Sandıktan ‘evet’ veya ‘hayır’ çıkmasından daha önemli olan Türkiye’nin itibarıdır

15

Son zamanlarda aldığım en güzel haber bu: Devlet adına Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin, sivil toplum adına da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) işbirliğiyle bir ‘itibar yönetimi kampanyası’ başlatılıyor…

Ülkemizde yatırımları olan yabancı şirketlerin.. hepsi de aramızda yaşayan yabancı ülke kökenli yöneticileri.. kameralar önüne geçip.. “Come to Turkey; discover your own story” (Türkiye’ye gel; kendi hikâyeni keşfet) diyecekler…

O daveti yapacak yabancı şirket yöneticilerinin alfabetik sıralaması şöyle: Colman Deegan, Vodafone Türkiye CEO’su; Dae Hyun Kim, Samsung Türkiye Başkanı; Dr. Fabio Landazabal, GlaxoSmithKline Orta Doğu, Kuzey Afrika ve CIS Ülkeleri Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Bölge Direktörü; Fabrizio Guidi, Sanofi Türkiye Genel Müdürü; Felix Allemann, Nestle Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü; Guillaume Lejeune, Axa Türkiye CEO’su; Harm Goossens Unilever Yönetim Kurulu Başkanı (Türkiye, Orta Asya ve İran); Herman Gref, Sberbank CEO’su; Hiroshi Kato, Toyota Türkiye Genel Müdürü; Jean Paul Sabet, BNP Paribas Başkan Yardımcısı; Laurent Boissier, Danone Türkiye Genel Müdürü; Mark Fields Ford Motor Company Başkan & CEO; Mong Hyun Yoon, Hyundai Assan, Başkan & CEO’su; Peter Catalino, Novartis Türkiye Ülke Başkanı; Sergio Marchionne, Fiat Chrysler CEO’su…

İtalyanı.. Amerikalısı.. Korelisi.. Alman’ı.. Japon’u.. Fransızı..

Kampanya yalnızca bizim televizyonlarla sınırlı kalmayacak, Türkiye’nin turist çekmeyi umduğu ülkelerde de, Türkiye’yi tanıyan o ülkeden bir şirket yöneticisinin kendi diliyle yapacağı davet olarak, TV’lerinde gösterilecek.

Gösterilmeli.

Kampanyanın müellifleri hedef olarak şu ülkeleri seçmişler: Almanya.. ABD.. Birleşik Arap Emirlikleri.. Fransa.. İngiltere.. İtalya.. Rusya..

Bunlara son zamanlarda takıştığımız Hollanda ve İsviçre gibi ülkeler de eklenebilir.

Referandum adamların kötülüklerini tetikledi

Referandum, konusu itibariyle, tamamen bizleri ilgilendiriyor olmasına rağmen, nasıl olduysa oldu, sınırlarımız dışına taşan bir ilgiye mazhar hale geldi. İsviçre’de, Almanya’da –muhtemelen başka Avrupa ülkelerinde de– ülkenin diliyle yayın yapan gazeteler, Türkçe manşetler bile attılar…

Alman Bild gazetesi “Atatürk olsaydı ‘hayır’ derdi” Türkçe manşetine kadar vardırdı işi…

“Sağolsunlar, bizi seviyorlar da ondan” diyemeyeceğimiz türden bir yaklaşım bu.

Türkiye’nin evvel eski böyle bir özelliği var: Kem gözlerle bakanlardaki ‘yabancı düşmanlığı’nı (Latince’den alınma ‘xenophobia’ sözcüğü ile ifade edilen) ve İslamofobya’yı tetikleyebiliyoruz.

Şimdi olan bu ikisinin harmanıdır.

İhtiyacımız var mı Alman’ın veya İsviçreli’nin referandum kampanyasına fiili müdahalesine?

Hayır yok. Şimdiye kadar gördüğüm –eşit şartlarda olmasa bile– en medeni ‘evet-hayır’ kampanyalarından biri eşliğinde kanaatlerimizi kendimiz oluşturuyoruz. Alman’ın Atatürk’lü, İsviçreli’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı merkeze koyan ‘hayır’ manşetlerine ihtiyacımız yok.

Fakat işte görüyoruz, yerlerinde duramıyor yabancılar ve kritik bir anda üzerlerine vazife olmayan bir işe kalkışabiliyorlar.

ABD ile İngiltere’nin, İstanbul’dan kalkan uçakların kabinine bilgisayar ve tablet alınması yasağını, hemen her Batılı ülkenin (İsrail dahil) vatandaşlarına terör uyarısı bahanesiyle “Türkiye’ye gitmeyin” mesajı iletmesini de bu ‘xenophobik’ ve ‘İslamofobik’ yaklaşım içerisine yerleştirebiliriz.

Zarar vermek istiyorlar Türkiye’ye…

Bize düşen, ağırbaşlı olmak

Niyet okumaktan ve aynı dilden onlara mukabele etmekten vazgeçerek konuya yaklaşmalı ve yaptıklarından onları utandırmalıyız.

Galiba biz de kendimizi tutamıyor ve onları rencide edecek dilden vazgeçemiyoruz.

Karşılıklı çıkışlar en çok bize zarar verir.

Yabancı gazeteler referandumda taraf oldular ve devletler ekonomimizi baltalayabilecek politikalar belirlediler diye ağzımızı bozmamız gerekmiyor…

‘İtibar yönetimi kampanyası’, özellikle de referandum kargaşası sırasında ele alınarak devreye sokulması, bu bakımdan çok yerinde bir uygulama.

“Türk’ün Türkler’e Türkiye propagandası” yerine “Yabancının yabancılara Türkiye propagandası” yapması çok daha doğru da ondan…

Referandum ekonomimizi de tehdit edebilecek kötü hisleri yabancılarda hortlattı; o hisleri olumluya çevirmenin başka yollarını da aramalıyız.

NOT: Bu vesileyle şu yakınlarda annesini kaybetmiş olan TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’na başsağlığı dilerim. Allah merhumeye rahmet etsin, yakınlarına da sabr-ı cemil ihsan etsin. F. K.

ΩΩΩΩ

15 YORUMLAR

  1. Bu yazının devamında Bilderberg toplantıları ışığında son iki yılın değerlendirmesini beklemek acaba hayal mi olur? Sayın Hisarcıklıoğlu sevilen, hatırı sayılır ve bunu hakeden bir kişidir.
    Ak parti ve MHP’yi beğenmeyenler; Şöförlüğünü beğenmediğimiz birileri var diye otomobil almaktan vazgeçebilirciyiz? CHP veya hayır diyen bazı odakları beğenmeyenler; hurda bir otomobili sevmediğimiz birisi kötü dedi diye alırmıyız?
    Özal’ın ilk halkoylamasını Özal’a rağmen darbeye ret diye okumak çok mu yanlış olur? İkinci halkoylamasını halkın seçtiklerini ve seçilenlerin haklarını koruması olarak görmek hatalı mıdır? Bahsi geçen iki oylamanın “siyasi mevta ” çıkardığı varsayılıyor. Öyleyse HAYIR çıktığında Cumhurbaşkanımız ve Ak parti, EVET çıktığında Kılıçdaroğlu ve CHP ne olacak?
    Türkiye’de eşit propaganda örneğini kim verebilir? Güç yağcılarına güçlüler ne yapabilmiştir?
    Selametle

  2. Batı, ne yaptigi takdirde türk kamuoyu ne tür milli refleksler verir, bunu en iyi yine kendi bilir sanıyorum. Batı “hayır” için çalıştıgina göre, amacı türkiye kamuoyunu “evet” demeye yönlendirmek olmalı. Soru şu: peki niye?

  3. Kaleminize sağlık Fehmi bey,

    Dün Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Muhiddin Ali Karadaği’nin bir sohbetinde bulundum, kendisi TR ile sorulan soru üzerine kavgacı olmaktan uzak durulmasının İslami Finans vizyonunda katkı olacağını söyledi.

    Peki bunu bilmesi gerekenler neden bu metodu tercih etmiyorlar, karakterleri mi müsade etmiyor ya da kavgada hayır mı görüyorlar?

    Bi de şu Arap Natosu nedir Allah aşkına Fehmi bey.

  4. Eylemlerle söylemler uyuşmayınca ne yapsalar boş.
    Türkiye 14 yıllık AKP iktidarının sonunda uluslararası itibar açısından en dip noktaya geldi.
    Komşularla sıfır sorundan, komşuluk ilişkilerini sıfırlama noktasına geldik.
    Çiğnenmedik kırmızı çizgimiz kalmadı.
    Herkesi kendimize düşman etmeyi başardık hem de çok kısa bir sürede.
    Ama AKP lilerin gözünü iktidar hırsı öylesine bürümüş ve köreltmiş durumda ki gerçekleri görmekten bile acizler.
    Allah sonumuzu hayır etsin.

  5. Turkiye Islamofobi’yi ve su anki sorunlu iliskileri yumusak uslup ve “Medeniyetler Ittifaki” soylemini one cikartarak firsata cevirebilir. Oncelikle yabanci kamuoyu kazanilmali. Butun bunlari yapmak icin Turkiye’nin “yapmacik bir tavir almasini”, “kendisini inkar etmesini” de beklemiyorum. Turkiye, gercekten kendi gibi oldugu hali ile, bu yonde bir ulke. Bati’dan farkli ama Bati ile yan yana.

    Bu arada Bati’nin tam ne dedigini de anlamaliyiz. Adamlar bu isi sadece Gulenciler yapmadi diyor ki ben de bu gorusteyim. Hatta eminim ki humuttet te biliyor bunu. FETO’nun tek sorumlu ilan edilmesi toplumsal birligi saglamak icindi. Rasim Ozan Kutahyali’da bugunku yazisinda aynisini diyor. Kendisi goruslerine genelde katilmadigim ve fazlasiyla yandas kategorisine koyacagim biri ama dedikler -her ne kadar kendisi en “ic halkadan” olmasa da- hukumete hakim gorus konusunda fikir verir.

    Avrasya Klik’inin goruslerini ise Ibrahim Karagul’den dinleyebilirsiniz. Zaten onun yazi isleri muduru olmasi bence Avrasya Klik’inin Cumhurbaskani’ni buyuk oranda etkisine almasinin isaret fisegidir.

    • Daha darbenin içyüzünü çözemeden 100 binleri ihraç etmek 50 bin üzeri insanı tutuklamak mı milli birliği saglamak? Bu nasıl bir milli birliktir?

  6. Başkanlık sistemi yalnız ABD’de vardır. Bütün itibarlı ülkelerde başbakanlık sistemi vardır. Avrupa’nın tamamı başbakanlık sistemi ile yönetilmektedir. Türkiye’deki başkanlık sistemi Avrupa’nın ve tüm dünyanın huzurunu bozacaktır. Bu sebepledir ki tüm dünya devletleri rahatsızdır.
    Devletlerin ikinci rahatsızlığı da Türkiye’nin uçuruma gitmesi ve üçüncü cihan savaşına doğru atılmış olması nedeniyledir. Biz Avrupa Birliği’ne girmeye çalışıyoruz. Biz Avrupalılara, Avrupalılar da bize muhtaç. Kapı komşuyuz. Türkiye’deki olaylar elbette onları da ilgilendirir. Bir noktayı unutmamak gerek. Tarih boyunca biz tüm Avrupa ile savaşmadık. Avrupa devletleri içinde taraflardan birine katıldık.
    Türkiye’ye yabancı Sermaye’nin gelmesini istemek demek Türk ekonomisini çökermek demektir. Bugün köylerimiz boşalmış ekilmiyor. Küçük esnaf iflas ediyor. Gelen yabancı Sermaye yeni işçi bulamıyor. Türk işletmeleri kapanıyor yerine faizli sömürü işletmeleri geliyor. Uçurama gidiyoruz. Dış Sermaye’nin Türkiye’de yararlı olması için yabancı işçinin elini kolunu sallayarak ülkeye girebilmesi gerekir. Odalar birliği başkanı ve bakanlar başka bir şey yapmasınlar.
    Tüm dünyayla vizeler kaldırılmalı, isteyen Türkiye’ye girebilmeli. Girişte kendisine misafirlik belgesi verilir. İstediği işte çalışması da serbest olur. Sigorta mecburiyeti de yoktur. Yabancıların Türkiye’de iş kurmaları da tamamen serbesttir. Sadece Türk vatandaşı gibi vergi ödemek durumundadırlar. Devletin sadece hukuki garantisi vardır. Ekonomi garantisi yoktur.
    Bu sistemi getirdiğimizde Türkiye dünyanın merkezi olur. Dünyadaki çalışanlar Türkiye’ye gelecek ve Türkiye’de çalışmak isteyecektir. Dünyadaki bütün firmalar Türkiye merkezde olduğu için Türkiye’ye gelecekler, ucuz işçilik oluşacağı için Türkiye’ye gelecekler. Türkiye ve dünyaya yararlı olacaklar. Olağanüstü hallerle siz Türk tüccarının varlığına adil yargı kararı olmadan el koyacaksınız sonra gelin diyeceksiniz. Onlar sizin gibi akılsız değiller ki.

    • Sayın Karagülle sizin yazılarınızdaki çözüm önerileriniz tarihe not düşecek kalitede. Belki bugünlerde bizdeki çok bilmişler tarafindan önsenmiye bilir fakat ilerde ders kitaplarınada oğrencilere yol gösterici olarak geçer.Kaleminize ve ellerinize sağlık.

  7. S Koru Şu ana kadar keyifle okuduğum en güzel yazı olmuş teşekkürler.

    Keşke yabancılar bizim işlerimize karışmasa bizler bu güzelim Ülkemizde birlik beraberlik içinde birbirizi üzmeden kırmadan aşağılamadan güzel bir şekilde yaşasak Ülkemizi en güzel yerlere getirsek
    Malesef olmuyor çıkarlar idolejiler buna fırsat vermiyor eskiden içimizden hainler bulur 15 temmuz da olduğu gibi bizi yıpratmaya çalışırlar terör örgütleriyle olduğu gibi busefer direk olarak müdahil oldular işin içine
    15 temmuz da başarılı olamayınca bizi her yönden güçsüz duruma düşürmeye çalışıyorlar
    Türkiye olarakak ele alırsak bu saldırıları nekadar büyük bir ülkeymişizki bukadar üstümüze gelmelerine ramen ayaktayız Allahın izniyle
    Bunu birde S Cumhurbaşkanımız tarafından bakacak olursak bir ayağıda o
    S Cumhurbaşkanımız ın Büyük bir lider olduğunun kanıtı deyilmi bu ?
    Yazıda bahsedildiği gibi hiç üstülerine lazım olmadığı halde karışıyorlarsa işimize bizimde bunu düşünüp husumetlerimizi bir kenara bırakıp işi kişiler bazına vardırmadan nefret ve kinle deyil akılla değerlendirmek lazım deyilmi kişiler gelici geçici baki kalan
    Türkiye Cumhuriyeti ve Ümmet
    Vatanımıza sahip çıkalım İnşallah ..

  8. Ne oldu?
    ”Türkiye’nin itibarı” yara mı aldı, ya da yerlerde mi sürünüyor; neden?
    Oysa ülkemiz 2010’lu yıllara kadar zirve yapıyordu. O zamanlara kadar ülkemiz adına ne ‘yabancı düşmanlığı’ ne de ‘İslamofobia’ dan söz edilirdi. Halbuki aynı coğrafya ve aynı ülke ve aynı yönetim söz konusu.

    Bu itibar meselesi sırf ticari kaygılardan mı kaynaklanıyor? Yabancı yada çok uluslu şirketlerin cirolarına dokunmaya başladı da.. ”yabancıların yabacılara Türkiye propagandası” yapmasına muhtaç hale mi geldik? Hem de Ekonomi Bakanlığının himayesinde. Bazen de bu yabancı firmalara ‘kayyum’ atamayı bile göze almıştık halbuki…Bir pire uğruna ne çok yorganlar yanıyor, demek!

    Yok yok; bu vartadan sonra böyle bir propagandaya ihtiyaç duymuş isek..bu da ülkemizdeki yabancı şirket temsilcilerinin eline kalmışsa..bu sırf Türkiye’nin itibarını kurtarmak adına değil, belki sıkışan ekonomiye bir can simidi olmasının yanında yabancı firmaların cirolarını revize etmekle de alakalı olmalı.

    Hem bu kadar badire yaşanırken bu CEO’ların ülkemiz adına tek bir laf ettiklerini duydunuz mu? Ben duymadım.

    Madem ülkemizin itibarı söz konusu, ‘bunu kimler yere serdi’ demeden… Siyaset kurumu başta olmak üzere herkes elini taşın altına koyuversin.. Öyle, bir Ekonomi Bakanlığı ve bir TOBB ile olmaz bu işler. Evet, bunlar lokomotifi olsalar bile bu işin, arkasına dizilecek katarlar gerek.. Mesela Adalet Bakanlığı, Dış İşleri, İç İşleri, Kültür ve Truzim Bakanlıkları. Haydi, deyivesinler bi şeyler gari…Biz de varız desinler..

    Kabul ediyoruz, ”eski Türkiye’den” daha beter olduğumuzu. Yüz yıllardır yüzümüzün dönük olduğu Batı’nın yanında ‘binyıllardır’ ilintili olduğumuz kültürel coğrafyamız da bile itibarımızın sıfırlandığını.

    Haydi, hep beraber elimizi taşın altına verelim, dikelim sütununu itibarımızın! …Ülkemizdeki bütün yabancı firmaların temsilcileri ile yerli olanları da yanımıza alarak..

    Sahi, şu milyar dolarlara hükmeden Arap şeyhlerinin temsilcilerinden kimsecikler de yok mu ülkemizde..Onları da yanımıza alsak bari…

    ”İtalyanı.. Amerikalısı.. Korelisi.. Alman’ı.. Japon’u.. Fransızı..” var da Sayın Koru;

    İranı, Hindistanı, Rusyası, Çini, Suudi Arabistanı, Mısırı, Korsesi, vs.. neden olmasın?

  9. Fehmi Bey’in hükümetin icraatlarına yönelik olumlu yorumlarını ve yapıcı eleştirilerini özlemişim. Bugünkü yazısını tebrik eder, devamını diler, anayasa maddelerini ayrı ayrı irdeleyeceği yazılarını da sabırsızlıkla beklediğimizi hatırlatırım.

    Ülkemizin her şeye rağmen yükselişini sürdürdüğünü belirttiğim dünkü yorumum, bir arkadaşın bunu ispatlayacak rakamlar talebini doğurmuş. Objektif değerlendirme için en etkili enstrüman olan rakamsal kıyaslama, hükümetin elinde farklı, muhalefetin elinde farklı sonuçlar veriyor maalesef. Bu yüzden Türkiye’nin kendi inisiyatifi ile kendi istikametini belirleyebilir, meşhur tabirle kendi göbeğini kesebilir hale gelmesini yükselişinin en büyük delili görüyorum. Yine de rakam isteyen, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2002’ye kadarki tüm tarihi ile son 15 yılı mukayese eden rakamlara baksın.

    • Sağlıkta şüphesiz güzel şeyler yapıldı. Ama eğitim; sanki kasten bitirilmek istendi,sürekli değişen müfredatı kimse takib edemiyor.Yani eğitimin neresinden tutsan elinde kalıyor…(Eğitimci olarak belirtiyorum)

  10. Yani çok geniş bir yelpazede günlük gazete ve int haber sitelerini takip ediyor değilim. Kendi çapımda birbirine zıt görüşleri olduğunu tahmin ettiğim bir kaç haber portalını ve içeriğindeki köşe yazarlarını takip etmeye çalışıyorum. Fehmi Koru’ nun bugünkü yazısının bana çağrıştırdığı en barız durum şu; köşe yazarı ya da haber siteleri mevcut durumda nerdeyse hepsi bir güruh halinde olan her olayda, yapılan her açıklamada acaba benim savunduğum görüşe hizmet edecek bir tutamaç bulabilirmiyim, ya da şu yöne bu yöne çekebilirmiyim gayreti içindeler, sarıyerde bir evde arbede sonucu polisin silahından çıkan bir kaza kurşunuyla hayatını kaybeden kardeşimizi(Allah rahmet eylesin, tafsiratını affetsin) günlerce gündeminden düşürmeyen, paragraflarca yazı yazan sosyal demokrat geçinen yazar müsveddesi halepte camide ibadet ederken bombalanıp hayatını kaybeden 60 kişi hakkında tek cümle sarfetmiyor, neden çünkü o ölenler DHKPC li değil, bu olay dünyayı ayağa kaldırmalıydı, medyada rutin bir haber gibi geçti gitti… Bugünki yazının bende çağrıştırdığı durum mevcut görüşün temelinde vatan millet sevgisi ve kaygısının yattığıdır. Ben sıradan bir vatandaşım ama gördüğüm o ki köşe yazarı ya da kanaat önderi olarak karşımıza çıkarılan kişilerin büyük çoğunluğu soytarıdan başka bişey değil en masum ifadem budur, hatta bu kelimeyle övdüğüm bile söylenebilir. Bir tarafta yağmur nereye yağarsa tarlayı oraya taşıyan tipler bir tarafta kalbiyle dili ve kalemi arasında 8 viraj çizen ne idüğünü anlıyamadığımız ısmarlama yazar çizer güruhu. Fehmi Koruların, Süleyman Karagüllelerin, Veysi Dündarların çoğalması ve burdayız demeleri lazım. Surçi lisan ettimse aff ola diyecem ama önce surçi lisan ettiğime ikna olmam lazım:))

  11. Fehmi bey yabancılar bizdeki refarnduma taraf olmaları bizlerin hiç hoşuna gitmiyor ve onlarada kızmakla kalmayıp kendilerine en ağır laflar ediyoruz hemde siradan vatandaşlardan tutunda en yetkili ağizlardanda çıkan laflari kulağımız işitmiyor.
    Peki biz niye başka devletlerin seçimlerine bütün gücümüzüle mudahele ediyoruz? Mudahale ederkende maddi manevi bütün enerjimizi taraf olduğumuz kesime harciyoruz. Milletin ve tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını onlara el altından moliyonlarca dollar ödeyip basın yayın organlarımızlada desdekliyoruz. Bunu açık açık yapmamıza rağmen bizim mualıf olduğumuz taraftan tek bir suçlayıcı ve aşağılayıcı kelime duymadik.
    Bugün (Pazartesi) Almanyada Türkler oy vermeye başlamış bizim MİT’in onların gizli teşkilatına fişledıği Türklerin listesini vermiş onlarda Alman polisine vermişler ve Polisde tek tek fişlenenleri arayıp “oy vermek için elçilikler gibi mekanlara gitmeyın sizi oralarda tutuklar ve zarar verirseler biz mudahele edemeyiz.” Ne kadar vahim bir olay!
    Ben bu haberi ilk duyduğumda yalnışmi anladım diye ayri ayri kanallarda bir kaç kez izledım.
    Avrupadaki yaşiyan Türklerin özelikle her konuşmalarında altını çizerek bölündüklerini ve Türk hükümeti taraftarlarının büyük çoğunluğu casus gibi milleti fişlediklerini anlatiyorlar.
    Biz bu kafa ile gidersek, sizin yukarda listesini verdiğiniz insanlar ne kadar uğraşırsa uğraşsın onlara ancak bizimkiler rağbet ederler,yabancılar değil.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here