Nazlı Ilıcak’ı ne yapalım: Hapislerde çürütelim mi? Yoksa idamı mı düşünelim?

27
Nazlı Ilıcak gözaltında

Nazlı Ilıcak hakkında savcı müebbet hapis cezası talep etmiş..

Türkiye’nin ağır bir ekonomik buhran içerisinde bulunduğu, İdlib’te bütün denklemleri tersine çevirme istidadını içinde barındıran olumsuz gelişmelerin tehdidine uğradığı, ABD ile Rusya arasında ittifak tercihlerinin geleneksel dengeleri zorladığı bir ortamda bana en ağır gelen günün haberi bu oldu.

Daha önce ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmamış mıydı Nazlı Hanım?

Ağırlaştırılmış müebbet, idam cezasının olmadığı bir ülkede, idamın mukabili oluyor.

İdam cezası olsaydı… Nazlı Ilıcak’a ağırlaştırılmış müebbet cezası veren mahkeme ona idamı mı layık görecekti?

Peki ne yaptı Nazlı Hanım da bu ağır mı ağır cezaları hak ediyor?

[Yazının burasında bir küçük parantez açmam gerekiyor: Ne zaman mahkemelerin verdiği cezalar veya tutuklu yargılamalar ya da hapisteki gazeteciler üzerine görüşlerimi paylaşsam, üzerinde kalem oynattığım meslek grubunun veya hakkında yazı yazdığım kişinin siyasi eğiliminin dışında kalan kendisinin de mağdur edildiğine inanan tanıdıklardan, tanıdık yakınlarından serzeniş mesajları alıyorum. ‘‘Bizden de niye söz etmedin’’ mesajları. Haklılık payı olan bir serzeniş bu. Ancak isim vererek birinden söz etmekle aynı veya benzer durumda bulunan başka kişiler hakkında da yazdığımı düşünüyorum ben. Burada da Nazlı Ilıcak bir örnek. Bunu hatırlatmak istedim.]

Tanıdığım Nazlı Ilıcak

Nazlı Ilıcak bizden önceki gazeteci neslinden. Kendisini önce bir okuru olarak tanıdım; daha sonra meslektaş haline geldiğimizde yakından tanıma fırsatı buldum. Gazeteci olarak içinde yer aldığı bütün etkinliklerde etrafındaki kendisinden daha yaşlı veya çok genç diğer gazetecilerden hiç geride kalmayan bir aşk ve heyecan içerisinde olması beni hep şaşırtmıştır.

Yanlış yazmama endişesini her ortamda belli eden bir yazardır Nazlı Hanım. Sürekli birilerini arar ve danışır, kendisine önerilen kitap ve makaleleri bulur-buldurur, vardığı sonuçtan emin olmak için yeniden ilk danıştığı kişiyle bulgularını paylaşır.

Siyasete yakın ilgi duyar, siyasilere saygısı ve hayranlığı vardır; bu yüzden bir dönem milletvekili olarak Meclis’te bulunmuş, orada heyecanını belli eden konuşmalar yaptığı, görüşler açıkladığı için siyasi yasaklı haline de gelmiştir.

Evini sürekli siyasiler ve gazetecilere açık tutmuş, en kritik -siz bunu ‘karanlık’ olarak anlayın- dönemlerde moralleri yükseltmek için sevdiği-beğendiği çizginin mensuplarını evinde ağırlamıştır.

Bu da yetmemiş, 28 Şubat döneminde, ülkemizde yerleşik yabancı gazeteciler ile seçtiği Türk meslektaşlarını biraraya getirerek, ülkemizden dışarıya yanlış değerlendirmeler gitmesinin önüne geçmeye çaba göstermiştir.

Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılması, başlatılan yenilikçi hareketin partileşmesi süreçlerinde evi kendisi gibi düşünenlerle siyasilerin bir araya geldikleri bir mekan haline dönüşmüştür.

Gazeteci kimliği ile siyasetçi kimliğinin iç içe geçtiği ilginç bir kişiliktir Nazlı Ilıcak

Böyle biri ‘terör’ sözcüğünün veya ‘casusluk’ suçlamasının muhatabı olabilir mi?

Oluyor işte.

İyiliğini düşündüğü ve zarara veya mağduriyete uğradıklarında derhal yanlarında yer aldığı kişilerin bazısı tarafından kendisinin bazı yaklaşımlarının, bazı tavırlarının, bazı yazılarının beğenilmediğini biliyorum. Olabilir. Ancak o kişilerin bile Nazlı Ilıcak’ın ‘demokrasi-dışı’, yasal olmayan, kendi ülkesinin aleyhine gelişebilecek bir eylemi olabileceğine inandıklarını sanmam.

Beğenilmemek, sevilmemek.. başka mesleklerden farklı olarak gazetecilikte.. olumsuz bir hal sayılmaz…

Gazeteci, yanağında öpücük yerine tokat izi bulunmasını hoş karşılayan kişidir de.

Yazdıklarımı kendisi hakkında ‘karakter tanıklığı’ sayabilirsiniz.

Beğenmeyen ayıplar, kendisinden uzak tutar.

Adalet herkese lazım, Nazlı Ilıcak’a da…

Tarih her dönemde hukuki yanlışlıklar yapılabildiğinin örnekleriyle dolu. Türkiye’nin ağır ve hain bir darbe girişimine muhatap edildiği bir dönemi henüz geride bırakamadık ve bu durum günümüzü de içten-dıştan eleştiriler alan hukuki sorunlarla karşı karşıya getirebiliyor.

Nazlı Ilıcak -ve tabii yazıları veya yorumları yüzünden cezaevlerinde bulunan diğerleri- ile ilgili davaların bu gözle değerlendirilmesinde yarar var. Bunlar yanlışlıklara hiç bir biçimde düşülmemesi gereken dünyanın da gözünün üzerinde olduğu davalardır.

Yargının saygınlık ve itibarının korunması açısından da elzem olan budur.

Hatırlatmak istedim.

ΩΩΩΩ

27 YORUMLAR

  1. Mesele hukuk değil Tanrıların gazabına uğramak. Güç sahiplerinin intıkamıdır. Ibreti alem olsun gerçek ülkenin sahiplerini bilin artık denmek isteniyor. Bir daha kimse heveslenmesin . Güç sahipleri Gücünü tahkım etmiştir. Kimse hukuk diye birşey aklından geçıreyım demesin. Varsa Sırada olan olacak budur deniyor.

  2. Podsdam’da hakimler var.

    Berlin’e resmi ziyarete gittiğimizde sizi önce Podsdam’a götürürler. (Potsdam Prusya’nın başkentidir, yani eski Almanya’nın. Ve Fransız kökenli Alman kralı Prusya’nın başkentinde kralın kendisine yaptıracağı Botanik sarayın hemen altında değirmeni almak ister ve Değirmenci ve vermez. Ben, kıralım alırım der. O da der ki: Potsdam da hakimler var ve mahkemeye gider mahkeme Değirmenci’nin lehine karar verir. şimdi kıralım der, beraber kahve içebiliriz) ve Potsdam dan sonra sizi dünyanın ilk Borsası olan Berlin borsasına götürürler . [hukuki güvenliğin yani emniyetinin olmadığı yerde ekonomi olmaz] derler. Nazlı Ilıcak’ın gazetecilikten yargılanması ve müebbet alması konusunda bu olayı hatırlamak lazım.
    Bir de ahşap süresinde son sayfada [SADAT imiza KUBERAmiza itaat ettik], ayetinin hemen altında Hz Musa [EY KAVMİM NİYE BANA EZİYET EDİYORSUNUZ, SİZE BİR ELCİ OLDUGUMU BİLDİGİNİZ HALDE. SONRA ALLAH ONU BERAAT ETTİRDİ, ONLARİN KİYLU KALLERİNDEN]

    İnşaallah iddia bile olmayacak bu tarz kiylu kalden Allah hepimizi beraat ettirsin.
    Teşekkürler iyi çalışmalar.

  3. Geçenlerde Doğu Perinçek 28 Şubat Erbakana değil Fetullah hocaya karşıydı ,bugün 28 şubattan çok daha ilerideyiz dedi. Hatta 15 Temmuzdan önce darbeyi de ilgili birimlere bildirdik dedi. Buna karşı herhangi bir söz eden olmadı. Bu şekilde operasyonların arkasında kimin olduğu bilgisini de net olarak vermiş oldu.
    Ak parti ve cemaat Ergenekona savaş açarak büyük hata yaptı , Türkiye eldeki bulgurdan da oldu, iyi kötü işleyen bir demokrasi ve hukuk vardı en azından . Planın ‘Güleni ve Ak partiyi’ bitirme projesine göre işlediği görülüyor. 10 yıl önce Ergenekona savaş açanlar bilinçli şekilde bu işe sürülmüş ve tuzağa çekilmiş gibi sanki. Bir numara ve Ergenekon uzmanı yazarlar ne kitaplar yazdı o zaman .TV lerde çok popüler olmuşlardı. Ama ne olduysa ergenekona ölüm diyenler bugün askere tuzak kuruldu falan demeye başladılar.
    Nazlı Ilıcakta bunlardan biriydi ve dünkü çocuk cemaat ve Ak partinin 150 yıllık devlet sistemini bitireceğine inandı ve aldandı. Gereksiz yere devleti karşısına aldı.Herkes kendi işini yapması gerekirken üstüne vazife olmayan işler yaptılar. Entrikaların hiç bitmediği bir ülkede Devlet kendini dış etkilerden korumak ve güvene almak ister.
    Ulusalcılar da bu ülkenin gerçeği, diğerleri de .Keşke oturup konuşabilseler, anlaşsalar da dış düşmana karşı beraber mücadele edebilseler. Birlik ve beraberliğin çok önemli olduğu günlerdeyiz….

  4. “Gider abicim gider. Ya adam gibi gider. Ya da gitmek zorunda kalır. Vicdanlar kaldırmayınca ne olacak? ‘Ben sizin üstünüze bindim daha da inmem.’ diyor. Böyle olur mu? Gider abicim gider. Bu gidişle Türkiye’nin tabanı sola kayar.”

    “Ya adam gibi gider, ya gitmek zorunda kalır”
    Paralel yapı mensuplarına göre Erdoğan’ın bundan 3 yıl önce yurt dışında bir ülkeye kaçması gerekiyordu. Kaçacak dedikleri Erdoğan kaçamadı ama “Kaçacak” diyen herkes sırra kadem bastı.
    Nazlı Ilıcak’ın ve benzerlerinin tek suçu bence gaza gelmiş olmalarıdır. Cezaevinden gazete köşe yazarlarına gönderdiği mektuplardan anlaşılıyor. Bence biraz fazla haksızlık ediliyor.
    Aynı şu anda meslekten ihraç edilen binlerce kişi var mağdur olan…
    Bilerek veya bilmeyerek Milleti gaza getirip devlete savaş açtıran, piyon gibi kullanan,tek doğru ve haklı kendi olduklarına inanan, hizmet için herşeyi mübah sayan şu an içerde, dışarda veya yurt dışına kaçan kriptolar yakalanmadığı sürece, Nazlı ılıcak ve benzerlerinin, mesleğinden ve ailesinden uzak kalanların mağduriyetleri devam edecek gibi görünüyor.
    Bunlar canhıraş tek sorumlu gördükleri hükümete saldırıp duruyorlar, belki de amaçlarına ulaşabilirler ama kaybettiler milleti ve ilahi kelimatullah davasını… Şefkat tokadı yediklerini de görmüyorlarsa o daha vahim… sadece militanlık yapıp dururlar…

  5. Televizyonda bile “yine yeşillendi fındık dalları”türküsü eşliğinde diğer darbeseverlerle program yapacak kadar kendisine güven verilmiş birinden bahsediyoruz.Fetö darbesine destek veren birinden bahsedyoruz.Oğlu biraz insiyatif göstermiş ve Emine Hanıma attığı iftira için “anne bunun böyle olmadığını sen de biliyorsun,kızgınlığından böyle yazıyorsun”diye uyarılmış birini bu kadar masum görmeniz pes doğrusu.

  6. başkanı, yardımcısı , ordusu, ekonomisiyle tv de ülkemizi açık açık tehdit eden, tüm hainleri koruyan ABD ve AB, 250 şehit, binlerce gazi, işgal edilmeye çalışılan bir ülke, parçalanmaya , yok edilmeye çalışılan bir ümmet ve bunları hiç önemsemeden güya adalet savaşcısı kesilmiş beyinler… içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme yarabbi… amin.

    • Peki, içimizdeki beyinsizler yüzünden hali-hazırda şikayet (ve tehdit) edilecek bir durumdaysak bu dua etkisini yitirecek mi? Madalyonun birden fazla yüzü var, adalet yüzü görmemezlikten gelinemez. Her yüzü az-buçuk görebilmek önemli. Örneğin, Suriye konusunda yalnız bırakıldık. Esad Amerika tarafına değil bizim üzerimize doğru geliyor. Rusya ve İran’ı ikna edemedik. Putin hiçbir güvence vermedi. Esad isterse vursun, hakkıdır diyor ve Ruhani alkışlıyor.. Madalyonun bu yüzünü niye vaktiyle göremedik ki?

  7. Nazlı hanımın durumu ancak ironi ile açıklanabilir.
    Cesaretinden dolayı içeride tutuluyor anlaşılan.
    Hatta bir ara oğlu da kendisini ikaz etmiş ve “fazla ileri gitme darbe döneminde yaşamıyoruz” manasına gelebilecek bazı açıklamalar yapmıştı.
    Allah yardımcısı olsun ve bir an önce özgürlüğüne kavuşsun.

  8. yorumuma ilave!
    – Defalarca, sol kesimin bir tarafta demokrasi için işkence görürken, diğer tarafta, davranışları, söylemleri, eylemleri, hak ve adalet arama şekilleri vb. ile aslında kendi işkencecilerini beslediğini yazdım.
    – Olayın bu boyutunu kavramadığımız sürece daha çok zulümler görürüz. Onun için ısrarla bu durumu yazıyorum.
    – Ben herkesin düşünce, yaşam, inanç hürriyetini savunuyorum. bırakın insanların düşünceleri nedeniyle ömür boyu hapse mahkum olmasını, soruşturma dahi açılmasının zulüm olduğunu, baskı olduğunu düşünüyorum.
    – Ancak benimle, demokrasi için işkence gören diğer insanlar arasındaki ayrım şudur: onlar sadece kendileri veya kendi taraftarları için soruşturma açıldığında seslerini çıkarıyorlar, karşı olduğu düşüncedeki insanlar için soruşturma açıldığında ise gıkları çıkmıyor. hatta çoğunlukla da destekliyorlar. bu nedenle de, aslında demokrasi mücadelesi vermiyor, kendi zalimlerini, kendi işkencecilerini besliyorlar.

  9. Ben kişiler bazında adalet arayanlara şunu soracağım:
    – bu ülkede 5 tane mevlana ya da 5 tane yunus emre olsaydı, bugünkü zulümleri yaşarmıydık?
    – “Yine de yaşardık” diyenlere sözüm yok. düşüncesi tartışılır.
    – Ancak, “yaşamazdık” diyenler, şu an zulme uğrayanların o kadar da adil ve doğru davranmadığını da itiraf etmiş olacaktır.
    – Bunu söylerken tekrar ediyorum, sayın ılıcakın durumunun zulümden başka izahı yoktur. bu kısmı işin ayrı bir boyutu. Benim söylemek istediğim, bu insanlar zamanında şu günümüzün taşlarını döşedikleridir.
    – Bunu ısrarla yazıyorum çünkü hak ve adalet değil, A kişisinin hakkı, B kişisinin hakkı peşinde koştuğumuzda aslında haksızlığı, adaletsizliği destekliyor olacağız.

  10. Nazlı Ilıcak ve diğer gazetecilerin hiç birisi suçlu değiller!
    Suçulu olmasina suçlu değillerde! Fakat, onlari susturmak ancak ve ancak hapiste tutmakla mümkün olacağınıdan dolayı,kalemlerini “ATOM BOMBASI” olarak görenlerin baska çareleri olmadığı ve çaresiz kaldiklari için.

    Çaresiz kaldiklarindan dolayi,onlara bu tür komedi seneryoları yazarak EMRINDEKİLERIN eline verip filimin yönetmenine verdirmesine rağmen yönetmen bir türlü filimin yapimini bitiremedi, çünkü o saneryö tamemen (hayal ürünü) fiction olduğu için filimi izleyecek seyirci bulamamaktan ve ilerde INTERNATIONAL olmaktan korkuyor.

    17/25 Aralik darbesi gibi! 15 Temmez darbeside ne kadar “Erdoğan hükümetine karşi olmasina rağmen” azda olsa ucundan kenarindan NATO nun ilgi alanina girmesinden ve ilerde non fiction’ı ortaya çıkma ihtimalindan korkmaları dolayisi ile o filimi kolay kolay gösterim sokamazlar gibime geliyo,onun içinde
    askıda kalmasi için hergün bir yalan uydurmak zorundalar.

    Baksaniz ya Nazli Ilıcağın oğlu dahı reisle görüştükten sona ona övguler düzenledi, Sanki onun annesini hapise attiran Erdoğan değilde rahmetli benim babamdı!

    Yorumumun ilk paragrafinda yazdiğum şu
    satira “Nazlı Ilıcak ve diğer gazetecilerin hiç birisi suçlu değiller!”
    Peki neden hapisteler? Nedeni 15 Temmuz gerçeğini araştirip ortaya çıkaracak cesarete sahip olup, ve KALEMLERINI Başkalarının emrine vermeyip kendi bilgi ve tecrübelerine kullana bileceklerinden dolayi şu an zindanlardalar.Çünkü,GERÇEKLERIN HER ZAMAN ORTAYA ÇIKMA GIBI BIR ÖZELLIĞI OLDUĞUNU herkes gibi onlarda iyi biliyorlar.

    Bütün bu olaylar bizdeki cesaretli ve bilgili gazetecilerin konumlarıni ve çilelerini gözler önüne seriyor.

    Her ülkede gazetecilerin siyasi görüşleri olur ve olmalida fakat kendi görüşunde olan siyasetçilerin bizde arzu edilenlerin dişina çıkarak yalnişlarini gizlemek yerine açiklayanlar, ya F Koru gibi işinden olur yada N Ilıcak Altanlar ve diğerleri gibi hapislerde çile cekerek dürust olmalarinin cezasini çekerler.
    Onun için bizim Millet adam gibi politikacilari değilde kendilerınin kani ve mali ile zirveye çikan siyasetciler e ile gurur diyar kulu kölesi olurlar.

    Siyasetçilerin kalitesine Ahmet Şık örneği ile bakalim.Önceden Cemaat düşmani olarak hapise girdi,15 Temmuzdan sonra bu sefer onarın suç ortağı olarak hapis girdi! Şimdide HDP den millet vekili oluduğu için terörist oluyor.
    Bu kadar çelişkiyi soruşturmak yerine onu yüzde 52 oyla başa getirecek bir millet dünyanin neresinde var?
    Çevap, gülelim ağlanaca halimize.

    İlgilenler için! yabancılar 15 Temmuzun filimini yapmaya hazirlaniyormuşlar, bunada mahkemelerdeki ifadelerin hepisini kendi dillerine çevirerek başlayacaklarimişlar,
    . Bir kısmını çevirmişler bayağı ilgi alanlarina girmiş.
    Bakalım dizi olarakmi karşımiza çikacak yoksa filim olarakmi.
    Haberi twitter de tartişirlarken okudum ve ilgimi çekti.
    Nedense AKP trollerinde birtane dahi ortalikta yoktu. Bende buna çok şasirdim.
    Birden bire her yarden kayıp oldular.

    • EEE Sn.Nurdan hanım o dediğiniz cesaret F.koruda’da var diye biliyoruz…Ama haklı olarak çekinmesi normal,şuan tüm cesurlar özgür değiller….Artık bu yaştan sonra kodese girmeye kimse cesaret edemez….Ancak bu süreç bana sol düşünceli insanların; doğru bildiklerini her en pahasına olursa olsun savunma azimlerini gösterdi onlara gıbta etmemi sağladı…Bizim muhafazakar taife maalesef bu sınavı veremedi…

  11. Bu gün Cumhuriyet gazetesi de Perinçek gillerin etkisi altına girdi.
    Okuyabildigim bir iki yazar vardı artık onları Cumhuriyet’te goremiyecegiz.

  12. Nazlı Ilıcak ile benzer suçtan ceza evinde yatan çok değerli yazarlar var. Bir tanesi de var ki; Alim kelimesinin içini dolduran bir ilim sevdalısı.
    Garibim orada sessiz sedasız yatıyor. Kimsecikler adından bahsetmiyor.
    Üstelik kimsenin tavuğuna da kışt dememiş.

  13. Bunu yazmak Nazlı Hanıma borcumuzdur. Yazabilmek için güzel. Aslında herkes gerçekleri biliyor ama işine geldiği gibi davranıyor. Nereye kadar? Dilerim gerçeklerin anlaşılması uzun sürmez. Ali Ağcakulu’nun yazısını da bu çerçevede okumak gerekir.

  14. sayın ılıcak da diğer gazeteci rumuzlu kişilerden farklı değil.
    Gazetecilik değil, ülke yönetmeye çalışmış yıllardır. zaten içinde bulunduğumuz durumun nedenlerinden bir tanesi de bu. bu ülkede gazeteci yok, bu ülkede gazetecilik rumuzu altında ülke yönetmeye çalışan kişilerin uğraşları var.
    kuşkusuz ılıcağa yapılanları yukardaki durum aklamıyor. bizim çektiklerimizi aklamadığı gibi. sadece oğlunu dersaneye gönderdi diye zülme uğrayanların çektiklerini aklamadığı gibi.
    zülmu lanetlerken, zülme nasıl geldiğimizi de unutmamamız lazım ki bundan sonra yine aynı şeyler veya benzer şeyler yaşanmasın. Artık ılıcak gibi, ahmet altan gibilerin gazeteciliklerinin bitmesi lazım. ya da bunların gerçekten gazetecilik yapmaları lazım.
    – ben “şu kişi serbest bırakılsın. bu kişinin mahkumiyeti yanlış” gibi söylemlerle kişilere yapılan haksızlıkların peşinde koşmak yerine hiçkimseye haksızlık yapılmaması için, adalet için, hukukun üstünlüğü için sesimi çıkarıyorum. bu ülkede adaletin, hukukun üstünlüğünün, insan haklarının hakim olması için çaba göstermek gerekir diye düşünüyorum. yoksa “ılıcak bunu haketmiyor”, “altan bunu haketmiyor” babında söylem ve eylemlerin doğru olduğunu düşünmüyorum.

  15. Nazlı hanım sözde milliyetçi muhafazakarlara mazlumlara verdiği desteğin bedelini ödüyor. Zamanında ülkücülerede Tayyibede Merve Kavakçıyada büyük destek verdi.Ama onların derdi davası biryerlere gelmekmiş memleket için birşey yapmak değilmiş.Ne yaparsınki her millet layık olduğu gibi yönetilirmiş hak hukuk neyimize.

  16. Eden bulur…
    Nazlı Hanım ettiklerinin cezasını çekiyor.
    28 Şubat sürecinde ve AKP nin partileşme sürecinde Reis e yaptığı yardımların karşılığını ödüyor.
    Bütün bir millet olarak AKP yi AKP yapmanın bedelini ödemiyor muyuz?
    Milletimiz en son başımıza padişah yaptı.
    Şimdi bedelini ödüyor.
    Daha da ödeyecek.
    Nefret etmenin bir bedeli olduğu gibi çok sevmenin de bir bedeli var.
    Şimdilik bu dünya daki bedelleri ödüyoruz.
    Öldükten sonra ödeyeceğimiz bedellere ne demeli?
    Var mı 3 kuruşa 5 köfte…
    Bedelini ödeyeceksin.

  17. Nazlı Ilıcak ve benzeri durumda olanlar için üzülmek ve onlara yapılana kalben taraftar olmamak asgari vicdan sahibi olanların şiarıdır. Nazlı Ilıcak son 40 yıla şahit olanlar açısından 12 Eylül ve 28 Şubat esnasında bu millete karşı yapması gereken hizmetin 40 mislini yapmıştır diye iman etmiş bulunmaktayım. Velev ki birileri çıkıp samimiyet sorgulaması yapacak dahi olsa onlara ancak ”Kalbini yarıp baktın mı?” manasında ki meşhur kıssayı Nebevi (ASM) hatırlatmak gerekir. Ülkemiz ve dünyada tarafsız yargı kalkanı altında iş görenlerin Hak ve Adil ismi celilleri altında yer yüzünde adalet tevzi ettiklerini düşünerek takdire şayan bir icraat etmelerini gönül bekliyor. Adliye koridorlarının biblosu zannedilen kör themisin terazisi kadar tartabilmeleri onlardan en azından umuluyor. Aksini ise Kuran Azimüşşan Davut (AS) şahsında bütün insanlığa ders veriyor.
    ”Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır.” Sad-26

  18. İnternete baktım “Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken belgeleri açıklamak”la suçlanıyormuş…. Ya bu ülke yönetimi TSK nin modernize olacak ünitelerini İsrail’e ihaleye vermemiş miydi? ( http://savunma-istihbarat.com/tsk-200-tanki-yenileme-gelistirme-ihalesi-acti-bakin-niye/ ) NATO bünyesindeyiz 65-70 yıldır (tam olarak kaç yılsa artık…). Güvenlik konusunda içimizi dışımızı yıllardır bilmek isteyenler bilmekte zorlanıyorlar mı da konu bu kadar hassasmış! Israil, nükleer tesislerini bizzat o tesislerde çalışan ancak barış için tehlikeyi kabullenemeyip bir süre sonra bu tesisleri ifşa eden M. Vanunu isimli bir İsrailliyi MOSSAD ajanlarıyla yurtdışından yaka-paça getirip yargılamış ve 18 yıl hücre hapsine mahkum etmişti (https://www.wired.com/2007/10/dayintech-1005/ ). Bizde güvenlik konusunda müebbet hapis cezasını gerekli kılacak ne tür bir gizlilikmiş bu….. İnsan gerçekten merak ediyor yani…. Ayrıntılar olmayınca sembolik bir intikam hissi tatmin ediliyormuş gibi bir algı oluşuyor (veya oluşturuluyor). Böyle bir durumun kime ne faydası var? Ancak adalet mekanizmasına büyük zararı olduğu algısı şüphesiz daha büyük ve daha vahim bir algı. Bunu hesaba katan var mı acaba, kimin umurunda? Oldukça iyi hatırlıyorum. Darbe teşebbüsü olduğu an bundan şoke olan ve ilk lanetleyenlerden biri de N. Ilıcaktı (Bir çok kişi gibi o gece sabaha kadar uyumadım. Bütün medya kaynaklarını kurcalıyor konuyu anlamağa çalışıyordum).

  19. Fikir eyleme dönüşmeden hiç kimse müebbet hapis cezası alamaz. Bu evrensel bir hukuk kanunudur. Bugün ülkemizde, Komünizmin modası geçtiği ve yokolduğu halde Komünist Partisi bile var. Nazlı Ilıcak’ın elbet çok büyük hataları olmuştur. Ancak bu hata , devleti yönetme makamında olup kandırılanların verdiği hasarı devlete vermemiştir. Nazlı Ilıcak FETÖ konusunda yanılmış kandırılmış olabilir . AKP lilerin bu durumda durumu nasıl ele alınmalıdır ? 10 yıl FETÖ terör örgütüne verdikleri desteğin bir karşılığı yok mudur ? hukuk sisteminde ? Nazlı Ilıcak’ın en çok eleştridiğim yönü PKK dan kendisini soyutlamayamayan bir HDP’ye oy vermesi ve desteğidir. Ancak HDP ‘ye destek olmak bana göre yanlış olsa da kanunlara göre SUÇ değildir. Bu da bir garabettir. Hala HDP yöneticileri bebek katiline ”Sayın Abdullah Öcalan ” diye hitabetmektedir. Gerçi aynı jargonu çözüm süreci döneminde AKP’nin ağır TOP’ları da kullanmaktaydı , ancak herhangi bir soruşturma geçirmeyip sadece kızağa çekildiler , hatta buna kızağa çekilme demeyelim de medyalarındaki köşelerinde hala görevlerinin başındalar. Hatta eski bir AKP yöneticisi ” APO ‘nun siyesetin ufkunu açtığı” gibi bir zırvalık laflar etmişti. Bu sözü söyleyen muhalif kimlikli başka gazeteci / siyasetçi / vatandaş bir kişi olsaydı bugün idamla yargılanır , müebbet hapis alırdı. Habur rezaletini yaşatanlar da görevlerinin başındalar . MİT tırları Türkmenlere değil IŞID’de gidiyordu diyen eski bir MHP li hala AKP de görev yaparken , Enis Berberoğlu içerde yatıyor . Hukuk ! sisteminde aynı suç birileri için suç olurken , birileri için suç olmayabilir. Sahibine göre kişneyen Hukuk sistemi düzelmeden işimiz çok zor . Yargı bağımsızlığına ihtiyacımız temiz su ve gıdadan daha fazla ihtiyacımız var artık . Ama nerden bulacağız ? İnşallah buluruz. Allah sonumuzu hayır etsin . Hayırlı cumalar .

    • Sevgili Musa “terörü kazimişlar altından insan çıkmış” diye bir söz var.
      Bilemiyorum, belki herkez bu sözden farklı manalar anliyordur.

  20. Nazlı hanımı ben de 80 li yıllardan beri tanıyor okuyordum.Zaman zaman çok farklı fikirleri de yaşadık.Süleyman Demirel onun üzerinden demokrasi mücadelesini ilan etmişti gönderdiği mektubuyla. Merve Kavakçı konusu çok eski değil.Tayyip bey için desteklerini de kimse inkar edemez.Son dönemde siyasi bir farklılık mı müebbede gerekçe sorusu çok önemli. Fetö ise Fetö, destek ise destek ama bu insan 15 temmuzdan çok önce yanıldım diyor Üstelik bunu diyen kişinin lakabıdır “tek erkek gazeteci” Bu insan bu lafı hapisten kurtulayım diye söylemez.Hasılı fikir yüzünden müebbed ilkel kabilelerde bile olmayacak bir talep. Tayyip beye iyilik değildir bu hukuk salaşası. Süslü makamların gitmesi çok uzun değil.

      • Darbeyi destekleme konusunda mı pişman olmadı? Nazlı hanım sadece bu son darbe teşebbüsü değil bütün hepsinin yanlışlığında birleşen biri değil miydi?… AKP takımı ve bugünkü yöneticileri bürokratik alanda veya askeri alanda bütün kurumlar darbecilerle yıllar boyu birlikte çalışmadılar mı? Pişman olduk Allah affetsin diyenler kurtuldu da N. Ilıcak bunu diyemediği için mi içerde? Tarihte Türk adaleti diye bir şey varsa bunu yerle bir edenler hiç bir zaman N. Ilıcak türü insanlar olmadı. Zaten görünüşe göre, müebbet hapis verilen suçlama devlet sırrını ifşa. Pişman olup olmamak bahanesi değil!
        ……
        Kılıflardan bir kılıf beğen yani!
        Adaletse vicdan nerede hani?

        Kin siyaset bir vermiş ki el-ele,
        Adaletten ayırmak bir mesele!

        Bu, adil siyasetse er meydanı,
        Vicdan ancak bir sırçacı dükkanı…

        Darbeden daha da büyük darbe,
        Adalet darbesi! vicdan harabe…
        ……

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here