İsviçre olmak varken.. Halk rahat ve huzur içinde yaşamak ister..

25

İstanbul Beşiktaş’ta ikiz terör eyleminin istihbarat bilgisi yok muydu?

Emniyet’in –ve herhalde MİT’in de– Türkiye’deki önemli hedeflere karşı eylemler yapılabileceği yolunda istihbaratı olduğu anlaşılıyor… Beklenen, eylemleri IŞİD’in (DEAŞ da deniyor) yapacağı, hedefin de Ankara’da bir yer olacağı imiş…

Eylemden önceki günlerde Ankara’da ciddi güvenlik tedbirleri alındığı, araç çevirme ve üst aramaların arttığı biliniyor…

Saldırı IŞİD’ten gelmedi.. Hedef de Ankara değil İstanbul’du..

TAK veya PKK eylemi IŞİD’ten çalmış oldu…

Olur mu böyle şeyler?

Vallahi olabileceğini bu eylemle bizimle birlikte dünya da öğrenmiş oldu.

Herkesin bir, bizim çok düşmanımız var

Her ülkenin içinde rahat ve huzuru bozma amaçlı örgütlenme olabilir. Bunlardan bazısı, ülke sisteminin elverdiği ölçüde, şiddet yoluna da başvurabiliyor ve sergiledikleri terörle toplumu paralize de edebiliyor.

Ancak, büyük terör eylemi gerçekleştirme gücüne sahip birden fazla örgüt alışılmış bir şey değil. Genellikle teröre maruz her ülkede ciddiye alınması gereken bir terör örgütü oluyor: İngiltere’de IRA, Kolombiya’da FARC, İspanya’da ETA…

Bizde şimdilerde durum farklı; birden fazla aynı şiddette can yakabilecek, hedefinde Türkiye bulunan, terör örgütü var.

Dikkatlerin IŞİD üzerinde yoğunlaştığı bir ortamda, zaten hazırlığı bulunan ikinci bir örgütün eylem yaptığı bir olayla karşılaştık Cumartesi günü…

Her ilk, yanılmayı da getirebilir.

Kişisel olarak ben de yanıldım: Eldeki verilere ve uzman dilinde ‘MO’ (‘EmO’ okunuyor) denilen eylemin yapılış tarzına bakarak “IŞİD’in eylemi olma ihtimali büyük” sonucuna vardım. Bunu yazdım da.

Birileri bunun ‘tepki çektiğini’ iddia etse de herhangi bir tepkiyle karşılaşmadım.

Tepkiyle karşılaşmadığım gibi, bilmeden ve hesaplamadan, ilginç bir deneye de imza atmış oldum.

İnsanlarımız kanlı eylemin TAK/PKK tarafından yapılmasından ise IŞİD eseri olmasını yeğleyecekleri izlenimini verdiler.

Yanlış anlaşılmasın, kimsenin terörü onayladığını veya buna izin verdiğini söylemiyorum; bir başka şeyden bahsediyorum…

IŞİD geçici, PKK bölücü

O şey de şu: IŞİD zihinlerde PKK’dan farklı bir yer teşkil ediyor; üstesinden gelinmesi, belâsının def edilmesi daha kolay bir örgüt gibi… Toplumda karşılığı bulunmayan ve bu yüzden de geçici bir davanın peşinde… Arkasından gidenin fazla olmayacağı, bu yüzden daha rahat hesaplaşılabilecek bir örgüt…

PKK ise.. Kendisi için değil, ama zorlayarak elde edebileceği sonuçlar açısından daha belâlı bulunuyor sanki… Hain eylemleri zaten başa belâ, ama eylemlerinin doğurduğu ortam zehirleyici; o zehirli ortamdan çok tehlikeli bir yöne doğru gidilebilme endişesi var.

İsmi koyalım: ‘Bölünme tehlikesi’

Böyle bir bilinçli tespit söz konusu olmasa bile, “Eylemi IŞİD” yaptı ile “Eylemi PKK yaptı” haberlerine verilen tepkiden benim çıkardığım tespit bu.

Galiba etrafımızdaki ülkelerde yaşananlar “Türkiye onlardan farklı” kabulünde gedik açmışa ve Suriye’nin, Irak’ın durumuna her ülkenin düşebileceğini düşündürmeye başlamışa benziyor.

İç-savaş endişesi de diyebiliriz buna.

Türkiye Cumhuriyeti devletinde var olan, zaman zaman depreşen bu psikolojinin, şimdilerde halkımız tarafından da paylaşılmaya başladığnı hissediyorum.

Aslında AK Parti ‘devlet’ kurumu içerisinde –buna DNA’sında da diyebiliriz– yerleşik korkulara karşı çıkarak ve demokrasimizi onları yenerek olgunlaştırabileceğimiz iddiasıyla iktidara talip olmuştu. İktidar dönemi kısmen buna yaradı da…

Dindar siyaseti de ‘korku unsuru’ olarak görüyordu ‘devlet aygıtı’, son 14 yıl içerisinde bu korkunun geride bırakıldığını söyleyebiliriz.

Cumhuriyet’in üç temel korkusundan birini –komünizmi– Sovyet sisteminin çöküşü, AKP’den önce, doğal olarak ortadan kaldırmıştı; AKP ikinci korku olan ‘dindar siyaseti’ olağan kabul etmeyi sağladı…

Üçüncü korkunun giderilmesi için de ‘çözüm süreci’ ile hamle yaptı.. ama sonuna kadar götüremedi..

Sinir uçları açık kaldığı için de.. galiba büyük çapta bu yüzden.. devlet aygıtına ait o korku halka kadar inmiş gibi…

‘Bölünme korkusu’

Psikolojik değerlendirme bu kadar…

Elinde çekiç olan…

Ancak bu tür değerlendirmeleri yapıp.. bir yandan terörle mücadeleyi en akıllı biçimde yürütürken.. bir yandan da halkın endişelerini gidermenin yollarını araması kendilerinden beklenen yetkililerin farklı bir yol tutturduğu görülüyor…

Cumartesi kanlı eylem oldu, Pazar gününden itibaren nereye gittiğimiz konusunda endişelerim azalmadı, arttı.

Resmi ağızlarda dolaşan ‘intikam’ sözcüğü.. Güvenlik güçlerinden ‘merhametsiz olmalarının’ istenmesi.. İnsanları ‘muhbirliğe’ özendirme, yönlendirme çabaları..

Ve tabii ardından çıkılan ‘terörist avı’… Yüzlerce insanın gözaltına alınması…

“Elinde çekici olan, bütün sorunları çivi sanmaya başlar” diye bir söz var.

Ülkeyi yönetenler nedense her toplumsal sorunu cezalandırma yöntemiyle çözme eğilimindeler…

Oysa ‘teröre karşı mücadele’ ile terörü yeşerten ve besleyen zeminin ortadan kaldırılması arasında fark vardır.

Tıpkı darbe yapacak kadar gözü dönmüş, amacı uğruna insanların ölmesinden bile rahatsızlık duymayan tiplerin maceracı eylemlerini.. bir daha kimsenin teşebbüsü aklından bile geçirmeyeceği bir yöntemle cezalandırırken..

Aynı amaç için canını feda edebilecek, ancak tek kişinin kılına zarar vermeye de yanaşmayacak kişileri kazanmaya çalışmak gerekir…

Elimizde çekiç olunca diğer elimizdeki çiviyle…

Halbuki ‘çekiç’ yöntemi rahatsızlıkları ortadan kaldırayım derken yeni rahatsızlıklara da sebep olabilir; eski rahatsızlığı bütünüyle yok edemezken…

Halk ne ister?

Türkiye bulunduğu coğrafyanın ve tarihinin sırtına yüklediği ek sorumluluklar yüzünden zaten başka ülkelerde bulunmayan sorunlara muhatap.

Bulunduğu coğrafyada pekala rahat ve huzurun sokaklara taştığı.. insanlarının “Her ay size maaş ödeyelim, çalışmayın” teklifini reddebileceği.. İsviçre gibi bir ülke olabilecek iken…

Ülkemizde iktidar olanların, sorunlarla güreşirken, halkın beklentisinin, Türk-Kürt fark etmez, rahat ve huzur içerisinde yaşatılmak olduğunu unutmaması gerekiyor.

Kavgayla, gürültüyle, birbirimizi yiyerek bir yere gidemeyiz.

Elimizde yalnızca çekiç-tokmak-falçata-kılıç-pala yok; insanları farklı yöntemlerle de yola getirecek araçlara sahibiz.

IŞİD’in geçen hafta Türkiye’ye karşı savurduğu tehdit, İstanbul’da TAK/PKK eylemi oldu diye ortadan kalkmadı…

Allah hepimizi belâlardan, şerlerden korusun.

ΩΩΩΩ

25 YORUMLAR

  1. Huzurlu adanın sakinleri, bu ülkenin huzurunun kaçtığını kendi huzurları kaçtığı zaman anlıyor sanırım. Terörün adı huzursuzlukla eş değerse tarihi bugün olarak değil 1984 olarak belirlemek gerekmez mi? Ta bu tarihten önce çok mu huzurluydu bu “huzur adası”. Oysa biraz akletsek ülkenin genleriyle oynandığından beri bu adada huzur olmadığını anlayacağız. Doğru ya, ülkem insanı huzursuzdu ama isimlerinin önünde birtakım ünvanları olanlar huzurluydu. Ateş bizi yakmadığı sürece gül kurusuydu.
    Huzur mu bulmak istiyoruz? Dünya baronlarının tekerine çomak sokmayın, Avrupaya kafa tutmayın, ülkenize biçilen rolü yerine getirin, bölünmeyi kabul edin, bir de öyle dik kafalı falan değil boyun eğecek liderler seçin o zaman ihtimaldir ki “huzur adası” huzur bulur. Halk huzur bulmasa da paydaşlar bulur.

  2. Olağanüstü bir güvenlik sorunumuz var… Daha doğrusu savaştayız…Devlet kontrolü kaybediyor mu yoksa savaşa uyum sağlamaya mı başladı ? İkisi de kötü …Fakat kontrolsüzlük en kötüsü herhalde…..Fakat şahsi kanaatim hepimize başka şans tanımıyor dünyanın ağaları. Ya ben ya sen….Gerçek şu ben kimseye düşman olmadan yaşamak istiyorum….Ama nasıl ?

  3. Halk her zaman hükümetin yanında oldu . Ve halk ne pkk nede fetö gibi unsurların arkasından gitti fakat şu an uygulamada olan herşey yavaş yavaş iç çatışmaya dönüşecek şekilde palazlaniyor . Iç savaşı kaçınılmaz yapmak için herşey deneniyor tabi bu dış menşeli . Içerdeki destekçileri de bunu uyguluyor . Bize düşen arkasından gidilecekleri iyi seçmek ve bu devleti kimseye yedirmemek . At izi it izine iyice karıştı . It atı at ta itti aratacagi zaman en kötü günler olacak . Gözümüzü açma vaktidir . 2000 yıllık gelenekleri canlandirmaliyiz

  4. Bana da IŞİD’in üstesinden gelmek, PKK’dan daha kolay gibi geliyor.Bunu bir bilgiye dayanmaktan ziyade hissiyatıma dayanarak söylüyorum. Her ne kadar çok kan dökücü bir örgüt olsa da, derme çatma, uyduruk bir örgüt görüntüsü veriyor.

    Fehmi Bey’in bu yazısında eksik gördüğüm husus şu:Halkın 15 Temmuz’daki duruşu dikkate alınmamış. Halkın 15 Temmuz’daki duruşu ilerisi için ümitvar olmamıza yetiyor. 15 Temmuz bir hamaset söylemi değil, bir icraat örneğidir. Halkın duruma muhkem bir şekilde el koymasıdır. Bu bizim için paha biçilmez derecede değerli bir dayanaktır.

    Türkiye hakkında kötü emeller besleyenlerin, bölücülerin, hainlerin bunu hesaba katmaları gerekir.

  5. Her zamanki gibi çok değerli bir yazı. Yazıyı bugün tren istasyonunda telefonu tutan ellerim üşüse de, yorumlar dahil sonuna kadar okudum. Bugünkü yazıdaki bölünme tehlikesi konusunu bütün tren yolculuğumda düşündüm. Türkiye’de en büyük „Kürt şehrinin“ Istanbul olduğunu, yüzbinlerce ailenin Kürt ve Türklerden oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Sorunlarımıza bölünme endişesine kapılmadan sakin kafayla düşünerek çözüm arasak daha iyi olacak galiba.

    Bu anlamda,Türkiye’deki anadilde eğitim tartışmasını biraz sakinleştirmek için Almanya’dan bir örnek vermek istiyorum. Bugünkü tren yolculuğumun nedeni bir çocuk yuvasında olan konuşmaydı. Konuşmayı organize eden gençleri koruma dairesi görevlisi sosyal pedagog bana konuyu şöyle anlattı:
    „Bugün bir çocuğun anne ve babasıyla konuşacağız. Baba çok iyi Almanca biliyor. Annenin Almancası çok az. Anneyle konuşmamızı tercüme etmeniz lazım. Anne yeterince Almanca bilmediği için çocuk yuvası ile işbirliğinde sorunlar var. Çocuğun çok iyi Türkçe konuştuğunu öğrendim. Bu güzle bir durum. Anadilini iyi bilen bir çocuk Almancayı da çabuk öğrenir.“

    Ana dilini iyi bilen çocuk Almancayı çabuk öğrenir cümlesini Almanya’da çocuk yuvalarında ve ilkokullarda, öğretmenlerden ve sosyal pedagoglardan yüzlerce defa duydum. Anne babaya hep şu tavsiye de bulunulur „ evde çocuğunuzla kendi dilinizde konuşun. Çocuk Almancayı çocuk yuvasında ve okulda öğrenir“.

    Buradaki deneyimlerimle şunu söyleyebilirim, Türkiye’deki anadilde eğitim tartışmasının bir anlamı yok. Çünkü çocukların anadilini anne baba seçer ve eğitiminden de zaten anne baba sorumludur. Eğitim diliyle ülke dilini (öğretim dilini) birbirinden ayırmak ta fayda var. Almanya’daki eğitimciler, anadillerini ve ülkenin dilini (öğretim dilini) iyi bilen çocukların başarılı olacaklarını biliyorlar ve yabancı (veya yabancı kökenli) anne babaya da bunu anlatmaya çalışıyorlar.

  6. Evet İsveç isviçre olmayı herkes ister.. Peki terörü teröristi ülkeden nasıl, hangi yöntemle def edeceğiz Sayın Koru..yazılarınız zihin açıcı fakat hüküm cümleleri hep eksik.. Yetkililerin bilmediği yöntem ne ise onu da yazsanız..benim kanaatim bu işin çözümü İslam kardeşliğinde… Birbirimizi anlayıp dinlemede.. Yahu gerekirse affetmede.. Eğer bir çözüm olacaksa tamam.. Affetme, tek tek, ferden Ferda evlere ailelere hatta hapishanelere, hatta kamplara kadar birşekilde giderek oradaki bu yola itilmiş.. Sürüklenmiş insanlarla birebir bu yolun yol olmadığı anlatılamaz mı? Filimler röportajlar yapılamaz mı? Ölüm, bombalama öldürmenin çözüm olmadığı ortada.. Bilhassa Doğu’da öğrencileri bu yanlış maceraya sürükleyenlerin bence en önce onları teşvik edenlerin yani Fitneci iç-dış mihrapların teröre lojistik sağlayanların hesabının görülmesi gerekir. Rabbim bu güzel ülkeye cennet vatana ve vatandaşlarımıza yardım etsin vesselam..

  7. ”Ülkemizde iktidar olanların, sorunlarla güreşirken, halkın beklentisinin, Türk-Kürt fark etmez, rahat ve huzur içerisinde yaşatılmak olduğunu unutmaması gerekiyor.” Bu cümlenizden olarak, son yıllarda yaşadığımız sıkıntılardan ötürü, dost ortamlarında seslendirdiğim bir düşüncem şu idi; ”Ülkemizde siyasi kadroların, her siyasi örgütten bütününü ama bütününü (SİYASETİ) bir yıllığına uzak bir tatil ülkesine, tatil yapmaları için ailecek gönderelim. Masraflarını da Millet karşılasın. Bu arada yerleşik devlet kurumları (bürokrasi diyemiyorum ama..) yönetmeye devam etsin. Bir yıl sonra sonuçları ölçelim. Bu Millet (her aidiyetten) nasıl yaşıyor, rahat ve huzur içerisinde mi diye?.. Ben sonuçtan eminim. O zaman Siyaset Kurumu Milletin taleplerine göre şekillenir belki. Hala aynı düşüncedeyim.

  8. KÖTÜ GİDİŞE DUR DEMEK İÇİN ACİL TEDBİRLER CÜMLESİNDENDİR
    BİR-Olağan üstü hal uzatılmamalı

    İKİ-Kurunun yanında yaşın yakılarak hukukun duman olduğu ateş söndürülmeli.

    ÜÇ.Mağrurların,mağdurlara bakış açısı olumlu yönde değişmeli.

    DÖRT-Başkanlık serüveni,bir başka bahara bırakılmalı.

    BEŞ-Öfke,kin ve rövansist duyguların yerine,sosyal barışı öngören basiret ikame edilmelidir.
    —-
    Bu BEŞ 330″dan büyüktür!..

    • Kürt sorununa çözüm için ne zaman ciddi bir hazırlık yapılsa bunun uygulamaya geçirilmesinin hemen öncesinde PKK asker veya sivil olmak üzere bir katliam yapıyordu (erlerin kurşuna dizilmesi, Başbağlar vs). Bunun yeni versiyonu da başkanlık konusundaki çalışmaların ciddiyete dönüşmesi oluyor herhalde diye düşünüyorum.

  9. Sayın Koru,
    Peki nasıl? Sizce nasıl çözebilir bir öneri sunun lütfen, hayali bir öneri? Tabii sözünü tutmama ihtimali olan karşı tarafıda hesaba katarak. Sizden nacizane isteğim bugün ve ya yarın bu konu ile ilgili bir “çözüm”. Çünkü ben iki türlüde bir çözüm bulamıyorum. Saygıyla..

  10. Mana zengini türkülerimizden biri diyor ki, bir derdim var idi, binbeşyüz oldu…Dertlerin artışı kadar,bir bölümünün kendi eserimiz olması acı gerçeğimizdir. Yani, elimizle yapıp, başımızla çekiyoruz.
    Çekiçli el, çivinin tepesine inme histerisiyle kendisini de yaralıyor.
    Millet bu ülkeyi, beleş bulmadı. cefa, çile, fedakarlık, kan ve can bahasına yurt yaptı.
    Şahsi ikballeri hedefleyen kaprislere feda edilecek, çakıl taşımız ve kardeşliğimiz yok.
    BU BÖYLE BİLİNE..

  11. Dış savunmayı ordu yapar. İç güvenliği Emniyet sağlar. Ne var ki bunların sağladığı güvenlik geçicidir. Bataklığı kökünden kurutmak ne ordunun ne de emniyetin görevidir. Bataklığı kurutmak hükumetin görevdir. Türkiye’de anarşik hareketin kaynağı dışarıdadır. Ne var ki Türkiye’de uygun zemin bulmazsa, dışarıdan gelen mikrop vücudu hasta etmez.
    Terörü önlemek artık bilinen metotlarla mümkün olmadığı tüm dünyadaki olaylarla sabittir. Mevcut tedavi usulleri bu sorunu çözemiyor. Yeni yöntem bulmak gerek. Yeni çözüm bulmak gerek. Bu yöntem de ancak ve ancak müspet ilim metotları ile bulunur.
    Günlük ağrı kesici ilaçlarla durumu korumaya mecburuz. Silahlı güç görevi başarı ile yapıyor. Savaşta iki taraf ölü verir. Ama galip olan bir taraf olur. Bu savaşta da biz de ölü veriyoruz ama galip olan biziz. Ne var ki savaşı sona erdirecek metotları ilmen bulmamız gerekir. Bunun için ne yapılmalı.
    İstanbul Harp Akademisine bağlı bir araştırma merkezi kurulmalıdır. Bu merkez, Sivillerin de katıldığı bir araştırma yapmalıdır. Görüşü olan çözümü olan herkes dinlenmektir. Bu arada Kur’an’a da kulak verilmelidir. Adil düzen de kulak verilmelidir. Cemil Çiçek’in yaptığı gibi Akevler dışlanmamalıdır.
    Bu araştırma merkezi ne yapacaktır. Önce terörün sebeplerini tespit etmelidir. Terörün mikrobu bulunmalıdır. Bu mikrobun yayılması vasatının ne olduğu tespit edilmelidir. Ondan sonra mikrobu yok etme yerine mikrobu etkisiz hale getirme yolları arınmalıdır.
    Örnek olarak yarım asırdır Akevlerin üzerinde çalıştığı adil düzene göre insanlık anayasasından bir mesaj vermek isterim.
    “Madde 17
    Kişi başkasının evi dışında kendi ocağında, diğer ocakların toprakları dışında kendi bucağında, diğer bucak toprakları dışında ilinde, diğer il toprakları dışında ülkesinde ve diğer ülke toprakları dışında yeryüzünde istediği yerlerde dolaşma hakkına sahiptir. Diğer yerlere girebilmek için o yer sakinlerinden birinin zımnen de olsa konuğu olmak gerekir. Kişi kimin konuğu ise onun dayanışması içindedir.
    Savunma yerleri bu hükümlerin dışındadır. Ancak nerede bulunduğunu tebliğ hizmetlisine(haberleşmeye) bildirmekle yükümlüdür. Ulaşılabilir cep telefonu yeterlidir.
    Herkesin kimlik kartı vardır. Kapılardan geçerken bu kart geçirilir ve kart üzerinde dolaştığı yerler de işlenir. Kişiye özel bir haber, tebliğci aracılığı ile ulaştırılır. Bunun dışındaki tebliğler geçerli değildir.”

    Bu madde araçlara da uygulamış olacağı için her aracın nereden kalkıp hangi tarihlerde hareket ettiği hangi şoförlerin kullandığı da belli olacaktır. Çünkü şoför ehliyetini aracına okutmadan arabayı kullanamayacaktır. Kapılardan geçemeyecektir.

    • Şiirde ifade edildiği gibi,parlak yıldızların cazibesiyle gökte arayış yapıpta, yerde, bir adım ötedeki çukuru görmemekmeşhur meseldir. Yıldızlarla uğraşmak, duygularla onlara ulaşmayı aşk haline getirmek saygıyla karşılanabilir velakin, yerdeki çukurlar olmasa..
      İdeali hedeflemek asil bir düşüncedir.
      Mevcut şartlarda hayal değilse..
      Kolay olsaydı Merhum hocamız gerçekleştirirdi.
      —-
      Biraz da bir adım ötemizdeki çukurlara dikkat çekmeğe ne dersiniz?..

  12. Herbiri köşe yazısı ayarında yorumları bulabilmek okumak çok zevkli ve zihin açıcı teşekkürler bu güzel site için.

    Siyasilerin toplumu sürüklediği noktadan endişe duymamak mümkün değil. Umutkukar ülkesinden umutsyzlar ülkeaine döndük. En büyük endişem hala korkmadan yaranma sevdası bulunmadan cesurca yazan kalemlerin yazmayı değersiz bulması.

    Fehmi beyin önerilerini yaklaşımlarını takip etmek çok güzel umut verici. Muktesirlerin bu uyarıları dikkate almadan hareket etmeside bi okdar üzücü

  13. çok doğru tespitler…bir taraftan terörle zerre kadar ilgisi olmayan adli soruşturma dahi geçirmemiş akademisyenleri “terörist” damgası ile ihraç edeceksin , diğer taraftan da gerçek teröristlerin şiddet eylemlerinin önüne geçemeyeceksin…kavramlar birbiriyle karıştırıldı…birçok vatansever bilim adamı küstürüldü…toplumsal dışlanma ve ön yargılar birden arttı…At izi it izi denilse de yine de karmaşıklıklar hakim..toplum içinde güven azaldı…yanlış teşhis ve sosyal psikolojisi olmayan yöntemlerle sorunlar daha karmaşık hale getirildi…Türkiye huzurlu bir ada olmaktan çıkarıldı…samimi eleştirilere halen şüphe ile bakılmakta…fırsatı olsa birçok mağdur insanımız kendi öz vatanını terk etmek isteyecek noktaya getirildi…bu vebal acaba kime aittir?
    Prof. Dr. Ali Seyyar
    İşsiz Sosyal Siyaset Uzmanı

    • siz terörle zerre kadar ilgisi olmayan adli soruşturma dahi geçirmemiş ve ihraç edilmiş bir akademisyen olabilirsiniz ama ihraç edilen herkesin kendiniz gibi olduğunu nerden çıkardınız da bir genellemeye gidebiliyorsunuz… sosyal medya hesaplarından, cep telefonlarından, bazı ilişkilerinden neler çıkıyor biliyor musunuz. koca karısının kim olduğunu öğrenince şok oluyorken siz kimin adına masumiyetten bahsedebiliyorsunuz…
      kırgınlığın adaletin önüne geçmesine izin verenler öfkenin de adaletin önüne geçmesini meşru kılmış olmazlar mı?

      • Eleştirinin, son Bir buçuk satırına katılmakla değil, buçuktan öte birkaç satırı daha alkışlamak isterdim. Sayın bayan, galiba elmalarla armutları karıştırıyor. İletişim araçlarından “neler çıktığını” bilmemek mümkün mü? Fakat birşeyin daha bilinmesi lazım: Darbeci olarak nitelenenler de dahil, sayın profesörün işaret ettiği gruptan hiç kimse, ırz düşmanı, sarhoş, haramzade , hırsız, yolsuz, kırdı kaçtı ve dahi bu bağlamdaki katagoriye sokulamaz.15 Temmuz karanlık gecesinde rol almışlarsa,onlarda “kandırılmış”olamazlar mı? Atalarımız demiş ki, “Yiğidi öldürsen de, hakkını gasbetme” Vicdan bunu gerektirir.

        • sayın Ahmet taha bey rica etsem yorumlarımı neden yayınlamıyorsunuz açıklayabilir misiniz onların söylemeyip benim söylediğim ne var…neden o yorumları yayınladınız o halde…

          • Didem Hanım merhaba,

            Yorumların yayınlanması zaman alabiliyor, ben bir Üniversite’de çalışıyorum. Sürekli bilgisayar başında olamıyorum.

            Saygılar.

      • Mahkeme kararıyla değil de, KHK ile ihraç edilen herkes masum sayılır. Kırgınlığını ve öfkesini adaletin önüne koyanlar kimler acep? Adaletli davranmayıp kalkınma bekleyenlere duyurulur. O otobüs bu duraktan geçmiyor.

      • Belki şüphe üzerine halen tutuklu olanların sayısı belli olabilir…ihraç edilen 4 bine yakın öğretim elemanlarından kaçının mağdur edildiği ise ancak tahmin edilebilir…onun için sayı ver(e)medim ama kalemden başka bir “silah” tanımayan birçok akademisyenin küstürüldüğüne eminim…siz hem 28 Şubat sürecinde “mürteci”, hem de 15 Temmuz sürecinde “fetö”cü damgasını yemiş bir akademisyenin uğradığı haksız muamelelerin karşısında Hakkını hukuk yoluyla arayamamanın ıstırabı karşısında sevdiği memleketinin güvendiği yöneticilerine beyan ettiği kırgınlığını adaletle kıyaslarken mantıkî yönden vahim bir hata yapıldığının farkına varmamış olabilirsiniz…kırgınlığın olduğu yerde zaten adalet yoktur, ama korkarım ki ümitsizliğe düşmüş yine birçok mağdur insanın kırgınlığı öfkeye de dönüşebilir…kalıcı öfke de insanı nereye kadar götürebileceğini sosyal psikologlara lütfen sorun…kırgınlıkların ve öfkelerin giderilmesinin tek formülü yine de ADALET’i tesis etmek ve süratle işleme koymaktır…belki biliyorsunuz geciken adalet de yeni sosyal sorunlara zemin hazırlar…

      • Olmazlar. Dediğimiz ne Yüce kitabimiza uyar ne de sünnete. Kimse kimsenin suçunu çekmez. Adalet hak edenin hakkini vermektir. Bu suçluya cezasını vermeyi gerektirdiği gibi sucsuzu da korumayı kapsar. Saygılarımla

  14. Rabbim bu güzel ülkemizi musibetlerden korusun.Sayın Koru’nun vurguladığı gibi hukuk ve adaletin olmadığı hiçbir adım bizi çözüme götürmez.Çözüm için istismara açık sorunları ortadan kaldırmak,meydanı istismarcılara bırakmamak gerekir.Bence bunun yolu eğitimden geçer.Galiba önce eğitimcilerin,idarecilerin yani toplumun önündekilerin kendilerini sorgulamaları gerekir.Bulunduğumuz her yerde mesuliyetlerimizi objektiviteye halel getirmeden yerine getirmeliyiz.Çocuğunuza karşı atacağımız her yanlış adım da onun hangi yabana sürükleneceğini kestiremezsiniz.Bunun toplumsal travmaya dönüşümü malesef terör sonucunu doğurmaktadır.Sayısı az sosyologlara her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var.Güvenlikle birlikte her türlü tedbiri almak lazım.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here