Hürriyet’ten hangi yazarlar gönderilir, kimler kendiliğinden gider?

18

Gazetelerin ve ‘medya’ genel başlığı altına giren diğer yayın organlarının her birinin sahipleri var; o kurumlar kazanırsa para sahiplerin kasasına giriyor, zarar söz konusu olduğunda da ceremeyi yine sahipler çekiyor.

Buna rağmen soruyorum: Gazetelerin gerçek sahipleri acaba onlara patronluk yapanlar mıdır, yoksa bilgi ve yazı hünerleri ile, habercilik becerileriyle o gazeteleri her gün yayınlayan isimler ve kadrolar mıdır?

Anlamsız gibi görünen bir soru sorduğumun farkındayım. Hürriyet el değiştirdiğinde, onu satan patronun, yazarlarını, muhabirlerini ve yazı işleri kadrolarını satış öncesi niyetinden haberdar etmediği anlaşılıyor.

El sıkıştıktan sonra bazı isimleri arayıp sonucu bildirmiş Aydın Doğan

Günümüzün somut gerçeği bu, ancak ben yine de gazetelerin esas sahiplerinin onları çıkaran kadro olduğu kanaatindeyim. Satılan gazeteler yeni sahipleri elinde bu ‘gerçek’ göz önünde tutulmadan vitrin yenilenmesine giderse sonuç iyi olmayabilir.

Yakın geçmişte bu yüzden pek çok gazete okur ve itibar kaybetti, bazısı varlığı devam etse de eski havası kalmadığı için zorda.

Anılarımı paylaşayım

Bayağı bir zaman önce medya sektörüne giren ve pek tanımadığı bu alanda yanlış yapmama derdi olan bir patron benimle de görüşme ihtiyacı duymuştu. Evine yakın olduğunu buluştuğumuzda öğrendiğim bir otelde karşılıklı oturduk. “Ne yapmalıyım?” sorusuna “Gazetenin ana gövdesine dokunmayın, etraftan gelebilecek tezviratlara kulak vererek özellikle şu ve şu yazarları gözden çıkarmaya kalkmayın” dediğimde karşımdaki patronun çok şaşırdığını bugün gibi hatırlıyorum.

O yazarlar sahibi bir kez daha değişen gazetede hala yazmaya devam ediyorlar; hemen hepsi yeni döneme güzelce ayak uydurdu da…

Eski olayla ilgili notu bugün hatırlamamın sebebi, el değiştiren Hürriyet gazetesinin, yeni sahibi daha “Bismillah” deme fırsatı bulmadan, hangi yazarlarla yolunu ayıracağı konusunda yapılan spekülasyonlar…

Konuya Afrin’in fethi anlayışıyla yaklaşılıyor; orada da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin titizliğine rağmen ÖSO saflarından birileri yağmacılığa kalkıştı ya, burada da benzer bir yaklaşım bazılarının akıllarında yer alıyor.

Akıllarını yeni patronla gazete sütunlarından paylaşıyorlar da.

Patrondur, istediğini atar, istediğini alır, sonuçta tasarrufunun neticesine de kendisi katlanmak zorunda kalır.

Bizde gazeteci milleti ortama uyma kabiliyeti en yüksek meslek erbabıdır.

Yıllar önce, sahibi değişen bir gazetede yeni patronun yanında otururken kapıyı çalıp odaya giren bir elemanın “Efendim, ben satın aldığınız gazetenin birinci sayfasını hazırlayan kişiyim; hangi eğilimi ön planda tutan bir gazete hazırlamamı bana emredersiniz?” diye sorduğunu bugün gibi hatırlıyorum.

Rüzgarlı Sokak’ta (Ankara) çıkan, meslek jargonunda ‘ilan gazetesi’ diye bilinen, içeriğini birkaç kişi dışında kimselerin görmediği bir yayın organıydı o gazete; ancak hazırlayan kişiler profesyonel gazetecilerdi.

Hafızamı yokladığımda bir başka ilginç olay daha hatırıma geliyor.

Yeni el değiştiren bir gazetede, patronluğun kendisine teslim edildiği kişi, büyük bir hamle eşliğinde tanıtım planları yapıyordu. Dost bildiği kıdemli bir gazete patronuyla istişare ederken, muhatabı, “Onu mutlaka al” diye son çalıştığı TV kanalı zora düştüğü için o sırada boşta olan muhalif bir kalemin ismini anmıştı.

İktidara yakın olması planlanan gazeteye aşırı muhalif bir yazar, nasıl olur?

Kıdemli patron kendisine yöneltilen o soruya şu cevabı vermişti: “O profesyonel biridir, kendisini çok iyi tanırım, helva demesini bildiği gibi halva demesini de bilir…”

28 Şubat’ta öyle, şimdi böyle…

Fazla kafa karıştırmaya ne gerek var; basın tarihimiz belli başlı isimlerin çizdikleri zigzagların tanığıdır. 28 Şubat sürecinde ‘merkez medya’ denilen ve ana-akım sayılan gazetelerde dönemin iktidarına karşı taarruz birliği görevini üstlenmiş nice kalem, o dönemde kıyasıya eleştirdikleri kişileri bugün yere göğe sığdırmıyorlar…

Rüzgarlı Sokak’ta ‘ilan gazetesi’ hazırlayan eleman yeni patrondan aldığı ‘görev tanımı’ ile o günden başlayarak gazeteyi yıllarca hazırladı.

‘Görev tanımı’ önemlidir. O tanıma uygun bir çizgiye uyum sağlayamayacağını düşünen zaten kendiliğinden ortamdan çekilir; öyle kişileri zorla yerinden etmeye gerek kalmaz.

Onların sayıları azdır ama…

Şimdikine benzer ortamlar alternatif medyayı büyütmeye yarar; günümüzün alternatif medyası da ‘ocakmedya.com’ gibi internet gazeteleri ve ‘fehmikoru.com’ gibi kişisel sitelerdir.

Başlığa uygun gördüğüm soruyu burada da tekrarlayayım: “Ne dersiniz, Hürriyet’ten hangi yazarlar gönderilir, kimler kendiliğinden gider?”

ΩΩΩΩ

18 YORUMLAR

    • Her gazetecinin hayalidir Hürriyet e GYY olmak.
      Ama Fehmi Koru ve benzerlerini oraya GYY yapmazlar.
      Ancak Ertuğrul Özkök gibileri yaparlar.
      Bakalım AKP nin Ertuğrul Özkök ü kim.
      Benim bir kaç tahminim var ama…

  1. Büyük şair ve yazarımız Attila İlhan 1950’lerde şöyle yazıyor:
    “Benim çetrefil siyasete aklım ermez. Gazeteciyim ben, duyduğumu, gördüğümü yazarım. Yediğim ekmeği, aldığım parayı çalmamış olmam için, doğruyu duymak, gerçeği görmek zorundayım. Ben sustum mu, korkuyorum demektir. Çirkin olan bu. (…) Ben işsiz kalmamalıyım. Ben, işimi namusumla gördüğüm için, belaya çatmamalıyım. Beni dokuz köyden kovmamalılar.” (Kurtlar Sofrası, s.30)
    Bazı iş adamları kendilerini Cumhuriyetçi olarak niteleyerek ayrı bir dernek kurmuşlardı. Bu iş adamları neler yapıyor?
    “Bir şeyler yapmalıyız!” diyorlar mı?
    Mesela neden medya işine girmiyorlar?Kârı olmadığını düşündükleri için mi yoksa Saray’daki Zat’tan korktukları için mi?
    Benim param olsa medya işine girerim. Yeni gazeteler kurarım. Has canım için. O Zat nasıl kendine, has canı için bin odalı saray yaptırıyor ve içinde bir güzel yaşıyorsa ben de kendi keyfim için gazete yaparım.
    Madem Cumhuriyetçi iş adamlarından hayır yok bâri hayal kuralım biraz. Şimdi diyelim Allah bana para verdi. Mesela içi para dolu çantalar uçaktan benim çatıya düştü. Para da uyuşturucu, fuhuş vs. parası olduğu için sorun yok. Ben de bu kirli parayı aklamak ve vatana millete faydam olsun diye medya işine girmeye karar verdim. 5-6 tane yeni gazete kurardım. Susturulmuş, dışlanmış yazarlara bu gazetelerde köşe verirdim.
    Herkesin internetten haber ve yazı okuduğu bir devirde 5-6 tane basılı gazete çok değil mi denilebilir. O zaman birleştirme yapılabilir. 5-6 gazete 1-2’ye inebilir.
    (…)
    Öyle kuru kuru Atatürkçüyüm, Cumhuriyetçiyim, vatanseverim vs. demekle olmuyor. Eğer bu iş adamları “medyaya girersem başıma iş gelir, sıfırlanırım vs.” gibi endişeler taşıyorsa o zaman “Cumhuriyetçiyim, Atatürkçüyüm ama korkağım. Elimi taşın altına koyamam!” diyerek geçmişte ettikleri büyük lafları güncellemeleri gerekir.
    (…)
    Baskıya, tehdide, şantaja, çölleşmeye karşı topyekün bir diriliş hareketi gerekiyor.
    Cumhuriyet ve Sözcü gibi tesis sahibi gazeteler yeni gazeteler kurmayı neden düşünmezler. Mesela ben Sözcü’nün sahibinin yerinde olsam Hürriyet çalışanlarına “Toplu olarak istifa edin ve bana gelin. Yeni kuracağım gazetede çalışın” derdim. Gazetenin ismi Zürriyet olabilir mesela.
    (…)
    Bir gazete keyfimiz vardı, onun da içine ettiler. Yeni Türkiye’nin gazeteleri ve televizyonları için onlar “yerli ve milli” diyor bense başka nitelemeler yapıyorum. Ama buraya yazmamak daha iyi.

  2. Oooo haberiniz yok galiba.
    Kimlerin gideceği değil kimlerin kalacağı yazıldı.
    Çünkü kalacakların sayısı gideceklerden kat kat fazla.
    İki kişi kalacak diğerleri Abbas Yolcu…
    1-Hande Fırat
    2-Hakan Çelik
    Diğerleri bohçalarını toplamaya başlamışlardır.
    Valla ben de Cem Küçük ün yalancısıyım.

  3. Okuduğum ve okuyacağım yazarları ve haber yapan gazetecileri yazdıkları gazetelere göre değil yazdıkları yazılara göre okuyorum ve okuyacağım için, o gazetenin el değiştırmesınin sebepleri nelerdir veya neden (“OHAL” kanunu ile yönetilen bir ülkede) değişmek zorunda kaldığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Gideceklere ve kalacaklara gelince. Kendiliğinden gidecek, kovulacak ve kalacaklar hakkında tahmin etmek pek zor olmasa gerek.
    Kovulacak olanlar geçmişte birilerinin az da olsa yalnışlarını yazmış olanlar.
    Kendiliğinden gidecek olanlar halk tarafından sevilen ve şimdiye kadar kalemlerini satıp milleti kandırmiyanlar( F Koru gibileri)
    Kalacak olanları yazmaya gerek yok, ama an azından bilmek için yazayım. Bol küfürlü, iftirali ve hakaretli yazılar yazanlar.
    Son iki gündür bu sitedeki yorumları okuyorum.
    Genelde sol görüşlü, okuyucular ve tarafsız olanlar tarafından yapılan yorumları da bir tane dahi hakaret içerikli kelime yok mantıklı ve kibar.
    Ya diğerleri? Pes doğrusu!
    Atalarımız ne güzel söylemiş” kötü laf sahibinindır.”

      • Bunu ben mi yazdım ki? 😴
        Kendi kendime cevap vereyim bari.
        Yazıların kalitesinden kimin kiralık kimin gerçek olduğunu anlayamayacak kadar bilgiden noksan olanlar herkesi kendileri gibi kiralık zannediyorlar.
        Tıpkı Sayın Koru’nun benim ismimi kullanarak kendine yorum yapıyor diye yazanlar. O yazının bir erkeğe ait olmayacağını anlayamıyorsa demek ki onda bazı problemler var. Benim bildiğim kadarı ile Yazarımızın kiralık yorumculara ihtiyacı yok.
        Nasıl Dünyada sürekli ezan okunuyorsa, Koru’nun sitesi de 24 saatin her dakikasi okunuyor.
        Çünkü tarafsız ve doğruları yazıyor.

          • H Gayret, Eleştiri yaptiğinız yoruma neden kendi isminizi yazma cesareti göstemediniz?
            Ben geçmiş yorumlara bakmam yalnız sayın Korunun yazílarını arkadaşlarla ikinci gün paylaşırım yani oranin ikinci günü onlar genelde benim yorumlaride okuduklari için görúp bana haber veriyorlar sizin gibi cahilleri iyice tanımak içinde ve benim ismimle yazanın kim olduğunu öğrenmem için sizin o yazınza cevap verdim. Bunuda okuyacağında eminim. Onun içinde 3 gún sonra yazi yazacak kadar zekali birisinide tanımış oldum.

  4. Bir hatıra da benden

    1969’da Aydın’da bağımsız adaylığımı koymuştum. Yazılar yazıyordum. M.Şevket Eygi Bugün Gazetesi’nde yayınlıyordu. İlk yayınlanan yazılardandı. Sonra Fehmi Koru Günümüzün Meseleleri ve Siyaset adıyla bir kitap bastırdı. Gideceğim yerde halka dağıtmak üzere bayiden gazete istedim. Dağıtım diyordu ki “12 Hürriyet satarsam bir tane Bugün alabiliyorum. Ondan fazlasını vermiyorlar.” dedi.

    Oradan öğrendim ki Sermaye her gazeteye bir kontenjan tanımış. O sınırlarda kalma şartı ile çıkar. Fazla satarsa Zaman gibi kapanır. Demek ki benim yazılarıma Sermaye izin veriyordu ki Bugün Gazetesi benim yazılarımı çıkarabiliyordu.

    Sonra ne oldu biliyor musunuz? İstanbul bağımsız adayı İzmir Sanayi Bölge Müdürü Faruk Yeğim’di ve halk onu çok severdi. Gereğinden fazla oy aldı ama oyları iptal edildi.Milletvekili olamadı. İptal sebebi seçmenlerin bagımsız oy pusulalarına ‘Evet’ mühürü basmaları idi. Kanunda bunun basılamayacağı yazılı idi. İptal edildi.

    Neden ‘Evet’ bastılar? Çünkü Bugün Gazetesi o gün çıkan gazetede bağımsızların ‘Evet’ mühürü basmalarını yazmıştı. Oy verenler Bugün okurları olduğu için gazetelerinin yanlış bilgisine uyarak bastılar. İşte Sermaye gazetelere böyle adamları yerleştirir. Kadrosu onundur. Bütün patronlar göstermeliktir. Patronu değiştirmek istediği zaman borçlandırdığı patrondan borcunu talep eder. O da satmak zorunda kalır. Yeni patronu da o seçer. Ondan aldığı alacağını yeni patrona verir.

    Bu gazeteler Aydın Doğan’ın değildir. Yeni patronun da değildir. Kadro değişecekse bunları Sermaye değiştirir. Sattığı medyadan aldığı parayı nasıl değerlendireceksin diye sormuyorlar. Yok ki değerlendirsin. O Sermaye’nin suyu ısınmıştır. O patronlar kısa zaman sonra piyasadan çekilecektir.

  5. Bugün bu konunu tekrar ele alınmasından memnun oldum.
    Öncelikle gazete ve gazeteciye bakışın, basın özgürlüğü kavramının tartışılması gerekiyor.
    Dün, burda ve başka yerlerde okur yorumlarında hürriyet gazetesine ve aydın doğana yönelik epey bir eleştiri vardı ki bu eleştirilerin bir bölümünü zaten ben de zaman zaman yaptım. bazıları doğru, bazı eleştiriler (bence) haksızdı. Zannediyorum bunun nedeni ideolojik ve basmakalıp önkabullerden kaynaklı. Bu konuyu bir miktar açıklamaya çalışacağım.
    Öncelikle basın kuruluşlarının ürünleri, bütünü ile tek bir kişinin ya da patronun istek ve düşüncesini yansıtmaz. Herbir yazar, her bir muhabirin kendinden birşeyler vardır. hatta bunların bir kısmı patronun istek ve düşüncesine de ters olabilir. Medyanın doğası gereği bu böyledir. Tabi ki patronun ya da medya yönetiminin önemli bir etkisi vardır ancak herşeyi onlar belirleyemez. bu nedenle o medyada olup bitenden tamamen o medya patronunu ya da yöneticisini suçlamak doğru değildir. Zaten dünkü yazısında fehmi bey, konuyu hürriyet devlet ilişkisi çerçevesinde bir miktar ele almış.
    Basın kuruluşları genellikle ikiye ayrılırlar. ana akım medya ve ana akım medyanın dışında kalanlar. Ana akım medya, sadece çok satması ile diğerinden ayrılmaz, aynı zamanda toplumun bütününe hitap etmeye çalışması ile de ayrılır. Mesela geçmişin zaman gazetesi çok satıyordu (ya da çok dağıtılıyordu mu demek lazım) buna rağmen ana akım medya içinde yer almaz çünkü toplumun bütününe hitap etmeye çalışmaz.
    Ana akım medya ile ana akım olmayan medya arasında bir fark daha vardır ki bu fark bence çok önemlidir. O da çalışanlarına sağladıkları özgürlüktür. Ana akım medya, hem yazarlarına hem de muhabirlerine, ana akım olmayan medyaya göre daha fazla özgürlük tanırlar. Doğaları gereği bu böyledir. mesela cumhuriyette yazabilmek için öncelikle sol tandanslı olman gerekir. sola pek laf edemezsin vs. ama hürriyette hem sola, hem sağa, hem askeriyeye, hem devlete, hem muhalefete karşı yazı ve haberlerle karşılaşırsın. ana akım medya ile diğer medya arasında bir ayrım daha vardır. ana akım medyada herkes hoşlanmadığı bir haber ve yorum ile karşılaşırken, diğer medyada toplumun bazıları hoşlanmadığı haber ve yorumlarla karşılaşmazlar. Mesela akit gazetesi, mesela cumhuriyet gazetesi. solcuların ekseriyeti cumhuriyet gazetesi karşısındaki duygusu hürriyetten çok farklıdır. akitin de böyle. islamcıların çoğunluğu akitin çok iyi olmasa da iyi gazetecilik, ahlaklı gazetecilik yaptığını düşünür. Yani bunların karşı oldukları grup vb. kendilerinden hoşlanmazken, tarafı olanlar da mevcuttur fakat ana akım medyanın taraftarları olmaz. bu nedenle de bize, ana akım medya en kötü medya gibi gözükür fakat aslında öyle değildir.
    Tabi devletin de ana akım medyaya karşı tutumu, kontrol etme çabası vb. farklıdır ki bunu dün fehmi koru yazdı. bu nedenle ana akım medyadaki bütün kötülüklerden aydın doğanı sorumlu tutmak mümkün değildir. bir bölümü çalışanların bir bölümü ise başka güçlerin baskısı ile yapılan haber ve yazıları da içerir ki bunların bazıları gerçekten kötü şeylerdir bazıları ise sadece bizce kötüdür fakat aslında iyi ve doğru haber ve yorumlardır. Kuşkusuz aydın doğanın eleştirilecek davranışları da vardır. Bu işin ayrı bölümü. bir de havuz medyası ana akım medya değildir. bunu da belirtmek lazım.
    Dediğim gibi, ana akım medya aslında bize lazım olan medyadır. her türlü yanlışına ve ahlaksız ve kötü (dediğim gibi, bizim ahlaksız ve kötü gürdüğümüz haber ve yorumların bir kısmı aslında öyle değildir. bu bölümü de unutmadan) davranışına rağmen ana akım medya, diğer medya kuruluşlarına göre ülke açısından, okuyucunun bilgilenmesi açısından daha faydalıdır, daha önemlidir. Gazeteciliğe daha fazla yaklaşır.
    Yıllar önce bir ilde, bir gazete yöneticisi vardı. o gazete, reklam alamadığı işletmeler hakkında şantaj boyutunda haberler yapıp, reklamı aldıktan sonra yayınını değiştirirdi. yani yöneticisi ahlaksız bir adamdı ki hürriyetin yönetimi ile kıyaslanmaz bile. Tabi bu arada gazetecilik de yapıyordu. Sonra o ilde bir olay oldu. diğer medya organları haberi görmemezlikten gelirken bu gazete haberi verdi. o zaman, “iyiki bu adamlar gazetecilik yapıyor” diye düşünmüştüm. Yani o kadar ahlaksız bir adam bile ana akım olmayan medyadan toplumun bilgilenmesi anlamında daha önemli işler yapıyordu.
    Yani ülkenin ana akım medyaya ihtiyacı var. Yani, bütün olumsuzluklarına rağmen (ki bunların sebebini yukarda bir miktar anlattım). Konuyu şu uç soruyla izah etmem gerekirse (ki bu çok uç ve biz bu ucu seçmek zorunda değiliz) “devletin kontrolündeki bir medya mı yoksa devleti kontrol etmeye çalışan bir medya mı?” sorusuna benim cevabım devleti kontrol etmeye çalışan bir medya devletin kontrolündeki bir medyadan daha tercih edilebilir. Tekrar ediyorum. biz bu ikileme mecbur değiliz. gerçek gazeteciliği talep edip, gerçek gazeteciliği teşvik edip, gerçek gazeteciliğe ulaşabiliriz. ancak yukardaki uç soruyu ve gördüğüm uç gazetecilik örneğini, bağımsız bir medyanın önemini vurgulamak için verdim. Bu noktada atatürkün “basın özgürlüğünden doğabilecek sakıncaları gidermenin yolu yine basın özgürlüğüdür” sözünün önemi ve atatürkün dehası da birkez daha ortaya çıkıyor.

  6. Milliyette fazlaca bir politika değişikliği olduğunu sanmıyorum. Bu sahip değişiminin de fazla bir değişiklik getireceğini düşünemiyorum. Aslında her iki patron da aynı salon’un adamı. Atatürkün vergisi konusunda hasasiyeti olan adamlar da değil. Üstelik, söylendiği gibi Devletin Gazetesi ise, hiç sanmam değişiklik olacağını.
    Çoğumuzun ifade ettiği gibi, F.Koru’nun yazısı da MEDYADA SATILIK ! ziyade KALEM olduğunu doğruluyor. Kimsenin, benim uşağım daha dürüsttür, daha iyidir, deme lüksü yok, olmamalı da.
    Yalniz, Milli Değerlerimize, örfümüze, aile yapımıza, namusumuza ve DİNİMİZE, hasılı İSTİKLAL HARBİnde, uğrunda Atalarımızın CAN verdiği değerlerimize apaçık düşmanlık yapan ÇÜKÜRu geniş bazı yazarların salıverilmesi ELZEMdir. Örneğin Ayşe ARMAN, Emekliliği çoktan hak etmiş Ertuğrul Özkök, imam_hatip mezunu olmanın verdiği aşağılık duygusu ile din adamlarını ve hükumeti sık sık hedef alan ve kahraman ! geçinen Ahmet Hakan gibilerine teşekkür eidip, YOL gösterilmelidir. Bunlar nasıl olsa kişilikli kişilerdir, zaten kalmak istemezler ; tabii, PARAya tamahları yoksa. Bunların mali yükü de cabası.
    HÜRRİYET’in TARAFSIZ-MERT yazarlarını tesbit etmek için 28 Şubat ile Ak Partinin iktidarı kazandığı dönemdeki yazılarını HATIRLAMAKTA fayda var. Yeni hürriyet yazarları arasında, çocuk ve kadın tacizcilerinin tarikat yüvalarında değil, çok daha fazlasının resmi ve-veya çağdaş Çocük YÜVALARINDA ! ve okullarda bulunduğunu bilecek ve tesbit edecek ÇAPTA ve olgunluğunda GERÇEKten tarafsız kişilerin de bulunması beklenir. Ayrıca, mücrimlere sorulmuyor hiç. Bu eylemlerinde o biçim DEKOLTE ve SEXi KADINLARIN, YAZARLARIN VE TÜM YAYINLARIN payı ne nisbettedir ? Şerefli, haysiyetli kişilerin ve bilhassa MESLEK HAYSİYETİNE SAHİP (BRANŞ) DOKTORLARININ araştırması, açıklaması ve yazması gerekmez mi ? Açıkta bırakılan CİĞERİ yiyen zavallı kediyi DÖVMEK kolay ve basit kişilerin işidir. O BİÇİM GAZETEler bunları da açıklamalı. Yazarların, keza, Türk olmasa, İslam olmasa bile, Milyarların DİNİNE SAYGILI ve NAMUSLU kişiler arasından seçilmesinde İNSAN olmanın zarureti vardır. CIMBIZLA,sürekli olarak İSTİSNAİ ve de YILLANMIŞ olayları haber yapmak namuslu insanların işi değil, paraya SATILANLARIN İŞİDİR.
    Gazete ve diğer Medya Unsurlarına gelince, Onların da söz verdikleri, and içtikleri Basın … YASASINA ve RÜTÜK Kanunlarına ve İNANDIKLARI dine – en az bir Batılı kadar – SAYGILI olması gerekir.
    Hükumeti tenkid ederken, kendilerinin de EDEBE ve TERBİYEYE itaatkar olması BEKLENİR, elbette
    Yeni sahiblerine, Allah’tan, gerçekten dürüst, adil, tarafsız, yalakasız ve vurgunsuz olmayı temenni eder, bu istikamette olmak kaydıyla başarılı ve TEMİZ ve Helal kazançlı, sabırlı bir yayın hayatı dileriz

  7. 550 vekilin olduğu meclis olan bir ülkede ” 411 el kaosa kalktı ” başlığını atan bir Hürriyet gazetesi’nin ne geçmişte , ne gelecekte hiç bir itibarı yoktur. Özgür basın bu mu ? Şimdi de devran döndü ve başka dümen sıuyuna girecek. Bu kısır çevrim böyle devam eder gider .

  8. Hürriyette o kadar çok yazar vardi ki Aydın patron bunlari beslemekten pek para kazanamiyordu, herhalde. İşi gücü pek olmayan profesyonal yazar olmuş. 3. biri isten cikarilirsa hic sasmam. Yeni patronun yerine ben olsam insafli elestiren, eksiklere dikkati ceken, fikir veren, dolaylı da olsa tavsiyelerde bulunan önyargısız yazarlari kadrodan kesinlikle cikarmam. Hukumette yanlış yapanin eleştiriye ihtiyaci var….. Yazili ve gorsel medyanin haberciligin yanisira ulkede halkin egitimine katkida da bulunmasi gerekir. Abartili haber, palavraya dayanan habercilik, magazin haberciligi baskalarina birakilsin. Meraklisi baska yerlerde bulup okur. Hurriyet gibi buyuk bir gazetenin Para & Piyasa dinine yalaka bir kole gibi hizmet etmegi birakarak ulkedeki en yaygin ve saygin DiN’in ozdegerlerinin gereklerine yakisir bir gazetecilik donemine girmesini temenni ederim.

  9. Hürriyet gazetesinin el değiştirmesinin sebebi, eğer bu gazete dediğiniz gibi devlet gazetesi ise, zaten devletin yeni biçim ve davranışına uyum sağlamasını sağlamaktır. Yani toplumdaki kutuplaşmayı artırıcı yayınlardan ve olayları toplum kesimleri arasındaki farkları keskinleştirecek şekilde yorumlamaktan vazgeçmesini sağlamaya yöneliktir. Bunun için de mevcut yazarlarının yerine başkalarının getirilmesi değil, mevcutlarının dönüşmesi gerekmektedir, aksi durumda amaç hasıl olmaz. Tabii ki birkaç törpülenemeyecek derecede sert karakter varsa onlar giderler ama genel hatlarıyla yazar kadrosu fazla değişmeyecektir. Ama mutfakta politikayı hazırlayıp yönlendiren kesimde daha fazla değişiklik olacaktır zannımca. Mesela Vatan gazetesinde değişim olduğunda Ruhat hanım gitti ama Güngör bey kaldı ve ılımlı muhalefete devam etti. Benzer şekilde bir değişim olacaktır.

  10. doğan medya grubunun el değiştirmesi önemli bir olay el insaf kabul etmek gerekir. sevinen bir hayli insana karşı üzülen de var tabii…
    sayın korunun bugünkü yazısına benim bazı itirazlarım var doğal olarak daha ilk paragraftan. medya patronlarının da genellikle patronları oluyor para biraz da asıl oralardan geliyor ve medya patronlarının aksine bunlar pek cereme çekmiyorlar çünkü buralardan zaten maddi bir kar beklemiyorlar. bunlar gizli olabildiği gibi yerli ya da yabancı ortak gibi de olabiliyor. bu medya patronlarının patronları kar beklemiyorlarsa da hiç beklentileri yok anlamında değil tabii. eldeki kitle iletişim araçları ile bazı konulara yön vermeyi amaçlıyorlar eğer bu gücü varsa yayın organını elde tutuyor zararını karşılıyorlar, yok artık beklentileri karşılayamıyorsa satışa çıkarıyorlar…ortada öyle cereme falan olduğunu sanmam…
    ikinci paragrafa cevabım ise birinci paragrafta kısmen var zaten. gazetenin gerçek sahipleri patronların patronlarıdır ne işin başında görünen ne kalem tutan eller ne de emekçiler değildir. zaten bu nedenle de sadece türkiye de değil, dünyanın her yerinde ne basın ne yayın ne özgürdür ne de temizdir. elbette namuslu onurlu kimseleri tenzih ediyorum, ben bir iletişim fakültesi mezunu olarak ana prensiplerden bahsediyorum. işin romantik kısmı başka bir yorum konusu olabilir ancak. sonuçta yazarlar ve emekçiler evlerine ekmek götürmek zorunda olan insanlar ve para da ne yazacağını belirler. o nedenle pek çok insan çocuk tecavüzlerinin tarikat yurtlarında olduğunu sanır. oysa gazetelerin söylediklerinin aksine uzmanlar asıl sıkıntının aile içinde yaşandığını söylüyorlar ama bunun konumuzla ilgisi yok. hürriyetin satılmasının öso’yla da bir ilgisi yok ama fehmi bey nasılsa araya yağma yapmaya kalkan bir kaç öso askerini sıkıştırmayı uygun bulmuş. uzun yıllardır süren her türlü dehşetin vahşetin yaşandığı bir savaşta temiz kalamayan akıl sağlığı bozulan kimseler olabiliyor demek ki.
    doğan grubunda kimler kalır kimler gider hep beraber göreceğiz. uyum sağlayamayan kişiler elbette kendiliğinden ortamda çekilir ama pek çok kişinin uyum sağlamayı önceleyeceğini de öngörmek yanlış olmaz zannederim tabii fırsatları olursa…
    gelecek her halukarda internet gazeteciliğinde dolayısıyla gazetecilerin kişisel sitelerini bu site kurulduğundan beri söylediğim gibi hem teknik açıdan hem de basın ahlakı açısından destekliyorum.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here