AK Parti’nin yeni ‘yol haritası’ ne kadar sahici? Kuşkuluyum da…

14

Dün günümü Fransa’daki debdebeli başkanlık değiş-tokuş törenini izlemeye ayırdım.

Özellikle de geçen Pazar günü seçilen yeni cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un uğradığı her durakta yaptığı konuşmalara kulak verdim.

Macron’un söyledikleriyle anayasa değişikliği referandumu sonrasında bizde gündeme taşınanlar arasında benzerlik ve ayrılıklar arayarak…

Sağolsun, Abdülkadir Selvi, ‘Yol haritası mı olacak, yoksa yeni bir eksen mi?’ başlıklı bugünkü yazısıyla daha sağlam bir mukayeseye imkân sağlamış oldu.

Fransa’da yeni dönem

Emmanuel Macron hiçbir partiye üye değil; bir ara Sosyalist Parti saflarında bulunmuş, Françoise Hollande’a danışmanlık ve sosyalist hükümette ekonomi bakanlığı yapmış, ama çok kısa sürelerle…

Hayatında hiçbir seçimli yarışa da katılmamış biri Fransa’nın yeni cumhurbaşkanı; ilk katıldığı seçimde, önce yerleşik partilerin adaylarını elediği birinci turdan ilk sırada çıktı, ikinci turda da ‘aşırı sağcı’ bilinen Marine Le Pen’i eleyerek Fransa’ya cumhurbaşkanı olmayı başardı.

Çok kısa bir süre (13 ay) önce oluşturduğu ve ‘En Marche!’ adını verdiği siyasi hareket taşıdı onu Elyseé Sarayı’na…

Napoleon Bonapart’tan bu yana devletin başına geçen en genç kişi o; henüz 39 yaşında…

Mesleği yatırım bankacılığı olduğu ve meşhur Rothschild Ailesi’ne ait bir finans kuruluşunda (Rothschild & Cie Banque) çalıştığı için, “Yeni bir Trump mı?” kuşkularına muhatap olması kaçınılmazdı.

Televizyon ekranlarına da yansıyan törenlerde sergilediği tevazu ve konuşmaları sırasında verdiği mesajlar, hiç değilse başlangıç olarak, Macron’un ‘Avrupalı bir Trump’ olmayacağının, hatta bir ‘karşı-Trump’ olduğunun işaretlerini taşıyordu.

Hem de fena halde.

Fransa’nın bölünmüş ve katmanları birbirinden kopma raddesine gelmiş toplumsal yapısını onarmaktan.. yeni bir Rönesans’a kapı aralamaktan.. Charles de Gaulle’den itibaren kendisinden önce gelmiş cumhurbaşkanlarının olumlu yönlerine sahip çıkacağından.. demokrasi ve insan hakları ideallerini sürdüreceğinden.. dem vurdu Macron

İnandırıcı biçimde.

Eminim, ilk turda kendisine oy vermeyen her dört kişiden üçü de (ilk turda oyu yüzde 24’te kalmıştı Macron’un), konuşmalarını dinledikten sonra, kendisine fırsat tanımaya karar vermiştir.

“Önce Fransa” dedikten sonra Avrupa Birliği (AB) ve uluslararası ittifakların önemini de vurguladı Fransa’nın yeni cumhurbaşkanı.

Bizim dilimize de, konuyu anlayamamak, çevreyle uyum sağlayamamak anlamında kullanılan ‘Fransız kalmak’ deyimiyle olumsuz biçimde giren Fransa, Macron’u seçmekle, uluslararası arenada “Ben varım” demiş oldu.

Sıfırdan bir beyaz sayfa açma imkânı sağlayarak…

Neyse.. Onu Fransızlar ve Fransa’da yaşayanlar düşünsün…

AK Parti’nin yol haritası

Biz kendi gündemimize gelelim.

Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi, Cumhurbaşkanlığı ve AK Parti çevrelerinden aldığı bilgilerle donattığı yazısında, bu yılın önümüzdeki altı ayının Türkiye için bir ‘değişim süreci’ olacağını duyuruyor.

AK Parti’de, hükümette, yerel yönetimlerde değişiklikler yapılacak, eskilerin yerine heyecanlı kadrolar gelecekmiş…

Kendisi de bayağı heyecanlı cümlelerle bu yeni dönemin özelliklerini veriyor: “Su aktı, yatağını buldu” diyor partili cumhurbaşkanlığı değişikliği için; “AK Parti bir çınar gibi büyümeye devam edecek” de diyor. AK Parti ‘yeni bir hikâye’ yazacakmış…

Bekleyelim bakalım.

Evet, tahmin ettiğiniz gibi, Selvi’nin heyecanını paylaşamıyorum. İyi niyetli beklentiler bunlar, ancak ülkenin ve siyasetin şartları AK Parti’ye öyle bir hareket alanı sağlamıyor.

Referandumda oylar tam ortasından bölündü; ilk yapılması gereken, Macron’un Fransa’da yapacağını söylediği türden bir birleştirici üslup ve ona uygun bir normalleşme arayışı olmalıydı.

Yapılabilir bir şey midir bu ülkemizde? Abdülkadir Selvi’nin aktardığı ‘yol haritası’ umutlanmamızı getirecek bir ayrıntı vermiyor. “Ülkeyi kutuplaşma ile götüremeyiz, şimdi normalleşme zamanı” diyor, ama belli ki, bu, onun kendi beklentisi…

Heyecan eksikliğinin fark edilmesi önemli elbette, ancak bunun kadroların değişmesiyle giderilebilecek bir eksiklik olduğu tespiti ne derece doğru?

‘Yeni bir hikâye’ ise eski hikâyelerin tekrarından öteye gidebileceğe benzemiyor.

Noktalı virgüllü açıklamalara konu edilen dış politika tercihlerimiz bile tarihsel anlamda bir kopukluğu içinde barındırıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Çin gezisini izleyen gazetecilere verdiği beyanata göre, durum şu: Birkaç maddede yoğunlaşan taleplerimize ABD Başkanı Donald Trump olumlu cevap verirse, ne âlâ; cevap olumlu olmazsa muhtemelen ‘İpek Yolu’ macerasına atılacağız.

AB ile ilişkilerimizi ise ‘pamuk ipliği’ benzetmesi bile karşılamıyor.

Cezaevleri vaktiyle devletin en hassas konumlarında bulunmuş (savcı, yargıç, polis şefi) ve okumuş yazmış (akademisyen, gazeteci, yazar) kişilerle dolu bir ülkeyiz; böyle bir ülkede ‘normalleşme’ nasıl gerçekleştirilebilir?

Umutsuzluk yakışmayacağı için, bu yazıyı şöyle bağlayayım: Umarım üzerine hep iyi şeyler yazılacak bir beyaz sayfa bizde de açılır.

ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. Beyaz sayfa ve oylar ortadan ikiye bölündü…
    Fransa’nın kazanan adayının inandırıcı olmayan vaatleri yalan da olsa güzeldi der gibisiniz. Oyların tamamını olmasa da yarıdan fazlasını ilk turda almanın da ortadan yarılma olarak nitelemeniz tarafınızdan beklenen bir durum..
    15 Temmuzda FETÖ’cüler başarılı olsaydı maazallah ikiye değil üçe beşe bölünecekti küçücük Anadolu.
    Beyaz sayfa sizin beklentiniz doğrultusunda yazılacak olursa Temmuz tarihi tekerrür eder diye korkmuyor musunuz? İçerideki bahsettiğiniz her okumuş yazmış masum mu gerçekten? Öyle bir üslupla yazmışsınız ki elimde fırsat olsa onları çıkarıp benim giresim geldi.. ülke bölünmesin diye.

    • 249 insanımızı katleden her kimse her türlü cezaya layıktır. Bunu planlayan ve kurgulayanlar da tabiki. Ancak hicbir şeyden haberi olmayan kandırılan ve taban olarak ifade edilen 40 binden fazla insanın iceride olması bu yapılanları haklı göstermiyor. Ayrıca bir kalemle işinden edilen ağaç köküne layık görülen savunması alınmadan işine son verilen -Ne yazıkki zulüm yapılan dindar insanlar ‘zulmü yapanlar da daha dindar olanlar’- insanlar varken siz hangi beyaz sayfayı umit ediyorsunuz???

  2. Yönlendirmeli dahi olsa yaygın haber ağları sebebiyle ilgilenenler önemüzdeki dönemde Ak Partideki olasılıkları görebiliyor.
    Temenniler ise kuantumdan yüzeye çıkıncaya veya günümüze gelinceye kadar bizler süper devletlerin dayattığı
    yeni gündemler içinde olacağız.
    Kaderin ağları içindeyiz; örülecek kısımları konuşuyoruz.

  3. ABD’de ve Fransa’da cumhurbaşkanları seçilmiştir. Bu başkanların Sermaye ile özel durumları var. ABD başkanı Sermaye tarafı mı yoksa Pentagon tarafı mı olacak, yoksa bunları uzlaştıracak mı? Fransa cumhurbaşkanı Sermaye tarafı mı olacak yoksa Avrupa Birliği tarafı mı yoksa bunları uzlaştıracak mı, daha belli değil.
    Türkiye’ye gelinirse Türkiye’de cumhurbaşkanı yeniden seçilmedi ama cumhurbaşkanı güvenini yeniledi. Başkanlık sistemi ile Türkiye AB yerine ABD’li düzene doğru yol aldı. Sermaye Türkiye’yi yanına alıp dünyayı sömürmeye devam etmek istiyor. Türkiye Sermaye’nin mi yanında devletlerin mi yanında yer alacak daha bilinmiyor. Türkiye ABD ile mi yoksa Çin ile mi iş birliği yapacak belli değil.
    Koru dahil tüm yazarların hataları vardır. Sorun kişi sorunu değildir, unvan sorunu hiç değildir. Sorun düzen sorunudur. Merkezi yönetim ile halk yönetimi, kuvvet yönetimi ile halk yönetimidir. Düzen değişmedikçe hamam aynı hamam, çalışanlar aynı çalışanlar. ‘Evet’ler gösterdi ki merkezden inkılap olmaz. İnkılapları halk yapar. Peygamberler yoluyla yapılır. Adil Düzen Partisi’ne bunun için ihtiyaç vardır.

  4. AKP/Erdogan stratejik dusunmesi kapasitesinden yoksun gozukuyor son 4-5 senedir. Hep taktiksel, anlik ve coklukla reaksiyoner tepkiler sekillendiriyor politikalari.

    Gorusunuze katiliyorum, “Heyecanli yeni kadrolar”, “Daha iyi is yapacak belediyeler” v.s. gibi soylemler asil mevzularin anlasilmadigini gosteriyor. Hala “Ben dedim oldu”, “Ben %50’den cogum, ne istersem yaparim” mantiginin yanlisligi anlasilmiyor.

    Ama burasi Turkiye, gercekten sonuc alacak bir rakip cikmasi cok zor kisa vadede. Bu yuzden temenni kokan Macron degerlendirmeniz Turkiye’ye uyarlanamaz gorusumce.

    Ufak bir istek: Ocak Medya ne zaman “gercek bir medya/haber sitesi” haline gelecek? Su anda, ne yazik ki, benzer gorustuke yazarlar ile devam ediyor ve “habercilik” anlaminda biraz zayif kaliyor. Lutfen Ortadogu medyasindandaha cok alinti/haber/yorum.

  5. Kamuoyuna umutsuzluk pompalamak niye? Her olumlu değişim ülkemiz için umut olur. Kuruluş aşamasındaki kadrolar o günün koşulları içinde iyi hizmetler yapmış olabilirler. Ancak metal yorgunluğunu biliyorsunuz ama bunu lider için düşünmeyin çünkü, Lider vasıflarındandır ki lider koşullara uymaz yeni koşulları oluşturan yeteneklere sahip olandır..

  6. Cezaevlerinin suçlu veya suçsuz olduğu henüz kesinleşmemiş binlerce insanla dolu olduğu gerçeği hepimizi derinden yaralıyor. Neye yanalım bilemiyorum. Memlekete hizmet edecek bir sürü değerin heba olması bir yana bu insanların yakınları acaba nasıl bir ruh hali içindeler?
    Memleketimizdeki hukuk siteminin nasıl işlediğini az çok bildiğimi sanıyorum. İçerideki bu zevat bulundukları makamın icap ettirdiği görevi ifa etmeleri gerekirken nasıl oldu da biryerlerden gelen talimata göre iş yaptılar?
    Kendi kendime, bir yandan askerlerimiz nasıl oldu da iltisaklı oldukları yerin talimatı doğrultusunda darbe yapmaya kalktılar diye soruyorum; diğer yandan da darbe başarılmış olsaydı eskilerde yaşamış olduğumuz darbelere bir yenisi eklenmiş olcaktı diye düşünüyorum.
    Eskiden olsaydı başörtülü birisine kelepçe takılıp götürülürken millet feveran ederdi, şimdi ise kimsenin aldırdığı yok.
    Biryerlere doğru gittiğimiz kesin ancak istikamet doğru mu değil mi şimdilik kimse bilemiyor.

    • O insanlardan birisinin yakınlarının “7”den -70″e ruh halinin beyanıdır.Yargısız infaz mahkumunun babası,beni elli yıl sonra sol paralelinde oy kullanmaya mecbur ve mahkum edenlerden yüce Rabbim bunun hesabını sorsun diyor.

      Küçük oğlu ise,annesine soruyor: Anne, babamı oradaki askerler mi bırakmıyor ki evimize gelsin. “Her Türk asker doğar belki amma, bundan sonra doğduğuna pişman edilebilir. Hele hele kelepçeli, başı öne eğik, tesettürle kız ve kadınların zalimce götürülüşünü görünce gözlerim doluyor. İnançlı insanlar bunları yapamaz, belli ki nefisleri inançlarını baskılıyor.

    • Başörtülü birisi üniversiteye giremediği için protesto gösterisinde kelepçe ile gözaltına alınırsa, olaya bugün eskiden daha fazla tepki gösterilir kanaatindeyim. Allah’a şükürler olsun o günler geride kaldı. Bugün kelepçelenen başörtülülere isnat edilen suç çok başka. Millet o yüzden olayları sükünetle takip ediyor. Suç, suçlunun kıyafeti veya mesleğine göre farklı muamele görürse asıl o zaman feveran etmek gerekir.

      • Bugün tutuklanan basortululere isnat edilen suc silahli teror örgütü uyesi olma ve darbeye kalkışma. Silahi eline alanda bu halka sıkan da bellidir. Allah rızası icin bir seyler yaptığını düşünen insanlara bu suçları yakistiranlar da yapanlar kadar suçludur… Kişiye göre ayrı adalet uygulanırsa oradan hayır çıkmaz zulüm çıkar. Birileri aldandim deyince birileri bana ahmak deyince hicbir sey olmayacak diğeri garip ya sendikaya üye ihraç, bankada hesabi var ihraç vs vs… Bu uygulamaları makul görenler fazlasına değil aynısına layıktır…

  7. Yol güzargahı değişmişse, haritayı da değiştirip, yenilemek gerekir. Öyle bir iradeyi göremiyorum. “Eski tas, eski hamam” olacaksa, hamamı değiştirmek neye yarar?

  8. ”Beyaz sayfa”..

    Kirlenmiş demeyeyim ama karalamış olduğumuz sayfaların hesabını nasıl vereceğiz..hep beraber… Yaşanan bu süreç içerisinde, toplumun her birer ferdi olarak bu ”kararmış sayfalarda” hiç mi sorumluluğumuz yok?

    Ülke Doğu ile Batı bloku arasında, bir o yana bir bu yana salınıyor, görünüşe bakılırsa çaldığımız kapılar da hep yüzümüze kapanıyor. Neden, güven vermiyoruz da bundan mı?

    İçeride, siyaseten ortadan ikiye bölünen toplumsal yapı, bunu tamir edecek siyasi partilerin olmayışı ve kavgalı bir siyasi dil…

    Üstüne, kapasitelerinin üzerinde misafir ağırlayan ve yenileri inşa edilen cezaevleri.. Yanında, sürecin tutuklu yakınlarının da işsizlik, sağlık güvencesiz, açlık ve toplumdan tecrit edilerek cezalandırıldığı ”tam açık” cezaevleri.

    Bu sorunları çözebilecek ne bir yasama, ne bir yargı ne de bunları harekete geçirebilmenin yollarını haykıracak bir medya var artık.
    Bunlarla beraber siyasi partiler, STK’lar bu kararmış sayfaların birer mütemmim cüzü.

    Ee.. şimdi ”beyaz sayfalar” kimin için, ne için, nasıl açılacak?

    Kararmış sayfaları silerek başlansa bile, sayfalar, üzerinde karalama izlerini uzun süre taşıyacağa benzer.

    Beyaz sayfalara ani geçiş ‘şok etkisi’ yapabilir, iyisi mi önce ”kara sayfaları” silerek işe başlamalı..bu işlem sonucu ”gri sayfalar” elde edilir ki, bu en azından toplum üzerindeki ayrışmayı, kutuplaşmayı ve mağduriyetleri hafifletir.

    Bu tecrübeden sonra da ”beyaz sayfa” iddiasını gerçekleştirmeye vaziyet almaya hak kazanılmış olur.

    Yoksa, geçiş biraz zor ve zaman alacağa benzer..

  9. Merhaba. Goruslerinizin hepsine katılmasa da makul ve mantıklı yazıyorsunuz. Siyasal ıslam davasına ömrünü vermiş bir kişi, tüm devlet organları üzerinde tek söz sahibiyken, kendisine ciddi bir rakibin çıkmasına müsade edermi? Mesela ben olsam ciddi bir rakibi bir bahaneyle iceri attirrim, seçimden sonra sucsuzlugu anlaşılır serbest birakilir. Ne dersiniz?

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here