Kritik gezi neden kritik? Menderes ve Özal’ın Washington ziyaretleri ne anlatıyor?

17
Adnan Menderes ve Fatin R. Zorlu ABD'de.. (Ekim 1959)..

Bugün yapılacak Trump-Erdoğan görüşmesinin ‘kritik’ olduğunda herkes hemfikir.

Yıllardır ‘stratejik ortaklık’ olarak tanımlanan ABD-Türkiye ilişkilerinin bu görüşme sonrasında farklı bir zemine kayabileceği düşünülüyor da ondan…

Taraflar (ABD ve Türkiye) günler öncesinden birbirlerine mesajlar verdiler: ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’yi kızdırma pahasına, IŞİD’e karşı savaşta müttefik olarak seçtikleri PYD/YPG güçlerine ‘ağır silâhlar’ verilmesini öngören bir talimata imza attı.. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da, bunun yanlışlığına vurgu yapıp ABD tutumunda ısrar ederse ilişkilere ‘nokta’ konulabileceğini açıkladı…

Yorumcular “Erdoğan rest çeker mi, çekmez mi?” telâşındalar.

Türkiye pekâlâ kendisini ağırdan alabilir

İşin buraya kadar gelmesi-getirilmesini yanlış buluyorum ben; bu ziyareti Ankara’da planlayanların, geçmişteki benzeri karşı karşıya gelişleri ve yaşananları göz önünde tutarak, ‘restleşmeyi’ karşı tarafa (ABD’ye) bırakan bir diplomatik taktik belirlemelerini beklerdim.

IŞİD’in ortaya çıkmasına vesile olmuş ABD’ye karşı.. IŞİD’le sınırlara sahip olduğu için onunla içte ve dışta savaşmak zorunda kalan Türkiye’nin restleşmesi.. anlamsız çünkü.

Bırakalım ABD kiminle ittifak kurmak istiyorsa kurarak IŞİD’le savaşsın; savaşın dışında kalmayı kendisi uygun görmüş Türkiye.. Washington ziyaretinde kırmızı çizgilerini daha belirgin biçimde ABD’ye aktararak.. bölgenin savaştan sonra alacağı biçimi belirlemede daha etkili hale gelsin…

Nedense bu tez tercih edilmedi, üzerinde hiç düşünülmedi bile…

Turgut -Semra Özal.. George – Barbara Bush ile..
Kritik geziler gerçekten ‘kritik’ olabiliyor

Şahsen ‘kritik’ sıfatı önceden yapıştırılmış pek çok devlet adamı ziyareti izledim; Ankara-İstanbul ve Washington’da… Bu sebeple, bugün iki liderin Washington’da yüz yüze yapacakları görüşme beni endişelendiriyor.

İzlediğim ‘kritik’ ziyaretlerden, bir tek, Turgut Özal’ın tasvibini aşırı biçimde muhataplarına belli ettiği Birinci Körfez Savaşı sonrası (1991) çıktığı ve sadece Beyaz Saray’da değil Camp David’te de âlâ-yı vâlâ ile ağırlandığı ziyaret gönül rahatlığı içerisinde geçmişti.

Özal, o ziyarete, “No aid, but trade” (“Sizden yardım istemiyoruz, ticaret istiyoruz”) sloganıyla gitmiş ve istediğinden fazlasını almıştı da.

Şimdi ise hayli endişeliyim. Zihnimde hep Adnan Menderes’in 1959 yılı Ekim ayında ABD’ye yaptığı ziyarette yaşananları taşıyorum da ondan…

Hayır, o ziyareti izleyen gazetecilerden biri değildim, ama dönemin muhalif gazetelerinden Ahmet Emin Yalman’ın Vatan gazetesinin muhabiri olarak resmi heyete katılan kıdemli meslektaşımız Orhan Karaveli’nin anılarında yazdıklarına güveniyorum.

Gezi sırasında Menderes, Karaveli’ye, hep “Düşmanım Vatan gazetesinin muhabiri” diye takılırmış…

Demek o zaman devleti yönetenler düşmanı mesabesinde gördükleri gazetecileri de yanlarında taşıyabiliyormuş… (İyi ki öyle yapıyorlarmış; sağlıklı tanıklıkları o sayede öğreniyoruz işte).

Orhan Karaveli’nin kitabı: ‘Görgü Tanığı – Bir Gazetecinin Sıradışı Anıları’..
Kronolojiye bakın

Menderes’in Washington’u ziyaretinden yalnızca iki ay sonra (6 Aralık) ABD Başkanı Dwight Eisenhower Türkiye’ye geldi.

Bu iki ziyaretten sadece altı ay sonra ise Türkiye’de arkasında ABD’nin bulunduğuna inanılan bir askeri darbe yaşandı (27 Mayıs 1960).

Yazının burasında Başbakan Adnan Menderes’in 1959 yılı sonlarında çıktığı ABD ziyaretinin Beyaz Saray bölümünü Orhan Karaveli’nin ‘Görgü Tanığı’ (Pergamon 2001, yeni baskısı Doğan Kitapları) adlı anı kitabından aktarayım:

9 Ekim günü öğleden önce Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile birlikte Beyaz Ev’e gitmiş ve ‘önemli ziyaretçiler’ geldiğinde kapılara çıkan Eisenhower, yani bu tarihten kısa bir süre sonra Türkiye’ye geldiğinde, bizim abartılı ‘I love Ike’ pankartlarıyla sokaklara döküldüğümüz Amerika başkanı, Menderes’i giriş katındaki çalışma odalarından birinde kabul etmişti.  

“Kolumdaki saate göre üç devlet adamı toputopu 25 dakika kadar konuşmuşlar ve biz, az sayıda gazeteci, resim çekmek üzere içeri alındığımızda Menderes’i, kolunun altında parlak bir kâğıda sarılmış imzalı ve kocaman bir Eisenhower fotoğrafıyla gülümsemeye çalışır durumda bulmuştuk. Hiç mutlu olmadığı yüzünden okunuyor ve resmen açıklamasa da gezisinin asıl amacı olduğu bilinen, güç durumdaki Türk ekonomisini düzlüğe çıkarmak için, hedeflediği 500-600 milyon dolarlık yeni bir yardım talebini başbakanın gündeme bile getiremediği anlaşılıyordu. (..) Beyaz Ev çıkışında Cadillac’ına binerken bana, ‘Sadece bir nezaket ziyareti idi!..’ demekle yetindi.” 

Orhan Karaveli Türkiye’yi Washington’da temsil eden Büyükelçi Suat Hayri Ürgüplü’ye “Ne oluyor?” diye sorunca, Ürgüplü, ‘yazılmaması kaydı ile’ ona şunları söylemiş:

“Amerikalılar Menderes’i çoktan sildiler. Gözden çıkardılar onu! Değil 500-600 milyon dolarlık yeni bir yardım, 1 dolar bile vermemekte kararlılar. Biz bunu ‘hissettiğimizi’ kendisine ilettik. Belki o da her şeyin farkında, ama şansını deniyor. Ümidini büsbütün kestiği an Türkiye’nin dış politikasını değiştireceğinden hiç kuşkun olmasın.” 

Elbette bugün Türkiye ABD’ye ‘rest’ çekebilecek duruma gelmiş bir ülke; o günden bugüne şartlar çok değişti. Tayyip Erdoğan da Adnan Menderes değil; yutkunarak konuşmayacağı biliniyor.

Yapılacak görüşmenin hayırlı sonuçlar doğurmasını diliyorum.

ΩΩΩΩ

17 YORUMLAR

  1. C Başkanı R T Erdoğan görüşüp döndükten sonra, Türkiyedeki tek kaynaktan çıkan basında ve TV lerde, Amerika’nın bütünü “FETOCU” ilan edilip edilmiyeceğini çok merak ediyorum!
    Çünkü burada C Başkanına “hoş gelmedin”
    den tutunda “Erdoğan gibi diktatörlerin Beyaz Sarayda konuk edilmesini istemiyoruz” diyenler Trumpa ortak imzali mektup yazanlar ve daha bunun gibi bir çok tepkiler ve protestolar var, hemde önemli kuruluşlar tarafından yazılıp gerekli yerlere gönderilmekte ve asılmaktadır.
    Bu gibi konularda hatta bize önemsiz gibi gözüken diyer konlarda bile
    Sayın Koru, önemli olmayan tek kelime dahi kaleme almaz.
    Keşke diş devletlerle göruşmeye veya pazarlik etmeye gidecekleri zaman F Koru gibi ( şu ana hemen hemen hepisi hapiste olan) yazarlara hapiste olsalar dahi o konular hakkinda birer yazi yazdırsalar yetkililerin hoşuna gitmese dahi belki yalnış dan dönebilirler.
    Bunlar “yazarlar” dünyayi iyi taniyor en azinda bir kaç lisan bilmekle birlikte dünyanin her yerinde dost ve arkadaşları olduğu için dunyaya Türk gözü ile değil dünya gözü ile baktıklari dan dolayı çok önemli bilgi birikimleri var.
    Sahi biz ülke olarak neden bir türlü huzur bulamiyoruz?
    Bu soruma en güzel cevabi bugünkü gibi bu kadar olmasa dahi, sizcede?”Hapishaneler” de veya zindanlarda çürütülen beyinler değilmi?
    Not: Trump ve Erdoğan başkanların ğörüşecek saati bekliyorum. Bakalım nasıl geçecek.
    Zaten Trumpun başi burdaki kanunlarla yetrince belada, bu görüşmede ne gibi komediyenlere malzeme hazırlıyacak. Bekleyip göreceğiz.

  2. Darbe sonucu idam edilmiş olan iki demokrasi şehidimiz merhum Adnan Menderes ile merhum Fatin Rüştü Zorlu’yu hatırlatmış Fehmi Bey. Epeyi öncelerde de Oktay Ekşi o zaman başyazarı bulunduğu gazetedeki köşesinde benzer hatırlatmalarda bulununca Tayyip Erdoğan, meşhur kefenli konuşmasını yapmıştı.
    Bir zamanlar Fehmi Bey’in Tayyip Erdoğan için “Obama gibi geldi, Bush’a benzedi” şeklindeki bir eleştirisi de, “Sevsinler seni, yazıklar olsun” tepkisi ile karşılık bulmuştu. Bugün bunları hatırladım.

  3. Su asamada Turkiye’nin Suriye/Irak olaylarinda sahada olmamasi ve mudahil olmadan bekle-gor politikasi izlemesi mumkun mu? Zaten ne yaparsak yapalim bastan beri gercekci olmazdi. Sahada olmak sadece askeri operasyon demek degil tabii ki.

    Su son 5-6 yilda olanlar Ozal’in ne kadar vizyon sahibi oldugunu bir kere daha gosteriyor. “Bir koyup uc alacagiz” dedigi zaman (1. Korfez Savasi) neredeyse herkes karsi cikti. Kurt Sorunu hakkindaki cozum onerilerini de biliyoruz. 1991’de mudahil olmamak Turkiye’nin zararina oldu.

    Tabii ki asil buyuk hata 1 Mart tezkeresinin reddi idi, kapali kapilar ardinda soz kesildikten sonra. O red ABD’nin gozunde Turkiye’yi “guvenilir muttefik” olmaktan cikardi. “Kobani dustu dusecek” soylemleri de Suriye’de elimizi kolumuzu tam bagladi. Sonucta ABD’yi YPG ile is tuttugu icin suclamamak lazim. Turkiye treni kendi cabasiyla Kobani’de kacirdi.

    Ama asil sorun su: Kurtleri “ocu” olarak gormekten vazgecmeliyiz. Bu terore boyun egmek degil, kastettigim genel bakis acisi. O zaman sorunlarin cok daha rahat cozulecegini gorecegiz.

  4. Milletlerarası münasebetlerde devletlerin menfaatinin geçerli olduğunu biliyoruz ve gene biliyoruz ki, gavurdan hasbi ve samimi dost olmaz. Nitekim, ABD kimseyi duyup, dinlemeden suriye ,Irak ve kürt politikasını sürdürüyor. Eskiden gizlemiye çalıştığı PYD’yi açıktan desteklemeğe devam ettiği gibi, silah yardımını da alenileştirdi. Açıkca silah vermek, bazı tavizler almak için olabileceği gibi, beklenen tavizleri vermemek için bir pazarlık gücü olarak kullanabilir de, Trump.
    Esasen, 1991 yılından beri gelişen olayların seyrine bakılırsa ABD’nin niyeti bellidir ve bir Devlet politikası olarak sürdürülmektedir. ABD, malum oldüğü gibi, eğer; Büyük İsrail Devletini kurmak ve Türkiye’yi de biraz törpülemek niyetinde ise, yoluna devam edecektir, şimdiye kadar olduğu gibi.
    Yok eğer, Türkiyenin iyi niyetini ve gerçeklerini görür ise ve iki taraf da peşin hükümlü olmazsa, bir anlaşma ve çıkıiş yolu bulunur. Fakat, dikkat edilirse ABD 1. ve 2. Dünya harbinde, hep kalleşce davranmış, güvenilir bir dost intibai bırakmamıştır.

  5. Bu ziyaretin konjonktürü yazının konusu olan geçmiş her iki ziyaretten de çok farklı.Mevcut dünya konjonktürü, ABD ve Türkiye o günlerden farklı.

    Planlanan görüşme süresi 20 Dk.Bu haber doğru ise şaka gibi, o takdirde ‘nezaket’ ziyareti olacak.Bakalım görüşme ne kadar sürecek!

    Muhtemelen Tayyip Bey o ifadeyi tekrar
    kullanmayacak ama görüşme sonucu daha çok iki ülke ilişkilerine ‘nokta koyacak’ gibi.Belki de doğrusu da bu.Sn
    Başbakanın dediği gibi, ABD’ye savaş
    açacak değiliz, ama ilişkiyi daha rasyonel bir temele oturtabiliriz.

    • Faysal Bey görüşme 22 dakika sürmüş. Bu görüşmenin adı “Tarihi”görüşme imiş! ” Bizdeki tek kalem basina göre”Konuşulanlar tercümeden dolayı iki kez tekrarlandığına göre,
      22÷ 2= 11 Onbir dakikalık mühteşem bir tarihi görüşme olmuş.

      Zaten Trumpun başi kasetle ve Rusyaya servis yaptığı gizli bilgilerden dolayi dertte. Kasete cevap bulamıyor​ kendi Tweetleri ortada fakat paylaştığı gizli belgelere bahanesi onların gizli olduğunu bilmediğinin arkasına saklaniyor. Önce inkar ettiler yalan dediler sağolsun buranin medyasi sayesinde daha sonra kendi kendilerini yalanladılar.

  6. Amerika Cumhurbaşkanımızı zaten silmişti(!). 17-25 aralık, 15 temmuz vs… Bunların açık kanıtı değil mi? Lakin ne Türkiye’yi ne de Recep Tayyip Erdoğan’ı silmek artık kimse için kolay değildir ve Türkiye artık başkalarının restine boyun eğecek bir ülke değildir; gerektiğinde restini çekecek ONURLU bir ülkedir.

  7. son bir kaç günün yazıları üstüste düşünülürse bu kadar karamsar olmak için özel bir çaba harcamak gerekiyordur diye düşünüyorum. ya da fransa gibi bir devletin başına birinin bir yere mensubiyeti olmadan geçirdiği ailevi bir tedrisat falan olmadan başkan olabileceğine inanmak için de özel bir çaba harcamak gerekir sanki…
    böyle geldi böyle gidecek diye bir kanun yok. bazı işlerin durumların duruşların değişmesi gerektiği dönemler vardır. bizde böyle zamanlardan geçmekteyiz, bunlar bizim iş yaptığımız adamları hapse atıyorlar zamanları işte…burnumuzun dibinde bir terör devleti kurmaya kalkanların, içimizdeki Amerikalılarla iş çevirmeye kalkanların, bunlarla bir darbe yapar meseleleri hallederiz diyenlerin, gruplarla cemaatlerle sermaye ile iş tutanların masaya konup düşünülmesi gerektiği dönemler vardır. elbette zor olur yorucu yıpratıcı olur sonuçları ağır olur ama kazanıldığı olur ama kaybedildiği olur ama en azından namuslu olur…

  8. Maalesef üçaşağı-beş yukarı tarih tekerrür edecek gibi… Bu gün “Nokta günü” imiş… Acaba nasıl nokta? virgülde ki, iki nokta üstüste, soru işareti, ünlem işaretindeki nokta mı? Nokta var, nokta var!..

  9. Savaş ABD ile Çin arasında değildir. Savaş Rothschild ile bir olan Li Aileleri ve Trump’la bir olabilecek Trump bakanları arasındadır. Türkiye’nin ABD ile çatışması, Çin’de ortak araması yanlıştır çünkü onlar arasında birlikler vardır. Türkiye Devletlerin yanında yer almalıdır ve Devletlerin savaşı önlemeleri gerekir. Ülkemiz sınır dışı olaylara müdahale etmelidir. Sınır dışı olan olaylarda iktidarları desteklemelidir. İktidarların zayıflaması demek terörün güçlenmesi dolayısıyla Sermaye’nin Devletler’e galip gelmesi demektir. Bu, Türkiye’nin ve insanlığın lehine olmayan bir durumdur.

  10. İnşallah bu görüşme bundan önceki diğer ülkelerle yapılan ziyaretler ülkemiz milletimiz ve ümmet için hayırlar getirir temennisiyle.

    Dünyada bir çıkar ve nufuzetme savaşı var bu hem tarihden gelen hemde güncel bir savaş bu savaşta elbet bizde çıkarlarımızı gözetmek zorundayız yalnız karşı rakipleriniz savaştaki kurallara uymuyor masum demiyor hak demiyor hukuk demiyor çoluk çocuk. kadın kız. genç yaşlı. demeden insanları açlığa yoksulluğa köleliğe en önemlisi canice ölümlerine bile bakmıyor onların tek hedefi kendi çıkarları gibi gözüksede gözüksede idolojileri inancındayım
    Bu konjoktürde Türkiye ne yapmalı bu savaştan zararsız kayıpsız nasıl çıkmalı
    Eğerki sizin önceki yazınıda belirttiğiniz tesbitinizi ele alır doğru görürsek iş basit içeri attığınız gazetecileri çıkardınmı iş çözülür ve bütün bize düşman ülkeler dost oluverir .

    İnşallah bu düşmanlıklar bukadar basit şeylere dayanır

    Ülkeyi zora sokmayacak bize karşı terör örgütlerini beslemeyen iki ülke çıkarları gözetilen Suriyede mazlumların gözünün yaşınını dindirecek bir anlaşma sağlanır umudundayız olurmu inşallah olur
    Öyle anlar gelirki dostluklar düşmanlıkla başlar

    Diklenmeden dik durarak boyun eğmeden boyun eğdirerek deyil hak ve hukuk ölçüsünde hakkımızı alalım çözüm bulalım

    Mevlam görelim neyler neylerse güzel eyler

    Yöneticilerimize Allah cc kolaylık versin başarılı kılsın

  11. Fehmi Bey’in yazısından aldığım aşağıdaki
    paragrafta yer alan 1961 tarihinin yanlış olduğunu söylemeye bile gerek yok sanırım. Elbette bu bilinçli olarak yapılmış bir hata değil.Belki de bir rakamın sehven yanlış yazılmış olmasından ibaret.Yani 1991 yerine 1961 yazılmış olmalı.Ama gene de düzeltilmesinde fayda var.

    “İzlediğim ‘kritik’ ziyaretlerden, bir tek, Turgut Özal’ın tasvibini aşırı biçimde muhataplarına belli ettiği Birinci Körfez Savaşı sonrası (1961) çıktığı ve sadece Beyaz Saray’da değil Camp David’te de âlâ-yı vâlâ ile ağırlandığı ziyaret gönül rahatlığı içerisinde geçmişti.”

Ali duyar için bir cevap yazın İptal