Katar krizini çıkartanların esas niyetleri ne olabilir? Olay farklı yöne gidiyor da…

5

Hayli zaman oluyor; şimdilerde komşularının kendisine ‘ambargo’ uyguladığı Katar’a yolum düşmüştü. Hem de ülkenin o zamanki lideri Şeyh Hamad bin Khalifa Al Thani’nin daveti üzerine…

Seyahate, daha önce de, Arap Dünyası’nda basın özgürlüğü durumunu yazmak istediğimde yine değinmiştim.

Devletin başı davet edince karşılaşılan muamele de ona uygun oluyor. Katar Havayolları’nın ‘business’ bölümünde en ön sırada seyahat ettim, gümrükten hızla geçmem sağlandı, dışarıya çıktığımda kocaman bir aracın beni beklediğini gördüm.

Uçakta yan yana oturduğumuz kişi New York Times gazetesinin Kudüs muhabiriydi ve onun da benzer bir davetle geldiğini öğrenmiştim. Toplantı mekânı olarak kente uzak bir otel düşünülmüştü ve aynı yere gideceğimiz halde ikimize ayrı araçlar tahsis edilmişti.

Bunu fark edince otele tek araçla birlikte gitmek istedik.

Ayrı limuzinlerle gönderme konusunda ne kadar ısrarcı olduklarını anlatamam.

Katar deyince aklıma bu sebeple bolluk geliyor.

Bizim Merkez logosu..
Medya Özgürlüğü Merkezi

Ülke Arap Dünyası’nda kendisine farklı bir yer edinme çabasındaydı. Amerikalıların CNN kanalını aratmayacak el-Cezire kanalı devreye sokulmuş, iki dilden (Arapça ve İngilizce) yayınlarıyla ilginç bir tartışma ortamı yaratılmıştı.

‘Arap Baharı’ varlığını biraz da el-Cezire’ye borçludur.

Sıra medya konusundaki öncülüğünü kurumsal bir meydan okumaya çevirmeye gelmiş olmalı ki.. ülke lideri Şeyh al-Thani.. dünyanın dört bir tarafından isimleri bünyesinde barındıracak bir merkez oluşturmaya karar vermişti.

‘Doha Center for Media Freedom’ (Medya Özgürlüğü İçin Doha Merkezi) adlı kuruluşu…

Kuruluş Emir‘in eşi Şeyha Mozah’ın himayelerinde çalışacaktı.

Merkezin Yönetim Kurulu şu isimlerden oluşuyordu: Alaa Al Aswany, Jassim Marzouq Boodai, Paulo Coelho, Burhan Ghalioun, Lilli Gruber, Mohsen Marzouk, Miguel Ángel Moratinos Cuyaubé, Patrick Poivre d’Arvor, Allister Sparks, Shashi Tharoor ve Dominique de Villepin.

Bir de 10 üyeli Danışma Kurulu vardı Merkez’in ve ben orada yer alıyordum: Nasser Al Othman (Katarlı gazeteci), José Luis Arnaut, Daniel Barenboim, Ethan Bronner (New York Times), Chris Cramer (CNN), Mia Farrow, Fehmi Koru ve Graça Machel

Fransa’nın eski başbakanı: Dominique de Villepin..

Danışma kurulunun başkanı olarak Fransa’nın eski başbakanlarından Dominique de Villepin düşünülmüştü.

Merkeze kimlik ve işlev kazandırma amaçlı toplantılarımız üç gün sürdü; dördüncü günün sabahı havaalanına taşındık ve yeniden Türkiye’ye döndük; New York Times’ın muhabiriyle birlikte…

Arada Doha’yı gezip görme fırsatım olmadı.

Son gün bir otelde düzenlenen basın toplantısına hepimiz katıldık. Katar’daki bu açılımın bütün İslâm Dünyası ve dünya için ne anlam taşıdığı birkaç ağızdan Arap meslektaşlara anlatıldı. “Yeni bir dönem başlıyor, özgürlüğünüzün keyfini çıkarın” dedik herbirimiz…

Gelen ilk soru hepimizi sarstı: “İyi ama” diyordu soruyu yönelten Arap gazeteci, “Bu ülkede de sizin anladığınız anlamda basın özgürlüğü yok ki…”

El-Cezire (Al-Jazeerah) gibi bir kanalın oradaki varlığı ve devletten destek görmesi tek başına bir anlam taşımıyor.

Yine de ‘Medya Özgürlüğü Merkezi’ adıyla bir girişim yapılmasını bir niyet belirtisi olarak değerlendirmiştim.

Arkası gelmedi. Arada bir saray darbesi oldu ve Emir‘in yerine oğlu geçti. ‘Merkez’ hâlâ varlığını resmen sürdürüyor, benim adım hâlâ Danışma Kurulu üyeleri arasında geçiyor, ama bir daha toplantıya çağrılmış değiliz.

El-Cezire

Katar’a ambargo kararı alan ülkelerin yerine getirilmesini istedikleri şartlardan birinin ‘el-Cezire’ televizyonunun kendilerini rahatsız eden yayınlarına son verilmesi olması beni hiç şaşırtmadı.

İngilizce ve Arapça yayınlarıyla, el-Cezire, bir yandan CNN, BBC ve France 24 gibi Batılı kanalların tek yanlı haber ve yorum bombardımanına bir alternatif sunuyor, bir yandan da muhatap aldığı kitleyi yeni gelişmelerden ânında haberdar ediyor.

Şikâyet sebebi, el-Cezire’nin yalnızca resmi ağızların açıklamalarına yer vermekle yetinmemesi, rejimlerin ‘sakıncalı’ bildiği isimlere de ekranlarını açık tutması…

Onu da susturmayı veya ehlileştirmeyi başarırlarsa, Körfez ülkeleri –tabii Mısır da– derin bir rahatlama duyacak.

Neden, neden, neden?

Kriz başladığı günden bu yana hiç azalmayan bir merakım var benim: Ambargo kararıyla birlikte ilân edilen şartları, ambargoyu başlatan ülkeler, dünya ile paylaşmadan önce, neden oturup Katar yönetimiyle müzakere etmediler?

Bunu soruyorum, çünkü girişimleri Katar yönetimi için de sürpriz oldu.

Öyle ya, Suudi Arabistan’ın başını çektiği blok içerisinde yer alan Körfez ülkeleri Katar’la sınırdaş; en uzağıyla Doha arası İstanbul ile Ankara arası kadar bir şey. Sıkça toplanan Körfez İşbirliği Örgütü diye ortak bir platformları da var.

Böyle olduğu halde, müzakerelerle sonuç almak yerine, taleplerinin herkes tarafından bilinmesini neden istediler?

Katar’ı yönetenler de bu soruyu önemli buluyor olmalılar. Çabaları bunu gösteriyor. Niyetin birkaç Hamas ve Müslüman Kardeşler üyesinin Katar’dan çıkarılması veya el-Cezire kanalının ehlileştirilmesiyle sınırlı olmadığını fark etmişe benziyor Katar…

Acaba Türkiye de bu niyetin farkında mı?

Farkında olmalı.

Son bir not:

Türkiye burası, merak edenler çıkabilir: Merkez için gittik, üç günümüz kapalı kapılar arkasında beyin fırtınası yaparak geçti, ülkeyi bile görmeden döndük ve bu seyahatte bize nakit veya hediye olarak bir huzur hakkı ödenmedi.  

Şikâyet için değil, gerçeği bilesiniz diye kayda geçiriyorum: Bir çöp bile vermediler.

ΩΩΩΩ

5 YORUMLAR

  1. Osmanlı İmparatorluğu dahil imparatorluklar yıkıldıktan sonra Sermaye müstemlekeciliğe başladı ve imparatorlukların topraklarını bu devletlere bölüştürdü. Körfez ülkelerini küçük devletlere ayırdı, kendi yatırımını orada yaptı. Devletleri kendi işlerine karışmaması için küçük tuttu. Hong Kong da bu yerlerden biridir.
    Trump Sermaye’nin kalelerini çökertmek istiyor. Bu sebeple Arap birliğini destekliyor. Suudi Arabistan dolarını aldı silah verdi. Şimdi de saldırıyor. Rothschildler Körfez’deki hâkimiyetini de yitiriyor. Türkiye’nin Körfez’e gitmesi iki sebeple planlanmıştır. Türk askerinin başına çuval geçiren, Türk gemilerini uluslararası denizde esir alıp, insanları öldüren bir düşünce ile beraber hareket ediyoruz. 250 şehit diye kıyamet kopuyor. PKK kaç Türk’ün ölümüne sebep oldu? Bunu kim finanse ediyor? Akdeniz’deki İsrail saldırısında kaç kişi öldü? Onların hesabı soruldu mu?
    AK Parti Sermaye ile anlaşmış ve uçuruma doğru gitmektedir. Bizim yapacağımız beklemekten ibarettir. Allah bizi koruyacaktır. Adil Düzen çalışanları “İnne Allahe me’ena” diyenlerdir.

  2. US destekli Sisi darbesinin nedeni neydi?
    Arap baharinin hedefi neydi?
    Katar hamlesinin hedefi de o dur!

    Bu ücünün ortak noktasi, o bolgedeki gudumlu yoneticilerin korunup,
    United States of Islam a gidecek cekirdek yapinin kurulmasinin dumura ugratilmasidir

  3. Başkan Tayyip Erdoğan, bu defa, yerinde ve yiğitçe bir refleksle insiyatif kullandı. Fevkalade isabetle başarı getirdi. Bir kere daha itibar kazandı, güvenilir dostluğu ve yiğitliği bir daha isbatlandı. Köhnemiş CHP zihniyeti ve klasik diplomasi anlayışına sahip olanlar rezil oldu.
    Başkan, Kılıçdaroğlu gibi (hava alnından) sessizce sıvışabilirdi de.
    (Suriye baharı başladığında da aynı yüreklilikle, anında müdahale edilebilseydi, Suriye meselesi de başlamadan bitmiş olurdu, belki. Demir tavında dövülür. Cesaret sermayenin yarısıdır. Ölmeği göze alamıyan hırpo (pısırık) lar, yaşamayı hak edemez.).
    Katar akıllılık eder, mali imkanlarını (petrol-gaz), ticareti Türkiye’ye avantaj tanıyarak, sıkı bir işbirliği yaparsa, güçlü ve samimi bir ortak ve müttefik bulmuş olur. Hem körfez ülkelerinin hem de İslam dünyasının hayrına olacak-gavura muhtaç etmiyecek – hayırlı gelişmelere kapı aralıyacaktır.
    Bu suretle, gavura muhtaç olmadan, kahrını çekmeden, her nevi askeri araç ve gerecin de hep birlikte yerli üretimle tedarikine fırsat vermiş olacaktır. Bu beraberliği Merhum Erbakan’ın tahayyül ettiği birleşmeler takip edebilecektir. Böyle bir hamlenin sevabı ise, dünya menfaatinin çokçok fevkinde olacaktır.
    El Cezire TV islam alemini bilgilendiren, hadiseleren haberdar kılan, kültür sahibi yapan bir TV kanalı idi. Türkiye ile işbirliği yapılarak onun da yeniden hayata geçirilmesinin hayırlı bir hamle olacağını zannediyorum.
    ” Olanda hayır var” diye buyurulmuştur. Arabcada da bir söz var : “her kap, içindekini akıtır” . İfşa ettikleri konuları kendi aralarında müzakere etmemeleri de hayırlı olmuştur. ” Kızım sana söylüyorum, Gelinim sen anla” dediklerini dünya duymuş ve o Grubdakilerin tıynetini bir kere daha tanımış oldu, dünya, böylece.
    Türkiye ve katar çok konuda yakın anlayışa sahip, çünkü. Meşruti idare, demokrasi, hürriyet, insan hakları, hele hele, Müslümanın ütülmemesi.

    Müslüman Kardeşler demokratik, insani ve dini özgürlük isteği yanında, hangi terör olaylarına karışmıştır. Hamas’ın demokratik mücadele vermek ve Kudüsü özgürlüğüne kavuşturmak dışında ne gibi tedhiş hareketi görülmektedir. İşgalci israili sevmek zorundalar mı ? Bu teşkilatlar olmasa, bugün, İslamı bir dakikada yer bitirirler Zaman şımarık Arap şeyh ve zenginleri, Ebu Cehilleri, Ebu Lehebleri – İngilizin rüşvet olarak ikram ettiği – gayri islami Saltanatlarına halel (ihlal) gelmesin diye, yırtınıp, duruyorlar. Trump’un akıl hocalığı da pek hoşlarına gitti, zahir. Korkunun ecele faydası yok, demişler. Gavura uşaklık sayesinde, bir memleketin kaynaklarının su katılmamış müsrif ve kuruntu sahibi birkaç aileye verilmesi hangi islama sığar ? !!!

    NOT : Müslüman ismleri bir acaip gavurca kelimelerle yazmağı bırakıp, Türkçe ve/veya Arabça yazsak
    daha doğru olmaz mı ? Casim, Muhsin Marzuk, Burhan Galyon, Nasır el Osman gibi…

  4. kulağı olana duyacak
    gözü olana görecek
    kalbi olana bilecek şey çok.
    hem içerde hem dışarda. anlamamayı seçersen o başka. ama her şey zaten apaçık gözümüzün önünde oluyor. bu katar meselesi bir katar meselesi tabii ki değil. bazı şeylerin olacağını uzun zaman öncesinden görenlerimiz söyleyenlerimiz var ileri görüşlü olmaktan ziyade parçaları birleştirme zahmetine katlanmakla ilgili.
    duymak istemek
    görmek istemek
    bilmek istemekle ilgili…

  5. Türkiye’nin şu an tek bir derdi var oda dünyadaki Türk okullarını kapattırıp derin bir nefes almak. Onun için bütün enerjilerini ve dolarlari bu yolda harciyorlar. Acaba Katar ambargosu nedeni ile gelen tehlikenin farkındalarmi?
    Bu katar ambargosu bizdeki bilinmeyenleride aydınlatacağa benziyor. Buna 15 Temmuzda dahil.
    Sağ olsunlar dünyadakı sayın Koru gibi gazeteciler sayesinde politikacıların bizlerden gizlemek isdediklerini öğreniyoruz.Bekleyip göreceğiz.
    Esenlikle kalın.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here