İnsanların tarihinde yıldızlar parladığı gibi söner de… Bizi de ilgilendiren bir güncel örnek…

30
Boris Johnson ellerini nereye koyacağını bilemedi

Stefan Zweig (1881-1942) yazdığı çok sayıda roman ve biyografi yanında içerisinde İstanbul’un fethine de yer verdiği tarihin dönüm noktalarına dair ‘İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar’ kitabının da (bende Can Yayınları tarafından yayınlanan Türkçesi var) yazarıdır.

Yıldızlar bazen bazı insanlar için parlar ve insanlığı da parlatır gerçekten…

Aynı yıldızlar, parladığı gibi, bazen parladı zannedilirken sönebilir de…

[Geçenlerde, Cumhuriyet’te Selçuk Erez, Zweig’in, Avrupa’da Naziliğin yükselmesi üzerine ülkesi Avusturya’dan İngiltere ve ABD’ye oradan da Brezilya’ya göçtüğünü, uzaktan izlediği kötücül ideolojinin yenilmez olduğunu düşünüp eşiyle birlikte intihar ettiğini hatırlatan bir yazı yazdı. Zweig’in durdurulamaz sanıp hayatına kıydığı Nazizm onun ölümünden üç yıl sonra çökecek ve Hitler ile kadrosunun önemli isimleri intihar edecekti.]

Konumuz yıldızların parlamışken sonradan söndüğünün anlaşıldığı tarihi olaylar…

Ülkesine başbakan olmayı kafasına koymuş, bunun için de ‘Brexit’ heyecanını kullanmış Boris Johnson‘un İngiltere’de macerası buna iyi bir örnek. İstediği oldu Johnson’un, İngiliz halkı onun şiddetle savunduğu ‘Avrupa Birliği’nden çıkınca İngiltere’nin daha mükemmel, halkının daha müreffeh olacağı’ tezi istikametinde oyunu kullandı. Bir ara Londra belediye başkanlığı da yapmış ‘gazeteci’ kökenli Johnson referandum sonunda kurulan Muhafazakar Parti hükümetinde dışişleri bakanlığı koltuğuna oturdu.

Gözü de partisinin liderliğinde ve başbakanlıkta olarak…

Bizim çocuk kaybedenler kulübünde

Önceki gün görevinden istifa etti Boris Johnson; öyle anlaşılıyor ki, arkasından ağlayanı olmayacağı gibi üç yıl önce parlamış olan siyasi kariyeri de kötü bir biçimde nihayete erebilecek.

[Boris Johnson yabancımız değil. Meşrutiyet döneminin kılıçlaşmış kalemlerinden Ali Kemal’in torunu, daha doğrusu oğlu Osman’ın torunu. İttihatçılar’a düşmanlığı yüzünden İstiklal Savaşı’na da muhalefet etmiş olan Ali Kemal kısa bir süre Damat Ferit Paşa hükümetinde içişleri bakanlığında da bulunmuştu. 1922 yılının sonuna doğru İzmit’te linç edildi.]

New York Times’ta (NYT) çıkan Johnson’un istifasıyla ilgili değerlendirmeden aktarıyorum:

‘‘2016 başlarında İngiltere’nin muhtemelen en popüler palitikacısıydı. Destekçileri ve hayranları tren istasyonları ve trafik ışıklarında kendisini selamlıyor, anketçiler ve yorumcular ülkenin başka muhafazakarların asla kucaklayamayacakları bölgelerini bir tek onun kucaklayabileceğini düşünüyorlardı.’’

Gerçekten de üç yıl önceki durumu buydu Johnson’un… Yıldızı parlamıştı.

Şimdi durum çok değişik.

Değerlendirmenin yazarı, Jenni Russell, esas görüşü savunduğu tezden farklı olan ve Brexit’i nasıl olsa halktan onay almayacağı ve referandumda reddedileceği beklentisiyle savunan Johnson’un şimdilerde bu samimiyetsizliğinin cezasını gördüğü kanaatinde.

[Jenni Russell aslında Londra’da çıkan The Times gazetesinin yazarı; NYT’a ‘konuk yazar’ olarak katkıda bulunmuş.]

Oldu da neden oldu?
Johnson bisiklet üzerinde durabiliyordu, siyasette aynı beceriyi gösteremedi..

İngiltere‘de Johnson ve arkadaşlarının Avrupa Birliği’nden çıkılırsa –Brexit o demek- her şeyin düzeleceği, ülkenin Brüksel boyunduruğundan kurtulunca uçuşa geçeceği, halkın daha önce hiç yaşamadığı bir refaha kavuşacağı iddialarının gerçekleşmediği görülüyor.

Brexit’in ülke için yanlış bir tercih olduğu iyice ortaya çıktı ve Muhafazakar Parti lideri de olan başbakan Theresa May referandum sonucuna rağmen AB’den çıkma konusunda ayak sürümeye ve çıkacakmış gibi yapılan müzakerelerle AB üyesi muamelesi görmeyi sürdürme politikası izlemeye başladı.

Gümrük birliği kapsamı dışında kalınca İngiliz mallarının ada dışına çıkışta büyük sorunlar yaşayacağı ve AB dışı kalmış ülkenin hastaneleri, havayolları, çiftçileri, süpermarketleri ve fabrikalarının bu durumdan olumsuz etkileneceği anlaşılınca, May, Brüksel’in şartlarını kabul etmek zorunda kaldı.

İnatçı Johnson, ‘‘Brexit haklıydı’’ yanlış tezini sürdürmeye ve AB karşıtı sert tedbirler  alınmaktan vazgeçilmezse gelecekte her şeyin güzel olacağını ileri sürmeye devam ettiği için kaybedenler kulübü üyesi olmaya hak kazandı.

Russell, ayrıntılara önem vermeyen, iş dünyasından hoşlanmayan tavrının ve ağzı ile beyni arasındaki mesafenin kısa oluşunun, bir zamanlar yıldızı parlayan Johnson’un sonunu getirdiği görüşünde.

Yıldızın parladığı gibi sönmesi de kaçınılmaz olabiliyor.

ΩΩΩΩ

30 YORUMLAR

  1. YILDIZI KİMİN SÖNECEK?
    Bugünki yazı konusunda yorumlar muftelıf.
    Çok güzel fikirler ortaya çıkıyor.
    Her ne kadar çoğumuz edebiyat fak. mezunu olmadığımız dan bozuk türkçemizle bir şeyler anlatmaya çalışsak ta.
    Belki de bu yorumculardan çok okunan yazarlar da çıkacaktır şüphesiz.
    Biz her geçen gün dilimizi ve kültürümüzü geliştirmeliyiz.
    Yazılanlar dan rahatsiz olanların okumama özgürlüğü var zaten.
    Çoğumuz şöhretli değiliz ve aynı zamanda bir kurumda önemli bir şahsiyet olmadığımızdan düşüncelerimizi
    çok daha özgürce yazabiliyoruz.
    Bu da bizi bu nefes almanın zor olduğu bir zamanda psikolojik olarak rahatlatıyor.
    Etkili ve yetkili kişiler olmadığımızdan bizi fasulyeden saymayacaklarını düşünerek daha rahat yazıyoruz.
    Ülkemiz de öyle bir hava hakim ki;etkili ve yetkili herkes gerçekleri kendinden bile saklama ihtiyacı duyuyor.
    Onun için gelecekten çok endişeliyim.
    Bu ortamın ne yönetenlere ve ne de yönetilenlere yakın gelecekte bir hayrı dokunmayacaktır maalesef.
    Yönetimden faydalanan larda bunu elden gideceğinden korkuyor.
    Yönetimden nemalanamayanlar ise yönetimlerin gazabin dan korkuyor.
    Dolayısıyla herkes bir şekilde korku imparatorluğu atmosferinin hakimiyeti altında ya şakşakçilik ediyor ya da derim bir sesizliğe bürünüp sonumuz hayırlı olur diye temennide bulunuyor.
    Aynen uçurumdan düşerken bir kısmi oh be uçuyoruz diyor ;bir kısmı da derin bir suya düşsek te yaralı da olsa kurtulsak diye dua ediyor.
    Geri kalmiş ülkelerde başarisizlik ya rakiplerden kaynaklanır ,ya da en alttaki yöneticilerden.
    Problem en alttakılerin hesabi görülerek ödenir.Rakipler zaten iflah olmaz düşmani miz.
    Her durumda yıldızlarımızın yıldızının sönmesi engellenmiş olur bizim gibi ülkelerde.
    Bizim gibi ülkelerde yıldızların konumunu korumak veya daha büyük yıldız olmak için temel bir yöntem uygularlar.bu yöntem şimdiye kadar iş görmüştür.
    Üst yönetici yıldız veya baş yıldız adayı alt yöneticilerini seçerken şu metodu uygular seçeceği adaya.
    Bak der seni bu göreve getiriyorum ama bu göreve aday ve senin gibi çok istekli olan hatta çoğu senden daha yeteneklı olan yüzlerce adayım var.
    Bütün icraatlarını yerine getiriken bir gözün ve bir kulağını asla benden ayırmayacaksın.
    Bu göreve uygun onlarca aday arasından seçilmesinin itirazsiz amirinin dediğini uygulamak olduğunu kabul eder ve öyle olmasa bu görevi ruyasında dahi göremeyeceğını bilir.
    Peki bu metod neye yarıyor? Üst yöneticinin yıldızının sönmesini önlediği gibi daha da parlamasına yarıyor.
    Yanı bildiğiniz gibi üst ünün dediğini uygulayan yönetici başarılı olunca amiri; başarısız olunca sorumlu kendisi oluyor.
    Her durumda amir kendini korumuş oluyor.
    Bu yöntem bizde her yerde yöneticinin temel felsefesidir ki en tepeye kadar her başkan tarafindan kusursuz uygulanır.
    Batida hapishanede gayri hukuki birşey olursa adalet bakanı istifa eder.Bizde en alt eleman gardiyan ceza alır.Halkımız bunu yadırgamadığı sürece bu böyle devam edecektır.
    Halkımızın ekseriyeti herhangi bir davada ki evrensel hukuk kurallarına göre dava sonuçlanmadan davalılar hakkında görüş beyan etmek suç olmasına rağmen ………………….,medyada mahkeme sonuçlanmadan suç luda,suç suz da ilan ediliyor bu na alkiş tutuyor.
    Demek ki ney miş.
    HALK LAYIK OLDUĞU İDARE İLE İDARE EDİLİRMİŞ.
    İnsanlar elinde imkan olsaydı hangi ülkede yaşamak isterdi .
    Bazı ülkeler boşalir,bazıları ise aşırı dolardı.
    Bu ülkeleri herkes tahmin edebilir.
    Çoklukla vatansever geçinenlerin gitmek için kuyruğun en önünde olduğunu görebilirdiniz.
    Hangi ülke ençok tercih ediliyorsa demek ki en adalet li ülke orasıdır;tabi kide en özgür ve gelişmiş ülke orasıdır.
    Geri kalmiş ülkelerin yıldızları belkı birer kara delıktır.
    En yakındakı leri yutarlar sonrada yok olurlar.

  2. Güleriz ağlanacak halimize.
    Birileri kalkmiş İslam dinin kendi tekelinde olduğunu zannediyir. İslâm’ın “İ” sinin ne olduğunu anlatmaya çalışırken insan bir anda sanki SARAY fetvacıları bu siteyi işgal etmiş hissi uyandırıyor.
    Savunduklarını ne gözle gôriyorlarsa.
    Yaho kardeşim Pazartesi günkü törenin neresi islama uygundu?
    Önce buna çevap arayıp bulun daha sonra, Dini kendi tekelinize almayı düşünün.
    Yazilanlara karşı savunma yapmak yerine sizde Erdoğan 95 yıl aradan sonra Mecliste KUR’ANİ KERİME el basarak yemin etti deseniz ya? Diyemessiniz çünkü o dini kullanarak Sinan Eskicioğlunun dediyi gibi” satlık İslam” satarak oy topliyor. Dindar insan bölücü olmaz dikkat edin DİNDAR diyiyorum
    sadece Müslüman demiyorum,, bu dediklerim her inançlardan olan insanlar, onlar baríş için çalışír ve düşman değıl dost edinirler. Peki siz hangi dinden bahs ediyorsunuz? Veya sizin tekelinizde zannediyirsunuz.

  3. Yeni İbn-i Sina’lara ihtiyaç var… Bu da ancak akıl-iman senteziyle mümkün…. Bernar bey başarılarına değinmiş (Bernar 12 Temmuz 2018 at 12:43 http://fehmikoru.com/torenleri-izler-konusmayi-dinler-ve-bakanlar-listesine-bakarken-dusunduklerim/#comment-21904 ).

    Avrupa İbn-i Sina’yı tıbbın kurucusu kabul eder diyor doğru. Ben de bir zamanlar İbn-i Sina’yı farketmiş önemi hakında bir şeyler yazmıştım. Düşüncelerimi paylaşayım (sona doğru Sn Bernar’dan fikren ayrıldığım bazı noktalar da ortaya çıkacak): İbn-i Sina şüphesiz döneminde ornek müslumanlardan biridir. Diğerleri arasında Biruni de öyledir. Bunlar yüzümüzün akı Orta Asyalılardan, bence (Horasan doğumlu. Farabi’den etkilenmiş biri ve öldüğü yer bugünün İran’ı). TC tarihinin yeterince önem vermemiş olması vahim bir hata (şahsi merakla sonradan öğrenmiş olduk). Bugün bizden çok İranlılar sahip çıkıyor (Pers olarak), ve yeni nesillere örnek olsun diye ismini yaşatıyor. Bildiğim kadarıyla, bu ülkede öne çıkmış başarılı bilim insanlarına her yıl İbn-i Sina bilim ödülleri veriliyor. Muhtemelen bu tür motivasyonların etkisi ve azmiyle İran’da ABD-Israilin hedef tahtası Mollaların iktidarında Bilim Teknik muhtemelen bizdekinden daha iyi durumda. Temel eğitimini bu ülkede aldıktan sonra Batı’da Bilim –Teknik konusuna daha iyi maddi şartlarda devam edenler başarılarındaki hızı daha da arttırmaktalar. Bizim motivasyon kaynaklarımız genelde TC hamlesiyle sınırlı!

    İbn-i Sina sadece Tıp konusunda değil astronomi, matematik konusunda da uzman biri ve bu alana olan katkılarından dolayı NASA tarafından hakkı teslim edilenler arasına alınmış (Ay’daki kraterlerden birine ismi verilmiştir). İbn-i Sina aynı zamanda bir Hafız! 10-12 yaşında Kuran’ı ezberden biliyor. Yaşlandığında ölümüne kadar sık sık Kuran okuyarak o önemli yola (Allah’a kavuşmaya) hazırlamış kendini. Bilim-teknikte o devasa verimli entelektüel hayata İbn-i Sina’yı hazırlayan rehber Kuran’dır/İslamdır (barıştır). Ancak, nefsi-hırsın eseri olarak daha sonra çalkantılı dönemler bir başladı, bitmek bilmedi. Gelecek endişesiyle askerlik bugün de olduğu gibi birinci planda. Birinci planda olmasının sebeplerinden biri Batı’nın sömürücülük geleneği ve bunun baskısıdır. Bunu ve bunun yerleştirmiş olduğu algıları değiştirmek kolay değildir.

    Batı’ının kendine malettiği (Avicenna), İbn-i Sina yoluna “DEMOKRASİ” diyerek çıkmamıştır, ancak kendi gelişimi ve onca faydalı iş üretmesi için sakin, müdahale edilmeyen bir hürriyet ortamı gerektiği de aşikardır. Batı bunu Demokrasi olarak bugün çokçası belli İşlam ülkeleri üzerinden adeta İslam’a karşı kullandığı için müslümanlar gerek bilinç altında (ezbere) ve gerekse şuurlu olarak bunu tanımama temayülü gösteriyor. Hürriyet bize aşina bir araç olduğuna göre daha uygun bir bazdır (Demokrasi’yi terminoloji olarak kafaya takmamak lazım). Bununla ilişkili Hürriyet şer ve hayr olarak herşeye araçtır ancak müslümanın amacı “hayr”, faydalı iş üretilecek yaşanası bir dünya olduğu kadar nihai analizde Allah’ın beklentisi dahilinde Allah’a kavuşmaktır. İbn-i Sina işte böyle bir örnekti. Bize uygun Mill Eğitimde amaç Batı’ının da örnek aldığı, değerini bildiği-kendine malettiği yeni İbn-i Sina’lar yetiştirmek olmalıdır. Bunun için de AKIL-İMAN Sentezi!

    • Selamlar, H.K. Bey,

      Yorumunuzu ilgi ve dikkatle okudum. Benim İbn-i Sina ve İbn-i Haldun’un Batı dünyasındaki algılanışına ve o dünyada karşılık bulduğu saygı ve değerbilişe kısaca değnmiş olmam ile demokrasi arasında hiçbir ilinti yok. Benim bu değinişim, Batı’nın “öteki1nden öğrenmek konusunda kompleksli olmaması, yanısıra, bizim kendi değerlerimizi Batılı kadar önemsemeyişimiz. Değilse, elbette ki İbn-i Sina yola “demokrasi” diye çıkmamıştı.

      Benim “demokrasi” gibi bir saplantım olmadığı gibi, demokrasi gibi bir ısrarcılığım da yok. Ben, Müslümanların ve İslam dünyasının demokrasiyi de aşan ve onun ötesine geçen bir hürriyet ve adalet düzeni yaratması gerektiğini, buna aday olması gerektiğini düşünüyorum. Yanısıra, hem Kuran’da hem de İslam Petgamberi’nin Medine Sözleşmesi gibi değerli deneyimlerinde bunun esin kaynaklarını bulabileceğimize inanıyorum. Benim, İstemezükçü Müslüman’ın (sizden ödünç alacağım terimle söylersem Ezberci Müslüman’ın) demokrasi allerjisine karşı çıkmamın ve bu yoksayıcı tavrı eleştirmemin nedeni, bu zihniyet ve duygu dünyasında olan insanların demokrasi terimi üzerinden aslında hürriyet ve adalete karşı çıkıyor olmaları. Kişisel olarak Türkiye’ye ve dünyaya bir ideal olarak önerdiğim şey asla demokrasi olamaz; insanlığın yüzyıllardır süregelen deneyimlerinin, o deneyimlerden ürettiği birikimin demokrasiyi de aşmaya el verir olduğunu düşünüyorum. Mesele, bunun fikri yapısını bugünün dünyasında oluşturmak ve kendi yerel coğrafyamızda bunu gerçekleştirmek. Demokrasi sözcüğünü bir kere bile kullanmadan da iyi bir toplumu ve iyi bir toplumsal yaşamı tasavvur edebilir ve bunu tartışabiliriz. Mesele bu terimin kendisi değil. Mesele, can alıcı mesele, adalet ve hürriyetten yana mıyız, yoksa bizi adalet ve hürriyet gibi İslam’ın da üzerine titrediği değerlerden uzaklaştıran bir tek-adam kutsamasından, bir toplumun yazgısını yüceltilmiş, hatadan ari şekilde kurgulanmış bir faninin iradesine teslim etmekten yanamıyız meselesi.

      Merhum Alia İzzet Begoviç, Nahda Hareketi’nin değerli lideri Gannuşi de nihai ideal olarak “demokrasi” diye yola çıkan insanlar değiller; ama, her ikisi de hak, adalet, hürriyetlerin tutarlı savunucuları -tıpkı sayın Karamollaoğlu ve Saadet’in genç kuşağı gibi. Böylesi isimlerden kaç Müslüman haberdar bu ülkede? (İsim olarak kim olduğunu kast etmiyorum: Kaç Müslüman bu inanların kitaplarından, yaşamlarından, konumalarından haberdar? Kaç Müslümanın hanesinde bu isimler konuşulup tartışılıyor? Bunları kast ediyorum.)

      Yüz milyonlarca Müslüman var dünya dediğimiz bu mekanda, ve, İslam’ın Kitabı ve Peygamberi yapayalnız -bunu ve bunun hüznünü ima ediyorum. . .

      • Pekala o zaman Beynar bey. İlham/motivasyon kaynağı Kuran bilgileri olsa da değerbiliş konusu İbn-i Sina için de önemliydi. Bu konuda ‘Batı’ işine yarayan nerede ne varsa alıp özümsüyor kendileştiriyor, adeta uzay filmleri serisindeki “Borg”lar gibi ve bu iş üstünlük-mükemmeliyetçilik adına yapılıyor.

        Bizimkiler ayrı bir alem! Ancak, rekabet edebilecekleri eğitim şartları sağlansa Batı’dan aşağı kalmayacakları gibi onlara örnek duruma gelebilecekler. Bence bu potansiyel var. Şimdilik hazırcıyız-beleşci, onlar mühendis-usta biz işçi. Ve bu yetmediği gibi bize epey pahalıya mal oluyor! Bu konuda beraberiz.

        Bizimkiler avcı kedi,
        Sömürürsen ey demok-rat,
        Çiğ çiğ yer, yutarlar seni,
        Aman dikkat, aman dikkat!

  4. Bizdeki politikacılar ve siradan vatadaşlar İngiltere ve değer her hangı bir batılı ülkeleri ile karşılaştıracak olursak, onlarla ve İngiltere ile aramizdaki farkları daha kolay anlata veya anlaya biliriz.

    Boris Johnson bizde olsaidi istifa etmek şöyle dursun şu an halk tarafından kahraman ilan edilmişti bile.

    İngilterde bu tiplerin yalanlarına inananlar onun popüler olmasına değil kendi ülkekerinin zararını gördükleri zaman bu tip politikacılar istifa etmeseler bile halk tarafında onlar anında harcanırlar.
    Onlar keyf için zengin olmamışlar.
    Basit bir örnek: Londra da 5 tane hava alani var ve her gün onbinlerce yolucu o hava alanlarını dünyanin çeşitli ülkelerine aktarmalı geçerken kullaniyorlar,sadece bu yolcuların verdiği hava alani vergileri ile hem binlerce insana iş imkani sağladığı gibi o ülkeni ekonomisinede azınsanmayacak kadarda katgda bulunuyor.

    Oeki bizim politikacılar ne yapiyor? Nemi yapiyir? Kendi menfaatlarını düşunerek milleti kullanmak için halka müthiş derecede ırkçılık ve yaşanmayan din gururu pompaliyarak milleti uyutuyorlar.

    Her hirsizlik ettiklerinede hazır kuvvet Ermeni ve Yahudi düşmanlığını sığınacak liman olarak sığınıyorlar bunlara birdr zamanin modası olan hangisi ise sağ,sol,
    PKK ve diğerleri gibi bir çok çakma terörist üreterek düşünen insanları susturup durmada Anyasa değiştirerek cep dolduriyorlar.

    Şöyle eriye dönüp baktığımız zaman AKP ihtidarı döneminin ilk yillari değilde ikinci dönem ilk yıllarında muhalf medya yok denecek kadar azdı, iyi idareden dolayı, daha sonrasını yazmaya gerek yok herkes biliyor.

    Şu anda zaten esas gazeteciler ve yazarların hepisi TERÖRİST olarak ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezası almişlar.

    Zülfü livaneli bir yazi yazmış ne zaman yazdığını bilmiyorum fakak bana dün gönderıldı.
    Bület Arınç ve Deniz baykal teyze çocukları imişler ve Yahudi imişler Rochefller bursu ile doktora yapmışlar bir sür yalan dolan vb vb.
    Neyise esas konu o değil, İki cambazın bir ipte nasıl oynadıkları.
    Herkesin haberi olduğu gibi Arınç’ın damadi nin terörst olarak yargılandığı.
    Arınçın Seçimlerden Önce Erdoğan ile görüştüğunude ve Erdoğanı desdekliyeceğinide herkesin önünde açıklamasına da gene şahit olduk.
    Neden desteklediği şu an ortada oğlunu millet vekili yapma karşılığından dolayı.
    Karşılıklı tehdit ve Menfaatlar vb,vb.

    Bilindiği gibi aralarindaki sırları açıklanmaması için damat kullanıldı ve kulkanilacak kim bilir ne gibi pislikleri varki oturduklari yerden kalkamiyorlar, diğrlerinin de ülke umurlarında değil menfaatları ön planda.
    Eğer bizdeki gazeteciler içerde olmasaidiler bunları millete seçimlerden önce anlatırdılar.
    İngilteredeki ve diğer demokart ülkelerdeki gibi.bir millet vekilliğine ulkelerini harcamazlar.
    Bizdekiler bir millet vekiliğine rahatlıkka TC yi harcarlar, şahsı menfaatlarını düşünürler.ülkeyi değil.
    Bernar beyin dediği gibi oy bakımında küçük bana görede insanlık ve ülkesini düşunmek bakımından büyük S Partisi ve başkani diğer partilerden Huda kayalar gibi dürüst politikacılara halen daha bizde sayılari fazla fakat yok gibi görünüyor.
    İşte bunkar gibi yalanları olmayanlar geleceğe dair umut vriyorlar.
    Aslında metal yorgunluktan dolayı AKP den tasfiye edilenlere ne gibi vadlerde bulunulduğunu yazarımız değilde biz okurlaı biraz irdelesek epeyce eski koltuklarını kendi sülalerine bıraktıklarına dair bilgiler edinebiliriz.

    • Londradaki havaalanları 29ekimden sonra sinek avlamaya başlar artık! Devlet başkanımızın yaptırdığı 3.havaalanından haberiniz yok galiba?

      • Devlet Başkanımız o köprüleri havalimanlarını kendi cebinden para vererek, oğlunun filosundan gamiler satarak vs. yaptırmadı, bu bir. Devlet Başaknımız o köprüleri havalimanlarını bu ülkenin üretimini ve ihracatını artırıp zenginlik yaratarak yaptırmadı, bu iki. O köprülerin havalimanlarının hepsinin inşa edeni de işletmecisi de “Hristiyan dölü” yabancı sermaye, o köprülerden hastanelerden vs. yararlanmasak bile ödediğimiz vergilerle onların cebine parayı koyan biziz, bu üç. 80 yıllık Cumhuriyet tarihinde yapılmış özelleştirmelerin %90’a yakını Devlet Başkanımız döneminde yapıldı, artı, 490 milyar doları aşan devasa bir dış borç yaratıldı, bu da dört!

        Ver sen bana bu kadar akıl almaz parayı, ben sana 3’üncüsünün 2 katı katı büyüklüğünde 4’üncüsünü yapayım 🙂

  5. bir insanın, konuştukça ülkenin battığını nasıl anlamadığını anlamıyorum. şu an dolar 1,84 tlye, tahvil faizleri ise 2 yıllıkta %20’nin üzerinde. 10 yıllıkta 18.50’nin üzerinde.
    berat albayrakın baktığı enerji sektörünün borcu 51 milyar dolar düzeyine gelmiş. demekki başarı kriteri ülkeyi batırma başarısı. hata bizim, ülkeyi kalkındırma başarısı olması gerektiğini düşünmüştük.
    bir dönem yıldızı parlayan bir ülkenin yine aynı iktidar tarafından söndürülmesi ibretlik bir örnek oluşturuyor.

  6. sayın yorumcular yıldızı bir anda parlayan (olumlu geçmiş hikayesi olmayan) kişilerin yıldızlarının uzun süreli parlaklığını koruması eşyanın tabiatına aykırıdır. örneğin sayın ERDOĞAN mensubu olduğu partilerin teşkilatlarının her kademesinde görev almış ve aldığı bütün görevlerde üstün başarı göstererek (farkındalık) yaptığı hizmetlerden dolayı bütün Türkiye de tanınır oldu varsa da yoksa da ERDOĞAN oldu.Geldiği her görevde yaptıkları ile kendini ispat etti yaparsa Ak parti (ERDOĞAN)yapar slogan haline geldi. Çalışmak, işini takip etmek,sürekli kamuoyunun nabzını tutmak siyaseti hizmet ibadet anlayışı ile yapmak,içten olmak, cesur, omurgalı,dik durmak temel özellikleridir.16 yıldır başlanan hiç bir kamu yatırımı yarıda kalmadı büyük yatırımlar(mega projeler) bile en fazla 5 yılda tamamlandı.(geçmişte kamu yatırımlarının ortalama tamamlanma süresi 15 yıldı) bu nedenlerden dolayı girdiği her seçimde oylarını artırarak çıkıyor. sayın ERDOĞAN böyle çalışmasa asla oy alamayacağını en iyi kendisi bilir.

  7. Hayran olmamak mümkün değil şu gelişmiş batı demokrasilerine. Seçimi kaybeden aday ya da lider ıslık çalarak ofisini topluyor, ceketini de omzuna atıp çekip gidiyor. Hele bir de bisiklet sürmeyi biliyorsa değmeyin keyfine… Bizde öyle mi ya, geldi mi gitmek bilmezler! Allah gecinden versin, işiniz doğal seleksiyona kalmıştır hani. Hatta beyin ölümü gerçekleşmiş ama hala koltuk peşinde koşan siyasetçi eskilerine sıkça rastlayabilirsiniz etrafta. Seçimi kaybettikten sonra bırakın çekip gitmeyi iyice gelen, gelmişken koltuğuna iyice yerleşen daha nicesine… Bu türden siyasetçilerin yolaçtığı ses ve görüntü kirliliğinden usandık! En azından bisiklete binmeyi bilenlerini şehir dışında kurulacak bi çadır sirkinde falan değerlendiremez miyiz acaba?

    • İyi fikir. . . Hemen bir sirk inşa edilsin! İhale yasası bilmem kaçıncı yüz kez değiştirilip sirkin inşaat ihalesi de Reis’in uygun göreceği bir şirkete verilsin!

  8. Muhtemelen fehmi koru adnan oktarı düşünerek yazmamıştır ama oda tvde sadettin tantanın açıklaması ilgimi çekti.
    “iyi, kötü ve çirkin” tanımlamalarının gözden geçirilmesi gerektiğini anlatması açısından ilgimi çekti. tıpkı necmettin erbakanın israil ile işbirliği yapan liderlerden birisi olması, bosna için toplanan paraların akibeti ile ilgili spekülasyonlar gibi. iyi, kötü ve çirkin tanımlaması yapılması gerekenler kuşkusuz bunlarla sınırlı değil. mehmet şimşek, babacan, abdullah gül vb liste epey uzuyor. Ancak ortada olan birşey var. bizim “iyi adam” tanımımız çok subjektif ve uluslararası “iyi adam” kıstasları ile hiç alakası yok. “çirkin” ve “kötü” için de aynı durum geçerli. Aşağıdaki alıntıda, sadettin tantan fazilet partililerin adnan oktarı kurtarmak için epey çaba harcadıklarını anlatıyor.
    “Adnan Hoca beraat ediyor, ben ise kendisine bağlı Bilim Araştırma Vakfı (BAV) ve adamlarının açtığı davalarla yargılanıyorum. Bu tam bir rezaletti. Onları içeriye aldığımda o dönem parlamentodaki siyasi partilerin özellikle Fazilet Partisi vekillerinden bazıları ‘Bunlar iyi çocuklar, bunları bırak’ diye üzerime çöktü. Siyaseten baskı yaptılar”
    faziletli iyi adamlar, dini bütün müslümanlar için ne dersiniz?

    • Her şey tekamül içindedir önemli olan iyi yönde tekamüldür. Hayra tekamül istenen ve murad edilen tekamül iken şerre tekallüp ise murad-ı ilahi değildir. BAV ve Tantan muvacehesinde yapılan itiraz zamanının şartları ile değerlendirilmelidir. O günler 28 Şubat’ın ağır şartları altında BAV-Harun Yahya mahlası ile onlarca anlaşılır eser ile tabiat ve dinsizlik fikri küfrisi ile mücadele eden iyi eğitimli, zengin aile çocuklarının bir araya geldikleri başlarında pek bilinmeyen gizemli hocaları ile magazin bir tarzı hizmet ettikleri zamanlardır. Dindarım diyen herkesin üzerine gidildiği bu zamanda iş gören Adil Serdar Saçan’ın önüne gelen dindarı bir illiyet ile içeri tıkmaya çalıştığı günlerdi unutmayalım. Hatta o günler şimdi FETÖ o zaman ise Hoca efendi denilip aynı karede fotoğraf çekilebilmek için çok yolların katedildiği günlere de uzak değildi. Yani bir şeyler zaman içinde tekamül veya tekallüp arasında gidip gelmektedir ki zaman mefhumu burada iş görür. Sanki dünmüş gibi ben aldım Faziletli milletvekilleri bana baskı yaptılar denilen zaman İBB’nin başında kim vardı unutmamak gerekir. Hatta bir şey daha var atlanmaması lazım alakasız bir yorum yazıp spagetti western klasiği ” İyi, Kötü ve Çirkin ” başlığının içine isimleri her zaman hakperest ve vicdanlı gönüllerde hayırla yad edilecek insanların ismini sanki bir cürmü meşhudmuş gibi muhataralı şeylerle ilişkili gösterme çabası ise en az kelime ile gıybettir.

      • istisna bir olay değil ki senin söylediğin şekilde değerlendirelim. ayrıca da herşeyin mazareti vardır. fakat sonuçta adnan oktar gibilerin savunulması vardır. kimlik üzerinden doğru yanlış değerlendirilmesi vardır. “bizim adam iyidir” bakışının aslında herkesi ahlaksız yaptığı gerçeği vardır. Eğer “bizim adam en iyisidir. melektir” diye bakılmasaydı erbakanın yaptıkları da iyisiyle kötüsüyle değerlendirilebilir, yapılan yanlışlara karşı çıkılabilirdi. böylece toplum daha iyi olurdu. aynı şey diğerleri için de geçerli. sol için de, mhpliler için de, chpliler için de geçerli. ben “iyi” kavramının nesnel bir değerlendirme değil, “bizim adam melektir” çerçevesinde değerlendirildiğini söylüyorum. eleştirim bunadır. konuyu yanlış değerlendirirseniz şimdi de adnan oktarın aslında akp muhalifi olduğu için operasyona uğradığı sonucuna da varabilirsiniz. Yani bakış açısı yanlış. bakış açısı ahlaksızca, bakış açısı ahlaksızlığı teşvik ediyor. ben bundan bahsediyorum.

      • ayrıca, ben sizin yerinizde olsam, sizin bana yazdıklarınızı değil de, islamcıların sıksık güzel davranış olarak başkalarına örnek verdiği “sevdiniz kişiyi ölçülü sevin…” hadisinin ne kadar doğru olduğunun birkez daha teyit edildiğini yazar ve bana hak verirdim.

      • Gökten ne yağar ki yer kabul etmez:) gayretullaha dokunurken dikkat etmek lazım, ne yana evrilicee belli olmaz! Nihayet evrimin hak olduğunu sosyete imamından sonra kainat imamı da kavramış olmalı:)

    • Bizde Allah diyen herkese sınırsız itibar edilir. Münafık yada en ileri derecede şizofren olduğuna bakmaksızın. Sanırım milletimiz İslam’ın Hüsnüzan emrini sonsuz güven olarak anliyor.

  9. “Johnson bisiklet üzerinde durabiliyordu, siyasette aynı beceriyi gösteremedi..”
    Bizde de biri at üstünde durmayı beceremiyordu. Ama siyasette kalıcı olmayı becerdi.
    Bravo Sayın Koru…
    Subliminal mesaj vermeyi başarmışsınız. :))

  10. AB nedir?
    Birinci ve İkinci Cihan savaşlarını Sermaye çıkardı. Fransa ile Almanya arasında Alsas Loren bölgesi çatışması ile Avrupa büyük kayıplar yaşadı. ABD ve İngiltere dünyaya hakim oldu. Bunu gören De Gaulle Fransa ile Almanya’yı barıştırdı ve Avrupa Birliği’ni kurdu. Savaşa değil barışa dayanan bir birlik İslami bir birliktir, Bismarck’ın kurduğu Almanya Birliği gibi.
    Sermaye bunu bozmak için önce İngiltere’yi birliğe soktu. Ne var ki birliğe Almaya-Fransa ikilisi hakim oldu. İngiltere etkin devlet olamadı. Sermaye bunun üzerine İngiltere’yi birlik içinde güçlendirmek için Türkiye’yi ortak etmek istedi. Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmeyi istedi ama İngilizlerin değil Alman ve Fransızların yanında olmayı istedi. Bu sefer engellenmeye çalışıyor.
    Avrupa Birliği’ne hakim olamayınca İngiltere’yi çıkarttı. Avrupa Birliği’ni dağıtma çabasında. 15 Temmuz’da yenilen Sermaye Trump’la bir olmaya çalıştı. Şimdi yeniden İngiltere’yi AB’ye ortak etmeği düşünmektedir.
    Trump, Putin, Erdoğan ve Çin lideri Şi yeni dünyaya yön verecekler. Sermaye savaş çıkaramazsa insanlık barış içinde Adil Düzen’e, Kur’an düzenine, Tevrat düzenine geçecektir. Basın Sermaye’nin elinde, istediğini aziz istediğini rezil eder. Türkiye’de bu işi başaramadı. Uzanları denedi, Akşener’i denedi, etkisiz. Oyu %7’yi geçemiyor. Artık dünya uyanmıştır.
    Türkiye’nin elinde çok büyük imkanlar vardır. Barış merkezi olabilir. Türkiye Akevler’e kulak vermiştir.

  11. bizden bu duruma ilk akla gelebilecek kişi muharrem incedir muhtemelen. cumhurbaşkanlığı adaylığından, seçim gecesine kadar müthiş parladı. seçim gecesi ve seçim sonrası tavırları ile ise biranda söndü (herne kadar kendisi bu durumun henüz farkında olmasa da). ince tekrar cumhurbaşkanlığına aday olsa bu seçimlerde aldığı oyu alamıyacaktır.

  12. ”… Bizi de ilgilendiren bir güncel örnek…”
    …sadede gelelim ve ”bizi de ilgilendiren” kısmını anlayan beri gelsin.
    Kendi adıma, bi şey anladıysam ne olayım…
    Sönmeye yüz tutacak ”bizim yıldızımız” kim acaba?

    Konu siyaset, yıldız(lar) da, siyasi/ler galiba.
    Russel’in, Boris Jhonson tespitlerinin, özellikle ”ağzı ile beyni arasında ki mesafenin kısa oluşu” bizim siyasi yıldızlarımızın çoğunda olduğu vaki belki, ama uzun süredir parlayan ‘baş yıldızımızın’ ”kısa mesafe” sorunu olduğunu söylemek pek naiflik olur, değil mi?
    Böyleyse, Koru’nun bizi de ilgilendiren güncel örneği İnce mi?
    Anla(ya)madığım için sordum.

    • Bence Sayın Koru nun ihsas ettirmeye çalıştığı kişi M.İnce değil.
      Çünkü İnce daha yıldızı parlamadan sönmüş bir kişi.
      Burada kastedilen kişinin Erdoğan olduğunu düşünüyorum.
      Ancak Koru açıkça belirtmeye çekiniyor.
      Çünkü yazıda Türkiye ile ilgili ne bir tespit ne de bir temenni yok.

      • Akşener’de olmaz mı?

        Johnson örneğinden haraketle yıldızın Erdoğan olması mümkün değil çünkü; Boris Johnson sahneye çıkalı henüz iki üç yıl oldu, oysa Erdoğan, en uzun süre iktidarda kalabilen, dünya rekoru kırabilecek sayılı siyasetçilerden..
        Evet evet;

        Koru’nun yıldızı Akşener’de olabilir.

  13. Şu bisiklete binme resmini koymasaydınız keşke. Bisiklete binmek ve yıldızı sönmek birlikte kullanılınca bizim ülkemiz için de hemen birini akla getiriyor. Bu akşam izleyeceğiz bakalım kendisini, yıldızını söndürmemek için ne hamle yapacak diye..

  14. Ağzı ile beyni arası yakın olmak tabiri gerçekten hoş bizde karşılığı düşünmeden konuşmak, her aklına geleni konuşmak, ben doğru konuşurum o zaman her doğruyu her zaman söylemekte bir beis yok şeklinde fütursuzca konuşmak, dilinin kemiği yok şeklinde konuşmak, twitter gibi mecralarda olduğu gibi ağız ishaline tutulmak, ağzını tutamamak(altını tutamamak gibi),boş boğaz, patavatsız, düşüncesizce konuşmak, her aklına geleni konuşmak gibi liste uzar gider. Halbuki kamil manada konuşmak ise hikmet ile konuşmak, hakkı konuşmak gibi beyin korteksi ile konuşma faaliyetini sağlayan soluk alıp, verme arasında geçen ince zaman diliminde ağzın içinden çıkacak kelimeler ile Hz. Ali (RA) atfedilen ”Ağzını açtığında dikkatli ol oradan aklın görünmekte” şeklinde ifade edilecek veciz tabir ile basit değil Cennet’e girebilmek için tedbire alınması gereken üç unsurdan en önemlisidir.
    Resul-i Ekrem (s.a.v.): “Bilmiş ol ki sana işin başını, diğerini ve zirvesini haber veriyorum: Allah yolunda mücahede etmendir,” buyurdu. Bundan sonra, “Şu anlattığımın hepsine sahip olmanın dönüm noktasını sana haber vermeyeyim mi?” buyurdu. Ben: “Haber ver” dedim. Bunun üzerine O, mübarek dilini eliyle tuttu ve sonra:
    “Şunu yani dilini aleyhinde bulunmaktan menedeceksin” buyurdu. Ben: Ya Nebiyallah (s.a.v.)! biz konuştuğumuz şeylerden dolayı gerçekten sorumlu tutulur muyuz? Dedim. O:
    “Bu işten gafletine şaşarım Ya Muaz. Dillerinin biçtikleri faydasız sözlerinden başka bir şey insanları başları aşağı cehenneme düşürür mü, buyurdu.”

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here