İsrail ile mi, ABD ile mi anlaştık? Anlaşma stratejik mi, ticari mi?

4

 

Dünyada her şey bir denge üzerine oturuyor. Herhangi bir sebepten dengeyi bozmaya kalktığınızda, ki bir çok kişi, örgüt ve ülke buna teşebbüs edebiliyor, bunun getirdiği ek sıkıntılar yüzünden rahatınız kaçabiliyor.

Bunu en iyi ben biliyorum: Fazla kilolarım vücut dengemi koruyamadığımın göstergesi; cezasını da bir çok yan zararla birlikte en başta yüksek tansiyon olarak çekiyorum.

Ülkeler de, hem global alandaki hem de kendi içlerindeki dengeleri korumak için özel çaba göstermek zorundalar. Çünkü bir kere denge bozuldu mu, onu yeniden yerine koyabilmek için öngörülemeyen pek çok fedakârlığa katlanmak gerekiyor.

Bozulma ânıyla tekrar yerine konulma zamanı arasında yaşanan nice olumsuzluklar da cabası…

Türkiye’nin bölgedeki stratejik konumu, yaptıkları içe sindirilemese bile, İsrail ile de ilişkide bulunmayı şart koşuyor. En basitinden söyleyeyim: Başbakan iken gittiği Davos’ta “One Minute” diyerek terk ettiği oturumda Tayyip Erdoğan’ın dillendirdiği şikâyetleri İsrail’e aktarmak için bile sağlıklı bir ilişkiye ihtiyaç var.

 

İsrailliler çok daha eleştirel

Roma’da bugün açıklanması beklenen ‘anlaşma’, bazılarımıza ‘baldıran zehiri içmek gibi’ görünse de, denge teorisi açısından olumlu bir gelişmedir.

Elbette, bu tür zoraki uzlaşmalarda hep yaşandığı gibi, anlaşmanın ayrıntıları arasında tarafların hoşuna gitmeyen yönler mutlaka vardır. Bizde yüzeysel birkaç çıkış dışında fazla eleştiri sesi çıkmıyor; başka bir zaman diliminde, daha uygun bir zeminde, çok daha sert eleştiriler duyulurdu.

Buna karşılık, İsrail’de siyasiler ve medya, hem anlaşmada yer alan bazı maddelere, hem de Türkiye ile anlaşmaya çok ciddi itirazlarda bulunuyor. ‘Siyonist Birlik’ cephesinden bir milletvekili, Erel Margalit, “Netanyahu, kuyruğunu iki bacağı arasına alıp bir kez daha Hamas’a teslim oldu” demiş sözgelimi…

Jerusalem Post’ta dün çıkan eleştirel yazılardan birinin başlığı da şuydu: “Kazanan: Hamas”. Bir başka yazıda görüşlerine yer verilen İstanbul’da çıkan haftalık Şalom gazetesi yazarı Karel Valanski, “1990’lardaki gibi stratejik bir ilişki olmaz, daha çok ticari ilişkiler düzelir herhalde” demiş ve eklemiş: “Kolay kolay giderilemeyecek bir güven sorunu var arada…”

Ticaret? Evet, bu anlaşmayla birlikte, Turcas-Enerjisa, Zorlu, Enka ve başka bazı grupların ilgilendiği bilinen, İsrail’in doğalgazını Türkiye’ye getirme projesini hayata geçirmek, bu arada Kıbrıs açıklarında bulunan petrolün de Türkiye üzerinden alıcılara ulaşması mümkün olabilecek.

Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın profesyonel yöneticilik hayatında ilgilendiği bir konuydu bu.

Yılda milyarlarca dolarlık bir ticarete yol verecek bir anlaşma imzalandı bugün.

fft16_mf1062122 Unknown

Baskılı, sopalı, kırmızı odalı süreç

Dışarıdan bakıldığında uzlaşmanın iki ülke arasında yaşandığı görülse de, ABD’nin de işin içinde olduğu hemen belli oluyor. Taraflar Roma’da anlaşmaya son rötuşları atarken, ABD Başkan Yardımcısı John Biden da oradaydı ve Sabah gazetesinin haberine göre, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, çabalarından dolayı Biden’a teşekkür etti.

Muhtemelen –varsa veya çıktığı taktirde– son dakika pürüzlerini ortadan kaldırmak için Biden Roma’dadır zaten…

ABD’nin konuya ilgisini biliyoruz.

Başkan seçildikten sonra, üzerinde sürekli baskı olmasına rağmen, bir türlü İsrail’e gitmeyen Obama, sırf anlaşmada en fazla itiraz ettiği tazminat ödeme şartını Netanyahu’ya kabul ettirmek için teşvikte bulunmak amacıyla ve neden sonra (2008’de başkan seçilmişti, bu amaçla İsrail’e gidişi Mart 2013’te) Tel Aviv’e ayak bastı.

Obama’nın, o ziyarette, Netanyahu’ya “Erdoğan’ı ara, Mavi Marmara için özür dile, olayda hayatını kaybedenler için tazminat ödeyebileceğinizi söyle” telkininde bulunduğu biliniyor. Netanyahu, Obama’yı Ürdün’e yolcu ettiği gün (22 Mart 2013) Ben Gurion Havaalanı’ndan Erdoğan’ı aradı. Obama da yanı başındaydı ve özür dilenmesini kulaklarıyla işitmeden Tel Aviv’den ayrılmadı.

Arada, bir de, Suriye sorunu ile İsrail konusunu da görüşmek için Başbakan Tayyip Erdoğan’ı telefonla aradığı ânın fotoğrafını Obama’nın yayınlatması olayı da var. Fotoğrafta, Beyaz Saray’daki odasında, gayet resmi giyimli Obama, elinde beyzbol sopasıyla poz veriyordu o fotoğrafta.

Kopardığı gürültüyü hatırlamışsınızdır.

Erdoğan’ın hem başbakan iken (2013 Mayıs ayı) hem de cumhurbaşkanı seçildikten sonra (2016 Nisan ayı) gittiği Washington’da, Beyaz Saray’da ‘kırmızı oda’ kabulü görmesinin sebebi de, iki taraf kaynaklarına göre, İsrail ile yakınlaşmanın sağlanabilmesi için ikna faaliyetidir.

Beyaz Saray’ın kırmızı odası başkanların aileleriyle vakit geçirdiği mekândır. Türk konuklarını ‘evi’ sayılan o odada kabulü, Obama’nın daha önce başka hiçbir konuğuna yapmadığı türden özel bir muameleydi. Dönemi boyunca, ailesiyle geçirdiği vakitler dışında, sadece dostlarına verdiği davetlerde kullanmış Obama’lar o ‘kırmızı oda’yı…

İsrail ile Türkiye’yi yeniden yakınlaştırmak, Obama’nın kendisine ‘misyon’ bellediği ve konumunu yeni seçilecek başkana bırakmadan önce dosyasını kapatmak istediği işlerden biriydi

Sonunda iki taraflı ikna faaliyetlerinin başarıya ulaştığı anlaşılıyor.

Ankara açısından da, Obama sonrasında, –ister Trump ister Clinton başkan seçilsin– Türk-Amerikan ilişkilerinde belirsizliklerle dolu bir döneme girileceği belliyken, ikili ilişkilerdeki bir pürüzü ortadan kaldırmak akılcı bir yaklaşım görülmüştür.

Henüz katkıları yeterince bilinmiyor, ama hakkını teslim etmek gerekiyor: Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, son 7 yıl boyunca izlenen dış politikada, pek çok bakımdan, siyasilerden daha önemli roller üstlenmiştir. Vaktiyle İsrail’de büyükelçilik yaptığı ve muhatapları ilk elden tanıdığı için, Türkiye’yi yeniden İsrail ile yakınlaştırmak, yurtdışı göreve gitmek üzere Ankara’dan ayrılmadan önce, Sinirlioğlu’nun son önemli katkısı sayılabilir.

Dengeyi bir kere bozmaya gör…

ΩΩΩΩ

4 YORUMLAR

  1. Çevremizdeki bütün ülkelerle aramızın bozulmasının arkasında İsrail’le anlaşmaya boyun eğdirmek gibi bir düşünce mi vardı diye aklıma takılıyor ve yine otoriteden izin alınmalıydı sözüne kıyametler koparanlar yarında biz ettik siz etmeyin diyecek gibi duruyor yakın tanık olarak siz ne dersiniz ?

  2. En çok üzüldüğüm şey mavi marmara da bir hiç uğruna şehit olan insanlarımız özellikle gencecik Furkan kadeşimiz şimde ötelerden halimize bakıp ne diyorlar acaba çooook merak ediyorum. çooook iyi yaptınız tekrar “dengeyi” yerli yerine oturttunuzmu diyorlar….Eğer bu anlaşma özellikle “ticari” kaygılara yapılmışsa bence çoook zavallı bir durumdayız….memleket olarak işimiz çoook zor…diye düşünüyorum…

  3. Türkiye’nin bütün ülkelerle ”iyi ilişkileri” olması bir siyasi gereklilik olduğu kadar, her ülke ile ”dost” olması, siyaseten imkânsızdır. İktidar İsrail Devleti’ni (dikkat edelim, sadece İsrail halkını değil) dost ilan etmiştir (AKP Sözcüsü Ömer Çelik). Siyaset ifrat ve tefriti taşımaz.
    Bu arada ”İsrail sevicenliği” müzakeresinde gözden kaçan bir husus var:
    Daha düne kadar iktidar, İsrail düşmanlığı üzerinden siyaset yapıyordu ve oyverenlerden alkış topluyordu (Cemaat’e ‘İsrail uşağı’, ‘MOSSAD ajanı’, ‘Güneydeki ülkeden emir alıyorlar’ ithamları yapılıyordu). Şimdi ise 180 derece dönüşle birden İsrail ‘dostu’ olunuyor. Bu dönüşü anlamak mümkün değil. İyi ilişkiler olsun da dün düşman, bugün dost olmasın.

  4. “İsrailliler daha çok eleştirel” savunması bu anlaşmanın ülke insanına kabul ettirilmesi için en çok kullanılan ifade, yazarda kullanmış. ama israillilerin her durumda daha çok eleştirel olacaklardır çünkü hep isterler, one münüt hadisesinde israil cumhurbaşkanının konuşmasını hatırlayın sanki kendi ülkesi bombalanıyormuş gibi konuşuyordu o kadar pervasız insanlardan bahsediyoruz.

    Bu anlaşmaya Türkiye’nin en azından 10 yıldır yürüttüğü dış politikasının çökmesi sonucunda mecburen razı olduğu anlaşmanın şartlarından belli oluyor, dış politikada iki ileri bir geri yürümüyor ya yazarın tavsiye ettiği gibi dengeyi bozmayacak dengeler adına hareket edecek ve ağrısız başınızı derde sokmayacaksınız yada bozduğunuz dengenin yerine kendi dengenizi kuracaksınız.

    israille dengeyi bozan Türkiye Ortadoğuda tüm politikasını Amerika ile ittifakına bağlayarak yeni bir düzen kurmaya kalkınca adamı suya götürüp susuz getirdiler gibi görünüyor hayırlı olsun. Akparti ve Erdoğan malesef denge bozmadaki maharetini yeni denge kurma konusunda gösteremedi, son dönemde bu yeteneği gösterecek herkeside kapıdışarı etmekle meşgul.

    bu arada dün terör destekçileri bizim dostumuz olamaz diyen Başbakanın bugün israilden bahsederken “dost” yada “müttefik” sıfatlarından birini kullanıp kullanmayacağını çok merak ediyorum.

    Son olarak bu anlaşmanın Akparti seçmenlerinden ve Erdoğan destekçilerinden önemli bir kitlede onarılmaz bir hayal kırıklığı ve kopuş hissi yaşatacağını, siyasi etkisinin zannedilenden çok daha büyük olacağını öngörüyorum bu etki diğer sebeplerlede birleşerek ilk seçimde kendisini gösterecektir.

    Son zamanlarda giriştiği etkinlikler ile görünürlülüğünü sürekli arttıran Erbakan Vakfı ve Fatih Erbakan’ın çok geçmeden siyasi faaliyetlerine başlayacağını düşünmekteyim gelişen şartlar giderek ortamı onlar için daha uygun hale getiriyor.

    13-14 yıldır sağlıklı muhallefet yokluğu kendisini eksik iktidar olarak belli etmeye başlarken sahadaki boşluğu görerek Akparti ye alternatif oluşturmak üzere çalışan kim varsa bu anlaşma ile işleri dahada kolaylaştı.

    Gazzeye elektrik santrali yapılacak,hastane yapılacak diye sevinenlere Türkiye’nin Gazze’de inşa ettiği sanayi sitesini israilin 2008de bombaladığını hatırlatırım. israile bunun hesabını sormadan ve senin yaptığın tesisi bombaladığına pişman etmeden taahüt ettiğin bu yeni yatırımlar bitince israilin bunları bombalayacağını anlamamak nasıl bir akıl tutulmasıdır. Ülkemizin böyle zelil bir anlaşmaya mecbur kalmasını gerektiren sonucu üretenleri rabbim bildiği gibi yapsın. Sinirlioğlunun bu anlaşmadaki etkisi sadece görüşmeler ile sınırlı değil bu arada, başta Suriye olmak üzere bizi bu anlaşmaya mecbur bırakan şartların oluşmasında katkısıda vardır.

YORUM YAP