır.

    Bizim politikacilar göz önünda ve Suriye için bizler neler cekiyoruz.
    Esadin konturolunda olan bölgeye insanlar tatile gidiyorlar ve o bölgenin savastan hiç etkilenmediğini söyluyorlar.
    Daha dün Spor Kulubünden Suriyeli bir arkadaş 3 aylik yaz tatilini çocukları ile birlikte orda yapip döndü.
    Moralide çok iyi ve herşey yolunda olduğunuda söyluyor.
    Ya biz! Suriye için ne kadar kurban verdik.

    • Nurdan hanım Esadın kontrolundaki bölgenin savaştan etkilenmemesi normal çünkü Esad dışındaki bölgeyi zaten Esad ve Rusya varil bombalarıyla ve diğer her türlü bombayla yerle bir dümdüz etti. Rusya için Suriyenin yeni silah ve bombaları için iyi bir deneme yeri olduğunu Putin söyledi. Esada muhaliflerin ve beraberindeki Türkiyenin savaşı sadece insanları korumak. Bir yerleşim yerini içindekiler ve yapılarıyla birlikte dümdüz etmek bizim tercihimiz değil. Böyle bir durumu bile bile Esadın hakimiyetindeki bölgelerde herşey yolunda deyip onu övmek de bir garabet doğrusu. Oradaki hanımlar kendi tarafları için işlerini iyi, yapmışlar, diğer tarafları pek umursamamışlar demek.

      • Necip bey ben Esadi övmiyorum!
        Esat ve çevresinin keyfi sizinde dediğiniz gibi İran ve rusya sayesinde yerinde.
        Birde ben Suriyeli kadinlardan bahs etmiyorum.
        İsrailli kadinlardan bahs ediyorum.
        Ben onlarla ABD de karşilastım ve gerçekten çok akillilar.
        İdarecilerine çok kızıyorlar ve herşeyinde farkindalar.
        Daha yeni kurulmuş bir dernek Müslümanlar ve Hiristiyanlarla birlikte bariş imzalanmasi icin meclisin önüne iki yazdir Analar çadiri kuruyorlar.
        Dün kaldirdila Mayisda tekrar kuracaklar.
        Bizim kadinlarda bir araya gelse inanin kimseni evladini kötü niyetli kişiler kandiramaz.

        • İsrailin içinde ve dışında siyonist olmayan yahudi-museviler olduğu ve bunların siyonizme dolayısıyla İsrail ırkçılığına ve faşizmine karşı oldukları ve zaman zaman eylemler yaptıkları doğru. Ama maalesef pek sonuç alamıyorlar. Daha geçen ay İsrail meclisi İsrailin yahudi şeriat devleti olduğunu, yahudilerin birinci sınıf diğer kökenden gelen arap vb lerinin ikinci sınıf vatandaşlar olduğunu onaylayan kanunu kabul etti. Dünyanın haberi ve umuru oldumu, kimseden ses çıktı mı?

  3. Yarın 21 Eylül Birlesmiş Milletler Bariş günü.
    İsraili Kadinlar 2015 yilinda kurdukları
    Bariş için Mucadele derneğinin faliyetlerinin bir kısmını(Women Wage Peace) asağiya kopiledim, bu yıl yapdiklari ve yapacaklari progamlarini, İngilizce bilenler okuyup diğer kisminida merak edip okumaları için.
    link adresi bu eğer girerseniz orada vidiyolar falanda var. 3 Dilde yayin yapiyor. ARAPCA İNGILIZCE VE HEBREW.
    Not: İsrail bilindiği gibi Müslüman Hiristiyan ve Müsevi inanclarda vatandaşlardan oluşan bir devlet ve Barış için mucadele eden hanimlar bu dinlerin mensupları
    Israilli ve Filistinli Bariş Aktivisti Hanımlar buyıl ilk defa Gazzada resmi toplanti yapacaklar.

    info@womenwagepeace.org.il

     September 2018

    Shalom Nurdan

    In this issue: help needed for World Peace Day ● WWP’s World Peace Day events ● our first international congress ● meeting with Palestinian women peace activists ●spreading peace by the water ● waging peace all over, all the time ● spotlight on one of our 80 local groups: Laqiya ● a woman waging peace ● spotlight on one of our mission-specific teams: resource development

    World Peace Day  help needed

    1. donate ( from outside Israel) to wage peace

    2. share this 30 seconds clip 

    3. urge Israeli friends/family to join us on Sep 20

          5 pm – depart from Jaffa Gate, Old City Jerusalem, to Independence Park

          6 pm – activities in Hebrew and Arabic in the park

          7 pm – massive sing-in in Hebrew, Arabic, and English

            (Israelis can donate here until early October)

     4.  raise your voice in song, wherever you live,

          sing our versions of “We Shall Overcome” in Hebrew and Arabic 

     

    World Peace Day in Jerusalem marching and singing prayerfully

    In 2015, several hundred of us fasted for fifty days one year after the 2014 Gaza War 
    In 2016, tens of thousands joined our March of Hope 
    In 2017, thousands more marched in our Journey to Peace 
    On Sep 20, we’re marching in Jerusalem to a massive sing-in, with our own versions of We Shall Overcome in Hebrew and Arabic 

    תיאור תמונה

      with Egypt and Jordan near Saudi Arabia,

  4. “her horoz kendi çöplüğünde öter ve bu dönem senin gibilerin ötmesine müsait maalesef. Ama o çöplük de eninde sonunda temizlenecek, diğer çöplüklerin temizlendiği gibi.”

    Yorumu Cevapla

    Necip bey,bu yazi size ait değilmi?
    Özeliklede şu kismi. “(Ama o çöplük de eninde sonunda temizlenecek, diğer çöplüklerin temizlendiği gibi.)”bu bir tehdit değilse? Peki ney?
    Temizlenmis dedikleriniz Gazetecile,Doktorlar,Askerler,Polisler,Bilim adamlari,Bebekler, cocuklar ve Erdoğana mualif olanlar. Yani Turkiyenin Beyinleri ve can damarları.
    Şu an Erdoğan ve taraftarlarinin elinden tek bir şey geliyor oda tehdit, yalan ve iftira.
    Ha aşağidaki link sizin sevineceginiz bir haber.
    Türkiyenin parası pul olduğu için, şu an tarihi yerleri girmeniz için tam zamani diye turistlere duyuruyor.

    http://www.foxnews.com/travel/2018/09/20/turkey-why-now-is-time-to-visit-diverse-and-historic-country.html

    • Bir ilave A Şener hakkinda cevabiniza, karşilik. Benim cevabim!
      Tabi onu kimseler tanimiyor bilmiyor fakat Twit atan alılari ve mehmetleri savicilar polisler biliyor. Hatta balkonuna hirsiz var yazanlari dahi biliyorlar.
      TVlerin alt yazılarinı bir alo ile kaldirtiyor!
      A Şenere gelince onu tanımıyor. Peki A Şener nerelerde konuşiyor yoksa köy kahvelerindemi konuşuyor diye soracam ama kahvelerdede ağzini açani öbür tarafa gönderiyorlar.

      • Ben A Seneri kimse tanımıyor demedim, kendi şehrinde bile seçilecek oyu alamayan , milletin önem vermediği, silik, sadece ortalık bulanınca ortaya çıkıp bişeyler geveleyen siyaseten ölü birisi anlamında yazdım.

    • Not: yukardaki linkini verdiğim yazida geçen Tarihi yerleri (GİRMENIZ) değil görmeniz için tam zamanı olacak.
      Harf hatasindan dolayi cümlenin anlami değişmiş onun için okurlardan özur dilerim, kusura bakmayin.

    • Bir çöplüğün temizlenmesi ne zamandan beri kötü ve tehditkar birşey oldu Nurdan hanım. Olmaması gereken şeylerin düzeltilmesi anlamında çöplüğün temizlenmesi ifadesi. Ama siz yorumlarınızda bunu sıkça yapıyor, işinize gelmeyen fikir ve ifadeleri tehdit ve saldırı olarak niteliyorsunuz maalesef.

  5. Irak, Libya, Suriye’de ne olduysa çok uzak olmayan bir gelecekte Türkiye’de de olacaktır. Eğitimde yerlerde sürünen, adalet duygusu dumura uğramış (bedevi anlayışına dönmüş-Dünya’nın takmadığı,tanımadığı), ordusu darmadağın edilmiş (gn.kur.bşk.nı terörist diyecek kadar) ve hala dindar nesil yetiştirme sevdalısı bir yönetim. Sanki aynı düşüncedeki aşağılık ortağı ile eğitimi,adaleti,orduyu yok eden kendisi değilmiş gibi…

  6. Devlet Bahçeli, uçan saray ile ilgili olarak, “türk devleti “hediye, hibe kabul etmez” demiş.
    – bahçeli mantık hatası yapıyor. Devletin (behçeli olmayan devlet) uçağa binmesi zaten mümkün değil. devlet istese de uçağa binemez. Devletin uçağa binmek istemesi gibi bir durum da mümkün değil. Hediyeyi kabul eden ve uçağa binecek olan devlet değil “dünya lideri”. bu nedenle bahçelinin bu hatasından dönüp, hemen devletten özür dilemesini bekliyorum.
    – akp ergenekonla işbirliğinde de, fetö ile işbirliğinde olduğu gibi, sorun yaşayacak. zaten yaşamaması mümkün değil.

  7. Gerçekli güzel bir yazı.
    Dikkat edilirse, İsraili dizginliyen ne kadar Yürekli ve dirayetli, güçlü lider varsa öldürülmüş. İşin garibi ve üzücü olanı ise, hep yakınları ve müslümanlar eliyle öldürülmüş olması. Taa Kral Faysaldan başlıyarak ve de yalan kumkuması ile DEMOKRASİ Palavrası ile.

    Düşünülmesi gereken bir nokta da, meleketinden can havli ve korkusu ile kaçıp – bir manada Vatanına ihanet ederek – botlarda, kayıklarda, gemilerde ve iltica edecekleri devletlerin kolluk kuvvetleri
    eliyle can veren Kişiler – eğer şehit olmayı göze alıp, yurttaşları ile birlikte – zamanında – düşmana karşı diğer yurttaşları ile birlikte dik ve mert durabilselerdi, netice, belki başka türlü olabilir miydi ? Hiç yoktan, niyazi olmazlardı.

    Bu perişan hale düşen Devletler, genelde, Osmanlı’ya hayr etmiyen devletler ve halklar. Acaba, Osmanlı’nın ahı mı çıkıyor ? İhanet bir yana, ” sürüden ayrılanı kurt kapar “, demişler. Acaba, sıra kimlerde ? Kurbanlıklar sıra bekliyor olmasın.
    Müslüman Ülkelerin ihanet eden halklarının ( idarecileri olmaz da ) içinde, Osmanlıya ihanetin pişmanlığını duyan kaç kişi var ?
    ABD’nin üzün vadeli planında daha neler mevcut ?

    • Ah! Abdurrahman Serdar abim be! Gene döktürmüşsun!
      Türkiye’den giden binlerce insanın gitmek yerine, biz hakkımızdan vazgeçmeyiz, hakkımızı sonuna kadar koruyacağız deyip direniş gösterselerdi ne olurdu?
      Suriye’yi terketmek zorunda kalanlara vatan haini nazariyla bakmak nasıl bir seviye acaba!
      -Kalanlar kimle savaştılar ve ne elde ettiler?
      – sayıları ondan fazla olan terör grupları toplandıkları alanları muhafaza edemedikleri bir yerde silahsız sivil halk nasıl direnecek kime direnecek?
      Ayrıca bu direniş meşru mu?

  8. – ben hala idlibin türkiyenin hangi bölgesinde yer aldığını ve il mi yoksa ilçe mi olduğunu öğrenemedim. Batan şirketler, yapılandırmaya giden şirketler, devletin kurtarmaya çalıştığı bankalar, şirketlerin batması veya küçülmeye gitmesi nedeniyle işsiz kalan türkler idlib bölgesinde mi yaşıyorlar acaba?
    – Türkiyenin, rusya, iran, suriye ve amerikanın razı olmadığı bir politikayı hayata geçirme şansı zaten yok. bu durumda, rusya, iran, suriye ve amerikanın razı olduğu bir durumun türkiyenin başarısı olma ihtimali yok.
    – İdlibde varılan anlaşmanın türkiyenin bir başarısı olduğunu düşünmesem de, idlib ya da dünyanın herhangi bir bölgesinde, sorunların çatışma dışı yöntemlerle çözümüne yönelik her adım önemlidir, iyidir, olumludur.
    – Bundan sonra olabilecekler içinse, idlibteki muhaliflerin bir şekilde güçlerini kaybedeceği söylenebilir. yani türkiyenin idlibte bir gücü kalacak olsa bile bu gürler yağmaz boyutunda kalacaktır. o da, amerikanın idlibteki muhalifleri elinde tutma istek ve gücüne bağlı olarak. çünkü amerikanın ordaki muhalif güçleri elinde tutması türkiye ile mümkün olabilir. Bununla birlikte türkiyenin de ordaki muhalifleri elinde tutması da amerikanın desteği ile mümkün olabilir. Amerika desteğini çektiğinde türkiye açısından durum sıfırdır. rakam ile de birşey değişmez o da “0”dır.

  9. Olayın özü şu Türkiye bölgede kontrolu dışında yaşanan bir olaya daha tahammül edemez. Ne ekonomisi yeter ne de siyasiolarak Cenevrenin dışında kalmış gibi görünemez. Gelelim diğer tarafa ortada 3 taraf var; AB, Rusyanın 5lisi ve ABD tarafı. Türkiyenin bu kadar zarar görmesinin sebebi 3 tarafta da yer alamayışı. ABD Türkiyeyi Irak savaşından sonra stratejik ortak olarak görmüyor. Onlarla aramızda olan şey asla İsraille onlar arasında olanlar gibi değil. Nasıl da olsun zaten Erdoğan uzun bir süredir emperyalist karşısı sağ politikaları ABD yi oldukça rahatsız ediyordu. Doğrudan katkı verdikleri bilinmesede darbeye de bu yüzden göz yumdular. Ortadoğuda ki planları ciddi olarak birbirinden farklı da değil birbirine ters. Birbirlerine kalan tek bağlılıkları NATO. ABD nin bu zamana kadar Rusya ve İranla bu derece yakınlaşan bir Türkiye ye sabretmesinin sebebi de bu. Ne yaparsa yapsın Türkiye mesajları görmeden geliyor kendi bildiğini okuyor. Bu durum münbiçten hala YPG nin çıkmamasının da sebebi. Eğer Suriyede çıkabilecek ufak bir kargaşa yaratabilirlerse gelecek yıl içinde orada bir özerklik kurulacak bu Barzaniye yazılan mesajdan da anlaşılıyordu. Fakat Barzani kendi siyasal varlığı için bunu görmezden geldi ve bu da ABD için bir kayıp oldu. Olayın diğer tarafında Rusya cephesi var, her ne kadar samimi mesajlar sürekli verilse de Türkiye müslüman bir NATO ülkesi ve onların hep hayal ettikleri ortakları değiller. AB ise yeni dünyanın gerçek yükselen değeri ve artık Türkiyenin aralarında olmaması gerektiğikonusunda netler. Bu 3 lü cephe karşısında ayakta kalmaya çalışan bir Türkiye var. Ve evet İdlibde operasyon olmaması Türkiye için önemliydi hatta gerekirse operasyonu biz yapalım diyecek kadar.

  10. Amerikan gazıyla Suriye ye demokrasi getirmek…
    Böyle bir senaryonun yapımcısı uygulayıcısı olan AKP dış politikada ne kadar dar görüşlü olduğunu gösterdi.
    BOP eş başkanlığının sonunda bizi getirdiği yer burası.
    4.5 milyon Suriyeli ülkemizde.
    Milyonlarcası başka ülkelere göçtü ya da ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı.
    Amerika ve Batı nın tek derdi İsrail in güvenliğidir.
    Bunu sağlamanın tek yolu da Ortadoğu da istikrarsızlıktır.
    İşte biz bu politikaya alet olduk
    Amerika fitili ateşledi ve kenara çekildi.
    Yangının ortasında biz kaldık.

  11. ”Samimi olan, gerçekten samimi olan tek ülke var: Türkiye…” Sn. Koru, konuyla ilgili onlarca neden yazdıktan sonra bu cümlenizi nasıl kurabiliyorsunuz?

    Ben Türkiye’nin bu samimiyetini, ta 1991’de Irak’a müdahaleden itibaren sorgulamak isterim. Özal’dan başlayarak 2003’te de, yine Irak’a, ABD ve çok uluslu güçlerin müdahalesi için topraklarımızı kullandırmak adına TBMM’den tezkere çıkarılmasını hararetle isteyen ülkemiz ve liderleri değil miydi? Çiçeği burnunda AK Parti hükumeti, tezkereyi çıkaramayınca -buna neden olan devlet aklı- Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirilerek cezalandırıldı.

    Arap baharında da, Libya’dan başlayarak Mısır’da bile ülkemizin (idarecilerinin) yüklendiği misyonun kırıntıları az çok bilgilerimize sızdırılmıştı. Garip olan; Suriye’ye, onu önemseyen ve uyaran bir ”ağabey edasıyla” yaklaşmamıza rağmen, işin sonunda onun cezalandırılmasına yönelik, 5000 TIR ve 2000 Kargo uçağı dolusu silah ile mühimmatı topraklarımızı ve hava sahamızı kullandırarak Suriye’ye intikalini biz (devletimiz) sağlamıştık. ABD’nin eski Türkiye büyük elçisi James Jeffrey’nin, Erdoğan’a verdiği bir cevapta bunu ortaya koyan bir açıklaması da basında yerini almıştı ve ben bunu oradan teyitle yazıyorum. Daha niceleri…

    Bizi, bunları yapmaya mecbur kılan nedir? Bu mecburiyeti(!) samimiyetle ilişkilendirerek sunmak ta neyin nesidir?
    Bu samimiyet perdesi gerisinde, bölgede, İsrail, Batı ve ABD’nin politikalarına en fazla hizmet eden, NATO ve çeşitli Batı Paktları üyelikleri de olan ülkemiz olmasın? Ne dersiniz?

    ”Komşumuz İran, zaman zaman içinin karıştırılması tehdidine maruz kalıyorsa da, hâlâ birlik ve bütünlüğünü koruyabilmesini, onun gibi bir ‘hasma’ duyulan ihtiyaca borçludur denilebilir” cümlenizden olarak; bizim de birlik ve bütünlüğümüzü koruyabilmemiz adına, İran tarzı politikalar geliştirmeliyiz demesem de, bizim(devletimizin); Batı’nın aşırılıklarını frenleyecek, her canı istediğinde topraklarımızı ve hava sahamızı hatta denizlerimizi kullanarak, bölgeyi bir ateş yumağına çevirmesine izin vermeyeceğimiz bir duruş ortaya koymamız gerekir artık.

    Çünkü; Türkiye, büyük ve onurlu geçmişi olan bir ülke…

  12. Samimi olmaktan ziyade ben samimiyetsiz ve hatta kötü niyetli olanların bütün alternatifleri denemeden, kısa zamanda can ciğer oldukları ile düşman olup, muhalif adı altındakilere her türlü gazı ve desteği verenler olduğunu düşünüyorum .Akıllı adam düşmanıyla bile iyi geçinip iletişim kurabilendir. Ne acı ki herkesi karşımıza alıp düşman ilan etmek (içeride ve dışarıda)veya dost diye sarılıp sonra açıkta kalmak düşünme melekesini, ne getirir ne götürür hesabını iyi yapmamanın bir tecellisi olarak görüyorum. Sanırım bugünler ne ekmişsek onu biçtiğimiz günler ve tarihe de bu şekilde geçecektir.

    • Sayin Mümin Rumuzlu yorumcu, sizin yorumlarınız ve üslûbunuz
      yorumlarınz ile özdeşiyor vede insana huzur veriyor.
      Tebrikler ve teşekurler.
      Allaha emanet olun.

  13. Suriye gibi boyumuzu aşan işlere girmek veya girmek zorunda kalmak.
    Kendimizi dev aynasında görmek.
    Oyun kurucu olma sevdadan.
    İNGİLTERE bile yüzyıl önce Kurduğu bu devletlerde etkin oyuncu ama oyun kurucu değil.
    Düşün peşime dersinde sonra
    Gereğini yapamadığımda Peşine düşenleride perişan edersin.
    Birdahaki seferde gerçekten oyun kurucu Güce ulaştığında kimse artık peşinden gelmez.
    Enbiyalar oyun kurucu yanı kurucuların kurucusu İsrail paranın sahipleri yanı.
    Birkaç spekülatörün oyun Alanına dönüşmüş anlı şanli yöneticilerimiz sayesinde ülkemiz kendi dertlerini çözecek durumda değil.
    Değil oyun kurucu belki oyun bozan bile olacak durumda değil ne yazikki.
    Bu işler Demografik yapımızın çeşitliliğini artırdı ve Arapça öğrenmemize daha çok yarayacak herhalde.
    .

  14. Tesekkurler Fehmi bey, Sorun BOP, safha safha uygulaniyor. Milyonlarca Suriyelinin Türkiye’ye yigilmasi da bu planin bir parcasi. “O gün bu gündür, soruna taraf ülkeler -Türkiye dışında- Suriye için en kötü senaryonun gerçekleşmesi için çaba gösteriyorlar.” diyorsunuz, ben bunu “Turkiye disinda” ifadesini silerek okudum.

  15. İlave olarak; mehter takımının iki ileri bir geri hareket etmesinin anlamı, iki adım ileri gidince temkinli olma, kontrolü kaybetmeme adına bir adım geri çekilerek doğru hamle yaptığından iyice emin olma ve arkayi sağlama alma anlamına gelmiyor mu?

    600 binin üzerinde insan hayatını kaybettikten, milyonlarca insanda evsiz barksız sağa-sola savrulduk tan sonra kısaca Suriye harap olduktan sonra samimiyet neyi ifade ediyor?

    • Mehter takımı iki ileri bir sağ iki ileri bir sol modülasyonu ile ilerler, mehteran asla geri adım atmaz
      Bu detay hariç söylediklerinizin tamamı doğru…

  16. Türkiye’nin Suriye’deki samimiyeti alternatifsiz bir zorunluluk değilmi?
    Esad li demokrasiye geçiş seçeneğinin zorlanmasi taraftarı olan seslere kulak verilmeyip ABD nin trenine hiç düşünmeden binilmesi ve ABD geri plana çekildiğinde trenden inmeyi hiç akla getirmemek bu samimiyetle çelişmiyormu?

  17. “ABD başta taraftar göründüğü bu çizgiyi bozdu” diyorsunuz. Ben ise ABD Davutoğlu’nun bütün komşularla sıfır sorun politikasını desteklediğini bir yerlerde okuduğumu hatırlıyorum ve Türkiye-Suriye yakınlaşmasını Rusya ve belki de İran’ın bozduğunu okuduğumu da hatırlıyorum sanki. Ancak, Natanyahu gerçekten 9 sefer Putin’le görüştüyse, ABD’nin ilk çizgisini bozmasının İsrail etkisiyle olmuş olması da mümkün gibi gözüküyor. Her şeye rağmen, Esad keşke ilk andan itibaren Türkiye’nin telkinlerine uysa idi, icabında bir ara çekilir, sonra tekrar seçimlere girerdi. Hiç değilse Suriye ve insanları bu kadar harap olmazdı….. Bir yandan bölgedeki en ciddi sorunlar hep Israil’in başının altından çıkıyor gibi bir manzara var. Diğer taraftan, Sn Karagülle’nin İsrail’e pek toz kondurmayan bazı yorumlarını okuyunca kafa karışması var. İsrail’in “vaad edilmiş topraklar”a yerleşme emelleri Kuran’ın da öngördüğü bir meşruiyettir türünden ifadelerini okuduğumu hatırlıyorum. DiN Ortadoğu’nun kaderi!… Semavi kitapların bu konudaki öngörüleri gerçekten neyse, durumun netliğe kavuşturulmasıyla kan dökme yerine ikna konusunda yardımcı olamaz mı?

  18. Sayın Koru’nun bu yazısı da, son zamanlarda başka bazı yazılarında gösterdiği özelliği içeriyor; devletin ve hükümetin bazı tutum ve icraatlarını objektif olarak görüp olumlamak. Bu yazısında da Suriye konusunda samimi olan tek ülkenin Türkiye olduğu gerçeğini teslim etmiş Fehmi bey. Ama korkarım bazı yorumcular bundan pek hoşlanmayacak ve bu objektiflik karşısında daha önce mırın kırın ederek belirttikleri hoşnutsuzluklarını bu sefer biraz daha yüksek sesle ifade edeceklerdir. Çünkü İdlib konusu oldukça güncel, önemli ve uluslararası çapta bir olay. Ben ise Fehmi beyin son zamanlarda eski objektiflik ve doğruculuğuna dönmesinden gayet memnunum. Tabii ki satır arasında ifade ettiği çekinceye ben de katılıyorum ve dünkü bir yoruma verdiğim cevabı biraz değiştirerek alıntılıyorum.
    Anlaşmanın garantisi bence imzaların atıldığı ana aittir. Sürmesi tarafların çıkar ve iradeleri ile konuyla ilgili tüm tarafların etkilemesine göre olayların gelişimine bağlıdır. Abd nin İran anlaşmasını ve diğer birçok anlaşmayı Trump ile nasıl yırtıp attığını gördük. İleriye yönelik olarak sadece atılanz küçük adımların olumlu netice alınarak büyütülmesini temenni edebiliriz. Ama en azından bu anlaşmayla bir müddet çatışmasızlık sağlandı ve insanların ölüm korkusu biraz hafifledi.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here