Terör öldürüyor, öldüremediğini –bizleri– yaralıyor… Terörsüz bir Türkiye istiyoruz…

36

Ben hepsini takip edememişim; o sebeple, devletimizin büyüklerinin ve muhalefet partileri liderlerinin Kayseri’de meydana gelen ve 14 erimizin şehit olmasına yol açan terör olayı sonrasında verdikleri tepkiyi Akif Beki‘nin özetinden naklediyorum:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan söyledi; terör bizi birbirimize düşürmek, kardeş kavgası çıkarmak ister. / Biliyoruz ki gün kısır çekişmeleri, iç kavgaları bir kenara bırakıp toplumsal barışımızı güçlendirme günüdür. / Başbakan Yıldırım söyledi; terör bizi yıldırmak, hayatımızı korkuyla esir almak ister. / Biliyoruz ki gün teröristi sevindirmeme, korkuya teslim olmama, istedikleri tepkiyi vermeme günüdür. / CHP lideri Kılıçdaroğlu, MHP lideri Bahçeli söyledi; terör bizi birbirimize düşman etmek, içsavaş çıkarmak ister.”

Sıcağı sıcağına tepki vermem istenseydi herhalde ben de benzer cümleler sarf ederdim.

İyi de benimle onlar arasında önemli sayılması gereken bir fark var: Onlar ülkemizi rahat ve huzura kavuşturmak, onu terörsüz istikrarlı bir ülke yapmakla görevliler; ben ise istikrarlı ve terörün kapısına uğramadığı bir ülkede rahat ve huzur içerisinde yaşamak isteyen bir vatandaşım…

Sadece iktidar partisi sorumlu değildir olan-bitenlerden, Meclis’teki varlıklarını rahat ve huzurumuzu kaçıracak eylemlerin yapılabilmesini engellemek için yararlı kullanamayan muhalefet de, hadi onlara biraz daha müsamahalı davranalım, bir dereceye kadar sorumludur.

Verilen tepkilerden benim çıkardığım sonuç şu: Ülkede ona-bitenlerden birinci ve ikinci derecede sorumluluk taşıyanlar.. terörün sebebini, teröristin neden kan döktüğünü biliyorlar… Terör eylemi sonrasında nasıl davranmamız gerektiği konusunda da hepsi uzman; bizlere akıl verebiliyorlar…

Ancak terörü önleme.. ülkemizi terörün uğramadığı bir ülke haline getirme.. hepimizi rahat ve huzur içerisinde bir hayata kavuşturma.. konularında ise.. herhangi bir görüşleri yok…

Olsaydı herhalde o konuda da bir şeyler söylerlerdi.

Bütün söyledikleri 1984’ten beri işittiğimiz şu nakarattır: “Kanları yerde kalmayacak…”

Kan nasıl yerde kalmaz?

Ateş düşen evlerde yaşayanlara bu soruyu sorduğumuzda alacağımız cevap az buçuk belli. Eylemden kimler sorumluysa onların da aynı âkıbete uğramasını isteyeceklerini düşünebiliriz, intikamcı hislerle dolu olacakları varsayımıyla…

Oysa, şehit cenazelerinin artık gelmediği bir dönemde, bir Anadolu ilinde, evini ziyarete gittiğimiz şehit ailesi, gözümüze hiç de intikam ister görünmemişti. Yüreği hâlâ yanık annenin verdiği cevabı zihin arşivimdeki atlasla sarmalanmış yerinden her gün yeniden çıkarıp üstünü temizliyorum.

“Başka annelerin evlâtları ölmesin de..” demişti yaşlı ve yaslı kadın…

Evlâtlar, evlâtlarımız yine ölüyor…

Şu haberi okuyalım:

“MHP kaynaklı bir araştırma, Haziran 2015’ten 13 Aralık 2016’ya kadarki ‘terör olayları’nda 538 asker, 301 polis ve 63 korucunun hayatını kaybettiğini ortaya koymuştu. / Bugünkü (16 Aralık) saldırıyla birlikte hayatını kaybeden asker sayısı 551’e, toplam sayı ise 1470’e çıktı. / Bu rakamlara darbe girişiminde hayatını kaybeden beş asker, 62 polis ve 173 sivil dahil değil.”

551 asker…

Rakamı yazarken bile inanın tüylerim diken diken oluyor…

Bu rakamlara bir de sivil kayıplarımızı.. IŞİD eylemlerinde hayatını kaybedenleri eklersek.. karşımıza kapkara bir tablo çıkıyor: 1470 kayıp…

Vatandaş olarak neden böyle bir tabloya muhatap edildiğimizi öğrenmek herhalde hakkımızdır.

2015 yılı Haziran ayından önceki üç yıl boyunca şehit cenazesi kalkmamış bir ülke olmanın rahat ve huzurunu yaşadıktan sonra özellikle…

Yabancı parmaklar? Vardır herhalde…

Sadece PKK damgalı terör eylemlerinin değil, IŞİD denilen ve Suriye ile Irak’taki varlığını korumada zorlanmaya başladığı için eylemlerini ihraç etme yoluna başvuracağının bütün işaretleri alınan örgütün eylemlerinin de muhatabı ülkemiz…

Yabancı parmaklar var mıdır ülkemizi kana bulayan eylemleri yapanların arkasında?

Ülkemizi yönetenler güçlü bir biçimde “Var” dediklerine göre bu soruya bizim de “Herhalde vardır” cevabını vermemiz gerekiyor..

Varsa, onları terör destekçiliğinden vazgeçirmek.. Hadi bu mümkün olamıyorsa, teröre karşı uluslararası işbirliği kanallarını zorlamak.. Diyelim bunda da başarı sağlanamıyorsa.. yine de bir şeyler yapmak..

Gerekmez mi?

Ne yapılması gerekiyorsa yapmak ve terörü sona erdirmek…

İlk görev bu olmalı.

O ülkelerin bazısında da terör vardı; ne yapıp ettiler ve onların üstesinden geldiler. Biz de öyle yapmalı ve ülkemizi hedef alan terörün üstesinden gelmeliyiz.

Teröre sadece gencecik fidanları kurban vermiyoruz, geleceğe dair umutlarımızı da onun yüzünden yitiriyoruz.

Bir türlü demokratikleşemiyor, arzu ettiğimiz türden bir hayatı yaşayamıyoruz.

Kazandığımız her somun ekmeğin bir tanesini de terörün yağmalamasına izin veriyoruz.

Daha zengin ve müreffeh olmamıza yarayacak kaynaklarımızı silâh fabrikası sahiplerine yediriyoruz.

Üstelik bir de şehitlerimizin kanı yerde kalıyor.

Teröre ve teröriste lânet

Yönetici konumunda olanlar ile görevi onları denetlemek olan diğer siyasiler.. terörün ne yapmak istediğine ve terör eylemleri sonrası nasıl davranmamız gerektiğine dair görüşlerini yine bizlerle paylaşsınlar, bunun bir mahzuru yok.. Ancak, biraz da terörü gündemden kaldırmanın yollarını arayıp bulmaya çalışsınlar..

Kendilerinden bunu bekliyoruz.

“Biraz da terör örgütüne bir şeyler söylesene” mi dediniz?

Teröre bulaşan gözü, yüzü, gönlü ve eli kanlı insanların.. sağduyusu, aklı ve mantığı kalır mı?

Onlara lânet okuyoruz.

ΩΩΩΩ

36 YORUMLAR

  1. Hasan bey devlet yönetmek bir okul bir kurum yönetmek gibi bir şey değil ki hata yaptığınızda bu hatanızdan dönme şansınız olsun.Devlet yönetenlerin hata yapma hele hele kandırılma gibi bir lüksleri olmamalı. Devlette hata yapma bütün bir coğrafyayı etkiliyorsa ve siz her hata yaptığınızda bunu saymıyorum doğruyu bulmak adına ben bir daha deneyeceğim derseniz siz devleti dart yapmışsınız geçmişsiniz karşısına ben illa 12 den vuracagim demektesiniz. Kaldı ki Ak Parti 15 senedir tek başına iktidar ve hala 12 den vurmanın hesabını yapmakta. Devlet yönetmenin belediye yönetmek olmadığını acı da olsa tecrübeleri ile öğreniyoruz. Bu ülke bu yaşanılanları hak etmiyor.

  2. Hükümeti destekleyenler, bu tür terör eylemlerinin çoğunun engellendiğini biliyorlar, engellenemeyenlerin çok az olduğunu ve ellerinden gelenin en iyisinin yapıldığını düşünüyorlar. Safça mı bu acaba, yoksa yeni yapılan seçimlerde tekrar hükümet olma yetkisini niye versin ki halk. Muhalefet yapanlar ise, her olayda olduğu gibi terör olayında bile hükümete vurmak için fırsat kolluyorlar. Oysa muhalefet edenlerden beklenen, herkesin söyleyebileceği ve destekleyebileceği, genel geçer “insanlar ölmesin, analar ağlamasın, barış gelsin, terör engellensin” gibi laflarla işi geçiştirip eleştirdiğini zannetmek yerine, hükümete önerilerde bulunmaları. Ne yanlışsa, bu söylense ya. Mesela mitte şöyle bir hata var, polis istihbarat şöyle olmalı, daha çok personel alınsın, şöyle bir organizasyon yapısı mutlaka kurulmalı v.b. teknik konuları tartışabilecek bir eleştiri sistemi niye olmaz ki. İş hemen siyasi tercihlere dökülüyor. Çok iyi bilenler bence hemen siyasete aday olmalı ve bir an önce seçilip daha iyi yönetmeye başlamalılar. Kimi yorumlardan hayrete düşüyorum, sanki 100 sene önce fransa,ingiltere, yunan, italyan gibi devletler tarafından ülkesi işgal edilmemiş gibi, terörle bağlantılı ülkeler var denildiğinde, bunu reddeden, “bizim gibi güzel ülke insanlarına hangi ülke kötülük isteyebilir, bu hükümetin başarısızlığının bahanesi yapmayın” düşüncesinde olan bir sürü muhalif var. Adamlar ülkemizin yıllık genel bütçesinden daha çok istihbarata para ayırıyorlar, bu paraları üç beş tane mikrofon almak için kullanıldığını düşünmek biraz garip. Yazarlar satın alıyorlar, algı için televizyon kanalları kiralıyorlar, kendi hedeflerinin propagandası için olan filimlere parasal destek oluyorlar, sivil toplum kuruluşu kurup akademisyen satın alıyorlar, uluslararası şirketler kurup, hedef ülkelerin ekonomilerini manüple edebiliyorlar. Velhasıl yeni nesil bir savaşta, güçlü düşmanların hedefinde bir ülkeyiz. Terör yapanların en büyük beklentisi, bıkkınlık oluşturup “ne istiyorlarsa verin” kıvamına getirmektir. Batılı ülkelerin ve amerikanın, Recep Tayyibi ve Akpartiyi istemedikleri aşikar, içteki kendi milletine düşman olan hainlerin olduğu da apaçık meydanda. Böyle bir durumda, yeni yapılan seçimlerden galibiyetle çıkmış ekibe daha sıkı sarılmamız, birlik olmamız gerekmez mi. Eleştiri hakkımızı elimizdeki vatanın gitmesini engelleyecek kadar geciktiremez miyiz veya eleştirilerimizi züccaciye dükkanına giren fil misali yapmaktan vazgeçemez miyiz. Bizi en çok birleştirmesi gereken, terör ve şiddet eylemlerinin ve güney sınırlarında kimin eli kimin cebinde belli olmadığı bir savaşın hüküm sürdüğü zamanlardan geçiyoruz. “Geçmişte böyle dediler, desteklediler, şunu bunu yaptılar, şimdi ise tam tersini yapıyorlar” gibi, basit ve kullanım zamanı dolmuş, günlük nefret kusma hakkını kullandıkları açıkça belli insanlardan, bu zamanlarda biraz daha dikkatli olmalarını istemek çok mu lüks kaçar. Seçim zamanı geldiğinde, eski defterleri açıp, iktidardaki partiye, şunları hatalı yaptın o yüzden bende seni desteklemeyeceğim deyip ona göre oy kullanmak, demokrasi değil mi. Şiddet ve terörü iktidardan kurtulmanın bir yöntemi olabileceğini zannedenler, Erdoğan “iki kere iki dörttür”dese, “yalan söylüyorsun ve tiyatro yapıyorsun” diyebilecekler, nefretin ve düşmanlığın kitabını yazabilecek bu tecrübeli insanlardan, sağlıklı eleştiri beklemek de saflık mı acaba.

  3. Amerikalıların bir lafı vardır: “Adalet yoksa, barış da yok”. Adalet var mı diye sormamız gerekiyor. Adaleti sağlamıyorsak barışı da bulmamız zor. Önce adalet. Hukuk sisteminin, kanunların nasıl uygulandığının hepimiz farkındayız herhalde. Kişiye ve duruma göre. OHAL diyerek bahane bulabilirsiniz, ama sonuçta adaletli olunduğuna dair duygu yok insanlarda. Devlet kendime OHAL diyor, ama öyle olmadığını da biliyoruz. Kısıtlanan normal insanlar, devlette hiçbir kısıtlama yok, tam tersine eli çok serbest. Getirilmek istenen anayasa değişiklikleri ise mevcut durumu kalıcı yapıyor. Bu ise en kötüsü herhalde. Geri dönüşü olmayan yol. Önceki Anayasa değişikliklerinin sebep olduğu kötülükleri hep beraber gördük, 2010 değişikleri ve yargının getirildiği durum, nihayetinde bir zümrenin kendini çok güçlü zannedip darbe yapması. Bu arada sonuçlarına bakıldığında darbenin “başarılı” olduğunu düşünmeden edemiyorum.

    Bu şekilde modern ve demokratik bir düzene doğru evrilmemiz zor görünüyor. Hemen her uluslararası ölçüte göre dökülmekte olan bir ülkeyi nasıl ayağa kaldıracağız? Birlik beraberlik demeyin. Bu sözler sadece bölünmeyi daha da artırıyor, çünkü belli görüşleri zorluyor, herkesin kabul etmesini öneriyor. Örneğin ben, bir ve beraber olmak istemiyorum. Farklı olmak ve özgür olmak istiyorum. Ortak değerlerde (demokrasi, özgürlük, adalet, hak ve hukuk) birliğe evet. Kimsenin de buna itirazı olmaz. Devlet bana farklılıklarıma göre muamele etmesin. Bana herkes gibi eşit davransın, haklarımı korusun. Bu anlayışı egemen kılmadığımız sürece daha baskıcı, daha zorba, daha kaotik bir düzene doğru evrileceğiz. Bundan kaçmak ise bu toplumda zor görünüyor. Çünkü ülke ve toplum olarak, tüm uluslararası değerlere göre yapılan sıralamalarda (eğitim, hukuk, güven, basın özgürlüğü, vb.) dökülüyoruz, en altlardayız demiştik. Bu durumda toplumun da bu gidişe dur demesini beklemek pek mümkün görünmüyor. AB üyeliği hedefi ile doğru yolda biraz adım atmıştık, ama çok çabuk geri döndük, Orta Asya’ya doğru maalesef. Ülke kaybediyor, buna da kimse dur demiyor. Adalet, barış ve güvenlik istiyorsak farklı bir şey yapmak gerekiyor artık.

    Güney Kore’de halk haftalarca sokaklardaydı, yüzbinler yürüdü ve sonuç aldılar. Başkan, meclis kararıyla gönderildi ve yargılanacak. Bunu haberlerde görmek pek mümkün olmuyor elbette.

  4. söylediklerinize sonuna kadar katılıyorum bir fazlasıyla ben daha sinirliyim bu konuda!bi ülke düşünün huzurlu bir haftası geçmiyor aradan hafta geçmeden bombalar canlısıyla cansızıyla patlıyor siviller ve askerler ölüyor halk çaresiz ve bide bu ülkede bir başbakan düşünün o da çıkmış hafifçe bir tepeye yıkılmadık topunuz gelin(ulan) naraları atıyor(kayseri olayından sonra binali yıldırımın sözüdür) işte ben burda çıldırıyorum kim geliyor kime sesleniyor bu adam kimse onlar gelmesinler dinlemesinler binali yıldırımı çünkü ben annem babam her akşam eve sağ dönebilcekmi şuraya gittim 2 gün sonra orda bomba patladı dışarı çıkmıyayım diye düşünmek istemiyorum!!!! gelmesinler kimse bu başbakının çağırdıkları kötü adamlar ben istemiyorum eğer kendisi cenge pek meraklıysa beyefendi kendisini biz direk asker ocağına buyur edelim zira baya kayıp veriyoruz!birde şu laf ” teröre karşı daha karalıyız” bu nasıl bir laftır herkesin ağzında duyunca birtek benmi çıldıryorum siz zaten karalı değilmiydiniz kararlı olmaya yeni mi karar verdiniz!!!!!??? aylardır terörü bitiriyorlar biz gittikçe geriye gidiyoruz yapamıyorsanız kardeşim neyse ohaldeyiz bişey demiyeyim

  5. Allahtan şehitlerimize rahmet kalanlara sabır diliyorum.
    yıllardır yazı dünyasında olan yeni bir şeyler söylemek lazım diyen yazarlara eleştiri yapmak istiyorum müsaade ederseniz.
    terörle ilgili yazıları üstüste koyduğumuzda yeni bir söyleme rastlamak mümkün mü. hayır. derinlikli bir analiz okuyabiliyor muyuz. hayır. nitelikli bir hükümet eleştirisine bile razıyız. bulabiliyor muyuz . hayır. şehit rakamları dışında akademik bilgiye yer veriyorlar mı . hayır. aynı klişe terör yazıları. okuyucular daha iyisini hak etmiyorlar mı. kimbilir.

    şehit ailelerinin intikam istemesi haklarıdır, ancak söylemlerine bakarsak içinden geçtiğimiz günleri ajandasız okuduklarını ilk sözlerinin vatan sağolsun olduğunu görüyoruz. bu acının vakarın ardındaki vatan sevgisini de dillendirmek gerekir.

    yabancı parmağından emin olmama konusu en hayret ettiğim yerlerden biri. o özel bombaların devlet envanterinden çıktığı bilinemez olunabilir mi ya da devletlerin desteği olmadan terörün devlete rağmen yaşayamayacağı. türkiyedeki terörde yabancı parmağı olup olmadığında yıllardır yazı yazan bir gazetecinin şüphesi varsa bir yorumcunun yorumuyla ikna olunabilir bir durum olmasa gerek. bu bizim yorumumuzu aşar deyip sözü uzatmayalım.

    bütün devletlerin bir ekmeklerini silaha ayırdıkları silahları sınırlarına yığdıkları bir zamanda silahlanmayı eleştirmek şerhe muhtaçtır. coğrafya silahla yeniden şekillendirilmiyor gayri nizami harple ülkeler yeniden dizayn edilmiyor anlaması varsa o zaman silaha ne gerek var okuması yapılabilir mi bilemiyorum.

    tabii bu okumalar üst üste yapldığında çözüm sürecinin kim tarafından ne amaçla baltalandığı da kim vurduya gider. herkesin bir anlaması var ve bunu aşmak mümkün olmuyor. gözlük camının rengine bağlı değil mi gördüklerimizin rengi.

    terör hepimizin ortak meselesidir. devllette hükümette muhalefette halk ta üstüne düşeni yapmalıdır. burda ihtilaf yok ve olamaz. birlik ve beraberlik mesajları teröre en güzel cevaptır. keşke bir iki cümlecik eleştirilerden feragat edilebilseydi de birlik beraberlik mesajları da verilseydi. bence yakışırdı. dünya da ve ahirette kimse hükümetin ya da bir başkasının sorumluluğundan sorulmayacak. hepimiz nerde olduğumuzdan ve duruşumuzdan sorulacağız. Allah her birimize ve ulus olarak hepimize gurur duyacağımız duruşlar nasip etsin inşallah. şimdi ve sonra.

  6. İsrailin düşmanı bizden daha mı az. israile karşı terörü destekleyen dış güçler yok mu? Önceki seçimlere kadar terör yoktu da neden seçimler döneminde aniden patlak verdi. Bir uzman yazısından okudum. Eylemlerde kullanılan patlayıcıların miktarları ile alakalı. 20 ton, 30 ton patlayıcıdan bahsediliyor. 30 ton patlayıcının ülkeye girişi nasıl bilinmez. bunlar kuş kanadında gelmiyor ki. bunlar insanların cebinde de gelmez, gelemez. bunlar muhtemelen araçlarla geliyor. araçlar da dağın tepesinden değil, normal yollardan geliyor ve yabancı ülkelerden bizim ülkemize yol sayısı da yüzbinler falan değil, birkaç tane. Üstelik patlayan araçlarında, hep çalıntı araçlar olduğu yazılıyor gazetelerde. çalıntı olduğu bilinen araçlar nasıl trafikte rahatlıkla dolaşabiliyor. Üstelik de terör saldırısı ihbarı varken.

  7. Içine düştüğümüz çıkmaz döngü:
    Demokrasi azaldıkça terör artar, terör arttıkça da demokrasi azalır.
    Gel de çık işin içinden.
    Terörle mücadeleyi öne sürerek demokrasiyi azaltınca, dost ülkeler bile suçluları iade etmez oldular. Avrupa Birliği de vize vermem diyor. Ekonomik durum da gittikçe kötüleşiyor. Teröristlerin de zaten amaçlarının bir kısmı bu.

    Barış çabalarının sürdüğü günlerde, asker teröristi, siyasette terörün nedenlerini yok eder diyen komutanlar vardı. Şimdi komutanlarda siyasiler gibi konuşuyorlar. Teröristi ve terörü silahla yok etmek istiyoruz. Dünya’da başkalarının yapamadığını yapmak çabasındayız.

  8. Yalnız Türkiye’de değil dünyada terör olayları artmaktadır. Mevcut kurumlar vardır. Başta MİT, sonra Polis, sonra asker, sonra savcılar, sonra mahkemeler ve en sonunda adalet bakanı, İçişleri bakanı, Başbakan ve genel Kurmay başkanı doğrudan sorumludurlar. Meclis ve muhalefet bu hususta gerekli yasaları yapmakla yükümlüdür.
    Cumhurbaşkanı kurumlar arası birliği sağlar. Türkiye’de bunlar görevlerini yerine getiriyorlar mı? Getirmiyorlar mı evet getiriyorlar. Çünkü Türkiye hala ayaktadır. Yeterli mi değil çünkü hala devam ediyor. Hiçbirimiz ben olsam bunları önlerdim diyemediğimize göre onları kritik etmemiz mümkün değildir. Bize sormuyorlar da. Hatta söylediklerimizden rahatsız oluyorlar.
    Devlet görevini yapıyordu. Ölenimiz ölür kalan sağlarsa devletimiz varlığını sürdürmektedir. Buna alışmak zorundayız. Savaştayız. Her gün şehit vermemiz kadar normal bir şey yoktur. Biz halk olarak ne yapmalıyız. Onun üzerinde düşünmeliyiz. Akevlerin yarım asır önce ortaya attığı bir varsayımı vardır. Çalışmada ve yaşamda birbirleriyle anlaşan kimseler bir araya gelerek kooperatifler kurmalıdır demiştik. Akevler bunun ilk denemesini yapmıştır.
    Önce yüze yakın ailenin barındığı köylerde ve kentlerin her sokağında birer kooperatifler kurmalıdır. Bu kooperatiflerle şunları yapmalıdır.
    1-her semtte bir bakkal bulunmalıdır. Kooperatifçe işletelim bu bakkal süper marketteki fiyatlarla halkına hizmet vermelidir. Bakkal başka hizmetleri de görecektir.
    2- Her semtte bir mabet bulunmalı halk günde birkaç defa bu mabette buluşmalı, birbirini tanımalı ve birbirinin sorunlarını çözmelidir.
    3- Halk semt içinde işyerleri edinmeli ve günün birkaç saatini yollarda geçirmemeli, trafiği tıkamamalı anarşik olaylara sebebiyet veren kalabalık yapmamalı. Saldırılara karşı tehlikeli yerlerde dolaşmamalı.
    4- Semtte herkesin aşı, işi, eşi olmalı ve artırdığı zamanları eğitimde değerlendirmelidir.
    5- Semtlerde halkın misafir odaları olmalı. Kooperatifler arası anlaşmalarla karşılıklı misafir olma imkânları sağlanmalıdır. Yani bir ev bir yolda yirmi misafir etmişse onun da yirmi gün başkalarına misafir olma hakkı olmalıdır. Otelcilik yerine eskiden olduğu gibi misafirlik sistemi gelmelidir.
    6- Semtte herkes herkesi tanıdığı için bir yabancı anormal harekete bulunursa devlet haberdar edilmelidir.
    7- Kooperatifler birleşip bir araştırma merkezi kurmalı ve terörü önleme çarelerini aramalı devlete bilgi verme bakımından yardımcı olmalıdır.
    8- Semtlerle giren çıkan kapılardan elektronik kayıt aracılığıyla tespit edilerek gerek kişilerin gerekse araçların hareketleri takıp edilebilmelidir.
    Devlet bu kadar önleyebiliyor. Kalanı biz halkımızı önlemelidir. Devlet aşaması öncesinde insanlık 50 bin yıl böyle yaşadı

    • ÜSTAD burada çare ve çözüm reçetesi olarak 8 madde vermiş…
      Bu hafta yaptığı ana yorumunda da ayrıca 8 madde daha var…
      Alıntısını yaptığım kısım ve 8 madde daha; tavsiye ederim…
      “Düzen suçlu
      Bugün dünyada ve Türkiye’de olanlarda suçlu kimdir? Düzen suçludur. Yerinden yönetim yerine merkezi yönetim suçlu. Hakemlik sistemi yerine hakimlik sistemi suçlu. Karşılıklı para yerine karşılıksız faiz parası suçlu. Ortaklık sistemi yerine işçilik sistemi suçlu.
      Kötülerle değil kötülükle savaşmak zorundayız. Karanlıkları yenecek olan bir mum hatta ateşböceğidir. Silahlarla, süngülerle karanlığı yenemezsiniz. Bağırmakla çağırmakla karanlık gitmez. Bir mum yakmalısınız. Aydınlık öyle gelir.
      Hep dert yanıp ağlamakla sonra da meydan okumakla sorunlar çözülmez. Sorunlar alınacak tedbirlerle çözülür. Söylediklerimizle meşgul olsanız düşünmeniz gerek. AK Parti Sermaye’nin emrinde olmayan yazarlara kulak vermelidir. AK Parti’yi destekledikleri için uyaranlara kulak vermelidir. Yazarlar da Adil Düzen’e kulak vermelidir. Yapılacakları tekrar etmeliyiz:…”
      http://www.akevler.org/AdilDuzenDergisi/392/3182/Duzen-suclu

  9. Bugün yayımlanan “Eski hâl muhal; ya yeni hâl (KUR’AN) ya izmihlâl!” başlıklı yazıma şu paragrafla başlamıştım:
    “Bosna (Srebrenitsa) ve Kosova’dan yani Balkanlar’dan başlayan, Antep-Halep’te yani Irak-Suriye-Türkiye’de devam eden bir yazı yazacakken; Kayseri’de yine terör… Bizi bize bırakmıyorlar… Uykusuz gecelerde bir taraftan çalışırken, diğer taraftan derin düşüncelere dalıyor ve zihnimde nice yazılar yazıyor ama çok azını yazıp yayınlıyorum… Sebep?!.”
    Devamı ve tamamı şöyle:
    http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/7106/SonEk/0/Resat-Nuri-Erol/Eski-hal-muhal-ya-yeni-hal-KURAN-ya-izmihlal

    Devamı gibi ve aynı minva üzere “KUR’AN ayetleri, Kadıhan, Hülagû ve HALEP!” başlıklı bir yazı daha yazdım ve gazeteye gönderdim… Orada hatırlattığım sadece KUR’AN ayetleri ile minik yorumumu aktarayım:
    İyisi mi KUR’AN’a, Kur’an ayetlerine sığınayım, hatırlatmalarımı oradan yapayım:
    “Ey iman edenler! Size ne oluyor da Allah yolunda seferber olun dendiğinde yere çakılıp kalıyorsunuz. Yoksa bu değersiz hayatı ahirete tercih mi ediyorsunuz? Bilesiniz ki, dünyanın zevki ahirete göre çok azdır. Eğer seferber olmazsanız Allah size çok acı bir azap verir ve sizin yerinize başka bir kavim getirir, siz de O’na hiçbir zarar vermiş olmazsınız. Allah her şeye kadirdir… / Hafif olsun ağır olsun, seferber olun. Allah yolunda mallarınızla canlarınızla cihat edin. Eğer bilseniz, sizin için hayırlı olan da budur.” (KUR’AN; Tevbe, 9/38-39 ve 41. ayetler) Yorum yapmıyorum, herkes kendince yapsın…
    Ama şu hatırlatmayı yapmadan geçemeyeceğim: ‘Siz dünyaya hükmeden zalimlerin zalim düzeni yerine “ADİL DÜZEN” için seferber oluncaya kadar…’ diyeyim, YETER!
    Bosna ve Kosova ile başlar gibi yaptım, Irak ve Suriye ile devam eder gibi yapayım, HÜLAGÛ ile devam edeyim ve siz bunu bugünkü BAĞDAT ve HALEP gibi anlayın…

  10. Sehadet buyuk mertebe… Allah srhitlerin sefaatine nail eylesin… Aga pasa cocuklari malesef bundan mahrum… Bu kutlu mertebede yurumek isteyen!!!! ama babalari tarafindan izin verilmeyen!!!! aga pasa cocuklarinin arastirilsa cok carpici takamlar cikacaktir… Ne zaman aga pasa cicuklari bu kutlu yolda yurumeye izin verilir inanin teror i zaman biter… Rabbim kimseye boyle acilar nasip etmesin… Fakir fukarayada aga pasa cocugunada…

  11. 1. Bir sözü edeceksen anlayanla konuşacaksın.
    2. Teröre karşı işi iyi bilen muhtemel eli G3 tutmuş eski bir Mhp liyi işin başına getirip, lider kadrosuna yönelik ciddi operasyonlarla hareket edeceksin. Eline koz alacaksın.
    3. Süleyman soylu yerine güvenlik stratejisinden anlayan amacı yükselmek değil işi çözmek olan birini getireceksin

  12. Evet terörün ve darbenin her türlüsünü lanetliyoruz. Yöneticilerden ise acil çözüm bekliyoruz. Üst akıl, dış güçler, iç uzantıları gibi bahaneler sorumluluğu azaltmıyor. Bu kadar insanın ölmesi ve tetikte yaşıyor olmamız karşısında somut çözüm adımları gerekiyor. “Çözüm süreci” başarılı gidiyordu aslında, somut adımlar da, silahsızlanma gibi, ortaya çıkacak gibiydi. Ancak hükümet cesaret edemedi sonunu getirmeyi. Neden bittiğini ise hala bilmiyoruz? (Seçimi kaybetme korkusu olabilir mi?) Dolmabahçe mutabakatında ne vardı? Neden aniden iptal edildi CB tarafından? Neden tekrar savaşa başlandı? Bunu kimse sormuyor artık. Sadece ölenleri sayıyoruz ve lanet okuyoruz. Herhangi bir ışık da görülmüyor. Akıl tutulması bu olsa gerek. Ak parti çözümün değil sorunun bir parçası artık. Muhalefet ise suskun. Nereye kadar?

  13. Fehmi Bey,üst düzey devlet yetkililerinin mesajını buraya almış.

    Pekiyi,terör ne gibi bir mesaj vermek istiyor büyükşehirlerimizin ortasında canlı bomba patlatarak?

    Şu mesajı:Türkiye iyi yönetilemiyor algısı yaratıp ülkeyi istikrarsızlığa sürüklemek.

    Muhalif kesimlerin büyük çoğunluğu tam da bunu yapıyor.Türkiye iyi yönetilemiyor söylemini abartılı bir şekilde yayarak terörün mesajını çoğaltmış oluyorlar.Hem medya, hem siyasiler olarak.

    Halbuki,hasta bir canlı bombanın kendini patlatması ile, ülke iyi yönetiliyor olmaktan çıkmaz. Canlı bombayı bulan bir örgüt dünyanın her tarafında hiç zorlanmadan bu tür eylemleri yapabilir.Çünkü canlı bombanın, korkacağı, çekineceği bir şey yok.Ne polise yakalanmaktan korkar, ne başka bir şeyden. Hatta yakalansa kendisi için daha iyi olur, çünkü o zaman patlamaktan kurtulmuş olur. Bu nedenle rahat hareket eder.

    Öte yandan bir canlı bomba eyleminden sonra olayla ilgili yayınlar tüm ekranları kaplıyor. Bu, terörün arayıp da bulamadığı bir şeydir.Para vererek reklamını yaptırmak istese bu kadarını yaptıramaz terör örgütü. Her şeyden önce para yetiremez buna.

    Haber verilmeyecek mi? Elbette verilecek. Ama haber sükunetle verilmeli,panik havası yaratılmamalı ve ölçülü olmalı.ABD’de ikiz kuleler yıkıldığında binlerce kişi öldü.Oranın medyası hiç bizimki gibi davranmadı. Uçakla- ların çarpma anından başka önemli bir görüntü yer almadı medyada. Binlenlerce insan cesedinden bir tanesi bile görülmedi medyada.

    Canlı bombanın,çarşı iznine çıkan askerlerin arasında kendini patlatıp askerlerimizi şehid etmesi ile, teröristlerle çatışırken askerlerimizin şehit olması farklı şeylerdir.Teröristlerle çatışırken de ölenler hep askerlerimizden olsa o zaman bir zaafiyetten bahsedilebilir. Halbuki bu tugaydaki komandolarımızın 900 civarında teröristi etkisiz hale getirdiği söyleniyor.

    Çözüm sürecinde bir kaç yıl şehid cenazesi gelmedi. Bir de bu yöntemi deneyelim, belki başarılı oluruz diye bazı şeylere göz de yumuldu. Ama bugün hükümeti eleştirenlerin çoğu o zaman da eleştirmişti hükümeti. Teröristlerle niçin görüşüyorsunuz diye. Teröre taraf olanların akıllarını başlarına toplamayacakları anlaşıldı. Şimdi gene kararlı bir şekilde başa döndük.

    Çözüm süreci denemesinden sonra,terörü bitirme konusunda,içerideki ve dışarıdaki inlerini başlarına geçirmekten başka bir yolun ve görüşün kalmadığı da anlaşılmış oldu.

    Efendim,sosyal ve ekonomik tedbirler? O tür tedbirler kürt halkı için alındı ve alınıyor. Elinde silah tutana, silahı doğrultmaktan başka tedbirin olmadığı anlaşıldı.

    Türkiye bu terörürü mutlaka bitirecek.Bunun lamı cimi yok.Terörün mutlaka bitirileceği konusunda en küçük bir şüphem yok.

    Canlı bomba patlatmak bir gücün değil, çaresizliğin bitmişliğin göstergesidir.

    Türkiye’yi terörle teslim almak isteyenler avuçlarını yalarlar ancak.

    • İktidarın değil, hakikatın aşığı iseniz, hele de sinirleriniz ve tahammül gücünüz zayıfsa, yukarda ki yazıyı okumadan önce, teskin edici bir hap yutun. Çünkü, yazılanlar yenilir, yutulur cinsten değil..

    • Kamyon minibüs dolusu patlayıcı şehir merkezlerinde fink atıyor devlet ne yapsın diyorsanız, o zaman devlet ne işe yarar diye sormak lazım… binlerce polis asker mit personelinin görevi nedir, neden maaş alırlar? madem engel olamıyorlarsa kapatalım gitsin, ne fark eder?

      • Türkiye’de trafiğe kayıtlı 20 küsur milyon
        araç olduğunu unutmayınız.

        Güvenlik güçlerinin tek görevinin araç
        kontrolü yapmak olmadığını da üzerine ekleyiniz.

        • Haklisiniz’da İkinci bir görevleri daha var(bunlar ehliyetli ve tecrübeli emniyet görevlileri) Devletin iftirasi ile hapise tıkılma,bunuda ben eklemış olayim.

    • Zat i Ali nizden ve hukummetten ozur diliyorum beyefendi. Ben de ‘ memlekete iyi yonetilemiyor’ dusuncesinde olanlardanim. Aslinda memleket cok iyi yonetiliyormus, Davutoglu da cok iyi yonetiyordu ama cok daha iyi yonetilsin diye Reis bey Binali beyi gorevlendirdi , kendileri de buyuk fedakarliklarla goturuyor bu isi. Ekonomisinden egitimine, guvenlikten sagliga her konuda cok iyi yonetiliyormus , bir ozur borcum olusmustu; oduyorum.

      • Memleket iyi yönetiliyor diyen sadece ben değilim; Türk halkının yarısı aynı şeyi söylüyor. Seçimi yapalı 1 yıl oldu ve iktidar partisi halkın yarısının oyunu aldı.
        Yani halk memnunum dedi.

        İki canlı bomba kendini patlatınca iyi yönetilen bir memleket kötü yönetiliyor durumuna düşmez.

        • 7 haziranda sayın bahçeli yüzünden hükümet kurulamadı
          2) chp ile koalisyon yapmak isteyen sayın davutogluna yapılan baskıyı da es geçmeyin
          3) kerhen sözü size neyi hatırlatıyor
          4) TÜRKİYENİN artık yeni bir muhalafet partisine ihtiyacı var mhp deki degişimin nasıl engelendiginide herkse gördü neden engelendigi nasıl engelendigide artık ortaya çıktı

  14. Rabbim ümmet’i Muhammed ‘e yadım etsin.Bu coğrafyada yaşamanın bedelini ödemek biraz zor gibi gözüküyor. Sadece bedel ödemeylede bu insanlık dışı sorunun üstesinden gelemeyiz. Hele aşırı güvenlikçi ve tekçi akılla asla çözemeyiz. Düşmanlarımız ve düşman bildiklerimiz, dostlarımız ve dost bildiklerimizle de konuşarak ortak yaşam alanları oluşturabiliriz. Kendi yaşam ve İnanç tarzımızı başkalarına dayatmadan vazgeçmeliyiz. Bizler “ancak tebliğci”yiz. Başkalarının bize dayatması bizede dayatma hakkı vermez. Bir taraftan terörle ve teröristle mücadele ederken diğer taraftan bunları besleyen ana damarları kesmek gerekir. Canlı bombaları öldürerek sorunu çözemezsiniz. Ölümü göze alma gerekçelerini yok etmeliyiz. Bu ve buna benzer tüm eylemleri yapan ve yaptıranlara lanet olsun dünyanın her neresinde olursa olsun…

  15. Haziran 2015! Bu tarih çok önemli. AKP nin tarihinde en düşük oyu aldığı ve tek başına iktidarı kaybettiği 7Haziran seçimlerinin yapıldığı tarih. Ne olduysa işte o zaman oldu. AKP tek başına iktidar olamadı. PKK, saldırılarını ve hükümet de PKK ya karşı mücadeleyi artırdı. AKP nin yönetemediği Barış Süreci sona erdi. Şehitlerimizin sayısı da hızla artmaya başladı.

    PKK nın kayıplarını hiç saymıyoruz. Halbuki onlar da bizim insanımız aslında. Bana kalırsa 17 Aralık 2013 ten sonra AKP nin büyüsü bozuldu ve artık hiçbir krizi yönetemez oldu.
    Cemaatle arasında olan kriz: Halbuki eskiden ne güzel geçinip gidiyorlardı.
    Suriye krizi: Kardeşim Esad’tan Kahrolsun Esat’a geçişimizde o dönemlerdeydi.
    Şimdi de en önemlisi Ekonomik kriz.
    Ve korkarım bu krizi de yönetemiyor.

    Ülke olarak işimiz kötü. Allah sonumuzu hayreylesin.

    • Uzun zamandir okudugum nadir guzel yazilardan bir tanesi, paylasdiginiz icin tesekkurler. Bu acili gunde Kurd vatandaslarimizin durusu barisin tesisi icin cok onemli olacakdir ve insallah barisa ve huzura bir sans daha verilir. Bu kopruleri kuracaklar hapisanede, tepe kutuplasmis. Bu dugumu sadece halklarin ortak davranislari cozebilir. Bilemiyorum, belki zenci liderin dedigi gibi bizde hayel etmemiz lazim, “Kurd ve Turk lerin gercek anlamda kardesce omuz omuza, el ele yuruyecekleri gunu”.

  16. Terör lafla bitmez aksine çoğalır, idareciler terörün kökünü kaziyacaklarını yıllarca söyleyıp duruyorlar Allah korusun nerede ise kardeş kavgası çıkmak üzere.
    Terörün nerden geldiğini zahmed edip araştirmak yerine hemen pkk işid vb diyip terörislerin istediğini altın tepside sunuyorlar.
    Terörisleri diş güçler desdeklediğini hep anlatiyorlar ve kendilerini bunu Batı ABD yaptiğina kendileri inanmakla kalmayıp milletiide inandırıyolar.
    Peki bunlar neden yanı başımızdakı dost görünen Avrasya birliği Şengay beşlisi gibi dostlarının neler yaptığına karşı sağır ve kör oliyorlar.
    Oysakı bunlari görmek için fazla geriye gitmelerinede gerek yok 2011 den bu tarafa olanlara baksalar kimlerin Türkiyede iç savaş çıkarmayı amaçladığını görürler.
    İranin.17 / 25 Aralık baş fügüranı şu an nerede? Milliyetı Azeri,bu kimlere tarafından t beslenerek Türkiyi nerdeise iç savaş eşiğine getirdi.İranin derdi Şielik değil Türkiyeyi ve Arap ülkelerini karıştirmak.Eğer onlarin messepcilikle sorunu olsa idi Ermenistan ve Azarbeycan savaşında Azarbeycana yardım ederlerdi Ermenistana değil. Mualesef Türkiyeyi karıştırmak içide Azeri Türkünü kullandi ve bundada başarılı oldular.
    Diyer komşumuza gelince, daha dün onların mualefet parti liderinin açiklamalarını okudum pkk ya nasıl desdek verdiklerini ve öcalani ölümden nasıl kurtardiklari yaziyordu. Ayricada Türkiyeyi Şangay beşlisine alınmasını öneriyor bizim Cumhur başkani on demişki ,”biz natodan çıkabiliriz,” Bizim politikacilarin suçluyu bulmak yerine dostlari azaltıp düşmanilari artirmayi tercih ediyor.
    Allahdan şehitlerimize rahmet ailelerine sabir diliyorom, İnşAllah bu son olur.

YORUM YAP