İsrail ile ilişkiler.. Bir hükümet devrildi, ardından biri daha… ve daha neler neler…

33
Prof. Ofra Bengio.. Şimdi Tel Aviv Üniversitesi’nde..

Seçime gidiyoruz, ama herkesin aklı Filistin’de yaşananlarda. Hükümetin ve onu oluşturan partinin yetkililerinin konuya yaklaşımı da ilgiyle takip ediliyor.

Dünyada en sert sözler bizim devlet adamlarımız tarafından sarf ediliyor, buna karşılık konuya ilişkin kapsamlı bir araştırma yapılmasını isteyen muhalefetin verdiği önerge iktidar partileri (AK Parti ve MHP) tarafından reddediliyor.

Acaba neden?

Bu soruyu zihnimde taşıyarak başladığım bu sabahki okuma maratonumda, Taha Akyol’un yazısında karşılaştığım şu iki cümle merakımı gıdıkladı:

‘‘Türkiye’de bütün hükümetler, Erdoğan dâhil, Amerika’daki Yahudi lobileriyle iyi ilişkilere sahip olmuştu. / Netanyahu militarizmi barbarca kan döktüğü gibi Türkiye ile ilişkileri de bozuyor. Amerikalı ‘küçük Hitler’le (Trump) birbirlerini buldular!’’

Neymiş? Ülkemizdeki bütün hükümetler ABD’deki Yahudi lobileriyle iyi ilişkilere sahip olmuş; Netanyahu yaptığıyla ülkesinin Türkiye ile ilişkisini de bozuyormuş…

Önemli bir tespit.

Merakıma cevap teşkil edecek bilgiler için yerli kaynaklara da başvurabilirdim, ama ben farklı davrandım ve İsrail’in bir araştırmacısının 2004 tarihli kitabına el attım.

Ofra Bengio, kitabın yazarı, Moshe Dayan Center’da çalışan bir kadın araştırmacı [Bilginiz olsun diye kayda geçiriyorum: Araştırmasını Dayan Center’da Süleyman Demirel’in adını taşıyan bir programdan maddi destek alarak yapmış.]. Bn Bengio Türkiye’ye de gelmiş, sadece arşivlerde çalışarak değil, Türkiye-İsrail ilişkilerinde rol oynamış önemli isimlerle de konuşarak kapsamlı bir kitap kaleme almış… 250 sayfalık, belgelere ve ilk elden mülakatlara dayalı bir kitap bu.

Askerler ve siviller

Konuştuğu kişiler arasında 1980 darbesinden sonra dışişleri bakanlığı koltuğunda otururken İsrail ile ilişkileri ikinci kâtip düzeyine indirme kararının sorumlusu İlter Türkmen ve ilişkileri imzalanan anlaşmalarla en üst düzeye çıkaran 28 Şubat kadrosundan Çevik Bir de var.

Bn Bengio, kitabının birkaç yerinde, dışişleri kadrolarının İsrail’e hep soğuk davranarak siyasileri etkilediğini, buna karşılık askerlerin hep İsrail’den yana tavır alarak ilişkileri sıcak tutmayı başardığını belirtiyor.

Özellikle Bağdat Paktı yüzünden İsrail’e mesafeli davranan Adnan Menderes’in, Irak’da Baas darbesi gerçekleşip durum değişince farklı politikalar izleme arayışına girmesine dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun şiddetle itiraz ettiğini kitaptan öğreniyoruz.

İsrailli diplomatlar bu kanaattelermiş.

Ben-Gurion İstanbul’da hukuk fakültesi öğrencisiyken..
İsrail’in ilk başbakanı Ben-Gurion..

Vaktiyle İstanbul Üniversitesi hukuk fakültesinde okumuş olan İsrail’in o zamanki başbakanı David Ben-Gurion Türkiye’yi ‘dost’ edinmeyi kafasına koymuş. Menderes ABD ile iyi ilişkileri önemsiyordu ya, araya Amerikalıları sokmuş Ben-Gurion. Havanın yumuşadığını anlayınca da gizlice Ankara’ya gelip Menderes’le görüşmüş.

Bağdat’taki darbeden sadece iki ay sonra oluyor bu buluşma.

Ondan önce de Ankara’ya gizlice gelen önemli isimler olmuş. Bengio Hanım üç isim sayıyor: O sırada dışişleri bakanı olan (sonradan başbakan) Golda Meir, onun danışmanı Reuven Shiloah ve Roma büyükelçisi Eliyahu Sasson.

Sasson daha önce görevli olduğu Ankara’da siyasilerle tanışmış. Önce Menderes’le 1957 sonlarında Paris’te buluşmuş Sasson, bir ay sonra da Roma’da Genelkurmay başkanı İbrahim Feyzi Mengüç ile görüşmüş. 1958 bahar aylarında Meir de gizlice Ankara’ya gelmiş ve Zorlu ile görüşmüş. Bir teknede olmuş görüşme. 2 Ağustos’ta da Zürih’te buluşmuş Meir-Zorlu; yine gizlice.

‘‘Aradan 40 yıldan fazla süre geçmiş olmasına rağmen, Türk tarafı o günlerde iki ülke arasında varılmış olan mutabakat konusunda sessizliğini sürdürüyor’’ diyor yazar. Bizim gazeteler o günlerde konuya ilişkin pek haber yapmamışlar. ‘‘Bir anlaşma vardı, ama ondan yalnızca asker-sivil 10 kişi haberdardı’’ şeklindeki tek açıklama dönemin (1964-1966) askeri istihbarat başkanı Sezai Orkunt’tan gelmiş.

İran’daki devrim sonrasında (1979) ortaya saçılan CIA belgelerine göre, 1958’de İsrail, İran ve Türkiye arasında istihbarat değişimi amaçlı bir örgütlenme oluşturulmuş.

Adı da ‘Trident’ imiş…

Görüştüler de ne oldu?

Zorlu İsrailliler ile gizlice buluşup görüşüyor, Menderes gizli ilişkiler sürdürmede sakınca görmüyor da İsrail’in gözüne giriyorlar mı?

Kitaptan aktarayım (s. 48):

‘‘İsrailli yetkililerin izlenimine göre, Menderes’in İsrail’e daha yakın olma girişimlerini Zorlu engellemekteymiş. Ankara’daki maslahatgüzar Moshe Sasson’a göre, Menderes ilişkiyi bir üst düzeye çıkarma sözü vermiş, ama konunun esas sahibi olan Zorlu bazı görüşmeleri engellemekteymiş; mesela Moshe’nin Roma büyükelçisi olan babası Eliyahu Ankara’ya gelecekmiş, Zorlu karşı çıkmış.’’

Belli ki, ikili (Menderes-Zorlu) iyi diplomat-kötü diplomat oyunu oynamışlar İsrail’e karşı…

‘‘Sonuçta söz de vermelerine rağmen ayak sürümeleri yüzünden Arapları kızdırmamak için ilişkiler daha ileri gitmedi’’ diyor Ofra Bengio.

İsraillileri kızdırmış Menderes-Zorlu ikilisi…

Onların askeri darbe (27 Mayıs) ile devrilmesi ardından yerlerini alan kadrolar farklı davranmışlar. Ofra Hanım‘‘Gizli kalması şartıyla Cemal Gürsel ilişkileri pek çok yönden güçlendirdi’’ tespitinde bulunuyor. Ancak askerlerin başbakan yaptığı İsmet İnönü ilişkileri normalleştirmeye söz vermiş, ama sözünü tutmamış, ‘‘Hem de İsrail devleti kurulduğunda onu ilk tanıyanlardan Türkiye’nin başında o bulunuyordu’’ da diyor. İnönü İsrail’e iki kişi göndermiş, kendisi de Paris’te Levi Eshkol ile -tabii gizlice- görüşmüş, ama sonunda o da ayak sürümüş işte.

Ofra Hanım ‘‘Zaten çok geçmeden yerinden oldu’’ diyor İsmet İnönü için…

Kitapta başka dönemlerle ilgili de göz açıcı bilgiler var, ama sizi bugün için daha fazla yormayayım.

ΩΩΩΩ

33 YORUMLAR

  1. İsrail yahudileriyle kısa kisa da olsa birkaç defa bir araya gelme firsatim oldu. Genel intibam geleneklerine cok bagli oluslari. Egitim düzeyleri yüksek. Avrupada felegin çemberinden geçmis olmalarini kendi avantajlarina kullanmasini iyi biliyorlar. Dinlerine baglilar yiyecek-yemeyecek listelerini dunyaya standardlarina sokmuslar. Degisik ülkelerde yasayan muslumanlar kendilerinin yiyebilecegi seyler hakkinda supheye dustuklerinde Koşer damgali yiyecekleri guvenerek yerler. Bunun sebebi Kitap ehli kapsamında bazı ortak noktalarin oluşu (sünnet olma, domuz eti yememe vs.). Bir vesileyle 1-2 yahudinin oturdugu masaya ben ve yanımdaki bir arkadas oturduk. Arkadaşım, müslümanlığı ağır basan güneydoğulu iyi bir arkadaş. Bir şeyler yerken medeni hoş-beş sohbet ediyoruz, karşılıklı pozitif havada konu konuyu açıyor…. Derken yoklama yapmak geldi içimden.

    Vesileyle, n’olucak şu memleketin hali kabilinden lafa girdim: “N’olucak şu Ortadoğunun hali, Arab-İsrail anlaşmazlığı daha ne kadar sürecek. Çok kan akıyor; bir taraf en düşük seviyede acziyet içersinde utanç verici şartlarda yaşıyor, diğer taraf eğitim seviyesi yüksek, Avrupa görmüş –dünya insanı. Böyle mi olmalı? üstelik siz arablarla aynı ırktan, ayni amca cocukları sayılırsınız. Ne zaman dinecek bu kan?” Cevap veren diyebilirdi ki “Ya bunlar siyasi işler, devlet politikaları. Halk farklı düşünüyor..” ama vurguyla dile getirdiği şey şuydu: “Evet Arablarla etnik ve tarihi yakınlığımız var. Ancak din farkı en şeyin üstünde bir şey”. Yani biz bu adamların amca cocukları falan da değiliz. Arablara etnik olarak aşık falan da değiliz ama aynı dine mensubuz. Yani bu yahudilerle menfaat çatışmasına girildiğinde eninde sonunda din farkı esasıyla hareket edecekler. Bu sadece bir zaman meselesi. Din-Irk kaynaşmasıyla kendini üstün görmek bunların karakterine işlemiş.

    Dolayısıyla bize de olaya dini açıdan bakmak düşer. Dini hassasiyetin yoksa aldırmazsın. Menfaatimiz geregi yahudileri tercih etmeliyiz diyebilirsin. Belli ki bizde askerler böyle davranıyordu. Bizdeki sivillerin (yönetici-hükümet yetkilileri vs) davranışında ise yahudilerde hakim olan, dinin rehberliğindeki politikalarına kıyasla biraz da olsa dini hassasiyetin oluşu. Din-Irk kaynaşmasını yahudiler evanjalist hristiyanlarla derin ilişkiler kurarak ne hale getirdiler, 2-3 gün önce gördük. Meseleye, “seküler at gözlükleriyle bakmak” var bir de “dini gözlüklerimizle” bakmak var. Allah indinde hangisi sorumluk olur, onu da düşünmek zorundayız. Adalet neyi gerektiriyor? Ne şiş yansın ne kebap türü bir politika ama nasıl…. Sömürünün bugünkü sembolu Trump. Dini fanatikliğin-açıkgözlüğün bugünkü sembolü siyonist Netanyahu. Bunun karşışında filistinlilere de çaresizlikten terrorist olmak düşüyor galiba. Karşı taraf açısından bunun bir mahsuru yok.

  2. Yazıyı okuduğumda, aslında daha önce de yazdığım düşüncelerin ne kadar doğru olduğunu kendi (ters çalışan) kafamda teyit ettim.
    Daha önceki yorumlarımdan birisinde, güçün birkaç merkezde toplanması durumunda o ülkenin yönetilmesinin kolay olduğunu belirten bir yorum yazmıştım. insanların birey olamadıkları için, bu birkaç merkezden birisi ne söylerse ona göre düşündüğünü, ona göre hareket ettiğini bu nedenle de bu merkezlerin (güç odaklarının) kontrol edilmesi ile o ülkenin de kolaylıkla kontrol edilebileceğini yazmıştım.(Tam cümlelerimi hatırlamıyorum ama çok olmadı bunları yazalı).
    Ayrıca daha önceki yorumlarımda insan hakları, özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi kavramların önemlerinden de bahsetmiştim.
    Dün editörün yayınlamadığı yorumumum içinde ise “bu seçim, kimin seçileceğinden çok, kimin seçilmemesi gerektiğinin önemli olduğu bir seçim” diye yazmıştım.
    Bu yorumlarımı,bugünkü fehmi korunun yazısı üzerine tekrar gözden geçirecek olursak, ülke insanın tebaadan vatandaşa geçemediği, birey olamadığı yerde birkaç güç odağının olmasının sonucunu görüyoruz. bu birkaç güç odağı bir şekilde (yazıda israil.fakat kimin olduğundan daha ziyade kontrol edilebilir olması önemli) daha güçlüler tarafından kolaylıkla kontrol ediliyor. Kolaylıkla kontrol edilebilen ülke olmaktan çıkmak için, öncelikle gücün birkaç merkezde toplanmasının önüne geçmemiz gerekiyor. bunun da en önemli kuralı tebaadan vatandaş düzeyine çıkabilmek, birey olabilmek, atatürkün deyimi ile “ilmi hür, irfanı hür,vicdanı hür” bireyler olabilmek ve sistemimizi de merkeziyetçi minvalden çıkarmamız gerekiyor. mesela siyasi partileri ön seçim yapmaya zorlamamız gerekiyor. mesela devleti, servet dağıtan konumdan çıkarmamız gerekiyor vs. Eğer biz bunları yapabilseydik suriye politikası bu kadar kolaylıkla uygulanamıyacaktı. yani israilin güçlenmesine neden olan suriyenin parçalanmasına giden süreçte hükümet karşısında kendi vatandaşlarını bulacaktı. kimse emevi camisinde namaz kılmaktan bahsedemiyecekti. Çünkü bunun ahlaksızlığı ve mantıksızlığı, normal her insan tarafından kolaylıkla görünür, göründü, söylendi de.
    Başka yazdıklarımdan bununla bağlantılı bölümler neler: özgürlükler, hukukun üstünlüğü, düşünce özgürlüğü vb. Yukardaki metinde, gizli anlaşmaların yapılmasından ve bunların en fazla 10 kişinin bildiğinden bahsediliyor. eğer özgürlükler olsaydı, eğer bağımsız bir medyamız olsaydı, eğer teba değil, birey olan insanlarımız olsaydı, bunlar devlet sırrı denilerek üstü örtülmek yerine, açığa çıkarılacak, böylece israilin ülkemizi istediği gibi yönetmesinin önüne geçilecekti. tabii bireylerin korunabilmesi de hukuk ile olduğu için, o zaman hukukdışı olarak kimse de susturulamayacaktı. gizli tanıklarla hapse atılmayacak, ihalelerden uzaklaştırılmayacak, vergi memurları aracılığıyla baskı kurulamayacaktı. böyle bir ortamda pekçok şey açığa çıkacağı için gizli anlaşma yapmaya niyetlenen 100 kere düşünmek zorunda kalacağı gibi, gizli anlaşmalar da kolaylıkla ortaya çıkarılabilecekti.
    ve nihayet, dün editörün yayınlamadığı yorumumun ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Dünkü yorumumda, bu seçimin kimin seçileceğinden çok kimin seçilmemesi gerektiğinin önemli olduğu bir seçim demiştim.
    Böyle demiştim çünkü bir ülkeye en fazla zararı, taraftarlarının ona en fazla bağlı olduğu, yani güç odağının en tartışmasız olduğu, sorgulanamaz olduğu, kitlelerin en kolay şekilde yönlendirilebildiği kişi ve kurumların vereceği apaçık ortada. mesela bir gülenin bu ülkeye vereceği zararı herhangi kötü bir insan veremez. çünkü kimse onun istediklerini kolay kolay yapmaz. fakat gülen ne söylerse yapan kitle, onun her söylediğini sorgulamasız yapacağı için (yaptığı için de), burdan doğru çıkma ihtimali yoktur. bu durumda ülkenin kontrol edilmesi gayet kolaydır. Bu durum cübbeli için de, öcalan için de, adıyaman şeyhi için de geçerli. tabii erdoğan için de geçerli. bir ülke için en tehlikeli, en güçten uzak durması gereken kesimler, taraftarlarının mürid düzeyinde bağlı olduğu insanlardır.
    Bu nedenle, ben akpli herhangi bir adayın bile şu andakinden daha az hasar vereceğini düşünüyorum. çünkü söylediklerini sorgulayacak epey insan olacak.
    Son olarak da, daha önce bu açıklıkla yazmadığım ve düşünmediğim bir başka önlemi de burada yazıyorum. Her ne için olursa olsun, abd ile kesinlikle askeri işbirliği sonlandırılmalıdır. çünkü abd, kontrgerilla ile zaten ülkeleri kontrol mekanizmasını yıllar öncesinden kurmuştur. burda da öncelikle mit, ordu ve polis içindeki birimleri kontrol ederek yapmıştır. bu nedenle özellikle burdan, özellikle de eğitim için abdye kimsenin gitmemesi gerekir. üslerin kapatılması gerekir.

    • Not: “burdan” derken kastım “asker, mit ve polis” tir. “Burdan” kelimesi sanki “türkiyeden” gibi anlaşılabilir.oysa amerikaya asker, mit ve polis harici herkesim gidebilir, gitmelidir de.

      • ilave! birkaç kişinin biraraya gelip çatı aday belirlemesine karşı olmamın da ne kadar doğru olduğunu da bu vesile ile tekrar gördüm.

        • benim kafamın nasıl ters çalıştığını, farkını vurgulamak gerekirse:
          Herkes israille işbirliği yapan ya da yapacak hainleri arıyor, subutaycıları arıyor, masonları arıyor vs., ben ise insanları hain olmaya itmeyen ya da hainlerin bu ülkeye zarar veremiyeceği sistemi arıyorum.

    • Ne yani? Küfür ve hakaret içermeyen yorumlar asla sansür edilmiyor burada diyenler yalan mı söylüyor;
      Yoksa senin sansürlenen yorumun küfür ve hakaret mi içeriyordu…?

  3. T.C. için, “Sabetayistlerin cumhuriyetidir” denildiğini duymuştum.
    Mülki erkan, askeri erkan, sermayedarlar vs. hep onlardan ve onların kontrolünde olurmuş.
    Sabetayistlerin kim olduğunu yorumcularımız bilirler.
    Koru’nun yorumları ile duyduğum bu söylem uyuşuyor.
    Beni İsrail ile ortak bir kader kaçınılmaz görünüyor…?
    Geçmişteki bir makalemde Yahudileri Kıbrıs’ta iskan edelim demiş ve konuyu enine boyuna irdelemiştim. Kuzey Kıbrısı kimler için elimizde tutuyorduk ki?
    Yahudiler olmazsa Filistinlileri oraya taşıyalım, orayı dünya ticaretinin merkezi yapalım.
    Bir bakarsınız ki dünyaya bahar gelir.

    • Suriyeden ve Filistinden Turiyeye gelen göçmenleri Güneydoğunun rahatlaması için hiç değilse bir kısmını (misal: 500 bin) Kıbrısa yerleştirme fikri gayet iyi. Benzer düşünceleri nüans farklarıyla başka bir platformda ben de dile getirmiştim. Kıbrıs potansiyeli bir fırsat olarak karşımızda. Hatta, gitmek istiyen siyonistlere karşı olan yahudileri de onlara ilave edelim. Oradaki Türklerle ve hatta zamanla hristiyan rumlarla hep birlikte yaşam örneği göstersinler. Bu Türkiyenin kontrolunde oldugu sürece başarılmayacak bir şey değil. Osmanlı dönemindeki gibi bir adaleti ancak Turkiye saglar.

  4. Bugün benzer konu farklı bakış açıları ile sağ ve sol basında da çıktı. Gerçi orası da bana çok ilginç geldi bu durumu olayın sıcaklığına bağlıyorum!! Konu hakkında geçmişten günümüze yanlı ya da yansız çok sayıda araştırma makalesi de eminim yayınlanmıştır. Hepsinde de bir şekilde maddi çıkarlar ya da omurgasızlıklardan kaynaklanan kaypaklıklar nedeni ile adı sermaye olsun ya da üst akıl olsun mutlak surette din kisvesine bürünmüş bir Yahudilik Romanı çıkıyor maalesef. Burada bu gücün karşısında duran ya da buna cesaret eden eski Türk filmlerindeki gibi fakir ama gururlu erkek jönlerine rastlamak neredeyse birkaç kişi hariç imkansız. Dünyaca meşhur parababası ve güçlü ailelerin Osmanlı döneminden bu döneme kadar amaçları doğrultusunda dünyayı dizayn etmek istemelerinde bir gariplik görmüyorum, düşman bile olsa soylusu makbuldür. Burada nefsimizi kandırmaya gerek yok, çünkü ne kadar para, güç ya da her adı her neyse ona sahip olursanız olun mutlaka satın almanız, emrinize almanız ya da köleniz olması gereken ve ona belkide hayal edemeyeceği kadar gücü sağlayan satılık, güç heveslisi, manevi değerlerden yoksun veyahutta manevi değerleri kendi pis nefsi için kullanan insanlara ihtiyaç duyarlar. Yapılan yorumları hep tek taraflı yaptığımızı fark ediyorum, kendi nefsimiz, sistemimiz, insanlarımız, değerlerimiz adına neler verdik neleri çiğnedik bu hale geldik kısmı ile çok uğraşmıyoruz. Varsa yoksa İsrail, Amerika, Rusya, İngiltere, Almanya vs demekten öteye geçemiyoruz. Siyasiysen iktidar olmak istiyorsan mutlaka birileri ile irtibatlı olman gerekiyor ya da iktidarsan mutlaka üst akıl ya da adı gizli muktedirlerin onayını alman gerekiyor gibi bir tablo ile kendi insanımızı kendi dinimizi, milletimizi ne kadar da hor gördüğümüz ayan beyan sırıtıyor. Bu maya Cumhuriyeti kurarken sağlam iken Demek ki temelde bir yerde mayada ciddi hasarlı durumumuz oluşmuş bence bunlar neler tekrar araştırmakda fayda var! Ancak artık fitil ateşlendi ve harekete geçildi, 2018’in yazını bilmem ama 2019 dünyamız için büyük yıkımlara sebep olacak gibi duruyor, Allah yardımcımız olsun, kaçmak isteyenler için bir sorum var; düşündünüz mü dünya ne kadar küçük?

  5. Türkiye’de gelmiş geçmiş bütün politikacıların hedeflerinde İslam dini vardi ve halen daha devam ediliyor.
    Bir kesmı dindarları tehlike olarak göriyor diyeri kesim mağdur olarak gõriyor.
    Rahmetliler Erbakan ve Ecevit bu oyunların farkíndalardı ve birlikte hükümet kurdular ve bu oyunu bozmak için ilk adımı attılar.
    Peki başarılı oldulami? Hayır olamadılar.
    Eğer olabilseidiler 80 darbesi olmazdı.
    80 darbesi Türkiye’nin bõlünmesinden yanaidi ve bunu devam ettirmek gerekiyordu.
    Darbeciler aslínda amaçlarına ulaşamadılar hapishanedeki mahkümlara yapılan işkenceler o dönemin solsu ve sağci gençlerini uyandırdı.
    Bunlar tekrar húriyetlerine kavüştuk tan sonra Rahmetli Õzalın dört eyliminr sahip çıktılar ve barış içinde eski dúşmanlar kardeş olmustular.
    Bu seferde biz buna ismini Karagülle hocanın Sermaye dediği örgüt olarak kabul edersek.
    Bu kez PKK yi icat etti ve başínada dindar bir ailede yetişmış zekalı birisini seçtile Öcalan buda tam soy adína yakíşaní yaptı hem TC yi hemde Kürtleri bölmek için en iyi bir piyondu.
    O piyona Kürt halki desdek değil köstek olunca onu paketleyip memleketine taslim ettiler.
    Çünkü isdediklerini elde edememiştiler bunda Din galip gelmişti.
    Dini öcüleştirmek için Erbakana ve Yazıcıoğlu na teklif götürdüler ve red cevabi alínca zaten Ecevitide hal etmiştiler.
    16 yil popüler olaca çenesi müthiş laf yapan ve Erbakan tarafından hiç sevilmiyen bir talebesine o görevi verdiler.
    Allah için Ústlendığ görevi tam onların isteklerine doğrultusunda yerine getirerek başarílı oldu.
    Kürtler terörist,Ermeniler dúşman,müslümanlar darbeci ve Vatan haini çocuğu olmiyanlar yarım insan ve bunlara benzer bir çok laflar.
    TC nin her tarafi beton olmasína rağmen şu anda hapshane síkıntısı çekiyor, hapshaneler tıka basa dolmuş taşiyor,
    bütün adi suçlulari af edilmesine rağmen.
    Yazarımız bu yazısının zamanlaması mükemmel.
    Bu günler öğle tesadüf değil pilanli.
    Şu an içeri bitti içerde mahsunları oyniyarak propoganda yapması OHAL ve muhalefetin barışçı söylemleri ortamini tamamen ortafan kaldírínca bu işi Filistin ole halletmek yolundalar.Millet bunlara şu soruyu sormazmi.
    Madem bu olayda Filistinlilerin yaninda yer alıyorsanız. Haklarını savuniyorsanız. Neden bu konuda meclise
    verilen önergeyi redettinz???

  6. şu ana kadarki yorum sayısı epey az. ramazan olduğu için mi yoksa editörün mü gazabına uğradı?
    fehmi beyin yazısında birkaç vurgu var. Bunlar: 1: gizli anlaşma 2: askerlerin israil ile işbirliğinde istekli davranırken dışişlerinin isteksiz olması 3: israille gizli anlaşma yapanların bazılarının (yazıdan sanki bütün siyasiler gönülsüzlük göstermiş gibi bir algı çıkıyor) 4: ayak sürüyenlerin koltuklarını kaybetmesi.
    ben bunlar için çok daha fazla yorum olacağını düşünmüştüm.

    • 3. maddenin cümlesi yarım kalmış. “3: israille gizli anlaşma yapanların bazılarının (yazıdan sanki bütün siyasiler gönülsüzlük göstermiş gibi bir algı çıkıyor) gönülsüz davranması” olması gerekiyordu.

        • H Gayret sizin bútün yorumlarınızı okuyorum ve yorumlarınız beni bayağı gúldürüyor, ayni zamanda hoşuma da gidiyor! çünkü hemen aklima birçok soru geliyor, ayrıca soru somayı da severım.
          Siz araştırmayi seven birisine benziyorsunuz, onun için O meşhur bir dakikayi sizin için açıklamak istiyorum.One minute editore söylenen bir sözdü
          ve ikinci dil olarak tek bir kelime bildiğı için bir dakika musede istedi.
          Editõr bir dakika süre verdi oda súreyi aştığı için editor onu susturmak zorunda kaldı susturunca da onula kavga edip orayı terk etti.
          Bir de onun konuşmalarının yarisi bile İngilizceye çevrilmedi. eğer ingilizce değıl konuştuğu dilde Irkçılık yapiyorsun diye tepki gösterse idi o zaman daha etkili olurdu ve orada istedığı kadar konuşurdu. tabii o zaman Türkiye de değil dünyada popüler olurdu.
          reisin bir dakikası değil İsrail başkanına saydığı laflar Araplarda popüler olurken bir dakikası da Türkiyede onun oy hanesine yazılmış oldu.
          Zaten bútün bu gibi gelişmeler danışıklı döğüş olduğu bu gúnlerde daha açıkca ortaya çıktı.İstersen o vidioyu bir daha izle ve düşün, kavga etmek yerine onların canavarliklarını açıklasa idi Filistinlilere daha çok yardım etmiş olurdu.
          Esenlikle kalın.

  7. Tarihin Akışı
    İnsanlık, avcılık döneminde avın peşine takılarak tüm dünyayı fethetti. Ulaşım ve haberleşme imkanları olmadığı için çobanlık döneminde kabile hayatı yaşadılar. Tarım döneminde ise site yönetimleri oluşturdular. Sonunda mübadele dönemine geçince site devletleri kurdular. Zamanla isteyenler birleşti veya büyüdü ulusal devletler oluştu. Sonunda imparatorluklar doğdu.
    Tarihi elemenin sonunda oluşan imparatorluklar son yarım bin yıl içinde süper güçler oluşturdu. İlk imparatorluğu İskender kurdu sonra Romalılar Akdeniz’i göl haline getirdi. Son imparatorluklar ise Osmanlılar, İngilizler, Ruslar ve Avusturya-Macaristan imparatorluklarıdır. Sanayi inkılabı ile imparatorluk dönemi sona erdi. Birden ulusal devletlere geçilemedi.
    İmparatorluklardan sonra süper güçler oluştu. Bugün yeryüzünde dört süper güç var. ABD, Çin, Rusya ve AB. Ulusal devletler ile süper güçler arasında çatışma vardır. Sermaye önce beylikleri birleştirdi, krallıkları oluşturdu. Krallıkları yıktı, diktatörler dönemi oluştu. Halen diktatörlerle uluslar arasında çatışma devam etmektedir.
    Araplarla İsraillilerin arasını açan Sermaye’dir. İsrail Yahudileri Amerikan ve İngiliz Yahudilerinden çok daha şanslıdırlar. Bir defa yerleri dünyanın merkezindedir. Türkiye kadar önemli bir yerdedirler. Diğer taraftan halkı dünyanın her yerinden gelmiş ve tüm insanlara iyilikleri vardır. Eğer serbest bırakırsa kısa zamanda İsrail Yahudileri dünya ticaretine hakim olacaklar. Bunu bilen Rothchild ve Rockefeller Filistinliler ile İsraillileri çatıştırmakta ve böylece İsrail’in büyümesini önlemektedir.
    Abdülhamit bilendi, Türkiye biliyor ama beceremiyor. Biz İsrail ile dost olmalıyız. İmparatorluk dönemi sona erdi. Ulusal devletler dönemi geliyor. İsrail bağımsız olacak. Dünya ticaretinde hizmetine devam edecek. İlimde başarılarını sürdürecek ama dünyayı sömüremeyecek. Tekel sömürü düzeni sona erecek. Bunu Kur’an çok açık bir şekilde bildiriyor.
    Türk Ordusu bunu bildiği için İsrail ile hep iyi olmuştur.

    • İsrail ile eninde sonunda savaşmak zorunda kalacağız. Vadedilen topraklar diye bir ütopik hedefleri var ve Türk Ordusu ve Milleti asla 1 karış toprak vermeyecektir . Hodri meydan . Siyonistler eninde sonunda kaybedecek . Aklı başında yahudilerle bir derdimiz Yok ama siyonizm ile mücadelemiz kuyamete değin sürecek .

  8. Yahudiyi ve Yahudiliği anlamak için KuRanı iyi kavramış alimleri ve fikirlerini bilmek lazım….. Kur’an’da Cenab-ı Allah, İsrail oğullarının pekçok hususiyet ve davranışlarırnı açıklar. Didik didik İrdeliyen kişiler de çıkmamış değil, bu özelliklerini….. .
    Fakat, merak edilecek husus, Dış İşleri’nin İsrail’e hep soğuk durmasına karşılık, askerlerin hep sempatik davranmaları ve yakın durmaları. Dış İşleri’nın yakın tesbitleri daha mı çok, Yoksa, Dış İşleri mensublarının daha, Devlet ciddiyeti ve masumiyeti içinde yetiştirilmiş, gözü ve gönlü tok, eline ve beline daha hakim bir şehirli bürokrat ciddiyeti içinde yetiştirilmeleri mi, acaba ? Yoksa, askeri teçhizat bağımlılığı mı, askerleri böyle yönlendirmiş olabilir ? Bu konuyu araştırmıya değer buldum, doğrusu.
    Yahudilerin insanlar ve milletler üzerindeki “mahalle baskısı” nereden geliyor, para ve ticaret hakimiyeti, becerisi mi ? Oysa – bir Hocamız anlatırdı – dışarda bir Yahudi hayranı görünen kişi, dört duvar arasına geçince, Yahudiye, nasıl, infial duyuyordu…..

  9. 1948 e kadar İsrail diye bir devlet yoktu fakat tek bir millet olan Arap devletleri vardı.
    Peki bunlarda huzur ve barış varmiyidi?
    Ellerinde kendi anladıkları dildlden (Ana dilinden) İnsan oğlunun ne yapmasi ne yapmaması emredilen Yüce yaratıcımızın õğütlerini ve ikazlarınín hangisini yerine getirdiler?
    Osmanlı dõneminde Osmanliya Düşmandílar İngilzler ile bir olup Osmanlı askerlerin kesdikkeri kafalarını İngilizlere bir altın karşılığı satmadílarmi?
    Petrol gibi çağın mucevheri onlarín elinde olmasına rağmen onun nimetlerini insanlik için kullanmak yerine kendi zevk ve egolarını yerine getirmek içın sadece tüketiciliği becere bildiler üreticiliği değil.
    Baríşín B siniden çalişmanı Çsininden bey haber ve kendi kendi kendilerinin düşmanı bir millet.
    Bir ara İsraille barıştílar bu sefer Hamas ve Elfetih miidi? neyisi ikiside Filistinde kurulmuş õrgütlerdi birbirini öldürdüler.
    O bõlgede Araplarín sorunu İsraie değil bir bir leri ile,Önce birbirleri ile geçinsınler sonra Müsevileri suçlasınlar.Hem
    Musevilere Topraklarıní sattsınlar sonrada dönúp bizi işgal ediyor diyiyorlar.
    Türkiyede dahil (Türkiye ile kastim İdareciler)
    Trump ve Netenyahu gibi üşkağatcılar’a meydani bırakıp hatta o meydani onlara peşkeş çekmek için Kendi milletlerini de aldatarak gizlice maddi manevi yardım ederek seçimi kazanabilmeleri için neler yaptiklarını nasıl çaba hacadíkkarını, gizlice para yardímlari yaptiklarına hep birlikte şahid olmadıkmi?Seçimden önce öve öve bitiremediklerini Kazandíktan sonra Gazeteler ve taraftarlar zafer çığlıkları atmadílarmi? (bu sitedeki bazi yorumcular da dahil) İsterseniz o günlerdeki sayin Korunun Trump la ilgili yazilarina verdikleri tepkiler halan arşivlerde duruyor. “BAKABİLİSİNİZ”
    Şimdide kalkmış takiye yapiyorlar.
    Bu iki taraflı oyunu millete yutturmak için çene savaşi veriyorlar bağırıp çağirma tehditler savurma sanki bizde bunlari yuttuk.
    Hele havuz gazeteleri ve yazarlarınin da dömeleri bizim bile başımızı döndüriyor.
    Neyise şöyle bir buçuk yıl öncesine bakarsak seçimlerinde Ağustos değil Hazirana alınmasíndaki sebeplerini anlamış oluruz.
    Bizimkiler oy peşinde Araplar kıralliklarıní kuvvetlendirme peşinde bunları korumak , için onlar Netenyahu ve Trump gibileri ile kardeş gibiler fakat millete düşman olduklarını yutturiyorlar.
    Bence Filistinler İsrail devleti sınırları içinde yaşasalar daha refah bir hayat yaşarlar tıpkı şu an orda yaşayan Araplar gibi.

    • Arap sokaginin durumuyla ilgili tespitlerinize katiliyorum. Filistinlilerin israilin tebaasi olarak yasamalari bugunku durumlarindan elbette daha iyi olurdu…

  10. ”Türkiye’de bütün hükümetler, Erdoğan dâhil, Amerika’daki Yahudi lobileriyle iyi ilişkilere sahip olmuştu.”

    Taha Akyol’un bu tespitine karşılık, yazısında aksini işliyor Koru…”hayır, iyi ilişkiler değil, mecbur bırakılan, dayatılan ilişkiler”dercesine…Belki de, ben böyle anlıyorum.

    Ben böyle anlıyorum: T.C. yakın tarihine atıfla, İsrail’in kuruluşunu tanıyan ilk devlet Türkiye ve idarenin başında da İnönü bulunuyor; buna rağmen 1950 seçimlerinde Ofra Hanımın deyimiyle ‘‘Zaten çok geçmeden yerinden oldu’’ deniyor İnönü için…Burada aklıma gelen iki şeyden birincisi: Yahudi lobilerinin Atatürk ile ilişkileri ne düzeyde, nasıl gerçekleşmiştir -malum, bu süreç Abdulhamit öncesine kadar dayanır-.İkincisi: ”yerinden olan” İnönü’nün halefleri ile mezkur lobiler ne tür bir ilişki ve pazarlıklar içerisine girmişlerdir oldu. Hoş, Koru bunu, ”İnönü sonrası Menderes ve Zorlu’da ayak diremiş İsrail taleplerine karşı” diye açıklıyor zaten.. lakin onlar da siyasi kariyerlerinin bedelini hayatları ile ödemiş oldular. Sonrası da malum: 12 Eylül 1980.. Adnan Kahveci’nin ters yön trafik kazası..Özal öldürüldü mü?.. 28 Şubat süreci ve Kudretli general Çevik Bir..Muhsin Yazıcıoğlu…

    …ve, Bahçeli’nin 3 Kasım 2002 erken seçim çıkışı dolayımında ”Türkiye’de Siyasal İslam yükselme trendinde, sizi iktidara taşıyalım” teklifinin alıcısı AK Parti…16 yıldır iktidarda.

    İçinde bulunduğumuz ekonomik ve siyasi bunalımın kesafeti, AK Partiye halef bir siyasi yapının henüz teşekkül edilemediğinden midir veya Taha Akyol’un ifadesiyle ‘‘Türkiye’de bütün hükümetler, Erdoğan dâhil, Amerika’daki Yahudi lobileriyle iyi ilişkilere sahip olmuştu.”nun aksine ‘mecbur bırakılan ilişkilere’ AK Partinin ayak diremesinden midir, nedir?

    Öteden beri İsrail ile ilişkilerde, Dişişlerinin soğuk duruşuna karşılık askerin sıcak davranışları şimdi nasıldır acaba?

    ”Sıcaklık” devam ediyorsa eğer sivil siyaset üzerindeki vesayet hala devam ediyor demektir.

    Bin yıl sürecek denen ”soğuk şubatın” da 28 Şubat 1997’den de geriye giden, onlarca yıl, bir de evveliyatı varmış demek!

  11. dunya gemisinin kaptani abd dir biz de onun yaninda yerimizi almaliyiz diyerekten pensilvanyaya hicret ederlerken, sozum ona bu magduriyete yol acan cevik mi cevik bir pasa da tsk karargahinda mossad irtibat burosu actirivermisti. Sonrasinda zaten otoriteye saygili duzeyli bir iliskiye evrilmisti bile bu askimiz:) o donem bu abd seyahati icin ilkokul mezunu bir vaiz parcasina yesil pasaport cikartip veren devlet heralde biliyordu bu iliskiyi?

  12. Öncelikle bu yazının sayın abdüllatif şenerin açıklamaları ile bir bağı var mı merak ettim. konuyla ilgili esas düşüncemi ise daha sonra yazacağım.
    İnsanların yazacaklarını tahmin etmekle birlikte, benim gibi kafası ters çalışan başka birisi var mı diye de merak ediyorum doğrusu.

    • Fehmi Beyin yazısının başlığı bugüne yönelik olarak çok şey söylüyor aslında.
      İsrail özelinde; uzun süre öteki ve av olarak yaşamış bir milletin devletinin, avcı olmak için kolladığı fırsatları görüyorüz ve yaşıyoruz. Menderes dönemindeki politikalar 9 yaşındaki bir devletin düşünme biçimini ortaya koyuyor ama şimdiye dek pek de değişen bir şey yok. “7’sinde neyse 70’sinde o” meselesi. Bunları tüm halkı için söylemiyorum, israil devletinin kendisi için söylüyorum. Bu politikaları onaylamayan birçok yahudi var çünkü.

      Geçmişi travmalarla dolu bir devlet narsistik (empatisizlik en önemli göstergesi) bir eğilim göstererek, çevresini tamamiyle kontrol etmeye çalışıyor. Bunun için her türlü şeyi yapabilirler. Güce uzun süre maruz kalınca gücü sonuna kadar kullanıyor ve kullanacak. Kudüs statüsü tabii ki bu sürecin doğal bir sonucu olacak.

      Bu zor dönemlerde keşke hakkı üstün tutan, gücünü demokrasisinden alan ve tüm vatandaşlarının kendini tek bir millet gibi hissettiği daha güçlü bir devletimiz olsaydı. Bir vatandaş olarak açıkçası endişeliyim.

      • gücünü demokrasiden alma ilkesi çok önemli. yalnız daha güçlü devlet,ülkenin daha güçlü olması anlamına gelmiyor. zapatanın bir sözü aklıma geldi. “halk büyük olursa büyük insanlar olmaz. halk küçük olduğu için büyük insanlar var” mealinde birşeydi. bu devlet için de geçerli. isveç devleti dediğimizde kimsenin aklına güçlü devlet gelmez. ya da isviçre devleti, ya da norveç devleti. güçlü ülke olmanın yolu güçlü devlet olmaktan geçmeyebiliyor.

    • Soru şöyle de sorulabilir: Yazar, israil ile gizli bir anlaşmayı mı ima ediyor?
      ya da biraz daha ortaya karışık soracak olursak: yazar, şimdi bu yazıyı niye yazdı?

  13. ”İsraillileri kızdırmış Menderes-Zorlu ikilisi…
    Onların askeri darbe (27 Mayıs) ile devrilmesi ardından yerlerini alan kadrolar farklı davranmışlar. ”
    Yazının bu son bölümünden ne anlamamız gerekiyor acaba?
    Darbe ile devrilmelerinden sonra Menderes-Zorlu ikilisinin idam edildikleri düşünülürse, eğer İsrail ile ilişkileri kötüleştirirseniz sonunuz belli denmek istenmiş olabilir mi?
    Zaten darbeden sonra askerlerin başbakan yaptığı İsmet İnönü bile İsrail ile ilişkileri düzeltmede ayak sürüyünce yerinden olmuş..
    Yazının benim en çok ilgimi çeken bölümü ise dışişlerinin İsraile hep soğuk davrandığı ama askerlerin hep sıcak tavır alıp İsraile yakın davranmaları..
    Mesela bahsedilen kitapta ‘‘Gizli kalması şartıyla Cemal Gürsel ilişkileri pek çok yönden güçlendirdi’’ deniyormuş.
    1958 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanan, 3 Mayıs 1960’ta darbeden 24 gün önce bir mektupla silahlı kuvvetlere veda ederek İzmir’e giden,27 Mayıs 1960 günü gerçekleştirilen askerî müdahaleden hemen sonra MBK’nın başına getirilen. 28 Mayıs’ta devlet ve hükümet başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri Başkomutanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı yetkilerini üstlenerek yeni hükümeti kuran, Devrik Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanının idam edilmesinden sonra hazırlanmasında önemli rol oynadığı 1961 anayasası gereğince 10 Ekim 1961’de yapılan seçimlerden sonra oluşturulan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin dördüncü cumhurbaşkanı seçilen Cemal Gürsel, İsrail ile ilişkileri çok yönlü güçlendirmek için gizli olarak ne yapmış olabilir acaba?
    Mesela devlet ve ordu içinde gizli bir örgüt, seçilmiş hükümetlerin değil belli odakların isteklerini yapan bir yapı, paralel derin bir organizasyon kurmuş olabilir mi?
    Ha bir de dün medyaya düşen Erdoğan için ülkeye geldiği söylenen İsrailli suikastçılarla ilgili Abd kaynaklı bir haber-dedikodu vardı değil mi?
    Ne alaka demeyin benimki de merak işte..

  14. akılları pazara çıkarmışlar herkes kendi aklını almış derler. yorumları okuyunca karşımıza çıkan tablo bu oluyor. herkes kendi düşüncesini yeter değerlilikte buluyor ve kendi gibi düşünmeyenleri aklı miktarı çeşitli sıfatlarla bir anlamda yeriyor. hepimizin düşüncesi inandığı doğrular savunduğu görüşler bir puzzle mesabesinde, ana resim toplamda ortaya çıkıyor aslında. kadim bir meseldir körlerin fil tarifi. herkes tuttuğu parçanın gerçek (fil) olduğunu sanır oysa gerçek bir toplamdır daha çok, Allah isminin bir isimden çok bir toplam olması gibi…

    israile yandaş olmak ya da karşı olmak da hangi İsrail. İsrail deyince ne anlıyoruz.
    helena rubinstein ın yıllar önce verdiği meşhur bir röportaj vardır. kozmetik devi kozmetiğe inanmadığını söyler, o zaman bu saltanat niye diye soran gazeteciye ” herşey İsrail için ” diye cevap verir, işte İsrail budur. dünya neredeyse israildir, olmayan yer neredeyse yoktur. bugün Amerika israildir, israile çalışır, israili savunur, israili yaşatmak için yaşar. batı israildir ve şimdi Ortadoğu özellikle körfez ülkeleri israildir. israil bu kadar çoğunluk iken aslında bir avuç insandır, çoklar aza çalışır…belli bir duyuş ve duruş ta israildir, israili anlamak çok önemlidir…
    Kitabımızda dahi israile geniş yer ayırılmıştır, bugün israili anlamak Kitabımızı anlamakla mümkün olabilir yoksa onu bir devlet sanmak işten bile değildir…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here