Özal ve Demirel istemişti, peki Mustafa Kemal neden ‘başkanlık sistemi’ ısrarında olmadı?

25

‘Başkanlık sistemi’ni savunanların ağızlarından düşürmedikleri bir cümle var: “Başkanlık sistemini daha önce Turgut Özal da istemişti, Süleyman Demirel de istemişti” cümlesi…

Doğrudur.

Hatta Turgut Özal için Süleyman Demirel’den daha doğrudur.

Bana anlatmıştı Özal

Özal siyasi hayatta yer almaya karar verdiği ilk günden itibaren savunmaya başlamıştı ‘başkanlık sistemi’ni; Demirel ise Özal’ın erken vefatı üzerine onun yerine seçilip Çankaya Köşkü’ne taşındıktan bir müddet sonra…

Turgut Özal 12 Mart askeri müdahalesi sonrası işsiz kaldığında, gelen davet üzerine, Dünya Bankası’nda (WB) çalışmak üzere ABD’ye gittiğinde, çok yönlü bir kapının önünde açıldığını fark etmişti: Dünyanın en ileri bilinen ülkesi (ABD) ile WB tarafından görevle gönderildiği Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinde mevcut sistemleri yakından gözleme kapısının…

Yıllar önceye dair bir gözlemini kendisinden aktarayım:

Afrika ülkelerine gittiğinde iki farklı yapı bulmuş Özal; ülkeye girerken gümrükte ve para bozdurmaya gittiğinde bankada gözlemlediği: Birinde bayağı bir vakit alan evrak doldurma zorunluluğu.. diğer ülkede ise işlerin hemen dakikasında hallolması..

“Neden?” sorusunun cevabı ülkenin daha önce kim tarafından yönetildiğiyle ilgiliydi Özal’ın tespitine göre: Bürokrasiye gömülmüş ülkeler büyük ihtimalle Fransa’nın eski sömürgesi; diğerleri ise İngiltere’nin…

Rahmetli, “Anglo-Sakson sistemi kolay” sonucuna varmıştı doğal olarak…

Kendisinin etkili olduğu 1980 sonrası dönemde uygulamaya koyduklarının büyük bölümü Özal’ın bu gözlemine dayanır.

“Başkanlık sistemi olsa daha iyi olur” inancı da…

ABD’de kaldığı kısa sayılabilecek süre (1971-1973) sonunda Türkiye’ye dönerken, Turgut Özal’ın kafasında siyasete girmek ve yılların birikimi gözlemlerini uygulamaya koymak niyeti de vardır.

Dönmeden önce, bayağı ayrıntılı ‘dünya nereye gidiyor, Türkiye ne yapmalı, sistemini nasıl elden geçirmeli?’ sorularına cevap teşkil eden bir rapor hazırlayıp, dönemin başbakanı ve eski yol arkadaşı Demirel’e gönderdiği bilinir.

Raporda önerdikleri arasında ‘başkanlık sistemi’ de vardır.

Özal rahmetli çok istemişti sistemi ‘başkanlık sistemi’ ile değiştirmeyi. Kafasındaki örnek de ABD’ydi.

Demirel’in başkanlık sistemi

Süleyman Demirel’in hikâyesi ise farklıdır.

Kendi gözlemlerimi aktarmama gerek yok. Cumhurbaşkanlığı döneminde en yakınında gencecik bir diplomat olarak bulunmuş Mehmet Ali Bayar, sorduğunda Abdülkadir Selvi’ye anlatmış zaten; o da bugün yazısında aktarıyor.

Okuyalım:

“Sayın Demirel, ‘Türkiye tıkandığında bunu demokrasi içinde açalım. Sistemdeki tıkanma bunalıma dönüşmeden millete götürelim’ diye bir çaba içindeydi. Bizden de bu tıkanmanın yollarını açacak çalışmaları yapmamızı istedi. Amerikan tipi başkanlık sistemini esas almadık. Çünkü ABD’nin geçtiği tarihi süreçler ile siyaset kültürü farklıydı. İngiliz sistemini de etüt ettik. Bizimki kıta Avrupa’sının sistemi olduğu için en uygun sistem Fransız tipi yarı başkanlık sistemiydi.”

Aynen öyledir.

Başından o zamana kadar iki askeri darbe (12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980) geçmiş, bir diğerini (28 Şubat 1997) kendisini yerinde bırakacak biçimde yoluna koymuş bir politikacının arayışı olarak ortaya çıkmıştı sistem değişikliği önerisi…

Evet, ‘başkanlık sistemi’ni siyasi hayatının noktalanmasından hemen önce Demirel de istemişti.

Siyasi tarihimizde derin izler bırakmış iki devlet adamının ikisinin de ‘başkanlık sistemi’ istediğini hatırlayıp hatırlatanlar doğru söylüyor…

İkisi de istemişti ‘başkanlık sistemi’ni…

Asıl sorulması gereken soru başka: “Neden istedikleri halde gerçekleştiremediler?”

Süleyman Demirel’in yapabileceği fazla bir şey yoktu…

Fakat Özal, 1980 sonrası, gücünün zirvesindeyken ve ara ara konuyu tartışma gündemine de sokmuşken, değişikliği gerçekleştirmek üzere zorlayıcı bir havaya hiç girmedi.

Askerleri ikna edemediği önemli bir gerekçedir elbette; askerlerin konuya ters bakması da nostaljiktir.

Daha önemlisi şu: Birdenbire patlayan etnik terör buna izin vermedi.

“Terörün o dönemde patlamasında sistem değişikliği tartışmalarının ne kadar etkisi vardır, bugün de terörün azması ne kadar sistem değişikliğinin yeniden gündeme gelmesiyle ilişkilidir?” üzerinde durulması gereken sorulardır.

Palas pandıras sistem değişikliğine gidiyoruz bugün, artılarını ve eksilerini tartışmadan hem de…

Sistemler ithal edilmez önemli devletlerde

Her ülkenin siyasi sistemi o ülkenin tarihi mirasıyla yakından ilişkilidir.

Başkaları tarafından örnek alınan hiçbir ülkeye, sistemi, başka ülkelerdeki işleyişe bakılarak ithal edilmemiştir.

Amerika Birleşik Devletleri, birleşik hale gelmek için bir iç-savaş verildikten, birbirine ters bakan eyaletler, teker teker, bir anayasa ve bayrak etrafında George Washington tarafından birleştirildikten sonra oluşmuştur. Güçlerin dağılmasını sağlayıcı ana eksendir ABD’de ‘başkan’

Fransa ise, başından yalnızca ihtilâl (1789) geçmiş bir ülke değildir; ihtilâl sonrasında da askeri yönetimler, konsüller, yine krallar gördükten sonra, ‘yarı başkanlık sistemi’ni bir daha aynı yanlışlıkları yaşamamak üzere tercih etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘parlamenter sisteme’ sahip oluşu da birilerine öykünerek veya tesadüfen olmamıştır.

Kurucu babalar, başta Mustafa Kemal, ABD’yi, İngiltere’yi ve elbette Fransa’yı ve sistemlerini biliyordu. Bugünden geriye baktığımızda, Mustafa Kemal kişiliğine ‘parlamenter sistem’den daha uygun değil midir ‘başkanlık’ veya ‘yarı başkanlık’?

Neden ‘parlamenter sistem’ oldu?

Çünkü, Cumhuriyet idaresine, bir bağımsızlık savaşı sonrasında ulaştı Türkiye; o savaşı da İstanbul’daki Mebusan Meclisi’nden Ankara’ya ulaşan milletvekillerinin oluşturduğu Millet Meclisi yönetti.

İstiklâl Savaşı’nı yönettiği için kendisine ‘Gazi’ unvanını veren Meclis…

Fransa’nın, ABD’nin sistemleri tarihlerinden aldıkları derslerle kurulmuştur ve sistem tercihinde ‘daha iyiyi yakalamak’ değil, ‘yanlışları daha iyi önlemek’ endişesi hâkimdir.

Aynı durum Türkiye Cumhuriyeti için de söz konusudur.

Her üç tercihte de ‘dizginleme’ arzusu ön plandadır.

MHP yolu açtı

Sistemler de değişebilir elbette. Nitekim, ABD’de de, Fransa’da da, günlük işleyişte sistem kaynaklı sorunlarla karşılaşıldığında değişiklik kampanyaları açıldığı, sistemleri inceleyen siyaset bilimcilerin farklı sistem önerileri seslendirdikleri olmuştur.

İki gün önce Prof. Juan Lintz’in “ABD için parlamenter sistem daha uygun” tezini ve bunun siyaset bilimciler arasında güçlü destekçileri olduğunu yazmıştım.

MHP’nin de destek vermesiyle AK Parti’nin nicedir arzuladığı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ise ‘en mükemmel’ bulduğu için şiddetle gerçekleşmesini istediği ‘başkanlık sistemi’ne gidilmesinin yolu açılmış gibi.

Ne diyeyim, hayırlı uğurlu olsundan başka?

ΩΩΩΩ

25 YORUMLAR

  1. Ben hala feto grubuna ait insanlarin neden farkli sehirlerde farkli isimler kullandiklari seklinde yaygara cikarildigini anlamadim. Gercekten boyle birsey varmi acaba
    Birde darbeyi kesinlikle tamamen FETO grubuna yikmak yanlis kesinlikle
    Fehmi bey DERIN FETO DAN BAHSETMISTI kimse kim bu derin feto demedi.
    Acaba diyorum bazi insanlar sucu fetoya atarak kendilerini gizlemeyemi calisiyorlar.
    Bu darbe icinde saklanan dis ajanlar, icte double kisilikli turk ajanlar, erdogan dusmanlari, turkiyr dusmanlari ve feto dski kandirilmislarla, fetoya sizmis derin feto elemanlari var.
    Tabiiki iceride su an sucsuz insan var feto tarafindan da feto haricindende

    Darbeyi devlet neden onlemedi diyosunuzya

    1- nazi suclusu olarak cok az sayida insan hukum giydi ya Bizdede 50 kisiyi darbe suclusu olarak iceri alsak yeter babindan cirpinan lar varmi yokmu.
    Peki eger 50 kisiyse bu isi yapan
    Ve suclanmasi gereken.
    Ve biz devleti olayi bilmekle ve onlem almamakla sucluyorsak
    Su an iceride olan o binlerce asker devlet degilmi. Onlar neden onlemedi darbeyi.
    Yada o devlet dedikleriniz degilmiydi o 50 kisi ye destek veren.

    Daha farkli bakalimmi olaya
    Darbeyi turkiye gazetesinde yazan ugur bey diyelimki cok safca yazdi bunu hic bir tane darbeci okumadimi bu adami.
    Acaba bu adamin kendisi mitmi, fetocumu, fuat avnimi yoksa
    Bu sorulari sormak aslinda cok yersiz lakin su sorularida soramiyorsaniz
    Herzaman karsi tezi dusunmek lazim
    Bu isler aynen cambaz oyununa benzer.
    Acaba diyorum
    Acaba, cunku yazim (zaman harcadigim, emek verdigim canim yazim: hernekadar aptalca olsada bana ait) makasa gelirmi yine diye korkuyorum. Ama korkma cesur ol. Yazmaya devam.
    Acaba FETO yu cok iyi tanidiklarini iddia edip te darbeyi tahmin edemeyenler yada darbeden once feto boyle birsey yapmaz diyenler, fetonun darbe yapacak kadar gucu yok diyenler, fetonun askeriyedeki orani ancal ve ancak %1 yada %5 diyenler, darbe ihtimalini tamamen basite yada sifira yakin gorenler o zamanlar HEDEF MI SAPTIRDILAR, nedersiniz?
    Dis basin darbe diye bagirirken neden ic basinda bazilari fetonun gucunu neredeyse yok saydi o zamanlar.
    Seytan iste
    Birde merak ediyorum acaba ALMAN DEMOKRASISI NE DURUMDA medyalarinda nazi paralelci yapilanmayla ilgili ne tur haberler var.
    Bence oradaki insan haklarida en az bizdeki kadar onemli
    Insan haklarina Duyarli yazarda kalmadi artik turkiyede hepsi su an iceride ama sanirim eger almanya hakkinda yazmak isterlerse devlet izin verir.
    Disaridaki ozgurlukcu yazarlara cok is dusuyor bu ara.

    Saygilar

  2. Türkiye’de yapılan parlamenter ve başkanlık sistemi tartışmaları siyasal alanın oluşumu yönünden oldukça önemli…
    Bu tartışma hem cari sistemin sorgulanmasına, hem de yeni siyasal seçeneklerin şekillenmesine, tartışılmasına ve değerlendirilmesine yol açıyor…

    Burada parlamenter ve başkanlık sisteminin iki özelliğinden söz etmenin zorunlu olduğunu görüyorum…

    Parlamenter sistemin ortaya çıkışını ve neyi düzenlediğini anlamanın, hangi siyasal sistemin bizim için önemli olduğunu ortaya koyacağını düşünüyorum…
    Parlamentarizmin Roma Cumhuriyetinden örneksenerek İngiliz deneyimiyle evrensel anlamda biçimlendiğini biliyoruz…

    Parlamentarizmin, mutlak otoriteye karşı, sivil unsurların kazanımlarını koruduğunu, egemenlik yetkilerini mutlak siyasal güçten kopartarak anayasal kurumlara dağıttığını da biliyoruz…
    Bu anayasal iktidar dağılımının kanlı bir mücadele süreci sonucunda elde edildiğini hatırda tutmakta fayda var…

    Burada kraldan-sultandan ya da aristokrasiden-oligarşiden, etkin bir sınıf -örneğin burjuvazi- aracılığıyla halka aktarılan -halk egemenliği yoluyla- bir siyasal güçten söz ediyoruz…
    Bu siyasal güç aktarımı küçük bir gruptan, daha geniş bir gruba doğru yapılır ve çoğu zaman egemen hale gelen etkin sınıfın karakterini taşır…

    Bu yapılanma etkin sınıfın karakterini kamusallaştırabilmesi için siyasal iktidarın halka devrini gerektirir…
    Siyasal iktidarın halka devri, toplumun-halkın kurucu unsur olarak mutlak iktidarın yerini almasıyla sonuçlanır…

    Bu haliyle parlamentarizm sivil yönetimi ve anlayışı genişletip tahkim ederek siyasal iktidarın sınırlı yapısını birey-insan-vatandaş temelinde güçlerin işbirliğini yoluyla kurar…
    Burada piramit ters çevrilmiştir…

    Başkanlık sisteminin ise, Roma İmparatorluğundan örneksenerek Amerikan deneyimiyle evrensel anlamda biçimlendiğini biliyoruz…
    İmparatorlukların büyük coğrafyaları ve yerel çeşitlilikleri göz önünde bulundurulduğunda siyasal yapılanmanın rasyonel olarak tek kişinin iradesi etrafında şekillenmesi ihtiyaca uygundur…
    Bu yapılanma güç yoğunlaşmasına yol açar…

    ABD ve Rusya örneklerinde bu durum değişik nitelikleriyle yakından görülür…
    Bu iki devlet zamanımızın imparatorluklarıdır…
    ABD açık bir federal anayasal başkanlık sistemi olarak, sivil toplumun fiili ve anayasal gücü ile demokrasi geleneği, sıkı kuvvetler ayrılığı, sınırlı başkanlık gibi kurallarla siyasal istikrar kazanır…

    Rusya’da görünüşte federal bir parlamentarizm, gerçekte ise daha çok devlet başkanı veya başbakan olarak V. Putin’in iradesinin geçerli olduğu bir başkanlık sistemine sahiptir…
    Rusya’nın imparatorluk yapısı gereği açık bir başkanlık sistemine ihtiyacı var…
    Burada piramit yerli yerindedir…

    Parlamenter sistem toplumu öne çıkararak, varlığını toplumsal-bireysel güçten alır…
    Başkanlık sistemi ise, devleti öne çıkararak, toplumu-bireyi yönlendiren devlet gücünü esas alır…

    Şimdi ne istediğimize karar verebilir miyiz ki?

  3. bu konuları tartışmak şu zamanda zor. ülke ohal de yönetiliyor tartışma serbest degil. sistem ülke faydasınamı şahız faydasınamı degiştirilmek isteniyor.ülke normale dönsün her konu daha rahat tartışılır.

  4. Uzun yıllardır yaşadığım Almanya’da önemli gazeteleri günlük takibediyorum. Internet sağolsun. Alman gazetelerde Türkiye’de olduğu gibi yaygın bir „Köşe Yazarlığı“ sistemi yok. Gazeteciler uzman oldukları konularda yorumlar yazarlar, ama hergün değil. Televizyonlarda da benzer bir durum var. Alman televizyonlarında hafta da bir defa olan bir konu üzerinde tartışma proğramları Türkiye’de değişik kanallarda hemen hergün var. Almanya’da insanlar değişik kaynaklardan bilgi edinerek kendi fikrini oluştururken, Türkiye’de bazılarının fikirlerini üstlenme alışkanlığı var gibi geliyor bana.
    Bu sitede hoşuma giden önemli bir nokta, ülke için çok önemli konularda bilgiler ortaya konarak bize kendi fikirlerimizi oluşturma konusunda destek olunuyor. Yani yemek masaya pişmiş gelmiyor. Masadaki malzemelerle herkles kendi yemeğini yapabiliyor.

    • ABD ve AB neden Türkiye nin istikrarsız olmasını istemelerine anlam veremiyorum… Abd ve Ab için biz Pazar konumunda bir ülkeyiz, onlar üretir biz tuketiriz… Örneğin Almanya WV araba üretir biz tuketiriz, Abd iPhone üretir biz tuketiriz… Hal böyleyken adamlar Türkiye ekonomik olarak iyi durumda olsun ki Abd ve Ab nin ürettigi mamulleri rahat rahat kullanalim

      • istikrar istememelerinin yüzlerce sebebinden biri de tam budur. sen araba üretemezsin teknoloji yatırımına para ayıramazsın onlarınkini satın almak zorunda kalırsın. çünkü üzerine saldıkları fetö pkk daeş hdp vb hainler ordusu yıllarca enerjini paranı zamanını tüketir…
        bir de bireysel zaaflar işin içine girince tam istenilen hasıl olur. mesela onlar ortalama 2000 kelime ile konuşur ve daha önemlisi düşünürken bizde 300 bilemedin 400 kelime ile idare edilir . tabii bu miktar düşünmeye bile pek yetmediğinden istikrarsız kalmaya yardımcı olunmuş olunur.

        • Eğer Abd ve Ab nin isteklerine karşı dik durup üretim ekonomisi olabilseydik, elimize geçen parayi inşaat yerine teknoloji ve sanayiye yatirabilseydik, özelleştirilmelerden elde edilen milyarlarca doları yol, köprü, baraj yerine ülkeye $ girdisi sağlayabilecek adımlar atabilseydik… bunları çoğaltabiliriz, ama yapmadık çünkü teknoloji ve ağır sanayi yatırımları onlarca yıl sabır gerektiren adımlar,.. bizse günü kurtarma telasindayiz, bir sonraki seçimi kazanma telaşinda… Abd ve Ab nin şu anki konjonktürde ülkemizi istikrarsızlığa sürükleme gerekçesi yok

      • Sayın Polat, düşüncelerinize katılıyorum.
        Okullarınızda aklını kullanmasını bilen öğrenci yetişmeyecek, üniversitelerinizde bilimsel çalışmalardan ziyade kutuplaşma ve kavga olacak, Köylere yatırım yapmayacaksınız ki herkes şehirlere koşsun, elinizdeki kapitali ihracata yönelik üretime değil şehire gelenlere ev yapmak için inşaata harcayacaksınız, yurt dışına bilimsel çalışmalar için giden akademisyenlerin pasaportlarını iptal edeceksiniz, gazeteciler sadece bizim istediklerimizi yazacak, ülkede başkanlık kurulacak diye yıllarca tartışacaksınız, kısacası bütün gücünüzü rejim tartışmalarına ayıracaksınız diyerek kalkınmamızı önleyen ABD ve AB‘ ye selamı kessek iyi olacak galiba! Belki o zaman nedenlerin dış güçlerde değil kendi beyinlerimizde olduğunu farkedebiliriz.

    • Sami bey, yapmayın lütfen. bir yorumum zaten onay bekliyor. şimdi bir yorum daha yazacağım o da onay bekliyecek. Ben dünyada başkanlık sisteminin en büyük düşmanıyım. Beni AB ve ABD ile bir tutuyorsunuz. Belki benden sonra başkanlık sistemine en çok karşı olanlar abd ve ab olabilir ona itiraz etmem. Ama başkanlık sistemine en fazla karşı çıkan benim.
      Karşı çıkmamın sebebi de, bir başkanın emir ve buyrukları ile yönetilmek isteyen insanlardan hazetmiyorum. Çünkü ben, tebaa olan değil, vatandaş olanlarla komşuluk yapmak istiyorum. Sokakta, kendi vicdanı, kendi aklı, kendi bilgisi ile hareket edip, yaptıklarının sorumluluğunun farkında olan insanlarla karşılaşmak istiyorum. Başkanlığı istemiyorum, çünkü kendi ahlakı, kendi dini olmayan, bir başkasının emir ve buyruklarına göre doğruya karar veren insanları görmek istemiyorum. Çünkü, başkalarının emir ve buyruklarına göre davranışlarını belirleyen insanların çoğunlukta olduğu toplumda ahlak olmaz, din olmaz, vicdan olmaz. Alnı secdeye varan gülenciler o nedenle kimsenin aklına gelmeyen kötülükleri gönül rahatlığı ile yaptılar. Çünkü kendi akılları, kendi vicdanları, kendi ahlakları, kendi doğruları yok onların. Onlar yerine gülen karar veriyordu. Gülenin doğru söylediklerine onlar da doğru, gülenin yanlış dediklerine onlar da yanlış dediler. Onun için bu ülkede bu kötülükler, böylesine örgütlü olarak yapıldı. İşin teknik boyutunu geçin. ülkemizdeki başkanlık tartışması zaten “ülkemiz için daha mı iyi” düşüncesi ile yapılmıyor. Öyle de gündeme gelmedi. Akp muhalefette olsa başkanlığa karşı çıkacak, zaten daha önce karşı çıktığı pekçok şeyi şimdi kendileri yapıyor. Onun için, siz beni kandırmaya çalışmayın, ben de sizi kandırmaya çalışmayım. İşin doğrusunu söyleyim. İlk başka, ben kendi beynini kullanan, kendi vicdanı olan insanlar bu ülkede güçlü olsun diye başkanlığa karşıyım.
      Bir de, insanları kandırmak için söylenen “bu ülke koalisyonlardan çok çekti” lafına da bir sözüm olsun. bu ülkenin başkanlıktan çekeceğinin yanında, koalisyonlardan çektikleri sinek vızıltısı kalır. Bunu kulağınıza küpe edinin.
      İkinci nokta, parlementer sistemin uygulandığı ve başarılı olduğu, yığınla ülke var. Birileri bu ülkelerin bazılarında krallık olduğunu söyleyecektir. doğrudur da, ancak kraliyetin devlet yönetiminde bir etkinliği yok.
      o ülkelerde kral da yargılanabiliyor. hani sizi, beni (beni demeyim de çevrenizdekileri) böyle kandırmak isteyenler olabilir diye peşinen bunu yazdım.

      • bir ilave yapmak istiyorum. Konu benim akplilere karşılığım gibi algınabilir. ben -cı, -ci olan insanlara karşıyım. yoksa isteyen istediği siyasi partiye üye olur. Bu insanlar kendi beyinlerini kullanmak yerine, kendi vicdanlarını kullanmak yerine, bir başkasının beynini, bir başkasının vicdanını kullanırlar çünkü. bunun herhangi bir parti ile ya da kesim ile alakası yok. bu herkesimde böyle. solcusu, sağcısı, atatürkçüsü, vs.
        Atatürkçüsü derken bir ilave daha yapmam gerekti. atatürkün bu ülkeye yaptığı katkıların değerini bilip bilmemek, atatürkün yaptıklarını, zekasını taktir edip etmemek farklı birşey. atatürkçü olmak farklı birşey. genellikle, bu ikisi birbirinden ayrılamıyor. Ben atatürkçü değilim ama atatürke bu ülkeye verdiği hizmetler için minnet duyuyorum. Ayrıca dehası da hertürlü övgüyü hakediyor.

  5. hayırlı uğurlu olsun eyvallah ta. sistemin tartışılmadığından yakınmışsınız. tartışın. fikirlerinizi açın. zaman zaman satır aralarında dile getiriyorsunuz ama bir yazı dizini hazırlayabilirsiniz mesela.

    sistem üzerinden tartışılmıyor maalesef. varsa yoksa Erdoğan. sadece bu mesele olsa iyi. bırakın siyaseti en ufak günlük olaylarda bile bazı kimseler evirip çevirip konuyu Erdoğan ya da akp düşmanlığına getirip en alakasız konuyu eleştiri malzemesi yapabiliyor. ancak maalesef bu bir tür kirliliğe yol açıyor ve nitelikli eleştiriden yoksun bırakıyor.

    parlementer sistemi biliyoruz iyi kötü. koalisyonlardan çok çektik ve anayasanın durumu ortada. bu bir gerçek. öte yandan yeni sistem hakkında pek bir bilgimiz yok. ancak MHP konuyu toplumun bir parça daha geniş kesiminde mutabakat sağlanacak bir noktaya çekiyor. önemli olan ülkenin iyiliği. kimin işine yaradığı gözlüğünü çıkarmak gerekir. sonuçta önümüze sandık gelecek gözüküyor ve buna karar veren halk olmalı. ülke için faydalı mı ona göre bilgilenmeli ve karar vermeliyiz.

    ancak yeni sistem hakkında fazla bilgi olmasa da büyük bir kesimin kiminin olumlu kiminin de olumsuz fikri hazır görünüyor. hayırlı olsun.

    • Yaşamayan hukuk zaten anlaşılmıyor, yazılı hukukun da cahili olunca,tartışma demokratik hukuk düzeni platforumdan sağa-sola savrulup eksen kaybediyor. Konu, ülkenin bekası, toplumun selameti bağlamında ele alınarak, partizan bağnazlıktan kurtulmak şartı olmazsa olmazdır. Onun için olmuyor işte..

    • Didem hanım merhaba, bu siteye yorum yapan hanımların sayısını an az beyler kadar olmasın’ı çok istiyorum İnşAllah bu sayı artarak devam eder. Gerçekden sizin ve Nisan hanımın isimlerinizi görünce mutlu oliyorum ikinizinde ellerinize sağlik. Benim niyetim sizi eleştirmek değil fakat kafama takılan bir kaç soru var onlari sormak istiyorum.Ben Erdoğan’ı ilk istanbul belediye başkan adaylarının tartışma programıda gördüm ve kendisine hayran kaldım daha çok seçildikden sonra Sözenle ilişkileri kibarlığı vb,vb ben MHP den başka partilere hiç oy vermyi düşünmiyordum ve o yıldan sonra sirf Erdoğanı’n barişci ve adaletli olduğunua inandiğim için onun partisine oy verdim,(şimdi keşke ellerım kırılsa’idide vermeseidim) diye bileck duruma geldim. S,1.Neden kimse Eski CB Abdullah gülü ve çocuklarini örnek göstererek sorayim nede onlara millet pek ses çıkarmadıda? Erdoğana hele hele CB oldukdan sonra milletın bu kadar sizin deyiminizle “düşman” bana göre “eleştiri” içerde ve dişarda, insanların, devletlerın,ve gazetecilerin bu kadar negatif tepkisi ile karşılaşiyor? Çok eski değil bu saydıklarım 2011 kadar Erdoğan’ı göklere çıkarirlarken şimdi Diktatör diyiyorlar?
      S.2.Adalet ve Kalkınma Partisi “düşmanlığı”
      Sizce AKP şu an bunların hangisini uyguliyor?Adeletimi? Kalkınma’imi? Sizden ricam bu sorularima mantıklı bir cevap almak.Hoşca kalin.

      • merhabalar
        aslında hiçbir yere yorum yazmam ama bu aralar sanırım hepimiz birşeyler söylemek ihtiyacı duyuyoruz. son birkaç günkü yorumlarımda aslında sorduğunuz soruların cevabı var. ben de sizin yorumlarınızı okudum. demirtaşı” kibar bir beyefendi” olarak tanımlamışsınız darbeden içeri girenleri ise ”devlet Müslümanları içeri atıyor ” diye. bazen sorarız ama amacımız anlamak değildir değil mi?
        kadın dayanışmasına gelince belki burada bir şansımız olabilir.

  6. Fehmi be deyim yerindeyse yine, “topa girmedi.” Pozisyonu uzaktan izleyip, değerlendirmesini yaptı. Evet ama, yetmez, “Yararlı uğurlu olsun” temennisiyle noktayı koymadan önce, analitik yaklaşımla süreci güncelleştirmesini, başkanlık projesinin açıklanan kısmıyla ilgili bölümünü mercek altına alıp, fikrini söylemesini beklerdik.

    Sayın Korunun yazılarını faydalı bulduğum için memnunum. Belirtmek istediğim, fazlaca konjonktürel davrandığı kanaatimdir. Sonuç olarak, Sayın Koru’nun zengin sermayesini okurlarıyla paylaşmada daha cömert olması beklentisidir.

  7. Parlamenter sistem vezirlik sistemidir. Kuran’da Musa’nın kıssasında ve Firavunun Hamanı (vezir) vardır. Dört hale başkanlık sistemi ile yönetiliyordu. Başarısız olmuştur. Emeviler başkanlık sistemi ile yönetiliyordu. Başarısız oldular. Abbasiler Selçuklular Osmanlılar vezirlik sistemi ile yönetiliyordu. Başarılı oldu. Türkiye devleti daha sonra parlamenter sistemine geçti. Başarılı oldu.

    Sistemi değiştirmek ülkeye çok pahalıya mal olur. Büyük avantajları olmalıdır. Yoksa israf olur.

    Hiçbir sistem birden değişmez. Önce kurumları değiştirmek gerekir. Sonra sistemi değiştirebilirsiniz. ABD ile Türkiye çok farklıdır.

    1- ABD kenarda bir yerdedir. Dış tehlike yoktur. Türkiye tam merkezdedir en çok Türkiye’de tehlike vardır.
    2- ABD’yi Sermaye yönetir. Seçim sistemi öyle yapılmıştır ki parası olan kazanır. Türkiye’de ise Asker yönetiyordu. Vazgeçtik. Bizde sermaye olmadığına göre ya ABD sermayesi ile yönetileceğiz. Ya da askeri yönetime döneceğiz.
    3- ABD federe devletlerden oluşan federal devlettir. İşi ABD sermayesinin dünyayı sömürmesini sağlamaktır. Amerikayı federe devletler kendi kanunları ile yönetirler. Türkiye’nin büyüklüğü ve ulusal yapısı federal devlet olmaya müsait değildir. İyi bir ABD sömürgesi yapmaktan başka bir şeye yaramaz.
    4-ABD de yargı üstünlüğü vardır. Juri sistemdir. Başkanı da denetleyebiliyor. Türkiye’de hakimler atanmaktadır. Yargı denetimi ile denge sağlanamaz.

    Türkiye Hukuk devleti olmadığı için nasılsa yazılanlar uygulanmayacaktır. Varsın istediklerini yazsınlar. Nasılsa herkes bildiğini okuyacaktır. Biz şimdi devleti değil de kooperatifi Kur’an düzenine göre düzenlemeye çalışıyoruz.

  8. Hayırlısı olsun bakalım. Ama başkanlık sistemini kimse bilmiyor daha fazla açıklanmalı. artıları eksileri üzerine çalışılmalı hep birlikte karar verilmeli. ama işte bizde uzlaşma kültürü olmadığı için malesef. o yüzden millet olarak birbirimizi sevmiyoruz. birbirimizi sevsek ötekileştirmesek birleştirici olsak ama işte.. Allah bizlere birbirimizi sevmeyi ve ülkemizi sevmeyi nasip etsin. (amin)

    Pek çok selam ve dua ile..

  9. merkez bankası rezervi belli yarın dolar 3.5 olsa bile merkezin yapacağı fazla birşey yok.
    2015’te başlayan ve darbe girişimi ile iyice derinleşen ekonomik durgunluk devam ediyor.
    içerde işid terörü ve pkk terörü artarak devam ediyor.
    dinci devlet imajı yüzünden turizm bitmiş.
    yanlış dış politika yüzünden mal satacak ve ihracat yapacak ülke kalmamış.
    abd ile ilişkiler hiç olmadığı kadar kötü.
    ab ile ilişkiler kopma noktasına gelmiş.
    fed faiz artırmak üzere.
    2017 başında ekonomik notumuzun bir kez daha kırılacağı kesin.
    emlak balonu patlamak üzere.
    bütçe sürekli açık verdiği için yeni vergiler konuluyor.

    yukarıdaki tespitlerin olduğu bir ülkede devletin basi ne yapıyor peki? ab ile ilişkilerin donması ve ekonomik yaptırımlar gibi risklerin olduğunu dönemde çok diplomatik! bir dille sağa sola meydan okuyor ve en buyuk derdimiz ise yukarida sayilanlar degil: baskanlik sistemi!

    Bazen bu ulkenin insanina buyu mu yapildi diye dusunmuyor degilim. Cunku boyle bir zamanda hala bu akil tutulmasina devam edilmesinin baska izahi yok… baskanlik sistemi. Belki de yarin obur gun bu kotu gunler bittiginde aklimiza gelip gulecegimiz ve kotu anilari hatirlatacak o sozcuk…

    • Bu ülkenin insanına büyü yapılmadıysa da, en az büyü kadar tesirli birşey yapıldı: Pavlov’un deneyinden çıkan şartlı refleks(şartlanma) ve daire içindeki fil deneyiyle deyim olan “öğrenilmiş-öğretilmiş çaresizlik…

      İnsan hem şartlanmış, hem de öğretilmiş çaresizlikle malul olunca, “biz nebülek böyyüklerimiz bülür” tutsaklığı hükümran olur. Ne diyeyim, Allahü teala(cc) kurtarsın.

  10. Mazisi binlerce yıl geriye giden Türk devlet geleneğinde her zaman devletin tek başı olmuştur. Dolayısıyla başkanlık sistemi bu
    geleneğe uygundur. Parlamenter sistemde ise iki başlılık söz konusu, biri cumhurbaşkanı biri de başbakan olmak üzere.

    Parlamenter sistemin Türkiye uygulamasındaki en büyük sakıncası güçlü tek parti iktidarları çıkarılamayan yılların kaybedilmiş olmasıdır. Kısa süreli koalisyon hükümetleriyle hiç bir gelişme sağlanamamıştır.

    • bekir bey başkanlık ya da parlamenter derdim yok benim
      benim tek derim yasama görevi gören vekilerimizin parti tabanları tarafından önseçimle seçilip seçilmeyecegi önemlidir.şu anda vekil listesini lider yapıyor ve vekil kendini bana karşı degil liderine karşı sorumlu hisediyor bu sistem degişmeden gidilecek bir başkanlıkda ne degişecek bana bunu anlattan tek bir allahın kulu olmadı heceleyerekte analatabilirisiniz ben dinlerim

    • bekir beyin yorumundan benim anladığım genetik kodlamamızda öyle ya da böyle tek adam etrafında toplanabildiğimiz gerçeği var. saygılar…

      • Osmanlı’da “sadaret “makamı var. Ama padişah bir sadrazamı istediği zaman görevden alırdı. “Devletin başı” denildiğinde padişahtan başka bir isim de akla gelmezdi.

        Öte yandan Kanuni’nin Fransa kralına yazdığı mektuba ” Ben ki…” diye başlayıp sahip olduğu ülkeleri sayması meşhurdur.

        Elbette padişahlık sistemi geride kaldı.

        Didem hanımın da dediği gibi, bir liderin, bir önderin etrafında toplanmak, birleşmek geleneğimize, kültürümüze uygundur; en azından ters düşen bir şey değildir.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here